Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

27 Ocak 2019 Pazar

Celal Şengör’ü ne yapmalı?


24 Ocak 2019 Perşembe / Bilim ve Siyaset Cumhuriyet

Şüphesiz ki topluma ters bir adam. En son bir soru üzerine “Organlarımı bir dangalağa bağışlamam, bilimsel araştırma için üniversiteye bağışlarım..” sözleri üzerine yine kıyamet koptu. Sosyal medyada ittiren kaktıran, onaylayan tonlarca görüş..
İyi yaptı.. toplum düşmanı..  organlarını istediğine bağışlar kime ne.. edeyim ben böyle bilim adamına.. böyle bilimci bize lazım değil, iyi bilim adamı olsaydı böyle laf etmezdi.. bilim adamı her zaman ve her şeyiyle mükemmel olur...
Toplumda büyük bir “Celal Şengör sevmezliği” var..
Bunları bir kaç kat büyütün ortaya “Celal Şengör Bilmezliği” de çıkar.
Sosyal medyada şunu paylaştım: “Celal iyi bilim adamıdır, kendini elitin eliti sayar ve bu açıdan sosyallikte sıfırdır. Şöyle deme inceliğini bile gösteremiyor: Ben kendi organlarımı vereceğim kişiyi ancak kendim saptarım, gelişigüzel kime gideceğini bilmeden organımı bağışlamam...”
Bu paylaşıma 80’e yakın yorum geldi, en berbatlarından:
Celal bir halk düşmanı, Celal gibi olma! Böyle bilim insanı olacağına olma daha iyi!” “Ko g. gitsin. Dingil herif, her BOKU yemese, maydanoz olmasa sadece Jeoloji konuşsaydı keşke...” “İnsan olmadıktan sonra, iyi bilim adamı neye yarar”... “Nasıl hitabeti iyi olup yazmayı beceremeyen bilim adamına bilim adamı denemezse, yazma becerileri üst seviyede olan, ama konuşunca sçn bilim adamına da bilim adamı denmez. Celal Şengör bu ikinci kategoriye dahil patavatsız, görgüsüz, borderline bir alelade adamdan fazlası değil.

“Sıradışı olmalı”

Ama Celal’i anlamaya çalışan ve destekleyen de bir o kadar.
Dinleme, anlama, okuma, analitik düşünme yoksunu, hayatında açıp iki kitap okumamış, programı izlememiş ‘insancıklar’ iki gündür sosyal medyada Celal hocayı linç ediyor. Elitist olabilir, empati duygusu olmayabilir ancak bunlar onu mesleğini bilgisini aşağılamayı gerektirmez! Sanki hepsi organ bağışlama sırasındalar ve Celal hoca sıranın önüne geçmiş kollarını açmış hayırrr, bağışlamayın diye engel oluyor!
Bilim insanı sıradışı olur, olmalıdır zaten...”Bu adamdan daha net konuşan, lafı eğip bükmeden açıkça söyleyen, politik üslupla sevgi pıtırcığı ve barış abidesi görünen insanlara inat Celal Şengör dosdoğru, elit ve namuslu bir bilim insanıdır. Organlarını düşüncesiz/dangalak birine değil bilim uğruna bağışlayacağını söylüyor.

“Sen de empati yok”

Eşim Oya bana derki sende hiç empati yok..” Bu sözleri de kendi söylüyor. Daha önce de ben bir kaç yazmış ve kendisine söylemiştim: Sosyal bilimlerle toplumla bir ilgisi olmayan adam.
Bilimi “toplum için” yapmaz. Zaten temel bilim “toplum için” yapılan bir şey değildir. Sorun çözmektir bilim. Bunun topluma yararı doğrudan veya dolaylı olur.
Celal’ın toplumla ilişki kurduğu en önemli olay, Kuzey Anadolu Fayı ve yarattığı büyük tehlikedir. Deprem konusunda en bilimsel uyarıcılık görevini hiç sektirmez. Şu kadar kişi ölecek, önlem alın der. Marmara Denizinin ve Fayın jeolojik fotoğrafını yetkin bilim insanlarıyla çekilmesinde büyük hizmeti oldu.

Gelelim bam teline

Yukarıda naklettiğim görüşlerde katıldığım katılmadığın yönler var. Celal evrensel araştırmalarıyla, birinci sınıf bilim dergilerinde başarılı yayınlarıyla, aldığı madalyalarıyla alanında çok büyüktür. Dünyanın en iyi bilim anlatıcılarından biridir. Bilim yazıları, kitapları mükemmeldir. Çok iyi bir bilim tarihçisidir de.. Konuşmaları heyecan yaratır.
Peki, bu Celal’a tepki duyulmasını gereksiz mi kılar?
Hayır, toplumsal nefret yaratacak şeyler söylediğinde, dünyanın her yerinde yerden yere de vurulur.
Pazar günü bunun büyük bir örneğini vereceğim..

22 Ocak 2019 Salı

Fazıl Say, Cumhurbaşkanı ve Uçuşa Yasak Bölge


22 Ocak 2019 Salı / Bilim ve Siyaset Cumhuriyet


Fazıl Say üzerinden Cumhurbaşkanına güzelleme dizeleri düzmek kolaycılığın ve “ah Cumhurbaşkanım, şu Fazıl Say’ı bir dinlemeye gitseniz de, sizi öve öve bitiremesek; Müjdat Gezer ve Metin Akpınar’a yaptığınız ve bizi de açmazda bırakan o kötü günleri geride bıraksak..” fırsatçılığının dışavurumudur.
Hayır, Cumhurbaşkanının bir klasik müzik konserine gitmesine, bu konserin de Fazıl Say’ın konseri olmasına hiç karşı değilim; bugüne kadar hiç oralarda gözükmedi. Bundan aferin çıkartacak bir şey yok ortada. Klasik müzik konserlerine, devlet tiyatrolarına düzenli gitsin. Hatta sinemaya gidip Şampiyon filmini de izlesin! Bugüne kadar bunları yapmadığı ayıp. Türbanlı kadınlar kızlar konserlere, tiyatrolara gidiyor, Reis’ten daha ileriye geçtiler.
Güzellemelerde bulunanlar, şu soruyu da sorsalardı keşke: Sayın Cumhurbaşkanı, himayelerinizde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası icraatta bulunuyor, 16 yıldır bir kez olsun sizi orada görmedik, neden? İnsanlığın bu müthiş klasik müzik servetiyle bir kez olsun tanışmadınız... Paris’te liderlerin de katıldığı konserde ise dikkatinizin epey dağınık olduğu görüldü.
Cumhurbaşkanı şüphesiz bir siyasetçi, bugüne kadar ülkenin sanat ve sanatçısıyla ilişkisinin hiç de iyi olmadığını gösterdi, dahası kavga etti, saldırdı, aşağıladı; ülkesinin sanatıyla sanatçısıyla bu kadar kavgalı, sanat birikimini bu kadar dışlayan bir lider bulamazsınız.  Dahası kendi tarafını suçladı, sanatımızı yaratamadık diye.
Oysa ne ülke sanatsız ve sanatçısızdı ne de bilimsiz ve felsefesiz. Ona göre, kendi buyruğu altında olmayan ne sanat olabilir ne siyaset ne kültür..
RTE’nin konser çıkartmasını, bugün ancak bu alanda bütüncülüğü olmayan, siyasi bir gösteri olarak nitelendirebiliriz. Dün Barış Terkoğlu’nun yazısında, vaktiyle RTE’nin genelevde bile onların hayatlarını değiştireceği vaadiyle oy istediğinin belgeleri vardı.

Fazıl Say’a haksızlık

Konserine davet etti diye Fazıl Say’a yapılanları da onaylamak mümkün değil. Herkes toplumdaki değerlerden kendi düşündüğü gibi davranmasını, tutum almasını, laf etmesini istiyor. “Cumhurbaşkanı karşı kutup, senin ne işin var onunla? Neden çağırdın? Sanatçılara yaptığı saldırıları görmüyor musun, neden dik durmuyorsun..” bir dizi gevezelik. Tamam herkesin görüşünü söyleyeceği bir ortamdayız artık. Ama “benim gibi düşün, yap” dayatması aldı başını gidiyor.
Fazıl Say sanki şimdi tüm görüşlerini sildi, “demokrasi, özgürlük” kampına küfür etmeye başladı, RTE iktidarını öve öve bitiremiyor. (Bir zamanlar liboşlar, şimdiki bazı sanatçılar gibi..)
Öyle bir durum mu var?
Hayat, sürekli “sen o burçta ben o burçta”.. geçmiyor. Sosyal medyada “hayat siyah beyaz değil, ikisi arasında sürüyor” dedim ve bu burçtan top ateşleri yapıldı. Benim için “siyah ve beyaz” hayatın başlangıcı ve sonudur, ve hayat bu ikisi arasında sürer. Tüm kamplaşmalar, kavgalar da.
Biraz sakin olalım, nefret kültürü kendi değerlerimizi de mezara gömdürecek kadar benliğimizi esir almasın. Karşıdaki nefretin bizi ittiği nefret hapishanesinin esirleri olmayalım. İstedikleri zaten o...

“UÇUŞA YASAK BÖLGE” OLUR MU?

Bir zamanlar tıpkı Irak’ta olduğu gibi, ABD Suriye’nin Türkiye sınırına yakın 32 km’lik bölgesini uçuşa yasak ilan eder mi?
Etmeyecek denebilir mi?
Ankara’nın Suriye politikasının görünmeyen veya yer yer sırıtan arka alan bölgesinde, Suriye’nin bütünlüğünü savunuyoruz lafları ardında, gizli bazı hesapları sezmemek mümkün değil.
Bunun en açık kanıtı, Şam - Suriye Ordusu’nun Münbiç’te bazı yerleri ele geçirmesinden duyulan rahatsızlıktı. Neden?!
Ankara Şam ile düşmanlığı sürdürüyor. Ve Şam’ı PKK / PYD ile uzlaşmaya itiyor.
Ankara, ABD’ye IŞİD’i biz bitiririz derken, Rusya ile vardığı İdlip’te 10 kilometrelik alanın köktenci teröristlerden temizlenmesi sözünü de yerine getir(e)medi. Ve bunlar Moskova’nın elinde birikiyor.
32 km’lik uçuşa yasak bölge, Suriye’nin parçalanmasının geri dönülmezliğinin işareti olur.. Ve Türkiye’nin her bakımdan esir alınmasının..


Nüfus sayımı ve parmak boyası / "Diplomatik Vahşet"


21 Ocak 2019 Pazartesi / Bilim ve Siyaset Cumhuriyet

Türkiye’nin gerçek nüfusu ve seçmen sayısı ne, bunu saptamak için yeniden eskiye dönüp bir kereliğine hane nüfus sayımının yapılmasının şart olduğunu düşünüyorum epey bir süredir. Çünkü yıllardır şaibeli bir durum var. Bu şunun için gerekli: Ülkenin yarısından fazlası yani büyük çoğunluğu, seçmen sayısının abartılı, yanlışlarla dolu olduğu düşüncesinde. Ben de.. Bu durum, sisteme olan güveni yerle bir ediyor...
Bu konuda okurlarla yazışıp duruyorum. İnsanların “seçim sistemine” güvenini kurmak birinci derecede önemli.
Yüksek Seçim Kurulu yetersiz, vurdumduymaz ve umarsız. Kendisine gelen, siyasetin güdümündeki Adrese Dayalı seçmen listelerini olduğu gibi yayımlıyor. Oysa nüfus müdürlüklerinden başlayan, kim bilir devletin başka hangi kontrol noktalarından elden geçirilerek, eklenerek çıkartılarak YSK’nın kullanımına hazır hale getirilen bir süreç. İlçe seçim kurulları bile kanıtlı sahte seçmenlerin silinmesine direniyor, ve bunlar da hukukçu..
Diyeceksiniz ki, Cumhurbaşkanlığı Meclis Başkanlığı katında anayasa maddelerinin keyfe keder çiğnenmesi ayan beyan ortadayken sen nereden bahsediyorsun...  dükkanı kapatıp gidemeyiz!

Kimlik bildirme kanunu

Emekli Vali Yardımcısı Ertuğrul TaylanYüzer gezer oylar meselesinin kökten çözümü için, nüfusu 10 000'in üzerindeki mahalleleri, asgari kontrolü mümkün bu büyüklüğe getirip, ikametgah kaydının tekrar mahalle muhtarlıklarına verilmeli ve asayiş yönünden de gerekli olan Kimlik Bildirme Kanunu'nun uygulanmasının sağlanmalı. Bunun için Kimlik Bildirme Kanunu ile 1943 tarihli mahalle muhtarlığı kanunları, günün şartlarına göre, yeniden düzenlenmeli..” diyor haklı olarak.
Bir başka akademisyen okurum, “sahte seçmenlerle ilgili olarak parmak boyasının bu seçimden başlayarak kullanılması için CHP ve İyi Parti ortak bir kampanya başlatamaz mı..” diye soruyor ve böylece seçmende geniş bir farkındalık yaratılacağını anımsatıyor.
Evet iki parti böyle bir kampanya başlatabilir ve konuyu sürekli gündemlerinde tutabilirler..
Şuna şüphesiz ki katılmıyorum: Tüm seçimleri hileyle kazanıyorlar. Ama seçimlerde pek çok eşitsizlik ve keyfi uygulamaya paralel hilenin karıştığını yadsıyacak kimse yok. Burada kamu oyu yoklamalarıyla seçim sonuçlarının ne kadar örtüştüğü bir kontrol mekanizması olabilir. Ama az bir farklı kazanılan ve kaybedilen seçimlerde kontrol mekanizması işlemez.
Gerçek olan şu: İktidar seçimlerin hilesiz hurdasız gerçekleşmesi için bir şey yapmıyor. Pardon, tersini yapıyor..
Yine de elde sandık sonuçlarının ıslak imzalı tutanakları en önemli kontrol mekanizması.. Buradan hilenin büyüklüğünü anlamak mümkün.

“DİPLOMATİK VAHŞET”

Cemal’in boyu uzun, 1.80 civarında. Kurbanlığın eklemleri kolayca ayrılır ancak parçalamak yine de zaman alacaktır. Normalde kesilen hayvan asılarak parçalanır. Daha önce yerde yapmamıştım. Ben parçaladıktan sonra siz de poşete sarıp bavullara koyar ve çıkarırsınız..”
Cemal Kaşıkçı vahşice öldürülmeden önce, 15 kişilik Suudi Arabistan Krallığına ait üst düzey katiller çetesinin, cinayeti planlarken yaptıkları konuşmalardan bir bölüm yukarıdaki paragraf. Bunu söyleyen katil, Krallığın Adli Tıp Kurumu Başkanı Tubeyki.
“Cemal Kaşıkçı Cinayetinin Karanlık Sırları – Diplomatik Vahşet” kitabı, Ferhat Ünlü, Abdurrahman Şimşek ve Nazif Karaman’ın başarılı araştırması.
Bir 5N1K gazetecilik ölçülerine göre düzenlemişler kitabı. Cinayet öncesi ve cinayet sırasındaki ses dinleme kayıtları tüm çıplaklığıyla cinayeti aydınlatıyor. Şüphesiz MİT ve Emniyet’in yoğun bilgi paylaşımları var. Ama kitap bunun ötesinde bir değer taşıyor. Cinayeti bir krallığın anatomisi olarak da okuyabilirsiniz. Canlı ve gerçek olayların işlendiği bir polisiye roman adeta. (Turkuvaz Kitap)