26 Eylül 2016 Pazartesi

Yücel Kanpolat: Büyük beyin cerrahının ardından




 

Prof. Kanpolat, bilim konularında epey sık görüş alışverişinde bulunduğum, tartıştığım değerli insanlardan biriydi. Uluslararası adı olan bu beyin cerrahımızı kaybettik. Hayatı mesleğini evrensel düzeyde ve çok iyi yapmaya çalışmak, ülkemizde bilimin gelişmesine katkıda bulunmak, genç ve nitelikli bilimcilerin yetişmesi için çaba sarfetmekle geçti.
Hem beyin cerrahı olarak mesleğine, hem de ülkemizde bilimin gelişmesine önemli katkılarda bulunan seçkin bir bilim insanımızdı.

Bilime önemli katkıları
Yücel Kanpolat, beyin ve sinir cerrahisinde yeni yöntemler geliştirdi. Özellikle ağrı cerrahisi konusundaki özgün çalışmaları ile tanınıyor.
Kanpolat Kiti” olarak dünyaca tanınan tasarımları bulunuyor. Kanpolat’ın ana uğraş alanları, “trigeminal nevralji (yüz bölgesinde şimşek çakar tarzda ağrı atakları), glossofarinjial nevralji (şimşek çakar tarzda boğazda ağrı atakları), genikulat nevralji (şimşek çakar tarzda kulak içinde ağrı atakları), atipik yüz ağrıları ve dayanılmaz kanser ağrıları,” olarak biliniyor.
Kendisinin geliştirdiği yöntemle ameliyat için İsviçre’ye davet edilmişti. Haberi “ilk cerrah ihracımız” başlığıyla duyurmuştuk ve kronik “atipik yüz ağrısı” olarak bilinen ve beyne müdahale ile giderilebilen ameliyatı, İsviçre’de Swiss Paraplegic Center Nottwil (Luzern)’de başarıyla gerçekleştirmişti.
Bilgisayarlı tomografi eşliğinde ağrı cerrahisi yöntemini geliştirdim, bu amaçla geliştirdiğim özel elektrod sistemini ABD’de ürettirdim. Şimdi beyindeki merkeze iğne elektodlarla ulaşıp aşırı aktivitenin olduğu yeri harap ediyoruz ve ağrı ortadan kalkıyor..

3 Önemli makalesi
Şöyle demişti: “Türkiye’de geliştirilmiş bir cerrahi uygulamanın yurt dışında kabul görmesinden öte, hayata geçirilmesi için bir Türk cerrahının davet edilmesi önemlidir... Şimdiye kadar keşiflerimizi dışarıya satamamıştık, böylece bunu şimdi başarıyoruz.”
30 kadar Nobelli bilimcinin de üye olduğuAvrupa Bilimler ve Sanatlar Akademisi (European Academy of Sciences and Arts) üyeliğine seçilmişti.  
Kanpolat’ın, ABD’nin sinir cerrahisi alanındaki en saygın dergilerinden biri olan Neurosurgery’de 3 önemli çalışması yayınlanmıştı. Bu üç çalışma ABD’de tek bir ek bası haline getirilmiş ve her çalışmanın sonuna, bu alanlarda dünyadaki en büyük otoritelerinin yorumları eklenmiş. Bu yayınlar bile Kanpolat’ın önemli bir başarısıydı.
Ayrıca Dünya Beyin ve Sinir Cerrahisi bilimsel komitesinde olduğu için her yıl yapılan Dünya Kongrelerinde sadece ağrı cerrahisinde değil Beyin ve Sinir Cerrahisi'nin her bölümünde konu ile ilgili genç, çalışkan Türk Beyin Cerrahlarının konuşmacı olarak davet edilmelerini sağladı, ülkemizde tıbbın çağdaş seviyede olduğunu bütün dünyaya gösterdi…

“Türkiye’de iyi bilim yapılıyor”
Kanpolat Türkiye’de bilim konusunda hep iyimser ve teşvik edici davrandı.
Biz adam olmayız demeyin, işin ucundan tutmayı öğrenmeliyiz, ey millet doktorlarınıza güvenin, kafanız  yukarıda başınız dik olsun.. Gençlere örnek olmalı ve onlara da önemli işlere imza atabilecekleri güvenini vermeliyiz. Ülkemizde çok iyi şeyler de yapılıyor.. Keşke yurtdışında böyle bir ağrı tedavi merkezi açabilsek, orada ve burada böyle bir merkezi dünya çapında bir yer haline getirebilsek, asistanlar, bilim insanları öğrenmek için bizim merkeze gelseler.. Ben böyle gerçekleştirilebilir hayaller kuruyorum..”
Peki, takdir ediliyor mu bilimcilerimiz? “Çok iyi araştırmacılarımız, bilim insanlarımız var.. Üniversitelerimizde dekanların,  rektörlerin bunlara sahip çıktıklarını söylemek çok kolay değil..”

 Siyasi müdahaleye karşı
Henüz daha iktidar el koymadan önce Türkiye Bilimler Akademisi’nin Başkanıydı. Akademi’nin üye, seçim vb kriterleri RTE’nin siyasi kararıyla ve Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmesi üzerine görevini teslim ederken, TÜBA’nın “eski” üyelerine hitaben yayınladığı bildiri ile Akademi üyeliğinden istifasını açıklamıştı:
Akademik dünyanın tüm saygın ülkelerinde bilim akademisi üyeliği ve başkanlığı bilimsel liyakat temellidir. Bu kuruma üyeleri ve başkanı, sadece ve sadece Bilimler Akademisi’nin üyeleri seçer. Türkiye’deki uygulamayı doğru bulmuyorum. Bunun ne üretime, ne bilime, ne de ülkemize ve seçilenlere bir yararı olacağı kanısında değilim. Bu yanlışın mimarları bu uygulamayla ülkenin imajını tahrip ettiklerini görmelidir. Bu nedenle, böyle bir Bilimler Akademisi üyeliği olmadan da değerli kalınabileceğine inananlardanım...”
 Bu görüş doğrultusunda TÜBA’dan istifa eden bilimciler, İstanbul merkezli Bilim Akademisi’ni kurdular.
Bu haftaki Herkese Bilim Teknoloji’de beyin cerrahı Türker Kılıç’ın önemli yazısı var. Sonraki hafta da yine aynı dergide başka bir yazı yayımlanacak.
Dünyadan adam gibi bir adam geçti. Beyefendi, paylaşımcı, destekleyici ve özverili.. Hepimizin başı sağolsun..
 25 Eylül 2016 /Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet





22 Eylül 2016 Perşembe

Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!


16.7  milyon 900 bin kişi ülkemizde sefilleri oynuyor..

Yukarıdaki başlık bana ait değil. Doğan Kuban Hocam yine yazıma manşet oldu! Bugün İstanbul’da yarın da bütün Türkiye’de bulabileceğiniz Herkese Bilim Teknoloji dergisindeki kapak konusu yazısı, insani, vicdani ve toplumu değiştirecek olağanüstü bir öneri sunuyor. Yazının ana fikrini yazacağım, ama önce benden bir kaç söz:
Bu berbat dünyada daha iyi ve mutlu yaşamanın bir yolu yordamını aramıyor muyuz biz “alttakiler”, “iktidar dışındakiler”, solcular-demokratlar- ilericiler.. Dünyadaki siyasi ve toplumsal ilişkileri değiştirebilmek için kendini ortaya atan herkes..
İktidara gelince ne halt edeceği konusunda halka bir umut veremeyen siyasi partiler, ağızlarında lafı eveleyip geveleyenler.. Yapısal ve köklü bir toplumsal değişiklik konusunda aciz kalan herekes.
İşte size bir öneri: Anayasa’nın diyelim ki ilk maddesi “bu ülkede kimse aç bırakılamaz ve kalamaz, ülkeyi yönetenlerin en baş anayasal görevi, bunun için gerekli tüm önlemleri derhal almaktır ve bunu sürekli kılmaktır..
“Açlık”, yoksullukla eşdeğerdir.
Yoksulluk nedir? Ülkenin yaşam ortalamasının çok altında yaşamaktır. İnsani beslenme, barınma, temel ihtiyaçları için gerekli maddi koşulların sağlanmasıdır.
Dün TÜİK verileri açıklandı. TÜİK’e göre, aylık geliri
·      520 TL’den az olanlar yoksul (toplam sayıları 11.2 milyon);
·      624 TL’den az olanlar göreli yoksul (16.7 milyon yurttaş)
Yani, 16.7 milyon bin kişi ülkemizde sefilleri oynuyor.
Eşitsizlik artmış. Bu ne biçim yönetim… 500-600 TL ile insan ancak sürünür..
Şimdi gelelim Kuban’ın devrimci önerisine…

Kuban diyor ki
Yer darlığı nedeniyle çok özetleyeceğim, ama bu dünyanın rezilliğinin mükemmel fotoğrafını çeken ve önerilerde bulunan yazının bütününü okuyun..
“Her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propanda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi…
“Yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. Fakat biz bunu başaran ilk ülke olabiliriz!
 “…Doyacak mide de belli. Doyuracak gıda da…Ekonomist’ler büyük kuramlar üretiyor. Ama açların sayısı artıyor… Aç insanları düşünerek kanı donan belki kimse yoktur. Biz insan ve ölümü doğal fenomen olarak görmeğe alıştırılmış canavar bir soyun üyeleriz. Oysa hiç bir din de ‘hemcinslerinizi aç bırakabilirsiniz’ demiyor.

Açların yemeklerini çalanlar  
“..Her ülkede açların yemeklerini çalan örgütlü insanlar var. Bu da devlet. O zaman devletin görevini yanlış ya da eksik tanımlıyoruz. Devletin birinci ödevi toplumun tümünü doyurmaktır. Böyle bir anayasa hiç bir uygar ülkede yok. Her anayasa’da devletin ilk görevi toplumun güvenliğini sağlamak’la başlıyor. Neden?
“Çünkü anayasalar insanın yaşamını sağlamak amaçlı değil, aşiret reislerinin, derebeylerinin, sultanların ve yakın çevrelerinin güvenliğini korumak için tasarlanmışlar. Gelişme aşamasında hak ve özgürlük gibi kavramlar eklenmiş, yaşama hakkı ve yaşatma görevi arasına ‘aç bırakmamak’ yeterince açık olarak konmamış.

Hayvanda olmayan duygular
“.. Akıllı olarak düşündüğümüz bir yaratık olarak, insanda hayvanda olmayan bir özellik arıyoruz: Bunlar yaşama saygı, acıma dediğimiz duygular. Biz yaralı her canlıya, hayvan hatta bitki ve çiçeğe, acıyarak ve üzülerek bakabilen duyarlı yaratıklarız. Fakat tıp biliminden öğrendiğimize göre, acıma hissi olmayan psikopatlar da var.
“… Türkiye gıda savurganları arasında dünyanın önde gelen ülkelerinin en önünde. Onun için Açlık Savaşı belki de en kolay kazanılacak savaş.
“ ..Maaşı ve emeğiyle geçinen biri olarak, bir insanı günlük açlığından kurtarabilirim. Büyük bir işveren, işçilere maaş vererek değil, sadece açları doyurarak yüzlerce, binlerce insanı açlıktan kurtarabilir. Bir ekstra pabuç yerine günde milyonlarca insanı doyuracak pabuç tüketicisi var.

Sömürgen politik sınıf
“…Açlık sorunu kapitalistlerin haksız kazançlarının ancak küçük bir yüzdesidir…Fakat daha rasyonel yollar var. Bunun için daha büyük bir irade, daha iyi bir örgütlenme ve sömürgen olarak yaşayan politik sınıfın kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor…
“..Hangi koşulda olursa olsun aç kalmamak ve insanlar tarafından aç bırakılmamak… Türkiye’nin üretimin hesaplanan bir yüzdesinin, Anayasa‘nın ilk maddesi olarak açlığın yok edilmesine harcanması.. Ulaşmamız gereken bunu örgütleyecek irade, akıl ve insanlık bilincidir.
“Bunu her ülkeden önce neden başarmayalım?
***
Yazının üçte biri yukarıda. Geri kalanı dergide.. Bu insanlık manifestosunu topluca yoğurup tartışalım. Bu gerçekleştiğinde neler olabileceğini hayal edelim..

Bakalım bir siyasi partiden de ses gelir mi..
22 Eylül Perşembe 2016/ Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

21 Eylül 2016 Çarşamba

Türkiye’de büyüyen, gelişen ana bir şeyler var, ama ne? (Teknoloji, ekonomi, cami)

Camiler göğü deler, yüksek teknoloji yerlerde sürüklenirken..

Ne diyor iktidar sahipleri sık sık: Avrupanın zengin büyükleri yılda yüzde bir veya sıfır büyüme ile yetiniyorlar, biz ise yüzde 3-4 büyüyoruz
Ülkenin gelişmesini, zenginleşmesini, refahın artmasını kim istemez?
Ama iktidar sahipleri bunu beceremedikleri zaman da kendilerinden beklenen doğru şeyler söylemektir. Mesela, “yüzde -3-4 büyüyoruz ama adam başına milli gelirimiz artmıyor, hatta düşüyor..” demelisiniz. Ekonomi geriliyor! İnşaat ile gidebileceğiniz sınırlara 4-5 yıl önce vardınız, oradan bir zenginlik-büyüme yaratmaya çalışıyorsunuz, ama boşuna kürek çekiyorsunuz. Aşağıda son 6 yıllık iktidar fotoğrafı var, Kişi Başı Milli Gelir ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (*)

YIL   KBMG        GSYH
2010 10.079  $     735.8 milyar $
2011  10.469 $      773.9 milyar $
2012  10.504 $      786.2 milyar $
2013  10.782 $      821.9 milyar $
2014  10.404 $      800.1 milyar $
2015  9.261 $       719.9 milyar $
Yüzde 3-5 büyüyorsunuz ama kişi başı milli gelir yoksullaşıyor (Siz hala 5 çocuk yapın diye öğütleyin)
Hesap kitap ve sonuç şu: Türkiye bugün 400 milyar dolar borçlu olarak bugünkü büyüklüğe ulaştı. Türkiye bir ‘yoksulluk tuzağı’nda. Bunu nasıl aşacaksınız?
Mesela, neden Türkiye’nin aşağıdaki tablosundan bahsetmiyorsunuz ve Türkiye’nin refah artıının ancak bu tablonun geliştirilmesine bağlı olduğunu söylemiyor ve bir kurtuluş mücadelesine çağrı yapmıyorsunuz? (Bilimi, eğitimin ilk kademesinden itibaren geliştirmek zorunda olduğunuz için mi?)

İmalat Sanayi İhracatının Teknolojik Dağılımı (%):

Türkiye          G.Kore           Meksika         İsrail   ABD
Yüksek Teknoloji        3.2                   31.0                 31.8                 29.8     33.9
Orta Yüksek Tek.       30.6                 33.0                 42.6                 26.5     37.2
Orta-Düşük Tek.        38.1                 30.6                 13.4                 10.3     14.8
Düşük Tek.                 28.1                 5.4                   12.2                 33.3     14.1
Kaynak: OECD veri tabanı. Türkiye için veriler 2008 diğer ülkeler için 2009 yılına ait. Fakat Türkiye için değişen bir durum olmadığına inanın.

Tablo, büyük değer üretemeyen, ileri-yüksek teknolojik bir yapıya hiç sahip olmayan, düşük teknolojilerle idare etmeye çalışan bir ekonomi yapısı ve iktidarın da bu durumu değiştirecek bir politika izlemediğini gösteriyor.
Ama, Büyük Türkiye propagandasından geçilmiyor. Yukarıdaki tablo, büyük mü küçük mü olduğumuzu gösteriyor.

Büyüyen cami sayısı ve nüfus
Ama büyüyen başka bir şey var (nüfusun yanısıra): “10 yılda 8.985 minare göğü yükseldi.” Hürriyet bu başlığı övünerek mi atmış yoksa, cami sayısı ile uzaya gidiyoruz mu demek istemiş, bilemedim!
Diyanet açıklamış. Onların derdi, başka bir şey olabilir mi? Gelişemeyen bir Türkiye’de kendi varlıklarının büyüyeceğini mi düşünüyorlar?
Biz yüksek teknoloji üretimi neden artmıyor diye soruşturuyoruz, bunun nedenini bir başka haberde daha görüyoruz: Işık Kansu, geçen günkü yazısında Eğitim-İş’in araştırmasına yer vermişti: 2012-2013’te 1099 olan İmam Hatip ortaokullarının sayısı bu yıl iki kat artarak 1900’u aşmış. Milletin okullarını zorla imam hatipleştirme politikasıyla, ülkeyi daha çok Ortadoğulaştırıyorlar.

İnsan eksik doğan canlı
Türk Toplumu zamanın ve dünyanın neresinde?” başlıklı yazıyı okurken (**) ilginç bir söz buluyorum: “İnsan eksik doğan bir canlıdır: Bu eksikliğini eğitimle tamamlar” –Van Bolk-.
Acaba, temel sorunumuz sakın bu eğitimin çağdaylık ve eksikilğinden kaynaklanıyor olmasın? Tabii iktidardakileri de kastediyorum.. Yazının sahibi Halil İbrahim Ülker sorular sorarak ve “hayatı basitleştirmişiz” diyerek, “yeterince eğitilmemiş insanların bu küre üzerinde yaşayabilmeleri ciddi şekilde zorlaşmaktadır” diyor.
Bu saptamayı şöyle genişletelim: çağdaş, doğaya ve insana dost üretim ve teknolojilere geçemeyen ülkelerin varolma, bağımsız ve özgür olma şansları hiç oymayacaktır. İmam Hatip okulları, dini eğitim ve göğü delen cami inşaatlarıyla gideceğiniz bir yer yoktur.
Ne yapacağız?

DIŞ POLİTİKA NOTU: ABD, Suriye’yi vurdu. Hata yaptıklarını söylediklerine mi inanacağız? Bu Suriye’ye parçalama niyetlerinin (CİA başkanı açıklaması) dışa vurumu ve mesajıdır. Anımsatayım: Bizim gemilerimizi de Eğe’de vurmuşlardı, tabii kaza ile
---
 (*) Raif Bakova, Herkese Bilim Teknoloji, sayı 25, 16 Eylül 2016
“Neden hepsinin birer “Tarık Akan Okulu” yok.”
 (**) Herkese Bİlim Teknoloji, sayı 25..
20 Eylül 2016 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet