Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

6 Haziran 2023 Salı

Yeni bir strateji ve yeni bir bakışla başlamak

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Yeni bir strateji ve yeni bir bakışla başlamak

05 Haziran 2023 Pazartesi


Yenilgi üzerine yazmayı sevmem. Suçlamayı da. Ama geçmişten ders çıkarmak da şart. CHP-Kılıçdaroğlu bir seçim stratejisi izledi, bu stratejinin sonuç vereceği, verebileceği konusunda genel bir kanaat oluştu.

Bu stratejinin ana hatlarını:

1- CHP’yi eski kabuğundan çıkarıp çok daha geniş kitlelerle buluşturmak,

2- Bunu yaparken aynı zamanda bu iktidardan ciddi zarar gören muhalif grup ve partilerle doğrudan ve dolaylı ittifaklar kurmak,

3- Bu ittifakları, iktidara gelindiğinde nelerin yapılacağı konusunda temel belgelere bağlamak… olarak nitelendirebiliriz.

Kılıçdaroğlu’nun ana stratejisi başından beri bu oldu.

Bu kapsamda, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi tamamen köklerinden kopardığı ve dönüştürdüğü konusunda eleştiriler yapıldı. Taktiksel-siyasal yanlışlar yapılmış olabilir ama ben öyle düşünmüyorum. Partiye ait köklü belgeler ortada.

Çok güçlü merkezi ve büyük bir otoriterlik temelinde inşa edilmiş bir iktidar ve devlete karşı, CHP’nin tek başına başarı kazanamayacağı açık seçik görünüyordu. Bu bakımdan iktidara karşı büyük bir güçbirliği inşası kaçınılmazdı. Böyle bir inşa sürecinin zorlukları yaşandı, diğer partiler CHP kadar inanmış ve hazırlıklı değildi. Süreç uzadı. Sorunlar, pazarlıklar-engeller çıktı. Bu ittifak inşası bekleneni veremedi denebilir.

Küçük partilerin AKP’den memnun olmayan kitleleri alacakları varsayımı doğru çıkmadı.

Bunun birkaç nedeni olabilir ama en önemli nokta olarak belki de bu partilerin yeni kuruluşlar ve yeterli bir seçmen kitlesine ve gücüne ulaşmamış olmaları, düşünülebilir.

AKP seçmeni merkezde kalmayı tercih etti. Bu tercihin nedenleri üzerine yazmıştım, daha da yazılabilir. Bu zayıf güçlerle milletvekili pazarlıkları, beklenti gerçekleşmeyince, CHP’nin aleyhine sonuçlandı, kaybeden CHP kazanan ittifak içindeki küçükler oldu.

‘KAZANAMAZ’ PROPAGANDASI

Süreç boyunca tartışma konusu Kılıçdaroğlu ve Alevi kimliği oldu (CHP içinde de).

Buradan “kazanamaz” sonucu üretildi. Bu yer yer kampanyaya dönüştü, İYİ Parti bu nedenle koptu; partinin önde gelenleri Kılıçdaroğlu’nun yanlış aday olduğunu ve kazanamayacağını sık sık dile getirdiler.

Muhalefetin bizzat kendisinin kazanamaz dediği adaya, bir kısım seçmenin güven beslemesini ne kadar beklemek gerekir, bilemiyorum.

CHP içinden ve dışından, İYİ Parti’den, Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na karşı rakip adaylar olarak sahneye sürülmesi de giderek kendi liderliğini inşa eden ve adaylığı kesinleşmekte olan Kılıçdaroğlu’na güveni sorgulatıcı oldu.

Sonuçta, Yavaş ve İmamoğlu’nun başkanlığın yardımcıları düzeyine yükseltilmeleri de para etmedi. Oysa bu üçlü ile seçimin kazanılmasına mutlak gözüyle bakılıyordu, ben dahil. En azından yüzde 51 oyla kazanabileceğini düşündüm. Fakat bazen kırılan vazoyu ne kadar tamir etsen de olmuyor.

SEÇİMİ ÖNCEDEN KAZANMAK

Kılıçdaroğlu aday gösterilmeseydi, seçimi muhalefet kazanır mıydı?

Yukarıda yaşadığımız süreci göz önüne alırsak evet demek zor. Bu, zor ama bilmiyoruz demektir.

Nedenine gelince: Saray’ın seçimi, sandık öncesinden, kendine seçmen yaratarak kazanma stratejisini kurduğunu görüyoruz.

Sadece İstanbul’da 10 yıl içinde vatandaşlık karşılığı 275 bin ev satılmış yabancılara. Bu en az 1 milyon AKP seçmeni demek. 4 ile 5 ile çarparsanız 1.5 milyonu bulursunuz... Ne kadar mültecinin vatandaş yapıldığına ilişkin sayılar havada uçuşuyor, bilmiyoruz. Nüfustan fazla artan seçmen sayısı dillendiriliyor. Tüm nüfusu ve kütüğü kontrol altına alan, dışarıdan kimsenin kontrol edemeyeceği bir vatandaşlık kaydı kuydu var. Deprem bölgesinde tam neler oldu, bilmiyoruz. Seçimi kazanmak için her şeyi yapabilecek bir partinin, doğal nüfusumuz dışında seçmen sayısı ile oynamayacağını düşünmek safdillik olur.

CHP ve müttefikleri bunları izleyemedi, “Yüzde 5 farklı kazanmalıyız” diyerek bu oyunu telafi edeceğini sandı.

Yapabileceği ne vardı, onu da bilmiyoruz. AKP tüm bunları da cebine koydu seçime giderken.

Konuyu sürdüreceğim, tabii CHP’ye de döneceğim yeniden.

Aziz Sancar ile Ankara’da, haberler iyi!

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Aziz Sancar ile Ankara’da, haberler iyi!

04 Haziran 2023 Pazar


Sancar iki gün önce e-posta attı, Ankara’ya geliyorum iki günlüğüne, gel birlikte Anıtkabir’e gidelim... Her gelişinde gider. Bu birlikte üçüncü ziyaretimiz olacaktı. Şüphesiz ki acele ver elini Ankara, merak ettiklerim de var. Beyin tümörüne karşı geliştirdiği yöntemin de sonuçlarını izliyorum başından beri. Büyük olay! Neler oluyordu?

Niye geldiğine gelince, dün Türk cumhuriyetlerinin başkanlarıyla Ankara’da yemek vardı Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi şerefine. Sancar’ı da Selçuk Bayraktar davet etmiş. Bugünkü (dünkü) programı dolu, Meclis, Külliye ve akşam yemeği. Ertesi gün de dönüyor.

Buluştuk sabah, apar topar Anıtkabir, Aslanlı Yol’dan yürüdük. Erdoğan da ekibiyle gidecek, onlardan önce gezmeliyiz. Kalabalık, çocuklar, okul öğrencileri, başı açıklar-kapalılar, Eskişehir ve başka yerlerden gelen sınıflar, aileler, baktım bir Türkiye fotoğrafı. Saygı duruşundan sonra her gelişinde İsmet İnönü’nün kabrini de ziyaret eder. Tekrarladık tabii, duasını etti. Sancar’a kalabalığı göstererek “Bu fotoğraf çok önemli, artık milletin üzerinde birleştiği en önemli kişi ve konu bu, çok sevindirici, siyasetin ve Atatürk aleyhine her şeyin çöktüğü ve önemsizleştiği bir atmosfer” dedim.

Anıtkabir Ankaralılar dahil herkesin gezi alanına dönüşmüş durumda, bir sosyal etkinlik yeri aynı zamanda!

Sancar’ı sanki tanımayan kimse yok, çocuklar dahil.

Kalabalıklar halinde geliyorlar, fotoğraf çektiriyorlar, ana baba çocuklarını Sancar’ın yanına itiyor. Onlar için büyük anı... Sonra toplu alkışlar, hiçbir şey yapay değil, doğal bir sevgi. Sancar bir gurur kaynağı.

İktidarı düşünüyorum, aklımda soru, iktidarın üniversiteler ve bilim açısından Sancar’dan öğreneceği hiçbir şey yok mu? Mesela Erdoğan, Aziz Hoca’ya “Ya Aziz, bilimsel liyakatlarına değil de bize yakınlıklarına göre rektör atıyoruz, sizin orada dünyada bu işler nasıl oluyor” diye sormaz mı?

Hayır, bu sorunun yanıtını çok iyi bildiklerini biliyorum. Sancar teknofestlere katılıyor (iyi bir şey) ve önemli siyasi anlarda davet ediliyor (Gereği ne!?). Aziz hoca ülkesine çok bağlı bir insan, her zaman olmasa da böyle davetlere geliyor.

ÜNIVERSİTESİNDEN BÜYÜK JEST

Açtı telefonunu, “Bak sana ne göstereceğim” dedi. Bir fotoğraf. Kuzey Karolina Üniversitesi yönetimi, Sancar’a Nobel Ödülü kazandıran DNA onarımının nasıl gerçekleştiği konusundaki araştırma makalesinin yayımlanmasının 40. yılında, makalenin “ikili kesim mekanizmasını” üniversite duvarına simgesel resmetmiş. DNA onarım mekanizması, DNA’mızda çevresel ve genetik nedenlerle oluşan hasarlı bölgeleri, 12’lik nükleotitler halinde kesip çıkarıyor ve yerlerine hasarsızları koyuyor. Hayatımız sürüyor. Bu kesim mekanizmasının şekli, o ünlü makalede figüratif olarak var.

Bu makalenin yayımlanması konusunun da çok ilginç, Sancar’a iki hafta psikolojik/psikiyatrik tedavi gördüren bir hikâyesi var, ki bunu sonra anlatacağım. Bilimde neler oluyor neler!

PEKİ BEYİN TÜMÖRÜ?

İlk kez 21 Ağustos 2022 tarihli yazımda duyurduğum “Aziz Sancar büyük bir keşfe daha imza attı” konusunun peşindeyim. Sancar laboratuvarda raslantısal olarak, bilimcilerin çok sık kullandığı EdU molekülünün zehirleyici etkisini ve ayrıca bu molekülün bariyerleri aşarak beyne ulaştığını keşfetmişti. Bana geçen yıl “Bu çok sürpriz bir buluş, büyük rastlantı, başka bir deney yaparken birden bizi şok eden çok farklı bir olay karşımıza çıktı” demişti.

Beyin kanserlerinin, özellikle glioblatoma tümörlerinin tedavisi çok zor. Sancar, basit anlatırsam “Acaba bu molekülü bu hastaların beynine göndersek, tümörü zehirleyerek yok eder mi?” düşüncesini ortaya attı.

Tabii önce fare deneylerine, bu konuda uzman bir başka üniversitede profesörle başladılar.

Lafı uzatmayacağım, sordum tabii ki. “Henüz deney süreci tamamlanmadı. Ama olumlu sonuçlar gözleniyor” dedi. Erkenden oldubitti demek bilimle hiç uyuşmaz. Sonu hayal kırıklığı olur. Bekleyeceğiz. Sancar çok temkinlidir. Çünkü farelerde çok iyi sonuçlar alınsa bile, insan deneyleri bilinmiyor. Ama hissettiğim ve umudum, deneylerin bu noktaya gelebileceği.

İz üzerindeyim, çok da uzun sürmez...

2 Haziran 2023 Cuma

Demirtaş değişimin kapısını araladı; İmamoğlu başkanlık arayışında

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Demirtaş değişimin kapısını araladı; İmamoğlu başkanlık arayışında

01 Haziran 2023 Perşembe


Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki değişimi, yenilenmeyi ve yerel seçimlere doğru olabilecekleri anlamaya ve tartışmaya çalışırken Selahattin Demirtaş’ın aktif siyaseti bıraktığı açıklaması, siyasete yeni bir açılım ve tartışma getirdi. HDP/Yeşil Sol Parti’nin seçimlerde önemli oy kaybı, umulan başarıyı gösterememesi Demirtaş’ın bu kararında etkili oldu.

Peki, Demirtaş neden kendini bu gerileyişten sorumlu tutarak aktif siyasetten çekildi?

Demirtaş, hapishanede olmasına rağmen gerçekten de aktif siyaset sürdürüyor, politika öneriyor, HDP/Yeşil Sol Parti’ye yol gösteriyor, iktidarı eleştiriyor, meydan okuyor ve seçmeni sandığa çağırıyordu.

Yani sanki dışarıdaymış gibi eylemli politika yürütüyordu.

Demirtaş’taki heyecan HDP liderlerinde pek de yankı bulmuyordu.

Bir süredir HDP içinde önemli görüş ayrılıkları gündemdeydi. Demirtaş’ın önerdiği politikalarını ve söylemlerini izleyenler, HDP’yi Türkiye sorunlarına odaklı bir partiye dönüştürme iradesini gözlemliyordu. HDP’nin Demirtaş konusunda yeterince veya gereği kadar sahiplendiğini söylemek de söz konusu değil. Demirtaş tek başına bir parti gibi kalmıştı Edirne’de.

‘DEMİRTAŞ’I ÖNEMSEMEYİN’

Halk TV’de Seyhan Avşar HDP içinde farklı görüşte olanlardan aldığı izlenimleriyle HDP içinde yaşananları dışa aktardı. Bir kısmı “Fazla büyütmeyin, önemli değil, aktif siyasetten ayrılması, partide zaten bir görevi yok, normal bu kararı alması” derken Demirtaş görüşüne yakın olanların da Demirtaş’ın partiye gönderdiği düzenli politika mektuplarının pek de dikkate alınmadığını, kendisine sadece kuru “teşekkür” edildiğini belirtiyordu.

Kürt siyasi hareketi içinde öteden beri bilinen önemli görüş ayrılığı, Demirtaş’ın aktif siyasetten ayrılma kararı ile yeni bir aşamaya geldi.

Aslında Demirtaş “aktif siyasetten” derken HDP’ye bugüne kadar yaptığı önerilerin dikkate alınmadığını ve bunun seçim sonuçlarında da görüldüğünü kastederek, HDP ile bu tür bağını kopardığını, yani önerilerde bulunmayacağını söylüyor olabilir.

Demirtaş aktif siyaseti bırakacak bir insan değil.

‘YÖRESEL DERNEK’İN ANLAMI

Bugün yayımlanacak olan mektubunda da seçim sonuçları perspektifinden hareket ederek HDP veya Yeşil Sol Parti’nin neden başarısız olduğuna ilişkin kendi gerekçelerini okuyor olacağız. Zaten bunun ilk işaretini, önceki sosyal medya paylaşımında vermişti: Yöresel bir dernek gibi çalıştılar!

Bu ifade bile çok şey açıklıyor.

Yöre’den kastettiği belirli bir Kürt nüfusun yaşadığı bölge olsa gerek. Oysa tüm Türkiye politikanın kapsama alanıdır.

HDP’deki iki farklı görüşün ayrımı biliniyor. Demirtaş şimdi yeni hamlesiyle bu ayrımı keskinleştirecek bir meydan okumaya soyundu.

Seçimlerde Saray’ın muhalefete, Millet İttifakı’na, Kılıçdaroğlu’na haksız hukuksuz olarak, teröristlerle işbirliği suçlaması ile seçimi çekip almasında önemli rolü olduğunu görüyor ve söylüyorsak seçimin kaybedilmesinde bu suçlamanın etkisini, üstelik kendisine de yönelik olarak Demirtaş, gayet keskin bir politik davranışla görerek ortaya koyuyor, diyebiliriz.

Evet, bir yenilenmenin kapısını ilk açan Demirtaş oldu. Umarım özgürlüğüne tez elden kavuşur.

İMAMOĞLU ADAYLIĞINI KOYAR MI?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kastederek soruyorum. Öyle görüyorum ki Ekrem İmamoğlu siyaset olarak kendisine CHP liderliğine uzanan bir yol açıldığı kanaatinde. Cumhurbaşkanı yardımcılığı adaylığıyla zaten belediye başkanlığı adaylığı sürecini bitirdiğini ortaya koymuştu. Şimdi CHP’de özellikle yerel seçim sonrası yenilenmenin kendisine yeni bir fırsat yarattığını görüyor.

Saray, seçimlere giderken Ekrem Bey’i belediye başkanlığında tutar mı, yoksa uydurduğu ve dünyanın en siyasi ayıp, en sahte, en utanmaz suçlamasıyla açtırdığı dava ve aldırdığı kararı kısa sürede uygulamaya geçirtir ve İmamoğlu’nu başkanlıktan alır mı... Durum, yerel seçimlere giderken Ekrem Bey’i orada tutmayacağının işaretlerini veriyor. 5 yıl daha iktidarda olacağı hesabıyla yargısının bağımsız ve adaletli bir karar vermesini beklemiyorum. (Umarım sürpriz olur!)

Saray, CHP’nin içini de karıştırmak istiyor. Bu başka bir değerlendirme konusu, CHP ile birlikte... Bakalım.

Boş tencere’ye karşı vaatler neden karşılık bulmadı?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

‘Boş tencere’ye karşı vaatler neden karşılık bulmadı?

30 Mayıs 2023 Salı


Ekonomik büyük çöküşe rağmen iktidarın seçimi kazanmasını, muhalefetin başarısızlığına bağlamak en kolay yoldur. Şüphesiz bu da önemlidir. Şüphesiz muhalefetin, liderinin kurduğu kampanyanın etkililiği de sorgulanmalıdır. Benim üzerinde bu açıdan durduğum en önemli nokta, iktidarın kurduğu kampanyanın ana motiflerinin seçmen üzerinde etkisinin hesaplanamamasıdır.

Çok dile getirilen konu, muhalefete ve tabii ki Kılıçdaroğlu’na “Erdoğan ile uğraşma projelerini açıkla, umut ver, nasıl bir Türkiye kuracaksınız, bunu anlat, boş ver Erdoğan’ı” gibi, muhalefette ve kanaat önderlerinde egemen olan görüştür.

Neden karşılık bulmadı?

Bu yapıldı, “Sana Söz” ana sloganı altında. Evet bir dizi gerçekleştirilebilir projeler ve vaatler sunuldu. Bu da yetmedi, deprem evlerinin devlet tarafından parasız yapılıp sahiplerine teslim edileceği gibi, makul gerekçeleri de izah edilerek depremzedelere vaatler yapıldı. Memurlara, asgari ücretlere yapılacak zamların sözü verildi. Olmadı maçların şifresiz TRT’den yayımlanacağı bile duyuruldu.

Gördüğümüz kadar bunların etkisi sıfır ya da çok az oldu.

Bu açılardan bakıldığında bir muhalefetin yapabileceği ülke geleceği ve yurttaşların daha refah içinde yaşıyabilmeleri için öneriler karşılık bulmadı.

Boş tencere çalmanın da bir karşılığı olmadı sanki.

Nedenini araştırmak tamamen şimdinin işidir. CHP ve diğer partiler sahaya çıkmalı, tabii anket şirketleri de görevlendirilerek halk içinde bu proje ve vaatlerin neden karşılığının bulunmadığı araştırılmalı.

Bilgi eksikliği veya yoksunluğu, sonraki projelerin kampanyaların da hayallere asılı kalmasına neden olur.

İktidarın karşı hamlesi

Bu açıdan bakıldığında ekonomi her şeydir tezinin çöküşünü ilan edebilirsiniz.

Ama o kadar da değil. İktidar, milleti aylarca süründürdükten sonra, seçim ayarlı zamlarla, bütçeyi ve Hazine’yi tamamen boşaltma pahasına, kesenin ağzını açtı. Emekliler, asgari ücret, temmuzda zam vaatleri, EYT’liler sorununun çözümü, ailelere yardım paketleri, deprem evleri için temel atmalar, büyük çöküşe karşı önlemleri devreye soktu.

Ayrıca tüm kaynakları zorlayarak, belki de sıfırlayarak demeliyiz, ekonomik hayatı kısmen canlı tutan politikalarda ısrar etti ve işsizliğin katlanmasını önledi.

Bunları yapmasaydı, ekonomik çöküş, Recep Bey’i götürürdü. Ama bunu bilecek kadar da deneyim sahibi artık.

Ekonomi her şey değildir

Fakat yine de ekonomi her şey değildir. Ekonominin tamamen belirleyici olması için bir rasyonel seçmen kitlesi gerekir. Mesela gelişmiş bir Avrupa ülkesinde iktidarlar patır patır düşerlerdi. Çünkü bu ülkelerde rasyonel düşünen, buna göre karar veren seçmen kitlesi bizim ülkenin üç dört katıdır.

Muhalefetin yarının ülkesi için vaatlerine seçmen kitlesinin, iktidarı devirecek kadar yanıt vermemesinin birkaç nedeni var.

Bu nedenleri, ekonominin üzerine örtülen katmanlar olarak kabul edebiliriz.

Bunlardan biri, iktidarın ekonomik silahını çekmesi ise benzer ölçüde etkili olan Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’nı Kandil’le terörle ilişkilendiren ısrarlı sahteciliği ve propaganda katmanıdır.

Üçüncüsü savunma sanayi katmanıdır.

Dördüncüsü din tüccarlığı katmanıdır.

Beşincisi dünya lideri, büyük ve güçlü Türkiye katmanıdır.

İkinci tur muhalefeti

Başa dönersek proje ve vaatler temelli ilk kampanya, iktidarın çok farklı bel altı vuruşları karşısında sanki etkisiz veya savunmasız kaldı. Şüphesiz bunda muhalefetin konuşmalarının ve vaatlerinin önemli ölçüde iktidar medyası tarafından perdelenmesinin de rolü var. Bel altı vuruşlarına ancak ikinci turda ve sınırlı olarak yanıt verilebildi.

Yazılacak çok şey var. Ama her şeyi bu kısa seçim süreci belirlemedi. Bunlara daha önceki yazılarımda değinmiştim. Lütfen bakın:

18 Mayıs: Seçim analizi 2- Sandığı biçimlendiren son 15 yıl

16 Mayıs: Uçak, füze, gemi soğan patatese karşı

8 Mayıs: Seçimi savaş alanı görüyorlar, nedeni açık değil mi?