Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

25 Temmuz 2021 Pazar

Temel soru: Yüzde 30-35’i AKP çevresinde tutan nedir?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Temel soru: Yüzde 30-35’i AKP çevresinde tutan nedir?

20 Temmuz 2021 Salı


Bu kadar maaşlar ve harcamalar gidicilikleriyle mi ilişkili” soruma gelen yanıtlar arasına bir okur “Yazı başlığınızdaki ‘mi?’yi kaldırırsanız, naçizane daha doğru olur diye düşünüyorum, çünkü yazdığınız şey gerçek. Hür medyamızda, yazarlarımızın yazı başlıklarına soru eki koyma alışkanlığı geleneksel bir centilmenlik hali olmakla birlikte, ülkemizin şu günlerdeki vahim durumunda, yazılardaki bu tür küçük detaylar artık otosansür görünümü alıyor...”

Biz yine centilmenliği elden bırakmayalım dedim ve belki farklı görüşler gelir diye ekledim. Otosansür yok, düşünceyi açıklamanın pek çok yolu var, herkes anlıyorsa sorun yok, ayrıca mutlaklık da yok, bu konunun farklı yönleriyle sayısal tartışmalara yelken açmasını daha çok tercih ederim... Sadece bir noktayı tartışmaya açtım.

GİDİCİLİK SANCISI

Ama ekleyeyim: Gidicilik öyle kolay olmayacak. 

Yüzde 30 ve artı kararsızlardan payına düşecek oy ile en az yüzde 35’lik seçmen potansiyeli var. Bugünkü tablo.

Yarından itibaren bu tablo, iktidar için nasıl bir grafik izleyecek, sorusu da önemli.. Yukarıya mı, aşağıya mı?

Bunca ekonomik çöküşe rağmen neden hâlâ bu oranda tutunuyorlar sorusunu irdelemeden gerçeğe ulaşmak zor.

Ve bu kitleyi AKP çevresinde tutan nedir? Kolay teorik yorumlar ve açıklamalarla siyaset ve toplumsal olayları açıklamak mümkün değil. 

KARŞI SORULAR

Bu konuda yazan bir okuruma şu karşı soruları sordum:

CHP veya diğer muhalefete oy vermeyenlerin veya AKP çevresinde hâlâ tutunan seçmenin gerekçesi CHP ve muhalefetin “demokrasi konusunda” meydanlara çıkmaması mı? Bu seçmen, bu nedenle mi AKP’nin çevresinde!? Bu, kendi içinde bir paradoks ve komik bir gerekçe! 

CHP ve muhalefet durmadan sokağa çıksa, gösterilere, mitinglere odaklı bir muhalefet çizgisi izlese, AKP’li seçmen kopacak ve muhalefete mi katılacak? Yoksa iktidar buradan bir fayda mı çıkaracak kendine?

Karşımızda 20 yıllık bir iktidar ve siyaset cambazlığı var. İktidarın lehte birikimleri var, bunlar üzerinde duran yok. Nedir bunlar?

Düşüncelerim, saptamalarım var.

YENİ ORTA SINIF MESELESİ

Mesela, AKP’nin yarattığı kendi yeni orta sınıfı... Zenginleştirme politikalarının bununla ilgisi var. Bunu hesap eden kimse yok ortalıkta. Hesap, ciddi akıl yürütmelerle, çıkarsamalarla ve bunlara toplum ve ekonomiden sayısal desteklerle yapılabilir. Yüzde kaç seçmen?

Şüphesiz, geçmişteki siyasal ve ideolojik İslamcılıktan, köklü mutlak inançlardan devraldığı, kökleri yüzlerce yıl öncesine dayanan bir seçmen kitlesi var. Bu, AKP ne yapsa kabulümdür oranı yüzde kaçtır? 10?

Şu aşamada Millet İttifakı’nın ve Cumhur İttifakı’nın oyları en iyi olasılıkla eşit olabilir, gerçek durum şu: Bugün Millet İttifakı eksi durumda.

Kararsızlar çok büyük bir oran. Oy verdikleri partiye mesafeli duruyorlar.

KÜRT SEÇMEN ÜZERİNDE İKTİDAR OYUNU

Bugünkü koşullar öyle devam ederse sonucu belirleyecek olan Kürt seçmendir (genç oyları yabana atmıyorum, ayrı tartışma konusu).

Lider Kürt seçmen üzerinde oynamaya başladı. HDP içinde, yeni bir barış süreci -bence aldatmacası- kartı açılsa “RTE Başkan” diyecek güçlü bir ekip var, bunu dile getiriyorlar da. Çünkü varlıkları Kürt sorununa odaklı bir parti görünümünü koruyor. Reis şapkadan yeni tavşanlar çıkarabilir, küçük ortağından da hiçbir itiraz gelmez. 

Muhalefet ne yapacak? Millet İttifakı ve Kürt seçmen arasındaki ilişki nasıl şekillenecek, bilinmiyor.

Bir yandan da Saadet üzerinde oyununu sürdürecek, amacı Saadet’i bitirmek; oradaki has adamını Kıbrıs’a götürdü! Sıkı sıkıya tutunduğu adam. O da Saadet’i bitirme konusunda hemfikir.

Henüz bu sorulara yanıt erken. Ama 2022 sonuna kadar hepsi çözülecek.

Tabii, Reis’in çantasında daha farklı tavşanlar var beklentisi AKP çevrelerinde fazla. Parti ona güveniyor.. Reis de bugünü fazla önemsemeden kendine...

24 Temmuz 2021 Cumartesi

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bu kadar büyük maaşlar ve harcamalar gidicilikleriyle ilişkili mi?

19 Temmuz 2021 Pazartesi


Cumhurbaşkanı yine 2013 Gezi protestolarını-gösterilerini gündeme getirdi. Bunu bir yapsa dinler geçersin, ama iki değil, üç değil, beş değil... Her aklına düştükçe Gezi, dış düşman, komplolar üzerinde duruyor.

İktidar hayatının en önemli olayı Gezi... FETÖ’nün kendisini yıkma girişimlerinde bile kendine olan güveni sanki bu kadar sarsılmamıştı! Gezi, o zamanki Başbakan’ın psikolojisini çok bozdu. Nedeni ne diye düşündükçe, aklıma milletle ilk kez, bu kadar geniş protesto ile karşı karşıya kalışına bağlıyorum.

Fakat Gezi’yi ülke çapında büyük bir iktidarı protesto kampanyasına dönüştüren de kendisi. O dönemde hükümet üyeleri olsun, Cumhurbaşkanı Gül olsun, hemen neredeyse hepsi Gezi olayını hemen gündemden çıkarmak için girişimlerde bulunmuş, sonuçta uzlaşmayı reddederek tüm ülkeyi Gezi’ye dönüştürmüştü.

Acaba diye düşünüyorum, Gezi konusunu ikide bir gündeme getirmesi, o zaman yaşadığı psikolojik travmanın derinliğini mi gösteriyor?

YA KONTROL EDEMEZSEM?

Saray’ın korkusu, kendiliğinden halk hareketinin kontrol edemeyeceği bir noktaya gelmesi. Gezi’den sonra, anayasal gösteri, yürüyüş, protesto haklarını baskılamaya ve askıya almaya yöneldi. İfade özgürlüğüne engellemeler ve yargılamalar bin kat arttı. Emniyet vb. bin kat güçlendirildi.

Bu konuyu açmamın nedeni, iktidarı kaybetme endişesini içten içe yaşıyor olmaları, hele son zamanlarda.. Ama Gezi, iktidarı kaybetmeleri için bir sonuç üretmedi, üretemezdi zaten. AKP’nin en güçlü olduğu zamanlardı, para vardı, milletin önemli bir kesimi pek çok açıdan bugünkü gibi sefil bir duruma düşürülmemişti. 2015 ve 2018 seçimleri de AKP ve liderinden milletin hâlâ beklenti içinde olduklarını göstermişti. 2015 tekrarlanan kasım seçimleri ise sokak şiddetinin, ülke çapında terör olaylarının iktidara destekle sonuçlanmasını da kayda geçirelim.

Şimdi yeni bir döneme, seçim dönemine girdik. Kaybetme korkusunu fiilen yaşamaya başladık.

‘İKTİDARI ALIRLARSA, OLMAZ YA...’

İki - üç kez, iktidarı Millet İttifakı’nın alma olasılığını ilk kez son bir ay içinde gündeme getirdiler. İlki “İktidarı alırlarsa, olmaz ya...” diye dillendirildi. En son bizzat kendisi tarafından bu endişe, “Bunlar iktidara gelirlerse uçakları satacaklarını söylüyorlar...” olarak söze döküldü. Bugüne kadar iktidarı kaybedebilecekleri akıllarının ucundan bile geçmezdi. Lafını bile etmezlerdi. Ama yarın seçim olsa kaybetme olasılıklarının yüksek olduğunu görüyorlar.

Acaba diyorum, milleti, ekonomik krizi, yoksulluğu, işsizliği zerre umursamadan, son zamanlarda AKP’li bürokratlara, siyasilere, beş maaşa kadar çıkan para dağıtmaların, AKP siyasilerinin şirketlerin tepelerine çöktürülmelerinin, iktidarı kaybetmeden önceki ruh haliyle ilgisi olabilir mi?

Merkez Bankası başkanları dahil, kamuda görevli üst düzey yöneticilerin tümünün, görevden alınmaları halinde bile iki yıl boyunca maaşlarını almaya devam edeceklerine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararını okuyoruz.

Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenek harcamalarının füze gibi yükselmesini de buna katın. Belediyeler ve bakanlıklarda hızlanan, bazen bizzat kendilerine, yandaşlarına, yakınlarına, ortaklarına ihaleleri düşünün.

Özetle, ulufe dağıtır gibi yandaşların beslenmesi arttı. Bu durumun gidicilikleriyle ilişkisini kuran sadece ben miyim?

‘NASIL BİR MUHALEFET’ KONUSU?

Muhalefetin miskinliğinden, pısırıklığından tutun, iktidarın hâlâ orada olmasının tek nedeninin de muhalefetin cesaretten yoksunluğuyla yapılan açıklamalara kadar, memnuniyetsiz bir “kanaat örgütü” var. Örgütü diyorum çünkü pek çoğu birbiriyle ilgisiz olarak bu konuda fikir birliği içinde.

Burada öncelikle CHP suçlanıyor. Bu kadar ekonomik derin çöküş varken, işsizleri, esnafı vb. herhalde sokağa dökememek, gösteriler organize edememek, eleştirilerin öznesi olsa gerek. Bunlar yapılsa, a) AKP yıkılıp gidecek mi? b) İktidara oy kaybettirecek, muhalefeti yükseltecek mi? Eylem her şey midir?

CHP’nin ayrıca AKP’nin tabanını kazanma çalışmaları da “iktidarla, dinci faşizmle uzlaşma” olarak gösteriliyor. İktidarın din siyasetçiliği ve uygulamaları başka, kitleleri bu siyasetin cenderesinden kurtarma çalışmaları başka. Ayırmak gerek. Şüphesiz daha iyi muhalefet her zaman mümkün ve CHP bu konuda çok iyi değil. Taban çalışmalarına yoğunlaşmaları önemli..

KAÇ KEZ KAYBETTİ?

Bir düzeltme ihtiyacı var. Kılıçdaroğlu 11 kez seçim kaybetti, hâlâ koltuğunda oturuyor, hatta adaylığını ileri sürüyor eleştirilerine bir düzeltme yapmalı. Birincisi, bu eleştiri esas olarak iktidar ve medyasının malzemesi. Bir nefret dili de içeriyor. İkincisi, Kılıçdaroğlu genel seçimleri dikkate alırsak 2011, 2015 ve 2018 seçimlerini kaybetti.

Muhalefet mutlak kazanırdı gibi mantıkdışı sav olamaz. Merkel dört kez kazandı. Seçim kazanmanın, içinde bulunan koşullarla yakın ilişkisini kurmazsak, analiz yapamayız. Kılıçdaroğlu’nun 10 yılda niye değiştirilmediği sorusu ise bizi değil partiyi ilgilendiriyor. Yazarlar “başkan seçici” olamazlar. Partili bile değiliz!

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Neleri yıkmalı ki, Türkiye’nin önü açılsın?

18 Temmuz 2021 Pazar


Soruyu görünce hemen aklınıza ilk başta “Bu iktidar yıkılıp gitmeli...” yanıtı gelecektir büyük ölçüde.. Ama iktidara odaklı bir siyasi yazı değil bu... Türkiye’nin yolunu tıkayan salt bu iktidar olsa, iki yıl sonra ülkenin güllük gülistanlık olacağını sanırız. Hiç değil. Konumuz bu iktidardan önceyi de kapsıyor, bu iktidarın yerine gelecek olan yeni yönetimleri de ve sonrasını da.

Yani mesele kapsamlı bir süreci ilgilendiriyor.

Gökhan Şen, BloombergHT’nin yöneticisi, bir soru ortaya attı ve kendisi dahil 39 kişiye bir “kitap yazdırdı”. Soru şu: “Daha iyi bir Türkiye için hangi fikri yıkalım?

Yani çeşitli alanlardan, kendi seçtiği yazarlara “yıkıcılık görevi” veriyor.

Hayır yıkılmak istenen tabii ki Türkiye Cumhuriyeti değil! Tam tersine, ülkenin elini kolunu bağlayan, ayaklarına dolanan, eskimiş, çağını çoktan tamamlamış, veeee değiştirilemediği için aslında ülkeyi yer yer yıkımın eşiğine getiren, geleceğini karartan, ülkeyi zayıflatan, üreten değil tüketen bir yapıyı kökleştiren düşünce ve bunların reel politik uygulamaları...

Yani amaç, “güçlü Türkiye” gibi aslında içi boş veya çok zayıf politik lafazanlıklar yerine, gerçekten ve her yönden mutlu ve refaha ulaşmış saygın bir ülke yaratmak için bertaraf edilmesi gereken düşünce ve uygulamalar...

Siz olsanız neleri yıkardınız?

‘YIKICILIK’ ÜZERİNE

Bu arada “yıkıcılık” üzerine bir iki şey yazayım. Aslında bu daha çok “ekonomik” bir kavram. Sahibi ise Joseph Schumpeter isimli Avusturyalı bir iktisatçı. Ekonomide yenilikçiliğin, eski teknolojileri, süreçleri darmadağın ederek yerlerine yeni teknolojileri ve süreçleri geçiren gelişmelerin teorisini yapmış ve eskimesi zor bir teori ortaya atmış bir güçlü beyin. 

Mesela bilimsel teknolojik devrim her şeyi değiştirmiştir.

Mesela dijital devrim, internet - cep telefonu tüm eskileri yıkmış veya gereksiz hale getirmiş ve ekonomide ve kullanımda yepyeni uygulamalara yol açmıştır... Dijital makineler de öyle. Üç boyutlu baskı yapan printer da yeni bir üretim alanı açmıştır.. Daha onlarcası. Bilimde de mesela moleküler biyolojide PCR yöntemi, şimdi de CRISPR-Cas9 yöntemi vb.. 

ENGELLER ARANIYOR

Fakat “yıkıcılık” tüm bunları akla getirse bile, kitaba dönersek, burada Türkiye’nin ufkunu açacak, yelkenlerini dolduracak arayışlara kapı aralanıyor. Aranan aslında, bugün dünyada bilinmeyen, müthiş yenilikçi fikirler şeyler değil, bilinen şeyleri ülkemizde uygulayabilmemizin önündeki engeller.. Yıkılması gereken..

Mesela Mahfi Eğilmez, yıkılması gereken önyargılara odaklanmış. Ali Hakan Kara, “Bize büyüme lazım, enflasyonla yaşarız düşüncesini yıkmalıyız” diyor. Hamdi Akın, “Sahiplik kavramını yıkıp ortaklık kavramına geçmeli” diyor... İrfan Donat, tarımda yıkılması gereken politikalar üzerinde duruyor. Özgür Bolat öğretme biçimini yıkmalıyız; Özgür Akın, “Biz üretemeyiz saplantısını yıkmalıyız” diyor...

HANGİ KONULAR VE KİMLER VAR DERSENİZ

Ekonomi politikaları, sanayi politikaları, tarım politikaları, eğitim politikaları, bilime bakış ve bilim politikaları, kadın politikaları ve istihdam, tarih ve tarihe bakış, kültür ve sanat..

Mahfi Eğilmez, Refet Gürkaynak, Ali Hakan Kara, Hatice Karahan, Murat Üçer, A. Erinç Yeldan, Hamdi Akın, Erdal Aksoy, Bülent Eczacıbaşı, Abdurrahman Kaan, Steven Young, Murat Yülek, İrfan Donat, Durmuş Döven, Recep Konuk, Sencer Solakoğlu, Kubilay Özerkan, Yaşar Uysal, Ali Ekber Yıldırım, Ufuk Akçiğit, Elif Özcan Tok, Özgür Bolat, Selçuk Pehlivanoğlu, Özgür Akın, Orhan Bursalı, Celal Şengör, Umut Yıldız, Bekir Ağırdır, Cansen Başaran-Symes, Ümit Boyner, Arzu Çerkezoğlu, Seyfettin Gürsel, Sanem Oktar, Osman Balcıgil, İlber Ortaylı, Emrah Safa Gürkan, Uğur Batı, Vedat Milor.

Aslında böyle bir iki kitaba daha konu olacak kadar, yıkılması gereken engeller var. 

Bu başlangıç olsun ve fikir üretimine öncülük etsin, okunsun ve tartışılsın.

Engelleri yıkalım önce, yaratıcı fikirlerin yeşermesi ve gelişmesine ortam hazırlayalım.

Siyasette de yıkılması gereken o kadar çok şey var ki...

19 Temmuz 2021 Pazartesi

 

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

15 Temmuz, AKP, büyük tasfiye ve...

15 Temmuz 2021 Perşembe


Bugün 5. yıl. Neyin sonucuydu bu darbe girişimi? Unutulur diye anımsatayım.

Darbe girişiminden çok önceleri “Bu adamlar askeri darbe de yaparlar, orduda çok örgütlüler” yazılarına rağmen, al gülüm ver gülüm politikaları içinde birbiriyle iktidarda dans yapan AKP ve FETÖ, “Baş koltuğa kim oturacak, RTE mi yoksa Gülen mi” ölesiye kavgasının sonucudur, bu darbe girişimi.. 

Bu kavganın kilometre taşları, (birlikteliğin - ittifakın önemli kilometre taşlarını bir kenara bırakacak olursak) 2010 - 2016 arasında, şike davasıydı, MİT’e tutuklama girişimiydi, okullar kavgasıydı, 17 - 25 Aralık yolsuzlukların ortaya çıkarılması için yapılan büyük FETÖ operasyonlarıydı, Emniyet ve istihbaratı ele geçirme kavgasıydı.. (Bkz. Çatışmanın Anatomisi)

Tüm bu öncü kavgalarda, devlet içinde, yargıda, poliste, polis - Emniyet istihbaratta, hatta AKP içindeki adamlarıyla sahip olduğu güçleri kullandı. 

El ele kumpaslara

Tüm bu güçlerini inşa etmesinde, devlet içinde en büyük terör örgütü güçlerine dönüşmesinde aslında AKP bizzat yardımcı olmuş, katkıda bulunmuştu.

Ergenekon ve Balyoz ve daha bir sürü orduya karşı alçakça kumpaslarda, davalarda, sahte deliller üretmede el ele hareket ettiler. Sonra aralarında kıyamet koptu. RTE, seçimlerle kazandığı yetkilerini ve koltuklarını Gülen’e teslim etmekte haklı olarak direndi.

FETÖ tüm yukarıda saydığım kapışmalarda bir sonuç alamayınca, son kozunu, aslında en başından itibaren en gizli örgütlendiği ordudaki büyük silahlı güçlerini, 15 Temmuz 2016’da harekete geçirerek oynadı ve iktidarı ele geçirme kanlı oyununu kesin kaybetti.

Bugün hâlâ ordudaki artıkları toplanıyor.

15 Temmuz ne aniden geldi ne beklenmedik bir olaydı. 

(https://orhanbursali.blogspot.com/2012/03/erdogana-askeri-darbe.html)

Dahası, AKP iktidarı da MİT’iyle vb. böyle bir girişimin bekleyişi içindeydi.

Şüphesiz bu darbe girişiminin arka plan destekçisi olarak, FETÖ’nün ABD ve dünyada besleyicisi ve kullanıcısı olan Beyaz Saray - CIA - Pentagon’un varlığını da vurgulayalım.

Kardeş kuruluşlardı

FETÖ’nün inşa ettiği devlet içindeki güçten en çok yararlanan AKP oldu. Hiç tartışmasız.

Ergenekon ve Balyoz vb. uyduruk davalarını birlikte kotardılar. Bunlar ordunun defterini dürme operasyonlarıydı. Bu operasyonlarda, FETÖ’cü güçler, ordu içinde kendilerinden olmayan subayları bertaraf ederek, kendi adamlarını yükseltiyorlar ve ordu üzerinde kontrollerini artırıyorlardı.

AKP’nin yararı ise kontrolleri altında olmadığı ve her zaman kendilerine karşı bir tehlike olarak gördükleri TSK’nin kurulu düzenini tasfiye ederek, tüm vesayetleri tek adam ve tek iktidar elinde toplamaktı. Böylece önlerinde yargıyı, yasaları, anayasayı istedikleri gibi kullanacakları, kendi anladıkları bir tür totaliter eğilimli “demokrasi” uygulamasını uygulayacakları ve kamuyu yönlendirebilecekleri bir siyaset açılacaktı.

Evet, öyle oldu.

Darbe girişiminin Genelkurmay tarafı, öncesi ve sonrasıyla aydınlanmamıştır, karanlıktır.

15 Temmuz sonrasında, AKP’nin otoriter yönetimi, özellikle başkanlık rejimine geçişle birlikte çok güçlenmiştir. Yargıyı gütmeleri ve tüm kontrolleri kendilerine yetmiyor. Muhalefeti tam bir vitrin muhalefet derekesine düşürecek önlemler almakta her gün adımlar atıyorlar.

Susun ve oturun!

AKP, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının ortağı olduğunu göstermekte hiçbir sakınca görmüyor.

Montrö Antlaşması ve Kanal İstanbul konusunda bildiri ile düşüncelerini açıklayan amirallere dava açabiliyor. 

Bu, FETÖ ile ortaklaşa tasfiye ettikleri, kumpas kurdukları ordunun emekli amirallerine karşı bitmeyen kin ve hınçlarının bir sonucudur. İnsan hak ve özgürlüklerine ifade açıklama özgürlüğüne karşı engelleyici politikalarının da dışavurumudur. Ayrıca bir gözdağıdır: Susun ve oturunuz yerinizde! FETÖ bize başkaldırmasaydı, hepiniz hapiste çürüyecektiniz, dışarıda olduğunuza şükredin!

28 Şubat davasında Yargıtay’ın emekli orgeneraller Çetin Doğan, Çevik Bir’in de aralarında bulunduğu 14 kişinin müebbet hapis cezalarını onaması da yarım kalan FETÖ ile ortak operasyonun tamamlanmasıdır.

Dava, FETÖ’nün yargısı tarafından açılmıştı ve şimdi AKP yargısı eliyle tamamlanıyor.

Üstelik Çetin Doğan daha şubat ayında, arkadaşımız İpek Özbey’e verdiği röportajda, yargılamada kullanılan belgelerin, FETÖ tarafından üretildiğini, sahte olduğunu açıklamasına rağmen...

15 Temmuz askeri darbe girişiminin boşa çıkarılması sonuç itibarıyla da FETÖ’nün devlet, ordu, iş dünyası, siyaset, medya ve toplum üzerindeki gücünün vesayetinin tasfiyesidir, bu açıdan ülkenin büyük yararına olmuştur. ABD de boşa çıkarılmıştır.

Fakat 15 Temmuz’un karanlıkları, henüz aydınlatılmayı bekliyor.

Ayrıca, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik ve siyasi yargısal ahlak ve devlet içindeki çeşitli mafiyöz yapılanmalar da analiz edilmeye mecburdur.

Not: TRT yönetimine yapılan siyasi atamalar, girdiğimiz seçim süreci açısından da değerlendirilmeli.. TRT’nin giderek tek adam rejiminin kamuoyunu yönlendirmede daha güçlü bir propaganda mekanizmasına dönüşeceği açık.

 

Orhan Bursalı
Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.tr

Servet aktarımı, seçmenin yüzde kaçına? 70 milyarın izinde..

13 Temmuz 2021 Salı


Evet, bu iktidarın, Başbakan ve Cumhurbaşkanı RTE’nin ve örgütlerinin eline o kadar çok milyar dolarlar geçti ki... Kendilerinden önceki hiçbir Cumhuriyet iktidarı bu kadar parayı kasalarında görmediler ve harcayamadılar. Rüyalarına bile girmemiştir!

İktidarın kucağına adeta para yağdı, öyle şaşırdılar ki büyük ölçüde çarçur ve talan edildi bu paralar. 70.2 milyar dolarcıklar başta olmak üzere...

Bir okurum dünkü yazıma bir eleştiri gönderdi: “Yazınızın son bölümlerinde ‘70 milyar dolarlık mal satımı köprülere dönüştü’ ifadesi, aslında onlara bu parayla iş yaptık deme fırsatı veriyor. Ancak biliyoruz ki söz konusu köprü, otoyol vs. altyapı yatırımları bu paralarla değil, yap - işlet yoluyla yapılan işlerdir. Yani parası millet tarafından zaman içinde ödenecektir, ödenmektedir... Ayrıca dağlar kadar yükselttikleri dış borç da cabası.”

Ben de sözde “adil” olacağım diye prim vermişim. Okur çok haklı, borçları yazacaktım zaten de ama yaptıkları köprü ve yollar ve şehir hastanelerinin hepsini YİD (yap-işlet-devret) ve benzeri yöntemlerle gerçekleştirdiler. Yapımlarında kasalarından para çıkmadı, ihaleyi verdikleri şirketler, uluslararası ve ulusal bankalardan kredi aldılar, rahatça! Çünkü hepsinin arkasında Hazine garantisi vardı! Yani devlet, “ben kefilim” deyince krediler ırmak gibi aktı.

Önümdeki 4 Mart 2011 tarihli haberde Hazine’nin, “borç üstlenime tabi” 17.2 milyar dolar borca kefil olduğu yazılı. Bunların hepsi sadece otoyol ve Avrasya Tüneli için..

KÖİ BORCU 160 MİLYAR DOLAR

Devletin bu tür “para bul-yap, garanti benden” işlerinin hepsi KÖİ denilen kamu - özel sektör işbirliği adı altında toplanıyor. Bunların toplamı 155.9 milyar dolar. (Karayolu, havaalanı, turizm, yat-liman, demiryolu, enerji, sağlık tesisi..) (*) Hepsi Hazine garantisi altında.

Yani bu işlerin yapılmasında iktidar para koymuyor, kredilere kefil oluyor, yüklenici şirkete, eğer sözleşme gereği, mesela köprü ve otoyol geçişlerinde vaat edilen sayı tutturulmazsa, fark Hazine’nin cebinden karşılanıyor. Hazine’nin 450 milyar dolar brüt dış borcu var.

Yani tüm bunlar ileriye yönelik, Hazine’den vergilerimizle ödenen borçlarla karşılanıyor.

Yani 70.2 milyar dolar Cumhuriyetin dikili ağaçlarının satışıyla ilgisi yok.

Peki, 70 milyarı ne yaptılar?

225 MİLYAR DOLAR YATIRIM

Şimdi sizle başka bir bilgi paylaşacağım, ülkeye “Son 18 yılda uluslararası yatırımcılar Türkiye’de 225 milyar dolar doğrudan yatırım yapmıştır.” (**) Devlet ve Merkez Bankası söylüyor (2003-2020), tam AKP dönemi. Bununla övünüyorlar.

Bu arada 18 yıl içinde giden çıkan sıcak paranın haddi hesabını birileri söyler.

Diyordum ya gökten adeta döviz yağmış. Devlet, ekonominin dünyadaki gelişmelere göre, orta ve yüksek teknolojiye göre yeniden yapılanmasına yatırım yapmamış; yabancıların ve yerlilerin bu işi yapmaları, teşviklerle istenmiş. Onlar da keyiflerine göre hareket etmişler. Türkiye’nin ekonomisi, kalkınması yabancı yatırımlara havale edilmiş.

Övündükleri yol, köprü, hastane vb. gibi projelerin paraları, üstelik çok yüksek borçlarla geleceğe yani millete havale edilmiş.

SERVET AKTARIMI

Yani Cumhuriyetin 70 milyar dolarlık dikili ağaçlarının satışından elde ettiklerinin nerelere harcandığını bilmiyoruz!

Bilmiyor muyuz?

18 yıl boyunca yandaşlara aktarılan servetleri bile karşılayabileceğini sanmıyorum 70 milyar doların.

Koca bir orta ve zengin sınıf yaratıldı. Seçmenin hâlâ yüzde 25/ 30’unun AKP destekçisi olduğuna bakarsak, acaba bu yüzde 30’ların yüzde kaçı, iktidarca servet sahibi yapıldı, sorusunu sorarsak, 70 milyarın izinden bir parça gitmiş oluruz.

Yoksa yanılıyor muyum?