24 Mayıs 2016 Salı

Pembe Köşk-2: Sancar, İsmet İnönü, Ata ve Bilim


Önce şu metni okuyun:

Erdal’a 1948;
Bütün kuvvetimizi ve tesellimizi senin ilim adamı olarak yetişmene hasretmeye uğraşıyoruz. Var ol evladım, sıhhatin ile, neşe ile memlekete faydalı bir ilim alanı yetişmeye çalış. İyi bir akademik tahsile ne kadar ehemmiyet verdiğimi bilirsin. Hepimiz öğrenme, hem de akademik ilim düşkünüyüz. Bunun zevki ve şerefi aile içinde sana nasip olacak. Hepimiz seninle ayrıca iftihar duyacağız. Seçkin bir ilim adamı yetiştirmek bir aile için ne mutlu. Hep iyiyiz. Gözlerinden öperiz.
İsmet İnönü
***

Özden Toker, İnönü'nün oğlu Erdal İnönü'ye mektubunu okurken

Yer Pembe Köşk. Özden Toker, tarihi büyük toplantıların müze evin şimdiki sahibesi, İnönü Ailesi, Aziz Sancar onurunu verdiği yemekte, önceden arşivden çıkarıp hazırladığı bu etkileyici mektubu okuyor.
Tabii, mektup Erdal İnönü’ye yazılıyor. İnönü ABD’de doktora yapıyor.
İsmet İnönü oğlunu teşvik ediyor. “Akademik ilim düşkünüyüz” diyor, bunun ne büyük şeref olduğunun altını çiziyor, “memlekete faydalı” ifadesini kullanıyor. Seçkin bir bilim insanına sahip olmanın aile için mutluluk kaynağı olduğunu yazıyor..
Nerede böyle bir devlet adamı kaldı günümüzde?
Oğullarını zengin etmeye yönelik faaliyetleri ilk sırada yer alan bir iktidar yapısından bahsediyoruz. Bunlardan biri “ne yani oğlum ekmek parasını kazanmasın mı” diye de savunma yapmıştı.

Sancar ve İnönü

Aziz Sancar, toplantıda kısa ve öz konuşmasında, Cumhuriyet’in bilime verdiği önemi vurguladı ve Nobel Ödülü’nü Atatürk’e Cumhuriyet yönetimine ve kurduğu eğitim sistemine borçlu olduğunu, bu okullarda mükemmel öğretmenleri sayesinde çok iyi eğitim aldığını söyledi. Ayrıca İsmet İnönü’yü de andı. Einstein’in İnönü’ye yazdığı mektubu, Atatürk’ün Üniversite Reformu’nu ve Alman bilim adamlarını ülkeye davetini anımsattı. “Benim de çok yi Alman hocalarım oldu Üniversitede” dedi.
Özden İnönü Toker, Sancar’ın bu konuşmasının ardından İnönü’nün Erdal Bey’e yazdığı mektubunu çıkardı ve okudu!
Aziz Sancar’ın anlattığı ile İnönü’nün mektubu ne kadar örtüşüyor ve birbirini destekliyordu!
Not: İnönü, oğluna 400 kadar mektup yazdı!
Yanında oturmakta olduğum için Özden Hanımefendi’nin okuduğu mektubun fotoğrafını çekebildim. Sancar da cesaretle izin alarak o da fotoğrafını çektirdi mektubun.

Cumhuriyet bilim temelinde inşa edildi

Şimdi mektubu yeniden okuyun lütfen.
İsmet İnönü’nün bilim verdiği önem, Cumhuriyetin bilime bakışıdır.
Kurtarıcı ve Kurucu’ların Cumhuriyeti, bilim, bilimsel bilgi temelinde nasıl da inşa ettiklerinin belgesidir.
Öyle ki, “memlekete faydalı” olması için oğlunu bilim insanı olmaya özendiriyor İnönü.
Erdal İnönü de gerçekten ABD’de CalTech'te bilim doktorasını yaptı. 1963 yılında Nobel Fizik ödülü kazanan, ünlü fizikçi Eugene Wigner, doktora sonrası çalışmasının hocasıydı. O süreçte Princeton'da Institute of Advance Studies" bilim kurumunda, Grup Teorisi’nde yeni olan Wigner-İnönü Büzüşmeleri diye bilinen buluşunu yaptı ve bilim kitaplarına girdi.
Aziz Sancar tabii ki bu kurucu devlet adamlarının açtığı yolda ilerleyerek Nobel’e uzandı, bunu da ülkesiyle iftihar ederek söylüyor.

Ata’nın o müthiş sorusu

Ata’nın şu sorusu da bilim cumhuriyeti isteğinin kanıtıdır: “Türkiye’de ilim adamları arasında ecnebi müellifler tarafından site edilen kaç kişi ve kaç eser vardır?Yıl, 1931, Atatürk, Darülfünun’u (son) ziyaretinde bu soruyu soruyor. Bu anektod, Dr. Muhlis Etem’in, Kadro Aylık Fikir Mecmuası, 1933 tarihli sayısında, “Bizde kürsü iktisatçıları ve iktisat ilmi” yazısında geçiyor. Bu derginin tıpkı basımı yapıldı. Tam cümle şöyle:
“Cumhuriyet hükümeti adamları başta Büyük Gazi olmak üzere Türkiye’de ilim hareketini takip ediyordu. Mülga (ilga edilmiş, kapatılmış) İstanbul Darülfünunu iki sene evvel ziyaretleri esnasında müderrislere en can alıcı suali sordular: Türkiyede ilim adamları arasında ecnebi müellifler tarafından site edilen kaç kişi ve kaç eser vardır?
İşte Sancar bu bakışın ürünüdür.

Keriman Halis ve Nutuk’tan

Dahası var: Mustafa Kemal 1932’de ilk Dünya güzeli seçilen Keriman Halis’e gönderdiği mesajda şöyle der: “Övünç duyduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza ediniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur  olduğumuz şey ... yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır”.

Ve NUTUK’u şu sözlerle sonlandırır: 
Efendiler bu beyanatımla milli hayatı son bulmuş farzedilen büyük bir milletin istiklali nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve modern bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.”

Sağol Aziz Sancar..
22 Mayıs 2016 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Pembe Köşk’te Yemek, Sancar, 19 Mayıs




Orhan sana bir kararımı açıklıyorum, ne düşünüyorsun, Nobel Madalyasını Anıt Kabir’e Atatürk’e hediye edeceğim... Ama bunu şimdilik saklı tut, açıklanmasını istemiyorum..”
Aziz Sancar, Stockholm’de Nobel Töreni Haftası’nda Grand Hotel’de başbaşa sohbette bunu açıklıyor. Aralık 7-8 gibi. Ne diyebilirdim ki, büyük sevincimi dile getirdim. “Ne yapacağım madalyayı evde..” diye de gerekçelendirdi. Sancar, büyük bir toplumsal insan! Bunu sonra yazacağım.
İkisi replika üç Nobel madalyasından birini ABD’de üniversitesine, birini mezun olduğu İstanbul Üniversitesine diğerini, aslını da Atasına hediye edecekti. North Carolina Chapel-Hill’de madalyası geçen ay sergilendi. Üniversitenin en önemli kütüphanesinde (herkesebilimteknoloji.com haberi). İkincisi, bugün Anıtkabir’de Atasına çok yakın yerde törenle sergileniyor. Üçüncüsü de İstanbul Üniversitesi’nde 23 Ocak’ta törenle sergilenecek.

“Anam Ata’ya adeta tapardı”
Sancar böyle biri. Cumhuriyetçi ve Atatürkçü.. 10 çocuğunu da okutan, okuma yazma bilmez Meryem Anam da Atatürk’e adeta tapardı, der. Savur’da, babası imam bir Meryem ana, geleceği büyük bir zekası ile görüyor ve çocuklarını okutuyor. Sancar “tanıdığım en zeki kadındı” der (Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabım)
Bu Nobel ödülünü Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde aldım dediği her yerde, ortalık alkış ve coşkudan yıkılıyor. Bu, gerçek Türkiye’dir. Kimse aldanmasın. Anasından ve ailesinden aldığı eğitimin önemi ana dersini, tüm Türkiye’de sürdürüyor. Adeta Meryem Ana’nın kutsal bir vasiyeti, emaneti gibi..
Sancar diyordu ki İnönü Ailesi’nin Pembe Köşk’ünde onuruna verilen yemekteki kısa konuşmasında: “Atatürk Sakarya’da büyük meydan muharebesini sürdürürken, Ankara’da Meclis’te eğitim konusu tartışılıyordu! Atatürk, geleceğin en önemli konusu olarak eğitimi görüyordu, ne kadar uzak bakış.. Atatürk ve İnönü sayesinde iyi Alman hocaları da getirterek Türkiye’de üniversitenin temellerini attılar ve benim çok iyi Alman hocalarım ve tıp fakültem oldu..
Şimdi Anasından ve Atasından aldığı bu misyonu sırtlayarak sürdürüyor. Ülke ve vatan sevgisinin bence en büyük dışa vurumu budur, yani eğitime katkısı ve bu konuda üstlendiği rol modeli. 20 günlük ziyaretinin her günü eğitimle dolu..

ATATÜRK’ÜN SOFRASINDA, PEMBE KÖŞK
Stockholm’deki görüşmede Gülsün Bilgehan ile de haberleştiğini söylemişti. Gülsün hanım, ta o zaman aramış, tebrik etmiş ve yazışmalarında Pembe Köşk davetini kesinleştirmişlerdi.
Bu ilk gidişim Pembe Köşk’e..
Orası ülkeyi kurtaranların ve sonra da Cumhuriyeti kuranların ana karargahı durumunda oldu yıllar boyu. Önce Ata ile 10 yıl, sonra da İnönü ve Ailesi ile.. Orası bir müze-ev! Evet gerçek müze! Giriş katı tarihle dolu. Üst katta ise İnönü’nün kızı Özden Toker Hanımefendi oturuyor. Her gün de müzeyi, gelen öğrencilere gezdiriyor ve anlatıyor.
Heyecanlandırıcı bir atmosfer.. Nereye, hangi köşeye, tabloya, resme, yazıya baksam, Özden Hanım anlatmaya başlıyor.
Davetliler kimler? Gülsün Hanım bir “aile toplantısı” diyerek epey kısıtladı, kızı Zeynep Bilgehan bu sınırlamaya özen göstererek, sadece Sancar ve Fransızca öğretmeni Melahat Hanım’ı zikrederek yazdı Hürriyet’te; Milliyet ise epey isim verdi.

Sade ve zarif

Ben de biraz bilgi vereyim. Sade ve zarif bir sofrada Türk mutfağınden nefis yemekler takdim edildi. Davetliler arasında tabii ki Gwen Sancar, Aziz’in yeğeni Metin Bey ve Eşi, Melahat Şahinoğlu ve Eşi, eşleriyle geniş İnönü Ailesi, Metin Heper ve Eşi, Hacettepe Rektörü Haluk Özen ve Eşi Seza Özen, Tayfun Özçelik ve Eşi, ben ve Özlem Yüzak... Ece Bilgehan, en genç olarak İsmet İnönü’nün oturduğu uzun masa başında yerini almıştı!
Günün sürprizi şüphesiz Aziz Sancar’ın Mardin Lisesinden öğretmeni Melahat Hanımdı. İlk kez karşılaşıyorlardı ve Sancar öğretmeninin elini öpüyordu! Heyecanlı görüntüler yaşadık. Yan yana oturduk masada. “Kendimi bundan sonra Nobel ödülü alan Aziz Sancar’ın öğretmeni olarak tanıtacağım” diyordu!

Atatürk’ün sofrası

Atatürk bu sofrayı da kullanıyordu Pembe Köşk’te. Özden Hanım en azından her hafta, diyordu. Ülkenin fikir, bilim, sanatta ileri gelenleri çağırıyordu en önemli konuları tartışmak için.. Hesap ettim, 1927’den 1937’ye kadar 10 yıl boyunca belki de 400-500 kez burada Ata’nın Sofrası kurulmuş. Tabii Çankaya da var..
Ortam aynı, atmosfer aynı, tabaklar aynı..
Sadece orijinal masa Sevinç Hanımlara gitmiş, üzerinde yemek yediğimiz ise benzer ölçüdeki..

Damat ve oğlu Ecevit’i tutuyor

İsmet İnönü üzerine anlatılan ilginçti. Örneğin damadı ve gazeteci Metin Toker ile Erdal İnönü, CHP’de İnönü- Ecevit ayrılığı ve mücadelesi patladığında, İnönü’yü eleştirmişler ve Ecevit’in yanında saf tutmuşlar!
Görüyor musunuz Cumhuriyetin özgürlüğünü! Ve bugün iktidarv e çevresine egemen olan biat kültürünü!
İsmet İnönü ilk kez hesap makinesini burada görmüş. Çocukları baba bak bu makine her hesabı yapıyor, deyince önce inanmamış. Sonra makineye hesap yaptırmış, çarpmalar bölmeler.. Hepsi tutunca, hayranlığını gözlememiş..
Aziz Sancar vesilesiyle İnönü Ailesiyle bu atmosferi solumak, bana çok iyi geldi..

Dahası var, sonraya...
19 Mayıs 2016 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Hukuk cinayetleri kanlı mı kansız mı?



Bir ilk daha yaşadık. Bir mahkeme, resmen yapılması kararlaştırılan MHP kongresinin polis zoruyla durdurulması, gerçekleştirilmesinin engellenmesi için Adalet Bakanlığına başvuruyor! Yani mahkeme zorbalığa çağrı yapıyor.
MHP Kongresi’nin yapılıp yapılmaması üzerinde durmuyorum. Mesele hukuk çerçevesinde yasalara uygun olarak karar bağlansa hiç bir sorun yok. Ayrıca parti tüzüğüne uygun olarak çoğunluk sağlanıyor ve yasam zeminde kongre çağrısı yapılıyor. Parti başkanı kongreye izin vermeyeceğim, mahkemeye kadar yolunuz var diyor.
Ankara’da konuyla ilgili sorumlu mahkeme hukuka uygun karar veriyor ve Kongre’nin toplanması için üstelik bir kayyum atıyor.
İlgisiz ve kıyıda köşede ilçe mahkeme bu kararı iptal ediyor.
Sorun Yargıtay’a taşınıyor.
Neyse, bir mahkeme savaşı sürüyor. Dikkat edin Hukuk savaşı demiyorum, mahkemeler savaşı!
Sonuç şu: Bir başka mahkeme kongrenin yapılmasının önlenmesi için Adalet Bakanlığına başvuruyor!
Tabii ki Adalet Bakanlığı da topu İç İçlerine havale ediyor.. polisler tomalar..
Zorbalığa bakın!

Hukuk: Ateşli silah!

Bir mahkemenin böyle bir karar alması ve bakanlığa başvurması neyi göstermekte? Bizi ilgilendiren konu bu.
Hukuk bir silah, bir ateşli silah, bir zorbalık aracı..
Bir siyasi sonuç üretme mekanizması..
Kimin elinde? Tabii ki iktidarın.
İktidar, en büyük kankası bir yönetimi, partinin başında tutmak istiyor.
Yasal mı yasadışı mı orada duruyor olmasının hiç önemi yok.
Derhal elindeki hukuk araçlarını devreye sokuyor, ve kankasının emrine veriyor.
Dünkü manzaralara tanıklık ediyoruz.
Doğranmış bir adalet. Doğranmış bir hukuk ve yargı..

Yargı üzerinde 3 yönlendirme

İktidar ve Reis’i, bütün dönüşümlerini, bütün siyasi hedeflerine yönelik tasarımlarını yargı eliyle gerçekleştiriyor...
Üç yol uyguluyor:
İlki, yasayı, anayasayı, yargıyı, hukuku takmamak. Yokmuş gibi davranmak. Nasılsa hakkında daa açabilecek bir merci bulunmuyor,
İkincisi, adalet mekanizmasının tepesini, yargının ana noktalarını tamamen iktidar siyasetine uygun olarak biçimlendirmek. Adamlarını oralara atamak.
Üçüncüsü, yasayı eğip bükmek. Yargıyı, vereceği kararların, iktidarın isteği yönde gerçekleşmesi için yönlendirmek, talimat vermek.
Bu üç yolla, darbesini gerçekleştiriyor.

Kanlı mı kansız mı?

İktidar ve yardakçılarının kan üzerinde yaptıkları iğrenç demagojiler ve saldırılar, bize şunu dedirtiyor. Hoş geldin Cemaat iktidarı! Bunu ayrıca yazacağım. Dün cemaatin aldığı kararların şakşakçısı kara kalemler, bugün de aynı kara yöntemlerin uygulayıcıları, Kullanışlılık budur. Her dönem ve her şekilde.
Türkiye’yi kan gölüne çevirmiş bir iktidar var.. Bugünkü PKK’nın kanlı terör ve cinayetlerinin tüm hazırlık aşamalarını seyretmiş bir iktidar, şimdi aslan Mehmetçiklerin patır patır yıkılmasınının suçlusu. Bağımsız bir mahkeme olsa, yakalarına yapışacak, ama yok.
 Anayasayı, yasaları iğdiş etmek de hukuk cinayeti değil mi? Adam öldürmüşsün, sevmediğin insanları gazetecileri içeri tıkmak için elinden geleni yapmışsın.. Bunlar cinayete eşdeğer değil mi? Bunlar dolaylı kan dökme pratikleri..

TARİHİN DOĞRU ZAMANINDA DOĞRU YERDE BULUNANLAR
Bazı yazarlar çok sık kullanır oldu, sanırım ikinci kez okuyorum “Doğru zamanda, doğru yerde” olmanın erdemliliği üzerine yazılıp çiziliyor. “Hah, işte şimdi müthiş rahatım, çünkü tarihin doğru safındayım..”
Tarihin doğru zamanı ve doğru yeri neresidir?
Mesela düne, 5 yıl kadar önceye bakarsak, o zaman Davutoğlu’nun Suriye politikasının safında olmak ve Davutoğlu’nu müthiş politikacı olarak nitelendirip sevmek, “tarihin doğru yerinde” olmakla eşdeğerdi!
 14 yıllık iktidar sürecinde, daha pek çok “doğru yerde” olanlara bakıyorum, bugün de “doğru yerde” bulunuyorlar!
Komik mi, traji komik mi..

16 Mayıs 2016 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Aziz Sancar Günlerindeyiz Ve Nobel'in Öyküsü Kitabım



Nobel ödüllü ilk bilimcimiz Aziz Sancar ülkemizde. Dün İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi’nde Aziz Sancar Onur günü vardı. Sancar Nobel Ödülü sunumunu yaptı, Aziz Sancar Oditoryumu’nun açılışına katıldı. Sancar, üniversite bünyesinde özerk bir yapı olarak geçen yıl açılışı yapılan İzmir Uluslararası Biyotıp ve Genom Merkezi’nin Danışma Kurulu üyesi. Enstitü Müdürü, arkadaşı Mehmet Öztürk.
Geçen yıl Eylül ayında açılışta biz de vardık, kahvaltıda bana, “sana önemli bir araştırmamızın sonuçlarını anlatırdım ama sen şimdi ‘Aziz Nobel alacak’ diye yazarsın.. Yazma kardeşim..” dediği zamanlardı. Bir ay sonra Nobeli kazanmıştı.
Sancar’ın programı çok yoğun, mesela Laboratuvarında çalışan bir meslektaşının düğününe katılmak için kaşla göz arasında Konya’ya bile gitti.
Üniversiteler adeta yarış halindeler Sancar için bir şeyler yapmaya!

Anıtkabir’e madalya
Mesela Hacettepe Üniversitesi’nde "Hacettepe Üniversitesi Nişanı ve Fahri Profesörlük Takdimi ile Büst Açılışı" yapılacak. Ayrıca Tıp Fakültesi’nden bir gurup  öğrenci ile bilgi alışverişinde bulunacak, Kimya ve Kimya Mühendisliği alanlarındaki doktora öğrencilerinin sunumlarına katılacak. 
Mezun olduğu İstanbul Üniversitesi’ne Nobel Ödülü madalyalarından birini hediye etti Sancar. Madalya’nın açılış töreni var üniversitede. Sanırım Üniversitesi de Sancar’a akademik unvanlar verecektir.
Koç Üniversitesi’nde, kendisine Nobel kazandıran araştırmaları üzerine bir seminer verecek. North Carolina’daki laboratuvarında çalışan öğrencisi Halil Kavaklı Koç’ta halen çalışmalarını sürdürüyor.
İnönü Ailesi’nin Pembe Köşk’te onuruna vereceği yemeğe katılacak.
Tabii, daha önce açıkladığı gibi, 19 Mayıs’ta, Ata’sına hediye ettiği Nobel Madalyası’nın Anıtkabir’de açılış töreni var. Genel Kurmay ve Anıtkabir Komutanlığı’nın, uzun zamandır madalyanın yerleşim tasarımıyla uğraştığını biliyorum. İş açılışa kaldı 19 Mayıs’ta.
Mart ayında başlayan bir GIS Projesi var. “Aziz Sancar - Kız Çocukları için Stem kampları”. İstanbul’dan Ardahan’a 7 kentte 700 kız öğrenciyi kapsayan projenin son ayağı İstanbul’da sona eriyor. 24 Mayıs’ta uluslararası bir konferansla projenin İstanbul ayağı sona erecek. Sancar, bu toplantıya da katılacak.
Sancar’ın tüm programını bilmiyorum. Bunlar dışa yansıyıp bana gelenler..


Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü

Bu arada bir haber vereyim: 6 aydır üzerinde çalıştığım Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabı da Kırmızı Kedi’de çıktı.
Emin olun henüz elime almadım. Zaten siz bu yazıyı okurken biz İsparta’da gül topluyor olacağız. Pazartesi günü de sabah Antalya’da Pediatri Kongresi’nde. Akşamı Ankara’da.
Eline alan lütfen söylesin, iyi olmuş mu?!
İnsanın kendi kitabından bahsetmesi ayıp olabilir. Ben bunu yapayım J. Sancar’ı 20 yıldır izleyen insan olarak, bu öyküyü en iyi ben yazarım hissine kapılınca bu kitap ortaya çıktı! Bu his doğru sonuç mu verdi, bunu sizler söyleyeceksiniz.
Bir biyografi denebilir, ama tamamen Aziz Sancar’ı araştırma, keşfetme süreci içinde dışarıdan, bazen biraz tepeden, ama sık sık Aziz’in özel düşünce- hayatının da içine dalarak yazılan bir biyografi.
Sancar biyografisi, ama daha çok Sancar’ın bilimsel araştırma süreci içinde, keşifleriyle birlikte bir biyografisi..
Hayal kırıklıkları ile birlikte giden büyük bir kendine güven.. üzüntüleri.. başarınca sevinçleri..
Sancar nasıl birisi? Keşfettiklerinin anlamı ve derinliği nedir? DNA hasar onarım mekanizması nedir? Siz bu cümle dışında bir şey biliyor musunuz?
Keşfetme, başarma hırsı, azmi, sabrı içinde yılmadan çalışan bir insan var karşımızda..
Kitabın içinde çok ilginç olaylar bulacaksınız. Ben bu kadar diyeyim, başkaları bakalım neler der.
Sancar’a yeniden merhaba…
15 Mayıs 2016  / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet