Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

16 Eylül 2019 Pazartesi

Bilimde yerimiz epey perişan, nesnel bir tablo, Nature Index 2019



15 Eylül Pazar 2019 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

Bilimsel mesleki dergilerde yılda 45 bini aşkın “araştırma makalesi” yayınlayabilirsiniz. Türkiye bu durumda. Sonra da bilimsel makale sayımız hiç de fena değil, mesela dünyada 17., 18.durumdayız, bak işte Türkiye’de bilimsel araştırma yapılıyor, diye övünebilirsiniz. 
Hayır yapmayalım bunu. İyi durumda değiliz, isterseniz makale yayınlama açısından ilk 10 ülke arasına girin. Doğru bir değerlendirme yapmış olmazsınız.
Peki nedir doğru değerlendirme? Sayıyı dikkate almayacağız da neye göre değerlendireceğiz?
Araştırmalarınızın yarattığı etki, bilim dünyasında kullanılma derecesi, yeni fikir ve çalışmalara açtığı yollar.. Ve şüphesiz ki, yüksek değerde araştırmalarınızın aldığı ödüller, övgüler, patentler vb. Tamam bir temel bilim araştırmasında patent gibi sonuçlar zor olabilir, zaten patent alacağım diye de araştırma yapılmaz, ama değeri yüksektir..
Dünyada araştırma makaleleri yayımlayan binlerce “mesleki dergi” var. Dahası bazıları tamamen ticari, ver parayı makaleni basalım cinsinden.. Türkiye adresli binlerce emakale bu tür dergilerde yayımlanıyor!
Bu tür dergilerin okunma değeri çok az veya sıfır.
Peki bir araştırma makalesi neden bu tür dergilere gönderilir?
Çünkü, araştırmanın değeri düşük, önemli, okunur, ciddiyeti yüksek bilim dergilerinde yer bulamadığı için…

36.sıradayız

Ama, yüksek nitelikli bilimsel dergileri dikkate alan bir değerlendirme var. Ünlü bilim dergisi, epey bir süredir Nature Index hazırlıyor ve yayımlıyor.
2019 Index’i yeni yayımlandı. Bu Index’te etki değeri çok yüksek 82 bilimsel dergide yayımlanan 59.278 araştırma makalesi dikkate alındı.
Bu toplam içinde Türkiye adresli sadece 70 araştırma makalesi bulunuyor. Yani toplamın binde biri civarında makalemiz var.
Herkese Bilim Teknoloji dergisi (haftalık olarak yayımlanıyor, (web adresi www.herkesebilimteknoloji.com) bu haftaki ikapak konusunu Prof. Dr. Esen Ercan Alp’ın Nature Index değerlendirmesine ayırdı.
Bilimsel araştırmalarda nesnel - gerçek bir fotoğrafını görüyorsunuz ülkemizin.
45.000’i aşkın toplam makale sayısında dünyada 18.olabilirsiniz..
Ama değer ve önem açısından ise, buna göre, dünyada 36.sıradayız. Avrupa’da ise 19.sırada.
Neden sadece bu 82 dergi seçildi analiz için?
Alp diyor ki: “Bu 82 dergi, toplam dergilerin sadece %1’inden daha azını teşkil etmekle birlikte, toplam bilimsel alıntıların (yayınlanan makalelere yapılan atıfların) %30’una sahiptir. Bu 82 dergi içinde de sadece birinci derecedeki yayınlar (makaleler) ele alınmıştır. Haber ve yorum şeklinde çıkan yayınlar sıralamaya dahil edilmemişlerdir.”
Avrupa’da 19.sıradayız dedik. Biz 80 milyonluk bir ülkeyiz. Bizden çok daha az nüfusa sahip ülkeler ise bizim önümüzde. Mesela Yunanistan! Macaristan ve Slovenya arasında bulunuyoruz.
Iran bizim iki katı yüksek değerde araştırmaya sahip! 109 yayını var ve 31.sırada
Ayrıca bu Index’te üniversiteler de var. İlk 500 içinde hiç bir üniversitemiz yok.
Esen Ercan Alp diyor ki:
Sıralamaya “giren kurumlarla aramızdaki fark da çok büyüktür. Örneğin Orta Doğu Teknik Üniversitesinin ilk 500’e girebilmesi için yapması gerekli atılım, bu üst düzey dergilerdeki yayın sayısını 4-5 misli arttırmasını gerektirmektedir. ODTÜ ile MIT üniversitesi arasında bilimsel yayın açısından 115 misli fark.. 20. sırada yer alan Danimarka’ya yetişebilmemiz için yayın sayısını 6 misli arttırmamız gerekiyor. Danimarka ile Türkiye’nin nüfuslarını da hesaba katarsak (5.8 milyon’a karşılık 82 milyon), aradaki farkın aslında 100 misli olduğunu gözlemleriz. Bu hedefe bugünkü yaklaşım ve yatırım düzeyi ile ulaşmak zor görünüyor.”

Nitelik önemli

Ekonomik büyüklükte ilk 20 ülke içinde olmakla övünüyoruz. O zaman bilimsel başarım konusunda da ilk 20’de olmalı değil miyiz?
Diyeceksiniz ki sayısal büyüklüklerle niteliksel büyüklükler birbirinden çok farklı! Çok doğru! Başka alanlarda da ülkemiz 40., 50., 60., 100.sıralarda! Demokrasi, hukuk, yargı, basın, yüksek teknoloji üretimi vb…
Bir de üniversite syımızla övünüyoruz, her ilde ünivresitemiz var, istanbul’da onlarca! İlçelere doğru yayılmaya başlayacağız!
Alp diyor ki: “Türkiye’nin ilk 15 üniversitesi 52 makale ürettiğine göre, geriye kalan 190 üniversite toplam 17 makale üretmiştir. Yani bu üniversiteler her 11 yılda ancak bir tek ciddi yayın yapabilecek güçteler.”
Yarın devam edeceğim..


14 Eylül 2019 Cumartesi

Yeni partiler ve AKP iktidarının sonu, Davutoğıu, Babacan


11 Eylül Perşembe 2019 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

Yeni parti kuruluşlarına giderken - 3

 Çok hızlı siyasi gelişmeler yaşıyoruz. Öncelikle AKP’den kopan siyasetçilerin yeni parti girişimlerinin hızla ilerlediği bir ortam oluştu. Zamanıdır, çünkü bu politikacıların bir iddia sahibi olabilmesi için önlerindeki zaman sınırlıdır, eğer normal geçerse siyasi ortam ve ülkede büyük çalkalanmalar olmazsa, ilk seçimlere kadar ancak siyasi olarak vücut bulabilir ve ilk seçimlerde sahnede yerlerini alabilirler.
Davutoğlu ve 3 arkadaşının AKP’den ihracı gündemde.
İlk kez AKP’de böyle bir olay yaşanıyor, hem de Başbakanlık ve Parti Başkanlığı yapmış bir siyasetçi, arkadaşlarıyla birlikte partiden atılıyor. Gerekçelerine baktığınızda, derin tutarsızlıkların yanısıra, Parti içi düşünce ayrılıkları veya farklı görüşler olarak değerlendirilebilecek bir dizi açıklama, atılma gerekçesi.
Savunma yapsalar da salt bir dörtlü açıklama ile yetinseler de, partiden atılacakları kesin.

Babacan yeni yüz mü?

Babacan ise ilk kez bir gazetenin manşetine çıktı. Karar gazetesine açıklamalarda bulundu. Farklılıklarını ortaya koydu. Baktığınızda AKP’nin bugünkü eleştirilen politikalarını parti politikaları olarar gündeme getiriyor. Bir nokta, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aktif olarak partide yer almayacağını öğreniyoruz. Ama Gül arka planda aktif siyasi kişilik ve ağır top olarak partinin arkasında kalacaktır.
Babacan, yeni bir yüz olarak siyasi piyasasadır.
2015’de AKP’nın vitrinlerinden dışlanmıştır, AKP’nin “başarılı” saydığı zamanlarına sahipi çıkmaktadır ve bugün AKP ve liderinin Türkiye’yi soktuğu çıkmazlardan kendisini ayırmaktadır.
Babacan’ın Türkiye’yi düzlüğe çıkartacak bir program ve politikasını bilmiyoruz. Ekonomiden o kadar sorumlu olduğu yıllar boyunca, Türkiye’nin bugünkü açmazlara düşmemesi için olumlu ne yaptığı sorgulanır. Demek istediğim, bugünkü ekonomik çöküşteki payını saklayamaz. Fakat, geçmişteki sorumluluklarında neyin yanlış yapıldığı konusunda bir açıklaması olacak mıdır, bilmiyoruz. Bu, geçmiş yanlış uygulamalardan ders almak açısından önemli.
Türkiye durmadan dışarıdan para akacak ülke değildir. Dünyada da, böyle bir ülkenin varlığını parmak sayınızla gösterebilirsiniz.

Bülent Arınç, AKP’ye ayna tutuyor

Bir de Bülent Arınç’ın açıklamalarıyla da AKP karıştı. Arınç, Canan Kaftancıoğlu’nun yargılanamasına ve cezalandırılmasına karşı çıktığı gibi, Ahmet Türk’ün terörle ilgili olmadığını vurguladı.
Arınç aslında partisini cendereden kurtaracak politikalar öneriyor, ama AKP yöneticilerinin bunları duymaya tahammülü sıfır.
Arınç’ın konuşması, iktidarın aslında içinde bulunduğu çıkmazları, hukuku, yargıyı siyasi amaçlı kullanmasını da sergiliyor.
Her şeyden önce yukarıdaki tablo, AKP ve liderinin düşüşünün derinleştiğini gösteriyor.
Daha şimdiden yeni kurulacak partilerin, özellikle de Babacan- Gül’ün hangi ittifakta yer alacağına ilişkin yorumlarla dolup taşıyor gündem.
Devlet Bahçeli “Cumhur ittifakına katılacaklar” derken aslında isteğini açıklıyor.

Önemli gelişmeler yaşayabiliriz

Önümüzdeki 4 yıl önemli gelişmelere gebe gözüküyor. Bunların neler olabileceği konusunda şimdiden ülkeyi gerici savlar ileri sürmenin de anlamı yok.
Eskiyen ve ülkeyi yoksullaştıran, geren, suçlayan, ifade özgürlüğünü hiçe sayan ve insanları durmadan içeri atan bir iktidarın, millet söyleyeceği yeni bir sözü yoktur.
 Cumhurbaşkanı önümüzdeki dört yılı içinde ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak toparlaması ve yeniden umut olması imkansıza yakındır.
Ben yeni partilere doğru AKP’ye oy veren seçmenden önemli kopmalar olacağını varsayıyorum.
CHP’li belediyelerin başarılı olmaları durumunda da CHP’yi yükselten etki yapacaktır.




11 Eylül 2019 Çarşamba

Gül – RTE çatışmasına kısa bir bakış, yeni partiler doğarken - 2


10 Eylül Salı 2019 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı
  
AKP’nin doğurduğu yeni parti kuruluşlarına giderken - 2

 “Gül- Davutoğlu ve RTE ilişkisi gündeme oturdu… Biliyoruz ki RTE 4 yıldır Gül’ü, AKP dışına çıkarmak için uğraştı ve bunu başardı. Fakat siyaset iniş ve çıkışlar olayıdır. Dinamiktir. Bir yerde nokta konur, ama yeni bir parantez açılır ve oyuncular yeniden sahne alır. RTE, Davutoğlu’nu Parti liderliğine ve Başbakanlığa getirerek Gül meselesini noktalamıştı. Neden? Çünkü her ikisi de “lider”, “tepeye oynayan/çıkan” politikacılardır. Tepelerde iki lider olmaz. Hele RTE tipi politikacılar, çevrelerindeki bütün eski-yakın arkadaşlarını genellikle tasfiye ederler. RTE için önemli olan tek şey var: dediklerini yapacak insanlar..
Gül’ün kendine özgü tarzı var, kavgacı değil, ılımlı. Etkilenmeye açık, topluma daha çok kulak verir. RTE’nin tersi.”
Geçmişte RTE ile yaşadığı “siyaset çatışması”nda kavgacı olmadı. Tarzı değil. Ayrıca RTE’nin yıldızının yükseldiği dönemlerde onunla çatışmaya girilmez. Bunu bilir. Ama geçmişte, RTE karşısında alternatif siyaset ve düşüncelerini söyleyerek, kendi “siyaset programını” epey inşa etti, mesajlarını verdi ve farkındalık yarattı. Cumhurbaşkanlık süresi bitince de, köşesine çekildi.
Fakat Gül siyasetçi, 70-80 yaşında değil ki köşesine çekilsin. Yaptığı, bir “geri dönüş” için koşulların olgunlaşmasını beklemek. Gül, siyasete geri dönecekse, şüphesiz lider olarak döner..”
***
Yukarıdakı satırların hepsi, 9 Mart 2014’de Gül, Tek Seçenek mi? başlıklı yazımdan alıntı.
Şimdi de 16 Haziran 2015 tarihli “Gül – RTE: Uzun süren çatışmanın son aşaması” yazımdan bir alıntı yapıyorum:

         Bilek güreşinin zamanı var

..Epey Gül tartışacağız... Erdoğan dobra adam, gizli saklısı yok, biliyoruz onu; ama Gül öyle değil, saman altından su yürütüyor.. görüşü yaygındır. Ben öyle bakmam, hatta yanlış bulurum.
Erdoğan ne kadar ilişki kurularak etkilenmesi zor, kendi doğrularında eğilmez bükülmez, uzun vadeli hedeflerine kilitlenmiş, bunun için de ezer geçer-kutuplaştırır.. köklü dini inançları doğrultusunda ne pahasına olursa olsun ülkeyi dönüştürür bir kimse ise..
Gül ise yeni koşullarda yeniden durum muhasebesi yapabilen, yeni duruma uyum sağlayabilen, toplumsal ve siyasal olarak etkilenebilecek insandır. İslam dünyasında yaşanılanlara bakışı farklı ve reformcudur. Hatta, İslamın ortaçağından bahsetmiştir. Gül’ün toplumsal mutabakata daha yakın bir duruşu var. Erdoğan amacına ulaşmak için ne kadar kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı olmaktan çekinmezse, Gül de o kadar gerektiğinde uzlaşmacı olabilir. Gözlemim ve değerlendirmem bu..
Örneğin Gezi Direnişi’nde RTE Kuzey Afrika’da iken Gül ve diğerleri uzlaşmacı oldu, ama RTE döndü ve adeta savaşı başlattı! Bütün rezaletler ve ölümler birbirardına geldi, acılar yaşandı.
RTE ile Gül arasındaki siyasi ilişkilerin “kardeşçe” olduğunu hiç düşünmeyin. RTE, Cumhurbaşkanlığı döneminde Gül’e siyasetin kapılarını hep kapamıştır...
Gül ile Erdoğan arasındaki ilk önemli olay, Şike Yasasının yeniden düzenlenmesi sırasında patlamıştı. Gül, ikinci şike yasasını ilk kez bütünüyle Meclis’e gönderecek, değiştirilmesini isteyecek, ama Erdoğan yasayı Meclis’ten olduğu gibi geçirerek yeniden Gül’e gönderip yasalaşmasını sağlayacaktı. Bu, aralarında ilk ciddi bilek güreşiydi. (RTE kazandı)
RTE bununla kalmadı, Gül’ün görev süresini 7 yıl uzattırdı ve Gül’ün yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesini de yasakladı...   
RTE Gül’e siyasetin, partinin yolunu hep kapadı. Cumhurbaşkanlığı bitince de, Parti’ye dönmesinin önünü kesti mesela! Gül, RTE’nin en büyük rakibiydi, tek adamlığında Gül’e hiç bir yer yoktu.
Gül, gücünün zirvesinde olan bir kişiyle güreşmek için mindere çıkmayacak ve bekleyecekti.”

Zaman şimdi olgunlaştı
Bu yazımın sonunda, 2015 Haziran seçimini AKP’nin kaybettiği koşullardan yola çıkarak “İşte şimdi günler geldi. RTE güç ve Partisi iktidarı kaybetti. AKP yeni arayışlarda, doğal olarak. Yeniden yapılanmasını ve Kurtuluşunu Gül’de arayacaktır. Nasıl, hangi koşullarda, göreceğiz,” yazmışım!
Biraz erken olmuş bu sonuç.
RTE iktidarı vermemiş, 4 y süren karanlık bir adet iç savaş ve bombalama kitlesel cinayetler dönemine girmiş ve 2 Kasım’da yenilenen seçimlerle iktidarı geri almıştı.
O günler esas şimdi geldi! Bu alıntıları geçmişi anımsamak için aldım.
Gül, siyasete AKP dışında soyundu epeydir.. Cumhurbaşkanlığı adaylığını anımsayın. Çünkü AKP neredeyse tamamen RTE severlerin partisine dönüştü, adeta bir demir çekirdek, ve hem Davutoğlu hem Gül, şüphesiz Babacan ile birlikte fiilen harekete geçti.
Zaman olgunlaşmıştı..
--