Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

10 Aralık 2018 Pazartesi

Ömrünüzü şeytanla uğraşmakla tüketmeyin, şeytan çarpar


10 Aralık 2018, Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


Ben de o “doktora tezi”nin başlığını görünce, bu ne uçuk şey diye boşuna şaşırmışım. Bu köşede geçen ay, “Yoksa sorunlarımız şeytan ile yeteri kadar mücadele etmemek mi” başlıklı yazı yayınlanmıştı. Nedeni de, “Kuran ve Sünnet rehberliğinde şeytanla mücadele edecek insanın eğitimi” başlıklı “tez” idi.
Yanılmışım, bu “çok önemli konu”, aslında Diyanet’in ana meselelerinden biriymiş, nereden bileceğim!
Diyanet İşleri Başkanlığında oturan Ali Erbaş bey geçen gün Mardin’de verdiği vaazda ve okul gezisinde “Kuran ile birlikte olmayan çocukların şeytan veya şeytani insanlarla birlikte olacağını” söylemiş.
Böylece aslında doktora tezinin ülkemizin ve de Diyanet’in bütünsel ve çok ciddi bir “şeytan sorunu” ile ile ilgili olduğu anlaşılmış oldu. Doktora tezi ile bu sorun umarım çözülecek.
Ülkemizin üzerinde dolaşan şeytanı yendiklerinde, yol açılacak herhalde..
Neden çocuklar?
Büyüklerin pek çoğuna “kayıp”, “şeytanlaşmış insanlar” gözüyle bakıyor anlaşılan.
Kuran ile birlikte olmazlarca, çocuklar da şeytanlaşacak!
Böylece ülkemiz tamamen şeytanların cirit attığı, şeytanın ülkeyi ele geçirdiği, şeytanın adamlarından oluşacak.. neme lazım! İşte o tez de “ilmi çözümler” arayışının ta kendisiymiş!

Psikolojik büyük baskı

Bu aslında en tepeden ilan edilen “dindar ve kindar nesil yetiştirme” projesinin bir ayağı. Bu nedenle iktidar Diyanet’e yıllarca giderek artan bir bütçe ayırarak, bu projeyi genişletiyor ve destekliyor.
Çocuklara henüz ne olup olmadığını anlayamayacak yaştayken “şeytanlaşmamaları” bahanesi ile bu tür bir yaklaşım, hem köktendinci bir terörizm kaynağını yaratacak ve besleyecek bir eğitim iklimi oluşturuyor.
Aslında bu “laik eğitimin” yıllardır kazılan çukurunun giderek derinleştirme projesidir. “Eyvah şeytan beni ele geçirecek” korkusunun çocuklarda yaratacağı derin psikolojik travma umurlarında değil tabii ki.
Hele, çocuklar arasında “şeytanın ele geçirdiği” ve “şeytandan uzak duran” düşman nesiller yaratılacağı da umurlarında değil. Diyanet, ve başındaki zat ve arkasındaki siyasi destek, ülkeye kötülük yapıyor. 6 yıl kadar önce Diyanet’in bu projesinin temelleri atılmış, imam hatip okurlarının dayatılarak genişletilmesi ve 4-4-4 projesi ile eğitim toptan buna uygun hale getirilmeye çalışılmıştı.
Ülkenin her yerinde, başta kız çocuklar olmak üzere, çocuklara en hafifinden “”psikolojik saldırı” var.
***
İKİ KİTAP

Önce Kadınlar - İlham Veren Cumhuriyet Kahramanları”.. Özlem Özdemir, özellikle çocuklara - gençlere ilham vermesi amacıyla kaleme aldığı kitabında, Cumhuriyet’in ayakları üzerine basmasına ve aydınlanmaya hizmet eden kadınlarımızdan bir seçki sunuyor. Arkeoloğu (Halet Çambel), seramikçisi (Füreya Koral), sahne sanatçısı (Bedia Muvahhit), öğretmeni (Refet Angın), kadın savaş pilotu (Sabiha Gökçen), ilk kadın doktoru (Safiye Ali) hemen hepsi var. 25 başarılı ve önce kadın.. Elin sağlık. Kırmızı Kedi’den çıktı.
Adnan’ın Tek Taşı. Mine Kırıkkanat’ın Adnan Oktar ve adamlarıyla öncelikle yaşadıklarını sonra da bu mafya örgütlenmesini ve ilişkilerini anlattığı kitabı.. Bu çeteyle hakkıyla mücadeleyi başarmış ender kişilerdendir Mine. Özellikle mahkemeleri manipülasyon konusunda usta olan Oktar ve adamlarının üstesinden gelmeyi, ancak Mine gibi dirençli, boyun eğmez kişilikler başarır.
Mine diyor ki: “Kötülük, üstüne ışık tutularak aydınlatılarak yenilebilirdi. Zamanın yarısında kötü kararlık, yarısında iyi aydınlık galip gelecekti... Ama dövüşmeye değerdi.”
Yazılmayı hakkeden bir kitap. Bu da Kırmızı Kedi yayını.
--

Hukuk diyeceksen eğer, “ama” demiyeceksin..


9 Aralık 2018, Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Hiç istemediğim bir açıklama, ama belki birileri anlar umuduyla yazacağım. Bu yazıyı burada değil kendi bloğumda (günce) yazmayı planlamıştım, sonra fikir değiştirdim. Buyurun...
***
Ergenekon soruşturması, 2007’da patlayıp 2008’de cibilliyeti tam belli olunca, arkasından da Balyoz, her şey açıktı benim için. O zamanki “Feto”, arkasında AKP iktidarının büyük desteği ile, Ordu’nun defterini dürmek, kendi Fetocu subaylarını tepelere tırmandırmak için harekete geçmişti. Yapılan suçlamalarla ilgisisiz subaylar, komutanlar ve siviller (İlhan Selçuk, Balbay, Haberal, Tuncay Özkan vb) içeri tıkıldı.
Büyük bir zulüm başladı.. Güçlülerin – iktidarın hukuku kasap bıçağı gibi işliyordu.
Dava haksızdı, kasıtlıydı, tutar tarafı yoktu, insanlar uyduruk bahanelerle içeri alınıyor, sivillerin normal faaliyetleri “gizli faaliyete” dönüştürülüyordu.
Sivilleri bir kenara bırakın.. Yazılarımda askerleri “ama”sız savundum ve 7 yıl boyunca yüzlerce yazı yazdım. (Gördüğünüz gibi 10 yılı geçti hâlâ yazıyorum.) Ünlü “aydınlar” bildiri yayınlıyor ve “darbeci” ordunun ve sivil ayaklarının defterlerinin dürülmesine alkış tutuyorlardı. Feto ve iktidar ile büyük bir blok oluşmuştu.
Özellikle altını çiziyorum, hiç “ama” demedim. (Varsa bir tane özür dilerim)
Oysa Ordu’nun geçmişi darbelerle kirliydi, 12 Mart 1972 ve 12 Eylül 1980’de ülkeyi tepelemişti. Özellikle de solcuları.. Amerikan emperyalizminin bölge stratejilerinin uygulayıcısı konumundaydı, yani bence ülkeye ihanet içindeydi.
İşkencelerinden de geçmiştik.
Fakat bunların hiç birini Ergenekon ve Balyoz davalarında gündeme getirmedim.
Getirseydim, bu davaların hukuksuzluğunu, haksızlığını, adaletsizliğini ve diktaya götüren yolları açtığını savunamazdım.
Evet bu davalar haksız, ama onlar da geçmişlerinde şunları şunları yapmışlardı bizlere ve ülkeye” deseydim, kendilerine yapılan adaletsizliği savunur olmazdım. Tersine, “bak neler yapmışlar, eden bulur, oh olsun, şimdi de hukuk diye bağırıp çağırsınlar bakalım” düşüncesinin yaygınlaşmasına yardım etmiş, zulme ortak olmuş ve ülkeyi kasıp kavuran hukuksuzluğa alkış tutmuş olurdum. 2008 “Aydınlar” bildirisi böyleydi.. Can Dündar’ın “başka kapıya” yazısı da..
Eğer bir ülkenin başlıca sorunu hukuksuzluk, adaletsizlik, güdümlü yargı vb ise ve ülkeyi karanlığa sürüklüyorsa, kimsenin güvencesi yoksa, “ama”yı değil hukuku savunacaksınız.. Kim olursa olsun! (O gün kendilerine ama denmeyen az sayıda bazılarına bugün bakıyorum da, ama’dan geçilmiyorlar.)
Ha, böyle bir derdiniz varsa tabii!
Benim böyle bir derdim vardı ve hâlâ var..
Bilmem anlatabildim mi..
***
Şimdi size 7 Eylül 2009 tarihli yazımdan sadece bazı parçalar, okuyun ve bugün gelinen noktaya bakın.

Hukuku Halledecekler


AKP iktidarının hukukta adım adım ilerleyişini izliyor musunuz? En önemli sorunları hukuku halletmek. Bunun, gerekli, zorunlu, şart olduğuna inanıyorlar.
Ne için? Şüphesiz ki iktidarları ve gelecekleri için. Toplumu değiştirmek ve dönüştürmek için, bugün en iyi araçlardan ve silahlardan biri hukuk.
Hukuku AKP'leştirdin mi, dinci söylemlere ve iktidar icraatlarına şemsiye olacak bir hukuki yapı kurdun mu, yarını garanti altına alırsın..
İcraatlarını aklayabilecek, hukuki soruşturmaları bertaraf edebileceksin. Yolsuzluk olsun, siyasal olarak Anayasa'yı delip geçen uygulamalar olsun... Hem de, tabii ki rakipleri, düşmanları, kafirleri, laikleri ve ülkede güç odağı olarak bulunan siyasi, ekonomik ve bürokratik "iktidar"ları yoketmek, en azından AKP iktidarına boyun eğdirmek için, hukuku halletmek şart...
Hukuku sistematik olarak AKP'leştirme plan ve programını uygularken, devlet ve medya eşgüdümü her fırsatta da hukuk kurumlarına saldırıyorlar... Sahte belgeler...  Telefon dinlemeleri... Yalanlar... İftira atmalar..”
***
Yazımın bütünü Cumhuriyet arşivinde var, Portal’dan ulaşılabilir.

8 Aralık 2018 Cumartesi

Sınırsız ve Dizginsiz


6 Aralık 2018, Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Tembellik yapıyorsun demeyin, tersine özveride bulunuyorum, size 16 Nisan 2009 tarihli bir yazım daha. Ergenekon masalı üzerine.. Aşağıdaki tarihi yazımda satır başlarındaki bazı isimleri (...) olarak geçiyorum. Anımsatmalıyım ki 2008’de 300 imzalı bir Ergenekon’a tam destek “aydın bildirisi” yayınlanmıştı. Tarihin kara listesi..
***

İktidar+yandaşları ile Fetocular ve onların tetikçi ve temizlikçi olarak müthiş başarıyla kullandıkları liberal kılıklılar için, savcıların hiç bir girişimi yanlış değildir, attıkları her adım doğrudur; her dalga ve tutuklamalar haklıdır, desteklenmelidir...
Yarın örneğin Baykal’ın kapısına da dayanılabilir! Değil midir ki, Baykal cumhuriyetçidir, Mustafa Kemal’e kadar dayanan “kirli ve utanç verici” tarihin bugünkü sürdürücüsüdür, hatta ilk önce bu parti yok edilmelidir! (Güncel not: Baykal’a kaset tuzağı, 1 yıl sonra)
Ergenekon terörünün böylesine herkese bulaştırılmasına karşı çıkan gazeteler ve köşe yazarları da içeri alınıp sorgulanabilir.
Çünkü (muhalifler) yazdıkları yazılarla, Ergenekon soruşturmasını engelleme çabasındalar, davayı sürdürenler üzerinde anti demokratik baskı uyguluyor darbecilerin yargılanmalarını engellemek istiyor...
Onlara göre, bütün tutuklamalar, telefon dinlemeleri, evlerin, ofislerini talan edilmesi, her şeye el konması, insanların hayatlarının kesintiye uğraması.... ama her şey doğaldır, normaldir, hukukidir...
Çünkü, savcıların ve mahkemelerin kararlarıyla yapılmaktadır her şey..
***
Bazıları düşündü ki, bu zevatın “artık bu kadarı fazla” diyeceği bir sınır vardır.
Örneğin, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan, böyle bir “sınır çizgisini” temsil edebilir! (..) Yooo hayır!
(...) diyor ki Saylan için “saygınlık nedir, kime ve neye göre saygınlık...” Adamda tık yok, tam tersine, Saylan ve ÇYDD’ni, yerle bir edilmesi gereken bir baraj olarak görüyor; bir sevinç bir sevinç!
(... ) adındaki, artık Feto’nun gayri resmi mi yoksa resmi mi bilemeyeceğim sözcüsü ve savunucusu olarak başroldeki adam, Feto’nun adı geçti mi hemen “bana söz hakkı doğdu” diye fırlıyor yerinden...
Önceki gece NTV’de, ÇYDD’nin yiğit ve onurlu kadınlarını içine alan 12. Dalganın haksızlığına değinen sözlere karşı, mealen diyor ki, bunlara katılmıyorum, bütün bu propaganda Ergenekon davasını saptırmak, durdurmak ve bitirmek için yapılıyor..! Ağzında da bir hukuki laf, geveleyip duruyor...
Baktım, Başbuğ’un siyasi konularda düşüncelerini belirtmesine de karşı!
Eh Fetocuların karşı olduğu her şeyi savunmak, giderek demokrasiyi ayakta tutabilmenin ve Ergenekon Rejimi’ne (patenti İlhan Selçuk’un!) karşı durmanın yolu oluyor artık!
Ordu’nun, artık sivil hayata yönelen bu görülmemiş saldırı karşısında, bir “denge unsuru” olarak varlığını korumasının ve görüşlerini her fırsatta açıklamasının, bugünkü koşullarda çok önemli, büyük bir demokratik hakkı ve demokrasi için gerekli olduğu anlaşılıyor!
(...), Türkiye’nin 50 yıllık tarihi asimilosyon tarihidir, bunu reddedecek tek ciddi bir sosyolog-bilim adamı olamaz, derken, bir saat sonra ekranlara TÜBA üyesi Prof. Metin Heper çıkacak ve onu yalanlayacaktı! Cehalet, kendini hiç mi hiç bilmemektir! Ayrıca, okumuşluk, hatta doktoralı olmak, dahası profesör unvanı bile, bilime ve düşünceye ihanetin yeni adıdır!
(...)
Demokrasiyle, temel haklarla, hukuki davranmakla -- yasaları uyarak, Ergenekon Rejimi ayakta kalamaz... Tıpkı 12 Mart ve 12 Eylül darbecilerinin temel düsturları gibi: Demokrasi bu ülkeye boldur kardeşim..
---
  NOT: Herkese Bilim Teknoloji dergisinin Yapay Zeka konferansı BAU- Beşiktaş’ta bu Cumartesi 17.00. Tanol Türkoğlu ve Cem Say ile bu kez Black Mirror bağlamında geleceği tartışacağız.