Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Bütün yük başkanlarda, örgütte metal yorgunluğu, CHP, AKP yüzde 30

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bütün yük başkanlarda, örgütte metal yorgunluğu

25 Temmuz 2021 Pazar


Düşünce üretmeyi seven okurlar, “AKP neden yüzde 30’larda” yazılarına epey ilgi gösteriyor ve görüşlerini paylaşıyor. Bir fikir zenginliğine hizmet etmesi açısından bu paylaşımlara fırsat vermek istiyorum. Umarım muhalefet dikkatle izler ve tartışır.

S. D. Nebioğlu“Muhalefetin asıl kafa yorması gereken soruyu sordunuz. Bunca krize rağmen yüzde 30’lar hâlâ çok yüksek bir oy oranı. Bu düşüşün devamı gelir mi, orada demirlemiş gibi. Asıl irdelenmesi gereken şey de bu düşüşün yaslandığı psikolojinin ne olduğudur. Bir daha AKP’ye kesinlikle oy vermem, koptum oradan diyen bir kütle midir, yoksa, örneğin 3600 ek gösterge havucu çıkarıldığında heybeden ya da erken emeklilik önündeki engeller kaldırıldığında, daha bir hallice zam verildiğinde çalışana, emekliye, yönünü tekrar o tarafa çevirebilecek geçici dargınlık içerisinde, bir kütle midir? Bilinçli oluşturulan bir algı da var: AKP kötü bile olsa RTE iyidir.”

“Kararsızlar neden CHP’ye yönelmiyor? Sürekli RTE’nin söylediklerine odaklanmak yerine, ekonomide, sosyal yaşamda, yaşamın her alanında nasıl bir yol izleyeceklerini açıklamaya başlayarak ve her hafta bunları yineleyerek başlayabilirler işe. Örneğin, çalışanlar için uygulayacakları vergi oranları ne olacak, kimden yüzde kaç vergi alacaklar, yirmi yıldır devletin kanını emen rantiye için geçmişe dönük bir servet vergisi almayı düşünüyorlar mı?”

ÖRGÜT YETERİNCE ÇALIŞMIYOR MU?

Basri Koyuncuoğulları“Gözlemlerimde muhalefet ile ilgili karşılaştığım sorunlar ana başlıklarla şu noktalarda düğümlenmektedir: Ülkedeki kararsız seçmenin büyük bir çoğunluğu AKP’li seçmenden oluşuyor. Bunlar bohçasını hazırlamış kaçmak üzere olan genç kız gibi kapılarının önünde damat adayını bekler konumdalar. Ancak bekledikleri özellikteki damat gelmezse istemeye istemeye tekrar evine geri dönebilirler.

Daha önce AKP’ye oy veren şimdi ondan şikâyet eden vatandaşa çok kez yapılacak seçimde oyunu kime vereceksin diye sorduğumda, ‘hele bir seçim zamanı gelsin’ diyor. Bundan çok sıkıntılı sonuçlara gidilebilir.

CHP örgütlerinin çoğunda büyük bir atalet var. Nasıl olsa Millet İttifakı yapacağız. Genel başkan bunun için çok çalışıyor. Onunla birlikte belediye başkanları da çalışıyorlar.. Onlar bu işi çözecekler... Var olan CHP seçmeni de ilk kez CHP’ye oy verecek seçmene de yeni heyecan verecek kadrolarla yol yürümek isteğini görüyorum. 

Yerel örgütlerde bir metal yorgunluğu olduğu, kitleleri heyecanlandıracak yeni söylemlerle birlikte halkın beklentilerinin karşılanmaması çok büyük bir handikap yaratmaktadır. (Örneğin ne ezilen ne ezen insanca hakça bir düzen.. Bu düzen değişmelidir vb. gibi yeni söylemlerin olmaması.) Bütün yükün, genel başkanın ve belediye başkanlarının çabaları ile yürüdüğü görülüyor.

Sonuç olarak Millet İttifakı çok önemli. Onun üzerine inşa edilecek zeytin dalı projesi gibi bir proje ile bu dalın ana gövdesi CHP’nin solunda ve sağında kendisini demokrat ve yurtsever olarak gören, küçük ve büyük partiler mutlaka bu dallarda yer almalı.

Muhalefetin güçlerini birleştirip kitlelere yeni bir söylem ve eylemlerle halkı ekonomi ve güvenlik üzerine geleceklerini sorgulatacak yeni projelerle onlara ulaşmalıdır.”

GÖLGE KABİNE

Erhan Ekermen’den bazı öneriler: 

  • Gölge kabine: Her gölge bakan kendi konusundaki bakanlığı didik didik edip her ay basın toplantısı yapmalı.
  • Her ay bir ilde miting: RTE’nin 19 yılda yaptığı tüm gafları ve bugün ak dediğine ertesi gün kara dediği tüm konuşmaları belgeleri, fotoğrafları, dev ekranlarda illerde halka göstermek.
  • Belediyelerdeki yolsuzlukları soruşturmak için verilen şikâyet dilekçelerini işleme almayan polis, bakan, savcı ve hâkimlerin listelerini yayımlamak.

Boray Uğraşİktidarın yeni bir orta sınıf yarattığı ve bu sınıfı kendine bağımlı hale getirdiği çok açık. Bence muhalefetin yapması gereken, sandıkta mükemmel bir organizasyonla hileyi önlemektir.

25 Temmuz 2021 Pazar

Muhalefet, CHP süreci yönetebiliyor mu? AKP neden yüzde 30’larda?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Muhalefet, CHP süreci yönetebiliyor mu? AKP neden yüzde 30’larda?

22 Temmuz 2021 Perşembe


AKP neden yüzde 30-35’lerde, CHP neden yükselmiyor, seçimler Kürt oyları üzerinde oyunlarla belirlenmeye çalışılıyor, neden gibi sorularıma okurlar ve sosyal medya izleyicilerinden çokça yanıt geldi... Bunlar arasında önemli gördüklerimi paylaşmak isterim.. Ama her şeyden önce, dün Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi’nde CHP yönetimine yönelik paylaştığım şu çağrımla başlayayım:

CHP’nin seçmen gücünün iyice inşa edilmesi gerekir. Yüzde 19 - 26 arasında dolaşan anketlerin ortalamasını yüzde 22-23 aldığımızda, her şeyin Millet İttifakı’nın inşasına bağlanması ana politikasının yetersiz kalacağını görmeliyiz. Bu ittifakın ana direği olarak CHP’nin yüzde 30’ları bulması, seçim sonuçlarına daha bir kesinlik kazandıracak, muhalif seçmene güven verecek ve CHP’yi çekim merkezi yapacaktır.

CHP’nin tüm politikalarını başkanı ve yakın çalışma arkadaşları yürütüyor. İçinde bulunduğumuz seçim süreci, üreteceği sonuçlar itibarıyla çok önemli. Bu bakımdan, yönetim kendini aşmalı, bugün görev almayan geçmişteki tüm saygın politikacılarını ve kanaat önderlerini ikna ederek resmi olarak ülkenin geleceği için görevlendirmeli ve birlikte çalışılmasını sağlamalı.

Bu, büyük bir güç seferberliğini beraberinde getirir. Bugün oydu, şuydu, buydu, yanlıştı, doğruyduyu bir kenara bırakmak gerekir. İki yıllık bir özverinin katkısı büyük olacaktır. Bu, yanlış tartışmaları da önleyebilir...

BU ÇÖKÜŞÜN ALTINDAN ÜLKEYİ NASIL KALDIRACAKSINIZ

Politikayı yakından izleyen değer verdiğim bir bilim insanımız salı günkü yazım üzerine mesaj gönderdi:

AKP’nin yüzde 30 oy potansiyelini koruyor olması ve CHP’nin oy potansiyelinin hâlâ yüzde 25’lerde kalması, önümüzdeki seçimler ve sonrası için kesin bir şey söylemeyi engelliyor. Kararsızlar, her an değişebilecek siyasi ortam ve AKP’nin siyasi manevraları dengeyi etkileyebilir.

Kanımca CHP’nin ve Millet İttifakı’nın en büyük eksiği, seçimleri kazanmaları durumunda yapacaklarını, programlarını açık bir biçimde ortaya koymamış olmalarıdır. Parlamenter sisteme nasıl geçilecek, ekonomik durum nasıl düzeltilecek, Türkiye’nin bütçesi nasıl bir biçim alacak ve nasıl harcanacak, faiz yükü ne olacak ve benzer sorular madde madde ve bütçe kaynaklarına dayanarak yanıtlanmalıdır.

Bunların açıklanması öncelikle kararsızlar üzerinde etkili olacaktır... Seçimi kazanacak en güçlü ve herkesin etrafında birleşeceği kişi kimse, aday o olmalıdır...”

ÇÖZÜM ÜRETMEYE İNANÇSIZLIK

Başka bir okurum: “Burada konu AKP’nin yüzde 30’luk blok oyu. CHP bir bütün olarak değişim vaat etse, yeni ve nitelikli kadroları öne çıkarsa yüzde 30’un bir kısmı gelmeyecek mi! 1977’de Ecevit ‘Toprak işleyenin, su kullananın’ dediğinde adayların yaş ortalaması 40’ın altında, kariyerli ve ilk defa aday olan kişilerdi...

Bir başkası, Can Atacan: “Halkın büyük kesimi borçlu durumda. Borçlandırılmış bireylerin hareket yetenekleri de kısıtlanmış olur. Bireyler borçla (ki bunlar bankalara olan kredi borçları) edindikleri kazanımları yitirme endişesi yaşar durumda tutulmakta. Siyasi iktidarın değişmesi durumunda borçlarını ödeyememe endişesi, mevcut durumun devamını isteksiz de olsa sürdürmeye itiyor.

Siyasi iktidarın değişmesi ile iktidara gelecek olan muhalefetin çözüm üretme yeteneğine olan inançsızlık. Ali gider Veli gelir düşüncesi de iktidardan kopma eğiliminde olan kesimin muhalefete destek verme isteğini kırmakta. Muhalefetin bunca yıldır hâlâ buna karşı yöntem geliştirememiş olması yukarıdaki algıyı güçlendiren diğer bir etken...

DİNAMİK SÜREÇLERİ YÖNETEBİLMEK

Diyorum ki muhalefet ve iktidar ilişkisi ve uygulamaları dinamik bir süreçtir. AKP bu dinamik süreci, iktidar olma avantajını kullanarak yönetiyor.

Muhalefet, dinamik süreci gerektiği gibi yönetebiliyor mu?

Tabii en önemlisi, nasıl yapacaksınız sorusuna doyurucu, programlarla yanıt üretmektir.

Konu tek adam rejimi mi, yoksa güçlendirilmiş parlamenter sistem mi, ikilemi arasında sıkışıp kalırsa seçmenin oyu da baştaki ikilem arasında sıkışıp kalabilir.

Bu dinamik süreçte henüz iktidarın avantajlı konumda olduğunu düşünerek politikalar üretmek gerek.

Bu bakış, her zaman için muhalefeti dinamik tutar, atak yapar.

Temel soru: Yüzde 30-35’i AKP çevresinde tutan nedir?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Temel soru: Yüzde 30-35’i AKP çevresinde tutan nedir?

20 Temmuz 2021 Salı


Bu kadar maaşlar ve harcamalar gidicilikleriyle mi ilişkili” soruma gelen yanıtlar arasına bir okur “Yazı başlığınızdaki ‘mi?’yi kaldırırsanız, naçizane daha doğru olur diye düşünüyorum, çünkü yazdığınız şey gerçek. Hür medyamızda, yazarlarımızın yazı başlıklarına soru eki koyma alışkanlığı geleneksel bir centilmenlik hali olmakla birlikte, ülkemizin şu günlerdeki vahim durumunda, yazılardaki bu tür küçük detaylar artık otosansür görünümü alıyor...”

Biz yine centilmenliği elden bırakmayalım dedim ve belki farklı görüşler gelir diye ekledim. Otosansür yok, düşünceyi açıklamanın pek çok yolu var, herkes anlıyorsa sorun yok, ayrıca mutlaklık da yok, bu konunun farklı yönleriyle sayısal tartışmalara yelken açmasını daha çok tercih ederim... Sadece bir noktayı tartışmaya açtım.

GİDİCİLİK SANCISI

Ama ekleyeyim: Gidicilik öyle kolay olmayacak. 

Yüzde 30 ve artı kararsızlardan payına düşecek oy ile en az yüzde 35’lik seçmen potansiyeli var. Bugünkü tablo.

Yarından itibaren bu tablo, iktidar için nasıl bir grafik izleyecek, sorusu da önemli.. Yukarıya mı, aşağıya mı?

Bunca ekonomik çöküşe rağmen neden hâlâ bu oranda tutunuyorlar sorusunu irdelemeden gerçeğe ulaşmak zor.

Ve bu kitleyi AKP çevresinde tutan nedir? Kolay teorik yorumlar ve açıklamalarla siyaset ve toplumsal olayları açıklamak mümkün değil. 

KARŞI SORULAR

Bu konuda yazan bir okuruma şu karşı soruları sordum:

CHP veya diğer muhalefete oy vermeyenlerin veya AKP çevresinde hâlâ tutunan seçmenin gerekçesi CHP ve muhalefetin “demokrasi konusunda” meydanlara çıkmaması mı? Bu seçmen, bu nedenle mi AKP’nin çevresinde!? Bu, kendi içinde bir paradoks ve komik bir gerekçe! 

CHP ve muhalefet durmadan sokağa çıksa, gösterilere, mitinglere odaklı bir muhalefet çizgisi izlese, AKP’li seçmen kopacak ve muhalefete mi katılacak? Yoksa iktidar buradan bir fayda mı çıkaracak kendine?

Karşımızda 20 yıllık bir iktidar ve siyaset cambazlığı var. İktidarın lehte birikimleri var, bunlar üzerinde duran yok. Nedir bunlar?

Düşüncelerim, saptamalarım var.

YENİ ORTA SINIF MESELESİ

Mesela, AKP’nin yarattığı kendi yeni orta sınıfı... Zenginleştirme politikalarının bununla ilgisi var. Bunu hesap eden kimse yok ortalıkta. Hesap, ciddi akıl yürütmelerle, çıkarsamalarla ve bunlara toplum ve ekonomiden sayısal desteklerle yapılabilir. Yüzde kaç seçmen?

Şüphesiz, geçmişteki siyasal ve ideolojik İslamcılıktan, köklü mutlak inançlardan devraldığı, kökleri yüzlerce yıl öncesine dayanan bir seçmen kitlesi var. Bu, AKP ne yapsa kabulümdür oranı yüzde kaçtır? 10?

Şu aşamada Millet İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı’nın oyları en iyi olasılıkla eşit olabilir, gerçek durum şu: Bugün Millet İttifakı eksi durumda.

Kararsızlar çok büyük bir oran. Oy verdikleri partiye mesafeli duruyorlar.

KÜRT SEÇMEN ÜZERİNDE İKTİDAR OYUNU

Bugünkü koşullar öyle devam ederse sonucu belirleyecek olan Kürt seçmendir (genç oyları yabana atmıyorum, ayrı tartışma konusu).

Lider Kürt seçmen üzerinde oynamaya başladı. HDP içinde, yeni bir barış süreci -bence aldatmacası- kartı açılsa “RTE Başkan” diyecek güçlü bir ekip var, bunu dile getiriyorlar da. Çünkü varlıkları Kürt sorununa odaklı bir parti görünümünü koruyor. Reis şapkadan yeni tavşanlar çıkarabilir, küçük ortağından da hiçbir itiraz gelmez. 

Muhalefet ne yapacak? Millet İttifakı ve Kürt seçmen arasındaki ilişki nasıl şekillenecek, bilinmiyor.

Bir yandan da Saadet üzerinde oyununu sürdürecek, amacı Saadet’i bitirmek; oradaki has adamını Kıbrıs’a götürdü! Sıkı sıkıya tutunduğu adam. O da Saadet’i bitirme konusunda hemfikir.

Henüz bu sorulara yanıt erken. Ama 2022 sonuna kadar hepsi çözülecek.

Tabii, Reis’in çantasında daha farklı tavşanlar var beklentisi AKP çevrelerinde fazla. Parti ona güveniyor.. Reis de bugünü fazla önemsemeden kendine...

24 Temmuz 2021 Cumartesi

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bu kadar büyük maaşlar ve harcamalar gidicilikleriyle ilişkili mi?

19 Temmuz 2021 Pazartesi


Cumhurbaşkanı yine 2013 Gezi protestolarını-gösterilerini gündeme getirdi. Bunu bir yapsa dinler geçersin, ama iki değil, üç değil, beş değil... Her aklına düştükçe Gezi, dış düşman, komplolar üzerinde duruyor.

İktidar hayatının en önemli olayı Gezi... FETÖ’nün kendisini yıkma girişimlerinde bile kendine olan güveni sanki bu kadar sarsılmamıştı! Gezi, o zamanki Başbakan’ın psikolojisini çok bozdu. Nedeni ne diye düşündükçe, aklıma milletle ilk kez, bu kadar geniş protesto ile karşı karşıya kalışına bağlıyorum.

Fakat Gezi’yi ülke çapında büyük bir iktidarı protesto kampanyasına dönüştüren de kendisi. O dönemde hükümet üyeleri olsun, Cumhurbaşkanı Gül olsun, hemen neredeyse hepsi Gezi olayını hemen gündemden çıkarmak için girişimlerde bulunmuş, sonuçta uzlaşmayı reddederek tüm ülkeyi Gezi’ye dönüştürmüştü.

Acaba diye düşünüyorum, Gezi konusunu ikide bir gündeme getirmesi, o zaman yaşadığı psikolojik travmanın derinliğini mi gösteriyor?

YA KONTROL EDEMEZSEM?

Saray’ın korkusu, kendiliğinden halk hareketinin kontrol edemeyeceği bir noktaya gelmesi. Gezi’den sonra, anayasal gösteri, yürüyüş, protesto haklarını baskılamaya ve askıya almaya yöneldi. İfade özgürlüğüne engellemeler ve yargılamalar bin kat arttı. Emniyet vb. bin kat güçlendirildi.

Bu konuyu açmamın nedeni, iktidarı kaybetme endişesini içten içe yaşıyor olmaları, hele son zamanlarda.. Ama Gezi, iktidarı kaybetmeleri için bir sonuç üretmedi, üretemezdi zaten. AKP’nin en güçlü olduğu zamanlardı, para vardı, milletin önemli bir kesimi pek çok açıdan bugünkü gibi sefil bir duruma düşürülmemişti. 2015 ve 2018 seçimleri de AKP ve liderinden milletin hâlâ beklenti içinde olduklarını göstermişti. 2015 tekrarlanan kasım seçimleri ise sokak şiddetinin, ülke çapında terör olaylarının iktidara destekle sonuçlanmasını da kayda geçirelim.

Şimdi yeni bir döneme, seçim dönemine girdik. Kaybetme korkusunu fiilen yaşamaya başladık.

‘İKTİDARI ALIRLARSA, OLMAZ YA...’

İki - üç kez, iktidarı Millet İttifakı’nın alma olasılığını ilk kez son bir ay içinde gündeme getirdiler. İlki “İktidarı alırlarsa, olmaz ya...” diye dillendirildi. En son bizzat kendisi tarafından bu endişe, “Bunlar iktidara gelirlerse uçakları satacaklarını söylüyorlar...” olarak söze döküldü. Bugüne kadar iktidarı kaybedebilecekleri akıllarının ucundan bile geçmezdi. Lafını bile etmezlerdi. Ama yarın seçim olsa kaybetme olasılıklarının yüksek olduğunu görüyorlar.

Acaba diyorum, milleti, ekonomik krizi, yoksulluğu, işsizliği zerre umursamadan, son zamanlarda AKP’li bürokratlara, siyasilere, beş maaşa kadar çıkan para dağıtmaların, AKP siyasilerinin şirketlerin tepelerine çöktürülmelerinin, iktidarı kaybetmeden önceki ruh haliyle ilgisi olabilir mi?

Merkez Bankası başkanları dahil, kamuda görevli üst düzey yöneticilerin tümünün, görevden alınmaları halinde bile iki yıl boyunca maaşlarını almaya devam edeceklerine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararını okuyoruz.

Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenek harcamalarının füze gibi yükselmesini de buna katın. Belediyeler ve bakanlıklarda hızlanan, bazen bizzat kendilerine, yandaşlarına, yakınlarına, ortaklarına ihaleleri düşünün.

Özetle, ulufe dağıtır gibi yandaşların beslenmesi arttı. Bu durumun gidicilikleriyle ilişkisini kuran sadece ben miyim?

‘NASIL BİR MUHALEFET’ KONUSU?

Muhalefetin miskinliğinden, pısırıklığından tutun, iktidarın hâlâ orada olmasının tek nedeninin de muhalefetin cesaretten yoksunluğuyla yapılan açıklamalara kadar, memnuniyetsiz bir “kanaat örgütü” var. Örgütü diyorum çünkü pek çoğu birbiriyle ilgisiz olarak bu konuda fikir birliği içinde.

Burada öncelikle CHP suçlanıyor. Bu kadar ekonomik derin çöküş varken, işsizleri, esnafı vb. herhalde sokağa dökememek, gösteriler organize edememek, eleştirilerin öznesi olsa gerek. Bunlar yapılsa, a) AKP yıkılıp gidecek mi? b) İktidara oy kaybettirecek, muhalefeti yükseltecek mi? Eylem her şey midir?

CHP’nin ayrıca AKP’nin tabanını kazanma çalışmaları da “iktidarla, dinci faşizmle uzlaşma” olarak gösteriliyor. İktidarın din siyasetçiliği ve uygulamaları başka, kitleleri bu siyasetin cenderesinden kurtarma çalışmaları başka. Ayırmak gerek. Şüphesiz daha iyi muhalefet her zaman mümkün ve CHP bu konuda çok iyi değil. Taban çalışmalarına yoğunlaşmaları önemli..

KAÇ KEZ KAYBETTİ?

Bir düzeltme ihtiyacı var. Kılıçdaroğlu 11 kez seçim kaybetti, hâlâ koltuğunda oturuyor, hatta adaylığını ileri sürüyor eleştirilerine bir düzeltme yapmalı. Birincisi, bu eleştiri esas olarak iktidar ve medyasının malzemesi. Bir nefret dili de içeriyor. İkincisi, Kılıçdaroğlu genel seçimleri dikkate alırsak 2011, 2015 ve 2018 seçimlerini kaybetti.

Muhalefet mutlak kazanırdı gibi mantıkdışı sav olamaz. Merkel dört kez kazandı. Seçim kazanmanın, içinde bulunan koşullarla yakın ilişkisini kurmazsak, analiz yapamayız. Kılıçdaroğlu’nun 10 yılda niye değiştirilmediği sorusu ise bizi değil partiyi ilgilendiriyor. Yazarlar “başkan seçici” olamazlar. Partili bile değiliz!

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Neleri yıkmalı ki, Türkiye’nin önü açılsın?

18 Temmuz 2021 Pazar


Soruyu görünce hemen aklınıza ilk başta “Bu iktidar yıkılıp gitmeli...” yanıtı gelecektir büyük ölçüde.. Ama iktidara odaklı bir siyasi yazı değil bu... Türkiye’nin yolunu tıkayan salt bu iktidar olsa, iki yıl sonra ülkenin güllük gülistanlık olacağını sanırız. Hiç değil. Konumuz bu iktidardan önceyi de kapsıyor, bu iktidarın yerine gelecek olan yeni yönetimleri de ve sonrasını da.

Yani mesele kapsamlı bir süreci ilgilendiriyor.

Gökhan Şen, BloombergHT’nin yöneticisi, bir soru ortaya attı ve kendisi dahil 39 kişiye bir “kitap yazdırdı”. Soru şu: “Daha iyi bir Türkiye için hangi fikri yıkalım?

Yani çeşitli alanlardan, kendi seçtiği yazarlara “yıkıcılık görevi” veriyor.

Hayır yıkılmak istenen tabii ki Türkiye Cumhuriyeti değil! Tam tersine, ülkenin elini kolunu bağlayan, ayaklarına dolanan, eskimiş, çağını çoktan tamamlamış, veeee değiştirilemediği için aslında ülkeyi yer yer yıkımın eşiğine getiren, geleceğini karartan, ülkeyi zayıflatan, üreten değil tüketen bir yapıyı kökleştiren düşünce ve bunların reel politik uygulamaları...

Yani amaç, “güçlü Türkiye” gibi aslında içi boş veya çok zayıf politik lafazanlıklar yerine, gerçekten ve her yönden mutlu ve refaha ulaşmış saygın bir ülke yaratmak için bertaraf edilmesi gereken düşünce ve uygulamalar...

Siz olsanız neleri yıkardınız?

‘YIKICILIK’ ÜZERİNE

Bu arada “yıkıcılık” üzerine bir iki şey yazayım. Aslında bu daha çok “ekonomik” bir kavram. Sahibi ise Joseph Schumpeter isimli Avusturyalı bir iktisatçı. Ekonomide yenilikçiliğin, eski teknolojileri, süreçleri darmadağın ederek yerlerine yeni teknolojileri ve süreçleri geçiren gelişmelerin teorisini yapmış ve eskimesi zor bir teori ortaya atmış bir güçlü beyin. 

Mesela bilimsel teknolojik devrim her şeyi değiştirmiştir.

Mesela dijital devrim, internet - cep telefonu tüm eskileri yıkmış veya gereksiz hale getirmiş ve ekonomide ve kullanımda yepyeni uygulamalara yol açmıştır... Dijital makineler de öyle. Üç boyutlu baskı yapan printer da yeni bir üretim alanı açmıştır.. Daha onlarcası. Bilimde de mesela moleküler biyolojide PCR yöntemi, şimdi de CRISPR-Cas9 yöntemi vb.. 

ENGELLER ARANIYOR

Fakat “yıkıcılık” tüm bunları akla getirse bile, kitaba dönersek, burada Türkiye’nin ufkunu açacak, yelkenlerini dolduracak arayışlara kapı aralanıyor. Aranan aslında, bugün dünyada bilinmeyen, müthiş yenilikçi fikirler şeyler değil, bilinen şeyleri ülkemizde uygulayabilmemizin önündeki engeller.. Yıkılması gereken..

Mesela Mahfi Eğilmez, yıkılması gereken önyargılara odaklanmış. Ali Hakan Kara, “Bize büyüme lazım, enflasyonla yaşarız düşüncesini yıkmalıyız” diyor. Hamdi Akın, “Sahiplik kavramını yıkıp ortaklık kavramına geçmeli” diyor... İrfan Donat, tarımda yıkılması gereken politikalar üzerinde duruyor. Özgür Bolat öğretme biçimini yıkmalıyız; Özgür Akın, “Biz üretemeyiz saplantısını yıkmalıyız” diyor...

HANGİ KONULAR VE KİMLER VAR DERSENİZ

Ekonomi politikaları, sanayi politikaları, tarım politikaları, eğitim politikaları, bilime bakış ve bilim politikaları, kadın politikaları ve istihdam, tarih ve tarihe bakış, kültür ve sanat..

Mahfi Eğilmez, Refet Gürkaynak, Ali Hakan Kara, Hatice Karahan, Murat Üçer, A. Erinç Yeldan, Hamdi Akın, Erdal Aksoy, Bülent Eczacıbaşı, Abdurrahman Kaan, Steven Young, Murat Yülek, İrfan Donat, Durmuş Döven, Recep Konuk, Sencer Solakoğlu, Kubilay Özerkan, Yaşar Uysal, Ali Ekber Yıldırım, Ufuk Akçiğit, Elif Özcan Tok, Özgür Bolat, Selçuk Pehlivanoğlu, Özgür Akın, Orhan Bursalı, Celal Şengör, Umut Yıldız, Bekir Ağırdır, Cansen Başaran-Symes, Ümit Boyner, Arzu Çerkezoğlu, Seyfettin Gürsel, Sanem Oktar, Osman Balcıgil, İlber Ortaylı, Emrah Safa Gürkan, Uğur Batı, Vedat Milor.

Aslında böyle bir iki kitaba daha konu olacak kadar, yıkılması gereken engeller var. 

Bu başlangıç olsun ve fikir üretimine öncülük etsin, okunsun ve tartışılsın.

Engelleri yıkalım önce, yaratıcı fikirlerin yeşermesi ve gelişmesine ortam hazırlayalım.

Siyasette de yıkılması gereken o kadar çok şey var ki...