2 Eylül 2015 Çarşamba

“İki Bilge Tartışıyor” Başlıyor!


İlk toplantı 5 Eylül’de başlıyor

Epeydir üzerinde çalıştığımız bir fikri hayata geçiriyoruz. Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç hocalar, bu kez de tartışmalarını canlı olarak gerçekleştirecekler.  Bahçeşehir Üniversitesi’nin Beşiktaş yerleşkesinde her ayın ilk cumartesi günü saat 17-19 arası “İki Bilge Tartışıyor”da buluşacak.  İlk toplantı 5 Eylül’de başlıyor.
Dergimizde oluşturduğumuz sayfada Bozkurt Güvenç ve Doğan Kuban’ın çeşitli konulara farklı pencerelerden bakması, önemli bir düşünce zenginliği yarattı. Bilgi zenginliği ortaya çıkarttı.
Bahçeşehir Üniversitesi ile dergimizin birlikte düzenledikleri İki Bilge Tartışıyor konferanslarında, siyasetten, kültüre, bilime, sosyal bilimlere kadar el yakıcı konular Kuban ve Güvenç’in birikimleriyle bütünleşecek.
En büyük toplumsal dertlerimizden biri, konulara günlük siyasetin, günlük yaşayan insanın çıkarları açısından değil, daha geniş bir açıdan yaklaşacak bir Bilimsel Bakış eksikliğidir. Bu bilimsel bakış, ülke yararına, insan yararına, doğa yararına geniş bir tarihsel ve gelecek perspektifini içine katar. Bilimsel düşünce, metodolojik olarak da, konulara, siyasetin kendine yararcı eylemlerinden farklı yaklaşır.
Kuban ve Bozkurt, gelecek sayımızda ayrıntılarını vereceğimiz konulara yaklaşımlarında, yine farklılık yaratacaklar, olayları konuları kavramsallaştırma penceresinden bize sunacaklar. Kavramsallaştırma, yaşananları anlayabilmenin en önemli anahtarlarından biridir. Aynı zamanda olayları halka anlatabilmenin de önemli bir yolu.
Bozkurt ve Kuban bize bir yol açıyor. Bu yol, üzerinde yürüyecek yüzlerce insanı çağırıyor.
Haydi hayırlısı!
Şimdiden 5 Eylül’ü not alın lütfen.

***


Cağaloğlu'ndayken giriş katındaki odamız


Henüz Bilgisayar Çağı’ndan önceki 
Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisi

Çekmecelerin içinden çıkan tozlu bir resim. Yaşadığımız çağdan önceki zamanlar. Dergimiz bir yaşında ve topu topu iki kişilik bir kadrosu var. Fotoğrafta gördüğünüz gibi, ben ve görsel yönetmen Tüles Hasdemir.
Masalarımızda bilgisayar yok. Yazılar daktiloda yazılıyor, siliniyor yazılıyor, sonra dizgi servisindeki arkadaşlar elektronik daktiloda onları yeniden yazıyor, yazıların kolon kolon çıktıları alınıyor, arkaları mumlanıyor, pikaj kartonuna yerleştiriliyordu.
Reşit Canbeyli, danışmanımız olarak hafta bir geliyor, konuların seçiminde yardımcı oluyor ve dergide Odak başlığı altında yazılarını yazıyordu. Çevirmen arkadaşlarımız dıyarıdan bize yardımcı oluyordu. Anahid Hazaryan’dan tutun şimdi İTÜ’de akademisyen sevgili dostumuz Sinan Özeren’e ve şimdi ekonomist olan arkadaşımız Murat Arın’a kadar. Murat Keklikoğlu, Dilek Zaptçıoğlu, Buket Uzuner.. Hepsinin dergimizde büyük emekleri var. Tabii Vehbi Belgil gibi, bilimi popülerleştirme ustası yazarımızı unutamayız. Özgür Ulusoy bizde çevirileriyle başlamış daha sonra Cumhuriyet’in dış haberler müdürü olmuştu! Unuttuklarımız daha yüzlerce.. Mesela Aslı Kayabal.
O zamanlar bize yazan pek çok genç profesör oldu. Profesörler de emekli...
30 yılı, 2016 Şubatında devireceğiz.
CBT, şüphesiz bizleri de devirecek ve yoluna devam edecek.
Öyle umuyoruz.. Şu veya bu şekilde...
***

Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak dileğiyle..

Seçimler: RTE “mikro çalışmalar” ile oy peşinde

Seçim süreci renkli epey hamlelerle geçecek. “Eğer oy dağılımında, AKP’yi tek başına iktidar yapacak bir sonuç çıkmayacaksa, neden seçim kararı aldılar, ne yapacaklar da oylarını arttıracaklar” diye soruyoruz ya..
Cumhurbaşkanı, seçim sonuçlarını bu kez yukarıya tırmandırıp tek başına AKP iktidarı kurdurabileceği konusunda kendine güveniyor, demiştik önceki analizlerimizde.
AKP, büyük seçmen kitlelerini çekecek zamanlarını tüketti. Bu nedenle küçük hedeflere yöneldi ve oradan bir, buradan iki, şuradan üç oy politikasıyla, sepetlerini doldurma peşindeler.
Seçmen ve siyasi partiler üzerinde “oy mühendisliği” sürüyor. Her seçim öncesi, bir RTE/AKP klasiği olarak.
İktidar torbasından bir Tuğrul Türkeş balığı çıktı. Tuğrul bey ne tür açıklamalar yapacak ve MHP bütün bunlardan nasıl etkilenecek, göreceğiz. Ama iktidarın, MHP üzerinde kum torbası çalışmalarına başladığı söylenebilir.

Saadet AKP için hazine sandığı mı
RTE/AKP’nin ikinci ve önemli “oy rezervi”, Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi. Bu sonuncusunun eski lideri Seçim Hükümeti’nde bakan. Bu o kesime atılmış bir kancadır. Ama orada AKP’ye fazla seçmen yok.
AKP için büyük balık Saadet Partisi’dir. 3 Ağustos tarihli “yüzde 41 parçalanır mı” başlıkla yazımda “Saadet Partisi’nden devşirme ve biraz oy beklentisi olabilir. Bekleyin. Büyük Birlik Partisi oylarından kayabilir.”, demiştim.
10 Ağustos “Erken seçim AKP için bir bomba” yazımda ise: “SP üzerinde manevra gündeme düştü. Saadet Partisi liderliğinden bir kısmı, partisini satmaya hazır olabilir. Bu iş siyasal ve ekonomik ikbal kapılarını açmaya bakar. Peki, partinin seçmenleri koyun mu ki yöneticilerinin ikbali için tercihlerini mezara gömsünler.. Bilemem“. (bakınız, http://orhanbursali.blogspot.com.tr ‚ de 2015 Ağustos Arşivi 3 ve 10 Ağustos tarihli yazılarım)
 Zamanı geldi ve iki partinin genel başkan yardımcıları ilk toplantılarını yaptılar, Parti Başkanı Kamalakşartlarımıza yanıt verirlerse, tabii ki, biz kardeşleriz” söylemine dikey ve beklenen geçişi yaptı!

“Hepimiz kardeşiz” söylemine geçiş
Tabii ki kardeşsiniz, bugüne kadar harala gürele müsamereniz, AKP’nin size muhtaç olacağı zamana kadardı. Nihayet, son seçimdeki yüzde 2.1 oyları, 1 Kasım seçimlerinde AKP/RTE için bir hazine sandığına dönüştü!
7 Hazirandan önce belki de AKP Saadeti yokladı, fakat ya koşullarda anlaşamadılar ya da Saadet bu seçimlerde güç toplayacağız saptamasını yaptığı için yanaşmadı. Şimdi 2 puanını kaça devredecek onun hesaplaşması içindeler.
7 Haziran’dan önce Fatih Erbakan, zaten dümeni AKP’yi kırmış ve Kamalak’ı eleştirmişti.
Kamalak’ın yüzü gülüyor. İktidarın hırsızlıkları üzerine söylemleri falan hepsi bitti. O keskin söylemler çöpe.. Numan Kurtulmuş’un yoluna girdiler. Kaç milletvekili, 3 mü 5 mi.. Bence 10’dan aşağı inmesinler! Sonra tabii gelsin diğer devlet olanakları!
Kamalak ve adamları öyle de, Saadet Partisi seçmeninden kaçı Kamalak’ı izler bilmiyorum. Ben o seçmenin Parti Yönetimi’nden daha duyarlı olacağını düşünüyorum. Sencer Ayata’ya sordum, yüzde 1 alabilir, dedi.

Kürt Aşiretleri AKP hedefinde
AKP, oradan yüzde 1, şuradan yüzde 0,5; oradan 1000 oyla 1 milletvekili, buradan 5 bin oyla bir milletvekili daha minik hesaplar peşinde, tek başına iktidar torbasına seçmen devşirmeye çalışıyor.
Haa, bir nokta daha var: Kürt seçmen üzerine AKP’nin saldırısı bir süredir devam ediyor. Tabii Kürt aşiretler üzerinden.. Önceki seçimlerde HDP bu aşiretler üzerindeki yoğun çalışmasıyla, aşiretleri AKP’den koparmayı başarmıştı. Şimdi AKP tersine hamleler peşinde. Sonuç alır mı? Sencer Bey, tersine, en az yüzde 1 Kürt oyunun daha AKP’den kopacağını söylüyor.
Evet, durumu gözlüyoruz, AKP’nin torbasındaki başka balıkları merak ediyoruz! Umutsuz bir çaba mı yoksa oylarını koruma, biraz arttırma uğraşısı mı, izleyeceğiz.

--2 Eylül 2015 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

İnalcık Hoca ve Osmanlı’dan bugüne: Tüketimden batıyoruz


Pelin Ünker’in haberini okuyorum, AKP ekonomiyi büyütmek için taksit sayısını arttırıyor, ki millet alışveriş yapsın, çünkü esnaf zor durumda. Protestolu senet tutarı 5.3 milyara, karşılıksız çek tutarı 15.4 milyara yükselmiş. Bankalarda takibe alınan kredi tutarları füze gibi.
Hükümetin kurumu, şimdi taksit sayısını artırarak “ekonomiyi kurtaracak”.. Sanırsınız ki alış verişte taksit sayısı azaltılınca ekonomi zor duruma girdi. Hayır zor duruma girdiği için ve cari açığı karşılayacak döviz gelmeyince, tüketime taksit sınırlaması gelmişti.. Seçimlere giderken AKP şimdi esnafın cebindeki “Oy”u çekip almak için “alışveriş genişlemesine” geçti.
Bu yolla ekonomi değil, tabii ki borçlar büyüyecek.
Merak etmeyin Türkiye batmaz, diyorlar ya.. Türkiye bataktan çıkamadı ki! Türkiye gibi müthiş üretim açığı olan bir ülke durumundan hiç çıkmadık, sorun AKP’nin Türkiye’nin temel ekonomik sorunlarından hiç birini çöz(e)memiş olmasından kaynaklanıyor.
RTE/AKP’nin yaptığı tek şey, büyük bir tüketim toplumu yaratmak oldu. Bu “tüketim toplumu” da, dışarıdan gelen yüzmilyarlarca dolar borç para, hammadde, yarı işlenmiş madde, orta ve yüksek teknoloji ürünleri, elektronik vb ile gerçekleşti. 300’ü aşkın AVM’ye bakın.
Olay bu kadar basit. AKP’nin “tüketim toplumu” yaratarak sandıktaki oy oranını yükseltme politikas mutlak sona ulaşacaktı. Şimdi oradayız. Buradan geri tepmeleri yaşıyoruz, daha da şiddetli yaşayacağız.

Osmanlı da tüketime ağırlık verdi
Şu sırada okuduğum kitaplar arasında büyük tarihçimiz Halil İnalcık Hocanın “Osmanlı ve Modern Türkiye” kitabı var (Eylül 2013, Timaş). Hoca, kitabın ilk 155 sayfasında Osmanlıyı, toplumu, İmparatorluğu ilmek ilmek önünüze açıyor. Şiddetle tavsiye ederim.
İnalcık Hoca, “Osmanlı para ve ekonomi tarihine toplu bakış” bölümünde, bu alanda yapılmış araştırmaları, ileri sürülen tezleri eleştirerek veya onaylayarak, okurun zihnini açıyor. Osmanlı dönemi boyunca “ekonomik küreselleşmenin”, para politikalarının ve mal değiş tokuşunun nasıl ülkeleri egemenlikleri altına aldığını görüyoruz.
O zaman dolar yok, paranın değerini gümüş lira belirliyor. “Osmanlının ekonomi felsefesi, iç pazarda mal bolluğu ve ucuzluğunu öne alan ve gümrük resmini asgariye indiren bir ticaret rejimi” idi... “Avrupalı tüccar gümüş getirip doğu malları ve altın alıp gitmekteydi”. Batı Avrupa gümüş paraları Osmanlı pazarını istila etmişti.
Şimdi dikkat. Hoca yazıyor: “Günümüzde dolar başta, güçlü Avrupa paralarının TL’ye karşı sürekli yükselişi ve devalüasyon, Osmanlı deneyiminin bir bakıma benzeridir. Serbest pazar ekonomisi, AB ile gümrük bütünleşmesi bir bakımdan Osmanlı kapitülasyon rejimini andırmakta. Bu koşullar aşırı yabancı malı tüketimi ve devletin aşırı masrafları sonucu cari işler açığı ve dış borçlanmayı getirmekte. Paranın tedavül hızının artmasının (günümüzde kredi kartıyla fazlasıyla artan aşırı tüketimcilik) enflasyonun başlıca nedeni” olduğu..

Üretememek hep temel sorun
Hoca, 1600’lerde Osmanlı sanayinin, madenlerde, tekstilde, ipek ve pamukluda Avrupa rekabeti karşısında çöküş sürecini, çelik-barut gibi ithal sürecini vurgulamakta. “Avrupa.. bilim ve teknolojide, mali ve ticari örgütlenmelerde öyle ilerlemeler kaydetti ki”.. Osmanlı bitti..
Ana ihtiyaçlarını üretemez, alım-satım arasında denge kuramaz, bilim ve teknolojide çağdaşlığı yakalayamazsan, batarsın.
İhtiyaçlarını üretememek, bu ülkenin hep temel meselesi oldu. Ülke, kafayı ve gövdeyi bataklıktan biraz yukarıya çıkardığı ve bol oksijen aldığı kısa dönemler dışında, bedeni hep bataklığın içinde kaldı.
En çok oksijen aldığı dönem de, AKP’nin 7 yıllık dönemiydi. Oksijen bollğunun nedeni, dünyayı saran büyük para genişlemesinin Türkiye’yi de “istila” etmesiydi. Milli gelir 4-5 bin $’dan 10-11 bin $’a yükseldi. Şimdi geri çekilmeye başlayınca 9 bin $’a geriledi..
Yani gövde, bataklığın içinde hep.. İşte şişirilen AKP ekonomik masalının özeti bu..
Atatürk’ün Türkiye’yi üreten bir ülkeye dönüştürmek politikasını terketmenin bedeli.
Büyük Zaferi ve Büyük İnsanı yeniden şükranla anarak..

--1 Eylül 2015 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Orhan  Bursalı

30 Ağustos 2015 Pazar

Oktay Akbal: Ölümün de sırası mı var


Akbal'ın çalışma masası




Cumhuriyet ilan edilmeden doğdu, 10 Nisan 1923’de. 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilecekti! 1922’de Kurtuluş Savaşı “Zafer”le sonuçlanmış, gözünü yeni Türkiye’ye açmıştı. 30 Ağustos Zafer Bayramına iki gün kala da 92 yaşında hepimize Allahaısmarladık dedi.
Oktay Akbal’la yaşadığı Akyaka’da bir kaç kez birlikte olduk. İlhan Selçuk’lu zamanlardan. Gökova’n ın dibi, yukarıdan döne döne inersin Akyaka’ya, denizle kucaklaşırsın. Sağ tarafta kendini Ormana vurursun, sol taraftan ise Azmakbaşına; veya daha öted Fethiye seni çağırır. Çok güzel bir yerde çok güzel insanların ve beyinlerin yıllarca yazları geçirdiği, Nail Çakırhan’ın yapıtı Yücelen Otel, sohbetlerin, tartışmaların, yazıların, güzelliklerin merkeziydi; Akbal, içinde hiç kaybetmediği “çocuk”la hep oradaydı.
Üç yıl önce Fethiye ve ötesine uzanan tarih, arkeoloji ve sahil turunda, Özlem’le Akyaka’ya indik, taa ilkgençliğimin büyük isimlerinden Akbal’ı, Oktay Akbal sokaktaki evinde ziyaret ettik. Yürüyüş zorlukları tabii ki vardı ve Ayla Hanımı, bazen kendi başına buyruk davranışlarıyla endişelendiriyordu.
Sohbet ettik, fotoğraflar çektik, çalışma masasına oturduk. “Huzur” başlıklı Mart 2014 tarihindeki son yazısında “Ah şu daktilo önünde bir daha. Yıllar geçmiş sanki, onunla son buluşmamız gibi. Bitir sen şu karmakarışık duyguları, bir huzur bulabilsem...” dediği daktilonun tuşlarına dokunduk.


Kütüphanesinde kitapların önündeki resimleri inceledik. Birlikte varoluşu yudumladığı tanıdık yüzler. Nadir Nadi ile fotoğrafının çerçevesine iliştirilmiş, İlhan Selçuk’un yakalarımıza taktığımız kırmızı karanfilli acı kayıp fotoğrafı...


Ne oluyor bana. Deprem mi, yer sarsıntısı mı, dışardan gelen kamyon sesi mi? Ama bir şey var, içimde bombalar patlatıyor. Kurtuluş artıyor. İstanbul’un Kurtuluş’u değil de bambaşka...


Sonunda çareyi buldum. Yazmak, yine yazmak
Bir an ölüm gelmeli dersin. Ama gelmez. Onun da bir sırası mı vardır insana sunduğu.”
Bir geçmiş bir sevinç bir hüzün, 92 yıl bir insanla kopup gitti.
Cumhuriyet’in ilk çocukları bir bir elveda diyor.
Tanıdıklarımın hepsi pırıl pırıl beyinleriyle bu ülkeye borçlarını hala ödemeye, Cumhuriyeti savunmaya devam ediyorlar.
Onlara 92 yıl yetmez.
Bir 92 yıl daha gerekli..
İkinci 92’nin sonunda oturup hesap ederiz, acaba kaç 92 yıl daha gerekli olduğunu...
Gidenlere çok teşekkür ederiz, varlıkları ve eşzamanlı yaşam bizlere onur verdi.
Hala aramızda olanlara, yaşamak dışında bir seçenekleri olmadığını anımsatmalıyız.

---30 Ağustos 2015 Pazar / Bilim ve Siyaset