30 Mart 2015 Pazartesi

Seçim Sonrası-3: HDP-AKP İlişkisi Ne Olur


HDP’den bir milletvekili adayına, bir sohbette bu soruyu şöyle yönelttim:
Diyelim ki HDP Meclis’e girdi, AKP ile birlikte Anayasa’yı değiştirecek, en azından Referandum’a götürecek 330 milletvekilini buldu. HDP, RTE’nin Başkanlık anayasasını destekler mi, pazarlık mı yapar. Ne alır ne verir?
Yanıtı şu oldu: Öcalan, HDP, Kandil ilke olarak Başkanlık sistemine karşı değil, ama RTE’yi tek hakim yapacak bir sisteme karşı olduklarını biliyorum. Demirtaş’ın “seni diktatör yapmayacağız” sözünün anlamı bu. Anayasa üzerinde tabii pazarlık yapılır. Herkes amaçları doğrultusunda yeni anayasa şekillendirmeye çalışacaktır..”
Öcalan’ın İmralı Tutanakları belgesinde (2013) RTE’nin Başkanlığını destekleriz, sözü var (İmralı’da al- ver pazarlığı sonucu). Ama Öcalan bunu “şartlı” söylüyordu.

İKİ TARAFIN VAZGEÇİLMEZLERİ  
Şimdi analiz edelim:
1) RTE ve HDP için seçim sonrası en önemli konu Yeni Anayasa’dır.. RTE için yeni anayasa, asla taviz vermeyeceği Başkanlık Anayasası demektir.
2) Kürt hareketi için de temel mesele yeni anayasadır. Dolmabahçe’de 10 maddelik mutabakatın da koşuludur. Kürt partisi, “kimlik” meselesinin, Kürtlere yönelik bir dizi talebin, özerkliği kolaylaştıracak maddeler dahil, Anayasa’ya konmasını istiyor. Kürtler için de bunlar, “çözümün vazgeçilmezleri”!
3) Böylece iki tarafın anayasal vazgeçilmezleri çerçevesinde “anayasa pazarlığı” yapılacak. Seçimler bitmiştir ve yeni bir durum vardır. Seçim sürecinde vaadler geride kalmıştır. İkisi arasında başlayabilecek bir al-ver (kazan kazan) sürecinde pazarlığın ucu nereye gider bilinmezdir.
 4) Kürtler, tabii ana güç PKK kimlik, özerklik vb için savaşıyor. Bu hedeflere ulaşmayan herşey ilgi alanları dışındadır. Dolayısıyla, kurduğumuz senaryoda, RTE/İktidar ve Kürt güçlerinin anayasal pazarlığa oturması kaçınılmazdır.
5) Durum bu olunca, S. Demirtaş’ın “seni diktatör yapmayacağız” lafı, RTE’ye Anayasal Başkanlık vermeyeceğiz anlamına geliyorsa, tam bir seçim palavrasıdır. Yok, seni başkan yaparız, ama yetkilerini de sınırlarız, demekse, anayasal al-ver pazarlığında bunu nasıl yapacağını şüphelidir.
6) Çünkü, Kürtler için herşeyde öncelik Kürt kimliğidir. Çözüm sürecinin bütün damarlarında bu akar. Büyük pazarlıklar sonucu, al Kürt kimliğini ver başkanlığı nihai açmazına düşerlerse, Kürtler bunu kabul eder. Şöyle demezler: “Hayır, bizim için herşeyden önemlisi RTE’ye tam otorite anlamına gelecek anayasal başkanlık vermemektir. Kürt istekleri ikinci planda kalsa da olur..”
PKK Kürt ulusçuluğunun, etnik kimliğinin silahlı örgütüdür. Türkiye’nin geri kalanı, böyle bir durumda PKK’nin ilgi alanı dışında kalır. Burada son söz PKK’nındır.
7) Yani “seni diktatör yaptırmayacağız” lafının, bir kısım seçmen üzerinde yarattığı mutluluk hormonu serotonin salgılamasının altını karıştırdığınızda, bu durum ortaya çıkıyor.
8) Çok canalıcı bir nokta daha var. Senaryomuzda AKP-PKK, hazırlayabilecekleri ortak anayasayı bu millete dayatamazlar. Milletin yarısından çoğunun onaylamadığı, anayasa yapımına kurucu unsur olarak katılmadığı bu süreç, tamamen çöp olur. Böyle bir anayasayı kime takmaz, eninde sonunda yırtar atar. İç savaş çıkar. Kimse hayal kurmasın.
Özetle, seçim sonrasının en önemli iki meselesi, yeni anayasa ve Kürt meselesinin seyri olacak. Tabii seçim sonuçları anayasa ve başkanlık pazarlıklarını tamamen çöpe atacak sonuçlar üretmeye çok açıktır. Seçim sonrası senaryolarda daha çok seçenek var yazacak... Ama şunu saptayalım: Dünün yetmez ama evetçileri, yazar çizer kanaat belirtenlerin tümü, bugün başka bir rolü üstlendi. Millet onlara, hadi oğlum güle güle, diyebilir.
---
Not 1)Arınç yine çark etti” başlıkları yanlış. Arınç RTE’ye söylemek istediğini söyledi: Hükümete karışma! Bundan çark etmedi, sadece tarz olarak hatalı olduğunu dile getirdi. Elde kalan, Arınç’ın RTE’ye eleştirisidir.


Not 2) Prof. Metin Durgut’un ilginç saptaması:
Demokrasi için AKP'ye oy sezonu kapandı, anlaşılan gene demokrasi için HDP'ye oy sezonu açıldı. Kürt halkının temsilcisi partinin TBMM'de barajı aşarak yer almasını çok isterim. Gene isterim ki bu başarı öncelikle Kürt seçmenin oylarıyla gerçekleşsin..”
29 Mart 2014 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

26 Mart 2015 Perşembe

“Ya Evrimle Ya Devrimle...”

Diyarbakır’dan izlenimler üzerine ikinci yazı: Öcalan, artık bundan sonra silahla bir yere varılamayacak noktaya geldik, Kongre’nin toplanmasını ve silah bırakma kararının alınmasını tavsiye ettiği son açıklaması üzerine yazımda “PKK silah bırakmaz” demiştim. Çünkü Ortadoğu ve Türkiye fotoğrafı, PKK’nın bölge hedefleri bunu gösteriyordu. 
Zaten PKK’lı liderlerin Kandil’den yaptıkları açıklamalar da, Öcalan’ın çağrısına aykırı seslerdi. Nitekim en son KCK Yürütme Komitesi Eş Başkanı Bese Hozat, PKK'nın silah bırakması için Anayasa değişikliği yapılmasını gerektiğini açıkladı: Dolmabahçe mutabakatının her bir maddesi yerine getirilecek ve PKK o zaman silah bırakmayı görüşecek..
Zaten Diyarbakır’da olayları içeriden izleyenler de benzer düşüncede. Diyarbakır’da iki tanınmış şahsiyetle akşam yemeği sohbetindeyiz. HDP barajı aşamazsa ne olur diye soruyorum. Yanıt: Burada yaygın düşünce şu: Ya evrimle ya devrimle..
Evrim, parlamentoya girip aynı zamanda toplum içinde mücadele ile Kürt Hareketi’nin zaman içinde hedeflerine varması... Eğer parlamentoya giremezlerse devrim gündeme gelecek... Gelir mi gelmez mi bilemem, seçimlerden sonra bu tür anlayışlar değişebilir. Devrim’den ne kastedildiğini açıklamam gerekmiyor.

Seçim sonrası tablo ne der
Peki bugünkü tabloda seçimler sonucunda Meclis’te AKP’nin Anayasa değişikliğini sağlayacak çoğunluğu gözükmüyor. Ayrıca RTE, Kürt Meselesi diye bir sorun kalmadı.. Kürt vatandaşlarımızın sorunları varsa onları görüşür ve çözeriz, diyor. AKP-Kürt Hareketi arasında Çözüm Süreci nasıl ilerleyecek, ilerleyebilecek mi, yoksa RTE’nin bugünkü tutumu çerçevesinde, AKP defteri kapadı mı?!
Hele seçim sonuçlarını bir görelim, diyelim.
Şimdilik çıkartacağımız sonuç, PKK’nın Türkiye’ye karşı silah bırakması gündemde değil...
***
İkinci bir konu “Silah barışın güvencesidir” ifadesi. PKK-HDP saflarındaki ve yandaşlarındaki “korkmayın, PKK hedeflerine ulaşmadan silah bırakmaz” yaygın düşüncesini, HDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Meclis’te “Silah barışın güvencesidir” sözleriyle dışa vurdu.
Yani PKK, hem RTE’ye karşı hem demokrasinin hem barışın güvencesi olarak kabul ediliyor ve sunuluyor. RTE’nin ülkedeki demokrasi ve anayasal süreçleri rafa kaldırma pratiğinde olduğu biliniyor ve görülüyor.
Bu açıdan RTE’nin aslında PKK’ya güç ve destek verdirttiği rahatça söylenebilir. Dahası, PKK’yı içeride meşrulaştırıcı, güçlendirici rol oynuyor. PKK’nın IŞİD’e karşı Kobani savaşında da uluslararası meşruiyetini arttırdığını düşününsek..

“Barışın güvencesi silahtır”
Bu bakış, silahlı gücün karşısında da bir silahlı gücün varlığını zorunlu kılar. Şüphesiz TSK’dan ve bu gücün de aktif silah kullanımını gündeme getirir. Barışın güvencesi silahtır, sözünün tercümesi veya asıl cümlesi şudur: PKK, Kürt siyasi hedeflerini gerçekleştirinceye kadar silah kullanımını sürdürecektir.
Yani: Özerklik, anadilde eğitim, Kürtlerin isteklerinin Anayasal güvenceye  alınması gibi, Öcalan’ın programı gerçekleşir, ya da biz bu işi silahla gerçekleştiririz.
Bu Kürtlerin ulusallaşma siyasi programıdır. Yeni bir devlet-yönetim biçimini gündeme getirir. Bu da silahla dayatılmaktadır. Şimdi ben “PKK’nın siyaset üzerinde silahlı vesayeti ile, elinde silah tutan TSK’nın siyaset üzerinde bahsedilen vesayeti birbirinin aynıdır. TSK’ne bu açıdan karşı çıkanların, silahlı vesayeti dayatan PKK’nın ardında saf tutmaları, ilke olarak açıklanamazdır” diye yazdığımda kafalarını kuma gömdüklerini sanmıyorum. 
Bizde de taraftarı olan bu görüşün sahipleri şöyle diyor içlerinden: “Evet TSK’ya karşı, PKK’ya yandaşız, var mı bir diyeceğin..”
Size yok da, duruma var: Siyaset-Türkiye üzerinde silahlı vesayetin ve dayatmanın kalıcı barış ve sonuç üreteceğine inanmıyorum. Silahın olduğu yerde ancak silahlar konuşur. Silah barış üretmez. Silahlar arasında halk ezilir. Bu uzun süreli bir siyasi mücadele konusudur. Ayrı mı yaşanacak, özerklik mi olacak, veya hangi noktalarda bir uzlaşma olacak, milletin sürece katılımı ile ortaya çıkacak sonuçlardır.
Şüphesiz, bunlar için de siyasetin demokratikleşmesi gerekir. Silah mı bunu sağlayacak? Güldürmeyin..

Silah, sadece boyun eğdirme aracıdır. Hatta Kürtlere de!

--26 Mart 2015 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

25 Mart 2015 Çarşamba

Üniversite, Sandık, Seçim, Hukuk, Saygı..

CBT Gündem, sayı 1461, 20 Mart  2015 

İstanbul Üniversitesi’nde, eski rektör Yunus Söylet’in makamından adeta kaçarak AKP’den milletvekilliğine soyunması ile, seçimler yapıldı. Hem de YÖK’ün baskın anlamına gelebilecek alelacele kararıyla. Sanki YÖK, muhalefete örgütlenme ve toparlanma zamanı vermemek gibi bir düşünceyle hareket etmiş gibi.
Yunus Söylet’in yardımcılarından, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Mahmut Ak, YÖK’çe getirildiği Rektör Vekili olarak seçimlere katıldı. Belli ki YÖK ve hükümetin tercihi olarak... Zaten Cumhurbaşkanlığı makamı, hiç birini tanımadığını farzetsek bile, iki adaydan birinin imam hatip mezun olduğunu gördüğü an, tercihini ondan yana yapacağı açıktır. AKP iktidarının tercihi yıllarca böyle oldu.
Önceki rektörlük seçiminde de aday olan Raşit Tükel ve arkadaşları sürenin çok kısa olmasına rağmen hızlı davrandılar ve gerçekten başarılı bir sonuç elde ettiler. Bu kez oylarda öyle büyük bölünme olmadı, Akademia Tükel’in çevresinde toplandı ve 1202 oy ile (Mahmut Ak 908) sandıktan çıkan rektör adayı oldu!
***
Biliyorsunuz, 6 aday aldıkları oy sayılarıyla YÖK’e bildiriliyor.
YÖK bunlardan üçünü kendi tercihinee göre sıralayarak Cumhurbaşkanlığına bildiriyor.
Bu sıralamayı yaparken, kim en çok oyu almış kim en az oy almış pek dikkate almıyor. Kafasına göre, siyasi ve ideolojik tercihlerine, tabii en önemlisi listeyi göndereceği makamın isteğine göre bir sıralama yapıyor. En alttakini en üste çıkartabiliyor. En çok oyu alanı ikinci üçüncü sıraya koyabiliyor. Ama genellikle Cumhurbakanına, ilk sıradakini atayabileceği, “anlaşmalı”  temiz bir liste gönderiyor.
Temiz dedik de, aslında hak hukuk ve sandık bakımından, böyle hazırlanmış bir listeye temiz demek yakışmaz, kirli bir liste demek daha uygun düşer.
Rektör atama yasası ne yazık ki böyle hazırlanmış. Ulan demiş hazırlayanlar, ya en çok oyu alan rektör adayı bizim adamımız değilse, bizi desteklemiyorsa, üniversitelerdeki o kötü adamlar kafalarına göre bir isme en çok oyu verirlerse ne ederiz… Biz mutlaka kendi seçeceğimiz birisini rektör atamalıyız. En çok oyu almış falan filan, bırakalım bu masalı da, yasa bize istediğimizi atama yetkisi versin…
Anlıyorsunuz değil mi..
Rektör atama sürecinin, demokratik bir anlayışla, seçim yapmanın anlamı ve ruhu ile, sandıktan çıkan kişiye ve onu seçen kitleye saygıyla ilgisi yok.
Akademia’nın iradesiyle, tercihi ile, isteği ile ilgisi yok.
“Sandıktan çıkan” atanmadığı sürece, sandık bir numara.. oy, seçim numara, seçmen iradesi numara..
İşin kötü rengi, rektör atama yasasından başlıyor, YÖK’ün tercihleriyle devam ediyor, ve atamayı yapan makam ile noktalanıyor.
***
Hadi rektör seçimi yasası rezil.. O zaman YÖK bu yasaya değil, akadamik tercihlere uyma basiretini göstermeli.. Hadi diyelim YÖK uymadı, bu kez devletin en tepesindeki kişi, adil davranmalı, o diline yapıştırdığı sandıktan çıkan irade kavramının ruhuna sadık kalmalı ve kim sandıktan çıktıysa onu atamalı..
***
Böyle olacağını ummalıyız, istemeliyiz.. Bunun için diretmeli ve direnmeliyiz..
Bugüne kadar, sandıktan çıkan, ama kendi adamları olmayan kimi atadılar, sorusunu yöneltiyorsunuz. Evet bir örneği yok, ama örneği yok diye, bu durumu kanıksayamayız, kabul etmemeliyiz.. aksi tutumların hepsini reddetmeliyiz.
Oyları sandık dışı numaralar ile çaldırmayın. Sonuna kadar takipçisi olmalı atılan oyların. Eğer Tükel’i atamazlarsa, Academia ne yapacağını biliyor mu, bilmiyorum.
***
Ben bu komedi durumu değiştirmek ve üniversitenin iradesinin oylanmasını sağlamanın tek yolu olarak, rektörlük seçimlerini güçlü bir şekilde, Akademia’nın çoğunluk oylarıyla boykot etmenin en yararlı eylem biçimi olduğunu yazıp çizdim.
Akademia’nın katılmadığı bir rektörlük seçimi sonuçlarının ne kadar komik ve gülünç bir duruma düşeceğini görüyorum… Üzerinde ciddi hukuki yazıların yazılacağı ve uluslararası tartışma alanına taşınacağı bir durum. Bir hak ve hukuk mücadelesi verilmeden, bu iktidardan hiç bir şey alınamaz.
Umarım Tükel atanır..

H-DEĞERLERİNE GÖRE LİSTELER
Bilim insanlarının h yayın değerlerine göre yeni listesini bloğuma yükledim. http://orhanbursali.blogspot.com.tr sayfasında sağ aşağıda SAYFALAR segmenti altındaki iki ayrı başlıkta, h-15 ve üstü değere göre kadın bilimcilerin ve h-20 değerine göre tüm bilimcilerin listesini görebilirsiniz. Mehmet Doğan ve Mustafa Soylak’ın emekleriyle hazırlanan listeler yıl sonunda yeniden gözden geçirilecek ve yenilenecek.
***

Gelecek Cuma yeniden ve daha güzel bir dergide buluşmak umuduyla…

RTE Arınç.. Büyünün Bozulması ve İktidar Çökmesi


 AK Parti’nin bir büyüsü vardı. Kitleler AK Parti’yi istikrarın sembolü olduğu için tercih ediyordu. Bu büyü bozuluyor..”  Abdülkadir Selvi, iktidarın en yakın yazarı böyle diyor. Büyü vardıysa bozuldu, ama bu ne “büyü” idi, ne de dün bozuldu.
Şimdi yaşanan bir kuvvetler çatışması.. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına çıkması ile başladı. AKP seve seve Erdoğan’ı “yukarı tekmeliyor” demiştik. Eğer “Erdoğan var, AKP ve iktidar var. Erdoğan yok AKP ve iktidar yok”, biçimindeki denklem doğruysa, bu AKP yok demek.
Erdoğan, AKP üzerinde müthiş bir vesayet kurmuş durumda. Kendisi olmadan, parti ve hükümet ülkeyi yönetemez, düşüncesinde. Siz ancak benim talimatlarımı politikaya uygulayabilirsiniz, tavrını ise ne Davutoğlu ne diğerleri kabul eder. Düşünüyorum da RTE’nin hükümet içindeki bir numaralı isimlerinden Yalçın Akdoğan, bu tartışmada nerede? Yoksa o da, Erdoğan yoksa ben başbakan yardımcılığı asla yapamam, mı diyor?

YETKİ GASPINA KARŞI DİRENİŞ
Hükümet, icra yetkisini, yasal ve anayasal varlığını koruma peşinde. Erdoğan da bu yetkileri gaspın.. Erdoğan, Başbakanlığı döneminde, bu ülkede siyasi, ticari, mali, kurullar, gazeteler ne kadar “iktidar odağı” varsa hepsini gaspetmeye çalıştı. Tek adamlık, böyle bir şey. Gasp’tan maksadım, tabii ki nüfuzunu ve yönetimini kabul ettirmek.
Şimdiki mesele de bundan ibarettir. AKP içinde Erdoğan’ı eleştiren herkes paralelci olarak nitelendirilecek. Şimdiden, Arınç payını aldı
Bütünleşik iktidar manzarası, AKP’yi iktidarda tutan büyü müydü? Millet koalisyon hükümetlerinden bıktığı için mi, AKP’yi iktidarda tuttu? Böyle sanmak, seçmenin efsunlarla, yıldız-kahve- iskambil fal sonuçlarıyla iktidarı belirlediği sonucu ortaya çıkar.
Şüphesiz, iktidar çatışmasının ortaya çıkması, seçmen zihninde belirli soru işaretleri oluşturur. Ama bu marjinaldir. Esas, üstüste yığılan, AKP’nin çözemediği sorunlardır. Örneğin işsizlik artıyor. Milli gelir 10 bin doların altına düşüyor, milletin cebine kolay borç para giremiyor. Harcamalar daha da sınırlanacak. Borçlar giderek daha fazla ödenemeyecek. Bozulan büyü varsa, bu

DARBE BÜYÜSÜ DE BOZULDU
Şüphesiz Kürt Meselesi’nde “çözümün” yansımalarının, PKK tehditlerine hükümetin boyun eğer görüntüsünün de etkisi var. Evet anneler çok az ağlıyor, ama bunun da etkisi azalıyor. Bu büyü de bence bozuldu.
Üstü üste toplarsanız iktidarın ve AKP’nin toplumda yarattığı sıkıntıları, bir yığıntı ile karşılaşırsınız. İktidarın tüm yolsuzlukları palalelcilerin darbe girişimi olarak sunduğu olayın da büyüsü bozuluyor. Çünkü bütün protestolar size karşı bir darbe girişimi. Hala öylesiniz.
Esas büyü, AKP oylarının yüzde 40 ve altlarına düştüğünün anketlerde görülmesiyle bozuldu. Yüzde 50 ve üzeri oy alacaklarına olan inançları bir yalanmış! Bozulan, Başkanlık Sistemi ve RTE Anayasası büyüsüdür de. Seçmen çoğunluğu buna olan inançsızlığını belli etmesiyle, bu büyüyü de bozdu.
Bir iktidar çöküntüsü ile karşı karşıyayız. Planladıklarını yapamayacakları açık ve seçik, iktidar olup olmayacaklarını bilemem.

İKTİDARDA KUVVETLER SAVAŞI SÜRER Mİ?
Belki aralarında, yetki ve makama tecavüz edilmesin uzlaşması olur. Çünkü Seçimler geldi. Halkın önünde bu çatışmayı sürdüreceklerini sanmam. Çatışma “yeraltına” kayacak!
Dün demiştik ki, izlediğim Erdoğan, gücünü öyle kolay kolay teslim etmez. Şimdi savaş, milletvekillerini belirlemeye kayacak. Erdoğancı mı, hükümetçi mi!? Burada Davutoğlu ve ekibini de yabana atmayın. RTE, Parti içindeki etkisini ve gücünü, şüphesiz Parti Başkanı Davutoğlu’na karşı kullanacak.
Daha şimdiden kimbilir ne kulisler dönüyor, ne tetikçiler harekete geçiriliyor, en dedikodular yayılıyor. Bunların yansımalarını görmeye başladık.
Milletvekillerini belirlemede Erdoğan önemli ölçüde etkili olsa bile... Başkanlık Anayasası’nın imkansızlığı ortaya çıkınca, Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında kuvvetler ayrılığı daha çok işlemeye başlayacak.
RTE’nin hükümet üzerindeki vesayeti şüphesiz ki gerileyecek. Bu durum RTE’ci milletvekillerini de etkileyecek..
Perşembe yazısını bekleyin.

--23 Mart 2015 Pazartesi/ Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet