Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Haziran 2017 Cuma

AKP kaybederse iktidarı teslim eder mi?


Üç yazıdır 2019 seçimleri süreci ve Adalet Yürüyüşü üzerine yazıyorum ve dananın kopacağı zaman dikkatleri çektiğim konuyu nihayet başlıkta yazdım!
 Bu halk içinde ve muhalefette yaygın konuşulan mevzu. Bir iktidar tetikçisi Referandum’da sonuçlar iktidar için kötüye gitmeye başlayınca silahlı mücadele hazır olun diye twit atmıştı ya (ve ülkede tüm savcılar izine çıkmıştı o gün), aslında yaygın bir kanaati dile getirmişti.
Nisan Referandum sonuçlarını mihenk noktası alırsak, iktidar güçlerinin eğrisi, iktidarı kaybetme koşullarını yaratmıştı.
Önümüzdeki 20 aylık sürede bu eğrinin yukarıya tırmanma olasılığı mı güçlü, aşağıda inişini sürdürmesi mi..
Bu konuda yorum yapacak epey zaman var, ben kinci olasılığı göz önüne alacağım. Başlık konusu bu.

AKP iktidarı vermez diyenler haklı mı?

Önce seçim güvenliği üzerine: İktidarın referanduma kadar seçimlere, kader değiştirecek bir müdahalede bulunmadığını varsayabiliriz. Çünkü önlerindeki anketler seçimleri kazanacağını söylüyordu. Böylece, “seçim sonuçlarına saygı” - “demokratik yüzlerini” korudular.
Ama Referandum öncesi anketleri hiç de öyle göstermiyordu, son ana kadar iktidar oylarını yüzde 44 civarında kestiriyordu. Bu panik yarattı. Kendilerine çalışan ekrandan tanıdık bir anket şirketini “pompala yüzde 60’ı yavrum” diyerek feda ettiler. O da kendini ateşe attı! İşe yaramadı. Avrupa’ya açılan savaşın dozunu arttırarak “göbeğini kaşıyan” seçmen kesimlerinden oy devşirdiler.
Ve ikinci bir hazırlık yaptılar: sandıkta sahtekarlık. Anlaşıldığı kadarıyla mühürsüz evet pusulaları yüzbinlerce hazırlandı, sonra seçim kurulundaki AKP’li üyenin başvurusuyla YSK hukuk ve yasayı çiğneyerek bu pusulaları “seçmen iradesine saygı” gibi bir uydurukluğa imza atarak geçerli saydı. Bu “ya kaybedersek” korkusuna bir tedbirdi, yüzde bir ile kazanmış veya kaybetmiş olabilirler.
Ayrıca devletin doğu illerinde müthiş baskısının devreye girdiğine, jandarmanın sandıklardan silme evet çıkması için gücünü kullandığına ilişkin çok sayıda duyum alıyoruz. Zaten bu tür sandıklardaki sonuçlar da “ne edelim, ya can - ya evet” durumunu gösteriyor.

Dananın kuyruğu nerede

Referandum sonucu ve gösterdiği oy eğilimi sürerse, esas dananın kuyruğunun kopacağı zamanlar yaşayacağız.
1)       YSK’nın yasadışı kararı gündemde kalacak mı? Bu karar nasıl iptal edilecek?
2)       Seçim kurulları tepeden tırnağa bağlanmış durumda. Tıpkı yargı gibi. İktidar, hukuku, iktidarda kalma mücadelesinin ana aracı olarak kullandığı için, son sözü kullanacak olan hesap vermez - saydam olmayan kurullar ne derse o olacak.
3)       Yani milletin iradesinde kaybedeceği seçimi, sandıkta, güttüğü adamlarıyla kazanma şansını tamamen kullanacağına bahse gerebilirsiniz. Yani “atı alan Üsküdar’ı geçti” demeci hazırda bekliyor olacak.
4)       Oy ve Ötesi, siyasi oluşuma geçme toplantıları yapıyor. Durumdan kendileri için siyasi yarar - görev çıkardı. Oysa seçimlerde sandık meşruiyeti bir nolu mücadele alanı gözüküyor. Bu konuda “tarafsız gözlemci” statüsünde iyi bir deneyim sahibi olmuşlardı ve bu alanı terkediyorlar!
5)       Referandumda oy eğilimi sürerse, ve sandıkta olası sahtekarlıklar oldu bitte ile “yasal” hale getirilirse dananın kuyruğu kopacak ülkede. Tam bir illegal, meşru olmayan iktidar durumu ortaya çıkacak. Bu durum kesinleştirilince, Türkiye kesin yeni bir döneme girecektir: 2019 öncesi ve sonrası..
--

OKUR NOTU, Hüseyin Üzerli: Cumhurbaşkanının medya patronlarını toplaması üzerine, - Bunu Avrupa ülkelerinde hangi lider yapar, diye soruyorsunuz.. Hadi Avrupa’da bir lider böyle bir davet yaptı diyelim. Oraya başta -gazetesinin eski bir sorumlusu daha üç gün önce içeri atılmış- bir patron olmak üzere kaç patron gider? Hadi bir patron "reddedersem başıma gelmeyen kalmaz!" korkusuyla gitti diyelim, o zaman gazetesinin okurları nasıl tepki gösterir?

22 Haziran 2017 Perşembe  /  Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

21 Haziran 2017 Çarşamba

Dananın kuyruğunun kopacağı Kasım’a kadar neler yaşayabiliriz?

AKP iktidarı, kurduğu parti ve devlet totalitarizmini öngören sistemi güçlendirerek ilerliyor. Cumhurbaşkanı’nın medya patronlarını bile “iftar yemeği” adı altında Huber Köşkü’nde toplaması aslında bu sistemin gereklerinden biri.
Bilgisi olan birisi söylesin, hangi Avrupa ülkesinde bir ülkenin lideri medya patronlarını yemeğe çağırıp onlara üstelik gazetecilik üzerine ders verir gibi konuşma yapar? Gazetecinin kim olduğu üzerine değerlendirmede bulunur, medyayı iktidara yamama –havuzlama politikasının sonucunu adeta ideal olarak takdim eder?
Cumhurbaşkanı kendisi de net dile getirmişti, “kuvvetler birliği”nden yana bir politikacı. Devlette, hükümette bunu gerçekleştirdi... Tüm devlet birimleri tamam. Ekonomi hayatı da tam tamam değilse bile adım adım yöneltiliyor oraya.

Sabrın sonu mu, boş tehdit mi?

Aslında medyaya yönelik uzun yıllardır izlenen politika da bu “kuvvetler birliği” düşüncesinin bir parçası. Önemli ölçüde başarılmış durumda. Eh Sözcü ve Cumhuriyet gibi ayrıkları da FETÖ cadı kazanı içine atma politikası da, artık ayrık – muhalif sese sabırlarının sonuna geldiklerini gösteriyor.
Eğer bu “sabır sonu” saptaması doğruysa, muhalif yayın yapılamayacak, görüş bildirilemeyecek bir ortam için de ilerleyecekler diyebiliriz.
Adalet Yürüyüşü’ne karşı dile getirmeye başladıkları tahammülsüzlük, ve bunun da ötesinde, anayasayı çiğniyorsunuz, yargıyı üzerine salarız anlamına gelen açıklamalar da, sepetlerinde var olduğunu gördüğümüz, tahmin ettiğimiz artık sabra- tahammüle olan gereksinimi de gereksiz kılacak tam bir iktidara uyumu gündeme aldılar demektir.
Ama sanmıyorum.. Bu cümleye “henüz”ü de eklemeli miydim?
Açıkçası, Türkiye’yi büyük suskunluğun içine sokacak böyle bir şeyi başaramazlar.

Gerisi çok tehlikeli olur

Şimdilik, ülkede tüm temel kuvvetlerin, mümkün olduğu kadar iktidarla uyumlu hareket etmelerini sağlayacak bir yapıyı ayakta tutmakla yetinirler.. Bunun için de işte bildiğimiz işaret, uyarı, sopa gösterme, ekonomik olarak kısıtlama, gerektiğinde örnek olması için saf dışı bırakma gibi politikalarını gündemden eksik etmezler.
Gerisi çok tehlikeli olur, iktidar için de...
Bunu da, Referandum’da karşılarına çıkan dinamik ve kesin kararlı bir kamuoyuna, muhalif yapıya rağmen, bir adım daha ileri düzeyde nasıl gerçekleştirebilirler, soru işaretidir.
Bu bakımdan Adalet Yürüyüşü dinamizmin sürdürülmesi anlamına da geliyor.

Fıtratında demokrasi yok

Referandum, aslında iktidarı farklı düşünmeye sevk etmesi, ortalığı yumuşatması gereken bir sonuç üretti.
Yani otoriterleşmeyi gevşetecek, daha anayasal ve yasal davranmaya geçecek ve karşılarındaki kesin ve kararlı muhalefeti yumuşatacak bir yeni politik davranış biçimine geçmeleri gerekir..
Fakat, görülen, bunun fıtratlarında olmadığıdır!
Yoksa yanılacak mıyım?
***
Yazımda 1 Kasıma doğru neler yaşayabilirizi anlatacaktım, fakat böyle bir giriş zorunlu oldu..
Perşembeye senaryomu yazacağım.

BİR KİTAP:
İLKER BAŞBUG, SORUNLARLA YÜZLEŞMEK

İlker Başbuğ, üretken bir insan. Oturup, Mucize isimli tiyatro eseri bile yazdı. “20. Yüzyılın En Büyük Lideri Mustafa Kemal Atatürk” kitabından esinlenen oyun sahneye bile kondu. Başbuğ geçen yıl da “Unutulan Ada Kıbrıs”ı da okuruna ulaştırmıştı.
Kırmızı Kedi’de bu yılın başlarında, “yanıtın bir parçası değilsen sorunun bir parçasısın, belki yüzleştiğin bazı sorunları çözemezsin, ama yüzleşmediğiniz hiç bir sorunu çözemezsiniz ana fikri kılavuzluğunda  Sorunlarla Yüzleşmek” kitabını yayımladı. Türkiye’nin en temel sorunlarına çözüm yolları önerdi. Atatürk’ün “Mektep, kurulacak yeni devletin temelini oluşturacak” saptamasını anımsatarak eğitimi ön plana çıkartıyor.
Başbuğ ülke sorunlarıyla derinden ilgilenmenin çok temel bir yurttaşlık görevi olduğunu anımsatıyor. Sorunları 9 başlık altında topamış. “Türk Ordusuna yapılan komplonun analizi”, “Mustafa Kemal Atatürk: demokrasiye geçiş dönemi lideri” gibi ilginç başlıklar var. Sohbetlerimizin birinde “Türkiye için tek başıma bile kalsam dağa çıkarım” sözünü söylemiş Başbuğ’u okuyun.
20 Haziran 2017 Salı  /  Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet