Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

10 Nisan 2021 Cumartesi

Saray, en önemi kozunu kaybediyor mu? Montrö, Kanalİstanbul

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 6 Nisan Salı, 2021


Diyelim ki Saray Montrö Boğazlar Anlaşması’ndan Türkiye’nin çekildiğini açıkladı, yani tek taraflı olarak anlaşmayı feshetti. O zaman boğazlar, yani Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı ne olacak?

Bu sorudan çok daha önemli soru şu: RTE neden Boğazlar anlaşması feshetmek istesin?

Henüz kendi ağzından böyle bir talebi duymadık. Ama adamları tartıştığına göre, demek ki kaynak saray.

Saray ne Meclis’teki mutemedi Şentop’un konuya yaklaşımına bir açıklama yaptı... Mesela, yahu gereksiz yere bu konuyu niye açıyorsun, boş boş tartıştırıyorsun, gibi laf etti. Ne de anlaşmanın feshedilmesini yazıp çizen kalemşörlerini susturdu.

Ama öncelikle şunu yaptırıyor: Montrö anlaşmasını feshetme yetkisine sahibim, istersem tüm anlaşmaları fesh edebilirim, tek yetkili benim..

İstanbul Sözleşmesi’ni fesh ederken, böyle davrandı. Meclis’in başına oturttuğu Şentop da bunu teyit etti, tüm anlaşmaları tek başına fesh edebileceğini dile getirdi.

Saray, öncelikle Montrö’yü de tek başına kaldırabileceği algısını veya inancını veya kabulünü cebine koymak istiyor.

 

Sorgulanamaz egemenlik

 

Amirallerin açıklamasını karşı yurttaşlık haklarına bu büyük saldırının “eyvah bizi yıkacaklar, darbe yapacaklar” endişesi veya korusu sıfır. Saray’ın kayıtsız şartsız egemenliğinin alabildiğine sorgulanır olmasına olan tahammülsüzlük var.

Bir de, halkı hayata karşı savunmasız bırakan ekonomik çöküntü yerine şimdi bu bildiriden uyduruk bir mağduriyet çıkarma hamlesi içindeler.

RTE’nin Montrö ile ilgili net açıklaması, İstanbulKanalı’ının Montrö ile bir ilişkisinin bulunmadığı yönündeydi. Oysa Montrö boğazlar ve Marmara ile bir bütündür.

 

Montrö’ye neden istemiyor?

 

Saray niçin ne adına kimin adına anlaşmayı feshetmek istiyor? Sorunu nedir? Bugüne kadar Montrö’nün kaldırılmasının ne kadar iyi olacağını söyleyen tavsiye eden dayatan hep ABD, İngiltere oldu.

2006 yılında o dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice Türkiye’yi ziyaretinde Akdeniz’deki Amerikan donanmasının Karadeniz’e çıkartmak istediğini söylüyor ve AKP iktidarına izin verin diyor. 30 Aralık 2019’da  İpek Özbey’e verdiği röportajda Türker Ertürk bunu doğruluyor. Bir anısını anlatıyor: İngiliz Amiral “Karadeniz Ereğlisi’nde kendisine, şu güzel limanda NATO gemileri de olsa ne iyi olurdu, diyor. gözaltındaydı.. Ertürk ayrıca 2016’da Erdoğan’ın “NATO’nun Karadeniz’de aktiviteleri yetersizdir” dediğini anımsatıyor. Belli ki Erdoğan’ın cebinde bir NATO planı var Karadeniz için.

Montrö’ye fesh edemesem eğer, Kanalİstanbul’la anlaşmayı delebilirim düşüncesi de var.

 

Kanal İstanbul’la deleyim

 

Emekli Amirallerden önce Emekli Büyükelçiler de, Kanal İstanbul’un Montrö için tehlikeli proje olduğunu açıkladılar. Emekçi büyükelçilere bir şey olmadı. Ama benzer düşünceleri dile getiren emekli Amiraller gözaltına alınıyor.

Peki Saray neden Montrö’yü gündemde tutuyor?

Montrö anlaşmasının feshinden en çok zarar görecek olan, tabii ülkemiz dışında Rusya’dır.

 

Rusya kesinlikle karşı

 

Peki Erdoğan Rusya’nın düşmanlığı pahasına bunu neden istesin ki?

Erdoğan baştan beri ABD politikasını tercih eder. En son Bloomberg’de yayınladığı ve önceki yazımda konu ettiğim mektubunda, ABD’yi Suriye’ye çağırıyor ve destekle bizi Suriye işini halledelim diyordu.

 Erdoğan Putin’i mecburen kabul eder. Suriye’nin İdlip eyaletinde 35 kadar şehit verdiğimiz son büyük çarpışmadan sonra, RTE bir anlaşmaya varmak için Moskova’ya gitmiş ve görüşme kapısının önünde bekletilmişti. Cumhurbaşkanının bunu da unutması mümkün değildir.

Tercihi aslında ABD ile işbirliğinden yanadır.

S-400 füzelerinin satın alınmasının altında aslında ABD’ye Batı’ya karşı bir koz olarak kullanabileceği düşüncesi yattığı söylenebilir. Ama koz geri tepti ve çıkmaz içindeki ilişkileri düzeltmek için Suriye mektubu ile ABD’ye Rusya’ya karşı bir başvuruda bulundu.

Ama mektup adresine varmadı.

 

Koz elden mi gidiyor

 

Montrö’nün feshine ve Kanalİstanbul’a ülkede büyük karşı çıkış, direniş var. Saray, ABD karşısında eline geçireceği bu en büyük kozun tehlikeye girdiğini düşünüyor olabilir.

Emekli Amirallerin bu önemli ve etkili karşı çıkış bildirisine gösterilen şiddet de bunu gösteriyor. Amirallerin çoğunu FETÖ ile ABD (tabii ki AK ile birlikte) tasfiye etmişti, unutmayalım.

Şimdi emekli amiral yurttaşların sivil haklarına bu izansız saldırı ile “ikinci tasfiye”yi tamamlıyorlar adeta.

Ama Saray’ın projesi de giderek suya düşüyor.

Duyuru sarsıntısı, zamanı ve yeri üzerine...Amiraller

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 5 Nisan Pazartesi, 2021

 

Önce ilkesel yaklaşmalı: Bir iktidarın etkili elemanları ülkenin temel ilkeleri, anlaşmaları, Anayasal düzeni hakkında her şeyi söyleyecekler...

.. Yetkili olmadıkları halde, mesela İstanbul Sözleşmesi gibi kadınlar üzerindeki erkek şiddeti konusunda devlete hükümete yükümlülükler getiren uluslararası anlaşmaları fesh edebilecekler...

.. Dahası, Boğazlar Anlaşması (Montrö) gibi, ülkemizin bağımsızlığının ve egemenliğinin temellerinden biri olan anlaşma için bile “evet, Cumhurbaşkanı isterse Montro’yü ve başka anlaşmaları da fesh edebilir” diyebilecekler..

... Bu söz üzerine satın aldığın medyanın kalemleri derhal Montrö’nün feshedilmesini isteyecekler...

... İstanbul’u mahvedecek Kanal İstanbul’u bahane ederek, emperyalist dayatmalara kapı aralayan Montrö’nün dibine mayın döşenmesini tartıştıracaksın...

... Saray’ın Efendisi’nin sınırsız yetkilere sahip olduğunu, her şeye kadir olduğunu millete dayatacaksın...

... hala görevde olan amirallerinin tarikatlarla al takke ver külah içinde olmasını hoş göreceksin...

... Ortaklarınız Anayasa Mahkemesi’nin ortadan kaldırılmasını isteyebilecek...

... Ama, “yok bu kadar değil” diyerek, Montrö anlaşmasının tartışılmasına karşı çıkan 104 emekli Amiralin bildiri yayınlamasını darbe mi, iktidar üzerinde askeri vesayet mi kurmak istiyorsunuz, gibi ucube görüşlerinizle derhal harekete geçireceksiniz.

 

Anayasa geçerli mi?

 

“Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Biliyoruz bu maddeyi askıya almış durumda iktidar.

Bu maddeyi şuna dönüştürdüler: “Kimse düşünce ve kanaatlerini ...ne tek başına ne de toplu olarak yayamaz. Bizden izin alınmalıdır. Bu konuda kesinlikle bir serbestiyet yoktur.”

Emekli amiraller bu ülkenin yurttaşı değildir.

Emekli olsalar bile bizim emir ve talimatlarımız altında hareket etmek zorundadırlar.

Yoksa hepsini içeri atarız.

Rütbelerini söker, hepsini ere dönüştürürüz.

Emekli maaşlarını keseriz.

Emekli amirallerin, generallerin, askerlerin, subayların toplu görüş açıklamaları, yasak olmasa bile yasaktır.

Bu şekilde toplu bildiri yayınlamak, hükümete darbe teşebbüsüne girer.

Toplu bildiriler, birer askeri silahtır, toptur, savaş uçağıdır,

Bu bildiri hükümeti yıkmaya kalkışmaktır.

Çok şükür, bildiri ile hükümetin yıkılışını, baş savcıya, soruşturma açma emrimizle son anda önledik.

Hükümet dimdik ayaktadır.

Radyo ve tv’leri ele geçirerek bildiri okumalarına fırsat vermedik.

Az kalsın, birinci, ikinci, üçüncü ordularımızı, hava kuvvetlerimizi de ele geçireceklerdi.

Hükümetimiz, ordularımız uyanıktır, dimdik ayaktadır.

 

Hımmm...

 

Türkiye’yi ekonomik olarak çökertme, halkı yoksullaştırma, işsiz- aşsız- evsiz barksız hakkı var. Turkcell gibi “yerlileştirdiğiniz” şirketlere atadığınız partili adamlarınız 100.000’er Avro yönetim kurulu üyelik parası alacaklar..  işsiz bırakacaklarınıza sadece 1,5 ay devletten yapılacak ödemelere sadece 5 lira zam yapacaksınız.

Evet, seçildiniz, bu haklarınızı tepe tepe kullanıyorsunuz. Kimse sizi engellemiyor. İktidarda her şey üzerinde haklarınız var. Anayasayı çiğneme dahil.

Ama bir açıklama yayınlanınca eyvah darbe teşebbüsü diye ayağa fırlayacaksınız, tabii çaresizlikten ve içinde bulunduğunuz büyük boşluk ve krizlerden...

Ama mağduriyet hikayesini kimse yemez. Burada 83 milyon insan mağdur!

 

Siyasetin rolünü çalmayın

 

Ama yine de, iktidara karşı mücadele siyasetin konusudur. Amirallerin toplu bildirileri değil.

Muhalefet partileri bu süreci inşa ediyorlar.

Amirallerin haklarını sonuna kadar savunsak da, çok kritik çok zor koşullarda ve büyük baskılar arasında inşa edilen muhalefetten rol çalacak gibi görünecek bu tür girişimleri erken, yerinde değil buluyorum.

Ben tüm amirallere bireysel olarak muhalif partilere katılıp aktif politikaya destek olmalarını salık veririm.

Ellerinizi siyasetin taşları altına sokun.

Toplu bildirilerin değil.

7 Nisan 2021 Çarşamba

Ankara’nın umutsuz Suriye politikası sona mı geliyor

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 4 Nisan Pazar, 2021

 

Okur anımsattı, fikri takipte: “Değerli yazar, haklısınız gündeme yetişmek öylesine zor ki. Ancak okuyucunuz olarak 22 Mart günkü Suriye ve Suriyeliler ile ilgili yazınızın devamını bekliyoruz. Ya da en azından bir açıklama.”

Suriye dünyanın en çok acı çeken ülkesi, halkı. Yazım, 10. yılında oradaki felaketi anlatıyordu sayılarla! Şöyle demiştim: “Türkiye İran ve Rusya ile Suriye’nin toprak bütünlüğü için hem bir ittifak içinde hem de hem de arada sırada Rusya ve Şam ile askeri çatışma içinde. Ender görülecek bir durum! ABD ise PKK / PYD ile birlikte, ülkenin petrol bakımdan zengin önemli bir kısmını işgal altında tutuyor..”

Dün Sedat Ergin, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un Suriye üzerine yaptığı kapsamlı konuşmasının özetini verdi. Önemliydi.

Bizim de sık yazdığımız gibi, Suriye’de Moskova- Şam ve Tahran Suriye’nin yeniden toprak – ülke birliğinin sağlanması için sahadalar.

Diğer cephe ise ABD: Suriye’ye parçalamak ve Fırat’ın doğusunda kendilerinin kontrolünde bir PKK yapılanması –özerk veya ulusal- kurmak için sahada.

Türkiye ise bir üçüncü güç olarak orada. Fırat kalkanı bölgesinde 32 km derinlikte bir alanı, ÖSO güçleriyle kontrol ediyor. Azez bölgesinde ve İdlip’de sınırlarımızdan içeriye dar bölgeleri kontrol ediyor.

 

Ankara’nın umutsuz makalesi

 

15 Mart’ta Cumhurbaşkanı’nın Bloomberg’in internet sitesinde bir makalesi yayımlandı. Haberi, gazetelerde “Batı Suriye’de Türkiye’yi desteklemeli” başlığıyla çıktı.

Orada Şam’ı hedef alarak diyor ki özetle, Esad rejiminin İdlip eyaletine yeni bir saldırısını engellemek için müdahale ettik, milyonlarca hayat kurtardık... Batı en makul seçenek olarak Türkiye’yi desteklemeli, asgari maliyet ve azami etkiyle Suriye’de çözümün bir parçası haline gelmeli...

Cumhurbaşkanı, Batıya, hem YPG’ye karşı net tavır al diyor, ama daha önemlisi “meşru Suriye muhalefetine gerekli destek sağlanarak barış ve istikrara yatırım yapılmalıdır.”

 

Adeta savaş çağrısı

 

Ankara bir yandan Rusya ve İran ile Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerine anlaşmalar yapıyor.

Öte yandan ise Suriye’yi parçalama peşinde koşan ABD (Batı!)’yı, Türkiye’yi Şam’a karşı desteklemeye çağırıyor. Suriye Milli Ordusu adını taktığı, tamamen kendi kontrolünde ÖSO’yu meşru muhalefet gücü olarak göstererek!

Yani Batıya diyor ki mektup: Gel, sadece beni destekle, ben de ÖSO ile birlikte Şam’daki iktidarı yıkıp ülkeye özgürlük getireyim.

Peki Rusya’yı İran’ı ne yapacaksın?

Tabii, Türkiye kendi gücüyle bunu yapamayacağı için, Batının her türlü askeri desteği, uçağının da müdahalesi öngörülüyor sonuçta.

Özetle, dışarıdan bu mektubu değerlendiren bir siyasal- askeri tarafsız gözlemci, Ankara’nın Batı’yı (tabii ABD’yi) Suriye’de Rusya- İran ve Şam’a karşı adeta bir cephe savaşına çağrısı olarak değerlendirir.

Ankara Rusya – ABD arasında ikili oynuyor! Suriye’nin ülke – toprak bütünlüğünü savunuyor görünüyor, ama Fırat’ın doğusunu işgal altında tutan ve orada bir özerk – ulus yapılanması için çırpınan ABD’ye de davetiye çıkartıyor: Suriye’de bizi destekle!

 

Neden böyle?

 

Ankara şuna inanıyor: ABD Fırat’ın doğusundan çıkmaz, orada bir PKK yapısı kuracak, Suriye’ye parçalayacak. Böyle bir durumda biz de kontrol altında tuttuğumuz bölgeleri elimizde tutmak için girişimlerde bulunmalıyız.

ABD ve Avrupa’da bu mektubun küçük bir etkisi olsaydı duyardık.

Bu arada Rusya ve Şam, Fırat’ın doğusunda ABD’nin desteklediği güçlerin elindeki petrol sahalarını ve tankerlerini bombalıyor.

İdlip’te de, Ruslar ve Şam, sınırımızda sıkışmış terör güçlerinin üzerinde söz verdiği kontrolü de Ankara’nın yapması çağrısında bulunuyor.

Durum zor ülkemiz için.

Doğu tarafımızda ABD’ye duvar: İran- Çin ve Rusya

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 1 Nisan Perşembe, 2021

 

İki gelişme, Ortadoğu’daki güç dengesine yeni bir karakter kazandırıyor, başrolde İran, önce Çin ile yapılan 400 milyar dolarlık uzun vadeli stratejik bir çerçeve anlaşması... Buna paralel olarak, Rusya ile yine uzun vadeli stratejik bir gelişme. Her ikisi de ekonomik ağırlıklı.

Bu gelişmeler Türkiye’yi de etkileyecek bir karakter taşıyor.

Ortadoğu’nun kilit ülkesi İran. Yeni değil, epey zamandır. Şöyle diyeyim: ABD ambargolarının ve İran’ı kuşatma baskılarının artmasından bu yana. Trump’ın, Avrupa’yı hiçe sayarak İran ile nükleer anlaşmayı iptal etmesi, İsrail ile birlikte İran’ı tecrit ve köşeye sıkıştırma politikası, Suriye’nin ağırlıklı Kürt bölgesinde İran ve Rusya’ya karşı bir askeri üs ve yapılanma... İran’ı uzun zamandır odak noktası yapmıştı.

 

25 yıllık, 400 milyar dolar yatırım

 

Çin Dışişleri bakanı Vang Yi geçen haftanın başında Türkiye’ye gelmiş, Çavuşoğlu ve Erdoğan ile görüşmüştü. Buradan İran’a gitti. İran ile 25 yıllık, “petrol karşılığı, kapsamlı bir ekonomik ve güvenlik işbirliği” çerçeve anlaşması imzaladı. Çin yatırımının çerçevesi 400 milyar dolar.

Her iki ülke, anlaşmanın içeriğini açıklamadı. Fakat New York Times, bu çerçeve anlaşma konusunda 2016’dan beri çalışıldığın, geçen yıl 18 sayfalık bir anlaşma taslağının sızdığını ve aslında bunun da değişmediğini belirterek şöyle yazdı:

“Önümüzdeki 25 yıl içinde bankacılık, telekomünikasyon, limanlar, demiryolları, sağlık hizmetleri ve bilgi teknolojisi dahil düzinelerce alanda yapılacak 400 milyar dolarlık Çin yatırımı bu taslakta öngörülüyordu. Buna karşılık Çin, İran’dan düzenli olarak indirimli petrol alacak.” Ayrıca “ortak eğitim ve tatbikatlar, ortak araştırma ve silah geliştirme ve istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere askeri işbirliğinin derinleştirilmesi” de var.

Wang, Ruhani ile de görüştü, siyasi destek belirtti: “Çin, devlet egemenliğini ve ulusal haysiyetini korumak için İran'ı destekliyor.. ABD İran'a yönelik yaptırımların ve yargılamaların da derhal kaldırması  gerekir” dedi.

Bu anlaşma İsrail’in yanı sıra ABD’yi de kaygılandırdığı açık. Zaten bizzat Biden açıklamalar yaptı.

Tabii Çin’in bu uzun ziyareti, aynı zamanda Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE, Umman gibi körfez ülkelerini de kapsadı.

 

Rusya ile anlaşma

 

İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur, büyük güçler, komşu ve bölge ülkeleriyle uzun vadeli ilişkiler kurmanın önemini vurgulayarak. "İran, Çin'den başka, Rusya ile de ikili ekonomik ilişkileri güçlendirecek ve ortak faaliyetlerin önünü açacak uzun vadeli ve stratejik belgeleri birlikte hazırlamaya çalışıyor” diyor.

Ve açıkça söylüyor: “Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımlarını etkisiz hale getirmenin en önemli yollarından birinin bölge ülkeleriyle uzun vadeli ilişkiler kurmaktır. Demiryolu hizmetleri, yollar, rafineriler, petrokimya, otomobil, petrol, gaz, benzin, çevre ve bilgi teknolojileri alanında bu ülkelerle ortak işbirliği arıyoruz çünkü bu yabancı yaptırımların etkisiz hale getirilmesinde çok etkili bir rol oynayabilir."

 

ABD’nin önü kesilir

 

Yavaş adımlarla sınırlarımıza doğru gelişen bir “Doğu Bloğu”ndan bahsedebiliriz.

Türkiye Doğu – Batı arasında “iki tarafla da ilişkilerini sürdürecek bir politika” açıklamıştı. Çavuşoğlu, Çin’li meslektaşıyla görüşürken, uzun vadeli stratejik işbirliği dileğini de dile getirmişti.

 Rusya ile Çin’in Şangay İşbirliği Anlaşması (ŞİA) da birlikte olduklarını anımsayalım.

Ankara’nın hem Batı ile hem de Doğu tarafı ile bir dostluk ve işbirliğini ciddi şekilde engelleri var. Kısa vadeli çıkarlara ayağı takılıp duruyor rejimin.

 

Miyop çıkarlar engel

 

Doğu tarafımızdaki en büyük engel, Suriye / Şam düşmanlığı. Saray, Batıyı da Suriye’deki çıkarları için kullanmak istemek gibi miyop politika izliyor.

Mısır politikasının açmazlarında boğulan ve şimdi çark etmek için manevra yapan Saray, bakalım Suriye konusunda bunu nasıl becerecek..

Bu arada: Türkiye’nin büyük çıkarının Ortadoğu’yu büyük bir barış, ekonomik, bilimsel ve teknolojik işbirliği havzasına dönüştürmek olduğunu kaç kez yazdım burada.

Ama Osmanlılık anlayışı ve düşmanlıklarla bezeli bir dış politika bunu beceremiyor ne yazık ki..

31 Mart 2021 Çarşamba

Anayasalar çarpışması, muhalefet seyredecek mi, yoksa?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 30 Mart Salı, 2021

 

Önümüzdeki iki yıl süre içinde iktidarın torbasında seçim malzemesi olarak kullanacağı çok şey birikmeye başladı, baksanıza  Montrö Boğazlar anlaşmasının feshi bile piyasaya sürüldü, Katar ile Su anlaşması yapıldı, sanırsınız ki Katar’a su verilecek, konu tamamen Kanal İstanbul ile ilgili. Bu çerçevede de Montrö’nun feshi ile Türkiye’nin egemenliğini tamamen tehlikeye atma niyetleri patladı.

Fakat Saray’ın gündeme soktuğu şu yeni anayasa konusunu tamamlamam gerekir, çünkü bir de muhalefetin, yani Millet İttifakının “güçlendirilmiş parlamenter sistem” öngören anayasa değişimi önerisi söz konusu.

Ortada tehlikeli bir durum var.

Sanırım biz Saray’ın anayasa önerisi üzerinde iki yıl boyunca tartışacağız!? Ön aldılar. Muhalefet de bunu mu tartışacak, karşı çıkıp şunu yapmayın şöyle yapın mı diyecek?

 

Ana ilkelerde uzlaşma var

 

Hayır tabii ki, CHP ve İyi Parti ile AKP’den kopan Gelecek ve Deva partileri de tek adam sistemini değiştirmek için yeni anayasa çalışmaları yapıyor. Dahası bu çalışmaların tüm ana hatları belli.

Hemen hepsinin sistemin ana hatları üzerinde uzlaştığını görüyoruz. Etkisiz ve sembolik bir Cumhurbaşkanlığı. Güçlü bir başbakanlık ve meclis. Güçler ayrılığı. Yargı sisteminin tamamen yeniden ve bağımsız inşası. Hesap veren bir yönetim ve güçlü denetim. Başbakanın düşürülmesi için yeni başbakan üzerinde Meclis’te fikir birliği.. kurulması kolay ama düşürülmesi zor hükümet... tabii hükümetin dışarıdan değil Meclis içinden kurulması...

Bu partiler arasında görüşmeler oldu, ana konularda fikir alış verişi, değiş tokuşu gerçekleşti.

Ama ayrıntılar belli değil. Şeytan da oralarda gizli duruyor.

 

Sarayın anayasası kadük olur

 

Saray’ın “referanduma götüreceğiz” iddiası ile hazırlatıp tartışmaya açacağı anayasa için 360’u bulması için en az 20 milletvekiline ihtiyacı var. Meclis’te kabulü için en az 60 (400 oy gerekmekte).

Bunlar olanaksız gözüküyor. Yani Saray aslında bir tartışma açarak kendi dışında milletvekillerinin desteğini arayacak! Bu noktada HDP’yi yoklayacak, (eğer Meclis’de HDP’li kalırsa! Bu nedenle Saray aslında milletvekilliklerini düşürme ve HDP’yi kapatma konusunda çok sıkıntılı!)

Türk laflarının bir bir ayıklanmaya başlanmasının nedeni de bu.

 

Süreç nasıl ilerleyecek?

 

Muhalefetin tasarladığı yeni anayasanın Meclis’te kabulü, ancak seçimleri en az 400 milletvekili ile kazanmasına bağlı. Seçimleri daha az milletvekili ile kazanırsa onların da önünde referandum seçeneği duracak.

Bu sistemle kendi Cumhurbaşkanlarını seçecekler. Tek adam yetkili. Üzerinde uzlaşacakları ortak aday üzerinde, seçildiği takdirde, bağlayıcı anlaşmalar göreceğiz.

Bir süre muhalefet de, iktidara gelirse, demokrasinin önünü açmak, insan hak ve özgürlüklerindeki tıkanıklıkları gidermek, tek adam rejiminin yarattığı büyük tahribatı onarmak için, tek adam yetkilerini kullanacağı açık. Hızlı yol almak bakımından önemli.

Bu sürece yeni anayasa için hazırlıklar eşlik edecek.

 

İki ciddi mesele var

 

Birincisi, muhalefet üzerinde anlaştığı güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda oldukça geniş- kapsamlı ilkeler bildirgesini hazırlayıp açıklamak zorunda. Hatta, Saray’ın yeni anayasa hazırlığından önce. Saflarını sağlam tutması ve geniş bir kampanya konuyu tartıştırması son derece önemli.

İkinci sorun bundan çok daha önemli: Saray rejimi iktidarı bırakmamak için her türlü yolu deneyecek. Hem önümüzdeki iki yıllık süreçte buna uygun çok sert politikalar sahneye konacak kutuplaştırma için, millilik aldatmacaları içeren... Hem de seçim kontrolüne yönelik.

Ben çok ciddi sorunlar yaşayacağımızı öngörüyorum.

Bunlar üzerinde muhalefetin kendi stratejisini hazırlamak gibi bir düşüncesi var mı?

Yoksa başa gelen çekilir, hele bakalım, anlayışı mı yürürlükte olacak?

Yeni Anayasa, Muhalefeti bölme aracı mı?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 29 Mart Pazartesi, 2021


Yüzde 30 oya çakılı kalan ve düşme eğilimini sürdüren Saray ve Partisi, seçimlere giderken Türkiye gündemine en önemli “müjde” olarak yeni anayasa önerisini soktu. Yol köprü vb bir anlamı kalmamıştı. Bir de 2053 gibi bir şeyler vardı, belki de bugün yaşayanların azının varolacağı bir tarih...

Eh, millete vereceği refah zenginlik vaatleri 10 yıl içinde adam başına milli gelirin 12 bin dolardan 8.5 dolara düşmesiyle sonuçlanmıştı. 10 milyon işsiz insan, müthiş gelir azalması ve inanılmaz ihale ve yandaş koruma mekanizmasıyla giderek daha yoksullaşan bir yurttaş kitlesi.

Ve çaresiz bir Saray ile maaşları tıkırında, ülkeye vurdumduymaz sadık bir yakın çevre zevat.

Nasıl yol alacaklar iki yıl içinde, ki oturdukları koltukta çakılı kalmayı sürdürsünler?

Kafa yordukları soruları bu.

 

Millet can derdindeyken..

 

Torbalarda pek çok alternatif var. Bir kısmını ara sıra burada seslendiriyorum.

Yeni Anayasa ise, torbada henüz hayat bulmayı bekleyen diğer spektaküler iç ve dış politika konularının yanında, yeni! Pek de beklenen bir öneri değildi!

Soru şu: millet can derdinde iken, bir üst yapı meselesi olan, olağan seçmenin üzerinde etkisi olmayacak üstelik eski bir konunun neden gündeme sokulduğudur.

Daha dün yeni anayasa ile tek adamlık rejimi dayatılmış, ülkeyi ekonomik ve sosyal açıdan çökertmiş bir “Anayasa referandumu”nun sonuçları üzerindeki mürekkep kurumadan, bu kez yepyeni bir anayasanın piyasaya sürülmesi Saray’a seçmen mi kazandıracak?

Üstelik eskimiş bir koro eşliğinde: Sivil anayasa!

Ya, daha ne sivili olacak Anayasanın?! Yıllardır siyasi partiler tarafından, tek veya ortaklaşa, sağ solu içi dışı değiştirilmiş ve tamamen sivilleştirilmiş (değiştirmelerde hiç bir askerin dahli yok!) bir Anayasa varken ortada, hangi sivilden bahsediyoruz?

 

Anayasa tamamen sivil!

 

Neden Anayasa diye tutturdu? Yeni anayasa açıklamalarına eşlik eden söylemlere demeçlere uygulamalara bakarsak, niyet muhalefeti bölmek.

Andımızı çöpe attı mı attı. Türk falan ne varsa siliyorlar mu, evet. Madalyadan da Atatürk’ü çıkartılar mı... Bazı dernek vb.nin önünden Türk ismini de gönderdiler.

Tüm bunlara paralel, PKK liderini gündem getiriyorlar.

Yeni anayasa projeleri ise sıfırdan yazılmayı bekliyor. Derken kendilerine oy veren, bir zamanların Hizbullahçıları HÜDA-Par ilk dört maddeyi silip atalım önerisi ve Saray’a desteğiyle öne çıktı.

 

Muhalefete sokulan kama mı?

 

Konunun iki boyutu var. Birincisi, muhalefetin Başkanlık sistemini değiştirilmesini ve Meclis’in güçlendirilesini isteyen Anayasa değişikliği. Saray’ın başarısız yönetimi ile bu projenin birleştirilmesi, güçlü bir etki yapıyor. Tek adam anayasası = ülkenin derin krizi ile bütünleşiyor.

Saray bunun farkında, bu nedenle yeni anayasayı muhalefetten rol çalarken, yeni bir perspektif öne sürüyor: Kürt siyasetinin hoşuna gidecek, vatandaşlık bağı- Türk ilişkisini çıkartmak. Veya bilmediğimiz, ama Kürt seçmeni çekecek yeni durumları içeren bir anayasa önerisi.

AKP bu önerisiyle, muhalefetin arasına bir kama sokacağını düşünüyor. CHP - İyi Parti ittifakından, dışarıdan da olsa HDP ve seçmeninin desteğini çekmesini sağlamak.

HDP’ye oy veren Kürt seçmenin iyice siyasal bir yapıya kavuştuğunu, anayasada Türk vatandaşlık tanımının çıkmasına kulak kabartacağını düşünüyor. Ama en azından geçmişten beri oynattığı liboşların desteğini alacağı kesin (!). Sarayın anayasa fikri şekillendikçe konuyu daha net görürüz.

Hem Kürt seçmenin temsilcilerini ve partisini yok etmeye soyun.. Hem de desteğini iste. Üstelik MHP seçmeninin de oyunu alarak..

Çıkmazların dibinde bir politika ile karşı karşıyayız..

29 Mart 2021 Pazartesi

İrtica, “Eski’yi geri getirme” demek ise, AKP ile tam uyuşuyor!

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 28 Mart Pazar, 2021

 

Vikipedi’ye başvurdum İrtica ne demek diye, bana şunu dedi: “İrtica, eskiye geri dönüş, gericilik, geri kafalılık, reaksiyonizm veya retrosesyonizm, önceki koşullara dönüşü isteyen, aşırı tutucu ve ilerlemelere karşıt olan, herhangi bir toplumsal ya da siyasi hareket ya da ideoloji ve buna bağlı eylemler..”

İrtica, bir siyasal ideolojidir.

İrtica, Muhafazakarlığın (tutuculuğun) bir kısmında güçlü olarak bulunduğu gibi (fakat daha çok varolanı muhafaza), tamamen geri dönüşü isteyen çeşitli siyasal yapılar da vardır. Mesela Cumhuriyet’e karşı Krallık veya Padişahlık. Laik devlete karşı “din devleti”. Osmanlı zamanında da bazı “ilerici” padişahların mesela ordu düzeninde yapmak istedikleri yenilikçi hareketlere karşı istemezük ayaklanmaları da bu kapsamdadır.

Türkiye’nin Kuruluşunda “eskiye geri dönüşü olanaksız kılacak” medeni hukuktan tutun kadınların eşitliğine şapkaya Türkçeye Cumhuriyete Eğitim Birliğine kadar uzanan tüm devrimler yeni bir ülke yaratmanın temel taşlarını oluşturuyordu; başka bir açıdan bu devrimler geri dönüşün tüm yollarını tıkamak anlamını da taşır. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, ruhunda, özünde, evet “irtica düşmanlığı” vardır!

 

Neden güçlü bir yapı

 

Toplumsal yapıda “irtica” hiç eksik olmadı. Alttan alta yaşadı, yaşatıldı, korundu, desteklendi, büyütüldü. Toplumsal yapımızda “Cemaatçilik” çok güçlüdür. Bu, az gelişmiş kapitalizmin kısmen toplumsal yapıdaki cemaatçiliği dağıtamamasından da kaynaklandı.

Ama bu yapılar ilginç bir şekilde kapitalist örgütlenmelere dönüştü, dini kullanan birer kapitalist yapılar olarak yükseldiler. Yarattıkları ahaliyi büyük bir inanç sömürüsü ile üttüler. Paralarını varlıklarını aldılar, irili ufaklı taht ve krallıklarını kurdular, hepsi kendilerine büyük zenginlikler inşa etti. Okullar, üniversiteler, hastaneler... Üstelik en pahalısından! kapitaliste taş çıkartan, müthiş bir inanç sömürü mekanizması kapitalizmine imza attılar. Allahları ticaret para ve zenginlik!

 

 

Devleti kullandılar

 

Devlet, siyasi partileri daha büyük zenginlikler yaratmak için iyi bir kullanışlı alete dönüştürdüler.

Bunlar arasında en yeteneklileri FETÖ idi. Diğerleri daha sessiz sedasız gibi, ama mesela Sağlık Bakanlığı ve daha pek çok devlet kurumunda, kendi borularını öttürüyor. AKP en büyük destekçileri. AKP adeta, tüm bu yapıların şemsiye örgütüne dönüşüyor. Bu şemsiyenin altında FETÖ de vardı. Ama ne zaman ki Fethullah Efendi Erdoğan’ın iktidar koltuğuna göz dikti, kıyamet o zaman koptu.

AKP, bir liderlik partisi olarak, adeta bir irticai yapıdır. Lider değişse, belki yapı da değişir, bilemem. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, laiklik, Eğitim Birliği gibi büyük devrimlere düşmandır. Cumhuriyeti Osmanlı ile kendi dönemleri arasında bir reklam kuşağı olarak görmekteler. Lideri sultanlık inşa etmiştir, Anayasa’yı ve yasaları bu nedenle işine gelmediği zamanlar askıya almaktadır.

Kendi yaptığı Anayasa’ya bile aykırı düşerek İstanbul Sözleşmesi’ni fesh etmeye kalkışması, yasaları ben koyar ben kaldırırım tutumudur.

Hukukçu Ersan Şen, Anayasa’nın 50 maddesine aykırı hareket edildiğini söyledi geçen gün.

 

Cumhuriyet’in irtica duyarlığı

 

Cumhuriyet her zaman irticaya son derece duyarlı oldu. Bu duyarlığın temel nedeni, Cumhuriyet’ten geri dönüş kapısının bir şekilde açılmasını önlemekti.

İrtica bizde dini kullanan tarikat, cemaat siyasal yapılanma olarak otaya çıktı. Devleti siyaseti birer koza olarak kullandı. Bugün inanılmaz servetlere ulaşmaları ve dal budak yayılmaları bu sayede oldu.

Burada, ülkemizdeki kapitalizmin sömürge karakteri ile ülkeyi geri kalmışlığın dar alanında tutan karakteri da büyük rol oynadı.

 

 

İrticanın koltuğunda bir iktidar!

 

Silahlı Kuvvetlere eleman alımında “irtica” şartının kaldırılması, Saray’ın bilinçli politikasının bir sonucudur, bu yapılara mensup olanlara Ordunun kapıları sonuna kadar açılıyor.

Cemaat tarikat mensubu örgütlüdür. Bunların “namaz kılan” normal insanlarla bir ilgisi yok. Örgütlü yapılar, ahtapotun kolları gibi yayılmayı bilir. Her zaman.. Şimdi Ordu bu kollara teslim ediliyor.

Savunma Bakanı, bir zamanlar bu ordunun genel kurmay başkanının, “İrticaya yeşil ışık yaktığımız yorumu doğru değil. Değişiklik yönetmeliği daha etkin hale getirme çabası" açıklaması tamamen göstermeliktir.

Saray’ın niyet ve politikasını gizleme veya bu politikasının bir parçası olmayacak hiç kimse, hiç bir etkin makamda oturamaz.

Tıpkı Şentop gibi.

Onun da görevi, Anayasa’yı, Meclis’in hak ve hukukunu savunmak değil, liderinin her türlü tasarrufunu haklı çıkarmak ve desteklemektir.

27 Mart 2021 Cumartesi

Kongre: güç gösterisi kayıp iktidarı geri mi getirecek?!

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 23 Mart Perşembe, 2021

 

Bir manifesto kısa olur, net olur, anlaşılır olur. Bugüne kadarki söylem ve pratiklerinin dışında bir yenilik içermeyen uzun bir Kongre Konuşması oldu.

İçinde de yeni bir şey yoktu. Türkiye için söyleyecekleri sözleri bitirmiş ve hayali de olsa vaatlerini tükenmiş bir parti vardı.

Ama kongrede nizam vardı, intizam vardı, büyüklük gösterileri vardı, koskoca harflerle yazılmış sözcükler vardı.

Hepsi otoriter partilere yakışan bir disiplin içinde, noktası virgülüne kadar her şeyi önceden kararlaştırılmış AKP ve liderine yakışan, aslında demokrasi adına hiç bir şeyi içermeyen, ne tartışmanın ne farklı bir görüşün dile getirilebileceği, yeni yönetici kadronun tümünün daha önceden lider tarafından seçildiği ve belirlendiği, bu liste üzerine hiç bir kongre üyesinin farklı bir laf edemeyeceği, önlerine konan listeyi şeklen ve hukuki bir zorunluluk olarak kurulan sandığa attıkları, sandıktan çıkacak sonucu kimsenin merak etmediği bir göstermelik seçim ile, kısa sürede bitti olay.

 

Korona vız gelir tırıs gider

 

Geride kalan: Karşısında büyük kalabalıklar olmasını arzulayan  kitle karşısında yapılan konuşma. Zaten bu ve yaratılan görüntüler, lideri en çok mutlu eden olaydır.

Ne korona ne salgın ne başka bir şey önemlidir.

Günde 100.000 vakaya dayansın korona ne gam, bu kitlesel görüntüye toplum feda olsun!

Liderin tek tek tüm illerin isimlerini okuyarak selam göndermesi bile bu güç gösterisinin asli unsuruydu.

“Manifesto”nun bu en önemli bölümü yarım saat kadar sürdü!

 

Dimdik ayaktayız, iktidara yürüyoruz

 

Bu kongre iki yıllık seçime yönelik en önemli start sayılabilir, parti örgütü açısından. Parti örgütüne “yenilmedik, dimdik ayaktayız, iktidara yürüyoruz yeniden” mesajı verildi ve gazlandı.

Tüm anketlerin  ve halkın vicdanının yüzde 30 oyda sabitlediği AKP oyu, bugün itibariyle kayıp bir iktidarın varlığını gösterirken, iktidarda olmanın sahip olduğu verdiği güç, belirli bir seçmen kitlesini AKP’nin etrafında tutuyor.

Dün sabah HalkTv’nin haber programında kamu oyu araştırmacısı İbrahim Uslu, önemli bir noktayı yaklaşık olarak şöyle gündeme getirdi:

“AKP’nin oyu yüzde 30’sa yüzde 30’dur. Bu anketlerde öne sürülen kararsız seçmen, aslında seçimlerde oy vermeyecek olan seçmendir. Zaten genelde seçime katılma oranı yüzde 83 civarındadır. Yüzde 15 kararsız seçmen aslında seçimde oy vermeyen – seçime katılmayan seçmen oranını gösterir. Geride yüzde 3-5 kararsız seçmen vardır ki, bunun partilere dağılımı da bir anlam ifade etmez.”

Yani iktidarını kaybetmiş bir AKP ve Saray, Kongre’de büyük güç gösterisiyle, yukarıda doğru bir tırmanış hayal ediyor.

 

19 yıl boşa, yeni başlıyoruz

 

AKP için en önemli bir nitelemeyi AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal yaptı:

“Yeni başlıyoruz, 19 yıl boyunca ancak hazırlıklarımızı tamamlayabildik, biz daha yeni başlıyoruz...”

AKP için çok şanssız bir ifade, çünkü halkı / seçmeni hiç bir şey görmeyen, bilmeyen, duymayan, anlamayan göbeğini kaşıyan adam statüsüne yerleştirdi!

Ama iktidarın 19 yıllık icraatını da böylece çöpe attı. Ne köprüler kaldı ne otoyollar (ki hazinenin içini boşaltan ve dolar bazında oldukları için bedelleri durmadan artan yüksek fiyatlarla yüksek borçlarla yapılan projelerdir) hepsi birden çöpe gitti.

AKP güven ve istikrar sloganlarıyla seçime yürüyecek.

Ülkede ne güven kaldı ne iktidar.

Bunları yok eden iktidar, sanki muhalefet partisi imiş gibi, ülkeye güven ve istikrar vadediyor.

Yoksa gerçekten Türkiye’nin büyük bir güven ve istikrar içinde bir ülke / toplum olarak mı görüyorlar?

 

Dış düşman

 

Konuşmanın özünde / merkezinde, dış politikada büyük işler başarmış, başarmaya aday, ve dünyanın düzenini değiştirecek bir lider profili vardı.

İçine düştüğümüz büyük yalnızlıklar ve düşmanlıklarla çevrili bir ülke lideri, dünya düzenini değiştirmeye aday...

Sanırım, önümüzdeki iki yıl içinde istikrar, Türkiye’nin düşmanlarla çevrili olduğu ve liderin etrafında toplanmamış gerektiğini esas alan bir dış politika eksenli geçecek..