Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

21 Ocak 2020 Salı

Bütün Trakya’yı alın, aman yabancıya gitmesin! Kanal, ABD projesi savaş gemileri


 21 Ocak 2020 Salı / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı

Kanal ve savaş gemilerine Karadeniz özgürlüğü
Şu ‘Kanal’dan yakamı kurtaramadım! Tam Saray’a halkla ilişkiler konusunda tavsiyelerde bulunacakken, Hazal Ocak bombayı patlattı, Berat Albayrak bey “yabancıya gitmesin” diye 13 dönümlük arsayı kapatmış. Maliye Bakanıdır, geliri gideri, nereden nasıl para kazanılacağını hepimizden iyi bilir. Kaça aldı ve şimdi satılığa çıkarsa kaça gider. Kaç kat fark yarattı... Bir kısa bilgi ile bu merak giderilebilir.. Alış zamanı da, 2011 de Çılgın Proje diye açıklandı ve 2012..
İktidarda olmanın ganimeti mi desek, bilemedim.
Geçen ay Belediyelere Kanal bölgesinde arsa alımı satımı ile ilgili “araştırma- bilgi edinme- kısıtlaması” getirildiğinde önemli bir şeyler saklanıldığı belli olmuştu. Şimdi çantadaki büyük balık bu mudur, yoksa başka kimler var. Büyük Türk Büyüklerinin isimleri peyderpey anladığım kadar gazete manşetlerinde sıralanacak. Tabii eğer bu haberlere toptan bir yasak gelmezse..
Kanal’ın bu arsa yönü... Aslında Kanal’ın büyük çoğunluğu arsa ve rant ile ilgili.. Bir kısmı ise siyaset üzerinde epey tartışıldı...

Kanal’ın iki yönü: Rant ve askeri
1)       Kanal esas sivil – yük gemileri geçsin diye yapılmıyor. İki tarafında aşağısında yukarısında yeni ve zengin kentler kurulsun diye yapılıyor. Arabistanlılara, iktidarın altında paradan sarhoş olanlara, zenginlere... 
2)       Dolayısıyla Kanal’ın İstanbul’un geniş yoksul kesimlerine zerre yararı yok, tam tersine yoksullaştırıcı yükü var. İstanbul’da yaşayanlara da daha fazla sıkışıklık, darlık, belediye bütçesi yetmezlikleri, daha çok yaşanmaz bir kent..
3)       Kanal, Trakya’yı tarım olarak bitirecek. Berat beyin 13 ve artı Pederinin 3= 16 dönümlük payı arsayı bir tarım arazisi olmaktan çıkarmıştır. Zaten hükümet bu işi de yasal olarak hemen halletmiş.

Deprem’in etkisi

4)       Kanal depremle çöker mi bilmem, bu konuda rivayet muhtelif. Ama Anadolu’nun batıya doğru yılda ortalama 2,5 cm göçünün altında dört yönlü olarak ne kadar eğrilir bükülür, gerilir, açılır hesabını jeologlar yapsın.
5)       Kanal bölgesi, Marmara fayının ışınlarının vurduğu yerlerdir. 1999 Gölcük Depreminin İstanbul’a etkisi doğrudan Avcılar bölgesi olmuştur. Fayın Marmara’da iki bölümlük kırılma olasılığına en yakın olan da Silivri ve çevresidir. 7’lik, 7,2’lik, 7,4’lük depremin ışınlarının darmadağın edeceği bölge de buralarıdır.
6)       Kanal üzerinde planlanan onlarca köprüyü, büyük bir deprem zincirleme kanala mı gömer ne olur bilmiyorum. Deprem, Kanal’ın insan yapımı betonlarını, ayaklarını ne derece sever bilmiyorum.

ÇED bir çöptür
Çünkü bağımsız değildir ve iktidarın talimatlarıyla hazırlanmıştır. “Kanal’a çok inanıyorum” diyen bir şirketin patronu tarafından yapılmıştır. Daha baştan doğruluğuna inanılan bir kanal için CED raporu hazırlanmıştır. Oraya katkı veren bilim insanları ortada yoktur, sadece hayaletleri dolaşmaktadır. Hiç birini bulup konuşulamamaktadır.
Kanal’ın siyasi yönü ve buradan türetilmeye çalışılan Amerikancılık çok önemlidir:

Amerikan savaş gemilerine kanal

ÇED raporuna bir de Saroz Kanalı eklenmiştir. Bu iktidarın rapora koydurduğu projedir. Mehmet Ali Güller yazdı bu konuyu.
Kanal’ın yapımına büyük projelere kaynak aktaran bir Amerikan şirketi talip çıktı.
İktidar, siyasi ve askeri olarak, Montrö’nun bağlayıcılığından kurtulmayı planlamaktadır.
Çanakkale ve İstanbul boğazlarını kullanmayacak mesela Amerikan savaş gemileri, Saroz – İstanbul kanalı su yoluyla istediği kadar Karadeniz’e çıkabilecektir. Hiç bir Montrö kısıtlaması olmadan. İstediği kadar Karadeniz’de kalabilecektir.
Amerikan şirketinin ortaya çıkışı rastlantı mıdır, bilmiyorum. 
Bu kanalın açılmasını yıllar önce gündeme getiren de aynı zamanda Amerikalılar olduğuna göre, arka planda ABD’nin finans desteği görülüyor. Bir an önce...
Amerikan siyasetçileri, büyükelçileri konsolosları, 1990’lı yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ı hiç yalnız bırakmadılar. FETÖ darbe girişimi boşa çıktıktan sonra, şimdi yeniden eski ilişkilere geri dönülmektedir.
Bu açıdan bakıldığında Kanal konusu, aynı zamanda, savaş gemilerine çcağı özgürlük açısından bir Amerikan projesidir.
Bu yönü ile Kanal Karadeniz ülkelerine düşmanlığı taşıyacaktır.
Dünyada savaş hayaletlerinin dolaştığı bir dönemde..

Cumhurbaşkanı kendini İstanbul’un da Belediye Başkanı sanıyor


20 Ocak 2020 Pazartesi / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı
Cumhurbaşkanı İstanbul Belediye Başkanı iken bir Bakan’a “İstanbul’la ilgili her şeyi benimle konuşmak zorundasınız. Ben şehrin belediye başkanıyım, beni aşmazsınız” diyordu. O dönemde de bu ülkenin bir Cumhurbaşkanı vardı, Başbakanı ve Hükümeti vardı! Bunların hiç biri İstanbul’u sana bırakamayız demedi...
Ama şimdi Kanal İstanbul üzerinden, İstanbul’a sahip çıkmayan isteyn seçilmiş İmamoğlu’na “İstanbul’un projeleri bu şehrin mahalli yönetimlerine bırakılamayacak kadar önemlidir” diyor, şaşırdık mı?
İstanbul, AKP’nin tüm servetini İstanbul üzerinden kurduğu ve iktidara yürüdüğü kenttir. Bu kentin, ebedi ve ezeli dünyanın en büyük rant kaynağı olduğunu, bu rantı kentle paylaşmak yerine kendine akıtmanın neler yarattığını bilir.
Cumhurbaşkanı İstanbul’u kaybettiğini hiç bir zaman kabul etmedi. İktidar 31 Mart seçim sonuçlarını elinin tersiyle itti. Böylece Milli İrade diye göklere çıkardığı  ve demokrasiyi sandığa ve sonuçlarına tapınmaya indirgediği millet iradesinin, kendileri açısından öyle har zaman “matah bir şey” olmadığını ilan etmiş oldu.
Cumhurbaşkanı zaten demokrasiyi, istediği istasyon gelince inilecek bir trene de benzetmişti.
31 Mart 2019 İstanbul, inilen istasyonun adı olarak tarihe geçti.
Umarım bu tarih kalıcı değil geçici olur.

İmamoğlu ihanet mi etsin

Ama tartışmalı durum da sürüyor. Seçilmiş Belediye Başkanı’nın ve dolayısıyla İstanbul halkının, burada yaşayanların Kanal’a itirazlarını, iradesini hiçe sanıyor, itirazların zerresini tartışmıyor. Bu aynı zamanda seçim sonuçlarını yine elinin tersiyle itmek demektir.
Asgari şunu yapması gerekir. Daha çoook önceden İmamoğlu’nu çağırır, planı programı ortaya koyar, İstanbul’a kazandıracakları kaybettirecekleri maliyeti depremi Montröyü Trakya’yı vb ne varsa karşılıklı görüş alış verişi yapar, itirazları alır, akıl ve ülke yararı süzgecinden geçirir..
Cumhurbaşkanı için böyle bir şey hiç olabilir mi?
İstanbul’un geleceğini kaderini  etkileyecek belirleyecek maddi olarak da dünyanın en büyük projelerinden birini, İstanbul tartışmayacak da, bu millet ve ülke tartışmayacak ta, itirazlarını açıklamayacak ve sonuçta karşı çıkmayacak ta, başka ne olacak?
İmamoğlu seçmenine İstanbul’a ihanet mi etsin!

“İktidara gelemeyeceksiniz”
Yine Kanal üzerinden şöyle demişti geçen ay: “..daha şimdiden birileri yapamazsınız diyor. Müteahhitlere de tehdit savuruyorlar. 'Sakın ha bu ihalelere katılmayın. Katılırsanız biz iktidara geliyoruz, gelince bu aldığınız ihaleyi iptal ederiz.' Yahu sen zaten iktidara gelemeyeceksin ki. Bu millet size bu ülkede iktidar vermez.”
Niye vermesin? İstanbul’u, Ankara’yı, dizi dizi Büyükşehiri sizden aldı muhalefete verdi. Başarısızlığınızı tescilledi. İktidardan düşürdü. Türkiye’yi yerelde muhalefet yönetiyor!
Yoksa iktidar, seçimler bir şekilde olursa, muhalefet iktidar hayali görmesin, allem eder kallem eder vermeyiz, terörist deriz, fetöcü deriz, belgeler uydururuz, yargılarız, içeri atarız, sandık sonuçlarını muhalefetin istismar ettiğini belgeleriz, size de kayyum atarız..” mı dersiniz..
Şüphesiz bunların hiç biri gerçekleşecek değil. Bu düşünceleri cebinde taşıyanlar seslendirenler var... Küçük ortak var... Hepsi çöp.

Ülke yoksullaşacak
Cumhurbaşkanı, ülkeyi büyük bir mali ipoteğin altın sokacak Kanal İstanbul’un maliyeti 75 milyar diyor. Türkiye’de hiç bir proje öngörülmüş ihale edilen bedelle bitmedi. Sağdan soldan bu işleri bilenler en az iki ile çarpın diyor: 150 milyar. Hele bu asla maliyeti öngörülemez bir projedir. Türkiye’yi esir alır.
Şunu mu yapacaklar, bir küçük bölümü devlet ihalesine çıkartacaklar. Kazmayı da vurmuş ve sözlerini tutmuş olacaklar.
Şu kesin: Ülke daha da yoksullaşacak ve yoksul zengin uçurumu derinleecek.