Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

21 Ocak 2017 Cumartesi

Yeni müfredat önerilerinde büyük yanlışlıklar: Osmanlı’ya eleştirel bakmazsan...



Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı ve tartışmaya açtığı yeni müfredat içeriği ile ilişkili görüşleri okuyorum. Mesela “Ortaöğretim Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi” dersinde bilim ve eğitim başlığı altında öğretilecekler sayılıyor: Tekke, Zaviye, Sahnıseman, Darülmuallimat, Darülfünun, Enderun..”
Osmanlı dönemlerinde “eğitim kurumları”nın neler olduğunun öğretilmesine karşı çıkmam. Ama mesela zaviye, tekke, dergah, tarikat vb gibi, dini yapılaşmaların işlevlerini ve genişlemelerini sürdürdükleri yerleri “bilim ve eğitim kurumları” kabul ettiğini görüyoruz Bakanlığın. Ne eğitimi? Ne bilimi?
Tüm bunlar, halk için o dönemin evrensel nesnel bilgilerini ve okuma yazmayı öğretecek yaygın kurumlarının olmadığı neredeyse 500 yıllık koca Osmanlı döneminde halkın hadi ileri kesimlerinin diyelim içine tıkıldığı yerlerdi.  Oralardan hiç bir şey çıkmadı bilim, eğitim uygarlık adına.
Koskoca Osmanlı’dan bilim adına bize kalan bir cehalet dönemidir...

Elde var sıfır

Doğan Kuban bir toplantıda anlatıyordu. Oturmuş 3-5 yılını Avrupa ile Osmanlı’nın bilim, düşünce sanat karşılaştırmalarını yapmak için kaynak okumaya vermiş. Sonuçta Avrupa ile karşılaştıracak bir şey bulamamış.
Osmanlı’ya bir kahramanlık destanı olarak bakmak, ülkemize bir şey kazandırmaz. Osmanlının neden çöktüğünün somut bilgileri verilmeli, mesela neden 1800 yılında Osmanlı Devleti’nin hiç bir yerinde okur yazar oranı % 5’i geçmemekteydi ve ülke genelinde ortalama okur yazar oranı muhtemelen % 1’di… Tanzimat dönemi sonunda Ahmet Midhat Efendi okuma yazma bilmeyenlerin nüfusun % 90-95’i kadar olduğunu, bunların kalemsiz ve dilsiz olduklarını yazmaktaydı...”
Oysa, bir yazımda belirtiyordum: 19. yüzyıl ortalarında Avrupa’da yetişkinler arasında okur-yazarlık oranı büyük ölçüde artmış ve %50’lerin üzerine çıkmıştı. Mesela Almanya, Hollanda, İsviçre ve İskandinavya %70’in; İngiltere, Fransa, Avusturya ve Belçika %50’nin üzerinde bir okuma yazma oranına erişmiştir. (Oktay Yenal’ın “Ulusların Zenginliği, Eğitim Boyutu” kitabına bakın..

Milli eğitim yetkililerini, bu müfredatı hazırlayanları, mesela 1920’lere kadar Osmanlı ile Avrupa arasındaki 300 yıllık ister boşluğu deyin, ister gecikmeyi, ister mesafeyi öğrencilere anlatmak hiç ilgilendirmiyor.
Geçmişten nasıl ders çıkartacağız?
Nedenleri niçinleri merak edecek bir eğitim sisteminiz yoksa, bir işe yaramıyor.
Mesela Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethediyor, dönemin en güçlü lideri..
Avrupa Ortaçağı bitiriyor. Bilimin, teknolojinin sanayi devriminin ilk filizlenmeleri yeşeriyor.
Oysa tam da o yıllarda, dönemde İslamın Altın Çağı’nın sonu yaşanıyor. Bilim, felsefe, buluşlar, Avrupa’ya fark atmış.
Abbasilerle patlayan Altın Çağ, gerileme ve sönme dönemine giriyor.
Fatih, dönemin en büyük gücü olarak, İslamın Altın Çağının sürdürülmesi önünde kararlar alsaydı, Osmanlı ve Türkiye bambaşka bir kulvarda ilerliyor olacaktı.
Oysa Osmanlıda eğitim, medreselerde dinsel nakli ilimlerin cenderesine sokulacaktı..

Osmanlıya hizmet için herşey

“Osmanlı İmparatorluğunun merkeziyetçi yapısının çok tabiî bir sonucu olarak medreseler, kanaatimizce Osmanlılarda genellikle bürokrasiye eleman yetiştiren kurumlara dönüşmüş, ulema da bürokrasinin bir parçası hâline gelmiş... ...son devirlere kadar bu konumu hiçbir şekilde değişmemiş... İlim ve düşünce ancak bu sınırlar içinde ve devlet hizmeti için söz konusu olmuş...” (Ahmet Yaşar Ocak)
 Niye sanat yoktu Osmanlıda..
Niye önemli müzisyenler çıkmadı?
Heykel, resim de yoktu. Bunlar olmayınca, tabii ki bilim de teknolojide düşüncede yaratıcılık ta olmazdı (Kuban).
Herkesin Padişahın kulu olduğu, Padişahın çıkarlarına hizmetin esas olduğu bir toplum yapısında, bu saydıklarımızın ne işi olabilirdi?
Mukayeseli bir kültür anlatımı yapılmazsa, çağdaşlığın uygarlığın hedefleri önümüze konmazsa.. dünya tarihinin bize uygun gördüğü rol köle olarak kalmaktır.
Atatürk’ün ve Cumhuriyetin kazanım ve değerlerini dışla, “daha fazla imam hatip okulları açacağız” de (Çavuşoğlu), Cihat’ı değerler sistemine sok, büyük bilim-düşünce akımlarından mesela Pozitivizmi dahası sekülarizmi bile sapkın düşünceler olarak damgalamanın peşinde koş..
Adeta bir cihatçı, köktendinci bir eğitim anlayış ucundan ucundan eğitim sistemine el atmış durumda.

 Bu kafayla gidecek hiç bir yerimiz yok.
19 Ocak 2017 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

18 Ocak 2017 Çarşamba

RTE’nin Başkanlığını desteklerdim, eğer...


Cumhurbaşkanı, yıllardır gönlünde yatan ve başlıca siyasi değişim projesi olan Başkanlık konusunda ilk kez bir umut yoluna girdi ve ilk aşamayı geçti.
Bu, Cumhurbaşkanının başarısı değildir; rejim değişikliği, parlamenter sistemin ülkemizden tekmelenerek, yerine ucube bir başkanlık- reislik sisteminin getirilmesinin yolunu açan Devlet Bahçeli’nin başarısıdır. Bu ülke Bahçeli’yi asla unutmayacaktır.
Tabii, RTE de unutmayacaktır ve Bahçeli ve koltuğunun altındaki MHP’lilere, kimsenin şüphesi olmasın ki rejim değişikliği gerçekleştiğinde en büyük mükafatları verilecektir.
Başkanlığa bu kadar karşı mıyım?
Başkanlığı dengeleyecek ve anayasal kuvvetler ayrılığını ve denetleme mekanizmalarını öngörecek bir sistem, halk da evet derse kurulabilir. İlk tercihim olmamakla birlikte.
Ama neredeyse bir “mutlak reislik” içeren bu sistemi kabul eden bir ülkenin önünün parlak olmadığını söylemek müneccimlik olmaz.
Üstüne üstlük, 15 yıllık ülke yönetimi “müktesebatı” tamamen tartışmalı olan bir lider söz konusuysa hele..
15 yıllık ülke yönetimi başarılarla ve ülkeye yaptırdığı büyük kalıcı ve önemli sıçramalarla dolu olsa Cumhurbaşkanı’nın, bize yöneltilecek “daha ne istiyorsunuz, bu adamın yaptıklarını görmüyor musunuz, bunu hakketmedi mi, çekilin önünden..” benzeri eleştiriler karşısında durmak zor olabilirdi. Bu durum karşısında “evet başarılı, ama konu bu değil, sistem...” gibi gerekçeler ileri sürmemiz, toz bulutu içinde kaybolup giderdi..
Fakat büyük ve ülkemize epey pahalıya patlayan başarısızlıklarla dolu bir liderden bahsediyoruz.

Böyle bir ülke var ortada:

* Hiç stratejik düşünmeden, o anki hırs ve düşüncelerle yanlış kararlar veren bir liderden bahsediyoruz..
* Meselâ, Irak Başbakanına “sen kimsin, muhatabım değilsin ve olamazsın” diye seslenirken, iki ay sonra Başbakanını göndermek zorunda kalması..
* Mesela Rus uçağını düşürmesi. Kendisine o an vay be dedirtecek payeler kazandırsa bile, bu kararın Türkiye’ye nelere mal olabileceğini, neler kaybedebileceğimizi, artılar eksiler cetveli biçiminde bile düşünmeyen bir lider.. Turiçmi çökertti, mal satışını çökertti.. inşaat işleri vs yi çökertti. Bu kararın tam bir bilançosunu çıkartan kimse var mı?
* Tabii ki, arkasından büyük siyasi geri dönüşler..
*  Suriye’yi parçalama, Esad’ı yok etme politikasının olanaksızlığı nasıl hesap edilmez? Rusya’nın Suriye ve Esad’ın 40 yıldır askeri müttefiki olduğu, tayin edici anda devreye gireceği nasıl görülmez?
* IŞİD’in uluslararası faaliyetlerine tüm sınırlarımız nasıl  açık kapı yapılır?
* Türkiye’nin barış politikasını “fazla pasif” bularak, “aktif barışa geçiyoruz” perdelemesi altında, gerektiğinde savaş politikasına döndürmek nasıl bir gaflettir?

Gülenle işbirliğinin felaketi

* Gülen cemaatine/ terör örgütüne, “ne istediler de vermedik” derekesinde askeri darbeye varıncaya kadar devletin tüm kapılarını açarak bunca felakete yol açmak, nasıl bir öngörüsüzlüktür...
* Gülen Terör Örgütü’ne Ordu’nun defterini dürmek için tüm yasal-lojistik desteği vererek, üstelik tam koruma sağlamak, bunca yasal hukuksal felakete yol açmak, hangi politikanın ürünü olabilir?
* Anayasal ve yasal demokratik hak ve özgürlükleri kullanmaya yeltenmenin bile bir cesaret işi haline getirmediniz mi?
*  Basın özgürlüğüne olan bu ebedi ve ezeli düşmanlık nedir? Medyanın düzgün, gerçek haber yapmasını sürekli engellemek ve medyayı bitmez bir kinle baskılamakla, ülke nereye varabilir?

Hukuk yerine keyfilik

* Bir hukuk devleti rayından iyice çıkartılmış bir ülkede, hukuk yerine keyfilikle ülkenin gideceği bir yer mi olabilir?
* Ülkeyi bizimkiler ve ötekiler diye ikiye bölen bir politikanın mimarına, bu kez daha ağırlaştırılmış ve yasal zemin kazandırılmış yetkiler nasıl verilebilir..
* PKK Terörünü “barış yapıyoruz” aldatmacasıyla azdıran politikaları bu iktidar altında yaşamadık mı?
* İŞID gibi bir terör sorunu, bu liderlik altında ülkemize mal edilmedi mi?
* Ülkeyi, eğitimi adım adım bir din tüccarlığının ve uygulamalarının cenderesine sokarak, tipik bir batak Ortadoğu İslam ülkesine dönüşme tehlikesini kim yarattı?

Başarısız bir liderlik

* Tabii ki, dışarıdan akan paraları toprağa gömerek ülkede yaratıcı, üretici ekonomiyi ateşleyemeyen ve yeniden geriye düşüşün yolunu açan bir liderlik de var.
Özet şudur: Cumhurbaşkanı başarısız bir liderlik sergilemiştir.
Ülke sürekli gerilim içinde tutulmuş ve bloklara ayrılmıştır. Birbirine düşman taraflar..
RTE’nin Başkan olmasına ve hatta reisliğine bile göz yummak için ne yazık ki tutunacak bir dal bile yoktur.
Referandumda umalım ki parlamenter sistemimizi 150 yıl öncesinden bile geri götüren bir “kara sayfa”nın açılması reddedilsin.
17 Ocak 2017 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

ABD’ye karşı mısınız, o halde bilimi, Evrimi savunun.. Yoksa oyuncağı olursunuz



Ülkenin bugünkü halinden daha aşağılara yuvarlanması için, din bezirganları resmen her tarafı sarmış durumda! Çünkü bir ayakları iktidarda ve oradan büyük destek alıyorlar.
Mesela milli eğitimi kuşatmış durumdalar. Okullarımızdan bilimsel eğitimin içini boşaltma yolundalar. Müfredattan bilimi, bilimsel bilgiyi üstelik “sadeleştirme” adı altında eliyorlar.. Mesela Atatürk’ü de.. yerine ise mesela “cihatçılık” gibi, bugün sapkın terörist İslamcıların baş tacı zırvalıkları sokuşturmaya çalışıyorlar.
Tam Amerikalıların, batılıların, istedikleri şey... Cehalet tüm beyinlere yayılsın ki, bu ülke geçmiş yüzyılların batağında çırpınsın dursun. Geleceğin, bilimin yol açıcılığı üzerinde hızla ilerlediğinin farkında olmasın!
Ne işin var senin bilim, kültür, bilimsel düşünce, evrim-biyoloji-genetikle! Onları yok et ki, ben de seninle istediğim gibi oynayayım! Sonunda parçalayıp süründüreyim...
Evet, ülkemizde de, bilim ve bilimsel düşünce düşmanı örgütler ve kurumlar devlette kök salmışlar. Tam Amerikan ve Batılı emperyalistlerin değirmenine su taşıyan uygulamalarla, ülkemizin ve İslam ülkelerinin ebedi köleliğine çanak tutuyorlar.
Sözde “üst akıl”a karşılar, ama aslında tam üst aklın derin oyuncakları olduklarının farkında değiller..

İslam dünyası neden perişan?
Ve Batının çelik çomağı olmuş durumda? Yoksulluk neden diz boyu? 1,5 milyar Müslüman neden batının oyuncağı? Neden insan hak ve özgürlükleri, ifade özgürlüğü, demokrasi, bilim kültürü ve düşüncesi bu ülkelerde kök salamamış?
Neden İslam ülkelerinde bir ulus bütünlüğü yok ta, yüzyıllar öncesinin ümmetçilik oyunu oynanıyor? Üstelik dünyada karşılığı olmayan!?
Neden İslam ülkelerinde cemaatçilik, mezhepçilik siyasette başrolde, bunlar üzerinden siyaset yapılarak para oyunları tezgahlanıyor? Böylece milletin üretkenliği köreltiliyor bu binlerce yılın mezara gömülmüş hayaletleri canlandırılıyor?
Neden İngilizler, Amerikalılar, Batılılar, İslam ülkelerinde mezhep, etnisite konusunda dünyanın en iyi uzmanları.. Ve bu mezhepler üzerinden ülke insanlarını ve ülkeleri birbirine kırdırma politikalarını uyguluyor... Irak’ı ve Suriye’yi üçe beşe bölme için, bu ülkelere silah yığıyor, kiralık yerli işbirlikçiler kullanıyor?
Neden Müslüman bir ülkede “Müslümanlık elden gidiyor” diye yalandan feryat figan var? Müslümanlığın (veya hrıstiyanlığın) elden gittiği hangi ülkede görülmüş? Sakın, bu yalanla, hayatta başka bir üretkenliği olmayanlar milletin sırtından din ticareti ile milyonları götürüyor olmasın?
Minik bir aklı olan bu soruları sorar ve yanıt arar..

Onları kendi silahlarıyla vurmak
ABD ve Batının İslam ülkelerindeki tüm parçalayıcı politikalarına karşı en büyük savaş aracı, onları kendi silahlarıyla vurmaktan geçer.
Onları dünya egemeni yapan silahlar nedir? Başta bilimin tüm dallarında ve bilime dayalı teknoloji üretkenlikleridir. Buralardan çıkarttıkları fikri mülkiyet hakları, ürünlerdir.
Bilgi üretirler, teknoloji üretirler... Bize satarlar. Biz onların pazarıyız. Satın alır kullanırız ve onların kulu olmaktan kurtulamayız. Milyarlarca doları yılda dışarıya akıtırız.
Bilimin hemen her dalında.. Ne evrim dışlanır ne kozmoloji ne astrofizik. Bilimler bir bütündür. Onların içinden birini çekip alırsanız, sistem bozulur, yaratıcı düşünce topal kalır. Üretemezsiniz.
Batıya meydan okumak ve makus talihinizi, İslam dünyasının perişanlığını yenmek mi istiyorsunuz?
O halde, onları ancak bilimsel düşünce ve üretkenlikle vurabilirsiniz. Böylece Pazar alanlarını da daraltırsınız.

Düşünce özgürlüğü en büyük silah
Onları düşünce özgürlüğü silahıyla vurmazsanız da sürünürsünüz.
Çünkü her türlü büyük insan etkinliği ve dünyayı yaratıcılıkla değiştiren ne varsa, özgür düşünce ortamında doğar. Düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırırsanız, yine emperyalistlerin ekmeğine yağ sürerseniz.
1,5 milyarlık İslam dünyası, Batılıların en büyük pazarıdır. Bunu hiç kaybetmek istemezler. Bunun için de İslam dünyası birbirini yemelidir.
Eğer yemezlerse, hiç kuşkunuz olmasın, onlar sizleri birbirine kırdırmak için bin bir türlü yol yordam sahibidir.

Büyük cehalet ülkeyi yönetiyor!
Ama geçmişten devraldığımız büyük kültürel cehalet.. kültürde, bilimde, teknoloji ve düşünce üretiminde büyük kara boşluk, bizim gibi ülkelerde egemen olur, genellikle iktidara gelebilmek ve orada kalabilmek için, bu cehaleti kullanır.
Böylece ülkelerine, milletlerine en büyük kötülüğü yaparken.. Sözde karşı oldukları Batılıların da işbirlikçileri durumuna düşerler. İster bilinçsiz, isterse bilinçli.
Bu konuyu derinleştireceğim, satrancı lanetleyenleri.. ABD’yi bilim silahları ile vuranları da yazacağım..

Ama yarın: “RTE’nin başkanlığını desteklerdim, eğer...” yazımı aradan çıkartayım hele!
16 Ocak 2017 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet