27 Şubat 2015 Cuma

Ya Karanlığa Doğru Devam, Ya da Aydınlığın Ucu: RTE-Davutoğlu

Biz ileri bakalım, Türkiye’nin can alıcı sorunu, RTE’nin artık günde 2 posta konuşmayla her kesime kabul ettirmeye çalıştığı RTE türü başkanlık / anayasa değişikliği meselesidir. Bu amaçla da sanki gitti Meksika’yı ziyaret etti ve hayranlıkla Meksika Başkanı’nın nasıl herşeyi yönettiğini anlatıyor.
RTE işe tabandan başladı, ülkenin tüm muhtarlarını parti parti Çiftliği’ne çağırıp konuşuyor. Muhtarlar, Cumhurbaşkanı tarafından çağrılmanın, üstelik “saray”da ağırlanmanın onuruyla, bütün mahalleyi RTE’ye oy vermeye mi çağıracak!?
Bir ay kadar önce RTE, hükümete çağrı yapmış ve Başkanlık Sistemi’ni seçimlerde parti programına almasını (hatta ana konu olarak) istemişti. Ama bugüne kadar Başbakan’ın ağzından Başkanlık Sistemi isteği konusunda halka yönelik tek söz çıkmadı, farkında mısınız?
Yayılan dedikodu habere göre, RTE, 19 Ocak’ta hükümete başkanlık yaptığı kabine toplantısından önce, 1 saat  kadar Davutoğlu ile ikili görüşmüş.. Davutoğlu’nu epey “üzmüş”. RTE özel siyasi danışmanı B. Yıldırım’ın, Davutoğlu’nun önündeki bardağı göstererek “arkadaş portakal suyunu da içmemiş” sözleriyle alaya aldığı da belirtiliyor.
Biliyorsunuz, RTE’nin bu yakın kankası, Cumhurbaşkanı 5 Ocak’ta hükümati toplayacak iki ayda bir bunu yapacak, demiş, Davutoğlu (ve Arınç) tarafından terslenmişti.
Davutoğlu, kendi kendini yokeder mi?
Yani Davutoğlu, hükümeti yerle bir edecek, başbakanlığı yokedecek bir anayasa değişikliğine evet diyebilir mi? Bu eşyanın doğasına aykırı.. RTE ile Davutoğlu/hükümet arasında derin zorluklar yaşandığını anlamak için siyaset bilimci olmak gerekmiyor!
Başbakanlık bağımsız, yetki ve sorumlulukları belirli onurlu bir mevkidir. RTE kendi sisteminde ise emir ve talimatlarını yerine getirecek bir takım uygulayıcı kişiler atayacak. Davutoğlu hangisini tercih eder sizce? RTE, hükümet ve başı diye ayrı bir kurumun varlığına tahammül edebilecek yaratılışta değil. Bu nedenle, tüm anayasayı, tüm sistemi yıkıp, yerine kendini koymanın peşinde koşuyor.
RTE ve yakın adamları, Cumhurbaşkanı’nın yanında bir de Başbakan’ın olmasını “iki başlılık” olarak görüyor: “Bu olmaz.” Maliye Bakanı Nihat Zeybekçi de şöyle demişti: “Türkiye’de artık başbakan olmaz, bakanlar kurulu başkanı olur, Erdoğan aktif bir Cumhurbaşkanı olarak İcranın, devletin başı olur..”
O büyük oynadı, “ben yaparım, ben bunu da başarırım, tek adam tek lider tek karar verici olurum” dedi ve sadece partisine, hükümete değil tüm Türkiye’ye meydan okumaya soyundu.
Peki başarır mı? Temel soru budur..
 Öngörülerim hayır diyor
Başaramaz. Gerçi ilk turda seçilemez diyen bir yazımda yanılmıştım!. Ama burada RTE değil AKP iktidarı seçimlere giriyor.
İlki, genel seçimlere AKP ve iktidarının yıldızının yükseldiği değil alçaldığı koşullarda gidiyoruz..Yüzde 45’ün altı oy kesin gibi. Tabii bunu yüzde 40 altına indirenler var. İki ay daha geçmeli.
Seçimi ne üzerine kuracaklar?
Gördüğüm kadar RTE “seçimler bana odaklı, Anayasa değişikliğine ve başkanlık sistemine odaklı seçim olsun”u dayatıyor. RTE olunca odakta, Cumhurbaşkanrlığındaki gibi seçimleri koparır alırım diye düşünüyor. Ama Parti/Hükümetle sorun yaşıyor.
RTE seçimlere ağırlığını koyacak. İstanbul Kanal projesini bu nedenle raftan indirdi, yapılan seçim-kanalı çizimlerini yaymaya başladı.. Bu ve benzer konular üzerinde odaklanacak. “Bir emirle ülkeyi güllük gülistanlığa çevireceğim” havarisi rolünde!
Davutoğlu’nun yanında ikinci bir kampanya sahibi gibi duracak, öyle anlaşılıyor. Parçalanmış bir AKP görüntüsü olacak gibi.
Fakat, bugüne kadar yapılan soruşturmalarda halkın RTE’nin arzu ettiği sisteme sıcak bakmadığı görülüyor. Yüzde 30’lar ve bazen altında. Bu şu demek: Seni Cumhurbaşkanı seçtik, ama Başkan olarak seçmedik.. Halk tarafından seçilmiş olman, sana böyle bir yetkiyi vermez.. Anayasa’ya sadık ol!
367’yi bulsa bile Başkanlığı geçiremez
Şimdi iddialı bir varsayımda bulunacağım: Olması hiç de mümkün gözükmeyen 367 ve üstü milletvekili sayısını yakalasa AKP.. Bu durumda bile, AKP’li milletvekili çoğunluğu, RTE türü bir Anayasa’yı Meclis’ten geçirmeyecektir. 367’yi bulamaz ve RTE bu vetolu anayasayı referanduma götürebilir ancak.
Bu nedenle de, kimlerin milletvekili adayı yapılacağı konusu, kıyasıya bir iç tartışma konusudur. RTE ister ki, tüm adayları ben saptayayım ve Meclis’de işi garantiye alayım. Ama pek de öyle olamayacak gibi. Davutoğlu, Parti Başkanı ve Başbakan olarak, korkuluk olarak kalabilir mi? Kendi çevresinde kaç milletvekilini aday olarak gösterebilecek?
Evet, RTE partide en güçlü adam hâlâ! Ama fiili olarak da parti Başkanlığı Başbakanlık da önemli ve yasal bir güç olarak orada duruyor.
Memnuniyetin sırrı
Önceki günkü yazımda, iktidar vatandaşın cebine bir yandan para koyuyor diğer cebinden çekip alıyor. Doldur- başalt ekonomisi. Dün Selçuk Şirin sosyal medyada bir grafik paylaştı. Türkiye’de hane halkı borcunun nasıl yükseldiğini ve gelirin yarısının boca gittini anlatan.

2003’de borç oranı 7.5 iken, bakın nasıl artıyor: 2004: 12.9; 2005: 19.6; 2006: 25.2; 2007: 31.1; 2008: 36.6; 2009: 36.4; 2010: 43.5; 2011: 47.4; 2012: 48.8 ve 2013: 55.2



Halkın memnuniyetinin kaynağı bu harcama/tüketici kılınmasıdır.  Taketim mabedleri AVM’lerdir. Gidiş yüzde yüz borçlanmaya doğru. Saadet zinciri kopar.
26 Şubat 2015 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

25 Şubat 2015 Çarşamba

S Şah: Operasyonun Karanlık Yönleri

Kimi “Operasyonun Başkumutanı RTE, kimi de hayır, “tarihimize şanlı bir sayfa daha ekledik” sözleriyle tarihe geçen laflar eden Davutoğlu desin. Paylaşılmayan bu “zafer”in şimdi büyük bir filmini de çekerler... Şarkılarını da söylerler..
TSK kendisine verilen görevi yerine getirdi.. silahlı çatışmaya gitmedi, bir mezarlığı taşımaya-yıkmaya ve geri dönmeye gitti. TSK’ya saldırı olasılıkları, PYD ve IŞİD ile yapılan temaslarda zaten sıfırlanmıştı. Çevrede bu güce saldıracak bir askeri güç zaten yoktu.
Diyorum ki, iktidar Meclis’teki muhalefet partilerini bilgilendirseydi, IŞİD’in oyununu boşa çıkartırız, bu milli konuda desteğinizi istiyoruz, ortak operasyon olsun deseydi... Tartışma olabilirdi ama sanırım eveti alırdı. Adamlar paylaşımın ve ortaklaşmanın p ve o’sundan bihaber oldukları için, operasyondan tarihi zafer çıkartmaya kalkışınca da, olay doğal siyasi kapışma zeminine oturdu.
Kimse muhalefeti, ecdat toprağı polemiği yapmakla suçlamasın. Birisi tarihe şanlı sayfa ekledik aburcuburluğu gösterirse, herkes de, ne o, şanlı ve güçlü ordunla, IŞİD’e karşı bir türbeyi, 10 dönümlük vatan toprağını korumaktan mı korktun der.
Ve akıllara, İngiltere’nin binlerce km uzaklıktaki Falkland adalarını korumak için savaş gemilerini göndermesi gelir... Şüphesiz, orada olmamızın nedeni, “türbe”dir. Dersiniz ki, ha orada olmuş ha sınıra 200 metre mesafede. Baktığınızda “no problem” gibi. Ama meselenin öbür yüzünde, 10 dönümü “bulunduğu yerde” koruyamama endişesinin dışa vurması var.
Operasyon kararı,
a) anlaşmalarla tamamen senin olan toprağını IŞİD’a karşı koruyamama endişesi, b) IŞİD’ın muhtemel tehdit ve şantajını kabul etme, c) IŞİD’le asla karşı karşıya gelmeme politikasının sonucu, d) IŞİD ile belki de bilmediğimiz bir anlaşma gereği, e) iktidarın Rojava Kürt bölgesinde bulunmayı gelecek için daha “stratejik” görmesi gibi gizli nedenlere bağlanabilir.
Türkiye IŞİD’in çiftliği gibi
Bunlara şu da eklenebilir:
IŞİD Türkiye’yi, çok geniş bir cephe gerisi lojistik yer, savaşçı sığınağı ve örgütlenme aracı olarak kullanıyor. Burada varlar, saldırma olasıkları büyük. Devletin bu örgütü ne kadar gözetim altında tutuyor bilinmiyor, dahası ipin ucu hiç elinde değil gibi.
RTE-Davutoğlu’nun, Esad’a ve daha sonra da Suriye Kürtlerine karşı IŞİD desteği ve koruması, örgütün ülkemizi bir faaliyet alanına dönüştürmesile sonuçlandı.
Bu nedenle, yukarıdakilere bir f) maddesi rahatça ekleyebiliriz ve Ankara’nın IŞİD’le çatışma olasılığını en aza indirerek, Türkiye’de terör faaliyetlerinde bulunmasını da bu yolla denetim altına almak istemiştir. Ama karşınızdaki örgütün sadece kendi çıkarları vardır, bu çıkarlar neyi emrederse, Türkiye ve daha başka ülkelerde gereğini yaparlar..
1500 “Amerikan” savaşçısı
Operasyonun bir de uluslararası hukuk boyutu var. Suriye, operasyonu bir savaş nedeni saydı. Uluslararası devletler hukuku şüphesiz ki ayaklar altına alındı. Suriye’de kimin eli ayağı yok ki, bu, karşılıklı görüşmelerle zaman içinde halledilir deseniz bile, hiç de öyle değil, çünkü Türkiye Esad/Suriye’ye karşı (adeta) savaş halinde.
Türkiye-ABD, 1500 muhalif askerin savaşçı olarak yetiştirilmesi için bir anlaşma imzaladı. Bu bile başlı başına bir savaş ilanıdır. Anlaşmanın hiç bir unsuru belli değil. ABD “IŞİD’e karşı savaşacaklar” dese bile, bu savaşçı grubun Esad aleyhtarı yönünü unutmayın.
ABD büyük bir olasılıkla bu gücü zaman içinde büyüterek ileride Şam hükümetine karşı iktidar, ortaklık, toprak pazarlığı konusu yapması güçlü bir olasılıktır. Hatta, iç savaş kışkırtıcılığının taa başında gündeme getirilen Suriye’nin üçe bölünmesi olasılığı da yabana atılmaz.
ABD planlarının, Suriye’deki Kürt bölgesinin, imkansız görünse bile, Akdeniz’e ulaşmasını öngördüğü iddiasını düşünürsek..
Halkın büyük trajedisinden menfaat çıkarmak
Ankara ve yandaşları “bize, Suriye’ye girecek savaş çıkartacak diyorlardı, şimdi ise Suriye’den kaçmakla suçluyorlar” dedikodusuna sarıldı. HDP, PKK, PYD yandaşları da, TSK açıkça Suriye Kürtlerinin koruması altında bu operasyonu yaptı, bu açıkça işbirliğidir, yeni bir dönem başlamıştır dedi. Bu iddiaların muhatabı Hükümet ve TSK’dır.
Savaş kim ister! Başından beri Esad’a karşı yürütülen bütün kirli operasyonlara karşı çıktık..
Meşru iktidarları iç savaşlar çıkartarak yıkarsanız, olacağı Libya’dır, Suriye’dir ve milyonlarca halkın katli, perişan olmasıdır. Bu acıyı içlerinde yaşamayan, savaşa “pay-kazanç kapma” olarak bakan katliamın perde gerisindeki açık-gizli sorumluları, savaşın nimetlerinden bahseder.
Mesela hâlâ “Esad yıkılmalıdır” der.. İç savaşın, IŞİD’i doğurmasına ne yapalım normaldir diye bakar. Bir de tabii Kürt kazancını ölçer biçer. Ama bütün bu hesaplar, mahvolan topyekün halkın sırtından yapılır.
Sorular: Suriye’de politika değişikliği?
Peki iktidar Suriye politikasını değiştirir mi? Bugün şikayet ettiği bütün sonuçlarda, Suriye politikasının büyük sorumluluğu olduğunu görür mü? Biz ne yaptık, diye bir başka açılım düşünür mü? Bölgede istikrarın sağlanmasına ağırlığını koyma cesaretini gösterir mi?
Türkiye’nin bölgede ağırlığı olabilmesinin tek yolunun bu olduğunu, onlara söyleyen birileri var mı? ABD ile Suriye’yi daha da parçalayıp yokedecek yeni entrikalara hayır der mi?
Keşke ama hayır! Ben iktidarı boynunu kasabın bıçağı altına gönüllü olarak yatırdığını görüyorum sadece. Umarım yanılırım.

Not: Perşembe yazım, RTE anayasası olasılığı var mı ve mağduriyet tutar mı, üzerine olacak..
--24 Şubat 2015 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

24 Şubat 2015 Salı

Büyük Geri Çekiliş: Yeni Osmanlı Projesinin Mezar Taşı

Yani, Suriye politikasının nasıl fosladığını biliyorduk da, bunun bir de “büyük geri çekiliş” ile sona ereceğini düşünmemiştik. Ordumuz kendisine verilen siyasi emrin gereğini bir geceyarısı operasyonuyla yerine getirdi ve Süleyman Şah Türbesi’ni “değerli varlıklarıyla” aldı, arkada kalan binayı da yerli bir etti. Neyse olay bir askerimizin şehit olmasıyla sonuçlandı.
Ne yani, ecdadımızın mezarını IŞİD’lilere mi teslim edecektik.. Şimdi mezar daha güvenli ellerde, Kobani ve çevresindeki Kürt hısımlarımızın silahlı kuvvetlerinin güvencesinde..
AKP iktidarının şu mezar taşıma, mezar koruma mezarlık yardımları, mezar bakımı, ölüleri gömme gibi işlemleri gerçekten çok başarılı bir şekilde yaptığını ve halkın memnuniyetini aldığını biliyoruz. Bu yeteneklerini Ecdadın taşınma kararında ve bunun askeri planlanmasında da gösterdiler.
Tebrik ederiz.
İktidarın medyatörleri bu operasyonun başarısını sosyal medyadaki mesajlarıyla kutluyor.. Akşam havai fişekler boğazda boy gösterir ve Ankara’dan ve İstanbul’dan artık kaç pare top atışları yalıpır mı, bilmiyoruz.
Mezarı Türkiye sınırının 200 metre yakınına getirdiler. İyi, orada asker bulundurmaya da gerek kalmaz, sınırdan acaba mezar yerinde duruyor mu diye dürbünle günlük gözlem raporlarıyla izleme yapılır. Birileri bir terbiyesizlik etmeye kalkarsa, F-16 veya F-35’lerimiz hadlerini bildirir.. Yakına geldiği için mezar, benzinden de tasarruf edilir.
IŞİD’le savaşma felaketinden kurtulduk

Derken eski emekli Albay Alican Türk’ün mesajı düştü e-postama.. Diyor ki “Süleyman Şah haberleri ve bu haberlerin veriliş biçimi bana ingilizlerin çanakkale'den çekilmesini hatirlattı..  İngilizler Çanakkale hezimetini tarihsel bir geri çekilme başarısı olarak gösterirler:
“İngilizlerin geri çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi gitmiştir… Büyük bir ustalıkla sürdürülen tahliye işlemlerinde 36 bin asker, 4 bin nakliye hayvanı, 127 top ve 2 bin ton ikmal malzemesinden taşınabilenler, gemilere yüklenmişti…Bozgun, İngilizlerin gözünde sürpriz bir başarı, umulmadık bir zafer olup çıkmıştı. Tahliye sonunda General Monro ile kurmay heyetine törenle şeref madalyaları verildi."
A. Türk ekliyor (Yahu bir sus daha yeni çıktın!):Çanakkale Savaşlarının 100'üncü yıl dönümünde bu kez Türkiye'nin geri çekilmesini, yani toprak hezimetini konuşuyoruz. Bu "şerefin" madalyasını da tarih elbette yazacaktır.”
Bir dostumun mesajını da paylaşayım: “Türbe'nin korunamaması ve yerinden sökülmesi, yeni (neo)-Osmanlı projesinin iflası ya da onun yerine dikilen mezar taşı gibi...”
Pardon, bu iktidarın başları değilmiydi ki “Türbenin kılına dokunanların ellerini kırar boyunlarını koparırız..”  diyen.. Tabii bir de “Orta Doğu’da bizden habersiz yaprak kımıldamaz” diye höykürenler..

Haklarını yemiyelim, belki de iktidar, IŞİD’ın Türbe’ye saldırması halinde onunla savaşa tutuşma olasılığının yarattığı endişe nederiyle, onlardan atik davrandı ve IŞİD’in türbeye saldırma ve IŞİD ile savaşa tutuşma olasılığını aniden sıfırlamış oldu..
Böylece Türkiye’yi büyük felaketten kurtardılar, teşekkür edeceğimize…

Mindere çıktı yiğit
Gece vapurla Kadıköy’e dönüyoruz bir uyku bastırdı ki sormayın, kapşonu çektim 5 dakika kestirdim ve kendime geldim... Biz Kadıköylüler alışığız, bir grup genç müzisyen 25 dakika boyunca da çok güzel bir konsere girişince açtım gözlerimi, ama bunlar öyle “iki tıngırdattım topladım paraları sonra öbür tarafı geçtim” cinsinden değil.. Çok başarılılar, ciddiler ve kız solistleri çok iyi..
Henüz operasyon üzerine bilgimiz fazla yok.. Derken bir Kadıköylüm söze girdi, “Orhan bey bu kez ciddi gidici galiba, baksanıza ciyak ciyak meydanlarda, sağa sola laf yetiştirmeye başladı”.. Karşımda oturanlardan bir yurttaş lafı sokuşturdu, “yahu şu fuatavniye bak, sonunda hakladı onu..” Ortadaki diyaloğu izliyorum:
-           Valla ben şu sırada bu son atağını takdir ediyorum.. Adamını mindere çekti sonunda.. O da saf saf ortaya çıktı.. “hani neredesin erkeksen gel buraya çık ortaya” diye bağırtıyor adeta..
-           Evet bu doğru öyle bir çizik attı ki façasını bozdu.. eğer bu noktaya geldiyse birisi artık iflah etmez, demek ki düşüş başladı..
 Geride bir toplumsal yıkıntı bırakacak
Ama arkada bir toplumsal yıkıntı bırakacağı kesinleşiyor gibi. Birbirine giren bir toplum yaşıyoruz. Düşmanlık had safhada.. Bir kıvılcım, felakete çağrı yapıyor. Şimdi ikinci bir olay:
Gece metrobüsle dönüyoruz. Müzisyen bir genç grupla sürücü kapışıyor. Gençler bir önceki durakta biletsiz mi binmişler ne.. Sürücü, anlaşılan haber verdiği güvenlik Zincirlikuyu’dan biniyor, sürücüyle gençlerin yanına gidiyor. Tekmeler yumruklar uçuşuyor.. Bir de ön tarafta yolcu var, gençlere saldıran, yolcudan yedek kuvvet!
Olay siyaseti dökülüyor. Yolculardan bir genç kız “yandaş biletsiz binse sesiniz çıkmaz” diye bağırıyor.. Neyse, güvenlik olayı kapatıyor. Otobüs köprüyü geçiyor, yardımcı yolcu hem söyleniyor hem de telefonla konuşuyor.. Fikirtepe’ye yaklaşırken, gençlerin yanına gelip özür diliyor ve tamam bu işi kapatalım diyor.
Durakta ise birden 10 kişi içeriye doluşuyor, esnaftan acil kuvvet çağırmış meğer.. Bu kez adam onlara tamam iş halloldu mesele kalmadı diyor, ama acil kuvvet “boşuna mı geldik” diyerek saldıracak adam arıyor..
Bu tayfayı çağıran, otobüste yaşanacakları düşünüp vazgeçmiş anlaşılan..
Yani birbirini boğazlamaya hazır bir toplum yarattı Bay Muktedir.. Şimdi ise düzmece suikast iddialarıyla, nefreti büyütüyor.
Sanki seçim sürecine değil, bir cehennem sürecine giriyoruz..
Peki başarabilir mi?
--23 Şubat 2015 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet 

23 Şubat 2015 Pazartesi

Seçimlere giderken: Büyük Senaryo’yu Açıklıyorum! PKK yı Kışkırtma ve Sümeyye Üzerinden Mağduriyet

İktidar ve başı neredeyse her seçimlere bir “senaryo” ile giriyor. Bu bazen seks kasetleri şantajı oluyor. Bazen Türkiye’yi öyle ger ki birbirine düşman kıl ve iktidara destek veren seçmenleri çevrende tut... PKK ile ateşkes anlaşmaları yap ve önemli ve kitlesel cinayet ve saldırıların olmadığı göreceli bir “huzur ortamı”nda seçimler yapılsın.. Büyük mağduriyetler yarat... Sonra büyük progapanda makinenle bunları oya devşir.    
Yok hayır, AKP’nin salt yukarıdaki politikaları nedeniyle yüzde 50’lere varan oy aldığını söylemiyorum. Ama bu politikalar AKP seçmenini yapıştırıcı, oy kaybını önleyici etkiler yaptığı da açık.
Peki bu seçimdeki “senaryo” ne? Hangi önemli koşullar ve parametrelerle seçimlere giriyorsak, onlar üzerinde kurgu yapılıyor.. İşaretlerini belirgin oldu..
***
Önce ana seçmen kitlesini ilgilendiren bir saptama:
AKP’yi iktidarda tutan “ekonomik başarı”, yani milletin bir cebine paraların girmesi ve diğer cebinden çıkması, zora giriyor. Milletin bu “doldur-boşalt sistemi”nde, kasaya (oynatana, üçüncü tarafa) olan borcu giderek artıyor. İşsizlik artıyor, sağlık sisteminde takozlar oldu, maaşlar enflasyonun yılbeyıl gerisinde kalıyor... İktidarı orada tutan bu ana yapıda ciddi bozukluklar seçmeni etkilemeye başladı. İktidar harcamaları istediği gibi yapamıyor: petrol fiyatları dibe vururken, benzine zam yapması..
İktidarın seçim ana senaryosuna gelince, iki olgu var:
1)   Çözüm Süreci, Hükümet-PKK görüşmeleri..
2)   Mağduriyet, Erdoğan ve ailesine karşı suikast senaryosu.
3)   Yine eskiden olduğu gibi muhalefet partilerini gözden düşürme ve aşağılama..

Çözümden PKK’yi Savaşa sürmeye
RTE alanlarda 400 milletvekili diyor. Normalde bu mümkün değil. Ama bu rakam için çok büyük olaylar hatta kanlı senaryolar gerekiyor. Gerekli olan en az 367, Anayasa’yı Meclis’te değiştirecek bir çoğunluk.. Şimdi yukarıda önemli olan iki maddeyi açalım.
1) Çözüm Süreci Çöpe mi: AKP, bugüne kadar seçimlerde “ateşkes-istikrar” istedi. Bunu da kullandı, Akil Adamlar politikası vb bunun araçlarıydı. Gelinen noktada PKK, “hemen müzakere, sonra silaha hayır” deyince, AKP’nin seçim öncesi müzakereye oturmak istemediği belli oldu.
RTE ve adamları yeni bir strateji mi çizdiler? RTE ve Davutoğlu’nun sert açıklamalarına bakılacak olursa öyle gibi.. PKK’yı mümkün olduğunca sakin tutma politikasının yerini, ey PKK saldırırsan saldır, politikasına mı geçtiler?
a) Meclis’de büyük bir şiddet ve saldırganlıkla kabul ettirmeye çalıştıkları “iç güvenlik yasası”ndaki israrları ve..  b) “öncelikle bundan sonra Türkiye’ye saldırmayacağını ve silahlı adamlarını tamamen ülke dışına çekeceğini ilan et” politikaları bunu gösteriyor.
Çünkü PKK ve adamları hem iç güvenlik tasarasını çözüm sürecinin sonu gibi gösterdiler hem de müzakereler başlamadan asla Türkiye’de silahlara elveda demiyeceklerini açıkladılar.
AKP, PKK’nın restini görüyor. İktidarın, PKK’nın Türkiye’yi karıştıracağına ilişkin halkı ikna etmesine gerek bile yok, PKK ve adamlarının sayısız açıklamaları var.. Ayrıca 6-8 Ekim 2014 ayaklanmaları ve 51 kişinin katledilmesi olayı ortada..
AKP, PKK’yı açmaza düşürüyor gibi: Ya benim oyunumu oyna ya saldır. Cinayetlerine, ayaklanmalarına, sabotajlarına başlarsan, aynı şiddetle yanıt alırsın. Seni de cani, ülkeyi bölmeye kalkışan çete ilan eder ve devletin bütün gücüyle üzerine gelirim. Halk da bunu görür, bir daha siyasi olarak bile belini doğrultamazsın Türkiye’de..
AKP bu kez istikrara oynamıyor
Tam tersine, büyük kargaşalıkların kendisine büyük oy kazandıracağını, PKK’ya karşı mücadelede halkın iktidar çevresinde toplanacağını düşünüyor olabilir.
PKK bu zokayı yutarsa, AKP senaryosunda başarıya ulaşabilir. Halka PKK’yı suçlu göstermekte hiç zorluk çekmez. Şüphesiz olan ülkeye olur, kan gövdeyi götürür, AKP bu kez böyle kanlı bir ortamda seçime gitmeyi göze alabilir.
İç güvenlik paketindeki böylesine israr, PKK’ya rest, eğer PKK yaptığı açıklamaların arkasında durursa, AKP’nin bu senaryosunu gündeme sokar. Veya PKK resti görür, her iki de çözüm süreci şeklen sürüyor gibi davranabilir, esasa ilişkin olmayan bir takım açıklamalarla, kapışma seçim sonrasına ertelenir..
Senaryonun ikinci ayağı: Sümeyye’ye suikast!
400 milletvekili istiyor! Bu ancak büyük bir senaryonun ürünü olarak düşünülebilir, dedik. Bunun bir ayağı PKK’yı kışkırtma ise, diğer ayağı büyük mağduriyet yaratma.. Mağduriyet, AKP’ye hep oy getirdi. Şimdi türban yok, cumhurbaşkanlığı seçimi yok.. yok yok.. Hepsini gerçekleştirdiler. O zaman yeni ve büyük bir mağduriyet yaratmalılar.
Seçim senaryosunun diğer ayağını da bu oluşturuyor: Sümeyye’ye suikast tezgahı!.. Tabii ailesi ve kendisi de işin içine karıştırılarak. Burada mağduriyet senaryosu iki koldan başladı: Cemaat üzerinden ve işin içine CHP de bulaştırılarak.. Bir atışla iki kuş.
Cemaat’in devlet içindeki etkisi ve gücü kırıldı. Üçüncü beşinci ve daha alt kademelerde Cemaat adamlarının kalmış olmasının hiç bir anlamı yok. Ama sanki Cemaat devlette hala var ve gizli planlar tezgahlıyormuş gibi davranıyorlar! Cemaat devlette hala bir heyula, canavar! Bak suikast planlarına! Hem de CHP ile birlikte.. Biliyoruz ki, RTE/İktidara hep büyük düşmanlar gerek..
Bu yalan sürdürülemez tabii, nitekim bir günlük ömrü oldu, ama bizim nezdimizde.. AKP seçmeni ne diyor?
Peki bu suikast hikayesine kontrollü, uyduruk olaylar karıştırılır mı?
E. Sancak medyası, bütün bu senaryoların bayraktarlığını üstlenmiş gözüküyor. Sancak şunu bilmeli: Siyasetle yükselen “iş adamlarının” geleceği de siyasetle çökmektir Türkiye’de..

Evet, iktidar sanki “hazır ol cenge!” borusunu öttürmüş gibi. Peki tutar mı?


22 Şubat 2015 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet