30 Haziran 2016 Perşembe

Bir dış politikanın parçalanması ve çok yönlü büyük iflas

Eğer Atatürk Hava Limanı’ndaki terörü yapanların kimlikleri değişmezse, iktidarın IŞID sevdalı politikasına kesin son nokta kondu.. Epey önce konmuştu da, AKP içindeki çağdaş uygarlığa karşı IŞİDçi kafaların buna uyum sağlaması zaman alacak.. İsrail, Rusya politikalarına geri dönüldü. Putin, özür dileyince, RTE’yi düştüğü yalnızlık çukurundan tutup çıkardı. ABD ile de daha sıcak ilişkiler kuracaklardır. Mısır’la yeni süreç başladı…  Esad ile el bile sıkışılacaktır!
Eyy Rusyaaa.. Eyy Sisiiii… Eyy Amerikaaa.. Eyy AB.. Eyy bebek katili İsrail… gibi üst perdeden politikaların sonu.. Bunların bir kısmı kısık sesle dile getirilebilir henüz.
Başka? Müslüman Kardeşler’i (İhvan) Ortadoğu ülkelerinde iktidar yapma politikası sona erdi. Mısır’da, Suriye’de, diğer ülkelerde…
Bu politika, AKP’yi sürekli iktidarda tutmanın bir çimentosu olduğu kadar, RTE’yi de “müslüman dünya”nın, yani “Ümmet”in lideri yapma içerikliydi.
Bunların da hepsi bitti..

Esas sona eren nedir derseniz..

Ata’nın büyük öngörülü politikası “Yurtta barış, dünyada barış”nı pasif bularak reddeden ve bunun yerine geçirilen sözde “aktif barış” politikası. Aslında buna “pasif savaş”, isteyen ise “aktif savaş” politikası da diyebilir. Atatürk’ün politikası bunlara az geliyordu, bu politika Türkiye’yi super devlet-ülke, bölge lideri, müslüman dünyanın baştacı ülke ve dünyada yıldızı parlayan ülke yapamazdı..
Davutoğlu (erken göçtü) ve RTE ikilisi, ancak aktif müdahale ve gerekirse savaş politikası ile buna ulaşabileceklerine inanıyordu!
Bu politikalarına zemin hazırlayan en önemli ortam ise, Türkiye’ye 2005- 2012 döneminde, dünyanın dolarizasyonu, dünyayı kasıp kavuran büyük ekonomik kriz sayesinde dünyadaki müthiş dolar istilası oldu. Trilyonlar aktı ülkeye. Bu dış kaynaklar, büyük bir istikrar kazandırdı AKP’ye.. “Bu adamlar bu işi biliyorlar” kararlılığı yarattı seçmende.

Ekonomik zorluk diz çöktürdü

Aslında bir açıdan bakıldığında, RTE ve iktidarının dış politikada iflasında esas etken de, tüm siyasi ve ideolojik hedeflerin bir bir çökmesinin yanısıra, ekonomik iflasın ucunun görünmesi de etkin oldu.
* Turizm sektöründe büyük çöküş
* Rusya’ya bağlı ekonominin tam çöküşü ve büyük mağduriyet..
* Sanayi büyümesinde gerileyiş..
* İhracatta gerileme ve konan hedeflerin rüyalar sınıfına kayması..
* Yüzde 3-4 arasındaki büyümeye rağmen, ülkenin nüfus ve ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda kalması..
* Adam başına düşen milli gelirin sürekli düşerek 9 bin dolara çakılması..
* 500 milyar doları aşan dış borçların ve tüketici borçlarının yarattığı yeni kriz durumu…
* iktidarın yakaladığı büyük dış sermayeyi hovardaca tüketime harcaması ve ekonominin katma değer yaratan, kullanan bir yapıya dönüştürülmemesi..
Tüm bunlar, iktidarın yutturduğu “Büyük Türkiye” öyküsünü birer masala dönüştürdü. Dış politikanın iflasının bu zeminde gerçekleştiğinin de altını çizelim.
Örtüşme tam, tartışmasız, kesin ve bilimsel! Yani, ekonomi de iktidara siyasi olarak diz çöktürdü. Neyle yükseldiyse, onunla alçaldı.. Ama ekonomik yönden bu süreç sürüyor, daha büyük sorunlar yaşayacagız. “Tüketim Toplumu” ile siyasi rant etme modeli her yönden zorda.

Türkiye’ye maliyeti büyük

Tüm bu politikaların ülkeye maliyeti büyük. Güvenlik açısından en büyük kaybı iki yıldır yaşıyoruz, hava limanı saldırısı her şeye tüy dikti, bu Türkiye’nin en büyük çıkmazı, terör, her şeyi çökertir.
IŞİD’i ülkenin mayasında önemli bir fikri ve fiziki güç haline getirdiler. Davutoğlunasıl tutuklayalım, canlı bomba eylemini gerçekleştirmeden, hukuk var..” sözleriyle iktidarın IŞİD’ı koruma politikasını özetlemişti.
AKP’nin trollerine ve yandaşlara bakın, bu IŞİD mayasının iktidar yapısındaki varlığını görün. IŞİD’in ülkemizde epey kökü var, bu zemin daha çok canlı bomba üretir. İlginç olan, istihbaratın bu konuda yeteneksizliği, ama bunun arkasında siyasi körlüğü de arayın.

Ortadoğu’da tecritlik.. Suriye politikasında iflasın yarattığı ve ülkeye tehdit olan olguların ortaya çıkması.. Türkiye her açıdan tehlike içinde..
30 Haziran 2016  Perşembe / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Muhafazakar bloğun yükselişi: Başımıza ne çorap örülecek?

Derin belirsizliklerde, bilgiçlik taslamaktan çok sorularla ilerlemek daha hayırlıdır.
İngiltere’de referandum sonucu muhafazakârlığın yükselişinin güçlü işaretlerinden biri deniyor. Kanıt çok. Macaristan, Polonya Avusturya! Fransa!
Tabii ki ABD’de katilliği üst politika düzeyine yükseltmeye soyunmuş, iş adamı kılıklı çirkinlik abidesi bir de adam var.

İngiltere- Trump örtüşmesi

İngiltere’de referandumun sonucu ile ABD’de karanlık adamın yükselişinin zamanlama örtüşmesi raslantısal mı? Olabilir.
İngiltere eğer “çıkış”ı gerçekleştirirse, sadece AB’nde değil, aynı zamanda dünyada da yeni durum yaratacak.
ABD, eğer bu çirkin adam başkanlığa oturursa, şüphesiz ki benzer yeni bir durum yaratacak.
Bu “yeni durum”da, ikisi arasında bir ortaklık olur mu? İngiltere Trump’a mı hazırlanıyor?
Trump, eğer bunca melun açıklamalarını salt başkanlığa gelmek için sarfettiyse.. ve Amerika’nın temsili sistemi onun elini kolunu bağlamakta aciz kalırsa..
Dünyanın başına nasıl yeni bir kumpas örülür? İkili, dünyada hangi gelişmenin motoru olur?
İngiltere ile ABD genellikle eşgüdümlü davranır. Ada’nın bir ayağı Avrupa’da, ama diğer uzun ve ağır ayağı ise ABD’dedir. Ada, ABD’nin tüm küresel politikalarının tam ve baş destekçisi olmuştur. İster muhafazakarlar iktidarda olsun ister “işçi” partisi.

Corbyn’nin önü kesilir mi?

Bir soru daha: İngiltere’de İşçi Partisi’nin başına, iktidarların bugüne kadarki poitikalarını ağır eleştiren, reddeden, herşeyi alt üst etmeye hazır tam alternatif bir başkan seçildiğini unutmayın: Jeremy Corbyn!
Öyle ki, İngiltere’nin yozlaşmış ve kaşarlanmış siyasal-ekonomik ve hatta askeri eliti, Corbyn için, iktidara gelse bile hangi araçla olursa olsun onu alaşağı etmek gerekir, bile demektedir.
İngiltere’de muhafazakârların bu atağı ile, işleri karıştırıcı Corbyn’nin yükselişi ve iktidar seçeneği oluşturması arasında bir ilişki kurabilir miyiz?
Muhafazakarlar, seçmen nezdinde, Corbyn ve İşçi Partisinden, rol çalıyor (öncelikle, seçmeni kütlesel olarak çalmak bağlamında) olabilirler mi?
Özetle, dünya yeni ve büyük bir muhafazakar blok ve yönetimi ile mi karşı karşıya?
Eğer İngiltere ayrılırsa, AB içinde yeni bir yapılanma-saflaşma olacaktır.
AB halkı henüz AB’liği içselleştirebilmiş değildir. AB ülkeleri arasında milli çıkarları uzlaştırma politikaları, henüz ülkelerin milli çıkarlarını koruma ve çoklaştırma politikasını aşamamıştır.

İlginç kamuoyu sonuçları

Önümdeki AB çekirdek ülkelerinde yapılan bir kamuoyu araştırmasının (PEW) sonuçlarına bakıyorum:
1- Brüksel’e verilen bazı yetkiler milli hükümetlere geri verilmeli: Yüzde olarak: Yunanistan 66, İngiltere 65, İsveç 47, Hollanda 44, Almanya 43, Macaristan 40, İtalya 39, Fransa 39, Polonya 38, İspanya 35.
2- Ulusal hükümetlerin bir kısım yetkileri daha Brüksel’e geçmeli: Yüzde olarak: Yunanistan 8, İngiltere 6, İsveç 13, Hollanda 24, Almanya 26, Macaristan 17, İtalya 21, Fransa 34, Polonya 9, İspanya 30.
İki sorunun sonuçları da çok önemli. Ulusal hükümetlere bazı yetkilerin geri verilmesini İngiltere ötedenberi istiyor. Ama tüm ülkelerde bu talebe destek veren ülkelerde, en düşük oran yüzde 35, yani aslında güçlü bir talebi görüyoruz.
Brüksel’in çuvalladığı nokta burası. Brüksel çok eleştirildi. Ama bu sonuçlara poposunu döndü. Ulusal hükümetlerin bazı yetkilerinin neden Brüksel’in elinde olması gerektiği konusunda, AB’nin inandırıcı olamadığı görülüyor. İngiltere’nin uyarısı çok sert oldu!
İlginç bir şekilde, Brüksel’e daha çok yetki verilmesini isteyen halk yüzdelerine, kesin ve tartışmasız Avrupa Birliği yurttaşları gözüyle bakılabilir.
Ama bu oranlar AB için yeterli hiç değil. Bir başarısızlık ortada.
Şimdi yaşamakta olduğumuz muhafazakâr dalga, AB içinde nasıl yeni bir yapılanma yaratır? 
Bu dalganın halk üzerinde etkileri konusunda neler söylenebilir?

Daha savaşan bir dünyaya mı yelken açıyoruz?
28 Haziran 2016  Salı/ Bilim ve Siyaset Cumhuriyet, 

29 Haziran 2016 Çarşamba

Karmaşık dünyanın belirsizlik geleceğine yolcuyuz

 Dünyada hiç bir şeyin doğru ve olması gerektiği gibi gitmediği zamanlarda yaşarken, İngiltere’de milletin AB’den çıkışa yönelmesi iyi bir şey mi kötü bir şey mi? Benim burada sorum şuna yönelik: İngiltere’nin çıkma kararı (çıkıp çıkmayacağı hiç belli değil!) dünyanın kötüye gidişine olumlu veya olumsuz etki yapar mı.. Kriterim bu.
Dünyayı daha kötü yapacak veya daha iyi yapacak diyemem. Mutlaka bir şey demek gerekiyorsa, eğer AB gelecek için kötüler arasında iyi bir proje ise, İngiltere’nin çıkış kararı, sadece bu projede yürümeyen ciddi sorunlar olduğunu gösterir. Hiç bir şeyin doğru yolunda gitmediği dünyada, eyvah diyecek bir durum yok bence.

AB ya var ya yok

 İngilizler niye çıkalım dedi? Görünürde çok niyet var.
1- Propagandada kullanılan sloganların İngilizlerin karar vermesinde etkili olduğunu düşünürsek, İngiltere’nin AB kasasına verdiği paraları “kendimize harcayalım, bize ne diğerlerinden..” ucube görüşü etkili olduysa, zaten AB bitmiş demektir. Çek kuyruğunu gitsin. O zaman AB, salt güçlülerin güçsüzleri tam sömürme aracına dönüşür. AB bölgeleri arasındaki zenginlik-yoksulluk farklarını azaltmaya, kültürel vb uyumları, AB yurttaşlığı fikrini çöpe atmak demektir.
Tipik bir çıkarcı ortaklık.
İngiltere’de millet ağırlıklı olarak bu açıdan evet oyu kullanmışsa, muhafazakar politikacıların emperyalist, çıkarcı, dibine kadar sömürücü hırslarının peşine takılmış demektir. AB’nin varoluşu, geleceğe yönelik bir küçük de olsa ütopik bir fikrinin olmasından kaynaklanır. Dayanışmacı.. Ki bu fikrin bile doğru dürüst işlediğini söylemek mümkün değil.

Egemenliği geri almak…

2- Propaganda arenasında başka bir slogan da etkili oldu: “Egemenliğimizi devrediyoruz.. Bunu geri alalım..
İktidarların ve ülkelerin “ulusal egemenliklerini”, ortaklığın genel yararına kısıtlayıcı hükümlere tabi olmasını, muhafazakarların yerle bir etme girişimi, iki savaşın çıktığı Avrupa topraklarında eskiye dönüşün zillerini çalıyor olabilir. Ben buna eski tür muhafazakar saldırı derim. Topluluğun “ortak aklı” yerine kendi siyasi menfaat şebekelerinin tekil aklı ve tekil çıkarları geçiyor demektir.
Ki, topluluğun ortak aklı bile sakat işliyordu.

Mülteci sorununu yaratanlar

3) “Mültecileri istemeyiz, bu konuda AB’nin dayatmacı politikalarından uzak duralım” propagandası da dolaştırıldı referandum öncesi. Rezil muhafazakarlar Türkiye’yi bile koz olarak kullandı.
Mülteci konusu, temel olarak ve büyük ölçüde AB’nin ABD ile birlikte, Türkiye’nin de katkısı ile yarattıkları sorundur.
Bu sorunu başlatan ABD ile birlikte başta İngiltere ve AB ülkeleridir. Başlangıç tarihi ise 2003 Irak savaşıdır. İçimizdeki Batılı kafa sallayıcılar bunu kısmen diktatöre karşı “demokrasi savaşı” olarak gördüyse bile, bu Orta Doğu’ya karşı kadim, ama petrol ve nüfuz bölgeleri karakterli modern bir Haçlı Savaşı’ydı.
Kendi içlerinde “demokrasi ve insan hakları” diye bağıran Avrupalı ve Amerikalılar, Irak’ın içine ettiler. Zaten Irak üçe bölünmüştü gibi safsatalara kanan var mı yine?
Arkasından Libya’yı parçaladılar.. Sonra Suriye’yi.

Hesaplamadıkları sonuç

Büyük göçü böyle başlattılar. Milyonlarca insanı yollara düşürdüler, ölmelerine, perişan olmalarına yol açtılar.
Bu büyük, göç başlangıçta hiç hesaplamadıkları bir sonuçtu. Mültecilerin AB’nin periferisinde yaşamanın kendilerine ancak açlık, yokluk, İslami zulüm getirdiğini bizzat yaşadığı için, AB’nin merkezine kapağı atarak canlarını ve geleceklerini, kurtarma ve garanti altına alma yolunu seçmesinden daha akılcı ve içgüdüsel bir seçenek yoktu.
İngiliz emperyalistlerin, yarattıkları bu olgudan kaçarak, şimdi “mültecileri almayız” politikası da tam bir ikiyüzlülüktür. İngiliz politikacılar referandumla milleti de bu ikiyüzlülüklerine ortak ettiler. Kimbilir, belki de İngiliz yurttaşı buna meyilliydi.

Şimdilik böyle bir giriş yapalım. Yazının başlığının içeriği henüz ortada duruyor.
27 Haziran 2016 / Pazartesi-  bilim ve Siyaset Cumhuriyet

“Çağdaş değilim, Müslümanım..”

Çağdaş mısın? Bekledim ki bu sorum karşısında kıvıracak, tabii ki diyecek.. Ama hiç öyle olmadı, hayır Müslümanım ben, demez mi?
Konu, liseli gençliğin bir pankartı. Gençler gestapo rolüne bürünmüş İmam Hatipli olduğu söylenen müdürlerinin yönetimine hitaben “Yandaş değil, çağdaş idare istiyoruz” diye yazmış.
Bizimki demez mi ki “bak çağdaş diyorlar ve kendi anlayışlarını tüm topluma dayatıyorlar; batı kültürü bu, burası Müslüman ülke, Müslüman bir  yönetim var.. artık çağdaşlık mağdaşlık..”
Ağzım açık dinliyorum, kardeşim masum bir şey istiyorlar çağdaş bir idare, ne var bunda?
Yanıt: “Çağdaş, yani içki içen bir müdür istiyorlar, biz özümüze döneceğiz..”
 Sen çağdaş değil misin?” “Hayır ben Müslümanım...”

Yani İŞİD misin?

Dilimin ucuna geldi ama söylemedim. AKP tipi Müslümanlık çağdaş değil ve olamaz. Fetva öyle. Çağdaşlıktan nefret eden bir tip ve anlayış partinin içinde kök salmış. Çünkü adam Partinin yönetim kadrosunda.. Haa bir de, yandaş sivil toplum kuruluşlarının temsilcisiymiş.
İnsanda bir düşünce kırıntısı olur. Ama sıfır. Çağdaşlık kavramı üzerine bile tartışılabilecek konumda değiliz. Çağdaşlık Batılı ve içki içmek demek.. Tüm beyninden yumurtladığı bu kadar.
Ama bir düşünse çağdaş nedir diye, Batılı gibi bir hayat tarzı yaşadığını görecek. Cep telefonunu kullanıyor, sosyal medyadan twit atmasını biliyor. Kimbilir, Instagram’ı da vardır! Televizyonun en alası evinde. AVM’lerden eksik olmuyordur. Dahası Victoria Secret’in iç gıcıklayıcı vitrinlerinin önünde bir kaç kez geçiyordur...

Tüm tükettikleri batı malı

Batı çağdaşlığının simgeleri olan her şeyle haşır neşir. İnternet desen gırla. Güzel lokantalara gidip yemek falan da yiyordur. Kravat da takıyor! Şaraba benzer içkisini de yudumluyor! Harcamalarının pek çoğu batı malı. Uçağa biniyor, metro falan.. Müthiş bir Batı çağdaşlığının tüketicisi, adeta kölesi, tüm Müslüman ülkeleri ve insanları gibi.
Öğrenmesi ve benimsemesi gereken “Batı düşüncesi, uygarlığı ve buna uygun hayat tarzı” (adam bunu içki içmek derekesine indirgemiş..) Kölelikten kurtulmak ve üretici ve yaratıcı olmak için.
Ama çağdaş değil müslümanım diyor, iyi mi!

Bir de tvit atıp destek alıyor!

Bu söylediklerine de Aktrollerden destek yağıyor: “Abi ağzının payını verdin, çağdaşlığı yüzüne çarptın..” O da bunu re-tvitliyor. Sıkılma yok. Kendi çevresinden alacağı aferinlerin peşinde! Yanındaki, daha “modern” görüntülü de benzer kafada..
Sosyal medya hesabıma hiç bu kadar Aktrollerden küfür yağmamıştı! Asmaktan kesmekten ve öldürmekten bahseden bir katil sürüsü! Hele birisi, baktım, hesabını twitter yönetimi kilitlemiş.
IŞİD de, tıpkı bu parti yönetici gibi, “çağdaş” değil, “Müslüman”..  İslam adına “Batılı” gördüğü ne varsa kafasını kesiyor. Ama batının çağdaşlığını simgeleyen ne varsa da kullanıyor..
Veee, Suriyelisi Iraklısı “Müslümanlık”dan kaçıyor Batıya doğru.. Binlercesi birden vaftız olup Hristiyanlığa geçiyor!
Sizin IŞİD’den ne farkınız var? Yeri geldiğinde katil sürülerine dönüşmeye hazırsınız.. Hele bir iktidarı kaybedecek gibi olun..

İLGİNÇ BİR KİTAP

Uçak Gemisi- Büyük Taarruzun Meçhul Denizcileri”: İlginç bir mütareke dönemi ve İstiklal Savaşı öyküsü. Az yazı, resimler - çizimler.. Ama öykü çoğumuzun bilmediği bir “uçak gemisi” ve yaralı bereli bir donanma odağında geçer. Kurtuluş Savaşı’nın en büyük destekçisi ve tek müttefiki Sovyetler Birliği idi. Karadeniz’den tekneler takalar gemiler durmadan Anadolu’ya silah cephane taşıyordu.
Mehmet Perinçek, Alper Pala ve Yıldırım Örer’in, tamamen belgelere dayalı bir çizgi film senaryosu karşımızda. Geniş bir katkı sağlayıcı bilimsel kadro da var, İlber Ortaylı dahil.. KırmızıKedi yayını. Kaçırmayın.
26 Haziran 2016 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet 

23 Haziran 2016 Perşembe

Kasap bıçağı altındaki hukuk için tek taraflı çığlık


Baro, çığlık ilanı vermiş dün. Yargıtay Başkanı’nın cılız bir sesle “yargıya güven yüzde 30” diye açıkladığı durumu madde madde sıralamış. Yeni bir şey mi bizler için, tabii ki değil. Ama gerçeklerin hemen her gün bağırarak, çağırarak, alanlara çıkarak haykırılması zamanlarındayız. Daha çok bile geç..
Muhalefete bakıyorum elli telden çalıyor. Şu zaman durmadan tek telden çalma zamanı: Hukuk, yargı... CHP akıntıya kapılmış sürükleniyor. Konuşuyor da, çoğu boş.
Mesela kardeşim yargıya hukuka yöneltilen bu son darbeye karşı toplumda ve Meclis’te nasıl bir baraj oluşturmayı planlıyorsun.. Bir düşüncen, planın, operasyonun var mı? Bir imdat çıkışın?
Ben görmüyorum, CHP’nin üzerine sinmiş düşünce şu: “Çoğunluk onlarda nasıl olsa çıkartacaklar, biz de Anayasa Mahkemesine başvururuz, iptalini sağlarız, görevimizi yaparız..”
Mesela şu yok: tüm gücümüzü bu konuya nasıl odaklarız, he rşeyi bırakır ve bu tasarının engellemesini yaparız..
CHP bu haliyle, iktidarın istediği her şeyi yağdan kıl çeker gibi gerçekleştirmesinin yardımcısı. Bu nedenledir ki, CHP yönetimi iktidar karşıtı yüzde 50’ye bir umut veremiyor. Dinamizm sıfır... Plan program eylem sıfır...

Okulda ne hukuku öğretiyorsunuz

Ama hukuk fakültelerine yükleniyorlar! Ben de yükleniyorum: Yargının hukukun yere yatırılıp boğazına kasap bıçağının dayatıldığı, Anayasa’nın yasaların uygulanmadığı zamanları yaşıyoruz ve siz ey hukuk fakülteleri ey anlı şanlı öğretim üyeleri.. Neredesiniz? Öğrencilerinize ne öğretiyorsunuz?
Hepsi sindirildi.. İşleri tıkırında. O üniversite senin bu üniversite benim.. “Aman.. siyaseti üzerime çekmeyeyim.. ben doğruyu öğretiyorum ya, ülke bu doğrulardan batıp gidiyorsa ne yapayım..”
Kılıçdaroğlu nerede hukuk fakülteleri diyor. Ben de soruyorum, tamam onlar yoklar ama neredesiniz sizler? Başdanışmanlarınızdan biri, CHP üzerine ne yapmalı uyduruktan reçeteler hazırlayıp bize gönderiyor, size vereceğine.. Seçimlerde umudunuzdu, hala yanınızda... Herkes koltuk derdinde, ülke batıyor, ohhh kekâ
!
AKP ekran trolleri

AKP’li ekranlardaki siyaset trolleri, sizleri aşağılamak ve gözden düşürmek için “keşke ciddi bir muhalefet olsa” deyip durdukça sinirleniyordum. Ama galiba haklılar.. Sizin bir güç odağı oluşturma gayretiniz olmazsa, herkesin kendiliğinden hareket etmesini nasıl isterseniz.. Kusura bakmayın, dost acı söyler..
MHP kendini yeniliyor, sesini çıkartacak durumda değil.
Bir dip dalgası da CHP’ye gerekiyor belki de. Ama ya bu dalgayı yaratacak olanların hemen hepsi yukarıda, yönetimin anlayışının bir parçasıysa? Gördüğüm konuştuğum şu: Seçimler geliyor, ne olur ne olmaz, liderin listelerinde kalalım önemli olan bu.. İşe bak!
Barolar Birliği, kuvvetler ayrılığı, liyakat sistemi, “tarafsız ve bağımsız, adil yargılama yapabilen, hesap vermeye açık bir yargı talep ediyoruz” diyor.
İktidar ise, yargıya, her şeyi belirleyecek olan yargının tepesine, siyasi operasyon yapıyor. Gözü kara.. diyor ki:

“Evet aykırı ne olmuş yani?”

Evet Anayasa’ya aykırı.. ne olmuş yani. Biz Anayasa’yı askıya aldığımızı açıkladık. Bu anayasayı takmıyoruz, aykırıymış falan boş verin bu laflara, hala öğrenemediniz mi? Anayasa RTE’nin iki dudağı arasında bir şey.. Bir var bir yok..
Diyeceğiniz bir şey var mı yok mu? Ya yapacağınız bir şey? Diyor ki iktidar, “sizin eski anayasanıza göre AYM iptal etsin.. Biz tırpanı vuracağız”..
Siz, ey muhalefet ne yapacaksınız?
Metin Feyzioğlu öncülük etti, ilanı verdi..

Bir süre önce de Anayasa alarmı vermişti. Anayasa hukukçularının da dahil olduğu bazı siyaset kimliklerin ve bu arada ben dahil bir kaç gazetecinin de katıldığı Ankara’da bir toplantı düzenlemişti ve konu üzerine yazamamıştım.
23 Haziran 2016 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet