Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Eylül 2017 Cumartesi

Koydum kaldırdım: Gece rüyada görüp gündüz uygulamak

Eğitimin üç ana konusu- sorunu var:  İlki fırsat eşitliği, ikincisi nitelik, üçüncüsü de özgür düşünebilen öğrenciler - eğitim - okullar..  Tüm diğer sorunlar bunların alt başlıklarıdır.
İktidar, çağdaş dünyada süren ülkeler arasındaki daha iyi eğitim ve daha iyi yaratıcı ve yeteneklerini dışa vurmuş bir gençlik yaratma yarışına katılmadı.
Asla böyle bir düşünceleri - sorunları da olmadı.
Eğitimde tüm yasal ve siyasi ağırlıklarını,
*tüm milli eğitim okullarında din öğretilerini mümkün olduğu kadar öne çıkarmaya ve
*tüm okulları da mümkün olduğunca imam hatipleştirmeye verdiler.
Gelinen nokta, demin bir videoda seyrettiğim bir olgudur: Öğretmen adında birinin sabah sınıfta din adına tüm çocukların katıldığı bir selamlaşma adeta andı içiriyor..
Valiler, kaymakamlar öğrencilerin mümkün olduğunca imam hatiplere çekilmesi konusunda talimatlar yayımlıyor..

Zorla dayatılmıyor mu?

Cumhurbaşkanı  imam hatip okullarını zorla dayatmıyoruz” biçiminde açıklamalar yaparken, saysız ilde, ilçede, mahallede çocukların sadece imam hatip okuluna gidebileceği durum yaratıyor..
Nerede ne okul açılabileceğine karar veriyorlar ve sonuçta bakılıyor ki “Türkiye’nin 5’te birin imam hatip okullarına mahkum” ediliyor
Okulların kapıları, başta Ensar olmak üzere cemaatlere açılıyor.. Tarikatın - cemaatlerin çocuğumun - torunumun gittiği okulda ne işi var, diye kimse sorup dava açmıyor.. Türkiye’de eğitim tarihi boyunca böyle bir zulüm altında olmamıştır..
Talim terbiye adındaki, “zalim terbiye” diye manşetleri atılan, artık kurum bile diyemeyeceğim yapının başındaki, evrimi okullardan atıyor, evrim bir tornavidadır, diyor. Kadınlara da kocaya itaati öneriyor.
Laik ve nitelikli eğitimin yapıldığı Cumhuriyetin okullarının başlarına imamlar atanıyor.. Niteliğine kıyılıyor.

Doğa Müzesi’nde evrim sergisine yasak

Fransız Okulu Saint Joseph’e gelen müfettiş, okuldaki Doğa Müzesini gezerken, serginin bir eklentisi olan evrim tarihine bakıp “kaldırın bunu” diyebiliyor ve okul da gereğini yapıyor. O müze ki, 1900’lerden bu yana Fransız bilimcilerin biriktirdikleriyle varolmuş ve bir kaç yıl önce bilimsel bir müzeye dönüştürülmüştü!. Her açıdan utanç verici bir durum!
Devlet okullarını imam hatip cenderesi ve cemaatler sarınca aileler paniğe kapıldı. Ya kırk katır ya da kırk satır (özel okulların büyük paralı eğitimi) arasında sıkışıp kaldılar. Kapağı yurtdışına atanların sayısı giderek artıyor. Varlıklar yurtdışına taşınıyor. Biliyorum ki iktidar oh ne iyi ne iyi diye ellerini ovuşturuyordur..
Aileler ve eğitim, dediğim gibi, böyle zulüm görmedi.
Özetle Türkiye eğitimde çağdaş dünyadan kopmuş durumdadır.
Kafalarındaki dini eğitim, yönetime adam yetiştirme şablonu, bir toplumsal mühendislik olarak, çağdaş dünyaya aykırı bir şekilde hepimize dayatılıyor.
İmam hatip okulları tüm sınavlardan nal topluyor! Kalitesizlik diz boyu!

Şimdi de TEOG

Cumhurbaşkanı kaldırılmalıdır, dedi. Bakanlık, hükümet başta tüm iktidar yanlıları alkışlamaya başladılar. Övgüler düzdükleri sistemi iki – üç yılda bu kez yerden yere vurmaya yöneldiler.
TEOG sorunlu mu? Açın toplumsal tartışmaya, en iyisi aransın ve bulunsun.. Bu ülkede böyle bir şey olabilir mi! Oldu mu hiç!
Ülkenin güzide uzmanları dış kapının dış mandalları. Ne işleri var burada, gitsinler başka ülkelere danışmanlık versinler!
Ama büyük bir kargaşa – kaosun içine yuvarlandı eğitim.
Aileler üç yıldır çocuklarını TEOG’a hazırlarken, bakanlık emre uydu ve kaldırdık dedi.
Mahkemeye veren var mı?
Zerre şüphem yok ki, bunu kaldırırken, daha büyük eşitsizlik, kalitesizlik yaratacaklar.
Zerre şüphem yok ki, düşük vasatı her yere yayacaklar..
Ve okulları, öğrencileri imam hatipler düzeyine çukura itecekler..

Dibe doğru gidişe devam..
21 Eylül 2017 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

20 Eylül 2017 Çarşamba

Batı Cephesi’nden kopuş dünyada deprem yaratır

Batı cephesinde yeni bir şey var.”

Rus S-400 füzelerini satın alır mıyız, henüz tam kesin değil. Biliyoruz ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür önemli konuları “güçlü dış politik araç” olarak kullanıyor, kullanmayı seviyor. Savunma füze sistemi satın almada daha önce Çin ile de “imza aşamasına” gelinmişti. Neden imzalanmadı, yetersiz mi bulundu bilinmez.
Ama Orta Doğu’nun stratejik durumu ve Rusya ile çok yönlü işbirliğinin hayati önemi (ne yazık ki bunu görmeyen ve Rus uçağını düşürerek dış politikaya at gözlüğü ile bakılan bir iktidar yapısı var -dı-), Rus sistemini satın almayı gündeme soktu.
Batılı devlet adamlarının ve kurumsal yönetimlerin bu konuda görüşlerine bakıyorum, bazıları “Türkiye bunu yapmaz, Rus füzelerini bize karşı pazarlık konusu yapıyor” görüşünde. Tabii bunda hak payı olabilir.
Ankara “beni olduğum gibi kabul edeceksiniz, AB’ye de böyle alacaksınız, iç politikada ne yaptığım sizleri ilgilendirmeyecek, yoksa koparım ittifaktan..” diyor bir yandan. Batının, PKK’yı kucağında tutması, Suriye’de de benzer tutumu ve üstelik onları silahla beslemesi de “müttefikliğe sığmaz” görüşünde Ankara. Ki doğrudur. Batı ve NATO sözde “çok önemli” müttefikiyle, çok önemli bir konuda ayrı cephelere düştü.

Tarihsel ağır miras
Bunun tarihsel kökleri var. Türkiye NATO- Batı’nın ‘Komünist Rusya’ya karşı” ileri karakoluydu. Türkiye’nin en büyük hatası, NATO’ya girmek için çırpınmasıydı ve başımıza hangi belalar geldiyse, bugünkü iktidarın bile işbaşına gelmesinin ardında, NATO ile baltayı Türkiye’nin kalbine vurmamız yatıyor.
Cumhuriyet ile temelleri atılan, kendi öz güçleriyle çok yönlü büyük kalkınma hamlesini bitirdik.
Ordu darbeleri de ABD ve NATO’ya olan bu derin bağlılıkların ürünüydü. Demokrasinin kurulamamış olması da. Bugünkü bağımlı ekonomik yapı da. Ordu tam Amerikancıydı ve Pentagon’un denetimi altındaydı. Gladyo falan.. hepsi.
Baş belası rezil politik tercih, bir yıldız gibi parlayan yeni Cumhuriyetin gelişimini kesti. Bir savaş, darbe ülkesi olduk (15 Temmuz dahil!).
Geldiğimiz nokta, bataklık, savaş, parçalanma, cehalet içinde yüzen İslam dünyası ile aramızdaki büyük mesafenin ve ayrışmanın giderek ortadan kaybolmasıdır. Kafasındaki “fikri sabit”i ülkeye uydurmak için kararlı olan bir siyasi lider var. Bu fikri sabit, asla

180 derece değişim olur mu?

Türkiye Batı Cephesi’nden kopar mı? Aslında bunun siyasi ve askeri koşullarında olgunlaşmalar var. Böyle bir olayın veya tehdidin gerçekleşebileceğinin, siyasetin gündemine sokuluyor olması bile önemlidir.
Böyle bir kopuş gerçekleşirse, dünyada stratejik bir deprem yaratacağı kesindir. Böyle bir değişim olabilir mi?
Türkiye’nin nitelikli ekonomi alış verişleri Batı ile.
Ayrıca küresel dünyanın karmaşık ilişkileri, böyle kesin cepheleşme ve saflaşmaya izin vermiyor.
Mesela “düşman” Çin ile ABD ve Batı’nın çok yönlü ilişkileri. AB’nin Ruszya ile daha farklı politikaları...
Türkiye ise 70 yılın politik cenderesinin içinde Batı’nın. Ayrıca sorunları içinde savaşan, kamplaşmış yapıya sahip. Kırılganlığı her açıdan fazla. Hukuk, insan hak ve özgürlükler, demokrasi ve gibi evrensel değerleriyle dünya karşısında kendi haklılığını var edebilmekten çok uzak.
 Fakat, iç sorunları dış politikaya alet etmeyen, Batı ile cepheleşmeyen, sorunlarını ağırlaştırma değil çözme doğrultusunda ilerleyen bir ülkenin, dışarıda manevra yeteneği son derecek artar ve bağımsız polıtikasıyla fakat birlikte ayakta kalma olasılığı artar.

Böyle bir şansımız var mı? Farkındayım aptal aptal sorular soruyorum.
19 Eylül 2017 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

S-400’ler ve Batı ile “cepheleşme”..



22 Temmuz 2017 Pazar yazımda, yani  yaklaşık 2 ay kadar önce,  iktidarın Rus S-400 füze savunma sistemiyle ciddi flörtü üzerine şöyle yazmıştım: (Bu köşenin izleyicilerinin gelişmeleri önceleyen yorumlarımızı anımsamaları hakları.)
“Batıya karşı savunma” S-400 : Gerilim sürerse Ankara’nın tek yapabileceği, siyasi askeri kamp değiştirme tehditleridir... Zaten, Rus hava savunma sistemi satın almanın imza aşamasına gelmesi de, bu yolda atılmış en ciddi adımdır. Batı, ‘Türkiye bizden kopamaz’ diye düşünebilir. Ama bu savunma sisteminin aynı zamanda ‘Batıya karşı’ siyasi ve askeri bir yönü olduğunu görmeyecek kadar da aptal değildir..”
 Ankara, veya Cumhurbaşkanı, iki yıl kadar önce Suriye ve Rusya ile uçak ve füze dalaşı içine düşünce NATO’dan savunma istemiş ve Patriot’lar gelmişti.
Çünkü Rusya, Türkiye ve Batıdan gelebilecek tehditlere, Türk uçaklarının Suriye’ye bir şekilde müdahalesine karşı Suriye’de S-400 savunma sistemini kurmuştu.

Saflar kısa sürede değişti

Aradan çok kısa bir süre geçti, Batı savunma sistemlerini geri çekti, Türkiye kendi savunma sistemini kurmak için Batı ülkeleriyle ve Çin ile girişimlerde bulundu ve Orta Doğu’nun güçlü oyuncusu Rusya’dan bu füze savunma sistemini almaya karar verdi. Stratejik bir karar. İş, büyük ölçüde bitmişe benziyor.
ABD şüphesiz ki karşı çıkacak ve bu sistemin NATO savunmasına entegre olamayacağını vurgulayacaktı.
Tabii ki! Çünkü Orta Doğu’da politik cepheler değişti. ABD’nin bölgedeki politikasıyla Türkiye’nin politikası uyuşmuyor. ABD, IŞİD’e karşı savaşı, PKK güdümlü Kürt güçleriyle sürdürüyor. Bu savaşta esas amaç, IŞİD’i ortadan kaldırmaktan çok, PKK ve yandaşı güçleri Suriye içinde özerk, ordu biçiminde örgütlenmiş güçlü bir yapıya kavuşturmak. IŞİD ise bu amaca yönelik sadece (meşru) bir araç.
ABD’nin Suriye’yi kesin parçalama politikasının bir parçasıdır.

Ankara’nın burnu büyüklüğü
Ankara, yanlış politikası ile ABD’nin bu politikasına hizmet etti. Türkiye üzerindeki tehditleri arttırdı. Yıllardır bu köşede savunduğumuz “Şam ile birlik ol”, “Suriye’nin bütünlüğünü savun” analizlerine sırt çevirdi, yanlıştan dönme cesaretini gösteremedi. Çünkü bu kararları veren, yanlış yapmayan bir dünya lideriydi!
Artık çok geç! ABD’nin yüzyıllık Kürt politikasının geldiği nokta, yarın Türkiye’nin de Güneydoğu’sunu Orta Doğu savaşının – paylaşımının bir parçası haline getirmektir... Ama, daha ileride!
S - 400 Rus füze sistemi, şüphesiz ki Rusya’dan, IŞİD’ten ve Suriye’den Türkiye’ye gelebilecek bir tehdide karşı oluşturulmuyor. Veya Çin’den !
“Tarafsız bakış”la, bu füze sistemi “ne taraftan gelirse gelsin”, bir ülkenin savunma politikasının bir parçası olarak görülebilir.
Ama yakından bakış, S-400’lerin, Türkiye’nin Batı ve ABD ile politik karşı karşıya gelişiyle yakın ilişkisini saptar. Bunu ta Temmuz’daki yazımda vurguladım.

Batı ile cepheleşme çok yönlü

İlki, ABD’nin, Orta Doğu’nun yeniden biçimlenmesinde Kürt politikasına öncelik vermesi...
ABD’nin Türkiye’nin, kendi askeri yol haritasından ayrılmaya başladığını saptaması ve Türkiye’nin bu durumunu, şimdilik bilmediğimiz askeri ve politik raporlarına geçirmesi..
S - 400 füze sisteminin, öncelikle ABD – Batı politikasına karşı konuşlandığını görmesi..
RTE’nin içeride yasal ve anayasal sistemi başına buyruk işletmesi; basın, insan hak ve özgürlükleri üzerindeki baskıda ısrarda kararlı görünmesi, bu kez Avrupa ile ilişkileri koparma noktasına getirmektedir. Erdoğan bunu ne kadar sürdürebilir, tartışılacak bir konu.
Biliyorsunuz, dün Reza Sarrap - Zafer Çağlayan’dan başlayıp RTE iktidarına yönelik “evrensel – hukuki” gelişmeleri yazmıştık.

Bu yazıyı, onun devamı – arka planı olarak okuyun.
18 Eylül 2017 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet