Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

19 Temmuz 2017 Çarşamba

İktidar stratejiyi belirledi: derin çatışmacı ve kamplaştırıcı


Acaba “Adalet” yürüyüşü ve mitinginin toplumda uyandırdığı büyük ilgi ve sevecenlik karşısında, bunun 2019 seçimleri için bir başlangıç olduğunu yazmıştım. Şunu merak ediyordum: “Tek Adam” Cumhurbaşkanı, 2019 seçim yılına kadar olan süreçte nasıl bir strateji izleyecekti...
Çünkü Anayasa referandumunun sonuçları, iktidarı yeterinden fazla germişti. Referandum sonuçları tüm seçimlerin kaybedilebileceğinin de sinyallerini taşıyordu.
AKP yüzde 40’lara, 2015 7 Haziran genel seçimlerinde aldığı oya doğru iniyordu.
Gerginlik stratejisi yerine, “yumuşama” gösteren bir stratejiye dönerek yurttaşlara “gelecek güvencesi”, “sakinlik-huzur”, “adalet”, “birlik”, aynı ülkede dayanışma ve bütünleşme duygusu verecek bir değişiklik yapar mıydı?
Umutsuz bir soru ve bekleyiş olacağını bile bile.

Hayır tabii ki!

Mesela mitingde toplanan insanların sayısı 170 bin demesinden durum anlaşıldı. “Sokağa çıkamaz hale gelirsin” gibi ağır mı ağır, hiç bir “demokrasi”de hele hele hiç bir ülke yöneticisinin dile getiremeyeceği bir tepki, meydan okuma ve gerektiğinde halkın birbiriyle çarpışmasını bile göze alan bir karşı atak görüyoruz.
15 Temmuz törenlerinde Kılıçdaroğlu’na saldırının dozunu arttırdı. Gece Meclis’e gelmesi engellendi. Kanlı darbenin baş aktörü F.G. yerine adeta Kılıçdaroğlu konmuştu.
Bu işaretler seçim sürecine yönelik izlenecek stratejinin göstergeleri sayılabilir..

Kamplaşmanın şahını yaşarız

Öyle gözüküyor ki iktidar sert bir “çatışmacı çizgi” izleyecek.
Bunu, 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarından sonra (Yüzde 41’in altı) izlenen politikaya benzetebiliriz. O zaman daha çok PKK, Hendekler savaşı, HDP başroldeydi. Barış süreci karşılıklı bitirilmişti. Millet bu hedeflere yoğunlaştırılmıştı ve bu politikanın sonucu da devşirilmişti: Yüzde 49’un üstü bir oy.
Şimdi ise 7 Haziran seçimi sonuçlarına benzer bir durum var. Önümüzdeki 19 ayda durumun AKP lehine dönüşeceğine ilişkin iktidar için umutlu bir durdum gözükmüyor.
AKP’ye o verenlerde dökülmenin sürmesi devam edebilir.
Bu durumlarda geçmişte “test edilmiş” strateji “kamplaşma”, “gerginlik”tir.
Bunun, AKP çevresinde seçmen kitlesini istikrarlaştıracağına inanıyorlar (konsolidasyon).

Seçim yapılabilir bir ülke

Seçimlerin yapılıyor olması”, bu iktidarın en büyük meşruluk kaynağıdır. Kavga, gürültü, basına baskı, hukuksuzluk, adaletsizlik... tamam da “bak hâlâ seçim var, iktidar gidebilir..” görüşü, dünyanın da Türkiye’nin de tutunduğu “son ilmiktir”dir. Bu ilmik de koptu mu, olay biter.
AKP bu ilmiği kopartır mı?
Henüz seçim yapılabilir bir ülke konumunu son ana kadar koruyabilir iktidar.
Tahminime göre, bu ilmiği korumayı sürdürecektir.
Süreç müthiş sert ve kavgalı geçeceğe benziyor.
2019 Mart seçimlerine yaklaşılırken, sonucu herkes görecek.
Seçim yapılabilir, iktidar el değiştirilebilir bir ülke miyiz, değil miyiz..
Yeni Türkiye”nin yine bugüne kadar gibi “meşru zeminde” değiştirilerek, adım adım değiştirilmesi ve arzulanan “RTE Cumhuriyeti” kurulması için iktidarın bu seçimleri “mutlaka alması” gerektiğine inanması, ülkeyi raydan çıkartacak en önemli “ideolojik- siyasal” dogma - saplantı gibi gözüküyor.

Karamsar bir analiz oldu. Ama bu karamsarlık yaşayabileceğimiz olasılıklar içinde ne yazık ki yer ediyor.
18 Temmuz 2017 Salı / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

18 Temmuz 2017 Salı

Şu “siyasal ayak” meselesi: F.G. Hepimizin Hocası


 En çok gündeme gelen bir konudur, darbe soruşturmasından bu yana “siyasal ayak”.  Meclis komisyonunda soruşturulması çok istendi, ama Cemaat yargısının en büyük savunucularından, son zamanların meşhur Türk büyüğü Reşat Petek ve ekibi gündemlerine bile almadılar.
Almalarını beklemek zaten safdillik olurdu, ama bu talebi ileri sürmek son derece haklıdır...
AKP politikacı ve yandaşları “siyasi ayak” denince şunu ileri sürüyorlar: AKP son yerel ve genel seçimlerde adaylar arasında büyük ayıklama yaptılar, şu an AKP’de FETÖ’cü politikacı yok.
Bu yanlış bir “siyasi ayak” yaklaşımı tabi ki.. Söz konusu olan “darbenin siyasi ayağı”dır.
Yani: FETÖ’cülerin bu darbeyi gerçekleştirecek noktaya gelmelerinde hangi politikacıların, politikaların, programların dolaylı - dolaysız destekleri söz konusudur.

“F.G. hepimizin hocası”

Siyasi ayağa böyle bakınca bir anlamı olur. Yoksa Cumhurbaşkanlığı ve hükümet içinde 15 Temmuz darbesini fiilen destekleyen kimse var mı, arayışına girersiniz ki, abesle uğraşmış olursunuz, şüphesiz ki yok! Zaten 2014’ten bu yana devlet içindeki FETÖ’cülere karşı aktif bir mücadeleyi sürdürüyor Cumhurbaşkanı.
17-25 Aralık 2013 tarihinde FETÖ’nün iktidara yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olmasaydı, aralarındaki çatışma bu noktaya gelir miydi, bilmiyoruz. Bu operasyon, FETÖ’cülerin ellerindeki emniyet, istihbarat ve yargı gibi devlet olanaklarıyla, şüphesiz ki özellikle RTE’ye karşı yönelik en büyük saldırılarıydı. Bu güce de nasıl ulaştılar?!
Siyasi ayak soruşturması, FETÖ’cü güçlerin darbe girişimine kadar aldıkları büyük siyasi destekleri arar.
Hocaefendi bir deniz feneri gibi yolumuzu aydınlatıyor..” (Arınç), “Fetullah Gülen her zaman tertemiz kalmıştır, onunla iftihar ediyoruz.” (Recep Akdağ) gibi, Erdoğan ve Gül (Fetullah Gül hepimizin hocasıdır, çok değerli bir bilim adamıdır) dahil, tüm AKP ileri gelenlerinin Gülencileri nasıl koruyup kolladıkları, üzerlerine kanat gerdiklerini hayranlıklarını belirttikleri herkesin bilgisi içindedir.

Devlette yayılma

Bu lafların arkası hep doluydu. FETÖ’cülerin devletin her kesimine yerleşmeleri için büyük bir program yürürlükteydi.
Üniversitelere, devlet kurumlarına, adalet ve bakanlıklarına insan yerleştirme sınavları, ÖSYM tamamen FETÖ’cülerin elindeydi. Yapılan sahtekarlıklar bir bir medyada yer alırken, AKP iktidarının kılı bile kımıldamıyor, o zamanın başbakanı RTE MİT’in olayı sözde soruşturduğunu açıklıyor, üstünü kapatıyor, ÖSYM başkanını koruyordu..
Devlet, AKP döneminde, siyasi destekle FETÖ’nün en büyük saldırısına uğradı.

Devleti ele geçirmede iki dönem

Devleti ele geçirme konusunda FETÖ’yü iki döneme ayırmak gerekir.
İlk dönem, tamamen gizli ve sızma, “Devletin kılcal damarlarına girme” dönemiydi. Bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirdiler.
Diyelim ki, bu dönemde AKP’nin pek dahli yoktu. İktidara geldikten bir süre sonra, yerleşmiş FETÖ kadrolarını buldular önlerinde. 
FETÖ, tüm siyasi partiler, liderleri (Ecevit dahil!) hatta Kenan Evren gibilerin döneminde ve izleyen zamanlarda önde gelen komutanlarla iyi geçinerek, bir koruma kalkanı ardından devlete yayıldılar. Bu dönemin politikasını  Çatışmanın Anatomisi’nde özgün bir inceleme ile anlattım (çatışma yok, işbirliği yap, kendini sevdir, önemli siyasi yapıların kanatları altına gir, saldırılara karşı koruma uygula, yayıl ve ele geçir!)

AKP döneminde güçleri büyüdü

Ama FETÖ’yü FETÖ yapan ikinci dönemdi, yani AKP dönemi..
Bu dönemde pek çok açık pozisyonda gizlilik kalktı, yarı gizliliğe geçildi.
Ama özellikle Ordu’da ise son derece gizlilik sürdü.
Çünkü Ordu içinde örgütlenmeleri en büyük güçleriydi, tayin edici ve en son hamle olarak kullanılacak...
İşte bu ikinci dönemde devlet içinde FETÖ tam FETÖ oldu. Ordu içinde darbe yapabilecek pozisyona da bu dönemde geldiler.
Burada sadece AKP’nin değil, aydın diye ülkeye kakalanan sözde “kanaat önderleri”nin de kullanışlı rolleri birinci derecede önemli.
Siyasi ayak, AKP döneminde darbe yapabilecek güce nasıl ulaştıklarının soruşturulmasıdır. Belki yakın bir dönem gelir, bu tümüyle soruşturulur. Hiç karşı değilim- AKP öncesine de gidilmelidir!

Kim bilir!
17 Temmuz 2017 Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Geliyorum diyen bir darbe: 15 Temmuz FETÖ darbesi epey zamandır geliyorum diyordu. Bunun öyküsünü yazıyorum. Bu en az 2010 yılına kadar uzanan bir kesin hesaplaşmanın son perdesiydi. Geriye doğru 10 yılın ilk zamanları büyük bir ittifak ve dayanışma; sonraki 5 yıl içinde de adım adım bir hesaplaşma. Bu hesaplaşmanın şüphesiz cephe liderleri Gülen ve Örgütü ile Erdoğan’dı (ve yanında bazı ikinci – üçüncü adamlar). AKP’nin pek çok kurucu lideri ise çatışmanın daha çok izleyicileri durumundaydı!
Asla inanılmayacak bir doğma, iktidarın, FETÖ’nün askeri darbeye kalkışacağını bilmemesi, inanmamasıydı. Bunun için tüm işaretler vardı. İşaretler 7 yıl önceden ortaya çıkmaya başlamış, adım adım güçlenmişti. En somut işaret ise darbeden önce gelmeye başlamıştı.
MİT, 2016 başında, belki de 2015’de Bylock meselesini çözmüş; haberleşmeleri incelemeye almış, eğer FETÖ’cüler darbeye kalkışırsa bunun büyük bir kökten temizlik için olağanüstü bir fırsat yaratacağı kanaati AKP ve devlet yönetimine egemen olmuştu.
Cumhurbaşkanı’nın darbeye kalkışmalarını “Bize bu Allahın bir lütfu” olarak nitelendirdiğini de unutmayın! 250 kişinin hayatı ve binlerce yaralıya mal olan “Allahın bir lütfu!”

 Darbeden önceki çarpışmalar

Askeri darbe hazırlıklarının ve şiddetli çarpışmaların ön safhaları:
*2017-8 Ergenekon ve 2010 Balyoz davaları;
*Erdoğan ve iktidarına yönelik olarak da 2011 Şike Davası;
*2012 MİT’e saldırı;
*2013 Dershaneler Kapışması;
*17 – 25 Aralık 2013’te Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu.
*Ve bunlar Erdoğan’ı yıkmakta işe yaramayınca, 15 Temmuz 2016 Askeri darbe girişimi..
Yani FETÖ örgütü, devlet içinde sahip olduğu tüm güçleri Erdoğan ve iktidarına karşı kullanmıştır. Yani sırasıyla: Emniyet, İstihbarat, Yargı, Asker.
Eğer ilk üçü işe yarasaydı ve RTE bir şekilde iktidardan uzaklaşsaydı, satranç tahtasında asker ileri sürülüp şah denmeyecekti.

FETÖ totaliter iktidarının sivilleri

Bir şey daha söyleyeyim: RTE bir şekilde uzaklaştırılsaydı iktidardan, AKP’nin diğer ileri gelenleriyle bir “sivil iktidar” kurulacak ve “AKP kabuk parti” olarak adım adım FETÖ totaliter iktidarı gerçekleşmiş olacaktı.
“Kontrollü Darbe” betimlemesinin özünde yatan budur. Yani “durup dururken” ortaya çıkan bir darbe girişimi değil bu. Devletin bilgisinin olduğu, incesiyle olmasa bile kabası adım adım izlenen, neredeyse tüm işaretleri alınmış, ve bu bilgiler altında, “olursa görürler” şeklinde özetleyebileceğimiz bir duruş.
Hele hele 2016 başından itibaren bu darbenin işaretleri yoğunlaşmıştı. MİT darbe olasılığı bilgisini devletin tüm başlarıyla paylaşıldığını da açıkladığı bir durum.

Karanlık sayfalar..

Darbenin hemen öncesinde, bize sunulmayan karanlık bölüm var. Siyasal analizci-gazeteci, sadece açıklanan bilgiler üzerinden bir bütünlük - senaryo oluşturmaya çalışırsa, eksik kalır. Her zaman gizli kalan - açıklanmayan bölümleri sorgulamak zorundadır. Her şeyin anahtarı, düğüm noktası genellikle oradadır.
Mesela, hiç açıklanmayan “Hakan Fidan – Hulusi Akar – Erdoğan” üçlüsü arasındaki görüşmeler. Mesela 10 Temmuz – 16 Temmuz arasında neler oldu? Bu üçlü arasında neler konuşuldu, ne kadar konuşuldu, hangi bilgi alış verişleri yapıldı ve kararları alındı ve uygulandı. Bunların eksiği – fazlası neydi?
Siz Erdoğan’ın “darbeyi eniştemden öğrendim” lafıyla oyalanın!
Dikkatinizi çekerim, bu üçlüden ikisi Meclis Araştırma Komisyonu’na gidip ifade vermedi, vermeleri engellendi. Buradan çıkartabileceğimiz akli bir sonuç, Cumhurbaşkanlığının bunu istemediğidir. Cumhurbaşkanının ifadeye çağrılması söz konusu bile olamazdı!
Bu konuda somut bilgiler daha bir süre asla açıklanmayacağı için, Üçlü arasında konuşmalar sırrını koruyacaktır. Ama bu durum neler olmuş olabileceği konusunda senaryolar inşa etmeye engel değil. Eğer Üçlü arasında darbeye karşı önlem için tayin edici konuşmalar yapıldığına kesin inanıyorsanız, senaryolar da inşa edebilirsiniz.
Açıklanmayan gerçeklerin nedeni, artık darbe üzerine bundan sonraki tutum ve davranışların tamamen bir siyaset ve iktidar oyununa ait olmasıdır.  

Şimdi bu politika oyununu yaşıyoruz, üstelik tüm şiddetiyle...
16 Temmuz 2017 Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet