Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Şubat 2017 Perşembe

İki okur arasında mektuplaşmadan bir kaç sahne

BEHZAT D: Bizler gerçekten bilim sevgisi ve heyecanıyle bu konuları tartışaduralım, bu haftaki gözlemlerim ümidimi iyice kırdı.
İş peşinde önce İstanbul ardından Almanya, sonra yine İstanbul ve nihayet yarın Dallas'a dönmek üzere yoğun bir seyahat programım vardı. 27 yıldır ABD'de ve bunun 22’si ABD vatandaşı olarak yaşayan ve neredeyse dünyanın her yerine gitmiş biri olarak, bir ilk yaşadım.
Çoğu kendi çocuklarıyle Almanca konuşan, ellerinde poşetler dolusu duty free feşmekanı taşıyan, buram buram sigara kokan, ama ilk bakışta eli yüzü düzgün insanlar uçağa biniş anı geldiğinde birbirlerini ite kaka ancak tek kişinin geçebileceği kapıya saldırdılar! Stuttgart havaalanından geçtiyseniz bilirsiniz. Kapı 108 havaalanının en uzak uç noktasındaki son kapıdır.  THY orayı kullanır. 
O kaotik anda anladım ki, THY'ye o en son kapıyı verenler rezaletin mümkün olduğunca gözden uzak gerçekleşmesini amaçlamışlar...
Sevgili Doğan Kuban Hocanın Herkese Bilim Teknoloji'nin çok büyük zevk alarak okuduğum yazısında bahsettiği gibi, aklı ve düşünce yapısı orta çağda felce uğramış Osmanlı'nın ve onu canlandırmaya amaçlı krav(atlı) akıncı zihniyetindeki bir kitlenin günlük hayattaki davranış biçiminin farklı olmasını beklemek oldukça iyimser bir beklenti olmaz mı?

“Memurum işini bilir”

ALİ H.: Almanya veya başka bir yabancı yer, Türkler, kendilerini “baskıcı” yabancı ahlakından kurtulmuş hissettiklerinde bambaşka insanlar oluyor. Haklısınız, olay ailede başlıyor. Eskiden “İstanbul efendisi” denilen insanlar vardı. Onlar toplum içinde nasıl davranılması gerektiğini bilirlerdi… Özal’ın “benim memurum işini bilir”, “anayasayı bir defacık delmekle bişşeycik olmaz” gibi demeçleri zâten “acaba zıvanadan çıksam mı çıkmasam mı” diye dolmuş, taşmakta olan bardağı taşıran sözler olmuştu, sonra tut tutabilirsen.
Ahlakî aşınma (erozyon) o kadar hızlı oldu ki, tahmin edemezsin. İktidarın ikinci veya üçüncü yılıydı. Yeni açılan sahil yolunda trafik ışığında durmuş bekliyordum. Önümde bir servis minibüsü. Refüjde İBB’nin tonla para harcayarak diktiği lâleler. Bir “başı bağlı bacımız”, laleleri yoluyor. Hava güzel cam açık. Ağzımı açtım, iki laf edeceğim, “bulaşmayayım” dedim, sustum.
Ama servis minibüsünün şoförü dayanamadı, başı bağlı bacımıza “utanmıyor musun?” diye bir soru yöneltti. “Başı bağlı bacımız”, eğilmiş durumunu hiç bozmadan başını yan çevirip minibüs şoförünü azarladı: “Ne yâni, benim çalma hakkım yok mu?”
Çalmak bir hak. Gel buradan yak.
17/25 Aralık olaylarına şaşmamak gerek. Toplumun ahlak olarak getirildiği yer burası.
Benim için ülkenin nereye gideceği o zaman berraklaştı.
Bu ahlak ve toplumsal mantığın daha da yaygınlaşması ve milli bir kimlik olması için üç-beş çocuk isteniyor.
Belki de bir KHK ile, “75 yaşını geçenlerim malı-mülkünün yarısı devlete kalır” gibi bir kural çıkartılacak, yeni gelir kapısı yaratmak için. Bu amaçla, referanduma bile gidiliyor!
Eğer kendimizi hâlâ “genç” hissediyorsak, Atatürk’ün “gençliğe hitabe”sindeki son cümleyi (muhtaç olduğun kudret, …) akılda tutmak yeterli olmalı. Ben genetik çalışmaya koyulayım. Şu virüs için….

Enseyi karartmayalım

BEHZAT D. : Karamsar olmayalım! Eskilerin deyişiyle enseyi karartmayalım. 
Yüz yıl önceki musibet bugünkünden katıyle kötüydü. Ama çoğunluğun ümidini kestiği bir anda mucize gerçekleşti. 
Hem de o kadar kısa bir sürede gerçekleşti ki rahmetli dedem gibi cephede yaralanıp sakat kalanlar dışında pek çok kişi bunun nasıl yapıldığını anlamadı ya da unuttu ve dolayısıyle yeni nesil, nasıl kurulduğunu görmedikleri, anlamadıkları bir ülkeyi ve kolayca elde ettikleri bu muhteşem mirasın değerini kavrayamadılar. 
Hatta çıkıp o mirası bırakanları aşağılayıcı bir tutumu prensip bile edindiler. O sayede, ahlak yoksulu vatan haini saltanatın densiz torunu hanımefendi, utanmadan bu mirastan pay talep etme cüretini bile gösterebİldi. TV ekranımı sonra sildim ama ekranda hala tükürük izi var!
Ben Basra cephesinden sakat dönen bir kuva-i mlliyecinin torunuyum. O günün zor şartlarında öz halamın, öz üç teyzemin açlık ve sefalet yüzünden çocuk yaşta öldükleri bir ailenin ferdiyim. Ve bunları unutmam imkansızdır.

Her bir musibetin çaresi her yokuşun bir inişi her gecenin bir gündüzü vardır. Yeter ki buna inanıp gerekenleri el birliği ile yapalım. Bu ülke kuru gürültüye bırakılacak bir ülke değil! Bilim insanı olarak yapacak çok işimiz, verecek çok katkımız olacak.
 21 Şubat 2017 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

“Bu yetkiler evliyayı azdırır” ve Fas Krallığı

İlhan Kesici, CHP milletvekili, çok iyi benzetmelerle yapılmak istenen değişiklikleri ifade eden bir politikacı. “Bu yetkiler evliyayı azdırır” lafı ona ait. Ölüleri canlandırır demedi henüz. Masumu katil yapar, demokratın içinden diktatör çıkartır da demedi. Evliya meselesinin halk nezdinde anlamını en iyi bileceklerden biridir.
İlhan Kesici halk dilini iyi kullanıyor.
CHP, söz ve polemik ustası Kesici’ye bol bol rol vermeli… Özellikle esnafın üzerine salmalı. Mitinglerde sahneye çıkartmalı.. Etinden - sütünden - postundan yararlanmalı. Televizyonlara çıkartmalı! Bu bir ülke meselesidir, parti değil.
Özellikle AKP’ye oy veren ve şimdi de geniş tereddüt içinde bulunan eski merkez sağ seçmenin mümkün olduğunca büyük ölçüde HAYIR demesini en iyi sağlayacak politikacılardan biridir.
Eğer bu olmazsa, İlhan Kesici çevresinde büyük bir ret kampanyasını örgütleyecek sivil inisyatiflerin de ortaya çıkması ve CHP merkezinden bağımsız bir kampanyanın düzenlenmesi bile düşünülebilir. CHP’lilere verilen “ev ev dolaşacaksınız” talimatı iyi de, stratejik davranma eksikliği varmış gibi geliyor.
AKP’ye oy veren, ama tek adam yetkilerini istemeyen en az yüzde 10’luk kesimin oyunu HAYIR’a sabitleyecek politikalar geliştirmek birinci derecede önemli gözüküyor bana.
Habertürk’te Didem Aslan’a “Bu yetkiler Sayın Recep Tayyip Erdoğan değil evliyayı azdırır. Devletin başı, hükümetin başı, ordunun başı, bütün hukuk sistemlerinin başı. Böyle bir şey olabilir mi? Ekonominin başı herşeyin başı yani. Evliyayı azdırır. Bu iş referanduma gitmeden halledilmeli” derken İlhan Kesici, birden Fas’ı anımsadım.

Fas’taki Kraliyet ve AKP
Fas’da hanedan krallık var. Kral, her ne kadar Arap Baharı başlangıcında Fas’taki yükselen talepleri dikkate alarak bazı yetkilerini Başbakana ve Meclis’e devretmiş olsa da, Silahlı Kuvvetler ona bağlı, başkomutan. Meclis’te en güçlü partinin önerdiği başbakanı ve bakanları atıyor ve tüm kabineyi onaylıyor. Meclis’i her zaman feshetme ve olağanüstü koşullar ilan etme yetkisi var. Adalet ve Kalkınma Partisi, krala sadık. Kraliyetin hukuk ve polis üzerinde etkisi tartışılmıyor.
Kral hükümet toplantılarına istediği zaman katılıyor, yargıçları atıyor ve en önemli kurumların başına da atama yapıyor. Yani yasama, yürütme ve yargıyı kontrol ediyor.
Ayrıca Kraliyet ailesi ülkenin her alanda en önemli yatırımlarını da elinde bulunduruyor, bu yolla ekonomiyi de güdümlüyor. Önemli ihaleleri ailenin şirketi kazanıyor. Forbes 2015’e göre de serveti 6 milyar dolar…
Fas Kralı’nın ve sistemin durumu, ülkemizde yapılmak istenene çok benziyor. Tabii ki Türkiye’ye özgü bir Fas sistemi.
***
BOZKURT GÜVENÇ: Bilim yanıldıkça ilerler
Bozkurt Hoca’dan mektup var

“Bilim ve Siyaset köşenizde Canan Dağdeviren’in İKÜ’deki Erdal İnönü’yü anma toplantısında konuşmasını izleyip çok iyi değerlendirdiğiniz gibi, Özlem Yüzak’ın Boğaziçi Ü’nde Canan ile yaptığı söyleşinin önemini de eklemişsiniz. Bir taşla iki kuş olmuş. 
Canan Hanım, genç ama gerçek bir bilim öncüsü. Bilimin temel ilkesini pek güzel kavramış ve açıklıyor, bu cümlesinden çok etkilendim. "Bilimin yanılgısı başarısıdır !” bu küçücük cümle işin değil, zamanın ruhudur. Bilim yanıldıka ilerler! Yanılma özgürlüğünün olmadığı bir ülkede bilim yapılamaz. Bilim yöntemi, bütün övgülerimize karşın büyük ölçüde Deneme ve Yanılma’dır. Radyasyon ve nükleer fiziğin doğuşunda bir yanılgı vardı. Fransız fizikçi, derste Fosforessans olayını açıklarken bulundu radyasyon.
Hoca, Anfinin pencerelerini kapatıp fosfor kutusunun kapağını açtığında kutu kutu ışıl ışıl yanıyordu. Hoca mucizeyi şöyle açıkladı. Laborant, kutuyu bir iki gün önce bu ders için güneşe tutmuştu. Fosfor numunesi sakladığı enerjiyi şimdi geri veriyordu..
Laborant gülmeye başlamış. Hoca, neden güldüğünü sorunca açıklamış. Çünkü, fosfor kutularını bu hafta güneşe tutmayı unutmuştu. Peki bu ışık güneşten değilse, nereden geliyordu? Curie'lerin bilime katkısı böyle başladı.

Kutunun içinde fosforu uyaran bir enerji kaynağı olmalıydı. Yıllarca aradılar ve görünmez ışınlar saçan Radyoaktif elementleri buldular. Bilimin yanılgısı bir keşfe yol açmıştı. Yanılmaktan korktuğumuz sürece bilim yapamayız. Bilim ve bilim yapan, yanıldığını- yanlışını kabul ettikçe ilerler.”
20  Şubat 2017 Pazartesi / Bilim ve siyaset – Cumhuriyet

20 Şubat 2017 Pazartesi

“Referandumu kaybedersek silahlı iç savaşa hazırlanın”

Yaygın bir görüş var AKP ve tabanında: İktidarı ele geçirdik. Artık bir daha bırakmayız, bırakmamalıyız, asla kaybetmemeliyiz iktidarı... Üstelik akademik kılıklı bir ülke ve millet düşmanı, iktidar için ülkeyi yakıp yıkmaya hazır bir katil ruhlu, referandumu kaybedersek silahlı iç savaşa hazırlansın herkes diyor.
Sadece o mu?
Başka yetkili bir AKP’li, hedefe az kaldı, 90 yıllık hasret bitecek diyor.
Az kaldı dediği şu: İki ay sonra referandum olacak ve kazanacağız ve bu işi kesin ve ebedi olarak bitireceğiz, Cumhuriyet ve Atatürk belasından, parlamenter sistemden vb kurtulacağız.

Gördükleri rüya

Ülkede Atatürk’ün ilan ettiği Cumhuriyeti, kadınlara özgürlükleri, Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ve Meclisindir kuralını, Cumhuriyetin demokratik parlamenter düzene ve güçler ayrılığına demokratik bir sisteme doğru büyük evrimini, bu süreçte verdiği ileri doğru büyük atılımı, çağdaşlığa ve uygarlığa doğru büyük serüveni sona erdirecekler. Bunun rüyasını görüyorlar.
Cumhurbaşkanı ne demişti muhtarlara, bileklerimizdeki prangayı kıracağız.
O pranga nedir? Yukarıdaki büyük paragrafı yeniden okuyun.
Daha önceki söylemlerle de bütünleştirin bu son anlayışları: Cumhuriyet 90 yıllık parantezdir, bu parantezi kapatacağız.. Cumhuriyet bir reklam arasıdır..
Anayasa değişikliği ile öngörülen de zaten, bu reklam arasına bir son vermek, 90 yıllık paarantesi kapatmak, Türkiye’yi Osmanlı ile bütünleştirmektir.
Yeni Türkiye dedikleri budur.
Tüm bu söylem, niyet, politika ve değişimi alt alta koyarsanız, hedefin tamamen bir Abdülhamit mutlakiyetinin yaratılmak istendiğini görürsünüz.

Ey MHP’liler duyuyor musunuz?

Anayasa değişikliği tamamen budur ve Bahçeli, Atatürk’ün, Cumhuriyetin ve tüm uygarlığa doğru atılan temellerin mezar kazıcısı rolünü üstlenmiştir.
Ey MHP’liler, duyuyor musunuz!
Bahçeli, Özgür’ün sık yazdığı gibi, 3-4 ay içinde yaşadığı bu 180 derece değişikliği açıklamaya mecburdur.
Bu mecburiyeti hem MHP’lilere hem MHP’li seçmene, üstelik Türk Türkiye’ye borçludur.
 Çünkü Bahçeli bu pek de aydınlık olmayan kararıyla, Tüm ülkeyi bir başka kulvara sokmuştur. Bu kökten değişiklik, bu Cumhuriyetin tasfiye talebini sandığa götüren, tamamen ve tek başına Bahçeli’nin kararı ve isteğidir.
Tek istenen, bu karar değişikliği üzerindeki karanlığın aydınlatılmasıdır.

“Sadece  RTE için geçeri olsun”

Şimdi iyi niyetli AKP’li yazarların bir korkusu var: Ya bu Başkancı- Reisçi yetkiler bir başkasının eline geçerse, biz ne halt yeriz, nereye kaçarız..
Kabataş yalanının baş mimarı hatta şöyle bile yazabiliyor korkusundan: Anayasaya bir madde koyalım, tüm bu yetkiler sadece ve sadece RTE için geçerli olsun, ondan sonra geçerli olacak normal bir anayasa yürürlüğe girsin.
Herhalde iktidarı bırakmamak için bir içsavaşı göze alacak bir inanca sahip değil. Ama aynı zamanda böyle yetkilerin nasıl bir karanlık döneme yol açacağını, kabağın dönüp dolaşıp kendi başlarında patlayabileceğini de en azından sezgisi ile anlıyor.
İktidar ve adamları diyor ki, silahlanacağız, bu prangaları kırıp atacağız..
Yasal parti, parti il başkan yardımcısı olan adamını alayı vala ile kapıdışarı bile etmiyor: İstifa yolunu gösteriyor.
Bunun anlamı şu: Salak mısın, bu böyle söylenir mi, bize liderlerimize bak, senin aptalca sözlerini nasıl akıllıca dile getiriyorlar. Henüz daha yemek pişmemiş, sen ona soğuk su katıyorsun, şimdilik ayrıl partiden de bizi zor durumda bırakma..

“Artık bizim burası, uyacaksınız”

Acaba bir savcı kaldı mı bu kişiyi sorguya çekecek?
Ülkede adalet ve hukuk var mı ki soruyorum: Baksana, müdürü olduğu okulda oğlancılığa soyunan adam bile serbest bırakılıyor ve okuluna gidebilecek yüze sahip olabiliyor. İktidar ve tüm Türkiye bunu seyrediyor!
Evet bu ülkeyi epey değiştirdiler..
Öyle ki, burası artık bizim,
Öyle ki Brükselde yaşayan bir alçak, bana not bile gönderebiliyor: Ya bize artık tamamen uyacaksınız ve böylece yaşama şansınız olacak ya da bu ülkeyi terkedeceksiniz, terketmezseniz milletimiz size halledecek.
Bu istilacının anlayışı şu: Türkiye’yi okyanusta giden bir transatlantike benzetin.. Düşünün ki korsanlar gemiye baskın yaparak ele geçirdiler.
Kırk haramilerin istilası gibi.
Cumhuriyetin yarattığı tüm ekonomik kurumsal değerleri satıp savuşturup yok etme girişimlerini de bu kapsamda değerlendirin..

Bir HAYIR onları kesin rüyalarından uyandıracak etki yapacaktır.
19 Şubat 2017 Pazar / Bilim ve siyaset – Cumhuriyet

18 Şubat 2017 Cumartesi

HAYIR, bu ülkede çok şeyi değiştirir! Sakin olun, panim yok!

 Görüyoruz ki, iktidar mensupları herşeyi tek adamın ağzına, emrine, keyfine verecek bir anayasa değişikliğini neden istediklerini halka açıklamakta zorluk içindeler.
Düşünüp taşınıyorlar, ülkenin en önemli sorunu ne, halk ne düşünüyor? Terör…
Aslında şimdi işsizlik giderek boğuyor ülkeyi.. Kepenkler kapanıyor, ekonomi küçülüyor, dolayısıyla aş ve ekmek giderek birinci plada aslında..
Suriye’den gelen şehitlerin ailelerinin ahı ve vahı gökleri sarıyor..
Umurlarında mı…
Ama iktidar teröre asılacak yine. 7 Haziran- 1 Kasım seçimleri arasında yaşanan ve kışkırtılan terör olaylarının yüzde 9 oyu nasıl kendilerine yönelttiğinin tadı ağızlarında..
Buldukları dahiyane fikir, hayırcılarla terörü eşleştirmek! İlk işaretlerini taa tepeden verdiler: Hayır terörü azdırır, terörü sevindirirmiş.. 15 Temmuz darbe girişimi neyse, hayır oyu vermek de oymuş..
Şüphesiz ki kampanyalarının gerçekten bu temelde sürdürürlerse, siyasi utanmazlığın, aldatmanın, halkı salak yerine koymanın dik alasını yapacaklar..

İktidar halka göbeğini kaşıyan adam muamelesi yapıyor

İktidar ve mensupları, “göbeğini kaşıyan adam”lığa soyunuyor!
Hani suçlayıp duruyorlardı ya, göbeğini kaşıyan adam diyerek halkı aşağılıyorlar, adam yerine koymuyorlar, diye..
Milleti, HAYIR ile terörü birbirinden ayıramayacak kadar aptal yerine koyuyorlar.
Tanıdığım bir esnaf, hayır diyecek. Yanındaki esnaf dostu ise evetçi. Kafayı da çekiyorlar birlikte bazen. Sohbet ediyoruz, terörist komşunla bu dostluk da nereden diyorum. Bırak abi yaa, sapla samanı karıştırıyorlar, böyle giderse hayır diyeceğim, diyor.
Peki neden evet? Reise güvenden.. Soruyorum: Ama bu anayasa, Reis ve iktidar oylanmıyor ki, Reis bugün var yarın yok. Ama başımıza tek adam anayasasıyla öyle bir çorap örüyorlar ki, farkında değil misin?
Bu iş sakat abi diyor, dostunun sırtına şaplak indiyor, gelen müşteriye yöneliyor.

Millete güvenleri sıfır

Millete güvenmemekle suçluyorlar ya muhalefeti.. Dün Mehmet Yılmaz yazıyordu, millet güvenleri yok diye.
Tüm resmi ve yandaş kanalları, radyoları evet borzanlığı ile ortalığı çın çın çıınlatıyorlar.
Şöyle mi düşünüyor iktidar: Bu millet aptal, ona güven olmaz, aklı şimdi bir hayırcının söylediklerine takılır, hayırcı olur... Hayırcıların seslerini her yerde kesmeliyiz!
Elektriği keserek,Meral Akşener’in sesini kestiler, her yer karanlığı oynadılar.
Bunu yapanlara, talimatı verenlere artık yuh mu desek yoksa çüş mü..
MHP’lilerin, Akşener’i dinleyenyerin aklı mı yok, sapla samanı birbirinden ayıracak gözü mü yok.
Onları aptal yerine koyup hayır diyeceklerin düşüncelerini dinlemeleriniden neden korkuyorsunuz?
Hey millet, sen ne dersin!

HAYIR, bu ülkede çok şeyi değiştirecek..

Anayasa’yı canlandıracaktır, yasalara yeniden ruh verecektir, demokrasiye insan hak ve özgürlüklerine daha çok sahip çıkılacak..
İktidar yerini yurdunu sınırlarını öğrenecek.
Halk iktidara, kardeşim bırak bu diktatoryel istekleri, neyi yapamıyorsun sahip olduğu yetkilerle, seni destekliyoruz diye şimdi de başımıza ali kıran baş kesen ki olacaksın.. ekonomiye bak, işe- aşa bak.. Çocuklarımız okulu bitiriyor işsiz dolaşıyor.. işi olan kapı önüne konuyor..
Şu Suriye meselesinin de çok içine grime, orada da haddini-sınırını bil.
…Demiş olacak.
Sakin olun, panik yok..
16 Şubat 2017, Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet