Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

25 Mart 2015 Çarşamba

RTE Arınç.. Büyünün Bozulması ve İktidar Çökmesi


 “AK Parti’nin bir büyüsü vardı. Kitleler AK Parti’yi istikrarın sembolü olduğu için tercih ediyordu. Bu büyü bozuluyor..”  Abdülkadir Selvi, iktidarın en yakın yazarı böyle diyor. Büyü vardıysa bozuldu, ama bu ne “büyü” idi, ne de dün bozuldu.
Şimdi yaşanan bir kuvvetler çatışması.. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına çıkması ile başladı. AKP seve seve Erdoğan’ı “yukarı tekmeliyor” demiştik. Eğer “Erdoğan var, AKP ve iktidar var. Erdoğan yok AKP ve iktidar yok”, biçimindeki denklem doğruysa, bu AKP yok demek.
Erdoğan, AKP üzerinde müthiş bir vesayet kurmuş durumda. Kendisi olmadan, parti ve hükümet ülkeyi yönetemez, düşüncesinde. Siz ancak benim talimatlarımı politikaya uygulayabilirsiniz, tavrını ise ne Davutoğlu ne diğerleri kabul eder. Düşünüyorum da RTE’nin hükümet içindeki bir numaralı isimlerinden Yalçın Akdoğan, bu tartışmada nerede? Yoksa o da, Erdoğan yoksa ben başbakan yardımcılığı asla yapamam, mı diyor?

YETKİ GASPINA KARŞI DİRENİŞ
Hükümet, icra yetkisini, yasal ve anayasal varlığını koruma peşinde. Erdoğan da bu yetkileri gaspın.. Erdoğan, Başbakanlığı döneminde, bu ülkede siyasi, ticari, mali, kurullar, gazeteler ne kadar “iktidar odağı” varsa hepsini gaspetmeye çalıştı. Tek adamlık, böyle bir şey. Gasp’tan maksadım, tabii ki nüfuzunu ve yönetimini kabul ettirmek.
Şimdiki mesele de bundan ibarettir. AKP içinde Erdoğan’ı eleştiren herkes paralelci olarak nitelendirilecek. Şimdiden, Arınç payını aldı
Bütünleşik iktidar manzarası, AKP’yi iktidarda tutan büyü müydü? Millet koalisyon hükümetlerinden bıktığı için mi, AKP’yi iktidarda tuttu? Böyle sanmak, seçmenin efsunlarla, yıldız-kahve- iskambil fal sonuçlarıyla iktidarı belirlediği sonucu ortaya çıkar.
Şüphesiz, iktidar çatışmasının ortaya çıkması, seçmen zihninde belirli soru işaretleri oluşturur. Ama bu marjinaldir. Esas, üstüste yığılan, AKP’nin çözemediği sorunlardır. Örneğin işsizlik artıyor. Milli gelir 10 bin doların altına düşüyor, milletin cebine kolay borç para giremiyor. Harcamalar daha da sınırlanacak. Borçlar giderek daha fazla ödenemeyecek. Bozulan büyü varsa, bu

DARBE BÜYÜSÜ DE BOZULDU
Şüphesiz Kürt Meselesi’nde “çözümün” yansımalarının, PKK tehditlerine hükümetin boyun eğer görüntüsünün de etkisi var. Evet anneler çok az ağlıyor, ama bunun da etkisi azalıyor. Bu büyü de bence bozuldu.
Üstü üste toplarsanız iktidarın ve AKP’nin toplumda yarattığı sıkıntıları, bir yığıntı ile karşılaşırsınız. İktidarın tüm yolsuzlukları palalelcilerin darbe girişimi olarak sunduğu olayın da büyüsü bozuluyor. Çünkü bütün protestolar size karşı bir darbe girişimi. Hala öylesiniz.
Esas büyü, AKP oylarının yüzde 40 ve altlarına düştüğünün anketlerde görülmesiyle bozuldu. Yüzde 50 ve üzeri oy alacaklarına olan inançları bir yalanmış! Bozulan, Başkanlık Sistemi ve RTE Anayasası büyüsüdür de. Seçmen çoğunluğu buna olan inançsızlığını belli etmesiyle, bu büyüyü de bozdu.
Bir iktidar çöküntüsü ile karşı karşıyayız. Planladıklarını yapamayacakları açık ve seçik, iktidar olup olmayacaklarını bilemem.

İKTİDARDA KUVVETLER SAVAŞI SÜRER Mİ?
Belki aralarında, yetki ve makama tecavüz edilmesin uzlaşması olur. Çünkü Seçimler geldi. Halkın önünde bu çatışmayı sürdüreceklerini sanmam. Çatışma “yeraltına” kayacak!
Dün demiştik ki, izlediğim Erdoğan, gücünü öyle kolay kolay teslim etmez. Şimdi savaş, milletvekillerini belirlemeye kayacak. Erdoğancı mı, hükümetçi mi!? Burada Davutoğlu ve ekibini de yabana atmayın. RTE, Parti içindeki etkisini ve gücünü, şüphesiz Parti Başkanı Davutoğlu’na karşı kullanacak.
Daha şimdiden kimbilir ne kulisler dönüyor, ne tetikçiler harekete geçiriliyor, en dedikodular yayılıyor. Bunların yansımalarını görmeye başladık.
Milletvekillerini belirlemede Erdoğan önemli ölçüde etkili olsa bile... Başkanlık Anayasası’nın imkansızlığı ortaya çıkınca, Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında kuvvetler ayrılığı daha çok işlemeye başlayacak.
RTE’nin hükümet üzerindeki vesayeti şüphesiz ki gerileyecek. Bu durum RTE’ci milletvekillerini de etkileyecek..
Perşembe yazısını bekleyin.

--23 Mart 2015 Pazartesi/ Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

24 Mart 2015 Salı

RTE'nin "Konu Mankeni Değilim" Sözlerinin Şifreleri


Başlıca hobim olan, iktidar çatışmaları konumun içine düşüp düşüp duruyorlar.. Şimdi ise Cumhurbaşkanı-Hükümet arasında tam bir restleşmeye doğru sürüklenen bu çatışmayı önceleyen 3 yazımı da, 28, 29 ve 30 Aralık’ta (2014) yazmıştım (*). 
Aslında aralarındaki ilk büyük çatışma (küçükleri saymazsak) RTE’nin hükümete düzenli başkanlık etme niyetini, özel siyasi danışmanı Binali Yıldırım’a açıklattığında patlamıştı (5 Ocak bunalımı!..) Arınç taa o zaman başrolü üstlenmiş, Binali de kim demişti; Davutoğlu da “İcrai yetki, anayasal, yasal, hiç bir tereddüt olmadan Bakanlar Kurulunda...” sözleriyle Babakanlık kurumunu savunmuştu. B.Yıldırım’ı da “5 Ocakta öyle bir toplantı yok” sözleriyle dövmüştü.
RTE’nin yanıtını anımsatayım: “Kimse Cumhurbaşkanı üzerine vesayet kurmaya kalkmasın”.. Yani neyi nasıl ne zaman yapacağına sadece kendisi karar verir!

Konu mankeni olur mu olmaz mı
Önceki gün bu zincire daha büyük bir halka eklendi. RTE, Dolmabahçe’de Hükümet-Kürtler arasında açıklanan 10 maddelik deklarasyona yanlış dedi (**). Arınç da RTE’ye adeta “sus artık konuşma” zılgıtıyla, hükümetin ‘Barış Süreci’ni sürdüreceğini açıkladı. RTE’den yanıt: “Beni konu mankeni yapmak istiyorlar.”
RTE’nin bu sözüne iki açıdan bakabilirsiniz. İlki, bir saldırı amacı taşıyabilir : “Konu mankeni olmadığımı ve bunu yapamayacağınızı göreceksiniz.” İkincisi ise, çaresizliğin dibe vuruşu ve halka şikayet! 
Benim bildiğim ve izlediğim RTE pes etmez, bence bu bir meydan okuma olmalı! Cemaat ile çatıştığı son 4 yıl içinde, tek başına kaldığı anlarda bile kendi arkadaşlarına ve Cumhurbaşkanı Gül’e karşı girdiği savaşta (mesela 2.Şike Yasası) galip çıkmasını bilmişti..
RTE, yasal ve anayasal kimliği olduğu sürece hükümeti tam kontrol edemeyeceğinin bilincinde bir adam. Şimdi yeni bir saptama yapıyorum: RTE başkanlık sistemini, aynı zamanda ve öncelikle kendi hükümetine karşı, hükümeti tam kontrol için de istiyor! Davutoğlu hükümeti anlaşılan RTE’ye hiç danışmadan pek çok konuda “bağımsız” karar alıyor.
Demişti ki geçen ocakta “Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasında, istişare ve danışma mekanizması yeterince işletilemiyor…İstişare ve uyum olabilmesi için başkanlık sistemine ihtiyaç var..” 
Bakanlar, RTE’nin birer küçük memuru durumuna düşecek!

Yeter, sen işine bak!
Şimdi de Kürtlerle görüşme üzerinden patlak veren bu son çatışmanın üç yönüne dikkatinizi çekerim:
1) RTE, hükümetin anayasal bağımsızlığına ve icra yetkisine sürekli saldırı halinde.. Bakanlar ise anayasal yetkilerini savunma tepkileri veriyor. Arınç’ın şiddetli tepkisini, tamaman bir savunma refleksi olarak görün..  
2) Önceki hafta ne olmuştu? Hakan Fidan olayı.. Davutoğlu MİT Müsteşarı Fidan’ı Cumhurbaşkanının sultasından çekip almıştı. Ama RTE ortalığı yaktı yıktı ve Hakan Fidan’ı geri aldı! Davutoğlu, Fidan olayında ağır bir yenilgi tatmıştı.. 
3)  Bu aslında, Hakan Fidan üzerinden hükümeti ve başbakanlığı aşağılamaktı. Hakan Fidan olayı, demek ki hükümet üzerindeki baskısına tüy dikti ve Arınç’ın “yeter artık, sen işine bak” tutumuna yol açtı. Buna isterseniz “karşı intikam” , RTE’ye anayasal sınırlarını göstermek de denebilir.
4) Arınç’ın bu çıkışını, hükümetten, Davutoğlu’ndan bağımsız düşünmeyin. Bu çıkışı yapabilecek en iyi durumda Arınç’tı. Zaten siyaset dışı kalıyor.
RTE neler yapabilir? 
--
Not: Yandaş medyada bir aklıevvel, beyninin alamayacağı işlere kalktı, yazılarımdan beni “askeri darbeci” ilan etti.. (Bir ‘sosyal demokrat’tan sonra sıra tam sağcıya, ümmetçide).. Bir de aptalca “ihbarcılığa” soyunmuş. Minik Küçük, hoşgeldin! Acaba hangi “yandaş kardeşleri”, bu kullanışlı enayiye bunu yaptırdı?!
(*) 28 aralık 22014: RTE Davutoğlu ilk bilek güreşleri. http://orhanbursali.blogspot.com.tr/2014/12/rte-davutoglu-ilk-bilek-guresleri-1.html ve izleyen iki yazı yazılarımdan, 29 Aralık: Rüşvette farklılık- Bilek Güreşi- 2; 30 Aralık RTE: Sözlerinin Şifreleri-3

 (**) RTE, MHP’ye oyların kaydığını görünce, Kürt sorunu yok’a geldi. 2011 seçimlerinde de Apo’yu ben olsam asardım, demişti!

--23 Mart 2015 Pazartesi/ Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Diyarbakır’da Kürtçe Öğreniyorum


“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm yorulduysa, şimdi en iyi şiir barıştır.”

İki üç kez daha 3-4 saat sürekli Kürtçe dinlersem Kürtçeyi sökeceğim dedim arkadaşlara... Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği ve büyük önem atfedilen mesajını dinlemek için Nevruz şenliklerinde Kürtçe’nin akustiği, tınısı ahengi üzerinde adeta ders çalışıyorum. Eğer bir dili anlamıyorsanız yapacağınız en iyi şeydir dile yoğunlaşmak ve içine nüfuz etmeye çalışmak.. 
Çıkarttığım sözcükler sınırlı: Biji Öcalan.. Azadi.. Biji Kürdistan.. Kobali.. Türki Kürdistan.. Ama tüm sözcükler arasında birinciliği azadi (özgürlük) kazandı bence..
Yüzbinlerece kişi. Rengârenk. Ne kadar genç var! Kendimi birden 1 mayıslarda sandım. Tanıdık devrimci marşlar... Kürtçe, alanı inletiyor. Tabii diyorum adeta “savaş içinde” geçen bir yaşam.. Önümüzde HDP’nin bazı milletvekilleri ve milletvekili aday adayları.. Birden Nevruz’un ruhuna uygun, kartona yazılmış bir slogan sallanıyor önümde, Yaşar Kemal'in sözleri!: 
“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm yorulduysa, şimdi en iyi şiir barıştır.” Siyaset dilinin şiire dönüşmesi mümkün olsaydı, dünyada çatışacak bir şey kalmazdı.

Öcalan mı Kandil mi?
Derken, Öcalan’ın mesajını tribünler ayakta dinledi. Ve çoşkulu alkışlarla bitti. Geçen Nevruz’daki mesajdan farkı, sözcüklerin adeta yeni şekilde dizilişiydi. Yine de en çok ilgimi çeken, Öcalan’ın, mücadelenin silahlı yürütülmesi sürdürülemez aşamaya gelmiştir, sözleri oldu   buradan çıkardığı sonuç  şöyle: “Tarih ve halklarımız bizden dönemin ruhuna uygun bir demokratik çözümü ve barışı talep etmektedir..”
Öcalan yine silahlı mücadeleyi bırakmak için kongreyi toplayın ve yeni strateji ve taktikler belirleyin diyor. Ama kesin emir ve tarih yok. Neden? Erdoğan’ın “Kürt sorunu bitmiştir” sözlerine mi kızdı? Ama bu kadar basit değil. Öcalan 16 yıldır cezaevinde ve Kürt silahlı ve Siyasi Hareketi’ni bugüne getiren, Kandil yani PKK. Neredeyse uluslararası tanınmışlık derecesinde! HDP’nin de PKK’nın yönlendirmesi altında olmadığını düşünmeyin. Hatta güçlü bir şekilde… Meseleye ilkesel bakın: Silah kimin elindeyse, uzantısı olan siyaseti de belirler.
Öcalan şüphesiz Kürtler arasında bir “baba figür”. Aynı zamanda, PKK’nın siyasi hedeflere varmak için de araçsallaştırdığı bir lider. Dikkat ederseniz, Öcalan’ın barış kokan her çağrısına Kandil’den hep koşullu yanıtlar geliyor, Öcalan serbest kalmadan olmaz, 10 maddenin gerçekleşmeye başladığın görelim, gibi.
“Demokratik çözüm ve barış” için, PKK’nin tamamen siyasi mücadeleye soyunması ve sahaya inmesi gerekir. Çözüm Türkiye ile birliktedir. Konuşa tartışa.. Hele ölümler bile yorulduysa.. Başka care yok.

PKK silahı bırakır mı?
İki açıdan zor: İlki, Türkiye’de Kürt meselesinin, yürüyüp yürümeyeceği bile bilinmiyor. 10 maddelik deklarasyonun içi doldurulacak. İktidarda kim varsa, o yönde adımlar atılacak ve en önemlisi Anayasa değiştirilecek. Anayasa değişikliği için Meclis’de gerekli siyasi çoğunluk düş gibi. Ama PKK, Öcalan’ın istediği kongreyi toplar. Ve 10 madde gerçekleşinceye kadar Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi tatil ediyoruz, diyebilir.
İkinci neden ise, PKK güçlerini Kobali’nin Kürt bölgesi olarak inşasına yöneltecektir.. Cemil Bayık, Orta Doğu’da misyonları olduğunu belirtiyor. Bu arada PKK’nın Türkiye’nin Kürt bölgelerinde “özerklik-yerellik yönetim inşasını” sürdürüyor. PKK’nın hapishaneleri bile olduğu söylentisini duyduk örneğin.. Diyarbakır’da yüzlerce kişiye de iş veren patron.

Peki Kürt halkı?
Şüphesiz ki barış istiyor. İstanbul, İzmir, Ankara ile örneğin Diyarbakır arasında hayatı geçen Kürtlerin, ayrılmakdan ve sürekli çatışmadan yana olduğunu düşünmeyin. Ama Kürt ulusçuluğu duygu ve düşüncesinin geri dönülmez bir güce ulaştığı açık seçik. Ayrılmak mümkün değil. Ama gelinen bu noktada yeni birlikte yaşama koşullarının oluşturulması kaçınılmaz.
Konuşa tartışa, dostlukla ve birlikte. Şiir dili buna hizmet eder mi, insan ölmediğine göre, en iyi şiir barıştır, diyen pankart bize yol gösteriyor. Ataol, ne dersin?!
Kürtler çok sıcak. Alana gitmeden çay için mola verdiğimiz yerde, evine gelmiş misafir tutumu. Can Dündar’ın hayranı çok. Nevruz dönüşü yine Çay için oturduğumuzda, bizi Habertürk’de izleyen İstanbul-Diyarbakır arası yaşayan sevgili Kürt dostumuz, bir yandan çatışmada ölen oğlunun fotoğrafını gösterirken cep telefonunda, birbirimize sıkı sıkı sarılarak ve birlik olarak herşeyi çözeriz, diyordu.
Evet silahsız, dövüşsüz.. Ayrılamayacağımız ve birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bilincini geliştirebildiğimiz sürece.


--22 Mart 2015 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

20 Mart 2015 Cuma

Seçim Sonrasına Bakış-2


İlk yazıda ana fikir, CHP yönetiminin seçmen kitlesini (ana gövde) bütünleştirmekte zorlukları olunca, tabandaki seçmenden özellikle MHP (ve Vatan) ile HDP’ye kaymaların olduğuydu. Ciddiye alınabilecek ölçüde! Bu kaymaların ilki, CHP’nin ulus devleti ve üniter birliği savunmada yetersizliği, kimlik siyasetçisi ve ulus devlet dağıtıcısı (ve dini bütün) rolüyle piyasaya çıkan Bekaroğlu gibi politikacıları vitrine konması...
Ve ikincisi de, CHP’ye oy veren sol seçmenin görülür bir kesiminin HDP’ye yönelmesi. Tabanda geçirgenlik artıyor. HDP’ye yönelmenin bir nedeni, yönetimin HDP ile arasına önemli çizgiler çekmemesi ve seçmenini kendi saflarında kutuplaştırmaması. HDP’nin sürdürdüğü “RTE’nin diktatörlüğünü ancak biz engelleriz” propagandası etkili. CHP çözümsüz duruyor.
Buradan çıkacak sonuç, açıklamadığı sürece seçmenlerde umutsuzluğu arttıran (sahada görüyorum!) CHP ekonomik-sosyal programıyla AKP’den koparmayı umduğu seçmen kadar kazancı, seçmen kadar kaybına eşit olabilir. Bir parti, önce kendi seçmenlerine sonuna kadar sahip olmayı başaracak; arkasından yeni kitleleri transfer edecek..
Anketlerin öngördüğü, AKP’nin kaybedeceği yüzde 8-10 kadar seçmen kitlesinin (alacağı oy şimdilik yüzde 38 ile yüzde 42 arası gözüküyor) yüzde kaçı CHP’nin hanesine kayacağı, başlı başına seçim stratejisini etkileyebilecek önemdedir. Yüzde 1-2 si mi yoksa 5’i mi.. AKP’den kopacakların en çoğu MHP ve BDP’ye gidecek olmasın?! Bu durumda, CHP’den de oy alırlarsa? Mesela MetroPoll, AKP’den kopacak üç oydan ikisi MHP’ye diyor.
Bunları dikkate almadan strateji zor.

“Dinsel mesajlar oy getirmez”
CHP’ye saha ve strateji çalışması yaptığı Amerikalıların raporuna göre, CHP “dine yönelik” mesajlarıyla AKP’den oy alamaz. Biz de diyoruz! Bekaroğlulara bakıp partiye gelen olmaz, tersine parti kendi insanlarından yer.. Bu bakış, AKP’nin yüksek seçmen kitlesinin ya tamamen ya da çok büyük ölçüde “dini saikler” ile partiyi desteklediği gibi absurd sonuç sunar.
Oysa, mesele ekonomik! Biz “milletin 200 milyar kredi kartı borcu var” diyerek, AKP’nin ne fena bir iktidar olduğunu izah etmeye çalışıyoruz. Fakat, bu kadar büyük borçlanmaktan memnun olan kesim büyük çoğunluk. Çünkü, harcama arzu ve isteklerine yanıt buluyor. Bir cebine girip öbüründen çıksa da sonuçta elinde bir şey kalıyor. Kılıçdaroğlu “hedefimiz yüzde 35” derken, AKP tabanından kopması muhtemel kitleyi hedef alıyor. Amerikalı şirket, kendi özel yöntemleriyle sahada saptadığı boşta gezen yüzde 25 oyla bu sonucu üretiyor.
CHP’nin planlama ve politika üretme kurmayı Sencer Ayata, seçim bildirgesinin de ekonomik ve sosyal tabanlı olacağını belirtirken, CHP’nin bütünü ile seçmeni arasındaki bağın güçlendirilmesi gereğine işaret ediyor. CHP için esas olarak da MHP’yi görüyor. Sohbet ederken, çalışan kesimin yaygın alt büyük çoğunluğunda reel ücret artışının fazla olmadığını, ama orta ve üstü bir kesimde ise çok olduğunu belirtiyor.

BDP, AKP’den oy kopartamazsa..
CHP Kürt oylarından alabilir mi? Hayır. Tersine kaymadan bahsettik. Mesela Tunceli, Malatya’da Alevi Kürt oyları, özellikle gençler BDP’ye kaydı. Kürt oyları, Kürt politikasının iki ana aksı, AKP-BDP arasındaki kutupta bölünüyor. Çünkü iki taraf da aktif, biri devlet ve üstelik parası da var, diğeri savaşçı. (Sıcak-cephe savaşı). CHP, istese de de araya girip oy alamaz, taraftar olsa bile!
Kılıçdaroğlu, gerçi CNNTürk’teki programda, HDP’nin AKP ile işbirliği içinde olduğunu 7- 8 maddede sertçe vurgulamıştı. CHP içinde seçim, sonrası AKP-HDP işbirliği yapacağı düşüncesi oldukça güçlü. Demirtaş’ın “RTE biz oldukça diktatör olmayacak” biçimindeki, yakın gelecek endişe ve korkuları HDP’ye kanalize etmeyi ve barajı aşmayı amaçlayan demeçlerine rağmen...
Metin Feyzioğlu, Barolar Birliği Başkanı, şöyle diyor: CHP’den alabileceği oylar HDP’nin Meclis’e girmesine yetmez. AKP’deki Kürt oylarından önemli bir parsel toplamak zorunda...
Feyzioğlu çok önemli bazı noktalara işaret etti, Çözüm Süreci ve Kürtlerin uluslararası konumları üzerine. Ama önce Cumartesi Diyarbakır gösterisi.
Önemli, Öcalan’ın Kandil’i sıkıştırmasının üst aşamasını izleyeceğiz.

Not: Türkiye Gençlik Birliği’nin Çanakkale seferberliği takdire şayan. Helal olsun.
--19 Mart 2015 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

Derinlerden Siperlere: Çanakkale 1915

CBT Gündem, sayı 1460, 13 Mart  2015 



İş Bankası, Eminönündeki eski merkezini dönüştürdüğü Müze’de güzel bir sergi açtı: Derinlerden Siperlere: Çanakkale 2015. Çanakkale savaşı sırasında denizin dibini boylayan batık savaş gemilerine dalışlar da yapan belgeselci Savaş Karakaş’ın kürotörlüğünü ve yine Çanakkale savaşları konusunda uzmanlarımızdan Prof. Haluk Oral’ın danışmanlığını yaptığı serginin açılışında bulunduk.
Savaşın en önemli konuları paneller olarak hazırlanmış, savaşla ilgili üç boyutlu gerçek objelere ve güzel canlandırmalara yer verilmiş. Zaferin 100.Yıldönümü içindeyiz. Bu serginin açılışı yerinde oldu. İstanbulluların çocukların gençlerin sergiyi gezmeleri için hem duyurusunun iyi yapılacağı hem de özel önlemler alınacağı beklentisi içinde olmalıyız.
Çanakkale Savaşlarında kullanılan bisiklet
Sergilenen askerlerin subayların yazdığı mektuplar savaşın dramatic insan yönlerini, duygularını, ve acı olayları okuyoruz: “Artık çok küçük bir subay grubuyuz. Çıkarmadan geriye kimse kalmadı. Bir tanesi dün gece yemek sırasında başından vuruldu ve bütün masayı altüst ederek yuvarlanarak…”
Sergide, Mustafa Kemal Paşa’nın el yazısıyla 3 askeri emrinin belgesi de var. Sergi karaya çıkartma ve kara-deniz savaşlarının seyri, savaşta kullanılan çeşitli araç ve gereçler, top replikaları, siper canlandırmaları, asker mektupları ve anıları, savaş filmlerinden görüntüler..
Serginin açılışı, Nusret gemisinin 7 Mart’ta Karanlık Liman’a mayınları döşemesinin yıldönömüne denk getirildi. İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Senar Akkuş, yeni nesilleri geçmişin bu değerli mirasıyla buluşturmayı amaçladıklarını dile getirirken, Savaş Karakuş, kendi adını, Çanakkale Savaşında yaralanan gazi dedesi Hafız Hilmi Çoşkun’un verdiğini ve dedesini yaralayan top mermisini atan batık gemilere dalarak çocukluğunun bir rüyasını gerçekleştirdiğini söyledi. Haluk Oral savaşın önemli anları üzerine açıklamalarda bulundu.
Söylemeye gerek var mı? Biz Çanakkale’yi 1960’larda keşfettik ve anıtı diktik. Bu keşfimize de, Avustralyalıların Çanakkale’ye olan yoğun ilgisi neden oldu! Şimdiki anlayış da, siperleri yokederek üzerlerine yollar ve otoparklar yapmak! Çünkü giderek büyüyen ziyaretçi kalabalığının ve otobüslerin “ihtiyaçları” karşılanmalı!
Bol bol Osmanlı nutukları atan, Osmanlı ile övünen ama tarihine sahip çıkmayan bir millet, geleceği nasıl kurar? Ne Nusret mayın gemisine sahip çıkabildik onyıllarca ne de tarihi değeri çok yüksek diğerlerine. İkinci Dünya Savaşı’nın Yavuz gemisini jilete gönderdik. Atatürk’ün Savaronası ise ancak son anda kurtarıldı, o da bir işadamının satın alması ve eğlence amaçlı kullanılmasıyla..
Sözü fotoğraflara bırakıyorum.. 
Haftaya Cuma yeniden görüşmek dileğiyle..