24 Ağustos 2016 Çarşamba

Reşat Petek olayı ve RTE ittifakı bozmak ister miydi? RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz -

Reşat Petek isimli AKP milletvekili Meclis’de FETÖ’ye araştıracak komisyonda AKP’yi temsil edecek. Kendileri eski bir savcıdır, sonra da avukat. Silivri davaları üzerine TV’lerde yapılan açık oturumları anımsıyor musunuz? Petek devamlı konuktu. Bir de yanında yine emekli Yargıtay Başsavcısı Ahmet Gündel vardı.
Onlarla birlikte epey oldum. Kapıştım da!
Cemaatin iddianamalerinin yılmaz savunucularıydı. FETÖ savcılarının, yargıçlarının arkasındaydılar. Ama nasıl! Hukukçu kimlikleri ardında, bu iddianamelerin ne kadar doğru, mahkemelerin kararlarının ne kadar haklı, darbe iddialarının ne kadar gerçek olduğunu savunup durdular, yıllarca.
Hangisi AKP’li hangisi FETÖ’cü ayırmak mümkün değildi! Yapışık ikizler gibiydiler.. Sonra AKP ile Cemaat birbirine girince iki ayrı kampa düştüler! Biri yine ortalıkta, ama diğeri ekranlardan düştü.

Gündel’in ve kendisinin yakasına yapışır mı?
Petek, Meclis Komisyonu’nda Cemaatin terör faaliyetlerini araştıracakmış.
Peki, Cemaat yargısını, davalarını savunan ekranlardaki ve gazetelerdeki Petek’i de araştırır mı dersiniz? “İş ortağı” Ahmet Gündel’in yakasına yapışır mı, “gel buraya bakiim seni gidi FETÖ’cü” diye..
Peki Zaman gazetesine şu demeci veren kendisinin yakasına yapışır mı:
Bazı medya organlarında bir süreden beri 'F tipi' tabirini görüyorduk. Dillerindeki baklanın planlı bir şekilde piyasaya sürüldüğü şimdi anlaşılıyor. Millet olarak çok daha uyanık olmak zorundayız.(2009)

Rüşvet operasyonuna 2 hafta kala
Çok mu eski tarih? O zaman Aralık 2013’e bakalım (17-25 yolsuzluk operasyonuna iki hafta kala, Star’da):
Petek, Fethullah Gülen Hocaefendi ve AK Parti’yi beraber hedef alan yapıların, AK Parti’nin bu süreçten güçlenerek çıktığını görünce bu kez Cemaat ve AK Parti’yi birbirine düşürmeye çalıştığını söyledi.” (Odatv bir seçki yapmış okuyun)
Zamanım olsa da, tv’de savunduklarını tefrika etsek..
Ne yapacağız şimdi? O zaman zatiâlileri FETÖ’cü müydü acaba? Durumu görünce kamp mı değiştirdi? Yoksa o zaman yapışık ikizlerin AKP sözcüsü müydü, doğrusu bilemem. Bunu ortaya çıkartmak polisin, savcının, AKP’nin işi. Ama ödüllendirilip milletvekili yapıldığına göre!

Hepsi FETÖ’cü olacaktı
Bu örneği niye verdim? İktidar ortaklıklarının nasıl son ana kadar sürdüğünü anlatmak için. Zaten 2012-21013 tarihli yazılarıma bakarsanız, FETÖ AKP’yi bir “kabul parti” olarak kullandığını, içini AKP’den adım adım boşalttığını, iktidarı ele geçirince de zaten bir siyasi partiye sahip olduğunu ne kadar çok yazmışım görürsünüz.
Aralarında en önemli engel RTE idi.
İktidar koltuğuna Gülen mi yoksa RTE mi oturacaktı..
Zaten F.G’nin AKP ile bir derdi yoktu ve hiç olmadı. Çünkü partinin içini epey ele geçirmişti. Eminim, hem ondan hem bundan görünenlerin tümü, sülalesi, RTE devrilseydi FETÖ’cü olacaktı. Şüphesi olan var mı? ŞT dahil!

RTE ittifakı bozmazdı!
Siyasal analiz olarak söylüyorum: RTE, Gülen ile ittifakını bozmazdı.
Paşa paşa ülkeyi dönüştürüp dururlardı.
Arkalarında ABD ve AB, karşılarında durulmaz müthiş bir ikili olurlardı.
Her ikisinin de sermaye desteği tamamdı.
Paraları bol..
TÜSİAD’ı da dönüştürürlerdi. TUSKON falan, tam bir Cemaat istilası vardı sermayenin üzerinde!
Doğan Medya vb de dayanamazdı.
Bugün bunların hiç birini de yazamazdık.
Sen sağ ben selâmet.

RTE ittifakı ne zaman bozdu?
Gerçekten FETÖ’nün bir ittifak değil, koltuğunu, liderliği ve AKP’yi istediğini net olarak gördüğünde..
RTE şu tek seçenekle karşı karşıya kaldı: koltuğumu liderliğimi korumak ve AKP’yi elde tutmak için FETÖ’nün kökünü kazımalıyım, tek çare bu!..
Buna kesin ne zaman karar verdi?
Ay ne kadar çok şey şey var?
Ayrıca “RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz” tezinin gerekçesini de yazacağım.
23 Ağustos 2016 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Tarihin en büyük yalanı: Bilmiyorduk! RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz -2


RTE iktidarının içeride en büyük ittifakı şüphesiz ki FETÖ iledir. Tabii o zamanlar FETÖ demiyorlardı, “alnı secdeye varan Cemaat”, büyük yol arkadaşlarıydı. “Bilmiyorduk, kandırıldık” hikayesi, bugün yol açtığı sonuçlar bakımından siyasi tarihimizin en büyük yalanlarındandır.
FETÖ üzerine 1980’lerden beri onlarca kitap yazıldı. Devlet arşivleri zengindir, 1999 yılında, o dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Ankara savcısı Nuh Mete Yüksel’in iddianamesi inanılmaz bir belgedir ve orada öngördükleri birbir gerçekleşmiştir. Daha o dönem emniyeti avucuna alan FETÖ’cüler ilk seks kaseti şantajını da Yüksel’e yaptılar (Çatışmanın Anatomisi’nde öyküsü var). Genel Kurmay İstihbarat Dairesi’nin de 2002’de Gülen üzerine kapsamlı bir raporu var.

İlk siyasal cinayeti
Yine aynı tarihlerde ve hemen sonrasında Emniyet mensubu yöneticilerin geniş bir raporu var. MİT’te neler vardır! Yine o tarihlerde Necip Hablemitoğlu’nun Köstebek kitabı va yazıları.. Necip bey, evinin önünde vurularak öldürüldü. Bu cinayetin FETÖ’nün belki de ilk siyaseti cinayeti olduğunu varsayabiliriz. Ya güçlü oldukları Emniyet’ten bir müritlerine işlettiler, ya da Ordu’daki askerlerine… MİT’de o sırada adamları var mıydı? Herhalde!
Hamlemitoğlu cinayeti aydınlatılmalı.. Bakın neler çıkar.
O tarihlerde devlet tüm cemaatçi güçleriyle, FETÖ’nün devlet içindeki karanlık yüzünü deşifre eden herkese, Türkan Saylan dahil, alçakça saldırdı..

İkimizin de başı secdeyle eriyor”
AKP iktidara gelince, hazır bir müttefiki elinin altında bulmuştu.
Bakmayın siz “devlette kadroları yoktu, mecburen Gülen kadrolarını kullandı” gibi, söylemlere!
AKP, devleti zaman içinde tamamen dönüştürecekti ve kısa vadede operasyonel güç olarak FETÖ güçlüydü. Bu bir salt FETÖ’yü “kullanma” amaçlı politika mıydı yoksa Cumhurbaşkanı’nın belirttiği gibi, o da müslüman biz de müslüman, ikimizin de başı secdeye eriyor, ikimiz de Kemalist devletin yerine İslami devleti geçirmek istiyoruz, inancı mı?
Peki 2014’te yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kabul edilen ve Fethullahçı örgütlenmeyi tehlikeli gören belgenin altında imzaları olmasını nasıl açıklayacağız? Asker kanadını sakinleştirmek, bakın biz onlardan değiliz, o gerçekten tehlikeli, mesajını vermek için mi?

FETÖ en güçlü müttefiki
Fakat biliyoruz ki, AKP “bu tehlikeli örgüt”e karşı hiç bir şey yapmayacak, tam tersine “ne istediler de vermedik” deyişlerinde dile geldiği gibi tüm kurumları adım adım FETÖ’ye teslim edecekti. Neden?
FETÖ örgütlü ve güçlü. Ancak FETÖ ile beraber biz bu devleti ve toplumu dönüştürebiliriz siyaseti ön plana çıkacaktı. İçeride, hiç bir destek, sandık dahil, FETÖ ile ittifaktan daha önemli ve üst yapıyı dönüştürmek için daha güçlü değildi.
Bu ittifak şüphesiz ki daha sonra ortaya çıkacak olaylarda gördüğümüz gibi ucu darbeye kadar uzanan bir “suç ortaklığı”na dönüşecekti.

FETÖ olmasaydı, AKP ayakta kalabilir miydi?
Bu tartışılması gereken temel sorudur. Tüm Silivri davaları süreci ortaklık halinde gelişti. AKP bunu FETÖ’süz gerçekleştiremezdi. Çünkü FETÖ demek aynı zamanda kaanaatsizlikten kırılan liboş takımın da yoğun desteği demekti.. AKP ve FETÖ, sahip oldukları tüm parasal vitrinsel olanakları bunlara sundular ve hepsini tepe tepe kullandılar. Bir dönüştürme ve darbeye hazırlık aracı olarak..
Bu süreç çok ilginçtir, AKP kadroları da kısmen FETÖ’leşti. Arınçlar, Çelikler ve daha niceleri FETÖ’nün gücünden etkilenen siyasetçilerdi.
FETÖ’cülüğün AKP içinde her kademede bu kadar yaygın olmasının temel üç nedeni olabilir.
a)    Gerçekten, kalpten FETÖ’cüler.
b)   Büyük ittifakın yarattığı koruma kollama siyaseti..
c)   RTE altında ezilip dışlananların büyük bir iktidar güç odağı ve seçeneği olarak Fethullahçılığa sığınmış olmaları.. Umud orada filizlendi!

Ayrışmanın nedeni?
FETÖ ile RTE ve dar ekibi arasında patlayan ve somut kökeni 2011’e ulaşan savaş, şüphesiz ki bir iktidar-RTE’nin koltuğunu F.G.’ye kaptırmama savaşıdır. 
Gülen, ver iktidara bana dedi, RTE vermem dedi. İşin özünde ve dibinde şüphesiz ki bu var. Bir koltuğa iki örgüt -iki lider sığamazdı, oraya kim oturacak savaş patladı. Fakat bu saptama “bize ne, iki İslamcı’nın savaşı” noktasına götürürse siyasetten uzaklaşırız.
Yarın devam.

22 Ağustos 2016 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

22 Ağustos 2016 Pazartesi


RTE/AKP ittifaksız ayakta duramaz -1

RTE’nin bir yıldır Ordu ile ittifak içinde olduğunu yazıp duruyorum. Özellikle darbe girişiminin şoku ile bu yeni politikası biraz daha şekilleşti. “Birlik-berabirlik”, “Ulus-millet olma” vurguları ön plana çıktı. Bir yıl önceye kadar izlediği “kamplaştırma” politikalarının üstü örtülmüş gibi. Kimi büyük teorisyenler bunun bir aldatma, kimi politik analizciler tamamen göstermelik davrandığını ve bunun darbede yalnız kalmasının bir kısa sonucu olduğunu söylüyor.
Yani kısa bir süre sonra RTE “titreyip kendine dönecek”!
Yeni durumda, RTE’nin demokrat olduğunu söyleyen yok. Otoriter bir kişiliğe sahip olduğu tescilli.
Yarın nasıl ve ne zaman değişeceğini şimdiden bilemeyiz.
Ama kesin olan şu 1) Koşullar değişti, önemli olaylar yaşandı; 2) RTE de politika değişimine gitti gözüküyor. Bunu saptamadan analiz edemeyiz, bugüne kadarki anlayışımıza saplanıp kalırız, dünya döner, biz bakarız.
Bugün RTE iktidarının ittifak politikalarına bakacak ve ittifaksız ayakta kalamayacağını savunacağım.

İki dış güç, yani üst akıl ile büyük ittifak

RTE iktidarını her zaman ittifaklar üzerine kurdu. Politikalarını, hedeflerini hep bu ittifaklarla gerçekleştirdi.
Nasıl iktidara geldiklerini anımsıyor musunuz?
1) Partisini, küs veya aldanmış sosyal demokrat, merkez sağ politik aydınlar, yenilikçi milli görüşçülerle birlikte kurdu. Bu Özal’ınki gibi bir “geniş cephe” parti kuruluşuydu. Bir yeni “kitle partisi” için normal.
2) Ama en büyük ittifakını ABD, Bush ile yaptı. Milli Görüş’ün “büyük şeytan”ı, RTE’nin en büyük kaldıracı oldu, öyle bir kaldırdı ki, iktidara oturttu.
3) AB tabii ki en büyük iktidar destekçilerinden oldu. Bu iki “dış güç”, bugünkü tanımla lanetli “üst akıl”, RTE’nin iktidara giderek daha büyük bir oy oranıyla tırmanmasını sağladılar.

Birlikte Türkiye’nin defterini dürdüler

4) Bu süreçte RTE’nin içeride en büyük destekçisi, devletin hemen her organında üst düzey ve alt düzey yapılanma içinde olan Fethullah Terör Örgütü idi. FETÖ, aynı zamanda ABD’nin de çok önemli bir ittifakıydı. Yani ABD Türkiye’yi bu “sivil” ikili ile kontrol ediyordu.
5) AKP’nin içeride önemli bir ittifakı da, aptal solcu kılıklı, aydın etiketli, liberal, Türkiye’den de nefret eden “kanaatsız güruh” oldu. Bu güruh, AKP’nin yanısıra Fetö terör örgütünün de en büyük müttefikiydi.
6) RTE, Türkiye’yi dönüştürme sürecini, ABD+AB+FETÖ+ Liberal güruh sürdürdü, gerçekleştirdi.
7) Bunun için toplumda büyük kamplaşma, ayrışma zorunluydu ve RTE bunu başarıyla gerçekleştirdi. Birbirinden nefret eden, parça parça bir ülke yaratıldı. Millet millet olmaktan çıktı, kamplar ayrı bir Cumhuriyet gibi davrandı.

Kimler kaybetti?

8) ABD+AB+FTÖ+ Liberal güruh ittifakı, neler yaptı:
* Ordu’ya yalan ve komplolarla parçalayıp yok etti. FETÖ’nün Orduyu ele geçirmesinin yolunu açtı.
* “Kemalist” Kurucu Düşünce yerle bir edilmeye çalışıldı.
* Atatürk Cumhuriyeti yok sayıldı ve “bir reklam arası” diye ortadan kaldırılmaya çalışıldı. (Tarihçi kılığında soytarılar “resmi tarih dışında” uyduruk tezleriyle bu değirmene su taşıyıp durdu.)
* CHP en büyük saldırıya uğrayan parti oldu. Olur olmaz yalanlarla Cumhuriyet tarihi karalandı.
* ABD+AB+FETÖ+ Liberal güruh ititfakı, tüm muhalefete savaş açtı, Silivri davaları, gazeteciler …

Özgürlüklerin düşmanı güruh

* ABD+AB+FETÖ+ Liberal güruh ittifakı, medya özgürlüğünün ve diğer demokratik hak ve özgürlüklerin bir kafese sokulmasının destekçileri oldular. Herşey RTE ittifak ve iktidarının yükselişi içindi.. Herşeye hakim olması içindi.. Tek otoriter liderin iktidarı içinde.
Yaklaşık 2011-2012’ye kadarki süreçteki ittifakları böyleydi.
Sonra büyük parçalanma dönemine girildi..
Yarın..
21 Ağustos 2016 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet


20 Ağustos 2016 Cumartesi

Binali Yıldırım Şam’da Esat ile el sıkışacak (mı)

Evet böyle bir beklenti içindeyim. Başbakan bir aydan fazla zamandır, ikide bir “Suriye’de beklenmedik gelişmeler olacak, hazır olun” diyor.
En son önceki gün aynı sözleri dile getirdi.
Ve bir noktanın daha altını çizdi: Suriye’nin bütünlüğü önemli. Böylece orada başka devletlerin kurulması söz konusu olmayacak.

Suriye’nin parçalanması?!

AKP iktidarına günaydın diyerek utandırmanın alemi yok şimdi. 2011, Suriye’de iç savaş patlak verdikten sonraki her Suriye yazımda, Türkiye’nin tek ulusal yararı Suriye’nin parçalanmasında değil, birliğinin, ulusal bütünlüğünün korunmasındadır. Bu ülkenin parçalanarak üzerinde devletçiklerin kurulması, sadece Türkiye için baş ağrısı olur.
RTE- Davutoğlu ikilisi “Rabia” –Müslüman kardeşlik- işaretleriyle, Ortadoğu’da Suriye toprakları üzerinde sünni bir devletçiliğin kurulmasına çalıştılar. IŞİD’in düne kadar dal budak salmasının ve Türkiye koridorunu bir üs olarak kullanmasının ve bu topraklara yerleşmesinin nedeni de buydu.
Mesele Ankara için bir “sünni devletçik” iken, başkaları için de PKA devletçiliği idi..

Karşılığı olmayan strateji

Ankara’nın “hem sünni devletçik kurulsun, ama PKK devletçiliği kurulmasın” üzerine kurduğu ucube stratejisinin hayatta ve Ortadoğu dengesi içinde asla bir karşılığı olamayacağı açıktır.
Bugüne kadar bu stratejinin bize maliyeti büyük oldu. Bu, uçurum kenarına kadar götürdü iktidarı ve ülkeyi.
ABD politikası, aslında, Suriye’nin üçe bölünmesine yönelik. Esad’a bir parça, dişleri sökülmek kaydıyla IŞİD’e bir parça ve Kürtlere bir parça!
Suriye’den üç devlet çıkarma politikası çok açık ve seçik iken, Ankara’nın ABD’nin parçala yönet emperyalist değirmenine su taşıyan, Esad’ı yok etme politikasının anlamsızlığı, iktidardaki hiç bir adamın kafasına dank etmedi mi?
Yahu yanlış yapıyoruz diye sesini yükselten bir kimse çıkmadı, koca partide ve hükümette!

Esad ile el sıkışmaya hazır olun

Nihayet, Davutoğlu’nun gitmesi ve Binali Yıldırım ile başlayan süreç ile birlikte, politika, hayatın Türkiye’nin yararına akışına uygun olarak, 180 derece değişti.
RTE, Davutoğlu ile birlikte, aslında bir yönünü tasfiye etti. Bu politikanın uygulayıcısı bizzat kendisiydi, unutmayalım.
Şimdi gelinen süreçte, Binali Yıldırım ülkeyi, bizleri “sürpriz”e hazırlıyor, “beklenmedik gelişmeler olacak, şaşırmayın” diye tekrar ettiği sözleriyle.
Ne olur?
El sıkışma olur. Yıldırım gider mi Şam’a? Gider, RTE onu gönderecektir tabii ki.
Yani fiziki olarak karşılaşıp el sıkışmaları da mümkün, ama bu olmazsa, ikili karşılaşma ve el sıkışma olmuş kadar bir gelişme yaşayacağız.
Benim için bu sürpriz değil, ama sizin için sürpriz ise hazır olun!

ABD Müdahalesi?

Ortadoğu’da adı konmamış bir ittifak değiş tokuşu gündemde.
İran ve Rusya Suriye’nin torak bütünlüğünden yana ötedenberi ve IŞİD’e karşı savaşıyorlar.
IŞİD konusunda Rusya-İran-ABD fikirbirliği içinde. Türkiye de bu koaliisyonda bir şekilde artık iyice var.
Fakat Suriye’de bir PKK devleti konusunda bu koalisyonda fikir ayrılıkları üst düzeyde.
ABD, Kürt devleti konusunda yalnız kurt.
ABD bir çılgınlık yapar, kendi politikasının gerçekleşme ortamını yaratmak için, Esad hükümetini hedef alan büyük bir saldırı yapar mı?
İşte esas korkuüucu durum bu olur, genişleyen bir savaşı gündeme getirir.
Obama’nın böyle bir kötü mirası sonraki başkana devredeceğini sanmıyorum.

Binali bey elinizi çabuk tutun

ABD’de Başkanlık seçimleri nedeniyle böşle bir “karar – kararsızlık boşluğu” var.
Bu nedenle, Binali Yıldırım’ın (şüphesiz  RTE-Putin görüşmesinde de gündeme geldiğine zerre şüphem olmayan) Esad iktidarına tam destek ile , bir an önce Esad’ın ülkesine egemen olmasını sağlamak v ebunun için gerekli desteği vermek, çok önremlidir.
Bazen bugün için doğru olanın, yarın değişebilecek koşullarda gerçekliği kalmayabilir.
Binali Bey, Şam’da bekleniyorsunuz! Elinizi çabuk tutun.

NOT:
Özgür Gündem ve çalışanlarına yapılan olağandışı baskı kabul edilebilir değil. Bu toptancı yaklaşım, şüphesiz ki basın özgürlüğünü lafta bırakır. Bunu amasız söylüyorum.
Amalı bir sözüm ise, PKK’nın bu vahşet saldırılarını-terörünü sürdürmesi ile ülkemizde hak ve özgürlüklerin ve medya özgürlüğünün de sürekli olarak yokedilmesinin ortamını hazırladığıdır. Bu bahane falan edğil, fiili bir durum. PKK’nın terörü savunulamaz. Terörü savunan, ortaklık yapar. Sürekli saldırı altında bir ülkede ne demokrasi kurulabilir ne de Kürt meselesi akli tartışılabilir.
18 Ağustos 2016 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet