25 Ekim 2014 Cumartesi

Bilimsel başarı Listesi: İlk Düzeltme Listesi/ Genç Bilim Kadınları”na destek

CBT Gündem, 1440, 24 Ekim 2014


Bilim insanlarımızın başarımları üzerine yaptığımız yayında, gelen yeni bilgiler ve düzeltmelerle, doğruya daha yakın bir liste oluşmuş durumda. Fakat listeyi bir hafta daha bekletiyoruz… Bu arada, sadece  bilim kadınlarımızın başarımı üzerine yeni bir yazı da yayını bekliyor. Bunu da haber verelim.. Prof. Mehmet Doğan, öncelikle kısa bir düzeltme yazısı gönderdi. Bu yazıyı yayımlıyoruz:
“Düzeltme Tablosu ve Açık Özür: Kişisel olarak yakından tanıdığım ve çok takdir ettiğim, ülkemizin adını uluslararası bilim çevrelerinde en çok duyuran, şimdiye kadar yayınladığım listelerin hepsinde liste başı olan, ülkemizde yaşayan en değerli bilim adamlarımızdan ikisinin de aşağıdaki düzeltme listesinde olması beni çok üzdü. Her iki bilim insanımızın da makaleleri 10000 üzeri atıf almış, bilime katkıları çok büyük. Ülkemizi yurt dışında da başarıyla temsil eden iki bilim adamımıza teşekkür borçluyuz, onları tanımaktan mutluyum.
İkisi de ülkemizi bilimde daha ileriye ve refaha taşıyabilecek konularda araştırma yapan Bilkent Üniversitesinin “UNAM” ve NTAM adlı geleceğin teknolojisini geliştiren araştırma merkezlerinin kurucu müdür ve kurucu başkanları.. bu iki değerli bilim adamımıza ait bilgileri tabloya geçirirken en önemli veriyi yani h-sayısını tamamen kişisel hatamla sehven ters yerleştirmişim, yani birine 58 yerine 47 yazmışım, öbür değerli bilim insanımızın 47 olan gerçek sayısı yerine de yine sehven 58’i yazmışım. Dünya bilim çevrelerinin en saygın dergisi “Science” da 2006 yılında yayınladığı Plasmonic başlıklı tek isimli makalesi, günümüze kadar 1781 atıf alarak ulaşılması güç bir rekorun da sahibi olan Ekmel Beyin hizasına yazmışım. Her iki değerli bilim insanımızdan ve okuyuculardan bu yanlışlık için özür diliyorum.”

Tablo, Ek Liste düzeltmeleri 1- Bize ulaşan bilimcilerimizin yayınları ve değerlendirilmesi (10 Ekim 2014 tarihinde verdiğimiz tabloda önemli düzeltmeler)
Yayın yapanın Adı         
Bilim Dalı
Toplam yayın sayısı
En çok atıf  alan 3 yayına atıf  sayısı
Toplam Atıf-Self dışı atıf
h -Değeri
Salim Çıracı
Fizik-Elektr
263
504-429-249
10213-9062
58
Ekmel Özbay
Elektronik
503
1781-456-292
10336-8867
47
Dursun Saraydın
Kimya P
68
99-94-64
1726-1371
25
Meral Topçu
Tıp
163
203-157-153
2378-2328
     24
Haluk Özen
Tıp
282
82-76-70
2230-2143
24

Bu başarı listesi yayını üzerine şüphesiz tartışmalar var. Prof. Tayfun Uzbay’ın değerli katkısını, iç sayfalarımızda bulacaksınız.
***
Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü Cezaevine girecek   
Prof. Kayhan Kantarlı’nın notu var: Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü’ye “türbanlı öğrencinin eğitimini engellediği gerekçesiyle” verilen kesinleşmiş 2 yıl 1 aylık mahkumiyet kararının infazı 20 Kasım 2014 günü başlayacak. Yargıtay onayı ve "Anayasa'ya aykırılık ve adil yargılama hakkının engellendiği" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı itirazın reddedilmesinden sonra AİHM'ne götürülen, fakat henüz görüşülmeyen kararın infazı Prof. Pekünlü'nün sağlık sorunları nedeniyle iki kez ertelenmişti. 
Pekünlü'ye aynı gerekçeyle açılan davalar bitecek gibi değil. İnfaza kalan bu ilk dava ederken hiç şüphesiz dinci çevrelerin yönlendirmesiyle 4 kişilik başka bir türbanlı öğrenci grubunun şikayeti üzerine savcılık, ikinci bir dava daha açmış fakat ilk duruşmada yargıç "rektörlükten izin alınmadan açıldığı için" dosyayı EÜ rektörlüğüne göndermişti.
***
“Genç Bilim Kadınları”na destek
L’Oréal Türkiye’nin UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ile birlikte 11 yıldır sürdürdüğü “Genç Bilim Kadınlarına Destek Bursları' programına 2015 için başvurular başladı. Haberi veriyoruz: “26 Aralık’a kadar sürecek başvurular sonrasında projeleri seçilecek 6 genç bilim kadını; L'Oreal Türkiye'den 15'er bin dolar değerinde birer yıllık araştırma bursu kazanacak. Yaşam Bilimleri ve Malzeme Bilimleri alanlarında araştırma yapan üçer genç kadın araştırmacı seçilecek.
Burs için hak kazanacak adaylar, akademik özgeçmişleri ve gerçekleştirmek istedikleri araştırma projesinin önemi, niteliği, bilimsel yeniliği ve bilime yapacağı katkı ölçüt alınarak Yaşam Bilimleri ve Malzeme Bilimleri seçim komiteleri tarafından belirlenecek, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu jürisi tarafından onaylanacak.
2003 yılından bu yana 70 genç Türk bilim kadınına destek verildi. Proje ile kadınların bilime olan katkısını artırmak ve bilim kadınlarına dikkat çekerek toplumsal farkındalık uyandırmak hedefleniyor. Bilim dünyasına destek olunması ve bilim insanlarının güçlendirilmesi de projenin amaçları arasında. Başvurularda, araştırma konularının bilimsel yeniliğinin olması ve bu araştırmaların bilime sağlayacağı katkı ölçüt alınıyor. Bilimsel yetenekleri kanıtlanmış ve doktora derecesine sahip olan 40 yaşından gün almamış T.C uyruklu tüm genç bilim kadınları burs programına başvurabiliyor. Bursa başvurmak isteyen bilim kadınları gerekli belgeler, başvuru formu ve program hakkında geniş bilgilere www.loreal.com.tr internet sitesinden ulaşabiliyor.
***

Düzeltme ve özür: Geçen haftaki dergimizde Aziz Sancar ile ilgili yazının son cümlenin bir kısmı kapalı kaldı. Tamamı şöyle: “Dr. Halil Kavaklı (Koç Üniversitesi) ve Dr. Nuri Öztürk (Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü) sirkadiyen saat üzerinde kendi çalışmalarını sürdürmektedirler. Türkiye’yi sirkadiyen saat araştırmalarında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri yapacaklarından eminim.”
CBT Sayı 1439 Gündem, 17 Ekim 2014

Başarılı Bilim İnsanları, yazısı ve tablosu üzerine

Geçen sayımızda yayınladığımız, h-sayısı’nın yanısıra makale sayıların ve atıf endeksleri haber-makalemiz epey yankı yaptığı gibi, çeşitli bilim insanlarımızın da eleştirilerine konu oldu.
Eleştirilerin ağırlık noktası, tablonun eksik olduğu yönündeydi. Pek çok bilim insanı, açıklanan kriterlere uygun bir h-sayısına ulaştığı halde, listede yer almıyordu.
Mehmet Doğan ve Mustafa Soylak, gelen bilgileri ve elestirileri de dikkate alarak, eksiklikleri gidermek için çalışıyorlar. Umarım gelecek sayımızda bunları yayınlarız.. Böyle bir araştırmada pek çok eksikliğin olması doğaldır. Lütfen bildirin.. Zaten yazıda buna işaret edilmişti..
Bu arada geçen Gündem yazımda bir hatayı düzeltmek isterim. H-40 sayısını aşan bilim insanlarımızın adını yazarken Seza Özen’in adını, Sinan Özen olarak yazdım, düzeltir özür dilerim. Bu arada yine aynı kategoride bulunan diğer kadın bilimcimizin de Zümriye Aksu olduğunu belirtmek isterim..
Bu konuda sadece kadın bilimcilerimizin durumunu ele alan bir araştırmaya da yer vereceğiz..
Dolu bir CBT daha sunuyoruz sizlere.. h-97 sayısı ile evrensel bir başarıyı yakalayıp aşan ve çok önemli araştırmalara damgasını vuran Aziz Sancar, sorularımız üzerine bu çalışmalarını başlıklar halinde yazdı.. Lüten okuyun.. Aziz Sancar, laboratuvarında her zaman genç Türk araştırmacılarına yer vermiştir.. Sancar bu konuya da değiniyor..
Tabii kapak konumuzu özenle seçtik. İnsan çeşitliliğinin, bilimsel, toplumsal vb yararlarını konu alan bir araştırmayı okumadan geçmeyin.. İnsanlığın toplumların gittiği istikamet budur.. Bugüne geniş ve gelecek açısından bakalım lütfen..
İki duyuruya yer vererek Gündem’i kapatalım..

***


ANKARA’DA 21. YÜZYIL İÇİN PLANLAMA KURULTAYI

Gelecek Perşembe- Cuma günlerinde Ankara’da önemli bir Kurultay var, programı şöyle:
3 yıldır düzenli olarak yapılan ve Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik, sosyal ve toplumsal güçleri ortaya koyarak, ülkenin 21. Yüzyılda dünyanın seçkin ülkeleri arasına katılabilmesi için hangi hedeflere odaklanması gerektiğini araştıran Kurultay’ın dördüncüsü, 23 – 24 Ekim 2014 tarihinde, 9.30’da Ankara Üniversitesi Rektörlüğü (Tandoğan) 100. Yıl Salonu’nda düzenleniyor.
* Önderliğini Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un yaptığı Kurultay’da Eitim ve gelecek başlığı altında, Orta ve Uzun Dönem İçin Eğitimde Esaslar / Nasıl Bir Üniversite Sistemi? (Prof. Dr. Kasım Karakütük, Dr. Niyazi Altunya, Prof. Dr. Metin Özuğurlu, Doç. Dr.Serdal Bahçe);
*Bilim-Yaratıcılık ve Gelecek başlığı altında Bilim Dünyasında Türkiye’nin Yeri Ne Olabilir? Yaratıcılık Üzerine Geleceğe Dönük Düşünceler (Orhan Bursalı, Prof. Dr. Metin Ger, Dr. Faruk Yarman);
*Emek Dünyası ve Gelecek başlığı altında İstihdamın Yapısı Nasıl Değişmeli? Kadın Emeği / Emeğin Örgütlenmesi, Hakları, Bileşimi (Prof. Dr. Esin Ergin, Özlem Yüzak, Yıldırım Koç, Dr. Serhan Öngel);
* Üretim Dünyası ve Büyüme Sorunsalı başlığı altında İmalat Sanayiinde Bugünden Yarına Öneriler: Enerji, Tasarruf Sorunu, Yeni Yatırım Modelleri (Prof. Dr. Korkut Boratav, Gülay Dinçel, Yael Taranto, Eser Pirgan Matur, Prof. Dr. Erinç Yeldan)
* Finansman ve Sanayi başlığı altında, Sanayinin Finansmanı, Yeni Kurumsallaşma ve Gelecek İçin Öneriler (Oktay Küçükkiremitçi, Şant Manukyan, Hakan Özyıldız, Dr. Serdar Şahinkaya ve
“ Türkiye Ekonomisi İçin Bir Büyüme Modeli Önerisi ve Planlama Sorunu (Aykut Göker, Dr. Gündüz Fındıkçıoğlu) sunulacak, ele alınacak ve tartışılacak..
İzlemeniz dileğiyle..
***
Bugün İstabul Üniversitesinde İntihal üzerine, Üniversitelerarası Etik Kurulu’nun düzenlediği toplantı var.. Program duyurusu ve ayrıntı içeride..
***
Ressam dostum Gürol Sözen’inRüzgar Kanatlı Atlar ve İstanbul İkonaları” sergisi 15 Ekim’de Ankara KAV Sanat Galerisi’nde açıldı (Turan Güneş Bulvarı Konrad Adenauer Cad. No: 61, Çankaya). Sanat galerisinin gelirinin de, Kılınçarslan Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı’na aktarılarak öğrencilere karşılıksız burs olarak bağışlandığını belirtelim.
***

“Sabancı Üniversitesi ile Almanya’nın en önemli bilim merkezlerinden IHP-Microelectronics “More-than-Moore” konsepti üzerine kurulu Mikroelektronik - Ortak Sanal Mükemmeliyet Laboratuvarı dün açıldı.. Bu konsept; daha küçük, fonksiyonel, ekonomik, kullanışlı ve uzun ömürlü elektronik sistemler geliştirmeyi, böylece haberleşme, biyomedikal, uzay, havacılık, güvenlik, otomobil ve robot-otomasyon sektörü gibi birçok sektöre katkıda bulunmak amaçlanıyor.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Berker’in ev sahipliğinde, IHP-Microelectronics Rektörü Prof. Dr. Bernd Tillack, Federal Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, Türkiye Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK ve ilgili sektörlerden temsilciler katıldı..
***

Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak dileğiyle..

24 Ekim 2014 Cuma

Arada Ezilip Gideceğiz

Türkiye’nin ana sorunlarını “dışarısı” yönetiyor. Türkiye dış politikanın ve buna bağlı Kürt Meselesi’nin cenderesine girdi. Buradan çıkış yok gibi. Veya var..
RTE ve Davutoğlu, kendi yarattıkları “Büyük Türkiye- Büyük Ekonomi”nin yaldızına bizzat kandı. Ortadoğu’da süper güç aldatmacasına giriştiler. Suriye’nin birliğini ve bütünlüğünü koruyucu politikalara destek vereceklerine, parçalayıcı politikalarda israr ettiler.
Ve bu politikalarının şu kadar basit sonucunu öngöremediler: Sandılar ki orada oluşacak Sünni Suriye ile ittifak kurarız. Ama orada, seninle komşu Kürtler de yaşıyor, Ve halkın önemli çoğunluğunun hala desteklediği Esad ve rejimi var.. ABD’nin kadim politikası Kürtlerden yanadır. Irak’ta Kürtler devlet kurmuş durumdalar. (Karşı olduğum sanılmasın, Irak’taki, bütünlüklü bir Kürt bölgesi olarak bir olgu..) Yarın resmen devletlerini ilan etseler, Ankara ilk tanıyan olsun isterim.
 Suriye de parçalanırsa, ikinci bir Kürt devleti de, üstelik PKK-YDP yönetiminde, orada kurulur. Öcalan boşuna “Kobali kilit nokta” demiyor. PKK’nın atardamarı oldu Kobali (Kürt özerk bölgesi). Bir altın fırsat. Türkiye’yi sarsan 3 günlük vandalizm ve cinayetler dizisinin arka planında bu olgu yatıyor. PKK ile Barzani arasında gerilim uzun zamandır var, uzun süre bir arada yaşamaları çok zor. Kobali “düz alan”. “Kandil yok” orada, ama olsun.. Kobali Kürtleri, Barzani istemiyor orada, “peşmergeye ihtiyaç yok, ağır silaha var” demesinin nedeni bu. İki güç, Kobali’nin ve oradaki savaşın yönetiminde bile birleşemiyor!

Dinamik olgu, IŞİD
Bunun ekseninde dönüyor güncel dünya politikası. ABD ve Batı IŞİD’i en önemli sorunları ilan etti. ABD pılısını pırtısını topladığı bölgeye güçlü bir geri dönüş yaptı.
Ankara’nın aklına şaşıyorum.. Suriye’yi mi parçalayacağız?! Suriye’nin parçalanması, aynı zamanda senin de parçalanmana kapı açmak demek.. bu kadar basit bir siyasi olguyu göremeyen bir yapı var Ankara’da.
IŞİD olgusu, Türkiye’yi de biçimlendiriyor. Doğu cenahtan baskı türlü çeşitli. Türkiye ve bizler bu baskı altında eziliyoruz.
Ankara’nın yapması gereken, aslında, Esad politikasını 180 derece değiştirmektir. Suriye’li “isyancılarınızı” eğitip donatmaktan kesinlikle vazgeçin.. Bu politika, Türkiye’nin başında patlar, hem de korkunç bir şekilde.. Bu konuda sizlere, iki adım ötesini anlatacak ciddi siyasi ve askeri danışmanlık yapacak kimse de mi yok! Mesela fikir söyleyecek ordunuz, kurmayınız da mı kalmadı! Ordu, siyasete karışmayacağım derken, gerçek uzmanlık alanı üzerinde danışmanlık yapacak cesaretini de mi yitirdi!

İÇTE SAVAŞ CEPHESİ
IŞİD, PKK-Kobali, vandalizm ve cinayetlere karşı veya bunları fırsat bilerek Ankara’nın gündeme getirdiği iç güvenlik yasa tasarıları ve yeni uygulamalar ise, bizleri ezip geçecek ikinci bir savaş cephesi niteliğinde.. İnsanların malına mülküne el koymaktan tutun, “vay devlet görevlisine hakaret ettin, al sana 5 yıla kadar ceza”ya, “senin fizyonomini beğenmedim, gel bakalım makul şüpheli olarak buraya yat içeriye” (tabii bunlar en masumu, silahsız olanları!) varıncaya kadar.. Gösterilere katılacaklara gerekirse “devleti, Anayasayı, hükümeti yıkmaya teşebbüs”ten dava açma dahil..
Bankalara el koyma konusundaki düzenlemenin de Cemaat’e ve “iç düşman” “ekonomik güçlere” yönelik olduğu da açık seçik..
RTE-Davutoğlu iktidarları, bir yandan da kendi halkına karşı adeta savaş cephesi oluşturuyor.
Dış cephede sıkıştılar, acısını iç cepheden çıkartacaklar...

ÇÖZÜMÜN MAKULLERİ VAR MI NELERDİR?
Çözüm Süreci, işte böyle, masada çatılan silahların gölgesinde. Sorum hala gündemde: Pazarlıkları yürüten iki–üç kişilik derin adamlar arasında, el altından bir “harita aldım verdim” yapılıyor mu, yoksa böyle bir durum yok mu.. Ana dilde eğitim ve bölgesel özerklikler üzerine görüş alışverişleri var mı?
Çözüm, makuller üzerinden giderse gerçekten çözüm olur. PKK “makul”den yana mı? İktidar makulleri kabul etmekten yana mı? Tabi, makul nedir masada, her ikisi için de makuller nelerdir? Bilsek de biz de tartdıymaya katılsak!
CHP ise acaba “AKP’ye giden Kürt oylarını kaparım” gibi bir olmayacak sevdaya mı tutuldu? Tıpkı “Cemaat oylarını kaparım” sevdası gibi?!
Hayır bunlar soru.. Bilmediğimiz konuları anlamak için..

OKUR NOTU: Kenan Yumurtacı: Sanıyorum ki şimdi de ''Reasonable Doubt'' (Makul Şüphe!) çevirisinde de işin özünü gözden kaçırdı. Oysa bu terimin geldiği Anglosakson kültüründe bildiğiniz gibi mahkemelerde jüri sistemi geçerli olup savcılar jüri önünde suçlanan kişinin suçunun kanıtlarını jüriyi tam olarak ve ''Beyond a Reasonable Doubt'' yani %99 değil %100 ikna edecek şekilde ispat etmekle sorumludur. Yüzde bir bile şüphe varsa sanık beraat eder. Bu da bir anlamda ''tamam, makul şüphe özerine tutukla, ama suçu %100 kanıtlamak zorundasın'' demektir ki bu durum bizim sistemimi için ne kadar geçerli olur, bilinmez.

Not: Pazar yazımda “çeçen sineği” lafı var, tabii ki çe çe sineği olacak..
--23 Ekim 2014 Perşembe / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

Yol Haritası, Gerçek Harita Alış Verişi mi?

Hükümet ile PKK arasındaki “Barış Yolu”nun üç gün boyunca adeta savaş provası ile bombalanması üzerine iktidar, işini bitiren ununu ipe seren “Akil Adamlar” grubuna, acil işbaşı yaptırdı. Onlar da “biz akil adamlara iş düştü yine..” süsü ile ortaya çıktılar, ilk işleri de Öcalan’ın aracısız konuşma olanağı verilmesini istemek oldu ve bu görüşmeye de kendileri talip oldu.. Özel yetkililerden başka kimse Öcalan ile görüşemezsek, “akil adamlar”ın kendileri için “görüşme onuru” gibi bir rant eldeye kalkmalarına, ancak ayıptır diyebiliriz! (İçlerinde hükümete angajmanlı olmayanlar var, alınmasınlar!)
Bu vesile ile bizzat Cumhurbaşbakandan öğrendik ki, Öcalan iki odalı banyolu ve bahçeli bir ev sahibi olmuş (TOKİ mi yaptı!?). Hiç karşı değilim! Silivri’de üstelik bir süre boklar içinde yatırılan gazeteci dostlarımız aklıma geldi de.. Tek dileğim tüm mahkumlara bu tür olanakların sağlanması.. İşe de, müebbet mahkumlardan başlanması.. Bire birlik- eşite eşitlik.. Anayasa’ya aykırı bu durumun diğer mahkumların lehine düzeltilmesini diliyoruz.. İş mahkemelik olmadan..
Hımmm.. Gördüğümüz kadar kentlerin yağmalanması ve 41 kişinin öldürülmesi yeni bir durum ortaya çıkardı. Tepedekiler ,afra-tafralarından geçilmezken (ezeriz keseriz, on misli karşılık veririz), acele Kandil’e acil bir “yol haritası” gönderdi.. HDP’lilerin açıklamalarından öğreniyoruz ki, Kandil beğenmemiş, somut ve pratik şeyler görelim beyler, yanıtını, çözüm sürecinin yüzde 90’ı bitti, hassas bir noktadan geçiyoruz” diyen Numan Kurtulmuş bekliyor muydu? Bence evet.

Çözüm Sürecinde Yeni Koşullar
“Çözüm Süreci”nin kesilmesini, bugünkü koşullarda iki taraf da istemez. Ama eski çözüm sürecini çöpe atın. Bu süreç şimdi farklı koşulların ortaya çıkması ve farklı dinamiklerin de devreye girmesi ile yeni bir düzlemde başlıyor.
Nedir bunlar, bakalım:
1)   RTE+Davutoğlu iktidarına “3 günlük ayaklanma ve 41 cinayet ayarı”..
2)   İktidarın Ortadoğu’da tam yalnızlaşması durumu. Ve BM Güvenlik Konseyi’ne üye oluyoruz derken, iktidarın 60 oy ile ringten dışarı atılması durumu..
3)   Şüphesiz ki en önemlisi ABD’nin el altından uzun süredir Suriye Kürt liderleri ile konuşuyor olduğunun açıklanması ve dün sabah erken saatlerde de Kobali’de savaşan PKK-YPG güçlerine havadan silah ve ilaç yardımı yaptıklarının resmi haberi. Götürdükleri, “Peşmerge (Barzani) silahları” imiş..
4)   Ve bizimkilerin “Barzani silahlı güçlerine Kobali’ye geçmeleri için özel izin verdik” açıklaması da, bunların ardından geldi. Anlaşılan, Hükümet izinli, bir tür aç-kapa biçiminde çalıştırılan özel koridor ..
***
Yani yeni durum ve koşullar şöyle: Tek başına kalmış bir hükümet.. “Terör örgütü” kisvesinden sıyrılmış, ABD ve Batı ile IŞİD’e karşı ittifak yapmaya başlamış bir PKK, ki Amerikalıların bombalamalarıyla, IŞİD’e karşı Kobali’de üstünlük sağladı.. RTE-Davutoğlu’nun, IŞİD’in Rojava-Kobali bölgesinde PKK’yı sıkıştırma plan-manevra ve politikasının iflası (kaçıncı iflas!?)
Sanırım artık Batı’nın, yarattıkları heyulaya karşı Türkiye’yi savaşa sürmelerine gerek kalmadı. Kürtlerle bu işi nereye kadar götürebilecekleri bir muamma olsa bile.. Ama onlar her zaman savaştıracak bir “müslüman tugay” bulur.
Aslında, bizimkilerin tezkeresinin özünü, IŞİD’e karşı asla savaşmam oluşturuyordu. Çünkü tezkerenin öbür yanında “Esad’ı devirelim” ön şartı vardı. Bizimkiler şöyle düşündü: Batı nasılsa Esad’ı devirelim şartımı kabul etmez, o zaman benim de IŞİD’e karşı savaşmam söz konusu olmaz. Cin fikir. Bu çözümlemeyi yaptıktan sonra tezkerenin palavra olduğunu görüp içim rahatladı!
Torbadaki Turp Ne?
Önce bir konu var: Kobali mi Aynelarab mı? Biri Kürtlerin verdiği isim, diğeri Suriye’lilerin.. Orası Suriye. Bir isim savaşı var.. Şüphesiz yerel halkın isimlendirmesi önemli. Ama bu derin tartışma, Suriye’nin bir bölgesini Kürt Devleti’ne dönüştürme süreci bağlamında yapılıyorsa, bizi ilgilendirir. Ortadoğu’da ülkelerin sınırları yeniden çiziliyorsa, o zaman Türkiye bunun dışında kalamaz..
 Peki, Davutoğlu’nun “Türkiye Sykes-Picot sınırlarının bekçisi değil” sözlerinden ne anlamalıyız? Bu, gerçekleşmeyen bir gizli anlaşmaydı, bugün böyle bir sınır ve anlaşma yokken, Davutoğlu neyin bekçisi değil? Bulmacayı çözün lütfen..
Şunu mu demek istiyor: Suriye’nin sınırları ve Suriye diye bir ülke böyle yaratıldı.. Orada bir IŞİD devletinin kuruluşuna karşı çıkmayız.. Eğer bu değilse, Davutoğlu ne demek istedi?
İkinci nokta tam başlığımızla ilgili. Ama Perşembe’ye.. Sorum şu: PKK/Öcalan ile, pazarlıkları yürüten iki–üç kişilik derin adamlar arasında, el altından bir “harita aldım verdim” yapılıyor mu, yoksa böyle bir durum yok mu.. Ana dilde eğitim ve bölgesel özerklikler üzerine alış-veriş?

Hayır pişirilen yemeğe su katmak değil amacım, alınacaklar verilecekler konusunda bizim de bir katkımız olur düşüncesiyle soruyorum..
--21 Ekim 2014 Salı / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

21 Ekim 2014 Salı

Makul Şüphe, Amasya’da

Dünün en önemli haberlerinden biri, RTE’nin Büyük Türk Büyükleri mertebesine yükselttiği, kendine bağlı Başbakanlık kurumunu yöneten Davutoğlu’nun gittiği Amasya’ya polisin esnaf içinde kimlik yoklaması yapması, vatandaşlık numaralarını GBT’den araştırması.. 
Bu kadar hızla bir polis devleti düzeyine geçişin yapılacağını düşünmemiştim. Güvenlik önlemleri tamam da, Davutoğlu’nun geçeceği yollarda esnafın kimlik soruşturmasına uğraması ne demek?
Makul Şüphe’yi, siyasi iktidarın tüm yurttaşlar için epey bir zamandır uygulamaya soktuğunu görüyoruz. Henüz “iç güvenlik yasa tasarısı” resmen Meclis’te yasalaşmadan, maddelerine işlerlik kazandırıldı.. Amasya’daki uygulama, Makul Şüphe’nin içeriğinin ve ruhunun anlamını dışa vuruyor: Aksi kanıtlanıncaya kadar herkes şüphelidir, herkes terörist olabilir, öyle olmadığını ya kendisi kanıtlayacak ya da güvenlik güçleri soruşturarak görecek..  Şüphe esas..
Hükümetin değil bir kaç milletvekilinin önerisi olarak Meclis’e getirilen yeni iş güvenlik tasarısının ardında esas RTE’nin bulunduğunu varsayabiliriz. RTE ile Davutoğlu da birlikte, hükümeti safdışı bırakarak, doğrudan bir grup milletvekilini kullandıkları görülüyor. Tasarı, AKP’nin özgürlükleri sürekli olarak baskılayan, kısıtlayan veya görünüşte varmış gibi gösteren özgürlük düşmanı ruhunu ve politikasını hemen her fırsatta, giderek daha çok önplana çıkartıyor.
RTE, 4+4+4 yasasını da, Milli Eğitim Bakanlığı’nı devre dışı bırakarak, İmam Hatip Mezunları Derneği ve bazı milletvekilleri ile birlikte yapmıştı.
Davutoğlu ve rejimin adamları, yasa tasarılarının haklılığını savunmak için, gösterilere maskeleriyle katılanları örnek veriyor. Eğer maske takıyorsa yasadışı bir iş yapıyor veya yapacak, kendisini gizliyor demektir diyor. Ama maskelilere izin vermemek için yeni bir yasaya gereksinimleri yok.. Maskelileri sadece bahane için kullandıkları açık.
Beşir Atalay da halkımızın bu yasa ile mağdur olmayacaklarının altını çiziyor! Bu ne demek? Siyaseti genellikle aktif öncü kesimler yürütür, bu kesimler de parti vb olarak örgütlenmiştir. Atalay, “halka” adeta diyor ki, biz göstericileri ezeceğiz, bu yasa ile sana bir zarar gelmez.
Amasya’daki Davutoğlu uygulaması ise, aslında herkesi şüpheli gördüklerinin kanıtı. İktidar ve adamlarının dışında herkes şüphelidir, sonra bu şüphe adım adım piramidin üst kesimlerine tırmanır. Önemli olan, Tek Adam ve iktidarda kalmasının güvenliğidir.

İktidarın İki Esir Durumu
İç güvenlik tasarısı yasalaşacak. Sürekli bir olağanüstü durum yaşayacağız bundan sonra.. Çünkü, iktidarın politikaları giderek bunu zorunlu kılıyor. Toplumun daha sıkı gözetim altına alınmasının öncelikli gerekçesi, dış politika uygulamalarının doğurduğu sonuçlardır. Bunların başında şüphesiz IŞİD ve Suriye politikası geliyor. IŞİD içimizdedir, RTE-Davutoğlu ikilisi bu durumu doğurdular, adeta esir de alındılar. Gözükara bir köktendinci örgütün yaratabileceği tehdidi, Suriye ve Irak’ta görüyoruz.
İkincisi, çözüm süreci politikasında gelinen nokta, PKK’nin somut sonuçlar beklentisine gelip dayandı. Kobali ile içeride yarattıkları olaylar, yapabileceklerinin önprovası olarak kabul edilebilir. İktidar, “idare ederim, oya tahvil ederim” politikasının sonuna geldi; bu anlamda da kendi “çözüm süreci”nin esiri haline geldi..
PKK kanadını güçlendiren diğer bir olgu ise, ABD ve Avrupa’nın dolaylı-dolaysız, PKK ile ittifaka gidebileceğinin işaretlerinin giderek artmasıdır. ABD’den eski bakan yardımcısının dünkü Cumhuriyet’te Leyla Tavşanoğlu’a söyledikleri nettir: AKP iktidarı IŞİD’e karşı PKK ile bile güçbirliğine gitmelidir.
PKK, terör örgütü olmaktan resmen çıkartılma aşamasındadır. Artık bu yeni durum, IŞİD’in gerçekten ABD için bir numaralı güvenlik sorununa yükseltilmesinin sonucu mu, yoksa ABD ve Avrupa’nın, dünyada neredeyse resmiyet kazanan PKK ve hedeflerini kabul etmesini, Kobani bahanesiyle açıklaması mı.. Bilmiyorum.
Ama, RTE-Davutoğlu ile ipleri resmi olmayan bir şekilde kopardıklarının ortaya çıkması, ABD’nin PKK konusunda ellerini serbest bıraktığı anlamına da gelebilir.

“Yüzde 50’yi Evlerinde Zor Tutuyorum”
İç güvenliğin giderek ön plana çıkmasının diğer bir nedeni de, ekonomide artık giderek başarızlıklarının tescil edilmeye yönelmesini sayabiliriz. Ekonomide gelinen nokta, ciddi sonuçlara yol açabilir.
Tabii, RTE-Davutoğlu, bütün bu rahatsızlıkların ciddi bir şekilde sokağa yansıması durumunda, polisiye önlemlerinin yanısıra, elinin altındaki tuttuğu diğer gücü, sopalı taraftarlarını veya haydutlarını da vitrine daha çok çıkartacaktır.
Sopalılar, sözde “halkın tepkisi” olarak gösterilecek, ama gerçekte ise iktidar tarafından örgütlenmiş paramiliter güçleri olacaktır. Bu tehlikeli politikanın, sonuçta halkın birbirine kırdırılması gibi, felaket bir amaca hizmet edecektir..
RTE’nin kafası, “yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyorum” düşüncesinin işgali altında olduğunu hiç unutmayalım..

RTE Türkiye’yi yokuşa tırmandırıyor..
---20 Ekim 2014 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet