Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

21 Ekim 2017 Cumartesi

Doğrulanan teori: “İstanbul’un Çöküşü”, Collapse

Doğan Kuban hocanın, İstanbul’un yaşanmaz bir çöküntü kente dönüştüğü konusunda ortaya attığı teorinin üzerinden 15 yıla yakın zaman geçti. O zamanki dergimiz Cumhuriyet Bilim Teknoloji’nin kapak konusuydu. Kuban çok sayıda yazı daha kaleme aldı İstanbul’un çöküşü üzerine.. Ki o zamanlar henüz İstanbul’un dört bir yanı böylesine ucubelerle donatılmamıştı, ama trafik denen bela nedeniyle bir yerden bir yere gitmek yine mümkün değildi. Aradaki tek fark, trafiğin bugün kentin hemen her noktasında neredeyse geçişe izin vermiyor olmasıdır.
Bugünden o güne baktığımızda, büyük bir öngörünün gerçekleştiğini görüyoruz. 15 yıl önce biz “şu metro yapılsa bu çökme gerçekleşmeyebilir” düşüncesindeydik. Metro yapıldı, yapılıyor.. daha neler neler. Avrasya Tüneliymiş, üçüncü köprüymüş.. yeni yollar, viyadükler.. Bu iktidarın yapmakla övündüğü artık yüz milyar mertebesine ulaşan “büyük” projeler gerçekleşti, ama İstanbul bütün bunların sonucu daha da yaşanmaz hale geldi.
İstanbul’un yerleşmeye açılmayan tek bir noktası yok.
Tüm deprem alanlarını, ve bu bağlamda da insanların yaşam alanlarını yağmaladı Büyük Şehir Belediyesi ve Merkez hükümet!
Binlerce insanı tek bir ucubenin içindeki hücrelere tıkan aşağılık beton yaratıklar dört bir tarafı sardı.
Ve bu insanlara “modern yaşam” olarak sunuluyor.

Dünyada İstanbul

Bakıyorum en çok cinayet işlenen kentler arasında 10.sıraya yükselmiş bu kent.
“İstanbul en kötü trafiğe sahip 10 şehir arasında, yolda öfke (trafik canavarı) puanlarında ise St Petersburg ve Bogota’nın ardından en kötü 3. şehir oldu.” (Eylül 2017)
Hey iktidar, yaptığın bunca köprü tünel yol vb ne işe yarıyor?! İnsanların sinirden birbirlerini öldürmesine mi?
Yaşanabilir kentler sıralamasındaki yerine bakın İstanbul’un: 122.
Kişi başına düşen yeşiy alan, mesela esenler’de 1 metrekareye kadar düşüyor. Ortalam İstanbul’da Büyükşehir verisi doğruysa 6,5 metre kare. Olması gereken ise en az 15 metrekare. New York’ta bile 27 metre, Viyana’da 60 metrekare

.
Peki ne olacak?

Bir okur “Köyüne gidene teşvik verilsin ve İstanbul’daki evi yeşil alan olsun. Her sokakta 100 m2lik parklar” öneriyor! Bu iktidar oraları da birleştirir ve ucubeler dikilmesine açar.
Bir başka okur “Abi inan ki Beylikdüzü’nden inerken ki manzaraya bakarken dehşete kapılıyorum. Benim güzel Samatyam bile santim santim çürüyor.”
Bir başka okur, Atatürk’ün 1937’de bizzat çizdiği köy-kent ve tarım–kent projelerini anımsatıyor.
Bir diğer okur, “CHP'nin son genel seçimdeki ‘Anadolu'da Ticaret Merkezi’ projesi İstanbul'u kurtaracak olan çaredir.. Yerel yönetimle kurtarmak çok zor...” diyor.
En önemlisi, çalışma alanlarının, sanayi ve ticaret merkezlerini şüphesiz ki Anadolu’ya yaymak. İnsanların geçimlerini sağlayabilecekleri ve mutlu yaşayacakları merkezler inşa etmek.

“Anadolu’yu çağdaşlaşma”

Yine Doğan Kuban’a geleceğim. Herkese Bilim Teknoloji’nin 29. Sayısında Kuban hoca, özünde İstanbul’u kurtarmak fikri olan, “Anadolu’yu sanayileştirmek ve çağdaşlaştırmak için bir program taslağı” önermişti. Diyordu ki:
Önerdiğim Anadolu sanayileşme tasarısı, Anadolu’da fabrika kurmak değil, tümel ve bütün yurt yüzeyine yayılan bir sanayileşmeyi öngören ve ona paralel gelişecek uygar bir yaşamı hedef alan bütüncül bir kalkınma projesi taslağıdır. Bu sanayileşme ağında bir sanayi dalına tahsis edilen kentlerin 200 000 ile 1 000 000 boyutlarında kalmaları, gelişmenin dengeli yayılması için sayısal sınırlar olarak önerilmekte. Her seçilen kentte nüfus sınırları kentin var olan sanayi potansiyeli, yeni yerleşecek üretim potansiyeli ve ham madde sağlanması durumlarına bağlı olarak saptanacaktır..”
Salt sanayileşme değil mesele. Kentlerin, yörelerin sahip oldukları tüm özellikleri dikkate alan bir öneriydi Kuban hocanın.
Batan bir kentte yaşam.. Göçü durdurun ve İstanbul’u dağıtın..
19 Ekim 2017 Perşembe / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet







18 Ekim 2017 Çarşamba

Allahın lanetlediği kentte yolculuk




Geçen aylarda Tekirdağ dönüşü bir hata yaptık akşam üzeri ve Silivri üzerinden İstanbul’a girelim dedik. Tanrım bu ne trafik yoğunluğu ve bu ne kalabalık! Adım adım. Ama tüm bundan daha korkuncu hemen sol tarafımızda otoyolun üzerine, yol boyunca üzerimize düşmesine ramak kalmış blok blok blok gökdelenler yığını. Gökyüzünü görmek mümkün değil. Allah kahretsin..
Beylikdüzü’nden çekmecelere ve Avcılara doğru inerken izleyin... İmdat diye bağırasınız gelir. Aman Kadıköy, aman Büyükada, kurtar bizi bu cehennemden diye söylenerek gözlerimi kapıyorum.. Buralar İstanbul’a ait değil diye avunun.. Hepsi kentin bir parçası, milyonlar arabalarına biniyor, arabası olmayan yollara düşüyor, metrobüsler, otobüsler, minibüsler, metrolar, yollar yollar ve yollar... Tüm insanlar salkım saçak yollarda.
Bu son, artık zaten pek ayrılmak istemediğim kendi yaşam çemberimin dışına çıkmayacağım, orada yaşayacağım, diyorum.

Ama ne mümkün!

Edirne Kitap Fuarı ve HBT’nin Edirneli okurlarıyla etkileşiminden dönmek için yeniden İstanbul kapılarına dayanmak zorundasınız; bu kez geçen Pazar akşamı TEM denen yoldan geçerek 2 saatte, 19 sularında yer yer tıkanıklıklar eşliğinde, Bahçeşehir’i geçtik, bizim için İstanbul ne demekse oraya girmeye çalışıyoruz.
2 saatte 220 kilometre gelmişiz, bu kez 2 saatte 30-40 kadar kilometre ile Anadoluhisar’ına girdik ve Kadıköy’e girmek için orada bir bekleme molası verdik. Yaşasın deniz kenarında akşam domates çorbası ve güzel bir sunumla gelen gözleme... Sakin ve güzel bir mekanda oturmayı hakketmişiz..

Bilinmeyen gezegende yolculuk

Bu 30 km’yi nasıl geldiğimizi hiç sormayın. İkinci köprü yolundan Anadoluhisarı’na gitmek asla mümkün olmadığı için (Pazar akşamı-gecesi, düşünün, bu insanların evi barkı, dinlenmesi mi yok!), Ahmet Paşa sizi pek kullanılmayan daha hızlı bir yoldan götüreceğim diyerek direksiyona geçti.
Gaziosmanpaşa’ya oradan Alibeyköy üstlerine çıktık. Hep soruyorum neredeyiz şimdi diye. Beşinci Levent denen ucubelerin inşa edildiği, yığınlarla dolu lânet bir yerden aşağılara inip, yukarılara çıkıp, otoyollardan- viyadüklerden dönüp, tekrar altlara, oradan üstlere, oradan Boğaziçi Üniversitesinin kenarından (tek bildiğim yerdi) ikinci köprüye en yakın yerden büyük sürüye yeniden dahil olduk.
Ahmet Yavuz Paşa’ya kafanızda adeta navigatör var, ben direksiyonda olsam şu sırada Tuzla’nın alt mahallelerindeydik, dedim..
Böyle bir şey olabilir mi
Her bir karışının üzerine bu cenabet yükseltileri sırt sırta, yan yana, üst üste dikmenin anlamı ne, demeyeceğim.

Gelişmemişlik göstergeleri

Türkiye gelişiyormuş, İstanbul gelişiyormuş.. neyle? Bu beton yığınlarıyla.
İstanbul battı.. İstanbul yok oldu.. İstanbul Allahın lanetine uğradı, üstelik kendilerini “Allahın temsilcileri” ilan edenlerce..
Sadece bizim gibi gelişmemiş kültürlerin kentleri böyle. Ne kültürü ne yeteneği ne birikimi ne uygarlık-kent ve insan sevgisi olan yönetimler, var olan uygarlık birikimlerini de har vurup harman savuruyor.. Kentlere her yıl milyonları dolduruyor..
Sonra onlara denizaltı tünel, köprü oyuncakları ile eğlenmelerini ve hayatlarını tüketmelerini sağlıyor.

İstanbul’u seven kalmadı

 Üretmeyen, sömürülen ülkelerin yazgısı. Meksika, Hindistan, Brezilya vb başkent ve büyük kentleri.. Tıpkı bizim gibi..
Gelişmiş Avrupa büyük kentlerinden hiç birinde bu iğrençliği yaşamak mümkün değil.  
 Hala söylüyorum: Önce göçü durdurun..
Sonra da İstanbul’u parçalayıp Anadolu’ya dağıtın..

İstanbul’u seven kimse yok mu?
17 Ekim 2017 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

17 Ekim 2017 Salı

İstanbul’u parçalayacak bir hayat projesi aranıyor..


Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul için projesi ne? Önceki yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu İstanbul’un rantını İstanbul ve İstanbullular için harcayacağız, demişti. Fazlası yok. Şüphesiz İstanbul rant üreten bir kent, bu rant iktidarın ve yandaşlarının cebine girerken (Kadir Topbaş, 50 yıl daha dine adasa kendini İstanbul’un eli iki yakasındadır), bu rantı İstanbullular için harcamak doğal ve  normaldir.
Fakat İstanbul’un rantını dağıtacağız söylemi bu kent büyük rantlar üretmeye devam edecek anlamı taşır.
Gerçekçi olursak, İstanbul gibi bir kentte rant üretiminin kesilmesini beklemek doğru olmaz. Ama rant üretimini minimal düzeylere indirecek politikaları düşünmek gerekir. Önümüzdeki yerel seçimlerde, CHP’nin ve tabii ki Hayır Cephesi’nin görüşleri nedir?

Kent öldü

Ben kendi görüşümü yazayım: İstanbul’u parçalayıp dağıtacak her proje, bu kentin ve ülkenin yüksek çıkarlarına hizmet edecektir.
Önümde CHP İstanbul milletvekili Gülay Yedekçi’nin bir açıklaması duruyor. İstanbul, “Trafik Sıkışıklık Endeksi”ne göre, dünyada birinci sıralarda. Araç sürücüleri trafikte yüzde 58'lik bir gecikme yaşıyor, 30 dakikalık mesafeyi yüzde 109’luk bir gecikmeyle 62 dakikada gidiyor. Sonuç: İstanbul’da yaşayan bir sürücü fazladan 219 saatini trafikte geçirmek zorunda kalıyor! Bazıları için çok daha büyük bir zaman harcaması var.
Günde en az 1000 araç trafiğe çıkıyor, İstanbul trafiğine. Bu kentte 4 milyon kadar araç var. Sistem kente yüzbinlerce araba pompalarken, durmadan çevre yolları, köprüler, denizaltı yolları vb yapılıyor. .. tüm bunların hepsine trilyonlar yatırılıyor.

Bu yönetimin projesi İstanbul’u batırmak

İktidarın tek projesidir bu. İstanbul’u mümkün olduğu kadar büyütmek, çoğaltmak, daha çok beton yığınına dönüştürerek yaşanmaz hale getirmek, tüm Anadolu’yu İstanbul’a çekmek.
Kuzeyi yerleşime açmıştır. Tüm çevresi İstanbul’u daha da saracak ve canavar elleriyle boğazını daha da sıkacak, daralmış nefes borusunu daha sıkacak ve atardamarlarını devre dışına bırakacaktır.
Bu süreci yaşıyoruz.
Bu yarışı İstanbullunun kazanması mümkün değil. İstanbul kaybetmiştir, daha daha kaybedecektir. Ne kadar çok yeni yollar yaparsanız yapın, trafiğin sıkışmasına çare bulamazsınız. Çünkü yeni yol ve köprüler daha büyük yerleşmeleri, daha büyük göçleri kente çekmektedir. Metro yapımı gecikmiştir ve yapım yavaş seyrediyor.

İstanbul’u metro bile kurtaramaz

İstanbul Türkiye’nin servetini durmadan yutan bir canavara dönüşmüştür.
Mesele sadece trafik değil, kalabalıklar kenti yaşanmaz hale getiriyor.
İktidar, bu kalabalıklardan beslenmekte ve semirmekte..
İnşaat! Ya Resulullah!
Rant, para ya Resullulah!

Büyük emeğe çağrı

Doğan Kuban hoca, İstanbul Türkiye’yi batırıyor deyip duruyor.
Bu durumda İstanbul’u yönetmeye talip olana muhalefetin,
a)       İstanbul için büyük fikirlere ve planlara sahip olmak zorundadır..
b)       Göçü durduracak ne gibi önlemler düşünüyor? Geri göç için nasıl ne yapacaktır?
c)        İstanbul’u nasıl parçalayacak ve dağıtacak?
d)       İstanbul’a nasıl hayat verecek?
CHP ve Muhalefet bir büyük sivil inisyatifle büyük bir emek harcamalı..

Buna hazır olan kimse var mı bu ülkede?
16 Ekim 2017 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet