Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

6 Aralık 2014 Cumartesi

Önce merak Edin ve Sorun: Osmanlı ve İslam Dünyası Bilimde Neden 700 Yıldır Uyuyor?

 CBT Gündem, Sayı 1446, 5 Aralık 2014

Şu sıralarda iktidar mensuplarının müslüman bilimcilerin başarılarıyla övünmesinin ardı arkası kesilmiyor. Milli Eğitim Şurası’nda RTE yine İbni Sina gibi Müslüman dünyasının “Altın Çağı”nda yetişen isimlerini dillendirdi.. Daha önce de, ABD’yi müslüman denizcilerin keşfettiğine ilişkin, bilim tarihinin karanlıktaki noktalarını sanki doğruymuş gibi nakletmişti. Dünyanın yuvarlak olduğunu ilk keşfedenin de müslümanların olduğunu, Sanayi, Bilim ve teknoloji bakanı dillendirdi..
İktidar mensupları, izleyicisi olduklarını belirttikleri Osmanlı’nın bilim ve teknoloji alanında zikredecekleri hiç bir şey olmayınca, İslam dünyasına sardılar.. O da, 1000-1200’lü yıllara giderek... 1400’lerden sonra ise İslam dünyası karanlık dönemine giriyor, Avrupa’nın yıldızı hızla parlıyordu. Bugünkü bilim ve teknoloji uygarlığının yaratıcılarının iktidarları 300-400 yıldır sürüyor; bugünkü güçlü iktidarlarını da elde ettikleri bilim ve teknolojinin muazzam gücüne ve zenginliğine borçludurlar.
Demek istediğim şu: Bizim iktidar sahipleri neden sormazlar: Osmanlı, bilim ve teknolojide neden nal topladı ve Avrupa gibi bir gelecek inşa edemedi? Neden 700 yıl boyunca dünya çapında bir bilim, teknoloji düşünce insanı çıkartamadı? Neden, hemen hemen aynı dönemde İslam dünyası da karanlığa gömüldü ve bugün dünyanın iç- dış savaşlarla parça parça edilen ve en sefalet içinde kesimini oluşturuyor?
***
Kendisine, dünyanın diline doladığı ‘Kaçak Saray” yaptırmasını iyi bilen bir Cumhurbaşkanı, üç gün önce Milli Eğitim Şurası’nda, taa okul öncesinden başlayarak çocuklarımızın dinsel bağnazlık sistemi içinde yetiştirileceklerini şöyle ilan ediyordu: “Bizim bazı sıkıntılarımız var hâlâ. Bu sıkıntıları anaokulundan başlayarak bir hayat tarzı sunarak yeneceğiz..”
İnsanın aklına, “hayat tarzı”ndan, bugüne kadar eğitimde adım adım uyguladıkları dinselleştirme düzeninden başka bir şey gelmiyor.. Şura’da ettiği tek doğru laf, bizim yazımız kapmasında şudur: “..ilim Müslümanın yitiğidir, nerede olsa gidip alacağız..”
Bilimi satın alamazsınız, onun yarattığı teknolojiyi para vererek alırsınız.. Bilimi, bir system, eğitim ve araytırma sistemi olarak kurarsınız; özgür beyinlerle, özgür eğitimle, düşünce bağnazlığının zincirlerini kırarak.. Ama bunu yapamazsınız.. Bu politikanızla ancak bilimi dışlayan ama teknolojiyi satın alan ve tüketen bir toplumu sahiplenebilirsiniz.. Sizin iktidarınız iyi “ara eleman” yetiştirebilmenin yolunu yordamını bilecek ve uygulayacak bir sistemi bile kuramadı..

DUYURULAR AÇIKLAMALAR


* Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı, Kastabala-Hierapolis antik kentinin gün yüzüne çıkabilmesi amacıyla, bölgede süren arkeolojik kazı çalışmalarına destek sağlamak için  Kastabala’da Bir Sütun da Sen Dik Projesi başlattı. Vakıf işe “Hierapolis Kastabala”nın Sütunlu Cadde’sindeki sütunların ayağa kaldırılmasına öncelik verdi. Vakıf, Fest Travel ile Kastabala’ya bir gezi düzenledi ve ilk bağışı da böylece elde etti. Vakıf aynı zamanda Perge kazı alanında da benzer projeyi ve kültür bilincini geliştirmeye yönelik pek çok p;rojeyi sürdürüyor.
Benim de kurucuları arasında bulunduğum Vakfın adresi www.kulturbilinci.org ; yardım edelim..
***
"Öncelikle çok zahmetli olan WOS verilerinin incelenmesi işinde vermiş olduğunuz emekten dolayı teşekkür ederim. İlk listelerde adım atlanmıştı, ama sonra düzeltmeyi gördüm ve memnun oldum. Ancak, her ne kadar h faktörüm doğru ve atıf sayıları yaklaşık doğruysa da (toplam atıf 3292 -yazılan 2247, self-dışı atıf 2557, 1814 yazılmış), toplam yayın sayım 248 iken sanırım dizgi hatasıyla 413 yazılmış. 
"İkinci belirtmek istediğim bir nokta da, bilim insanlarının kadın ve erkek diye ayrılmasından rahatsız olmamdır. Hiç kuşkusuz kadınların elde ettiği başarıları daha fazla öne çıkarmak için böyle listelemeyi seçtiniz, ama kadınların erkekler arasında yükselmesinin vurgulanması, hala eşitlik var mı yok mu diye tartışma konusu yapanlara da iyi bir mesaj olur düşüncesindeyim."
Prof. Dr. Berrak Ç. Yeğen, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
***
Sayın Bursalı; 22 Kasım Dünya Diş Hekimliği Günü değildir, ancak Bakanlık bu şekilde bildirmiş ve ne yazık ki Diş Hekimliği Fakülteleri'nden de bir ses seda çıkmadı bu yanlışlıkla ilgili ! Oysa Dünya Diş Hekimliği Günü 6 Mart'tır, bugün ise Türkiye'de Bilimsel Diş Hekimliği eğitiminin başladığı gündür (22.11.1908). 22 Kasım'ı da içine alan hafta Diş Hekimliği Haftası olarak kutlanmaktaydı! Bu dezenformasyonu düzeltebilmenizi umuyorum, ben basaramadım siz belki sesinizi duyurursunuz...
***
Bilim Akademisi Konferansları: Bilim Akademisi popüler bilim konferanslarının 29.’su 6 Aralık 2014 Cumartesi günü saat:13.00’da İstanbul Kültür Sanat Vakfı Salonu'nda gerçekleşecek. Konferansta Derin Orhon "İstanbul’da Sonun Başlangıcı: Doğanın Çöküşü" başlıklı bir konuşma yapacak. Bilim Akademisi web sayfası: http://bilimakademisi.org/
***

Gelecek Cuma yine birlikte olmak dileğiyle..

5 Aralık 2014 Cuma

11 ülke ve 5 puan geriye: Rüşvet’te Dibe Doğru

Recep Tayyip Erdoğan ülkesi, yani Büyüyen Türkiye ve Uluslararası Büyük Güç, bir rekora daha imza attı. Bir yıl içinde 175 ülke arasında rüşvet/yolsuzlukta en büyük artış rekorunu kırdı ve 5 puan birden düştü.. Ülkelerarası yerimiz 49.culuktan 64.cülüğe geriledi. Önceki yıl 100 (en iyi puan) üzerinden 50 olan rüşvet puanımız ise 45 (kötü puana) düştü!
Rüşvet Algısı Endeksi, uluslararası kurumlar, araştırma gurupları ve ülkelerlye iş yapan şirketlerin yöneticilerinin görüş ve pratik bilgilerinin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkıyor ve devlet kurumlarının rüşvet ilişkilerini gösteriyor.
Türkiye’nin de içinde olduğu bölge ve kurumların ortalama rüşvet puanları şöyle: Türkiye G-20 ülkesi ve üstelik bu yıl da liderliğini yapıyor, ama 20 ülke arasında en kötü puana sahip ülkelerden biri.. G-20 ülkesinin yüzde 58’inin rüşvet puanı 50-100 arası.

Ülke                                    Rüşvet Puanı
Türkiye                                 >45 puan
G-20 (Lideri olduk)               >54 puan
Avrupa Birliği                        >66 puan
Dünya ortalaması                  >43 puan
Doğu Avrupa/MerkezAsya   >33 puan
Ortadoğu/Kuzey Afrika        >38 puan

Hangi ülkelerle benzer sırayı paylaşıyoruz, bakalım:
49. Suudi Arabistan, 
48. Hırvatistan, 
48. Gana, 
46. Küba, 
45. Umman, 
45. Makedonya, 
45. Türkiye, 
44. Kuveyt, 
44. Güney Afrika, 
43. Brezilya, 
43. Bulgaristan, 
43. Yunanistan, 
43. İtalya, 
43. Romanya (aynı sırayı paylaşan çok ülke var).

Avrupa Birliği’nin en rüşvetçi ülkeleri olan Yunanistan, İtalya, Bulgaristan, Romanya ile aynı kümeye düşmüş olduk. 175 ülkenin yüzde 69’unun rüşvet puanı, yani büyük çoğunluğu, 50-100 arası. 100 puan en temiz olduğuna göre, 50 puanı yarı kirli-yarı temiz puan demek mümkün. Türkiye 45 rüşvet puanı ile kirli ülkeler arasında.. Şüphesiz daha kirli ülkelere bakıp “yine iyi sayılırız” diyen olacaktır!
Rüşvette en temiz iki ülke: Danimarka (92 puan) ve Yeni Zelanda (91 puan). 3. Sırada Finlandiya.
17 -25 Aralık 2013 Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonları sonucu, devletin, iktidarın nasıl en üst basamaklarının bu bataklığın içinde yüzdüğü ortaya çıktı. 4 Bakan düştü.. Bugün Meclis’e gönderilen fezlekeleri üzerinde soruşturma yapılıyor. Patlayan bu yolsuzluk, şüphesiz ki endekse yansıdı.
Aslında bana sorarsanız, endeksin oluşturulmasında görev alan kurum ve kişilerin, devletle ilişkilerinde rüşvet ve yolsuzluğu tam ölçmeleri zor. Yurttaşın, şirketlerin devletle ilişkilerinde ödemek zorunda oldukları rüşvetin miktarı, bence ölçülenin çok çok üzerinde...
Mesela, siyasal iktidarın rüşvet olaylarını örtbas etmek için mahkemeler, Meclis ve diğer devlet kurumları üzerindeki büyük baskısı da, yolsuzluğun bir parçası, akma burada ölçüme girmiyor.
Türkiye’nin ülkeler arası rüşvet sırası ve rüşvet puanı yıllar içinde şöyle seyretti:

2001: 56. / 34
2002: 65. / 36
2003: 77. / 36
2004: 81. / 32
2005: 65. / 35
2006: 60. / 38
2007: 64. / 41
2008: 58. / 46
2009: 61. / 44
2010: 56. / 44
2011: 61. / 42
2012: 54. / 49
2013: 49. / 50
2014: 64. / 45

Yukarıdaki tabloya göre, ikinci sıradaki rüşvet puanımızın en kötü olduğu yıl 2004: 32 puanla diplerde oynamaya girişmişiz. Sonra rüşvette en iyi puanı geçen yıl yakalamışız: 50... yukarı tırmanışı sürdürmek yerine, yeniden aşağı yönelmişiz, son rapora göre 43. Kırmızı ülkeler listesinde..
Biliyorsunuz Tüsiad da 10 gün önceki raporunda, rüşvet ve yolsuzluğun arttığını gösteren ayrı bir rapor yayınlamıştı. hükümetin ve yönettiği devletin rüşvetle ilişkisi, uluslararası şirketlere yatırımlarında yol gösterici oluyor. Bu tabloyu gören iyi yatırımcıların Türkiye’ye gelmekte ne kadar zorlanacaklarını kestirebilirsiniz.
Kaldı ki, uluslararası yatırımcılar için en önemli başka bir konu ise hukuk, adalet ve bu konularda saydamlık ve eşitlik. Hukukun yasalara göre işlerliği.. Siyasi iktidarın, şirketlere, kimdir, necidir, ne yapar gibi başka kriterlere bakmadan, eşit hukuk kurallarını işletiyor mu, yasaları mahkemeler tarafsız uygulyor mu yoksa siyasetin yönlendirmesi mi gündemde oluyor. Siyasit istediği zaman bir şirketi batırıyor ve diğerini çıkartıyor mu..
Hukuk ve adalette de RTE iktidarlarının notu, uluslararası arenada düşüyor..
--

DUYURU: Oktay Kaynak, bugün İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde, saat 15.30’da, İnsanın Akıllı Canlı Oluşunun Süreç ve Mekanizmaları üzerine bir konferans verecek. Kaynak, bu konuda amatör merakla uluslararası konferanslar veren v ebildiriler sunan bir konuma yükselen bir bilimcimiz. Türkiye bilim dünyamızın bu alanda deneyimli bilimcilerimizin deönemli destekleriyle.. İzleyelim.
---4 Aralık 2014 Perşembe / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

3 Aralık 2014 Çarşamba

Rennan İçin Onur, Ülke İçin Bir Hukuk Cinayeti Daha

CBT Gündem, sayı 1445, 28 Kasım 2014..

Taa geçen yıl, dostum Rennan Pekünlü, kendisine “cezaevi beğen bari”, diye takıldığımda, “hiç önemli değil, ülkemizde bunca insan haksız yere yatarken, Silivri dolup taşarken, ben 4-5 ay yatmışım, hiç önemli değil şeref duyarım..” demişti. 
İnsan yasalara karşı suç işler ve yatar, ama böyle bir durum yokken hadi bakalım içeri kararını kabul etmek zor.. İsyanlar, tepkiler buna.. Ama ne yazık ki, böyle bir durum var ve Rennan dostum soluğu cezaevinde alacağa benziyor.

Rennan Pekünlü, Danıştay’ın, Yargıtay’ın Anraşasa Mahkemesi’nin verdiği ve hala geçerliliğini koruyan “türbanla üniversite binalarına girilemez” kararına göre davranmış. Sanmış ki bu ülkede yasalar var ve üniversitesinin yönetimi bütün öğretim üyelerine açıkladığı bu kararın da arkasında durur..
Heyhat, öyle bir şey olmadı tabii ki. Herkes sanki türban ünivresitelerde serbestmiş gibi davrandı, mahkemeler dahil, yargıtay dahil.
Peki ne yaptı Ege Üniversitesi öğretim üyesi (şimdi emekli) Rennan Pekünlü? Türbanla içeri girmekte olan kız öğrencilerin fotoğrafını çekmiş, talimatı veren dekanlığa rektörlüğe bildirmek için… Ne içeri girmelerine engelleme yapmış ne başka bir şey..
Başları türbanlanmış öğrenciler, bir komplo hazırlamışlar. Gülen Cemaati yandaşı Cihan Haber Ajansı kameralarıyla gelmişler. Rennan hoca fotoğraf çekerken, filme aldırmışlar ve televizyonlara servis yapmışlar. Tabii sonrasını kestirebilirsiniz.
Savcılığa ihbar, mahkeme, yargılanma, öğrenimi ve eğitimi engellemekten ceza, yargıtayın onayı ve cezaevinin yolunun görünmesi…
Savcı ve mahkemenin o sırada hangi yandaştan olduğunu bilemeyiz. Ama yasalara saygı göstereceklerine, talimatlara saygı gösterdikleri açık.
Öğrenimi engelleme diye de bir durum yok. Çünkü öğrencilerin tek bir gün bile devamsızlıkları yok, yani derslere de girmişler.. Pekünlü, bunu verdiği ders notlarıyla da belgeliyor. Bu yeni bir belge, kararın bozulmasını ve yargılamanın yeniden yapılmasını gerektirecek kadar önemli. Ama umursayan yok..
Suç yok, ama ceza var..
Başlarının türbanlanmasına izin vermişler, ama inandıkları din, kendilerini yalan söylemeye teşvik mi etmiş, vicdanları böyle bir komployu kabul ettiğine göre..
***
Avukat Murat Fatih Ülkü  diyor ki: 
“Açılan davalar baştan sona hukuksuz, Pekünlü Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladı. Rennan Hoca, devamsızlıkları olmayan öğrencilerin şikâyeti üzerine bir dosyadan mahkûm oldu. Zaten kendisi yargılama aşamasında sürekli, ‘Ben engelleme yapmadım, sadece yasalar gereği tutanak tuttum’ dedi. Ancak hiçbir savunması dikkate alınmadı. Baştan sona adaletsizlik var”.
Pekünlü için bir kampanya sürüyor: “Halen yürürlükte olan Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uyguladı.. İnfaz durdurulsun yeniden yargılansın..”
Prof. Pekünlü “Anayasa'ya aykırılık ve adil yargılama hakkının engellendiği" için Anayasa Mahkemesi’ne  başvurdu, ama hâlâ geçerli olan iptal kararlarını veren AYM başvuruyu kabul etmedi. Pekünlü AİHM’ne başvurdu. Ne zaman dosyayı ele alırlar, belli değil. O zamana kadar Pekünlü yatar ve çıkar.
Görüldüğü kadar, bir Cemaat komplosu var ortada. Zaten onlar bu tür komplolarda ustalar..
Bir siyasi ve ideolojik yargılanma ile karşı karşıyayız..
Türbana karşı mısın, o halde buyur içeri!
***
Pekünlü iyi bir fizikçi, iyi bir kozmolog aynı zamanda. Dün sabah, yani perşembe günü, hapise girmeden önce, Bornova Parkı’nda “Evren ve Evrim” konulu, kendisinin mükemmel bildiği bir konuda halka açık ders verecekti.. Bu son dersinden sonra sanırım bugün de teslim olacak ve içeri girecek. Akademisiyenlerin ve aydınrların, infazın durdurulması için Adalet Bakanlığı’na yaptığı çağrı bir sonuç vermezse..
Bilim dünyasının en ünlü dergilerinden Science da Pekünlü’nün durumunu haer yapmıştı. Türkiye’den araştırmalarla 10 yılda ancak iki kez yayın yapabildiğimiz Science dergisine, bilim dışı siyasi olumsuz haberlerle bol bol girebiliyoruz! Türban bir siyasi simgedir ve laikliği çiğneme aracına dönüştürülmüştür.
Umarım infaz ertelenir ve yeniden yargılamanın yolu açılır. Rennan Pekünlü yine Bornova Parkı’nda bir ders daha verir!
***
Gelecek cuma yeniden birlikte olmak dileğiyle..


Basın Özgürlüğüne İlan İle Saldırı

İki gündür iktidarın basın özgürlüğüne uyguladığı sansür yazılarım üzerine tepe yöneticisi bir gazeteci dostum aradı. Şu sözünün altını çiziyorum, önemli bir saptama dedi: “RTE’nin, okurun para vererek satın aldığı çok satışlı gazetelere olan durmak bilmeyen saldırılarının ardında şu gerçek yatıyor: Hedefi onları da yandaş yaparak batırmak..” Bu sözün dayanağı, yandaş gazetelerin satışlarının son derece düşüklüğü ise (Sabah dışında).
 Bunun iyi örneklerinden biri de Milliyet olabilir mi? Orada iyi yazar dostlarım var, gazeteyi çıkaranların iyi gazetecilik yapma çabalarını da görmüyor değilim. Ama Milliyet (ve Vatan) ağır bir gazetecilik darbesi aldı. Gazetenin patronlarının Recep Tayyip Erdoğan ile ancak ayıp sözcüğü ile niteleyebileceğim ilişkileri ortaya çıkınca, patron, büyük patron karşısında ağlamaklı hale gelince.. 
Yanlış anlamayın, eleştirimin ana ağırlığı, gazete yönetimlerini/sahiplerini bu noktaya düşüren RTE’ye.. Milliyet’in perakende satışlarında, toplu gazete alımlarının payı/oranı nedir? Epey yüksek olduğu haberleri geliyor, %30’u aşıyor mu? Acaba, RTE’nin Milliyet üzerindeki haberlere konu olan o etkisinin, bu durumda bir rolü var mı?

Diğer bir Sansür Mekanizması: İlan Vermemek
Başka bir ‘sansür mekanizması” daha var: İlan vermemek! İktidarın denetimindeki devlet kurumları, örneğin Vakıf Bank, Ziraat Bankası ve Halk Bankası ve son olarak bunlara katılan Turkcell,  ilanlarını asla hakkaniyetle dağıtmıyor ve en çok ilanı, satışları düşük yandaş gazetelere aktarıyor. Aslında ilan dağıtımı için esas ölçü, satış rakamları, gazetelerin okur profilleri, okunurluk ölçüleri.. Ama ilan dağıtımı, yandaş ve yandaş olmayan kriterine göre yapılıyor.
Bu, görevi kötüye kullanmak ve kamu parasının peşkeş çekilmesidir. Unutmayın ki bu 3 devlet bankası üstelik halka açıktır, borsada hisseleri alınıp satılır ve bankaların bu ilan dağıtım politikaları hissedarların aleyhinedir..
Tabii bu çerçevede Turkcell’in ilan politikası da kamu bankalarına dönüştü. Turkcell’in 7 kişilik yönetim kurulunda 5 tane devleti temsil eden (*), yani iktidarın atadığı üye olunca, ilan politikası da tam anlamıyla sapıttı.
Sözcü gazetesi, Turkcell’in ilan dağıtım politikasını iyi bir araştırma haberle açıkladı. Haber başlığı “Yandaş medyaya parayı böyle aktarıyorlar: Turkcell’in yönetimine AKP’li eski bakanlar atandı... Firmanın reklam bütçesi, az okunup az izlenen yandaş gazete ve TV’lere kaydı!.. Firma, 2 yıl öncesine kadar reklam bütçesini medyanın erişimine göre dağıtıyordu…AKP, yönetime eski bakanları atayınca işler değişti. Firmanın 250 milyon liralık reklam bütçesinden aslan payını, yandaş işadamlarının okunmayan gazeteleri ile izlenmeyen kanalları aldı… (**)

Star’a 205, Yeni Asır’a 44, 
Cumhuriyet’e 24, 
Hürriyet’e 61 İlan 
En çok satan ilk 3 gazeteye ilanların yüzde 5,8’i, “Ethem Sancak’ın tirajları yerlerde gezen Star, Akşam ve Güneş gazetesine yüzde 30.3’lük pay verilmesi dikkat çekiyor.”
Eski komünist dostum yine burada da karşımıza çıkıyor.. Zaten bu gazeteleri büyük patronu için aldığını da söylemişti! Tabii Sancak’ı, Sabah ve Yeni Şafak izliyor!
Peki Cumhuriyet?
İzmir’in yerel gazetesi Yeni Asır (Yandaş medya Sabah’a ait) örneğin 1 Ocak 2014- 9 Kasım 2014 tarihleri arasında, 44 kez ilan alırken, ulusal gazete Cumhuriyet 24 kez ilan alabilmiş… Bayi perakende satışı 16 bin olan Star (E. Sancak’ın) zirvede: 205 ilan! Onu, tahmin ettiğiniz gibi Akşam, Güneş, Yeni Şafak, Sabah izliyor. Hürriyet 66 ilan alabilmiş. Sözcü ise 6..
Ne adalet var ne hakkaniyet.. Turkcell ki halka açık, üstelik New York borsasına bile kayıtlı şirket.. Acaba hissedarları, şirketin ilan paralarının babalarının çiftliği gibi har vurulup harman savurulmasına ne der?
Evet sansür, iktidarın ilan politikasıyla da sürüyor.. Şunu diyor: Gel yanıma gel… Yandaş ol, hiç satmasan bile seni ilanla, parayla beslerim..
--
(*) Şebnem Turhan’ın haberi, “Turkcell’de kamu gücü”, 13 Kasım 2014. Yazı, iktidarın bir özel şirkette yönetimi nasıl ele geçirdiğinin öyküsü gibi. “Turkcell’de ortaklar arasındaki yönetim kurulunu ele geçirme kavgası, yönetim kurulunun tartışılmaz bir biçimde kamunun hakimiyetine geçmesine neden oldu.” Artık Genel Müdür Süreyya Ciliv kadar güçlü bir de hükümetin Ahmet Akça’sı var.. İkisi birlikte sahneye çıkıyorlar.. Yani Turkcell yönetimi tamamen iktidarın elinde.. www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27567245.asp

--2 Aralık 2014 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

2 Aralık 2014 Salı

Satmayan Gazeteler ve Operasyon'un Perde Arkası: AKP’liler Gazete Okumuyor mu?

“İkimiz de yukarıdan atandık, bu nedenle birbirimize üstünlük taslamayalım, eşit durumdayız.”

Medya üzerine bugün de devam, ama konumuz iktidar medyası.. Güncel konu, Star ve Akşam gazetelerinin –epeydir yeni– sahibi Ethem Sancak’ın, gazetelerinin baş yöneticileri 3 kişinin işine son vermesi. Biraz “kapının önüne konma” biçiminde olmuş.. Diğer gazetelere serpilmiş yandan kalemler epey kıyamet koparıyor..
Bazı yandaş kamemler meseleyi “işsiz kalan gazeteci” derekesine indirmiş.. Niye onlara sahip çıkılmıyormuş.. Merak ettim, hükümet gazetelerinden yıllardır yazar-gazeteci temizliği yapılırken neredeydi.. İşlerine son verilen kişiler, gazetelerinde liberal denebilecek, hükümete yakın olsa da, ama doğrudan iktidar şakşakçılığı yapmayan köşe yazarlarını bile temizlediler. Tek ses tek nefes... AKP –sanki– iktidarda bir “komünist parti” ve bu gazeteler de partinin tek sesli “pravda”ları..
Star ve Akşam’ı yıllardır yöneten üç kişinin, gazetelerini birinci sayfadan son sayfaya ve yazarlarına kadar, iktidarın vurucu gücü haline getirmedeki başarıları gerçekten göz yaşartıcı düzeydeydi. Hemen her gelişmeyi veya her eleştiriyi, tam tersini gösterecek kadar yüksek bir beceri düzeyine sahiptiler.

YANDAŞ GAZETELERE TOPLUM ALIMLAR
Peki de, yaptıkları gazetelerin satışı ne kadar sorusuna gelince, problem başlıyor.
Ertuğrul Özkök’un yazısından öğrendiğime göre, Star Gazetesi’nin bayide tek tek gazete satışı 16 bin civarında.. Diğerleri de öyle. Oysa bu gazeteler, iktidarın şakşakçıları.. Günlük hayatları hükümet övmekle, muhalefete saldırmakla geçiyor..
Peki bayilerde 100 binin üzerinde görülen satış rakamlarının hikmeti nedir?
Onlar, toplu alımlar.. Kimler alıyor diye sormayın.. Mesela AKP belediyelerinin, iktidara bağlı kurumların vb. başlıca işlerinden biri, yandaş gazetelerin toplu alımı.. İki yıl kadar önce bir pazar bir gezi için Kağıthane Belediyesine gitmiştik. Aaa baktık balya balya bu gazeteler.. Efendim pazar olduğu için belediye kapalı, dağıtımları yapılamamış, öyle duruyorlar. Ertesi günü çöpü boylayacaklar..
Yani özetle bu arkadaşlar okurca alınmayan, satılmayan gazete yapıyorlar.. Ama afra tafraları yerinde..

AKP’LE SEÇME: “GERÇEKLERİ BİLMEK BİZİM DE HAKKIMIZ
Burada çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Yahu bu iktidar destekleyen milyonlarca kişi, hiç bir gazete okumaz? Yoksa onlar için en iyi gazete, Erdoğan’a, Davutoğlu’na, AKP’ye, Hükümet’e, iktidara toz kondurmayan gazete değil mi? Yoksa iktidara oy veren milyonlar şöyle mi düşünüyor: Tamam AKP’ye oy veriyoruz ama bizim de gerçekleri bilmek hakkımız var! Veya, iktidara oy veriyoruz. Bir de gazetelerine para verip de mi okuyacağız...
 AKP’li seçmen yığınları, büyük çoğunluğu, ya hiç gazete okumuyor ya da okuyacaksa Hürriyet, Milliyet, Habertürk okuyor.. tabii bir de, AKP’nin en önemli havuz gazetesi Sabah. Merak ettiğim, bu gazetenin de okurlarının büyük çoğunluğu AKP’ye mi oy veriyor, hatırı sayılar ölçüde okuru, alışkanlıkla okumayı sürdürüyor mu? Bir de şu: Sabah’ın AKP cenahından toplum alımları ne kadar?
***
Dünkü yazımda, iktidarın basın üzerinde uyguladığı sansürün 15 yöntemini yazmıştım.. Bunlardan biri de, ihale ve iş verdiği iş adamlarını, yandaş gazetelerin hayatlarını sürdürmeyi sağlamakla görevlendirmesi.. Star Medya Grubu (Gazete ve TV’leri ile) kaç kez el değiştirdi.. Sırayla iş adamları medya grubuna ortak oldu, bir-iki yol sonra görevi bir başka yandaş iş adamına devretti.. Şu sırada uçaktayım, isimleri araştırıp yazamayacağım...
Ethem Sancak bir kaç yıl önce bu görevini yerine getirmiş, gerekli harcamaları yapmış ve hisseleri bir başka yandaş iş adamına devretmişti.. Şimdi ikinci kez bu yükün altına girdi ve Star-Akşam grubunu satın aldı.
Şöyle diyeyim: Satışlara baktı ki yerlerde sürünüyor, toplum satın alımlarla gazeteler ayakta duruyor duramıyor.. Harcamalar almış başını gitmiş. Bir ay önce hepsini konuyu görüşmek için Sapanca’ya topladı, gazetelerin durumunu iyileştirmek için bir arama konferansı düzenledi.. İki-üç gün kapandılar.. Kararlar aldılar (kesin bilgi!). Tabii gazetelerin yöneticileri bundan hiç memnun kalmadı (kesin bilgi).

ÇOK SATANLARI DA YANDAŞ YAPIP BATIRMAK
Şimdi bir soru yöneltiyorum, içeriden bir haber: Bu gazetelerin en önemli yöneticisi, Ethem Sancak’a şöyle dedi mi demedi mi: “İkimiz de yukarıdan atandık (RTE’ce..), bu nedenle birbirimize üstünlük taslamayalım, eşit durumdayız.”
Sancak da, satışlara baktı, hesaplara ve bu sözlere bakıp “kapı önüne koyma” işlemini mi yaptı..
Bir de, bu gazetelerde yazan bazılarının “günaha, paraya bulaştık, battık..” itirafları var. Sancak toplum alım gazetelerinin patronu sıfatını kendine yediremiyor mu? Bu işi bu kez “askerlik yapmak için’ üstlenmedim, mi diyor?
Sahi bu gazeteler niye satışta başarısızlar?
RTE’nin, okurun para vererek satın aldığı çok satışlı gazetelere olan durmak bilmeyen saldırılarının ardında şu gerçek yatıyor demiştim bir yazımda: Hedefi onları da yandaş yaparak batırmak..
RTE için en iyi gazete, satılmayan, okunmayan, ama iktidarı öven gazetedir..
Öyle değil mi?!

--1 Aralık 2014 Pazartesi / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

1 Aralık 2014 Pazartesi

KILIÇDAROĞLU- CHP'YE SORU: Ekonomiyi nasıl değiştireceksiniz?

27 Kasım'da CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile gazete olarak yaptığımız görüşme.. 

CHP, bazı ekonomik alanlardaki büyük ithalatlara karşılık,  “Burada Üretelim Çalıştayı” düzenlerse ne olur?


CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yöneltilen çeşitli sorulardan biri de “ekonomiyi nasıl değiştireceksiniz” idi. Evet, bilinen temel gerçek: Türkiye ekonomisi dışa aşırı bağımlı yapıya sahip; ülkemizdeki iç parasal kaynaklar çok yetersiz olduğu için, 100 milyarlarca dolarlık dış kaynak girmek zorunda.. Ayrıca, hammaddeler, yarı mamul maddeler, yüksek teknolojik makine elektronik araç gereç satın almadan da ekonomi yarım dönüyor..
Biz hep bu açılardan tüm geçmiş iktidarları eleştiriyoruz.. Kılıçdaroğlu’na soruyoruz: Peki CHP iktidar gelirse, Türkiye’yi bu şeytan çemberinden nasıl kurtaracak?
Kemal bey, yüksek katma değerli üretime geçilmesi gerektiğini söylüyor. Aslında hükümetin pek çok bakanı da bunu söylüyor, ama değiştirebildikleri bir şey yok. Kemal bey, teşvik sistemini değiştireceğiz, dedi. Bu önemli.. Hükümetin ağırlıklı teşvik sistemi, çeşitli yatırımların batıdan doğuya kaldırılmasını öngörüyor. Adam da makarna ve tekstil vb fabrikasını sırtlayıp öteye taşıyor. Tabii, teknolojik şirketlere de ARGE yap teşvikleri var. Ama değişen bir şey yok.
Kılıçdaroğlu bir örnek verdi, bir teknoloji şirketi, bilgisayarlarda vb kullanılan CHİP (çip) üretmek için 1 milyarlık teşvik istemiş. Hükümet de vermemiş, “ben olsam verirdim” diyor. Tabii, Türkiye yüksek teknolojiye geçmek için CHİP üretimine mi geçmeli, bu akıllıca mı, yoksa başka alanlarda mı yoğunlaşmalı.. Bu, tartışma konusudur, ama bunu iyi bir niyet beyanı olarak almak gerek. 
Ama yine de, CHP’nin, ekonomiyi orta ve yüksek teknolojik ürün ve hizmetlere yöneltmek, ağırlıkta hafif-pahada ağır bir üretime geçişi başlatmak için temel bir “stratejik ekonomik vizyonu” gözükmüyor. Mesela önceki gün Kılıçdaroğlu’nun ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı, İMF ve Dünya Bankasında çalışmış akademisyen Selin Sayek Böke, bir gazetede yayımlanan röportajda, RTE’nin Kaçak- Saray ve uçağına yapılan 2 milyarlık fuzuli harcaması için (bütçe açığının yüzde 7’si), “okul yapılabilirdi, işsizlik fonuna aktarılabilirdi,” diyor. Tabii, bunlar ayaküstü magazin sohbetler. İş ciddeyi bindiğinde bu paranın ekonomide danha iyi değerlendirilebileceği açık.
Acaba böyle bir fonu, örneğin, Türkiye’nin diyelim ki 20 milyar dolarla çok ciddi bir cari açık kalemi yaratan petro kimya ürünleri ithalatı yerine, bu ürünlerin kısmen burada üretilmesi için geniş bir destekleme – teşvik sistemine kaydırmak için projeler gerekli.. Türkiye’de ekonomiyi değiştirecek ve yeni nitelikli iş sahaları yaratacak “Burada Üreteceğiz..” projeleri gerekli CHP’ye.. Bunu görmüyorum. Çok temel bir bakış eksikliği var partide..
Kılıçdaroğlu bizim Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinin iyi bir okuru. İran’ın bilim üretme hızında Türkiye’yi geride bıraktığı haberini anımsatıyor... Bilimsel gelişmeleri ve üretimini, ağırlıklı olarak ekonomi içinde gerçekleştirmek gerek. Bizim dergimizin örneğin Aykut Göker, Müfit Akyos, Ali Akurgal ve daha pek çok “bilim-politika” yazarı bu konularda kafa yoruyor. CHP, ithal edilen bazı ekonomik alanlarda “Burada Üretelim Çalıştayı” düzenlerse, (sektörün seçkinlerinin de katılımıyla) ayağı yere basan bir program oluşturabilir.

Bunun dışında, Kılıçdaroğlu’nun önemli siyasal mesajları da vardı. Bazı Kürt çevrelerinden vb gelen HDP ile işbirliği gibi, AKP iktidarının Kürt meselesinin tüm açmazlarını tamamen CHP’nin sırtına yüklemek için büyük bir fırsat bulacağı, ve CHP’yi diskalifiye edeceği önerilere kapalı olduğu görüldü. Bu siyasi uyanık durum olumlu. Meclis’e gelmeli ve orada çözüm aranmalı önerisinde ısrarcı, Kılıçdaroğlu.
28 Kasım 2014 , Cumhuriyet

15 Sansürleme Mekanizmasını açıklıyorum; Aman Yargıç, Kötü Şöhretim Duyulmasın

Eskiden gazeteler baskıya girmeden “Emniyet” karton kalıpları (matris) görür, beğenmediklerini sayfadan çıkartırdı. Gecenin o saatinden sonra, gazete boşluklarla basılırdı. Okur da bilirdi ki, gazetedeki beyazlıklar sansürlenen haberlere ait. Tabii telefonlar devreye girer, dedikodu ve söylentiler gırla.. Eskiden bir de gazete kağıdı verme, az verme, vermeme mekanizması vardı.
Devran döndü, bu iktidar sansür literatürünü zenginleştirdi. Hırsızlık ve yolsuzluktan tepetaklak düşen bakan eskilerinin Meclis Soruşturma Komisyonu’ndaki sorgulamalarını sarsürledi. İş kolay, yargıcına telefon ediyorsun, o da yayın yasağı koyuyor.. Yargıyı, aklama, paklama, mintakslama mekanizması gibi görüyor.. Gerekçeye bakın: bakanların şöhretlerine halel gelmesin!
Pardon ama! Şöhret?! Adamlar rüşvetten dolandırıcılıktan ağır şekilde ve kanıtlarla suçlanıyor! Şu mu yani: kötü şöhretleri millet içinde fazla yayılmasın, aramızda kalsın biz bize bilelim...
***
Sansürün binbir çeşidini yaşıyoruz RTE döneminde... Bugüne kadar gelmiş geçmiş en sarsürcü, basın özgürlüğünü en çok çiğneyen ve anayasayı en çok ayakları altına alan iktidar. İşte size yaşamakta olduğumuz, milletten haber, yorum, düşünce, eleştiri, tartışma saklama yöntemlerinden 15’i..
1) Mahkemeleri kullanma mekanizması: Örneğini verdik: Yasak koy dersin koyar. Koymayanı sürersin, başka bir mahkeme koyar.. Deniz Feneri yankesiciliğinden tutun, MİT TIRları davalarına, Roboski gibi katliamlara kadar uzanan soruşturmalara koyarsın mahkeme yayın yasağını.. Arkada mercimeği fırına verirsin.. Unuttur, sil, kapat, iktidarı temizle mekanizması..
2) RTÜK Mekanizması: Çoğunluğunu adamlarının oluşturduğu RTÜK’e, kaşın altında gözün var dedirtir, ağır cezalar kestirtir, karartmalar yaptırırsın..
3) Alo Fatih Mekanizması: Medyadaki adamlarına yurtdışından bile anında telefon ederek, o haberi niye veriyorsun, bak o altyazı bize uygun değil derhal değiştirin, yahu sen ne yapıyorsun öyle.. fiili müdahalelerde bulunursun..
4) Medyayı Havuzlama Mekanizması: İktidarın destekçisi gazete ve televizyonlarının baskı ve yayın maliyetlerini karşılamak için para havuzları kurdurursun. İhale verdiğin, özellikle kaldırımcı-yolcu-köprücü adamlarına.. Artık epey zarar eden önceki adamlarından medya patronluğunu alır, yenilerine devredersin. Biri gelir, harcamaları yapar, zarar eden yayınları ayakta tutar.. Bir iki yıl “cezasını” çeker, “askerliğini” yapar, diyetini öder, sonra ihaleci diğer iş adamlarını devreye sokarsın... Sistemin çok iyi çalıştığı kanıtlanmıştır.. Bazen devlet bankalarının kasalarını açarsın..
5) Akdoğan’ların Kırmızı Telefon Mekanizması: Başdanışmanın –kırmızı- telefonu, yayıncıların Ankara temsilcilerine ve İstanbul’daki merkezlerine sürekli bağlı haldedir. İkide bir zırrrr çalar, açarlar, yayınlardan şikayetlerini, neyin nasıl olması gerektiğini söylersin..
6) Köşe Yazarlarını Doğrudan Hedef Alma Mekanizması: Çok okunan muhalif yazarları açık açık hedef alırsın.. Patronlarına, sonra karşıma gelip ağlayıp durma.. Parasını sen vermiyor musun, sen istersen, düdüğünü istediğin gibi çalarlar, dersin.. Bu etkilidir, zaman içinde, söz konusu yazarlar bir bir pılısını pırtısını toplar oralardan..
7) Patronlara Gözdağı Mekanizması: Gazetelerde hiç hoşlanmadığın önemli bir haber çıkarsa, özel ilişkiler içinde bulunduğun patrona telefon edersin, veya korkudan seni arayan medya patronunu tepeden tırnağa sıvarsın, o da karşında ağlayıp durur.. İşbirlikçi patronları dize getirmenin en etkili mekanizmalardan..
8) Tetikçilerini Kullanma Mekanizması: Yandan medyana tetikçi yazarlar konuşanlar yerleştirirsin. Bunlar diğerlerinden ayrı hasletlere sahiptir, yazınca ses getirir haber olurlar. Doğrudan ateş ederler. Maliye geliyor şimdi, hapis yolu gözüktü derler. Onu at, bunu at, gazeteni sat kurtul diye bağırtırsın.. Etkili gibidir, ama tetikçin fazla ses çıkardığı için deşifre olur. Geri çekmeyi bilmezsen, mekanizma tersine çalışır..
9) Habercilere Küfretme Mekanizması: Bu özellikle yabancı basına haber-yorum yapan, özellikle kadın gazetecilere uygulanır. Doğrudan aşağılamaya gidersin, kadınlığıyla ve dış mihrak lobiciliğiyle.. Ama yazdığı yabancı medya seni takmadığı için, sadece kinini kusar rahatlarsın..
10) Patronlar Üzerine Maliyeyi Salma Mekanizması: Yüzlerce memurunu aylar boyunca şirketten çıkartmazsın. Yan gelip yatarlar, onu getir bunu getir.. Bu yöntemi bir polis ordusu eşliğinde uygularsan, bilmem ne şirketini maliye  ve polis bastı haberlerini yaydırırsın. Bir şey çıkmasa bile, karanlık bulut yaratırsın.
11) Vergi Cezaları Mekanizması: Yine maliye memurlarına hesaplarda virgül hatasına bile bir kaç milyonluk cezalar kestirirsin. İmla hatalarının toplamı bazen bir kaç milyar dolar tutar. Kapana kısılma etkisi yaratırsın. Malını mülkünü sattırırsın. En aşağılık yöntemlerden biridir. Ama karşında bazen dik kafalı gazeteciler yaratırsın.
12) Devletle İşlerini Askıya Alma Mekanizması: İş yapıp da devletle ilişkisi olmayan patron yoktur. Bir imzayı vermeyerek süründürme yöntemidir. Rüşvette de, terbiye etmekte de iyi sonuç verir.
13) İhale Vermeme Mekanizması: İhaleye sokmazsın, sen girmesen iyi olur dersin. Bunu sürekli yaparsan, biad gelir. Etkilidir, merdya patronlarını yola getirir, başka işlerde de para kırışmaya yarar.
14) Hoşlanmadığın medya patronlarına gazete ve televizyonunu sat baskı mekanizması: Özellikle halkın itibar ettiği ve senin de tam uşaklaştıramadığın medyayı yıkma, sattırma için kullanırsın. Ayrıntıya yer yok.

15) Her Eleştirene Mahkeme Açma Mekanizması: Açıklamaya yer yok, anlarsınız.
---30 Kasım 2014, Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet