Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

25 Nisan 2017 Salı

CHP, stratejide iki önemli yanlış ve çok seslilik hatası - 3


CHP milletvekili ve referandum sürecinde dikkat çekici şekilde aktif çalışan bir dostumla sohbette, hayır çıkabilecekken neden evet çıktığı konusunda bazı iddialar öne sürdü.
Bir veriye dayanmaktan çok genel bir siyasal gözleme dayanmasına rağmen, tartışmakta geniş yarar var.
RTE ve iktidar liderliğinin, bugüne kadar tüm kampanyalarını cepheleşme, korkutmaca, ötekileştirme, hatta lanetleme ve terörist diye adlandırmaya varıncaya kadar, “düşman yaratma” üzerine kurduğunu biliyoruz.

Akıllı politikada hatalar

Referandumda, CHP bu kez akıllı bir politika izledi, cephenin karşı tarafı olmaktan şiddetle kaçındı, konuya odaklandı. AKP’ye oy vermekte olan seçmene yakınlaştı.. Bu doğru strateji, RTE ve adamlarına son düzlükte ki önemli gedik verdi.
İlki, “kontrollü darbe” konusunu açtı Kılıçdaroğlu. Bunu niye yaptı bilmiyoruz. Boş mu bulundu, birileri buradan da vuralım ve yıkarız diye mi önerdi.
CHP’li dostum, “tamamen yanlış oldu, kontrollü darbe konusuna çok hassas olan, Başkanlığa hayır diyebilecek konumdaki AKP seçmeni yeniden kenetlendi,” diyor. Bunu ben de dile getirmiştim. Peki etkisi ne oldu? 1-2 puan diyor...

“Deniz dökeriz” saçmalığı

İkinci büyük hata, Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un Halktv’de ve tüm sosyal medyada yayımlanan “denize dökeriz” konuşması.. Dostum diyor ki, “bu söylem, duyarlı AKP seçmeni için korkutucu oldu... Seçmen, eyvah bunlar iktidara gelirse.. diye düşündü. Bir serçenin avucunuz içindeki tedirginliğiyle açıkladı. Pırr..
Bu konuşma tepeden tırnağa yanlış, tam RTE ekibinin “ötekileştirme, düşman yaratma” politikasına uygun türde bir konuşma. Ayrıca bizim dilimiz olamaz. Bunu kime yapıyor? Zaten Hayır oy verecek halka; onların karısında konuşmanın ve isteklerini derin şehvetine kapılırsan, gözün bir şey görmez. Bozkurt’un sonradan düzeltme yapmasının etkisi sıfır..
Bir partinin stratejisi olur. Tüm ilkeleri belirlenir. Tüm milletvekilleri buna uyar. Bu toplu ve dek dille konuşmanın ve bütünsel davranmanın gereğidir. Bu yapılamadı. CHP bu politikayı uygulayamadı, nerede parti disiplini? Dostum diyor ki, Halktv’deki Bozkurt’a benzer şehvetli konuşmalar da Kılıçdaroğlu’nun genel tutumu ile uyumlu değildi ve söz konusu seçmen için ürkütücü idi.

Kurmaylık eksikliği

Eğer bir genel stratejiyi demir disiplinle uygulayamazsanız her yönde, başarısız olursunuz, biriktirdiklerinizi toptan harcarsınız.
Sözünü ettiğimiz bu söylemlerin, başkanlığa hayır diyecek AKP seçmeni üzerinde olumsuz etki yaptığını söyleyebiliriz. İki puan gerçekten de böyle kaçmış olabilir.
Nitekim, AKP’ye hizmet eden çeşitli kamuoyu şirketleri de bu duruma işaret ediyor.
Başka bir nokta, seçimleri belirlemede büyük kentlerin rolüdür. Mesela, İstanbul’a özel, planlı programlı büyük bir Hayır yığınağı yapılsaydı, fark açılamaz mıydı?
Bütün bunlar inceden inceye ve kamu oyu şirketleriyle de planlanması gerekir.
AKP kaç şirketle çalıştı? 3 mü, beş mi?

Her şey çok önemli
Muhalefet bunu yapamazsa ve “paramız yok” gibi gerekçelere sığınırsa, kitle iletişim çağında, bilimsel çalışma yürütmede başarısız olur. Denk kuvvetlerin çatışmasını etkileyecek her şey çok önemlidir.
Her ne kadar, AKP’nin tüm iletişim ortamını etkileyecek ve her şeyi Evet ile donatacak gücü olmasına rağmen, sandık oyunlarını da katarsak kıl payı bir zafer ilan etmesi karşısında, “demek ki bütün bunların etkisi o kadar da fazla olmuyor” değerlendirmesi ne kadar doğru?
Bunun tersi daha kuvvetli olamaz mı? Tam da bu sayede Evet’i yükselttiği söylenemez mi?
Yarın AKP stratejisine döneceğim..


BİR KİTAP: CUMHURİYET IŞIĞINDA


Özlem Özdemir, tanınmış, Cumhuriyetçi, toplumda etkili 21 değerli insanla güzel söyleşiler yaptı. Hepsi kendi alanlarında üretken ve başarılı. Kendisi olan insanlar. Meltem Arıkan’dan tutun, Muazzez İlmiye’ye, Emre Kongar’a  Zülfü Livaneli’ye kadar uzanan geniş bir yelpaze.. Tabii Fazıl Say da var! Mine Kırıkkanat da!
92’lik Hıfzı Topuz, hiç umudunu yitirmemiş, “yarınlara inancını” sürdürüyor. Ben de! Hem geçmişten zengin anılar var, hem bugüne ve geleceğe ilişkin düşünceler, geçmişe ve bugüne eleştirel bakışlarla da donatılmış zengin bir içerik.

KırmızıKedi yayını, okuyun lütfen.
24 Nisan 2017 Pazartesi  / Bilim ve Siyaset 

22 Nisan 2017 Cumartesi

Tasarlanmış bir cinayet eyleminin izinde - 1


İnsanların, kendileri için hayati bir konu olan Anayasa referandumunda  oylarının çalındığına ilişkin ortaya çıkan olgular karşısında büyük tepkilerini dile getirmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) asla yapmaması gereken, asla yapamayacağı bir şey yapıyor ve bir yasa maddesini çiğniyor, eziyor, parçalıyor, yok sayıyor. Bu yoruma açık, istediğin gibi kullanabileceğin bir madde değil, ey YSK’yı oluşturan yargıçlar... Adil davranmak dışında size başka bir talimat verilemez. Veriliyor ve buna uyuyorsanız, o cübbeleri çıkartmalısınız. Size talimatı siyaset de veremez, Anayasa ve yasalar verir. İşte o zaman yargıç ve hukuk insanı olursunuz. Aksi taktirde yargı ve hukuk siyasetin oyuncağı olur.

Adalet duygusu sıfır toplum

Biz bunu geçmişte çok yaşadık. FETÖ yargıçlarını, mahkemelerini, savcılarını gördük. Hatta HSYK’sını bile!
Bugün onların nerelerde süründüğünü, hangi deliklere saklandıklarını tüm Türkiye biliyor. Neden FETÖ yargısı nefret topladı?  Çünkü hukuk ve yargı adamı gibi değil, bir siyasi cemaatin aleti olarak davrandılar.
Adalet, hak ve hukuk pratiği ve duygularını ortadan kaldırırsanız, yönetilemez, kargaşaya sürüklenmiş, birbirine kin ve nefret duyan, kendi başına adaleti arayan ve şiddete yönelen, ve tamamen bu duyguların esiri olarak yaşayan ve her şeye öyle bakan bir toplum yaratırsınız.
Buna hakkınız yok. Asla! Türkiye’yi batıramazsınız, siyasal ve toplumsal kargaşalar içine sürükleyemezsiniz, size hiç kimse böyle bir görev veremez. Böyle bir şeye tevessül edemezsiniz. Yoksa olabilecek her şeyin sorumluluğu üzerinize yıkılır kalır.

Yasa maddesi açık ve net

Yasa maddesi açık. Etrafında dolaşamaz, “insanların oy verme hakkı” diyerek, toplamda ülkeyi sosyal kargaşaya sürükleyecek kararlara imza atamazsınız. Çünkü o yasa maddeleri, sizin, YSK’nin da var oluşunun  parçasıdır. Seçim yasaları yoksa, aslında siz de yoksunuz demektir, çünkü bütünün bir parçasısınız. Mühürsüz pusulaları yasayı çiğneyerek kabul edemezsiniz.
İşinize geldiği zaman AİHM kararları diyorsunuz, ama öte yandan bu ülkede AİHM kararları idam ediliyor! Ayrıca, bir ülkenin kaderini etkileyecek bir bütünsel yanlışlığı, AİHM hangi kararında onaylıyor? Burada söz konusu olan tekil, az sayıda bir olgu-durum değil, yüzbinlerce tahmin edilen mühürsüz pusula. Bir AKP’li avukat daha öğle üzeri size başvuruyor, mühürsüz pusulalar kabul edilsin diye.. Anlaşılan on binlerce mühürsüz pusula hazırlanmış ve evetlenerek sandıklara tıkıştırılmış. Başvurusuyla bunları geçerli kılmak istiyor.

Kesin reddederdiniz

Mesela bir CHP’li üye size böyle bir başvuru yapsaydı, kesin reddederdiniz.. Hiç mi düşünmediniz, bir AKP’li neden sizden böyle bir şey istesin? Mühürsüz pusulaların hacmini sorgulamanız gerekmez ki.. Yoksa olayın bir parçası olabileceğinizi zerre kadar düşünmek istemem.
Bu bataklıktan hukuk yoluna girerek kurtulmak mümkün. Tüm oylar sayılır ve mümkün olduğunca temiz ve kabul edilebilir bir sonuç açıklanır. 40 milyon TC yurttaşını yok mu sayacaksınız?
Mühürsüz oyların seçimin kaderini değiştirecek hacimde olmadığını düşünmenin önemi yok. Böyle örgütlü sahtekarlığın tezgahlanması her şeyden çok önemli.
Kararınızla aslında sandığa, anayasaya, yasalara, 40 milyon Hayır’cıya karşı bir örgütlü cinayet girişimini örtbas etmiş olursunuz..

Cumhurbaşkanı ne demeliydi

Cumhurbaşkanı, hak ve hukuk arayanlara söylemediğini bırakmıyor. Tencere tavacı diye başlıyor, Atı alan Üsküdarı geçti gibi acayip bir oldu bitti yaratıyor; konuşuyor da konuşuyor. Şunu kanıtlıyor: Ben ülkenin yarısının Cumhurbaşkanı değilim, hala anlamadınız mı kardeşim!
Millet bunu çoktan anladı, bu nedenle parçalanmış bir ülkeden bahsediyoruz.
Cumhurbaşkanı şöyle demeliydi:
Referanduma gölge düşüremem. Ben temiz ve kimsenin itiraz etmeyeceği bir sandık sonucu istiyorum, YSK gerekirse tüm sandıkları yeniden saysın, kuşkuları gidersin, sahtekarlıklara dayalı bir Anayasa’yı kabul edemem, buna dayanarak Cumhurbaşkanlığı da yapamam.. Bu bir vicdanı eziyettir benim için. Bunun hesabını ahrette bile veremem. Bana insanların içeride ve dışarıda, sahtekarlıklarla sandıktan çıkartılmış bir anayasanın baş mimarı gözüyle bakmasını kabul edemem..
Ve emir vermeliydi: Temizleyin bu işi..

Yoksa rüya mı görüyorum? Hey uyandırın beni!
                                                         20 Nisan 2017 Perşembe  / Bilim ve Siyaset

18 Nisan 2017 Salı



18 Nisan 2017 Salı  / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Yazı-Tura ile Anayasa değişti, ama iktidar kaybetti.

Adeta yazı-tura atarak bir anayasa değişikliği gerçekleşti, rastlantısal olarak değişikliğe evet kazandı. Hayır da kazanabilirdi! Bu analojiyi, bir ülkenin kaderinin nasıl pamuk ipliğine bağlı bir oylama ile çizilebildiğini anlatmak için yaptım. Komik yani!
Seçim önce çevrem epey panik içindeydi, onlara şöyle dedim: Referandumu kazanırlarsa bu iktidar sizlere ve ülkeye daha çok ve daha büyük kötülük yapamaz. Sakin olun..
Alçaklık mertebesinde yaşayan küfürbaz trolleri bir kenara bırakın, durumu gören aklı başında AKP’liler hiç hoşnut değil. Bugüne kadar görmeye alıştığımız, haritada bir kenara sıkışmış muhalif oylar genişlemiş ve tutuculuğun ana kıtası Orta Anadolu’ya kucak açmış. İstanbul’u Ankara’yı kaybetmişler. İktidarın başına gelebilecek en büyük iki felaket. İzmir ise tam silip süpürmüş...
Bir baş aşağı gidişin kesin fotoğrafı var karşımızda.
Sosyolojik olarak, kentleşmeyi anlayamamış ve bunun “yasaları”na ayak uyduramamış bir arkaik parti durumuna giderek düşüyor AKP... Üretici ve yenilikçi, çağdaşlaşan güçler bir yana- AKP öbür yana.

“Bu kadar yol köprü yaptık”
Sözcüler şöyle diyor ekranlarda: yahu kentlere bu kadar yatırım yapılıyor.. yol dersen yol. Köprü dersen bin tane... geçişler geçişler.. modernleşme alabildiğine, yeni havaalanları.. büyük büyük gökdelenler... AVM’ler.. neden bu kadar yatırımın yapıldığı kentlerde gerileme oldu?
Çünkü kent sosyolojisi gökdelenler dikmek ve yüzlerce metre bir ucubenin içinde on binlerce insanı tıkmak... yol köprü havaalanı yapmak değil. Bunlar inşaat.
Kentleşme, demokrasiyle, özgürlüklerle birlikte geliştiği zaman kentleşme olur. Kentlerde yürüyüş ve protesto yapmak da kentleşmenin bir parçasıdır. İnternet’i kısıtla; aklına esince Twitter’ı, Youtube’u devre dışı bırak.. haberleşmeyi engelle..  Oysa tüm bunlardır kentleşme.. Çağdaşlaşmadır.

İnsanlar değişir, sen kalırsın!

İnsanların kullandığı tüm modern alet edevat, yeni iletişim araçları ile birlikte özgürlükler birlikte gelişir. Dahası, AVM’ler de, her ne kadara tüketim mabetleri olarak gelişiyorsa da, onlar çağdaş dünyanın insanlarımız üzerindeki izdüşümleri, yansımalarıdır. İnsanlar AVM’leri doldurunca aynı zamanda modernleşme ile tanışırlar. Tüm bunlar insanları değiştirir.
Basın özgürlüğü, adalet, ekonomik özgürlükler, fırsat eşitliği, iyi eğitim, dünyaya özgürce açılma olanaklarıyla donanım, küresel yaratıcılık, basın özgürlüğü, siyasi özgürlükler, politik istikrar, Avrupa yenilik karnesi, kadın özgürlükleri, kadınların çalışma hakkı, yolsuzluk vb gibi dünya ölçeğindeki onlarca endekslerde hep orta ve en geri basamaklarda ülkeyi tut, kentleşmeyi yola köprüye indir. (Endekslere bir göz atın: www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/719529/iki_baslilik__Biri__Beka_yi__digeri__Fena_yi_temsil_eder.html
Bir kamuoyu araştırma şirketinin sahibi, üstelik iktidara yakın, dedi ki “iktidarın kadınlardan aldığı oy yüzde 55 idi, yani erkeklerden yüzde 5 fazla, bu seçimlerde kadın erkek oy oranı eşitlendi.”
AKP gerici bir parti, elindeki en önemli alet “din”. Tabii ki sosyal yardımlar yapıyor, büyük ölçüde fakat devlet kaynaklarından AKP’nin sadakası olarak yapıyor.

Yüzde 40’ın altı mı?

Reis’i sahneye sürmesine rağmen, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oyu bile alamadı. Üstelik MHP’nin desteğine rağmen! Bir de Büyük Birlik Partisi var tabii. Unutmadan, Güneydoğu’dan bazı Kürt oyları kalelerinden yüzde 10’lar- 15’ler koparmasına rağmen..
MHP’den aldığı destek yüzde 7 mi, Kürt seçmen ve BBP’sinden toplam yüzde 1 mi aldı..  AKP’nin oyu, 7 Haziran 2015 seçimlerine geri çekilmiştir.. Üstelik, Parti ve Anayasa değil, sahnede tamamen Cumhurbaşkanının bizzat kendisi oylanmasına rağmen.
Bu önemli bir çiziktir. Üst noktadan aşağı gidişin fotoğrafı.
Şunu da belirtelim: RTE’nin Avrupa ile büyük bir kamplaşma- düşman yaratmasına rağmen.
Bu cepheleşme ile yüzde 1 puanı daha kendine çekmiş midir? Peki sandıklara yapılan yasadışı müdahaleleri, Yüksek Seçim Kurulu’nun yasa dışına düşerek yasal görmesi ?.. Acaba bu yolla bir kaç yüz bin oy da AKP’ye kaymış mıdır?
Daha düzgün – net oranları birileri toplar, öğreniriz.
Şu var: AKP’ye oy veren en az yüzde 10-15 seçmen tek adamlığa karşı. Bu süreç işledi.

Kum saati işliyor

Tabii, reklam bombardımanı, kampanyalarda sıfır eşitlik.. Bunları da katın.
Demek yeri göğü inletsen, seçmen üzerinde istediğin etkiyi yaratamıyorsun. O bildiği yoldan gidiyor. Belki de hatta geri tepiyor!
Anayasa değişti ama AKP kaybetti.
Birileri sanıyor ki, AKP bir kaç düzeltme ile kendini toparlar yeniden, kentleri kazandırır.. Zor... 180 derece değişmesi gerek.. Değişir mi? Değişsin, isteriz. Mesela Cumhuriyetçileri serbest bırakmakla başlasın işe.
Yazı tura atıldı, Anayasa değişti.. Komik bir ülkeyiz.

İktidar için ise işleyen bir kum saatidir.