Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

25 Şubat 2018 Pazar

Neyi başardınız, hangi değeri yarattınız, anlatınız

25 Şubat Pazar, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


16 yıldır iktidardasınız, yüksek değer olarak başardıklarını öğrenmek istiyoruz.
Hayır tünelleri vb kötüleme niyetim yok. Bir iktidarın tercihi tünel ve köprü yapmak olabilir, hatta dünyanın en büyük havaalanı da... Bir iktidar, sadece yol köprü tünelleri büyük yapıtlar diye halkın gözüne sokarak oyları almayı ve yeniden iktidara gelmeyi planlayabilir.
Nitekim  bunu yaşıyoruz. Üçüncü havaalanı ve kuzey ormanlarını mahveden girişimin İstanbul’u çıplak, kel, susuz vb bırakacağını göze alıyorlar. Ama onlar şimdiye bakıyorlar, yarın ve gelecek çok uzakta!
Fakat tüm iktidarını bu görünür yer üstü büyük yapıtlar üzerine kuran bir iktidara nasıl yaklaşmalıyız? Öncelikle söyleyelim: Bu politikanın, bırakalım ülkeyi çok zor durumda bırakacağını, kendi iktidarlarını da yıkacak sonuçlar üretecektir.
Önceki yazımda iktidarın muhalefete yüklenirken en çok kullandığı söylemin “bu ülkede bir dikili ağacı bile olmadığı” metaforu üzerinde durmuştum. Ve kendileri bizzat, 4 dikili ağacı olmayanların ürettiği değerlerden 60 milyar doları aşkın mal ve mülkünü sattığını açıkladılar, şimdi de 12 şeker fabrikasını daha satışa çıkardılar!
Cumhurbaşkanı son zamanlarda savunma sanayi ile övünüyor ve kendi silahımızı ürettiğimizi söylüyor. Bakarsınız ki, bu savunma sanayini de kendileri kurmuş.

Gerçekleri anımsatalım:

TUSAŞ: (Kürk uçak sanayi), 1973
Aselsan, çok değerli, kuruluşu 1975!
Havelsan (Hava elektronik sanayi): 1982
ROKETSAN: 1988, ülkemizde roket ve füze tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi için.
Bunlar Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı bünyesinde toplandı: 1987... bu çerçevede Aspilsan, İSPİR gibi yan kuruluşlar da var.
Bugün ulaştığı bilgi, tasarım ve üretim değeri bakımından olağanüstü işler başarıyorlar.
Fetöcüler bu kuruluşları dağıtmak ele geçirmek için de girişimde bulundular ve şüphesiz ki casusluklar yaptılar. Kimbilir CİA’ya falan ne bilgiler aktı! Tabii en büyük yardımcı ve destekçileri de AKP iktidarıydı.

1970 – 1980’in başarısı

Cumhurbaşkanı övünüyor, yerli silah sanayindeki gelişmeler için. Ama yarattıkları hava, sanki bu kuruluşları da kendileri kurmuş gibi. Oysa Türkiye’nin uyanışı Kıbrıs Harekatı sonrası oldu ve tüm bu kuruluşlar ABD ve Batının ambargoları bir sonucu olarak ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı neden bunun altını çizmez?
Evet iktidarları döneminde savunma sanayi projelerini –sonradaki dönemlerinde- desteklediler. Ve  sonuçta bu süreçte yeni bir aşamaya ulaşıldı.
1980 ve 1990 yıllarında siyasi iktidarların ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki bilinç sıçramasının sonucudur. Milli gemi, milli tank vb tüm bu sürecin parçalarıdır, fikir olarak bu iktidarın bir dahli yoktur bu süreçte, desteklemekten başka.
Sadece şimdi övünme payını çıkartıyorlar.
Yani savunma sanayi da onların yarattığı bir büyük değer değildir.

O zaman ne yarattılar? Yoksa sadece borç mu.. Yarın bu noktaya bakacağız.

23 Şubat 2018 Cuma

Türkiye ve Orta Doğu için Hayalin var mı? RTE suçluyor

Yeni Kalkınma Planı açıklandı, ayrıntılarına bakmadım henüz, ama Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın açıklamalarından anlıyoruz ki, ana vurgu “yerli ve milli üretim”e.. 
Siyasette bölünme aracı olan yerli ve milli partiler vb ekonomiye indirgendi ya, Cumhurbaşkanı yine köprülerden, oto yollardan, denizaltı tünellerden, üçüncü devasa havaalanından bahsetti, ve muhalefete yüklendi, sizin ne hayaliniz var, hiç olmadı ki..
İlginç başka bir şey daha söyledi, Kendi projeleriniz yoksa başkalarının projesinin aleti olursunuz...
Şimdi sırayla, önce sonuncusu.. Ki ben özellikle Suriye ve Orta Doğu yazılarımda kaç kez vurguladım, ekranlarda sürekli dile getirdim: Orta Doğu’da emperyalist bir parçala, etnisite ve mezhepleri kışkırt, birbirine düşür, öldürt, yönet politikasını istemiyor musunuz..
O halde bölgenin 4-5 ülkesi mutlaka bir araya gelecek, bölgeyi büyük bir kalkınma, barış ve ortak savunma bölgesi ilan edecek.
Bu büyük insan, büyük politika, büyük meydan okumadır. Yapanlar ilelebet kahraman olur.
Fakat RTE’den böyle bir işaret hiç yok. Son eğilim, Tillerson ile 3 saati aşkın görüşmeden sonra, biraz ABD’ye yanaşmak oldu. Bu yanaşmanın önüne bir “temkinli” lafını ekleyerek. Böyle bir birliktelik olsa olsa sadece Suriye’nin bölünmesi üzerine olur..

Kılıçdaroğlu: Lütfen sahaya

Kılıçdaroğlu da ilk kez bu bağlamda konuştu: Niye 4 ülke, İran, Irak, Suriye ve Türkiye liderleri bir araya gelip ortak barış ve savunmada anlaşmıyor? Temel politika bu olmalı, CHP korkusuzca bu söylemini biçimlendirip daha sık gündeme getirmeli..
Dahası, bizzat CHP lideri bu dörtlü girişimi sahaya inerek, giderek, el sıkışarak gerçekleştirmeli..  Böyle bir politika Orta Doğu için müthiş doğurgan olur.. Bir hayalin peşine düşülmeli.. Orta Doğu’nun yeni ve cesur kahramanlara ihtiyacı var. CHP’nin da laf yetiştirmekten çok kabuğunu yırtmaya..
Böyle bir girişim Orta Doğu için büyük bir adalet yürüyüşü olur.
CHP içindeki kalıp düşünceler, amalar-mamalar, o düşman-bize rakip, bu düşman vb gibi düşünceler buna izin verir mi bilemem. Hepsini çöpe atın!
Temel yaklaşım şu olmalı, bizi geçmişin mezara gömülesicesi müktesebatı, hainlikleri, savaşları, rekabetleri yönetmemeli..
Bizi, bölgeyi gelecek yönetmeli! Geleceği kurmalıyız, yaratmalıyız ve geçmişi batırmalıyız!

Cumhurbaşkanı’nın çivileri

Cumhurbaşkanı, bir çivi mi çaktınız, diyor yine. Politikacının ağzını büzemezsiniz, konuşacak, saldıracak, gerecek, şüphesiz ki haksız da saldıracak. Erdoğan böyle bir lider!
Ama bunun karşısına gerçeklerle çıkmalı.
En büyük gerçek Cumhuriyet’in “malını mülkünü” sata sata bitiremedikleridir. Bugüne kadar 60 milyar dolar Türkye Cumhuriyeti’nin malını mülkünü satıp ayakta kaldığıdır AKP’nin. 
60 milyar TL değil, 60 milyar $.. Çarpın 4 ile 240 milyar TL’ye yakın eder, Türkiye’nin milli gelirinin üçte birinden fazla eder.
Bunu, 11 Ağustos 2017 tarihinde Maliye Bakanı Naci Ağbal açıkladı. Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine verdiği yanıtta, AKP iktidarı zamanında, “18 Kasım 2002 - 25 Temmuz 2017 dönemindeki özelleştirmelerin toplam tutarı 59 milyar 558 milyon 255 bin dolardır” dedi.
Aradan 6 ay geçti, 65 milyar dolara doğru yükseliyordur!
Cumhuriyetin tüm “dikili ağaçlarını” sattılar, sata sata bitirmediler..
Limanlar, fabrikalar ve arsaları...
95 devlet kuruluşundaki tüm kamu payları, elektrik santralleri (81 tane), tesisler- işletmeler, gemiler, maden sahaları..
Şimdi de 10’dan fazla şeker fabrikası satışı bekliyor.
Ve manevi bir olay: Atatürk’ün millete miras olarak devrettiği Atatürk Orman Çiftliği’ne de el kondu..

Hayalin yoksa..

Ama Erdoğan’ın bir söylediği çok doğrudur: Hayal bile edemezsiniz.. Bunu Kanal İstanbul toplantısında dile getirmiştim: Biz muhalefet olarak İstanbul için hiç bir hayal inşa etmedik. Köprülere karşı çıkıldı, ama tepe tepe kullanıldı. Hep iktidarların “hayalleri”nin peşinde dolaştık. Hayat böyle geçti.
Şüphesiz ki İstanbul’un bugünkü kaotik yaşanmaz yapısı ortaya çıktı bu “hayal”ler ile.
Doğan Kuban hocanın her hafta yazdığı Herkese Bilim Teknoloji’deki bir yazısında paylaştığı bir İstanbul düşü projesini bile paylaşan, sahiplenen, büyüten olmadı.
***
Şu çivileri nasıl, hangi parayla çaktıkları kısmetse Pazartesiye.
15 yıldır yerli ve milli kalkınma neydi?

 22 Şubat Perşembe, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet



   

21 Şubat 2018 Çarşamba

Yapay zeka devrimi ve “keşke yunan galip gelseydi..”

20 Şubat Salı, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Türkiye siyaset gündeminde hiç yer bulamayan ve “geleceğimiz” başlığı altında toplayacağımız ve tartışacağımız o kadar çok konu var ki! Şüphesiz ki Suriye’de bir çatışma yaşıyorsak, bu konu da geleceğimizle ilgili.. Suriye’nin parçalanmasına hizmet eden 5 yıl önceki politikaların bir sonucunu bugün kötü bir şekilde yaşıyorsak, haydi haydi tartışacağız.
Savaşın seçmen sandığına yansıdığını, oylarda büyük artış olduğunu sevinçle dile getiren iktidar yanlısı yazarlar ve iktidar ölçümleri ortaya serilirken, savaştan- şehit kanı üzerinden siyasi kazanç devşirmeyin diyen muhalefete saldırıların ne kadar boş olduğunu tabii ki tartışacağız.
Başbakan Yıldırım, Alman gazeteci Deniz Yücel üzerine yazılıp çizilmesini “başka mesele yok mu yani” diye söylenmesini, elbette tartışacağız.. 

“Evet yargı bize bağlı” itirafı

Çünkü mesele, alçak casus diye bir yılı aşkın süredir hapishanede tutulduktan, mahkeme serbest bırakır inşallah dedikten bir gün sonra zindan kapılarının açılması, ülkemizin yıllardır yaşadığı hukuk- yargı keyfiliğini ve siyasete bağımlılığını yeniden gündeme getirdiği ve gözlere soktuğu için de tartışacağız.
Afedersiniz, Almanya gezinizi çok daha önceden kararlaştırdığınıza göre, Deniz Özcan’ı bir ay önceden serbest bıraktırabilirdiniz. Bu kadar kör gözüm parmağına yapmamak çin! Demek ki, durmadan, yargıyı siyasetin elinde bulundurduğunuzu belgelemenizin, bir güç ifadesi keyfi veriyor.
Tam da bunu tartışıyoruz, ülkemizdeki adalet sisteminin iktidara bağımlılığından şikayet etmiyor muyuz? O zaman köşe yazarlarınız ve tv ekranlarındaki hukukçu kılığındaki şakşakçılarınız neden “yargı bağımsızdır, iktidara bağlı değildir” lafazanlıklarına utanmazca başvuruyor, üstelik karşılarındakileri tehdit ediyor? Nedenini biliyoruz tabii ki.
Bugün hiç siyasete girmeyecektim. Ne de, “Suriye’nin ülke birliğinden yanayız, ama katil Esat” söyleminizin yanlış olduğunu aylardır yazıp çiziyoruz, aldırmıyorsunuz, şimdi de Suriye PYD ile anlaşıp Afrin’e gireceği dedikoduları karşısında ne yapacaksınız...” diyecektim..

16 trilyonluk bir yapay zeka ekonomisi

Peki şimdi, toplumun ve siyasetin gündeminde asla sokulamayan konuya değinebilirim: Önümüzdeki 10 yıl içinde tüm ekonomilerin dönüşeceği 16 trilyon dolarlık yapay zeka devriminin içindeyiz. Konuyu Herkese Bilim Teknoloji dergisi kapağına taşıdı.
Bakıyorum: Yapay zeka- robotik teknolojilerine uyum sağlayarak en çok kazançlı çıkacak dört sektör sıralanmış: Profesyonel hizmetler, finansal hizmetler, imalat sanayi, toptan ve perakende..
Sadece iş gücü verimliliğindeki kazanç 6,6 trilyon dolar, tüketici talebindeki artışta ise 9,1 trilyon dolar.
100 yıl öncesinin elektriği neye yol açtığıysa, bugünün yapay zekası da aynı etkiyi yapacak.
Robot ithalatında patlama, 2010- 2015 arası satışlar 100 binden 250 bine yükselmiş.. Yapay zeka üzerine bilimsel araştırma makaleleri aynı dönem içinde 10 bir artışla 20 bine vurmuş.
Bu ne demek ülkemiz için: ekonominin yüksek teknoloji ürünlerine bağımlılığı zorunlu olarak artacak, siz bunları üretemediğiniz için satın alacaksınız.
Hiç bir sektör veya işletme yapay zekaya kayıtsız kalamayacak.
Yapay zeka teknolojilerinin küresel ekonomik etkileri grafiğine bakıyorum, sadece Çin’de 7 trilyon dolar.. Bu Çin’in büyük sıçramasını da gösteriyor. Bu arada, Birleşik Arap Emirlikleri’nde “yapay zekadan sorumlu bakanlık” kuruduğunu da belirtelim.

Teşvik vermekle olmaz..

Türkiye’yi bu gelişme, dönüşüm ilgilendiriyor mu? Belki lafta. İktidar şöyle diyebilir: Yapay zeka çalışmalarına teşvik vereceğim!
Yani, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı misali.. İktidar mensupları “katma değeri yüksek imalata geçmeliyiz” diye konuşuyor, bol laf tabii..
Şu politika ile mi: (Yine de siyaset dürtüyor!) Cumhurbaşkanı, "Keşke Yunan Galip gelseydi.... Atatürk heykelleri köpek leşi gibi sürüklenecek” diyen bir Cumhuriyet düşmanına neden gidiyor?
Tamam, bugünün siyaset görüntüsü sizleri “Atatürkçü” görünmeye zorunlu kılıyor olabilir.
Ama bu görüntüyü bile kurtaramıyorsunuz..

Yine de: Şu 16 trilyon dolarlık büyük ekonomik dönüşüm ve etkilerini hiç düşlediğiniz, rüyanıza soktuğunuz oluyor mu?