22 Mayıs 2015 Cuma

Refik Üreyen ve Oktay Yenal Üzerine, Üniversitelerimiz Uluslararası Sıralamalarda Nerede

CBT Gündem sayı 1469.. 15 Mayıs 2015


Refik Üreyen, Arçelik ARGE’sinin kurucusu/geliştiricisi ve sanayinin ARGE’ye yönelmesinde büyük hizmetleri olan bir insan olarak ARGE tarihimize geçmişti, onun kaybı üzerine da bu köşede yazmış ve anmıştır. Ailesi, tabii Işıl hanım, dostlarını bir yemeğe çağırdı. Ne yazık ki o sırada şiddetli bronşitten dışarı çıkamadım ve katılamadım. Refik Üreyen adına mühendislik öğrencilerine bir öğrenci bursu verilmesi kararlaştırıldı.
Mezun olduğu İTÜ Makina Fakültesi’nde bir mühendislik öğrencisine, maddi destek, mentorluk, staj imkanları sağlanacak. Burs için fonu da, “çalışma hayatı boyunca emek verdiği organizasyonlar içinde kendisi ile yakın çalışma fırsatı bulmuş kişiler”ce oluşturuldu. Fon genişledikçe burs verilen öğrenci sayısı da artacak. 9 ay boyunca yıllık 3600 TL tutacak burs Eski Arçelikliler Derneği verecek. Öğrencinin, Makine Fakültesi’ne giren ilk yüzde 10-20 veya ilk 50 kişi arasında olmasına dikkat edilecek. 
Öğrencinın her dönem sonu 3.00/4.00 ortalaması veya ilk 20’de olması gözlenecek. Fon’a ilk elde 72 kişi katıldı. 100 TL’lik asgari katılım payı aranıyor. (Eski Arçelikliler Derneği, Garanti Bankası Selamiçeşme Şubesi, Hesap No: 846/6299069, IBAN no: TR16 0006 2000 8460 0006 2990 69)
***
   Oktay Yenal dergimizin yazarlarındandı ve iktisat tarihi üzerine de tanınmış bir isimdi. Dostları arkadaşları, Yenal için bir tanıtım filmi yaptılar ve bir toplantı düzenlediler. Ne yazık ki İstanbul dışında bulunduğum için Pazartesi günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan anmaya katılamadığıma üzüldüm.
Yenal’ın “çocukluk ve gençlik yıllarından yakın dostu olan Rahmi Koç, kızı Ayşe Yenal Vance, Mehmet Yaltır, Prof. Dr. Emre Gönensay, Burhan Karaçam, Refik Erzan, Şevket Pamuk, Bülent Gültekin, Ekrem Ekinci, Ayhan Çilingiroğlu gibi isimler, Oktay Yenal anısına düzenlenen toplantıda anılarını” paylaşmışlar.. Prof. Yenal, Robert Kolej’in ilk Türk Dekanı idi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi onun çalışmalarıyla sağlam bir temele oturmuştu. Yenal anısına çekilen “Geçim için Seçim İlmi” isimli kısa film ve “Değişik Yönleriyle Prof. Dr. Oktay Yenal” adlı belgesel gösterildi..
Yenal’ın kitapları: “Development of the Financial System” Four Studies on the Economic Development of Turkey (London; Frank Cass&co.1967); İktisat Siyasası Üzerine İncelemeler (1999); Ulusların Zenginliği ve Uygarlığı - Eğitim Boyutu (2003 ve 2010); Cumhuriyetin İktisat Tarihi (2003 ve 2010); Görünen Köyün Kılavuzu (2002); İktisat Penceremden/ Anılar - Düşünceler (2005); Hayal Penceremden/ Şiirler, Skeçler, Resimler (2009); Tiz perdeden Gümbür Gümbür (2011) Oktay Yenal Kitabı Söyleşi: Ersel Ergüz
Anısına sevgi ve saygıyla…
EN İYİ GENÇ ÜNİVERSİTELER
İngiltere’de yayınlanmakta olan,  Times Higher Education (THE) haftalık dergisi kuruluş tarihleri 50 yılı aşmayan dünyanın en iyi genç üniversiteleri sıralamasını açıkladı. Dünyanın en iyi genç 100 üniversitesinin yayınlandığı listeye 13.sırada Sabancı, 28.Bilkent ve 31. Sırada Koç Üniversiteleri girdi. Başarı listesi için dikkate alınan ölçütler:
1. Eğitim (eğitim kalitesi ve öğretim atmosferi): % 30;
2. Araştırma (bilimsel araştırmaların sayısı, fonları ve saygınlığı): % 30;
3. Atıflar (bilimsel yayınların diğer araştırmacılarca kullanım istatistikleri): % 30;
4. Uluslararası çeşitlilik (uluslararası öğretim elemanları ve öğrenciler): % 7,5;
5. Endüstri geliri (araştırma projelerine verilen finansal destek): %2,5.
ODTÜ 10 ALANDA BAŞARILI
Bir başka sıralama yapan İngiliz eğitim danışmanlığı şirketi, Quacquarelli Symonds (QS) farklı alanlarda en iyi üniversiteleri açıkladı. Dünya çapında 3.551 üniversitenin 36 ayrı bilim dalında değerlendirildiği ve her alanda ilk 400 üniversitenin listelendiği araştırmada, Akademik saygınlık, İşveren görüşü, yayın başına düşen atıf sayısı gibi kriterleri gözetilmiş. 14 alanda 9 Türk üniversite listede yer aldı. ODTÜ 10 alanda listeye girdi. ODTÜ 2 alanda en iyi 100 üniversite arasında. Ayrıca, İnşaat Mühendisliği ve Makine-Havacılık-Üretim Mühendisliği alanlarında Türkiye’den kendi alanında “Dünyanın En Başarılı 100 Üniversitesi” listesine giren tek üniversite.
Haber şöyle:
“Sıralamalarda, İTÜ 2 alanda (İnşaat Mühendisliği, Makine-Havacılık-Üretim Mühendisliği) ilk 150, 3 alanda (Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Malzeme Bilimleri, Yer ve Deniz Bilimleri) ilk 200, 1 alanda (Çevre Bilimleri) ilk 250, 1 alanda (Fizik ve Astronomi) ilk 300 ve 2 alanda (Matematik, Bilgisayar Bilimleri ve Bilgi Sistemleri) ilk 400; Bilkent Üniversitesi 1 alanda (Politika ve Uluslararası Çalışmalar) ilk 150, 1 alanda (Elektrik-Elektronik Mühendisliği) ilk 200, 3 alanda (Makine-Havacılık-Üretim Mühendisliği, İngiliz Dili ve Edebiyatı, Bilgisayar Bilimleri ve Bilgi Sistemleri) ilk 300 ve 1 alanda (Fizik ve Astronomi) ilk 400; Boğaziçi Üniversitesi 1 alanda (Elektrik-Elektronik Mühendisliği) ilk 250, 2 alanda (Makine-Havacılık-Üretim Mühendisliği, Bilgisayar Bilimleri ve Bilgi Sistemleri) ilk 300 ve 1 alanda (Fizik ve Astronomi) ilk 400; Hacettepe Üniversitesi 1 alanda (İngiliz Dili ve Edebiyatı) ilk 300 ve 1 alanda (Tıp) ilk 400; Koç Üniversitesi 1 alanda (Politika ve Uluslararası Çalışmalar) ilk 200; İstanbul Üniversitesi 1 alanda (Tıp) ilk 300; Sabancı Üniversitesi 1 alanda (Elektrik-Elektronik Mühendisliği) ilk 300; Ankara Üniversitesi 1 alanda (Tıp) ilk 400 üniversite arasına girdi.”

Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak dileğiyle..

Diktanın ve Özgürsüzlüğün En Somut Kanıtı


Bir süredir Hürriyet ile iktidarın liderleri arasında açık bir “çatışma” yaşanıyor. Bu ülkenin birliğini ve beraberliğini temsil etmekle yükümlü, sözde tarafsız ve partisiz Cumhurbaşkanı RTE ile AKP liderliğine ve başbakanlığa atadığı Davutoğlu, Hürriyet’in haberciliğine, manşetlerine, konuları verişine veryansın ediyor.. Miting alanlarında seçim malzemesi yapıyor, seçmen kitlesini Hürriyet’e, nesnel gazeteciliğe, basın özgürlüğüne karşı adeta kıştırtıyor; her zamanki gibi kamplaşma yaratmaya, nefret ekmeye ve bunlardan sandık oyu yaratmaya çalışıyor..
Tabii iktidara yapışık bazı basılı kağıt parçalarının da, bu kampanyaya “paralel” Doğan Medya’ya karşı aşağılık yayınlarını izliyoruz. Onlar zaten tam bunun için varlar.
Hürriyet de birinci sayfa yazılarıyla, sadece gazetecilik yaptıklarını iktidarın bu liderlerine anlatma uğraşı içinde..
Sadece bu görüntü bile, ülkemizde medyanın iktidarca tam bir çukunun içine itildiğinin, ve basın özgürlüğünün sıfırı tükettiğinin net fotoğrafıdır.
Bir iktidar üstelik kendisi ile de ilişki içinde olmayan bir manşete nasıl karışır, o manşetin nasıl atılması gerektiği konusunda fikir beyan eder, gazeteye saldırır? Bu sansür bile değil, tam bir yoketme politikasıdır..

Apaçık çarpıtma
Hürriyet, Mısır’da Mursi için verilen kararı “Dünya şokta, yüzde 52 ile seçilen cumhurbaşkanına idam” diye duyuruyor. RTE de miting alanında Hürrtiyet’e bindirdi ve haberi “yüzde 52 ile idam” biçiminde verdiğini söyledi. Aslında böyle bir başlıkla, Hürriyet’in bizzat kendisini hedef aldığı düşüncesinden hareket etti. “Ben de yüzde 52 oy ile Cumhurbaşkanı seçildim, demek benim de idam olabileceğimi ima etti..” biçiminde fikir yürüttüğü görülüyor. İşin ilginci, başbakanlığa atanan da aynı çarpıtmaya ortak oluyor.
Ki RTE aynı gün bir toplantıda Mısır’da halkının yüzde 52 oyuyla seçilen Mursi ile ilgili idam kararı verildi” cümlesini, yani Hürriyet’in başlığını aynen tekrar ettiği halde!
Gazetenin başlığı çok net.. Bunun yanlış anlaşılabilmesi mümkün değil. Ama maksat bağcıyı, yani Hürriyet’i ve sahibini dövmek, ama her fırsatta.. İlgisi olsun olmasın.. Nesnel gazeteciliğe saldırmak. Gazeteciliği batırmak, basın özgürlüğünün yerlerde sürüklendiği Türkiye’de ayakta hiç bir gerçek gazete bırakmamak; her türlü medyayı, yandaş medya çirkefliği içine sokarak batırmak; gazete okurunun güvenini sıfırlamak.
Muktedir, bunu yıllardır deniyor, ama halkın parasıyla satın aldığı, yandaş olmayan medyayı henüz istediği gibi batıramadığı ortada.. Hürriyet’te gerçek gazeteciler işbaşında olduğu sürece bu mümkün değil. Uşaklık ve yalancılık yapmaktansa gazeteciliği bırakmanın en namuslu iş olduğunu bilirler.
Patronu, her açıdan, hukuki, yasal, anayasal, insan hak ve özgürlükleri, anayasa hürdür sansür edilemez anayasa ilkesi, uluslararası dünyaya güvendiği dayandığı ölçüde, dimdik ayakta kalır, büyük destek bulur. En sonunda hep diktatörler, muktedirler, anayasaya yasalara özgürlüğe inanmayanlar yıkılıp gitmiştir ve gerçekler ayakta kalmıştır. Hürriyet, muktedirin ne saldırılarını, kayıplar hasarlar verse de atlatmıştır.

 “Özgürlükleri sonuna kadar savunacağız”
Ülkede henüz herşey çökmüş değil. Çökmez, çökemez de..
Bir de iktidar sahiplerinin Hürriyet’e “paralel ile işbirliği” suçlamasını yöneltmeleri ki, akla, “katilin psikolojik olarak suç mahalline gidip yakayı ele vermesi” trajedisini getirmektedir sadece. Evet paralelle işbirliğinden dolayı yargılanması gereken varsa, iktidarın ta kendisi olabilir! En büyük işbirlikçi!
Hem Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin hem Hürriyet imzasıyla, sıkı bir gazetecilik duruşu sergilenmesi umut vericidir, yasadışı muktedirlik uygulamalarına ancak karşı çıkarak, özgürlük, yasal ve anayasal haklar savunulabilir, geriletilebilir.
Gazeteciliği, haber verme özgürlüğünü savunmak bir nolu demokratik görevdir.
Bugün Muktedirlik korkusundan büyük çoğunluk, etkin kurumlar, yasa uygulayıcılar, suskunluk içinde ve boyun eğme eğiliminde. Bu gidişle yarın diktatörlüğün, halk üzerinde tam bir sopasına dönüşürler.. Paylaşacakları sadece iktidarın kaderi olabilir..
Ne utanç verici bir durum!
Hürriyet diyor ki: 
Eğer kastınız, Anayasa’nın güvencesi altında olan basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eleştiri özgürlüğü gibi haklarımızı kullanmaktan korkmak ise... Bu özgürlükleri hiç korkmadan savunacağımızı bilmelisiniz.”

Başka söz söylemeye gerek yok.

--21 Mayıs 2015 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

21 Mayıs 2015 Perşembe

Ermeni Meselesi Üzerine İki Bilge'nin Karşılıklı Yazısı, Kuban ve Güvenç

1) Doğan Kuban YazıyorErmenilerle Türkler

Annesini ve babasını Ermenilerin öldürdüğü, fakat yine bir Ermeni komşuları tarafından kurtarılmış, beni yetiştiren Zühre Ablam ve üniversitedeki en yakın arkadaşlarımdan Dikran Derzaveryan’ın anılarına.
Önce Osmanlı devletinin ve sultanlarının Türklerden daha güvenilir bulduğu Rum ve Ermeni uluslarının ve Yahudilerin, Kürtlerin ve hatta Arapların Türklerle ortak olarak yarattıkları karmaşık kültürün eşsiz, heterojen, çok dilli ve dinli özgün bir kültür olduğunu anımsayalım. Türkiye mimarlık tarihini Ermeniler olmadan yazamazsınız. Son dönem Osmanlı Musikisini de Ermeniler olmadan anlayamazsınız.
Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasının, henüz Avrupalılar tarafından planlanmadığı zamanlarda, Osmanlılar en çok Hıristiyanları değil, müslüman ve Türk Alevileri öldürdüler. Bunu da anımsayalım.
19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunu parçalama yöntemleri Rus Çarlığı, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya ve Amerika tarafından tartşılıyordu. Daha önce Ruslar kendilerini Ermenilerin hamisi ilan etmişlerdi. ‘Avrupa’nın Hasta Adamı’nın egemenliğindeki Hıristiyanların kurtuluşu bir ortak Avrupa projesiydi. Tanzimat Reformu Hıristiyanlara verilecek yeni statülerle ilgilidir. Ruslar 1878-79’da İstanbul kapılarındaydı. Erivan’ı da Osmanlılardan almışlardı. Osmanlı Maliyesi Avrupa kontroluna geçti. Avrupa emperyalizmi İmparatorluğu Kuzey Afrika’dan attı. Kıbrıs elden çıktı. Bulgarlar Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Çatalca’ya geldiler.
Amerikalılarının Anadolu’da kurdukları kolejler, Kürt isyanları, Hınçak, Taşnak partileri, Van isyanları, Rusların Van işgali, 1915 Çanakkale Savaşı ve Türkleri Orta Asya’ya geri gönderme teşebbüsleri sırasında, İttihat Terakki, savaş içinde Tehcir’le birlikte bazı cinayetler de planlamış olabilir. Savaş ortamında ve Türk kültür ortamında pek çok cinayet olduğuna da inanıyorum. Daha dün Hrant Dink öldürüldü. Planlı olarak öldürülen Ermeni aydınlar da vardır. Türk düşmanı Hıristiyanlar olduğu gibi Hıristiyan düşmanı Türkler de var.
Liseden başlayarak Ermenilerin varlığını yaşayarak biliyorum. Fakültede üç arkadaşım Ermeni idi. Ve İstanbul’da büyümüşlerdi. 1965’de Sivas’tan gelen Ermeni öğrencilerim vardı. Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkler arasında Ermeni düşmanlığı olduğunu biliyorum. Fakat benim sınıfımda beş yıl böyle bir düşmanlık görmedim. Öldürülen milyonlar savı ise, Osmanlı Anadolusu’nun o zamanki nüfusu bağlamında dayanaksızdır. Devlet politikası Ermeni düşmanı ise bir çok işgüzar cani de olabilir. Fakat soykırım politik amaçlı bir yalandır. Bu yalanların benzerini kısa bir süre önce Irak’ta gördük.
Raymond Kevorkian’ın ‘Le Génocide des Arméniens’ (Ermeni Soykırımı) 2006’da yayınlanmış çok ayrıntılı bir kitap var. 1167 sayfa. Bütün eline geçenleri sayısal bilgileri yayınlamış. Hepsi Ermeni kaynaklı. Ermeni nüfusu İki milyon. Nüfusun ağırlığı Doğu Anadolu ve Suriye’de. Sonra Orta Anadolu’da. Sonra da İstanbul’da. Öldürülenler sadece erkek. (En çok 800 000’in %20 si). Kadın ve çocuk yok. Çoğunluğu Savaş bölgesinde.
Soykırım dünya tarihinde bir tanedir. Hitler ve Nazi rejimi sadece Almanya’da değil, işgal ettikleri bütün ülkelerdeki Yahudileri toplayıp, dünya Yahudi nüfusunun dörtte birinden fazlasını yok ettiler. Soykırım Tanımı, Almanların yaptıklarının tanımıdır. Şimdi Hıristiyan emperyalist bir çabayla Türklere bulaştırılıyor. Bu bir düşmanlık kışkırtmasıdır. Tarihte düşman bildiklerini en çok öldüren Avrupalılardır. Hem birbirlerini, hem de diğerlerini. Türkler onları geçemez.
Her fırsatta Avrupa düdüğü çalanlar Kevorkian’ın kitabını ciddi olarak incelesinler!

2) Bozkurt Güvenç yazıyorSoykırım ve Türkiye

Kartacalı bir Terence. ”Ben ötekiyim; insanca şeyler bana hiç yabancı gelmiyor!” sözleriyle anılır; oysa, bireyler, toplumlar, dinler ve devletler, tarih boyunca kendi varlıklarını “ötekilere karşı” görmüşler; hatta, ötekinin bulunmadığı durumlarda, kendi soydaşlarını ötekileştirmişlerdir. Toplum bilimci Gellner, Arab dilinde “herkesin herkese karşı olduğu”;  İnsanbilimci Levi-Strauss ise, insan dünyasındaki en yaygın ilişkinin, “Ötekilere karşı BENolduğu görüşünde buluştular.
 Türkler de Tarih Sahnesi’nde dünyayı “öteki” olarak görmüş ve öyle görülmüştür. Tarih, –şöyle olsaydı böyle olurdu değil– “öteki”lerin savaş öyküsüdür. İkinci Dünya Savaşı’nda, Almanya’nın Yahudi soy (genus)’unu yoketme girişimine “genocide” (soykırım) adı verildi.
Hristiyan Batı’nın, “Öteki” olarak gördüğü Osmanlı Yönetimi, doğuda savaşan ordusunu arkadan vuran Ermenileri tehcir etmek zorunda kalmıştı. 1915 yılında yaşanan olay, bugün, “Türklerin Ermeni Soykırımı” olarak tartışılıyor.  Soykırımı kabul eden parlamentolar, etmeyenleri cezalandıran yasalar çıkarıyor. Esef  ve utanç verici tarihi olayı büyük bir savaş felaketi olarak yorumlayan Türkiye ve İsveç gibi ülkeler yanında, “soykırım” suçlamasını kabul etmeyen tanınmış kimi tarihçiler,  Zorunlu Göç olayının uluslararası bir mahkemede usulünce yargılanmasını öneriyor. Ancak, Ermenistan Yönetimi ile Fransa ve ABD’deki Ermeni Diaspora’sı (sağ kalanları), yargılamaya yanaşmıyor, çağdaş deyimiyle “Yargısız veya siyasal İnfaz” da israr ediyor; Türk Soyu’nun kırılmasını istiyor.
Halen dünyamızda milyonlarca insan ölür ve öldürülürken, Türklere reva görülen bu post modern soykırım suçlamasının tarihi gerçekliği var mıdır?
Oldu/olmadı tartışması değil;  geçmişte neler, neden, nasıl olmuştu?
İslam’ın, İspanya üzerinden Avrupa’ya yayılmasını Fransa’dan geri çeviren Hristiyanlık, Bizans’ı fetheden Müslüman Türkleri Viyana’da durdurabildi (Karlofça1699). Osmanlı Devleti (Küçük Kaynarca’da 1774), yönettiği Hristiyanların himayesini Rusya’ya bırakınca… Osmanlı mirasından aslan payını alan Britanya, “Doğu Sorunu” politikasını uygulamakta gecikmedi (Anderson, Eastern Question 1774-1923, Türkçe çevirisi, YKY 2000).
Yunan ve Mısır isyanları ile başlayan çöküş, Balkan savaşlarıyla hızlandı.
Ermeni Milliyetçiliği (M. Perinçek), Balkanlardaki gelişmelerden beslendi.
Yarı-sömürgeleşen Osmanlı (Çavdar), Tanzimat’ta Avrupalı olmaya çalışırken, Kardinal Newmann, Vatikan Devleti’ nin “Türkleri, yoketmek zorundayız”* görüşünü açıklamıştı. İngiltere, Fransa ve Rusya, Avrupa’nın “Hasta Adamı”nı yoketmeye karar sürecinde, savaşa katılmaları karşılığında, Ermenilere bağımsızlık vaat etmişler. Oysa, Türkler, Ermenilerden önce davranıp, “Osmanlı boyunduruğundan kurtulan son millet!” olunca (B. Lewis 1963), Ermenilere bağımsızlık sözü Lozan’da tutulamadı. ASALA, aldatan Batı’dan değil, Türk diplomatlardan intikam aldı (Uluçevik).
Olayın senaryosunu yöneten ve Malta (1919) yargılamasında tehcir‘in soykırım olmadığını ilan eden İngiltere, davanın yargıya taşınmasını neden istemiyor? Prens Charles, 24 Nisan’da Erivan’a değil, Çanakkale Şehitlerine  geldi. İki yüzlü Batı, Ermeni soykırımını hangi etik/yasal gerekçelerle destekliyor acaba?  
Özetle, değerli okurlarım, savaşlarda milyonlar öldü, öldürüldü. Ama soylar tükenmedi. Sorun soykırım değil, Savaş mı yoksa barış mı? Şair Vladimir Mayakovski, Ölmek, öldürmek kolaydır; zor olan, yaşamak ve yaşatmaktır!” deyip intihar etmişti. Gelin, biz yaşamı seçelim, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Yurtta barış dünyada barış ” ülküsünü savunalım.

*Newmann, J. Henry, “Hristiyanlık Açısından Türk Tarihi.” Dublin, Dufy 1854. (Özet için bkz. B. Güvenç, Türk Kimliği, 2010: 311-34.)