Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

14 Aralık 2019 Cumartesi

206 rektörden kaçının bilimsel başarımı yüksek?


12 Aralık 2019 Perşembe / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı

206 rektörden kaçının bilimsel başarımı yüksek?

Acaba Atatürk tek bir bilimsel araştırması olmayan ve yazdığı makaleye tek bir bilim insanının ciddiye almadığı bir akademisyeni, rektör olarak atar mıydı?
Ne ilgisi var diye sormayın, güncel konu profesör unvanlı, ama tek bir bilimsel çalışması olmayan rektörlerin öyle gözden ve aradan kaçmış bir iki tane değil 68 tane olması. Bu durum bilinçli bir seçimin işareti.
Olayın Atatürk’le ilgisine gelince, biliyorsunuz üniversite reformunu en sona bıraktı. 1931’de o zamanki Darülfünün’u son ziyaretinde, kadroya şunu sordu: Acaba uluslararası bilim dergilerinde makalesi yayınlanmış ve atıf almış kaç bilim insanımız var?
Atatürk, uluslararası araştırma makalesi yayınlanmış bilim insanını bile sormuyor, bunun üzerine çıkıyor ve yayınlamış makalelerini, yabancı bilim insanlarının kendi araştırmalarında kullanarak, bizimkileri referans göstermiş kaç bilim insanımızın olduğunu sorguluyor.
İki yıl sonra da Darülfünün kapatılacak ve Alman bilim insanlarının da katkısıyla İstanbul Üniversitesi kurulacaktır.
Halihazırda üniversitelerimizde rektörlük yapan profesörlerden 68’inin uluslararası tek bir bilimsel araştırması yok. 71 rektörün ise yayınladığı araştırmalarını tek bir Allahın kulu dikkate almamış, kendi çalışmasında referans olarak kullanmaya değer bulmamış, yani sıfır atıfı var.
Atatürk bunlardan herhangi birini atar mıydı?

Akademinin çöküşü
 Prof. Dr. Engin Karadağ bugünkü olguyu açıkladıktan sonra diyor ki, bu durum “gene anlamda Türkiye’deki akademinin çöküşüyle ilgili bir durumdur.”
Ekliyor: “Sadece rektörleri de suçlamak yanlış, akademinin genel yapısı bu...” Üniversite rektörlerinin akademik performansıyla üniversiteleri arasında da benzer durum var, başarımı düşük kadrodan rektörler seçiliyor.
Neden bilimle hiç ilgilenmemiş, araştırma yapmamış veya yf olsun torb dolsun kafasıyla değersiz makaleler yazmış “Akademik kadro”dan insanlar seçilip üniversitelerin tepsine oturtuluyor?
Rektörleri atayan merci Cumhurbaşkanı, tek başına, şüphesiz YÖK ile istişare ediyordur, YÖK’ün önerisi görüşü dikkate alınıyor mu, yoksa tamamen Cumhurbaşkanlığı ve parti değerlendirmeleriyle mi atama yapıyor, doğrusu bilmiyoruz. Ama sanırım ikincisi.
Durum daha vahim aslında:
8 rektörün yayını: 1
10 rektörün 2 yayını
6 rektörün 3
8 rektörün 4
5 rektörün 5 yayın bulunuyor.
Bilimsel yayınlarına referans verilenlerin durumu da şöyle: 71 rektöre 0; 7 rektöre 1-2; 2 rektöre 3-5; 6 rektöre 6-10 referans.
Şüphesiz 206 üniversite var. Bunların önemli bir oranının bilimle ilişkisi zayıf, 70 kadarının ise hiç yok denebilir..
Yüksek yayınlarına aldıkları atıf ile, diğer bir başarım ölçüsü olan H indeksi en yüksek 10  rektörün üniversiteleri: Koç, ODTÜ, Harran, Sabancı, Galatasaray, Tarsus, Yıldız Teknik, Bilkent, İzmir Yüksek Teknoloji, Akdeniz.. H –endeksinin 10 (en alt çıta) ve üzerinde olması başarılı bilim insanları statüsü yaratıyor. H indeksi 10 ve üzerinde olan 21 rektörümüz bulunuyor, Hacettepe de bunlar arasında.  
Bu arada, H endeksi 15 ve üzerinde olan rektörler de şöyle:

Neden böyle?

Soru şu, neden Cumhurbaşkanı akademik başarım konusunda hiç bir liyakat ölçütünü dikkat almadan rektör atıyor?
Şu mu: Önemli olan bize bağlı olması, yönetimde ve kadro atamalarında dediklerimizi yapması.. Gerisi önemli değil.
Hangi hakla sonra kalkıp üniversitelerimizin neden mesela ilk 500 içinde olmadığını sorgulayabiliyoruz?
 Bu ülkenin yüksek bir bilime, bilimsel gelişmeye, üretmeye ihtiyacı var.
Arkasında bilimsel aktivitesi olmayanlar, üniversitesini de geliştiremez. Bunun çok çok az örneği olsa bile, genel manzarayı değiştirmez.
Nerede liyakat var ki, diye sorabilirsiniz, üniversiteler neden bu durumun dışında kalsınlar ki..


İlk ağır salvo, çanak çömlek patladı artık... Davutoğlu, RTE


9 Aralık 2019 Pazartesi / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı
Pazar günkü konuyu mutlaka sürdüreceğim, ama araya Şehir Üniversitesi, Cumhurbaşkanı ve Davutoğlu girdi. Amaçları, yeni bir toplum ve ekonomi modeli tartışmasını sabote etmek (!) biliyorum,  ama tartıştıkları da, bir süredir kabak nereden patlayacak ve giyilen mintanların düğmeleri atacak beklentisi içinde olduğum konu...
Doğrusu kayıtsız kalamam!
Bu işin öyle tatlı sularda particilik oynayarak sürmesi mümkün değildi. Partinin en üst düzeyinden dışlanacaksın, veya ayrılacaksın; gidecek üstelik 2 parti kurmay soyunacaksın, “Cumhurbaşkanına fazla dokunmadan” işi sürdürmeyi düşüneceksin... olacak iş değildi. Eee, sen dokunmasan o başında bombayı patlatacaktı:
Halk Bankasını dolandırmaya kalkıştılar
Vavvv! Kimler bunlar? Davutoğlu, Babacan, Gül, Şimşek! Hürriyet varakası resimlerini boy boy dizmiş, üstünde de alavere dalavere manşeti! Anlayın artık!
Üniversite 2008’de kuruluyor. Kurucular arasında Davutoğlu da var. Şehir Üniversitesi’nin arazi tahsisini 49 yıllığına Başbakanlığı döneminde RTE yapıyor, bunu söylüyor zaten. 2009’da Dragos (Maltepe) kampüsünde inşaat çalışmalarına başladıklarına göre, tahsis de 2008 veya o 2009’da yapılmış olabilir.
Fakat, 2014’te Cumhurbaşkanı RTE görevi devir alır almaz, Parti Başkanlığına ve Başbakanlığa Ahmet Davutoğu’nu getir(il)di.

Mülk devriyle kredi

Özelleştirme Yüksek Kurulu, 2015’te çok değerli tahsisli araziyi, yine eğitim amaçlı kullanılmak üzere, bu kez tapunun, yan mülkün Şehir Üniversitesine bedelsiz devredilmesini kararlaştırır. Yüksek Kurul’un altındaki imzalar, Başbakan Davutoğlu, Başbakan Yard. A. Babacan, Maliye Bakanı, Mehmet Şimşek vb var.
2016 yılında da Üniversite Halk Bankasından her halde 500 milyon civarında kredi alıyor.
Arazinin bedelsiz tapulanması belli ki büyük bir kredi alabilmek için. Devraldıkları mülkü teminat gösteriyorlar. Yani her şey devlet eliyle, kredi dahil (HB da, devlet bankası)
Cumhurbaşkanına göre, bugünkü değeri 2,5 milyar lira olan hazine – devlet malı bir taşınmazın böyle bedelsiz devredilmesi, daha önce hiç görülmemiş yapılmamış.

Hepsi sustu, neden?

Taa 2018’de kadar, hükümeti ve devleti elinde tutan herkes sustu.
Tamam, bedelsiz devir diyelim ki bugüne kadar hiç olmadı. Aradan üç yıl geçti.
Cumhurbaşkanı, daha önce tahsis ettikleri arsanın bedelsiz devrini bilmiyor muydu? Biliyordu.
Peki sesini çıkardı mı, böyle şey olmaz dedi mi, hayır! İstese müdahale edebilirdi. Arkadaşlar böyle değil diyebilirdi.
Cumhurbaşkanı bu bedelsiz devrin, bankadan kredi almak için teminat olarak gösterileceğini bilmiyor muydu? Bence biliyordu (Davutoğlu konuşabilir!) Ama onayladı tüm işlemleri, yasal veya zımnen. Ses çıkarmamak da bir onaydır.
Olay ne zaman patladı? Mimarlar Odası’nın “bedelsiz devrilemez” davasının Danıştay’da 2018’de karar bağlanması, mülk devrinin iptal edilmesiyle.. Borca karşılık teminat karşılıksız kalınca ve Ş. Üniversitesi de geri ödeme güçlüğü çekince ve banka tüm gelirlere el koymaya girişince.
 Her şey normal!
Fakat anormal işler var: Danıştay Kararı, Banka’nın el koyması vb tüm bunların hepsi, Davutoğlu – Babacan ile Saray’ın derin ayrılığı ve siyasi düşmanlığı- rakipliği başlayınca oluyor.

“Beyefendi neden engellemediniz?”
Bu arada Abdullah Gül bey, hala aralarında eski yoldaşlık ve ideolojik siyasi ilişki kaldığı zannıyla Cumhurbaşkanına telefon edip, isterseniz şu Şehir Üniversitesi işini halledersiniz diye ricada bulununca.. Cumhurbaşkanının eline bulunmaz bir koz geçiyor, Halk Bankasını dolandırmaya kalkıştılar diyor ve Hürriyet gazetesine de, sayfa tepesine 4’lünün fotoğraflarını dizip üzerlerine alavere dalavere manşeti atmak düşüyor.
Cumhurbaşkanı diyor ki: “Bunlar dürüstlüğü kimseye bırakmışor değil mi? Öksüz, yetimin hakkını kalkıp kurduklarız üniveresiteye tapu devri yapmak suretiyle, Özelleştirme Yüksek Kurulu Başkanı sıfatıyla bunu sağlıyor Peki bu nasıl doğruluk, Peki yanında kimler var?” (sayıyor hepsini..)
Cumhurbaşkanı bunları AKP İstanbul İl Danışma Meclisi toplantısında söylüyor.
Her iki yavrulanmış partinin kuruluş aşamasında.. Tam yeri ve zamanı söylemenin.
Çünkü kurucuların hemen hepsi AKP’den kopanlar, ayrılanlar vb.
Kimse sormuyor, “Beyefendi engelleyebilirdiniz, yapmadınız, niçin şimdi?
Bari biz soralım..