6 Temmuz 2015 Pazartesi

RTE-Davutoğlu Çarpışıyor: İki Ayrı Strateji


Ortada iki lider ve iki ayrı strateji var. Çarpışıyorlar, farkında mısınız? İlki, Cumhurbaşkanı bütün ipleri elinde tutuyor. Hükümet mi kurulacak, seçime mi gidilecek, tek karar odağı durumunda.
Davutoğlu ise koalisyon görüşme ve kurma çalışmalarına hakim olmaya çalışıyor. Türlü çeşitli söylentiler arasında çıkışını yapıyor: benim ağzımdan çıkmayan hiç bir şeye inanmayın... Koalisyon kurulacak mı, kimle kurulacak, uzun ömürlü mü olacak, yoksa bir seçim hükümeti mi.. Temel çatışma konusu.
Şimdi nedenlerine ve gerekçelerine bakalım. Önce RTE’nin kesin pozisyonu. Ne yapmak istiyor?

RTE: 4 yıl koalisyona tahammülü yok
1) Çünkü böyle bir hükümet yetkilerini sınırlar, Beştepe’ye itilir. İster MHP ister CHP ile kurulsun. Türkiye ile istediği gibi oynayamaz. Dış politikayı yönlendiremez. Hükümete istediği yasaları çıkarma talimat veremez. Üstüne üstlük, Meclis’de geçmiş hükümete ve kendisine dokunacak yolsuzluk vb gibi girişimleri önleyemez. Koalisyon ortağı bile, Meclis’te çok haklı bazı yasa girişimlerine engel olamaz, o zaman mesela yolsuzluklara ortak olmuş olur. Erken yapılacak seçimlerde de hemen bedelini öder.
Yani, Meclis’de yasama çoğunluğunun AKP dışındaki partilerde olması, RTE için her zaman önemli bir tehlikedir. O yasama çoğunluğunun hep kendi partisinde olmasını ister. Parmak çoğunluğu ve kurşun askerlerden oluşan bir meclis, geçmişi silmenin ve geleceği yeniden kotarmanın, ana siyasi hedefidir.
Unutmayın, RTE normal ve doğal bir siyaset adamı değil. 13 yıldır ülkenin yazgısını belirleyiciydi. Kendi partisine, Cemaat ortağına ve siyasi rakiplerine kadar tüm ittifak ve tasfiyeleri yapan kişi. Önemli ihalelerin hepsine, büyük devlet adamı rollerine, Rusya ile Nükleer santrallerde ortaklıkları kadar, hemen her şeyde tek karar verici.
Ülkede milyarlar el ve cep değiştirir, siyasi faaliyetlerin ve bütün ailelerin finansmanı sağlanır.

Diktatörlüğün meşruiyeti, Meclis çoğunluğu
Evet şimdi Cumhurbaşkanıdır, ama tek adamlıkta “topal” konuma düşmüştür. Çünkü bütün bu süreci Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak yönetmiştir; bu onun en büyük her şeyi yaparım meşruiyetiydi.
Tek adam-tek parti-tek devlet ve tek meclis: Siz “meşru diktatörlüğün” deyin, başkası meşru muktedirliğin desin, yolları böyle düşendi.
Başka doğru dürüst hiç bir unsurunun işlemediği demokrasiyi, “sandık demokrasisi” çerçevesinde tutarak bunu sağladı. Bu nedenle Türkiye tüm demokrasi ölçümlerinde otoriter, yarı özgür, diktatörlüğe yakın kategoride yer almaktadır (Bkz Hey Türkiye Nasılsın, Cumhuriyet kitapları)
Anayasayı bile paçavraya dönüştürmeyi göze aldı.
RTE, seçimlerde kendini sahalara atmasına rağmen, ilk kez sandıktan çoğunluk diktasını çıkartamadı. (Sivil ve siyasi güçlerin sandı örgütlenmesi de başka planları çökertti!) Bu ilk yenilgisidir. Büyük yenilgidir. Ve Türkiye’nin büyük kazancıdır! Bunu hiç unutmayın!
Şimdi 13 yıldır, herkesi, sistemin tüm denge mekanizmalarını tasfiye ederek, partisi dahil tüm sistemi sadece kendini destekleyici niceliğe sürükleyen böyle bir insan, tek karar verici konumunu hiç bir zaman kaybetmek istemez. Kısa bir şaşkınlıktan sonra şimdi yeniden ön planda ve seçimi tersine çevirme planında.
Bu nedenle RTE, seçimleri kazanabileceğine inandığı ilk anda, hemen erken seçime gidecek kesin bir pozisyona sahiptir.
Bu pozisyon için en önemli seçenek, koalisyon hükümeti kurul(a)mamasıdır. Koalisyon görüşmelerinin başarısız geçmesidir. Veya kurulacaksa da kısa ömürlü olmasıdır. Bu konuda elinden geleni arkasına koymayacağına inanın. 4 yıl sürecek bir koalisyon, ancak karabasanı olur.
İki de bir “seçim hükümeti”ni gündeme getiriyor. Seçmeni ısındırıyor. MHP ile koalisyonun bile ancak seçim hükümeti olabileceğini söylüyor.

Peki Davutoğlu ne yapar, ne düşünür. Yarın...
--5 Temmuz 2015 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Yeni Dönemin İpuçları: Güçlenen Etnik Yapı Politikası


· Türkiye’de etnik temelli politika güç kazanacak. AKP’nin Kürt seçmenlerini büyük ölçüde kaybetmesiyle, Türk-Kürt politik ayrımının güçlendiği söylenebilir. HDP AKP’yi pek çok Güneydoğu-Doğu ilinde silip süpürdü. Kürt etnik bölgesi daha güçlü bir siyasal karakter kazandı.
· Şüphesiz AKP’den Kürt oyu kaymasında, RTE’nin, Anayasa ve demokrasiyi askıya alan tek adam yönetimi, ayrıca Kürt meselesine karşı seçim öncesi tavrı da etkili oldu. Burada HDP’nin Kürt aşiret ve etkili kişi ve çevreleri ile seçmenleri üzerinde yoğunlaşan politikasının başarısını da görmek gerek.
· AKP’nin bugüne kadar Kürt bölgesindeki “ekonomik yardım/ destek” politikalarıyla, iktidarda bulunma avantajıyla, Kürt seçmeninin yarısını kendi safında tutabiliyordu. AKP içinde bölgeden güçlü bir Kürt politikacı milletvekili grubunun varlığı da, seçmeni AKP’de tutan bir etkendi. Bu seçimde ortaya çıktı ki, Kürt kültürel ve ulusçu kimliği, ekonomik vaadleri aştı, eskitti.

“Türkiyeleşti” mi, daha çok Kürt partisi mi
· HDP’nin bu güçlü sıçrayışında etkili olan, AKP’den kaçan Kürt oylarıdır. Türk seçmen oyları marjinaldir. Bu durum HDP’yi aslında daha güçlü bir “Kürt Partisi” haline getirdi.
· Yüzde 13 oyla barajı aşması ile HDP “Türkiyeleşti” mi? Şüphesiz ki HDP bir Türkiye partisidir. MHP’nin HDP’yi yok sayması ile bu yeni siyasi olgu ortadan kalkmış olmuyor. Bu olsa olsa bir devekuşu politikasıdır. 
· Türkiyeleşme ile kastedilen, HDP’nin sepetinde ağırlıklı veya salt Kürt meselesinin olup olmamasıdır. Şimdiye kadar HDP’lilerin dile getirdiği hala ana konudur Kürt kimliği, Kürt istekleri. Türkiye’nin büyük sorunları vardır. Ekonomide, hak ve özgürlüklerde, demokraside, yargıda. HDP “Kürt meselesi çözülürse, bunlar da çözülür” gibi bir düşü satmaya çalışıyor. Bu onları salt Kürt kimliğine odaklı Kürt partisi kılar, kendini kabul ettiremez.

HDP Sol’un yeni muhalefet lideri mi?
· Özellikle HDP destekçisi Türk medyatörleri, HDP’yi “Türkiye’de solun, muhalefetin yeni lideri” olarak yükseltmeye çalışıyorlar. Şüphesiz HDP’nin sol söylemleri var. Ama Kürt kimliğine odaklı bir parti kimliği, onu Kürt ulusçusu parti yapar. Sol söylemine gelince, Demirtaş’ın seçim meydanlarında islami-dini söyemleri yabana atılır değildi. Ne amaçla olursa olsun. 
· Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in şu bilimsel saptamasını paylaşıyorum: HDP yüzde 13 aldı ve tüm analizler bunun yüzde 10 yada 11’inin Kürtlerden geldiğini gösteriyor. Sağ-sol, dindar/laik ayırımının yanında Türk siyasi tablosuna yeni bir boyut kazandırdı bu durum: Etnik kimlik. Eğer dedikleri gibi bir Türkiye partisi olurlarsa o zaman ideolojisine bakmamız gerekecek; laik mi değil mi; sosyal demokrat, ekonomik reformları destekliyor mu. Ben şu anda siyasi yelpazede nereye koyabileceğimizi bilmiyorum. Çok yeni bir boyut.” (Radikal, Barçın Yinanç’la söyleşi)
· HDP’ye akan AKP oylarının geri dönüşü söz konusu değil. AKP’deki diğer Kürt oyları da HDP’ye akar mı? Bu tartışmalıdır, bence çoğu akmaz.
· Bütün bu süreçte, PKK’nin Türkiye siyaseti üzerindeki “silahlı vesayet” dayatmasının sona erip ermeyeceği, genel politikaları etkileyici olacaktır.
· Bu yeni siyasi durum/yapı bir süre böyle konsolide olur. Daha ilerideki aşamalarda Kürt meselesi şöyle yeni bir ayrımla karşılaşır, yeni saflar belirlenir: Türkiye ile birlikte yaşamak isteyenler /yaşamak istemeyenler.. Demokrasi-insan hakları / muhafazakar-islamcılık yanlıları..
***
MHP’nin Meclis Başkanlığı’nı AKP’ye teslim etmesi, MHP’nin lafta muhalefetinin tipik örneğidir. Pratik lafın, düşüncenin özüdür. AKP-MHP koaülisyonu ile hükümet kuramadan erken seçime gitme olasılıkları çarpışıyor.
***

Kas Hastalıkları Derneği: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu derneği Bakırköy’deki yerinden sokağa atmak için yeniden harekete geçti. Sayın Topbaş, bu yakışık değil.. Lütfen engel olun..
---2 Temmuz 2015 Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Koalisyon, RTE: Öncelikli amaçları iktidarı hiç bırakmamak

Meseleye bir de şu açıdan bakalım. AKP/Beştepe, öncelikle bir koalisyona girmek mi ister yoksa, türlü çeşitli katakulli ile bir koalisyonu yokuşa sürüp, imkansızlığını gösterip, erken seçim şansını mı zorlar.
İkincisi görünüyor.
Çünkü 13 yıl iktidarı süresince geldiği noktada “istediği her şeyi yapabileceğine” artık inanmış, liderini üstelik en yüksek dini mertebelere eşdeğer kılacak kadar menfaatperest bir tapınmacı kitle yaratmış bir kadrodan bahsediyoruz. Bu müthiş bir güç zehirlenmesidir..
Bu açıdan, seçimlerde tek başına iktidar olanağını yitirmeyi öyle kolay kabul etmeleri çok zordur. Bu durumdaki bir iktidarın yapabileceğini sıralayalım:
* Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalabilmek. Öncelikle iktidarı paylaşmamak. Bu amaçla, yeniden bir seçimi zorlayarak, bu süreçte “sınırda bile olsa” kazanabileceği bir ortam yaratmak. Diğer partileri kötüleyerek, gözden düşürerek, iktidar olmaya layık olmadıklarını, zaten iktidarı da istemediklerini söyleyerek, oylarını geri almaya çalışmak..
* Suriye savaşını zorlamak, dünkü yazımda belirttiğim gibi “kahramanlık madalyası” ile hemen seçimlere gitmek.
Bu iki madde yürürlükte. Ama ikisinin de başarı şansı fazla yok. İstifa etmiş bir hükümetin Türkiye için hayati derecede önemli bir konuda karar verme yetkisi olamaz. Bu konuda Meclis yürütme gücü olarak faaliyet gösterir. Suriye’ye girme kararı çıkmaz, ama Orduyu topçu ateşine zorlayabilirler.

Koalisyonun imkansızlığını gösterecek
* Görünen o ki AKP koalisyona soyunacak, ama millete “koalisyonun imkansızlığını göstermek” için... CHP’nin ileri sürdüğü şartları kabul etmenin olanaksızlığını gösterecek. Millete şikayet edecek. “Milletvekili sayımın yarısı kadar milletvekili var, ama neredeyse AKP’yi küçük ortak koşullarını dayatıyor.. Ey millet bunlar kabul edilebilir mi..” vb gibi, ama en aşağılayıcı bir tonla saldıracak.. Ortalık karışabilir..
Eğer bu kısa sürede yeni bir seçimin kendilerine bir şey getirmeyeceğini saptarlarsa, iktidarın ana gücü kendi ellerinde olmak üzere bir koalisyona girişeceklerdir. Bu uzun ve zorlu bir süreçtir. Tüm muhalefet bunlara hazır, planlı ve programlı olmalı.

 “Ancak devrim gerek...”
AKP’nin nasıl iktidara dişlerini geçirdiğini, okurum Yurdaer Özmen şöyle anlatıyor:
AKP artık sadece milletvekillerinden, parti kurullarından oluşmuyor. Bu yapının ekmeğini yiyen binlerce yönetici, amir, işveren, sermayedar, öğretim görevlisi artık aklınıza ne gelirse, ortak özellikleri hiç bir şeyi doğru yapmayan, görevi veya konumuna gerçek hakkı ile layık olmayan, ama resmi gayri resmi tüm üretim araçlarına sahip olan insanlardan oluşuyor.
Bu ayrıcaklı azınlık milyarlarca dolara hükmediyor, organizeler ve her türlü güçleri var. Sadece 130 milletvekili, 3-4 bakanlık ile bu yapıyı bozmak dağıtmak mümkün değil. Bakın ben 17-18 yıllık devlet memurluğu, sağlık yöneticiliği yaptım. Uygulamada CHP’ye veya MHP’ye hiç bir şey yaptırmazlar. En uçtan en başa kadar suça ortak olan kurumlar var. Son 3-4 yıldan beri AKP tüm kurumları suçlarına alet etti, suçlarını tabana yaydı.
“Şimdi bu güruh kendi ayağına sıkar mı, sanmam. AKP durumu o kadar uçlara taşıdı ki artık devlet aygıtının restorasyonu mümkün görülmüyor. Sadece Devrim bu yapıyı değistirebilir. Daha sermayeyi ki bence en önemli unsur, konuşamadık tartışamadık..”
***
AKP normal bir iktidar partisi olmaktan çoktan çıktı, iki büyük müflis siyaseti yutmuş bir parti. Oradan, Muktedir ve adamlarını yanlız bırakacak yeni bir oluşum çıkmadığı sürece, devlet denen kurumun ayakları üzerine oturtulmasının zorluğu da ortada.
Ama AKP ve Muktedir, bu koşullarda, iktidarlarını yine de kurtaramayacaklar.
Normal bir siyasete dönüşebilmek için, mesele gelecek, AKP’nin değişiminde kilitlenecek gibi. 
Bunu kim başarır, Davutoğlu mu?

---30 Haziran 2015 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

29 Haziran 2015 Pazartesi

CHP AKP ile Koalisyon Yapmalı mı?


Önce şu saptamayı yapalım: İktidar ateşten gömlektir.. Kapasitesi genişletilemeyen ve üretici kılınamayan, gelir eşitsizliği giderek artan bir ekonomi ve milletin refah düzeyinin artması için büyük talebi.. Türkiye’nin içinde ve dışında büyük siyasi iç ve dış gerilimler..
İkinci saptama: Türkiye hala bir “RTE siyasi darbesi”ni yaşıyor. Anayasayı istemediği zaman askıya alan, seçim öncesi de bekleme odası çöplüğüne atan Muktedir, egemenliği sürüyor: Anayasa’ya aykırı bir dizi yasa işlerlikte. Muktedir’e bağlı sulh ceza hakimlikleri yürürlükte. Düzeltilmesi, ayıklanması ve ayakları üzerine yeniden oturtulması gereken bir yargı ve adalet sistemi. Anayasal özgürlüklerin yürürlüğe sokulması. Eğitimi imam hatipleştirmeye son verilmesi, 4+4+4’ün ve YÖK’ün kaldırılması, üniversiteler üzerinde siyaset zincirinin kırılması, seçim barajının lağvı, siyasi ahlak yasası vb..
Türkiye’nin demokratik gelişiminin önünün açılması.. Kürt siyasi hareketinin demokratik düzene eklemlenmesi ve PKK’nın silahlı vesayetine son verilmesi..

“Önemli olan fareyi yakalamak”
Bunları gerçekleştirecek her türlü hükümetin önü açılmalı. Bu ister CHP-AKP koalisyonu olsun. Önemli olan “fareyi yakalamak”tır. Kedinin siyah veya beyaz olmasının önemi yoktur. Yani her araç, bu amaçlara varmak için kullanılırdır. Koalisyon, böyle bir araç olacaksa, bunu yapacakların kimlikleri açıkçası beni ilgilendirmiyor. “AKP-CHP koalisyonunu emperyalizm, büyük sermaye, şu veya bu dayatıyor” söylemleri de boş laflar olarak asılı kalır.
***
Üçüncü saptama: Bir koalisyon kurulacaksa, Meclis ilk kez “yasama gücü” özelliğine kavuşacak. Diyelim ki AKP-CHP koalisyonu kuruldu, Meclis’te yolsuzluklar dahil her türlü kararı milletvekilleri alabilir.
Koalisyoncu CHP’nin, milletvekillerine, “hey ne yapıyorsunuz, siyasi etik yasası, yolsuzlukların soruşturulması gibi önergeler, Cumhurbaşkanına örtülü ödenekten pay veren yasanın iptali, sulh ceza hakimliklerinin kaldırılması gibi eylemlere katılmanın sırası mı” denmesi mümkün değil. Bunlar zaten AKP tarafından “koalisyon şartı” olarak önerilemez. CHP’li milletvekilleri, intikamcı değil akılcı davranışlarla süreci iyi götürebilirler.
AKP bu durumda bile koalisyonu bozabilir! Eğer ortağı, “aman koalisyon bozulmasın, biz de uslu duralım” demezse! Zaten AKP “tam zamanında” koalisyonu bozar!
Dördüncü saptama: Tabii en iyisi AKP’nin azınlık hükümeti kurmasına destek ve Meclis’in yasama güvencesi içinde, istediği yasaları özgürce yapmasıdır. Bu, AKP’nin Meclisce denetimi demektir. Bütçe denetimi, Sayıştay denetimi... Yasa yapma özgürlüğü.. Tabii AKP bunu ister mi.. kalkıp da demez mi ki “ben Meclis’in kuklası mıyım..” Böyle bir gerekçe ile azınlık hükümetinin istifası bile başlı başına büyük siyasi olay olur.

AKP Dönemi sonrasını yaşatmalı
 Beşinci saptama: Koalisyon tabii ki bir “uzlaşma”dır. CHP’nin tüm programını gerçekleştirmesi beklenemez. Fakat böyle bir koalisyonun “Muktedir Türkiye’sini devam ettirecek” hiç bir tarafı olamaz ve olmamalı. Böyle bir reel görüntü, AKP’nin seçimlerde kaybettiği iktidarını, CHP’nin oyları ve dayanağı ile sürdürmesi demek olur. Topluma her cephede “AKP sonrası dönemi yaşıyoruz” dedirtecek bir eylem içinde koalisyon kurulabilir mi?
CHP “iktidar tutsağı”, “bakanlık tutsağı”, “iktidar olamama” iddialarının tutsağı değil, toplumun, CHP gövdesinin sesinin, demokratik inşa arzusunun tutsağı olmalı.
Koalisyon kurmak, akıllı zamanda koalisyonu bozmak demektir.
Altıncı ve son: Böyle bir koalisyon kurulabilir mi AKP ile CHP arasında! İnanır mıyım, hayır! AKP’nin “geçmiş müktesebatı” buna elverişli olmaz. AKP geçmişini aşabilir mi? Ne zor, olmayacak sorular döşüyorum. Muktedir’sizleşebilir mi Davutoğlu ve AKP? Peki Muktedir’in dışlanabildiği bir AKP, “demokratik içerikte” midir? Bunun için AKP’de bir “devrim” gerekir ki, bunu yapabilecek tek kişi ve bir ekip görünmüyor saflarında..
***
BİR KİTAP
AKP: Siyasal İslam ve Restorasyon

Yazının gelip AKP’ye dayandığı bu noktada, Ergin Yıldızoğlu’nun, seçimlerden hemen önce yazdığı bu kitapçığı ve içindekileri tartışmayı özenle öneririm (Tekin Yayınevi, 93 sayfa). Ergin, ülkemizdeki Radikal İslam ve iktidarının geriletilmesi ve ülkeye verdiği zararların restorasyonunu tartışıyor. Önce ele aldığı konu AKP nedir? Evet nedir bu parti? CHP’yi faşist oyarak nitelendiren iktidar destekçisi liberallerle ilişkisi nedir? Hangi kavramlarla ülkenin köktendinci transformasyonu adım adım yürürlüğe girdi?
Diyor ki: İki yapısal özelliği köklerinin 1900’lerin başına uzanan Siyasal İslamın geleneğinde olması ve özelliklerini taşıması.. O bir ulusal ve uluslararası ekonomik ve siyasal kriz konjonktürünün ürünü..
Bugün ise AKP’de bir “acaba biz geçici bir olgu muyuz” krizi başladı.


 -29 Haziran 2015 Pazartesi / Bilim ve Siyaset