22 Temmuz 2016 Cuma

"Nedim vuruldum, ölüyorum, çocuklarım sana emanet!" Darbecilerin Köprü işgali ve arkasındaki büyük kahramanlık öyküsü


 Bunlar benim tanklarım birliklerim, köprü üzerinde ne arıyorlar..Yavuz Türkgenci, Tümen komutanı, evinde, bizler gibi ekranda köprüler üzerinde trafiğin kesildiğini seyrederken askerlerini görüyor. Hey ne oluyor orada diye ayağa fırlıyor, birden farkediyor ki tümeni neredeyse elinden gitmiş, bazı birlikleri harekete geçmiş... “askerlerimin ne işi var köprüde yol kesmelerinde!” Belli ki bir kalkışma yaşanıyor, hemen silahını kuşanıyor, telefona sarılıyor ve Balmumcudaki lojmanından koşarak köprüye iniyor..
Ki Ordu komutanı ise çoktan Köprü’de olay yerinde. Acil telefon konuşmalarından anlaşılıyor ki Tümen’ine ait iki tugay elden gitmiş. Tulum halinde darbe harekatına katılmışlar. Cemaatçi bir kalkışma ile karşı karşıya oldukları üzerinde fikir birliğindeler.

"Güvendiğin komutanları ara"

O sırada Sapanca’da bir kurmay albay. Nedim Ulusan. 66. Mekanize Tugayda komutan yardımcısı. O sırada görevli değil. Yurtdışına görevlendirilmiş ama henüz gitmemiş. Balyoz’da yargılanıp orduya dönen subaylardan. Tugayı darbe halinde. Tümen komutanı Türkgenci’yi arıyor, Cemaatçiler darbe yapıyor komutanım diyor. Kalkıp İstanbul’a gelmek için izin istiyor. Ama zaman yok. Komutan, orada kal ve güvendiğin kim varsa ara, emirlerimi bekle. İki tugay geri alınmalı, bunun örgütlenmesinde çalış, diyor.
Birinci Ordu’nun komutanı Ümit Dündar, Türkgenci, Vali ve Emniyet Müdürü ile birlikte. İsyancıları ikna etmeye çalışıyorlar.

Sait Ertürk Albay vuruluyor

 Nedim Ulusan ise güvendiği arkadaşlarını arıyor. Herkes, tüm darbe karşıtı cemaatçi olmayan subaylar ilişki içinde müdahale içih harekete geçiyorlar.
İki kurmay albay,  Sait Ertürk ve Davut Ala. Emniyetten aldıkları araba ile 66. Mekanize Tugay’a yollanıyorlar. O sırada bir otobüs dolu silahlı asker kışlaya girlmek istiyorlar. Üstleriyle konuşuyorlar “sokmayın içeri, vurun gerekeni yapın” talimatı alıyorlar. Daha sonra oradan bir zırhlı araçla esas isyan merkezi Topkule Kışlası’na gidiyorlar. Nizamiyedekileri de yanlarına alıp içeri girmeye çalışıyorlar.
Bakıyorlar ki Kışla’ya konan bir helikopterden silahlı akademi öğrencileri iniyor. Bekliyorlar, kuvvet istiyorlar. Daha önce gittikleri Tugay’dan gelen çevik kuvvet polisleriyle birlikte içeri giriyorlar ve çatışma başlıyor. Önce bir polis memuru vurulup şehit oluyor. Arkasından Sait Ertürk Albay vurulup düşüyor ve orada şehit oluyor. 

“Vuruldum Nedim!

Ama çatışa çatışa tugay komutanlığına giriyorlar. Saat geçe 02’i geçiyor. Komutanlık boş, Davut Albay, Nedim Albay’a “bu hain kaçmış, burada yok” diye sesleniyor telefonda. Cemaatçi komutan, darbenin başarısızlığını görünce, bu iş bitti diyerek, çocuklarını da alıp arabasıyla kayıplara karışmış, halen aranıyor.
Ama içeride çatışma sürüyor. Davut Albay ateş altında kalıyor. Bir kurşun karnına, bir kurşun koluna giriyor, biri de parmağını uçuruyor. Düştüğü yerden Nedim Albay’a telefonla “Vuruldum Nedim, ölüyorum, kan kaybediyorum, çocuklarım sana emanet..” diye sesleniyor.

“Tutuklayın haini”

 Bu arada diğer isyancı tugayda da çatışma var. Tümen komutanı Kurmay Başkanı Erkan Olgay ve Komutan yardımcısı Hançeri Sayat güvendikleri adamlarla ve polis desteğiyle tugayı basıyorlar. Orada da omuz omuza savaşıyorlar ve bu ikinci Tugay komutanını yakalıyorlar.
Komutanlarına telefon ediyorlar, aldıkları emir: “tutuklayın haini”. 
***
Eşzamanlı olarak köprü üzerinde cemaatçi tank ve birliklerin teslim olmaları için uğraşlar sürüyor. Tutuklanan komutanın görüntülü resimlerini gösteriyorlar: “Tugay komutanlarınız elimizde, artık teslim olun, yoksa hepinizi havaya uçururuz” diye sesleniyorlar.
Gün ışımış köprü üzerinde, insanlar öldürülmüş. Orayı işgal için gelmişler ama fare kapana sıkışıp kalmışlar. Darbe girişimi bitmiş.
Başından itibaren darbeye karşı dimdik ayakta duran Ordu Komutanı ve Tümen komutanının son teslim olun çağrısına uymaktan başka çareleri kalmıyor.
***
Biz evde saat 22.15’ten itibaren birinci köprü üzerinde trafiğin kapatılması üzerine görüntüleri izler ve haberlere kulak verirken, kimimiz Ankara’daki bombalamaları seyrederken, İstanbul’daki girişim de yurtsever subaylar tarafından inlerinde böyle bastırılıyordu. Tugaylar ele geçirilmeseydi, İstanbul çok büyük olaylar yaşayacaktı
Balyoz’dan yargılanıp Orduya geri dönen subaylar, jandarma albaylar ve generaller, bilinen 5’i de darbenin bastırılmasında fiilen görev alıyor. Emekli olanlar da beylik tabancalarıyla isyan edenleri ikna için gece yollara dökülüyor.
 İstanbul İsyanın bastırılmasında büyük katkısı olanlardan bazı isimler: Erkan Olgay, Hançeri Sayar.. Yavuz Türkgenci..  Sait Ertürk, şehit. Davut Ala, kahramanlardan, hastahanede durumu iyi gidiyor.
Ahmet Yavuz, Balyoz emeklisi tümgeneral, Anadolu yakasında sahilde darbeci birlikleri ikna etmek için çabaladığını biliyordum. Öykünün kısasını ondan dinledim, ama ayrıntılarını başkalarından.

Geride şehit Sait Ertürk’ün kızının “iki gün önce babamı aldılar benden” diye başlayan yürekleri darmadağın eden mektubu kalıyor, okuyunuz: www.ulusalkanal.com.tr/m/?id=112556
21 Temmuz 2016 / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

20 Temmuz 2016 Çarşamba

İki yeni açıdan daha Darbe… ABD ve Genelkurmay

Tolga Tanış’ın pazar yazısına göre, ABD’nin seçilmiş hükümeti destekliyoruz biçimindeki açıklaması darbe sabahı 2.30 sularına denk düşüyor. Oysa biz faniler bu askeri darbe girişimidir, dediğimizde Cuma akşamı saat 10’du. Onlar çok daha erkenden haber almışlardır. Demek, arada 4,5-5,5 saat farkı var.
Saat farkının başlangıcında darbe başlangıcı, sonunda da darbe başarısızlığı ve iktidarın tüm denetimi ele aldığı gerçeği var.
Normal olarak, ABD’nin darbe başlangıcında tavrını belli etmesi gerekir. Oysa sonunda konuştu! Aptal değilsek eğer, girişimin ne sonuç vereceğini beklediler.
Amerikalıların bu tutumlarının böyle (doğru) yorumlanmasını umursadıklarını düşünmüyorum. Zaten RTE iktidarına karşı tutumları çok açık ve seçik. Sakladıkları bir durum yok.
Girişim başarılı olsaydı, şüphesiz “yeni iktidarı” destekleyecekler ve bu sonuca da RTE’nin politikalarının neden olduğunu söyleyeceklerdi.

ABD bir darbe bekliyor muydu?

Böyle bir durumu olabilirlikler arasında gördüğünü, eski Ulusal Güvenlik danışmanlarından John Hannah’ın, Foreign Policy dergisindeki yazısında (http://odatv.com/er-ya-da-gec-bir-hesaplasma-gunu-yasanacak-1706161200.html), Erdoğan’ın Ortadoğu politikasının ülkeyi parçalanmaya götürdüğünü, ülkeyi despotluğa sürüklediğini belirtiyor ve şu can alıcı cümleyi kuruyordu:
Tüm bunlara rağmen ordu içerisinden birilerinin Türkiye'yi Erdoğan'ın İslamcı diktatörlüğünden ve ülkeyi soktuğu tehlikeli yoldan çıkarmak için, darbe girişiminde bulunmayacağının hiç bir garantisi olmadığı da vurgulanıyor.”
Dikkat edin, Ordu’nun hiyerarşik yapısından, Ordu’dan bahsetmiyor, “Ordu içerisinden birilerinin” diyor. Demek bu “birileri”, Beyaz Saray, Pentagon, Dış İşleri Bakanlığı çevrelerinde kapalı kapılar arasında konuşuluyordu.

 Darbede rolü var mı?

ABD’nin darbe girişiminde rolü olabilir mi? Doğrudan? Hiç sanmıyorum. Dolaylı? Kanıt olmalı (ABD tarafından bizzat planladığı ve düzenlendiği iddiası). Ama Cemaatin Ordu içinde gerektiğinde darbe yapabilecek güçlerinin bulunduğunu ve bu güçlerin gerektiğinde harekete geçebileceğini bilmediğini söylemek, siyasi aptallığa denk gelir. Zaten yukarıdaki alıntı da bu bekleyişin ifadesidir. Özetle, el altından bir dayanışma.
Darbecilere gelirsek: Bunları şüphesiz ki, doğrudan Cemaatin Amerikancı güçleri olarak nitelendirmek gerekir. Cemaat zaten öyledir. Fakat bu kamikaze girişimi ile Cemaatin ve Amerikan siyasetinin beklentileri berhava olmuştur. Artık ABD Cemaat hakkında zaman içinde yeni şeyler söyleyebilir.
Gelelim Genelkurmayımıza..

DÖRT TARAFTAN SARILI BİR GENELKURMAY
Dehşet verici bir öykü. Bir karabasan gibi. Korku filimlerinde seyretseniz tüyleriniz dikelir, koltuğunuzda gerilir, yüreğiniz ağzınıza gelir.
Özel kalem müdürü-yaveri ve korumaları… hemen hepsi darbeci çete tarafından sarılmış bir Genelkurmay başkanlığı düşünün. Herşeyi kontrol altında. Tüm hareketleri.. Yazışmaları.. Planlar, programlar… Emirler, talimatlar. VE hayatı!
Çevresi tamamen sarılmış ve teslim alınmış bir Genelkurmaydan bahsediyoruz. Nitekim başına silah dayıyorlar, kemerle boğazını sıkıyorlar ve derdest edip götürüyorlar. Genelkurmay başkanı direndi, teslim olmadı diye sevinmeli miyiz, yoksa?
Tüm kuvvet komutanları… Bu nasıl olabiliyor?

Tam yeminli gizli örgüt

1) Bir gizli yeminli örgüt her tarafı sarmış. Bu ne yaaa! “Son Kale” en gizli ve en büyük güç olarak tam saklanmış. Gerçekten tam saklanabilmiş mi?
2) Hayır saklanamamış. Çünkü pek çok Cemaatçi subayın isimleri faş edilmiş, Genelkurmay defalarca durmadan uyarılmış.. Kitaplar yazılmış… Ama bir önceki Genelkurmay başkanı Necdet Özel döneminde de, şimdiki Hulusi Akar zamanında da farkındalık yaratılamamış…
Bunun nedenleri üzerinde durulabilir. Gerekçeleri vardır. Bir şey yapamazlar, Ordu zaten darbe aldı, yeniden budayıp zayıflatmayalım demiş olabilirler.
Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi alçakça davalarda yargılananların, “intikam hissi” ile hareket ettiklerini ve çoğunu uydurduklarını düşünmüş olabilirler.

Çetenin tam ablukası

Elimizde delil yok, biz savcı yargıç değiliz” diye de..
Hatta bunları bizzat çevrelerini saran Cemaatçi subaylar söylemiş ve ikna etmiş de olabilirler!
Belki de “sivil savcılık soruşturmayı başlattı, Ağustosta pek çoğu atılacak zaten”, demişlerdir.
Ama bunların hiç biri, Genelkurmay Başkanlığının çete tarafından tam abluka altına nasıl alındığını açıklamaz ve mazur göstermez. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu noktada direniş (Tabii ki çok önemli!)- kahramanlık öyküleri anlatanlara yazanlara bakıyorum da.. Gülüyorum!

Peki, Genelkurmayda hiç “darbe yapabilirler mi” diye bir risk tartışması olmuş mudur? (Ne kadar yazılacak şey var.. Perşembeye.. bu bir dizi olacak gibi)..
19 Temmuz 2016  Salı / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

19 Temmuz 2016 Salı

RTE, darbe olasılığını görmüş ve “bırakın, tepeleriz” demiş olabilir mi?


Biraz spekülatif karakter taşıyabilir. Ama, “bu darbeyi RTE tezgahladı” gibi temelsiz bir komplo teorisiyle, üşengeç beyinlerin uydurmasıyla bu tür uydurmalarıyla ilgisi yok. Dün bir muhalife “yani ömrü boyunca hapis yatacak yüzlerce subayı kandırıp kendine darbe mi tezgahlattı” diye sordum. Bana “banka hesaplarına bak” dedi J ! Fakat toplumda ve pek çok kanaat önderliğine soyunmuş insanda bu yaygın düşünceyi gördükçe, umudum sıfırlanıyor!
Soruyu daha net soracağım: RTE darbe olabileceğini güçlü bir olasılık olarak biliyor-görüyor muydu? Eğer böyleyse, darbeyi önlemek için neden ciddi önlemler almadı? “Hele bir harekete geçsinler, topu açığa çıkar ve hepsini tepeleriz”, diye düşünmüş olabilir mi?

RTE masasındaki bilgiler

RTE-İktidarın elinde, F-Tipi örgütlenmenin Ordu içinde ne kadar yaygın olduğu bilgisi var mıydı? Bu örgütün darbeye kalkışabilecek bir güce sahip olduğu sanılıyor muydu?
RTE’nin masasına konan istihbarat raporlarından haberdar değiliz. Ama, bu tür subayların en azından general düzeyinde çok sayıda varlıkları konusunda, Balyoz ve Ergenokon, Askeri Casusluk gibi davalarda yargılanarak sonra beraat eden ama emekli edilen subaylar isim isim sayılıyordu. RTE masasında bu bilgilerin olmaması mümkün değil.

“Darbeye hazırlanıyorlar!”

Bu subaylardan ve “TSK’de Şakirtlerin İşgali mi, Fethullahın Askerleri “ (Haziran 2016)” kitabını yayımlayan, Ordu içindeki bu yapılanmayı en iyi izleyen emekli albay Mustafa Önsel durumu çok net ortaya koyuyordu. (Şunu belirteyim ki şimdi Genelkurmay, bu kitabından dolayı Önsel’in Ordu evlerine girişini yasaklamıştı!)
8 Şubat 2016’da Odatv’de yayımlanan yazısında da, “Cemaatçi Cunta darbeye hazırlanıyor” diyordu. Bu yazısında şunu da belitiyordu: “Geçtiğimiz günlerde Fethullah Gülen Herkül.org denilen sitede ‘Cennetin kılıçların gölgesinde olduğunu, savaş halinde kılıcın hakkını vermek gerektiğini’ söyledi. Hemen akabinde Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, ‘Zorbalar kılıç kullanır da mazlumların kılıç kullanma hakları yok mu?’ dedi.” (http://odatv.com/cemaatci-cunta-darbeye-mi-hazirlaniyor-0802161200.html)

“Kılıç” ve “Son Kale”

Cemaat her yerde dağıtılıyordu: İşadamları ve destekçileri, bizzat yönettiği mali vb şirketler, medya, emniyet, yargı… Sadece Ordu içine pek dokunulmamıştı. Cemaatçilerin son ve tek güvendikleri yer “kılıç”a sahip olanlardı! Zaten tarihleri, kılıçlarını Gülen’e teslim eden genç üstteğmen öyküleriyle doludur. Bir de Ordu onlar için “Son Kale”dir. Gülen’in bu başlıklı yazısı herşeyi anlatır (Çatışmanın Anatomisi, kitabım)
Cemaati Ordu içinde soruşturduğu için gazaba uğrayan askeri savcı Ahmet Zeki Üçok da “Ordu içinde Fethullahçı albay ve generalleri isim isim biliyorum” diyordu. (Yine A. Hakan’a konuşan Dursun Çiçek ise, Fethullahçıların darbe yapma ihtimali sıfırdır,” diyecekti!!!)

Darbeden bir gün önce

Bu arada, ordu içindeki örgütün neden harekete geçtiğine ilişkin çok temel bir gelişme de, İzmir’de, Önsel’in bilgileri doğrultusunda başlayan soruşturma ve amirallerin tutuklanmaya başlanması olayıdır. 14 Temmuz’da, yani darbe girişiminden 1 gün önce şu haberi unutmayın:
İzmir’de aralarında amirallerin de bulunduğu muvazzaf askerlere yönelik operasyon sürerken, TSK’da toplam 1700 muvazzaf subay astsubay ve 400 sivil memurla ilgili soruşturmanın devam ettiği öğrenildi.” (Aydınlık).
“Son Kale” ve “Kılıç”a yönelmişti tasfiye.

RTE Tezgahı?!

Peki RTE darbe olasılığını ciddiye almadı mı? MİT’in raporları ve siyasal istihbarat ve değerlendirmelerde şüphesiz ki bu olasılığın gündemde tutulduğu varsayılabilir. İki seçenek var.
Ya “böyle bir olasılık varsa bile az. Ayrıca bir soruşturma başladı ve arkasından tasfiye zaten gelecek…” dediler.
Ya da “Genelkurmay ve Ordu komutanları bizimle birlikte. Cemaatçiler bir harekete kalkışsa bile başarıya ulaşma şansları yok, bastırılır, böylece topu birden ortaya çıkar ve hepsini tepeleriz.” diye düşündüler.

Hayır, öngörme yok

Bu ikinci yorumda bulunmuş olabilirler mi? Ben bu olasılığı az buluyorum. Eğer bu olasılık doğruysa, RTE yine önemli ve büyük bir risk aldı demektir. Fakat bu risk çok büyüktür, ucunda ölümler, cinayetler, iktidarı kaybetmeler, çok daha büyük kıyımlar vardır.
Böyle bir risk almadı, darbeye kalkışma olasılığıın çok zayıf gördü.
Zaten onları kısa sürede tasfiye edeceğiz, diye düşündü.
Ama örgütün, “Son Kale” ve “Kılıç” söylemlerinin ardında yatan düşünceyi kavrayamadılar denebilir.
Yani ne bir “RTE Tezgahı” var, ne de bir öngörme ve önceleme..

Darbeci uçakların RTE’nin uçağını saptayamadıkları ve kıl payı kaçırdıkları yorumu doğruysa, sıfır öngörmenin bedelini çok ağır ödeyecekti.. (Yarın devam: ABD)
18 Temmuz 2016  Pazartesi / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet