22 Temmuz 2014 Salı

One Minute Yalanı: Barış Niyeti Olan Bağırıp Çağırmaz!


RTE’nin İsrail ve Filistin politikası, sürekli olarak Türkiye’nin kaybettiği ancak RTE’nin kazandığı bir tiyatro oyunu.. RTE iktidarı İsrail’in OECD örgütü üyeliğine 2010 yılında onay verdi..

Başbakan ve adamları yine kükrüyor ama boşuna.. RTE başından itibaren İsrail’e karşı izlediği güya Filisbtinlileri tutan politikası hem bir fiyasko hem de içi boş bir çuval..
Hepsi a) ülkemiz kamuoyunun ezilen Filistinlilere olan içten duyarlığı ve üzüntüsü üzerinden siyasal prim yapmak... b) Arap- müslüman kamuoyu üzerinde lider oyunu oynamak ve bunu da Türkiye’de yine siyasal yarara dönüştürmek.
Neden böyle diyorum, RTE’nin hiç samimi yanı olamaz mı İsrail-Filistin trajedisinde?
Şüphesiz, sıradan bir insan olsa düşünmeden var derim.. Ama ülkenin başında 12 yıldır oturan ve herşeyi propağanda ve yarar açısından mutlak liderliği için değerlendiren bir politikacı için evet diyeyem.
Şimdi soralım: RTE Davos’ta Şimon Peres’e 5 yıl önce, Ocak 2009’da One Minute diye bağırdı, hakaret etti ve açık oturumu terketti... Ortalık yıkıldı!
Eeee.. sonuç ne; RTE bağırıp terketmekle Türkiye ne kazandı, İsrail ne kaybetti ve Filistinliler ne kazandı?
 Gelin bir bilanço çıkartalım:
Filistinlilerin kazancı sıfır oldu, İsrail’in saldırılarını durduracak bir etkisi olmadı.. Sadece helal olsun dediler, yani RTE aferin aldı İslam dünyasından..  (bir şeye göre, Filistinliler cephede İsrail askerlerini “RTE geliyor!” diye bağırıp korkutuyorlarmış!).. Filistinlilerin somut bir kazancı olmadı. Bu işten kazançlı çıkan sadece RTE oldu! Hem orada hem burada bedava ve ucuz itibar kazandı!
İsrail’in sıfır kaybı oldu, politikalarını değiştirmedi, üstelik Türkiye’yi pataklayıp durdu..
Türkiye ise tam kaybetti.. RTE itibar kazanırken, Türkiye aşağılanıp durdu..
1. İntikam:  Mesela One Minute’ten tam bir yıl sonra, 2010 Ocağında, İsrail intikamı planlaması yaptı. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, kendisine nezaket ziyaretinde bulunmaya giden Tel Aviv Büyükelçimiz Oğuz Çelikkol'un elini sıkmadı, onu kendisinden alçak bir koltuğa oturttu, yani diplomatik olarak aşağıladı!
İkinci intikam: RTE’nin ikinci karşı hamlesi ve israli’in karşı saldırısı: RTE, üç ay sonra bir zkarşı hamlede buluundu.. Hükümet güdümündeki yardım örgütü, büyük tantanayla İsrail ablukası altındaki Gazze’ye yardım amaçlı olduğunu açıkladığı Mavi Marmara gemisini savaş alanına gönderdi. İsrail 31 Mayıs 2010’da gemiye korsanca baskın yaptı ve 9 Türkiye cumhuriyeti yurttaşını öldürdü.
 RTE’nin One Minute politikasıyla başlayan süreç, Türkiye’ye itibar ve insan kaybettirdi.
Ama bakıyoruz, bu politikaların baş rol oyuncusunun kaybettiği bir şey yok! Ancak aklı ile düşünmeyen kalabalıkların ülkesi olan Türkiye’de böyle bir durum ortaya çıkabilir!
RTE şimdi Cumhurbaşkanlığı için çıktığı meydanlarda İsrail’e yine veryansın ediyor.. Tamam da, kardeşim bu şiddetinin Filistinlilere bir yararı mı, İsrail ordusunu ve bombalarını mı durduruyor, Filistinlilyerin ölmesini mi engelliyor..
RTE’nin İsrail nutuklarının sadece Cumhurbaşkanlığı için kendisine oy devşirme yararı var.
***
Bu ülkenin kadim Türk İslam sağcısı Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Zaman gazetesine demeç vermiş; diyor ki:
Erdoğan’ın One Minute çıkışması, danışmanlarının tasarladığı bir kurgu idi, bu gibi şeyler film sahnelerinde olur, muhatabın cevabı beklenir. Sonra karşılığını verirsiniz, toplantı devam eder. Ama dramatik hale getirme, film setlerinde olur. ..
Yani, RTE’ye itibar ve puan kazandırmak için bilinçli olarak düzenlenmiş tek yanlı bir tiyatro oyunu.. Kim bedelini ödedi: Türkiye...
***
Örneğin RTE, İsraille diplomatik ilişkileri kesmiyor.. 12 yılda ticaret yüzde 350 artarak devam ediyor. Enerji Bakanı biz devlet olarak satmadık diyor, ama Türkiye’den İsrail jetlerine yakıt satılıyor. Örneğin bunu denetlemek veya yasaklamak iktidarın aklına gelmiyor.. Para olunca mesele, RTE’nin boynu kıldan ince..
İsrail, 7 Eylül 2010 tarihinde, Ekonomik vİşbirilği ve Kalkınma Örgütü’ne –OECD- üye oldu. RTE hükümeti, bu üyeliğe onay verdi. (www.oecd.org/about/membersandpartners/list-oecd-member-countries.htm). Türkiye, 1960 sonunda kurulan OECD’ye bir yıl sonra üye olmuştu!
Dün Enerji Bakanı ayrıca “Atom komisyonuna üyeliğine izin vermedik” diyor.. Ama İsrail’in kendi dönemlerinde OECD’ye üyeliğini saklıyor! 
Malatya’da kurulan NATO kalkanı, İsrail’i de koruyor, bilgiler İsrail’e akıyor..
Daha bir sürü numara..
Sonra meydanlarda nutuk at, soykırımda Hitler’i bile geçti diye tarihsel yalanları savur..
RTE ve iktidarının İsrail’e bağırıp çağırması boştur, zerre kadar inandırıcılığı yoktur..
***
Filistin’e yardımcı olmak, İsrail üzerinde etkin olmasıyla mümkün. Bu etkini sadece iyi niyetle kullanabilirsin.. Sessiz sakin diplomatik derin politikalarınla..
Yoksa İsrail’i tam düşman olarak karşısına alan, üstelik bunun temeli yalan ve iç politika numaralarıyla dolu olunca, zerre kadar barışa, Filistinlerin ezilmesine yardımın ve hizmetin olmaz..
Bağırıp çağırınca, insan sanıyor ki, şimdi kalkıp oraya savaşa da gidecek..
RTE’nin bu propagandasının tek bir gerçek yanı var: Müslüman Kardeşlerin Filistin kolu olan Hamas’ın ezilmesi karşısında politik duygusu..
Çünkü kendisini İhvan’ın (Mısır’da Mursicilik gibi), yani Müslüman kardeşlerin uzantısı ve parçası olarak duyumsuyor..

--21 Temmuz 2014, Pazartesi /  Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Barışa En Uzak 34 Ülke Arasındayız, 162 Ülke Ürasında 128.


2014 Dünya Barış Göstergesine göre Türkiye 162 ülke arasında 128.sırada ve tehlikeli sularda varlığını sürdürüyor..

Dünya Ekonomi ve Barış Enstitüsü, 2014 Dünya Barış Göstergeleri Raporunu açıkladı. Dünya nüfusunun %99,6’ini içeren 162 ülkenin araştırıldığı ve değerlendirilidği indekste, Türkiye 128.sırada yer aldı. 22 niteliksel ve niceliksel ana ölçeğe göre yapılan değerlendirmelerde Türkiye’nin 5 üzerinden notu 2,402.
Bu puanla ülkemiz şiddet veya barışa uzaklık bakımından, tehlikeli sularda seyrediyor.
Türkiye’nin barışa uzaklığının, veya ortanın biraz altı bir şiddet ülkesi olmasının ekonomik bedeli veya kaybı, 52 milyar 520 milyon dolar.
Avrupa bölgesi, dünyanın en barışçıl bölgesi olarak kayda geçerken, bir Avrupa ülkesi olarak Türkiye ise, bu kıtada barışa en uzak veya şiddetin en çok seyrettiği ülke. 36 Avrupa ülkesi sıralamasında Türkiye sonuncu.. Bizden sonraki iki ülke, Makedonya (87.) ve Yunanistan (34.).
Üç ana ölçekte, askerileşmede Türkiye 5 üzerinden 1,9 kötü puan, toplum güvenliğinde 2,6 puan ve iç ve dış çatışma riskinde ise 2,4 puan aldı.
Barışa en yakın ilk 10 ülkenin başında, 1,18 puanla Izlanda duruyor. Sonrakiler: Danimarka, Avusturya, Yeni Zelanda, İsviçre, Finlandiya, Kanada, Japonya, Belçika ve Norveç.
Komşu ülkelerimizin dünyadaki yerine bakarsak: Bulgaristan 32., Romanya 36., kıbrıs 51., Yunanistan 86., Azersaycan 123., İran 131., Ukrayna 141.,  Mısır 143., Rusya 152., Irak 159., ve Suriye listenin sonunda: 162.
***
Dünyada 500 milyon insan istikrarsız, çatışmalı ve çatışma riski büyük ülkelerde yaşıyor.
500 milyon insanın 200 milyon ise günde 2 dolarlık yoksulluk sınırının altında olan ülkelerde yaşıyor.
Dünyada barışa uzaklığın veya şiddetin ekonomk maliyeti de hesaplanmış: 9,8 trilyon dolar. Bu rakam, dünya gayri safi milli hasılanın yüzde 11,3’üne denk geliyor. Bu rakam 2013 endeksine göre 179 milyar dolar arttı.
Yani Afrika kıtasının iki kat milli gelirine eşit bir ekonomik kayıp söz konusu.
Raporda, dünyanın 2008 den beri her yıl artan bir huzursuzluk ve çatışma riski içinde seyrettiği vurgulanıyor. Küresel şiddete başlıca neden olarak şunlar sayılıyor: Terörist eylemler, çatışmaların yayılması, göçlerin ve sürülenlerin çoğalarak devam etmesi. 7 yıldır bu eğilim artarak sürüyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra geçen ve yorumcular tarafından “barışçıl” sayılan 60 yıllık iyileşmeden sonra, 7 yıl devamlı kötüye gidiş..
Raporu açıklayan Enstitü’nün kurucusu Steve Killelea, ek olarak, geçen 7 yıl içinde yaşanan küresel ekonomik ve mali krizi, kötüleşmenin büyük etkenleri arasında saydı. Bunların üzerine Arap Baharı ve terör olaylarının yayılması bindi. Yakın gelecekte bu kötüye gidişin süreceği, küresel barışa doğru yolculuğun ise ufukta görünmediği belirtilmekte..
Şiddetin önlenmesi vb için yapılan harcamaların 2012- 2013 küresel ekonomik büyümenin yüzde 19’una denk geliyor. Bunun kişi başına bedeli ise 1.350 dolar. Killelea, daha düşük ekonomik büyümenin daha fazla şiddete yol açma tehlikesine işaret ediyor. Önümüzdeki 2 yıl içinde en çok riskli ülkeler de açıklandı: Zambiya, Haiti, Arjantin, Çad, Bosna Hersek, Nepal, Burundi, Gürcistan, Liberya ve Katar.
Tabii, kapitalizmin çıkmazları ve ülkeleri soktuğu krizler değerlendirmelerde yer almıyor ve sistem fazla tartışılmıyor.
Küresel Barış Endeksi’nin oluşturulmasında, siyasal terör ve şiddet, 100 bin kişi başına düşen cinayet, terörist eylemler, silah satışları, askeri harcamalar, iç ve dış çatışmalı durumlar, nüfusun göç etmek zorunda kalan yüzdesi gibi olgular değerlendiriliyor.
Başka bir sıralamada da, örneğin barış açığı en yüksek ülkelerin başında İsrail geliyor.
Demokrasi açığı en yüksek ülkelerin başında da Katar var.
2008’den bu yana barış koşulları kötüleşen ülke sayısı 111, iyileşen ülke sayısı ise 51.
Kötü ekonomik koşullarla şiddetin fazlalığı arasında bir ilişki kuruluyor.
İşsizlik ve yoksulluk ile şiddet artışı arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu.
Rüşvet ve yolsuzluk artışı ile toplumsal güvenliğin azalması arasında da bir ilişki var.
Doğrudan yabancı yatırımların ülkelere akışı ile barış ülkesi durumu arasında da ilişki var. Yani ne kadar barıştan uzaksanız, yabancı yatırım da o kadar size uzak.
***
Türkiye 2012 ülke durumlarını kapsayan 2013 raporunda, yine 162 ülke arasında 134.sıradaydı 2013’de konumunu 6 ülke iyileştirmiş gözüküyor.
Izlanda geçen yıl da en barışçıl ülkeydi, bu kez Izlanda’ya 127 ülke uzaktayız! Yani durumumuz iyileşti diyebilir miyiz?
Gerçek olan şu: Barışa en uzak 34 ülke arasındayız..
--20 Temmuz 2014, Pazar /  Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Bilim değil filim: Tübitak’ın çocuklar için çeviri kitaplarındaki olağanüstü çarpıtmalar

CBT Gündem, Sayı 1426, 18 Temmuz 2014

Bu hafta köşemi, okurumuz Osman Açıkgöz’ün çocuğuna aldığı TÜBİTAK kitaplarında saptadığı çarpıtmaları konu edinen önemli mektubuna ayırıyorum..
***

“Sayın Bursalı,
Oğlumla birlikte TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları’ndan “Bilim Bize Ne Anlatıyor?” adlı, baskısı, resimleri mükemmel bir kitabı okurken aşağıda ayrıntılarını açıklayacağım inanılması güç bir gerçekle karşılaştım: İngilizce baskıda bulunan evrimle ilgili bazı sözcükler ve cümleler Türkçe çeviride kitaptan çıkarılmış ve İngilizce kitapta olmayan yeni cümleler eklenmiş.
“Bilim Bize Ne Anlatıyor?” çevirisi ve redaksiyonu öğretim üyeleri tarafından yapılmış bir kitap. Ancak çevirmen ve redaktörün olan bitenden ne kadar haberi olduğunu bilemiyorum. Bu durum hakkında kişilerin görüşü alınmadan yorum yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bu kitabın hangi aşamada değişikliklere uğradığı mutlaka öğrenilmesi gereken bir konu. Özellikle çevirmen ve redaktörün açıklamalarını merakla bekleyeceğim.
Elimdeki kitap Kasım 2012’de basılmış ikinci baskısı. Daha sonra üçüncü baskısı da yapılmış. Kitabın üçüncü baskısı elimde olmadığı için üçüncü baskıda herhangi bir düzeltme yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.
Kitap biyoloji, kimya ve fizikle ilgili üç temel bölümden oluşuyor. Bu kitabın metinlerinden yaratılmış iki ayrı kitap (Kimya Bize Ne Anlatıyor?” ve “Fizik Bize Ne Anlatıyor?”) TÜBİTAK tarafından yayımlandı. Büyük olasılıkla “Biyoloji Bize Ne Anlatıyor” adlı bir kitap da yayımlanacak. Kitap İngilizcede de bu şekilde yayımlanmış. “Bilim Bize Ne Anlatıyor?” adlı kitabın ilk iki baskısı toplam 10.000 adet yapılmış. Bu durumda gerçeklerin tahrif edildiği en az 10.000 kitap çocukların elinde, daha fazlası da kitapçılarda.
KİTABIN BİYOLOJİYLE İLGİLİ TAHRİF EDİLMİŞ BÖLÜMLERİ (Türkçe ve İngilizce kitabın resimleri ektedir.)
SAYFA 11: İngilizce kitaptaki “ … biz bir tür hayvanız. Özellikle, bir tür maymunuz.” cümlesi Türkçe çeviride “… bizim hayvanlardan pek de bir üstünlüğümüz yok. Hatta insanın bir tür maymundan geldiği ileri sürülüyor.” cümlesine dönüşmüş.
SAYFA 72: İngilizce kitaptaki “Biyologların çoğu” sözcükleri Türkçe çeviride ”Evrim teorisine inanan bazı biyologlar” sözcüklerine dönüşmüş. Yine aynı sayfada İngilizce kitapta olmayan “Bu biyologlar … inanıyorlar” eklemesi yapılmış.
SAYFA 74: İngilizce kitapta olmayan “Bu senaryoya göre” eklemesi yapılmış.
SAYFA 78: İngilizce kitapta olmayan “Evrim teorisine göre” eklemesi yapılmış. 
SAYFA 79: En önemli çarpıtmalar bu sayfada yapılmış. Sayfanın değişik yerlerinde İngilizce kitapta olmayan “Evrim teorisine göre” eklemesi yapılmış. İngilizce kitaptaki “1859’da Darwin fikirlerini Türlerin Kökeni adlı çığır açıcı (ground-breaking) bir kitapta yayımladı” cümlesi Türkçe çeviride ”1859’da Darwin fikirlerini Türlerin Kökeni adlı çok tartışmalara sebep olan bir kitapta yayınladı.” cümlesine dönüşmüş. Yine aynı sayfada İngilizce kitaptaki “İnsanlar bugün hala evrim üzerine tartışıyor, fakat evrim, genlerin nasıl çalıştığı gibi yeni keşiflerle sürekli destekleniyor.” cümlesi Türkçe çeviride “İnsanlar günümüzde hala evrimin doğru olup olmadığını tartışıyorlar. Evrimi destekleyen hiç bir ara form bulunamamasına, öte taraftan da evrimi destekleyen keşifler yapılmış olmasına bakılınca, evrimin daha uzun süre tartışma konusu olacağını söyleyebiliriz.” cümlelerine dönüşmüş.
SAYFA 80: İngilizce kitapta olmayan “Darwin’e göre evrim”, “Evrim biyologları … söylüyorlar” “Bu teoriye göre” eklemeleri yapılmış.
SAYFA 81: İngilizce kitapta olmayan “Evrim teorisine göre” eklemesi yapılmış. 
SAYFA 84: İngilizce kitaptaki “Organizmalar yaşadıkları çevreye uyum sağlayacak şekilde evrimleşmiştir.” cümlesi Türkçe çeviride “Organizmaların yapıları yaşadıkları çevreyle uyumludur.” cümlesine dönüşmüş.
SAYFA 279: İngilizce kitaptaki terimler sözlüğü bölümünde bulunan evrim terimi Türkçe çeviriye alınmamış.

Prof. Dr. Osman Açıkgöz, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı

NOT: İngilizce kitabın resimleri internetten (http://www.amazon.co.uk/Whats-Science-About-Alex-Frith/dp/0746089457/ref=sr_1_5?s=books&ie=UTF8&qid=1405326458&sr=1-5&keywords=whats+science+all+about) adresli siteden kitabı tanıtan “look inside” adlı bölümden “print screen” yoluyla alınmıştır. Türkçe kitabın resimleri fotoğraflanarak elde edilmiştir.
 

Okurlardan Önemli katkılar: Zenginlerimiz, Fakirlerimiz; Bozcaada'da Homeros Günleri; Orta Doğu Bölünürken Türkiye?; İran'ı Unutmayalım..

Hıfzı Deveci, Serbest Danışman: 
Evet, tarihte hiçbir şey bir anda gerçekleşmiyor. Batı aydınlanması da bir günde olmadı, uzun çalkantıların, acıların çekilmesi gerekti... Ben Atatürk’ün “laik cumhuriyet” idealini hep “İslam’ın Rönesans’ı” olarak gördüm. Uzun sürecekti, kavgalar yapılacaktı, acılar çekilecekti; ama sonunda tüm İslam Coğrafyasına egemen olacaktı. Ama 90 yıl sonra artık umudum kalmadı ya da en azından biz göremeyeceğiz, anlaşıldı.   
Haklısınız, bütün Ortadoğu bölünürken Türkiye böyle kalamaz kalamayacak. Hele bu mezhepçi yönetim kadrosu başımızdayken. Türkiye bölünecek ve bu sizin de dediğiniz gibi bir günde olmayacak, önümüzdeki beş-on yılı alacak. Korkmamız gereken ise Suriye ve Irak'taki parçalanma örnekleridir. 
Çoğu insan “bölünme” deyince sadece Kürtleri anlıyor, ama sizin de dediğiniz gibi daha birkaç parçaya ayrılmamız kaçınılmaz. Bizler artık belli bir yaşa geldik, ama çocuklarımız için çok üzülüyorum. “O gün geldiğinde yurtdışında yaşayabilecek şekilde teçhiz edin kendinizi” diyorum sürekli.”

***
Basri Koyuncuoğulları: 
“Özellikle BDP/HDP, ikinci tura kalındığında Cumhurbaşkanlığı seçiminde  seçmenlerini serbest bırakacaklarını söylüyor. Giderek diktatörleşen hatta giderek ülkeyi içine kapatan, uygar ulkelerden uzaklaşıp ortadoğu bataklığında yıldız olmaya çalışan bir yeni Türkiye'ye, BDP grubu neyin karşılığı destek vereceğini yüreklilikle açıklamalı.. Tabii RTE'na Cumhurbaşkanlığı seçimi karşılığı, gündemde Öcalan'ın serbest bırakılması, IRAK'ın bölünerek Küdistan’ı yolunun açılması…var.
BDP'li Kürt kardeşlerimiz şunu bilmeli: İzmit’teki bir lisede okul birincisi genç yaptığı mezuniyet konuşması sonrası okul birinciliği elinden alındı. Ben ülkedeki yetmez ama evetçileri, İran’da devimcilerin, destekledikleri Humeyni tarafından katledilmelerini anımsıyorum. Ben de çok coşku ile karşılamıştım, hatta sınıfımızda yabancı öğrenci statüsü ile okuyan İran'lı arkadaşlarımızın İran'a gidip geliyorlardı, hepsi katledildi. 
Şahbur Bahtiyar ile Beni Sadr canlarını zor kurtardı. Kürtler RTE’ye verecekleri seçim destekleri ile ülkenin demokratik damarlarını kesilmesine aracılık edecekler, ama zamanla da bu siyasi alışverişten zararlı çıkacaklar."

TÜRKİYE’NİN ZENGİNLERİ AVRUPA, FAKİRLERİ AFRİKA SEVİYESİNDE.

Metin Türkyılmaz: En zengin beşte birin satın alma gücü paritesiyle milli geliri 42 bin 154 doları bulurken, en yoksul beşte bir, 6 bin 89 dolarla geçinmeye çalışıyor.
·      Zenginlerin ortalama milli gelirde geçemediği 11 ülke, Katar, Lüksemburg, Singapur, Norveç, Brunei Sultanlığı, ABD, Hong Kong, İsviçre, Kanada, Avustralya ve Avusturya’dan oluşuyor.
·      Türkiye’nin en zengin beşte biri, ortalama milli gelirde, Hollanda, İsveç, İzlanda, Almanya, Tayvan, Kuveyt, İrlanda, Danimarka, Belçika, İngiltere, Japonya, Fransa, Finlandiya gibi dünyanın sayılı zengin ülkelerini ise geçiyor.
·      Zenginlerin milli gelir ortalamaları, İsrail, Bayreyn, Güney Kore, Bahamalar, Suudi Arabistan, Yeni Zelanda, İtalya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi zengin ülkelerin ortalama milli gelirlerine ise açık fark atıyor.
·      Buna karşın, ikinci zengin grup olan dördüncü grubun geliri Polonya, Macaristan gibi orta gelirli ülkeler, ortada yer alan üçüncü grubun geliri, Lübnan, Bulgaristan, Kazakistan gibi ülkeler, yoksullukta ikinci sırada yer alan ikinci grubun geliri,  Ekvador, Tunus, Dominik Cumhuriyeti, Tayland, Çin gibi ülkeler seviyesinde seyrediyor.
·      En yoksul grubun geliri ise, Mısır, Sri Lanka, Bhutan, Angola, Svaziland gibi yoksul Afrika ve Asya ülkelerinin gerisinde kalıyor.
·      Birinci grubu oluşturan en yoksul yüzde 20 milli gelirin yüzde 6,5’i, beşinci grubu oluşturan en zengin yüzde 20 ise yüzde 45’ini alıyor.
·      En yoksul grubun bir üstünde yer alan ikinci grubun milli gelirdeki payı yüzde 11, üçüncü grubun payı yüzde 15,6’da kalıyor.
·      En zengin beşinci grubun bir altında yer alan dördüncü grubun payı yüzde 22’ye ulaşıyor.
·      İlk 3 grubu oluşturan halkın yüzde 60’ı ortalama milli gelirin altında bir gelirle yaşarken, en zengin yüzde 20, milli gelirin 2,25 katı bir gelire sahip bulunuyor.

BOZCAADA’DA HOMEROS GÜNLERİ

Bozcaadalı gazeteci-yazar Prof. Dr. Haluk Şahin’in her yıl düzenlenmesine öncülük ettiği Homeros günleri bu yıl 2-3 Ağustos tarihlerinde Bozcaada 'da yapılacak. Ozanın Günü ve Homeros Okuması etkinliğinde ana tema "dönüş". Etkinliğin onur konukları 43 yıl önce terkettiği Bozaada'ya dönecek olan Avustralyalı yazar Dimitri Kakmi ile, yılın ozanı Nazmi Ağıl. Tema uyarınca, Homeros'tan okuma parçaları Odiseus'un Troya'dan dönüşü ile ilgili bölümlerden seçilecek.
Yılın ozanı Nazmi Ağıl'ı etkinliğin kurucu şairi Cevat Çapan tanıtacak.  Dr. Nezih Başgelen Bozcaada Sanat Galerisi'nin Itırlı Bahçesi'de Odiseus'un adasına dönüşü üzerine bir sunum yapacak. Troya Kazı Başkanı Doç. Dr. Rüstem Aslan tartışmayı yönetecek.
Ana Yurt romanının yazarı Kakmi de eski ve yeni Bozcaada'yı karşılaştıracak. Mutlu Torun'un son beş yıldır olduğu gibi bu yıl da ud konseriyle etkinliğe renk katması bekleniyor.
2001’de Prof. Dr. Manfred Osman Korfman'ın desteğiyle başlatılan etkinliğin 13.cüsünde de, şafak vakti başlayacak olan Homeros okuması çeşitli dillerde gerçekleşecek.
Tatilini bu günlere denk düşürmenizi veya bu şenliğe fiilen katılmanızı tavsiye edeceğim. Ben birinde bulundum, büyük keyif aldım..

---17 Temmuz 2014 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Aman Koşun RTE’nin Elini Güçlendirelim! MHP'den AKP'ye Oy?

Her seçimde her zaman beklerim, acaba AKP’den bu seçimde ne gibi bir komplo piyasaya sürülecek, diye.. Sağa sola bakarken farkettim, bir siyasetçi dostum da aradı ve dikkati çekti: Bak bu bazı MHP’liler üzerinde güçlü etkili olabilir; CHP’li seçmenin üzerinde daha az..
Aynı şeyi mi düşünüyorduk! Evet!
Olay şu: RTE propagandacıları, özellikle MHP saflarını bombardımana tutuyorlar anlaşılan: Recep Tayyip Erdoğan aman ilk turda seçilsin ve ikinci turda Kürtlerin oyuyla seçilmesin.. Nedenmiş o?
İlk turda seçilirse, Kürtlere daha az tavir verirmiş... ama ikinci turda Kürtlere muhtaç kalırsa, Kürtlere tavizi çok olurmuş..
Böyle bir uyduruk gerekçeyle tabii ki her zamanki gibi yine MHP saflarında RTE lehine bozgunculuğa soyundular.. MHP seçmeni, RTE için bitmez tükenmez bir deniz gibi, trollerini atıyorlar, ağlarına takılacak balıkları AKP gemisine boca ediyorlar..
RTE’nin MHP’ye her seçimde bakışı böyledir. MHP tarlası bu açıdan RTE’ye çok verimli gözüküyor!
2011 seçimlerinde de seks kaseti savaşı ile MHP’yi %10 barajının altına itmeyi, böylece MHP seçmenlerinin oylarını AKP milletvekilliğine dönüştürmeyi planlamışlardı!
Eğer bunu başarsalardı, AKP Meclis’te 367 milletvekilini aşacak ve Başkanlık Anayasasını tek başına Meclis’te kabul ettirecek bir çoğunluğa ulaşacaktı. Ve AKP lideri bugün, yasal olmayan bir başkanlığı fiilen uygulamak için, Cumhurbaşkanlığı anayasaya göre icranın başıdır gibi uyduruk yorumlara muhtaç olmayacaktı!
Şimdi de MHP’lileri zayıf yerlerinden yakalayacaklarını düşünüyorlar: Aman aman hemen ilk turda seçilsin ki, Kürtlere muhtaç olmasın başbakanımız! Anlaşılan MHP’lileri epey kafası çalışmayan bir kitle olarak görüyorlar... Yoksa bu oltaya takılacak kimse olmaz..
***
AKP’lilerin en büyük korkusu RTE’nin seçilemesi, ikinci büyük korkusu da, ilk turda seçilememek.. Bunun sonucu, ikinci turda İmralı’nın işaretiyle BDP-HDP’li seçmenin, RTE’yi başkan seçmesi..  Burada mesele, RTE’nin, Kürt seçmenin oyuyla seçildi propagandasıyla önemli bir seçmen kitlesinde karizmayı çizdirmek olayıyla karşı karşıya kalmasıdır. RTE bunu istemiyor. O taktirde, Kürtlerle gizli pazarlıklar ayyuka çıkacak..
RTE zaten Kürtlerle gizli pazarlık halinde değil mi? Evet.
İmralı’da Öcalan ile orta ve uzun vadeli anlaşma ve programlarında neler olduğunu bu millette bilen kimse var mı? Hayır. Ama bize sunduğu tek şey şu: çözüm sürecine destek verin, katılın..
Peki, gel bunu Meclis’e getir, paketin bütünü üzerinde herkes tartışsın ve ulusal bir sorun oarak çözülsün, dendiğinde, koca bir hayırla karşılaşıyoruz. Çünkü Kürt Meselesi RTE için bir seçim –oy kazanma aracı derekesine indirgenmiştir. Bu tek kişilik bir oyundur..
MHP’li seçmenin kafası karışır mı? Bence hayır, yine siyasi ahlaki tarafı koskoca bir sıfır olan, tıpkı seks kaseti gibi yeni bir şantaj oyunuyla karşı karşıya olduğunu görür..
***
RTE’nin çözümü rayında gidiyor.. Kürt seçmenin oyuyla seçilsin veya seçilmesin, anlaşma yürümektedir.. Kürtler onunla zaten angajmanını yapmıştır, evetini basmıştır ikinci tur için.. RTE neden daha çok muhtaç olsun ki İmralıya?!
 İkisi arasında her zaman gerilimli anlaşma vardır. PKK asla silahını bırakmayacağını açıklıyor, AKP de yeniden geri çekilme propagandasını pompalıyor.. Öyle ki bu kez PKK hem de tüm silahlarını teslim ederek... İster inan ister inanma..
AKP, PKK beklentisini – çözümünü ve bu konuda topluma sunduğu iyimserlik propagandasını en üst düzeye yükseltmiş durumda...
Hem bütün süreci sen kotar, sürecin bütünü, çözümün nereye gittiği konusunda kimseyle bir ey paylaşma.. Sonra kalk MHP’lilere “aman beni namerte muhtaç etme” biçiminde, çözüm ortağını da aşağılayarak ve ona hakaret de ederek, utanmazlığı doruk noktalarında tırmandır.. Yersen..

DEMİRTAŞ’A YÜZDE 10 OY NEREDEN GELECEK?
Seçimlerde Selahattin Demirtaş’ın patlama yapacağı, müthiş bir imaj yarattığı konuşuluyor. Sevimli biri! Bir okur- izleyici paylaştı: Türk bayrağını elini alıp bu ülke birdir parçalanamaz, diye dolaşsın, CHP’den en az %10 oy alır! Alır mı alır!
Ama gerçeğe dönelim ve soralım: Yüzde 10 nereden gelecek?
Yüzde 6,5 HDP-BDP’nin oyu. Kemikleşmiş gibi.
Yetmez ama evetçi abiler ablalar dayatıyor ya, Gezicilerin oyu Demirtaş’a diye.. Bir de yine yetmez ama evetçi, CHP dışında bazı sol guruplar da oylarıı verecekler. Yüzde 0,5 diyelim!
CHP ve MHP seçmeninden oy kaymaz.. Hadi iyimser bir hesapla, %0,5 de CHP’den kaydı diyelim..
Bağımsız adaylarla katıldığı için genel seçimlere, oy kaybı oluyor diye bir söylenti var.. 0,5 de oradan.. Etti, 6,5+1,5= 8
Erdoğan’a karşı büyük bir cephe oluşturulurken, bu kamplaşmada Demirtaş ezilir.
***
Demirtaş %10’u aşamaz mı, aşar tabii. Kürt oyları AKP ile Kürt siyasal hareketi arasında ikiye bölünmüş durumda. HDP, AKP’ye yönelen Kürt seçmenlere çağrı yapabilir:
İlk turda bütün oylar Demirtaş’a... Demirtaş’ı güçlendirelim, ikinci turda git RTE’ye ver!..
Tutar mı bilemem, yapıyorlar mı böyle bir propaganda Kürt bölgelerinde, onu da bilmiyorum. Ama yaparlarsa tutabilir.
O zaman yüzde 10’u fazlasıyla garantidir Demirtaş’ın..
Böylece Kürt siyaseti ciddi bir siyasi varlık olarak da sahneye çıkar..

---15 Temmuz  2014 Salı / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Çok Bilmiş Abi ve Ablalar Yine Sahnede!

Sosyal medyada okurlar, izleyiciler sataşıyor, dahası eleştiriyorlar: 
Kürt siyasetçilere özellikle Demirtaş’a karşı neden bu kadar öngargılı davranıyorsunuz? Söyledikerinin ötesinde bir şeyler arıyorsunuz, işte şimdi de yönelttiğiniz soruya net yanıt verdi ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura çıkamazlarsa, RTE’ye oy vermeyeceğiz dedi..
Bu tartışmalara neden olan tezim şuydu: 
Kürt siyasal hareketi, eğer seçim ikinci tura kalırsa, seçmenlerini RTE’ye kaydıracaklardır...  Cumhurbaşkanlığı seçimi yarışında alacakları oy miktarıyle RTE’ye güçlerini gösterecekler, RTE’nin ilk turda seçilmesini arzu etmezler. Bu durumda, RTE ikinci turda Kürt oylarına muhtaç kalacaktır. Bu da Kürtlerin elinde önemli bir koz olacaktır.. Kürt oylarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş bir RTE söz konusu olacaktır...
Vay efendim, Selahattin Demirtaş RTE’ye oy vermeyeceğiz diyorsa neden                                          güvenmiyorsunuz.. Kürt seçmenin oyuna ipotek mi koyuyorsunuz..
Haddime mi düşer ipotek koymak!
Demirtaş bir siyasetçidir, siyaset, hesap-kitap ve taktiklerle örülüdür, hele hele şimdiki gibi bir seçim söz konusu olursa.. Liderler veya siyasetçiler, kritik durumlarda gerçeği söylemezler veya yalan söylerler..  Mesela Demirtaş, ikinci tura kalacak olan parti biz olacağız, dolayısıyla RTE’ye oy vermemiz söz konusu değil, derken doğru mu söylüyor, yalan mı, taktiksel mi davranıyor veya böyle olsa ne iyi olur mu demek istiyor?
***
Hadi bunu bir yana bırakalım. Sorum şu: Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi çok önemli bir olayda, Kürt siyasetinin davranışını kim, hangi karar, merci ve hangi olgu belirler?
Burada siyaset, siyaset bilimi dersi vermek gibi bir niyetim yok. Siyaset güç ilişkileri, menfaat, parti hedefi ve hesapları çerçevesinde saptanır, buna göre hareket edilir.
Kürt siyasal hareketinin temel gerçeği nedir? AKP ile çözüm süreci.
Bu nerede kotarılıyor? İmralı’da hareketin lideri Abdullah Öcalan ile hükümet arasında, MİT aracı kullanılarak..
İki taraf arasında anlaşma- süreç yürüyor mu? Evet, her iki tarafın da göklere çıkardığı çözüm sürecine ilişkin yasa Meclis’ten geçti geçecek.
Öcalan, RTE’nin bırakın Cumhurbaşkanı seçilmesini, Anayasanın değiştirilerek Başkan seçilmesini bile onaylıyor mu? Evet, hem de bir kaç kez dile geldi.
Acele Meclis’e sevkedilen çözüm sürecine ilişkin yasa tasarısı, İmralı ile hükümet arasında bir anlamanın ürünü değil mi? Buna şüphe mi var.. Bu görüşmelerin ve varılan anlaşmanın bir parçası olarak da, RTE’nin Cumhurbaşkanlığının desteklenmesi değil mi? Şüphesiz ki.. Ama tamam de buna kanıt gösterin derseniz, olay yeri iniceleme ekibine başvurursunuz! Burası, siyasal gelişmelerin anralizini yaparak basit, herkesin hemen görebileceği bir sıradan öngörüyü dile getirme yeri.. Bu kabuller olmazsa siyaset yapamaz ve gelişmeleri tahlil hiç edemezsiniz..
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan bir süre önce ne dedi? “Cumhurbaşkanlığı seçiminin süreci olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz. Başbakan Erdoğan seçimi kazanır ve Köşk’e çıkarsa süreç aynen devam eder. Bizim bu konuda bir endişemiz yok.”
Yani, Kürt siyasetinin önemli kararlarını Demirtaş belirlemez, o sadece iyi bir uygulayıcı görevini üstlenir.. Şu an gerçeği Demirtaş’ın ötesinde arayacaksınız!
***
 Şimdi temel bir siyaset sorusu yönelteyim genç arkadaşlara: RTE’nin bir yenilgi almasını ve Köşk’ü kaybetmesini isterler mi? Çözüm sürecinin tamamen RTE’nin iradesine, bu iradenin ortağının da İmralı olduğuna göre.. Kürt Siyasal Hareketi (İmralı, Kandil, HDP-BDP vb) RTE’nin iktidardan düşmesine karşıdır.. Çözüm ortaklarıdır çünkü.
Dolayısıyla, HDP-BDP’nin etkilediği Kürt oyları, ikinci tur olursa RTE’nindir.
Demirtaş’a verilen Kürt oyları dışındaki oylar, sonuçta, Kürtlerin RTE ile pazarlık gücünü arttırmak amaçlıdır.
Bu açıdan, Kürt siyasetçilerin, CHP’ye “Rıza Türmen’i aday gösterin destekleriz” demesi, eğerd böyle bir ittifak gerçekleşseydi, sadece ilk tur için geçerli olabilirdi. İkinci turda Kürt oylar CHP ve Türmen’i yalnız bırakacaktı..
Bunu görmememek için, siyasetin başlangıcından bile haberdar olmamak gerekir..
Ben RTE ile İmralı arasında başka konularda da ittifakların olduğunu düşünüyorum..
***
Bazı çok bilmiş yetmez ama evetçi abiler ablalar, yine çok bilmiş olarak kendilerini ortaya atıyor ve Gezi sürecini Demirtaş’a yöneltmek istiyor...
Neymiş? Sol oylara onlar layıkmış.. kendileri sol oyların hamisi ya! Hadi canım sende, demek bile komik kaçar..
Demirtaş ve diğer Kürt siyaseti, Gezi’nin hükümeti devirmek amaçlı komplo olduğunu söyledi, belki de çözüm sürecini baltalamaya yönelik olduğunu bile düşündüler! Sonra ise bundan yan çizdiler.
Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymasını hoş karşılarım. Türkiye’yi sahiplenmeleri iyidir. Parça değil bütünü yönetmeye talip olun, dedim hep..
Ama Kürt siyasal hareketi, RTE’ye ve ortak kararlarına endekslidir.
RTE kim?
Gezi Sürecinin gneçlerin vb baş destekçisiydi yanılmıyorsam, yoksa değil mi?!
Öldürülen gençlerimiz için ağıtlar yaktı, katillerin yakalanıp içeri tıkılmasını ibreti alem için en uygun cezaların verilmesini istemişti, yanlış mı anımsıyorum yoksa!...
 Neyse çok bilmiş ablalara abilere başka bir şey demiyeyim, şimdilik bu kadar hafiflik ve ciddiye alma yeter..
Kürtler Sol-sosyalist ve RTE ile ortak.. 
Bu yanlışlık olabilir mi bu tabloda?!
---14 Temmuz  2014 Pazartesi / Bilim ve Siyaset -