Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

11 Ağustos 2023 Cuma

Furkan Öztürk: Yükselen bir yıldız

 obursali@cumhuriyet.com.tr

25 Haziran 2023 Pazar


Ülkemizde iyi bir üniversitede eğitimini tamamladıktan sonra Harvard Üniversitesi’ne burslu kabul edilen genç bilimcimizin başarısına sevindik. Furkan Öztürk kendisiyle yaptığım söyleşiden çıkarsadığım kişi özelliğiyle, kabına sığmayan ve zor problemlerin üzerine gitmeyi amaç edinmiş genç bir bilimci. Bilkent’te iyi bir bilim ortamında fizik okudu. Fizik gibi bir temel bilim dalını seçmesi bile nereye gitmek istediğinin işaretlerinden biri. Oradan da daha evrensel başka bir bilim ortamına göç etti.

Bu tür çocuklar özeldir, onları bir yerde tutamazsınız, hedeflerini gerçekleştirebilecekleri, çok iyi bilim ortamına ve olanaklarına koşarlar. Bir tek hayatları vardır! Bunu da itiş kakış, bilimsizliğin, liyakatsizliğin hüküm sürdüğü ortamda heba etmezler.

Furkan, doktorasına başladığı konu üzerindeki başarılı çalışmaları bile kendisini tatmin etmeyince, doğabilimlerindeki en büyük 125 sorudan biri üzerinde çalışmak üzere, başka bir bilim grubuna geçti.

Röportajdan: “Doğabilimlerindeki en ilginç gizemlerden biri Dünya’da yaşamın nasıl ortaya çıktığı sorusudur. ‘İlk canlı hücre nasıl oluştu’, ‘Yaşamı oluşturan süreçler nasıldı’ sorularının yanıtları henüz bilinmiyor. Bu temel soruların yanıtlanabilmesi için yaklaşık 4 milyar yıl önce, inorganik moleküllerden organik yapılara geçişin anlaşılması gerekiyor.”

FİZİKTEN BU ALANA NASIL GEÇİLİR?

Çünkü artık, saf bilimin en uç noktalarındaki temel sorunlar ne biyolojinin ne fiziğin ne kimyanın ne de tek başına başka bir bilim dalının sorunudur. Bu uç noktalarda neredeyse tüm bilimler birleşmektedir. Konu yaşamsa, her şeyin her şeyle etkileştiği muazzam karmaşıklıktan bahsediyoruz. Bu ne biyolojidir ne salt fizik veya kimya, hepsidir. Yaşam bir fiziktir de diyebilirsiniz, bir biyolojidir, bir kimyadır, dahası jeolojidir...

Furkan’ın üzerinde çalıştığı ve arkadaşlarıyla önerdiği yeni çalışmanın sonucuna bakarsak, neredeyse “Yaşam manyetizma sayesinde var”, dersiniz. Herkese Bilim Teknoloji dergisindeki Furkan’la söyleşiden alıyorum, bakın:

“Aminoasitler, şekerler ve RNA gibi biyoloji için önemli moleküller ayna simetrisine sahip çiftler halinde bulunur. Bu özelliğe organik kimyada kirallik veya kiralite deniyor. Ancak her ne kadar biyomoleküller simetrik çiftler halinde var olabilse de yaşam yani biyolojik sistemler bu simetriyi kırıyor... Bu kırılma olmasaydı yaşam da olmazdı. Peki ama bu kırılma nasıl gerçekleşiyor? İşte Furkan Öztürk ve arkadaşları buna yanıt veriyor: “Manyetik mineraller! Manyetik alan olmasaydı, yaşamsal moleküllerin simetrisi kırılmayabilirdi ve yaşam hiç başlamamış olabilirdi.” Evet, araştırmanın sonucu bu...

EN ACILI VE STRESLİ ZAMANLAR

Ama biraz geriye gidelim, burada önemli olan Furkan’ın serüveni. Doktoraya başladığı üç yıllık çalışmasını çöpe atarak yaşam nedir üzerinde çalışan, köken olarak astronom olan, tanınmış Bulgar asıllı bilimci Dimitar Sasselov ile çalışmaya başlamış. 

Diyor ki: “Dimitar bana, çok az doktora öğrencisine nasip olacak olanaklar tanıdı. Sınırsız bilimsel özgürlük, maddi kaynak, bağımsız çalışma ve karar alma şansı... Hâlâ bana daha işin başında neden bu kadar güvendiğini anlamıyorum.” Demek Dimitar, Furkan’daki ışığı görmüş.

Fakat bu yeni alan için de iki yıl yoğun çalışma ve öğrenme süreci başlıyor. “Sıfırdan organik kimya, jeokimya ve jeoloji öğrendim. Hayatımın en acılı ve stresli zamanları oldu. Büyük risk alarak herkesin lüzumsuz olduğunu düşündüğü bir konuya geçiş yapmış ve bir sürü bilmediğim konuyu öğrenme işine soyunmuştum.”

NELER ETKİLEDİ?

Furkan Trabzon Yomra Lisesi’ni bitirip Türkiye 37’incisi olarak Bilkent’e giriyor. Küçükten bilime meraklı. İlkokulda astronomiye, optiğe ve teleskoplara ilgisi çok. Üniversiteye kadar hep geceleri gökyüzünü seyretmiş. “Liseye başladığımda Feynman gibi, Einstein gibi bir fizikçi olmak istediğime karar vermiş gibiydim” diyor. Ailesi yahu para kazanabileceğin bir alan seç dememiş. Üniversitede de “Fizik bölümünden Özgür Öktel, kimyadan Emrah Özensoy beni çok etkilediler… Ne kadar çok çalıştığımı bir ben bir Allah biliyor.”

Diyor ki: Sıradan bir doktora yapmak istemedim. Başarısız olma riskine karşı orijinal ve riskli bir probleme daldım. Tüm doktora adaylarına duyurulur.

Büyük röportajı, Furkan’ı daha yakından tanımak için de Herkese Bilim Teknoloji’den okuyun. Dergiyi bulamazsanız, PDF’sini indirin:

https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/

CHP’nin yüzde 41’i ve 25’i; neden bu fark?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

19 Haziran 2023 Pazartesi


CHP hayatının en yüksek oyunu Ecevit’in liderliğinde 1977 seçimlerinde almıştı: Yüzde 41.4.

Ecevit, CHP liderliğini İnönü’den devraldıktan sonra, partiyi biraz daha sola açmış yeni bir programla 1973 seçimlerine girmişti: “Düzen değişikliği”. Ekonomik kalkınma vaatleri de vardı. Hakça bir düzen kuracaktı. Yüzde 33.3 oy ile Adalet Partisi’ni geride bırakmıştı ama tek başına iktidar olamamış, Erbakan’ın MSP’si ile hükümet kurmuştu.

1977 seçimlerinde Ecevit’in yükselişi sürdü ve zirveye ulaştı: 41.4.

Bu seçimlerde “insanca ve hakça bir düzen” umudunu halk benimsemiş ve Karaoğlan yere göğe yazılmaya başlanmıştı.

Ecevit’in CHP’si umut olmuştu. Sendikalar, sivil örgütler, aydınlar, öğretmenler hemen her kesimin geniş bir desteğini almıştı.

HALKIN SEFERBERLİĞİ

Bu dönemin en karakteristik özelliği, seçimlere çok geniş halk kesiminin ülke çapında propagandaya katılması ve Karaoğlan imajının köylere kadar yerleştirilmesiydi. Yüzde 41.4 oy oranı bir halk hareketinin sonucu olmuştu. Şüphesiz 1974 Kıbrıs çıkarması ve zaferinin rüzgârını da Ecevit arkasına almıştı. Ecevit’in bildirgesi basit, özet, kısa, vurucuydu. Rezil bir düzenin değişmesini öngörüyordu.

Fakat Kıbrıs nedeniyle ABD’nin koyduğu ambargolar ekonomiyi çok zora sokmuş, Ecevit yüzde 41.4’üne rağmen tek başına iktidar kuramamıştı. Sivil siyaset iktidar olma açısından çok zayıftı. Demirel’in İkinci Milliyetçi Cephe koalisyonu ayakta duramıyordu, oradan kopan 10 milletvekili ile kurulan Ecevit hükümeti de siyaseten çok zayıftı.

Siyasi cinayetler hızla artıyor, ABD orduyu askeri darbeye hazırlıyordu. Türkiye düşmanları, kontrgerilla eylemleri sivil hükümetleri işlemez hale getiriyordu. Her kesimi, gençleri, sivilleri hedef alan cinayetler, 12 Eylül’de Amerika’ya bağlı ordunun darbesi ile sonuçlanacak ve üstelik kurtarıcı role bürüneceklerdi.

Ülkeyi bu kaostan kurtarabilecek tek sivil güç Ecevit ve Demirel’in güçlü bir koalisyonu ve ordu üzerinde kontrolü olabilirdi. Ama bu basireti gösteremeyeceklerdi. Amacım siyasi tarih yazmak değil. Bir kısa anımsatma. Bu nedenle ana konuya dönelim.

Ecevit düzeni değiştiremedi, engellendi bile denebilir ama halkın seferber olmasıyla CHP tarihinin en yüksek oyuna ulaşmıştı. O dönem hedef tek başına iktidar olmaktı, koalisyon yapacağız hikâyeleri hiç gündeme gelmemişti. CHP kendi gücünü, örgütünü harekete geçirmişti.

ARADA 16 PUAN FARK

CHP tarihi ve geçmiş aslında siyasi derslerle doludur. Çok zengin bir deneyim ve tartışılacak ve dersler çıkartılacak bir tarih var geçmişte.

Son seçimde CHP neden yüzde 25.4’te kaldı, iktidara ulaşamamasının kilit sorusudur bence. Bu konuyu, 6 Haziran tarihli “Önce kendi gücünü inşa etmezsen, başka yedek güçler zafer getirmez” başlıklı yazımda gündeme getirmiştim. Şimdi ise Ecevit’in yüzde 41.4’ü ile kıyaslayarak tartışıyorum.

Arada 16 puan fark var. Bunun yarısını alabilseydi, yüzde 30’u hedefleyip aşabilseydi parti iktidar olurdu.

ENERJİYİ ODAKLAMAK

Kemal Kılıçdaroğlu adeta baştan kabul ile CHP’nin oyunun artıralamayacağı ancak seçim öncesi kurulacak ittifaklarla iktidar olunabileceği düşüncesine dayalı bir politik çizgide ilerledi. Kemal Bey’in itirazları varsa tartışılır.

İttifak politikası Ekmeleddin / MHP ile başladı. Bu şüphesiz hiç sonuç vermeyecek bir girişimdi. İkinci Cumhurbaşkanlığı seçiminde Muharrem İnce ile de kazanılamayacak bir girişim daha yaşandı. Kemal Bey hep RTE’ye galip gelecek bir aday arayışında oldu. Gül, bu nedenle gündeme gelmişti.

Şunu belirteyim: 11-13 seçim kazanamadı hikâyesi, siyasi gerçeklikle örtüşmez. Siyasi literatür, gücünün zirvesinde olan iktidarların ve liderlerin seçimleri kazandığının kanıtlarıyla dolu. Bu sadece rakibi yıpratma ve gözden düşürme propagandası ve patenti AKP’dedir. CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu düşmanlarınca benimsenerek kullanıldı. Bir siyaset bilimci bunu tartışma konusu yapmaz.

Kılıçdaroğlu’nun ittifak politikası 2019 yerel seçimlerinde meyvesini verince, aynı strateji ile bu kez daha büyük bir hızla 2023 seçimlerine yöneldi CHP.

SONUÇ HÜSRAN

Milletvekilliği seçimlerinde sonuç büyük hüsran. Cumhurbaşkanlığı seçimi de halk açısından büyük bir yenilgidir. Yenildik ama ezilmedik demenin bir karşılığı yoktur.

Bu seçimlerin zayıf halkası CHP örgütüdür. Enerjinin ittifak stratejisine odaklanması bütün umutları “Millet İttifakı’nın kazanmasına” bağladı. Bu yeterince örgütsel hareketsizlik için bir nedendi. Büyük Adalet Yürüyüşü bile örgütsel sürekli bir yapıya dönüşmedi.

1977’nin yüzde 41.4’ünden çıkartılacak iki sonuç var: Partinin tek başına iktidar hedefi ve büyük halk hareketi. Seçimi, aynı zamanda Millet İttifakı’nın kazanabilmesinin gereği buydu. CHP sürükleyici güç olabilseydi oy oranı ile karşımızda başka bir tablo olurdu.

Bir de seçim bildirgesi var ki sonraya...

9 bin yıl önce Çatalhöyük’te kadın ve erkek eşitti!

 obursali@cumhuriyet.com.tr


18 Haziran 2023 Pazar


Ataerkil yani erkek egemen toplum çok sonraları adeta yazgı oldu. Dünya “annelerin reis olduğu” koşullardan, erkeklerin üstelik kaba, şiddet dolu reisliği altına girdi. Bu haftaki Herkese Bilim Teknoloji (HBT) dergisinin ana konusundan bahsediyorum. Etkileyici bir derleme sunuyor dergi.

Mirasın anadan kıza geçtiği dönemlerin yaşandığı 160 saptanmış “anasoylu” toplum gördü yeryüzü.

Bugünkü dünyada kaldırılması için mücadele edilen cinsiyet eşitsizliği dünyadaki pek çok sorunun da kaynağı. Hele ülkemizde! Kadın cinayetlerinden tutun kadınların her türlü istismarına kadar uzanan felaket bir tabloyu yaşıyoruz. Üstelik 6 yaşında kızlarla evlenmeyi meşrulaştırmaya çalışan, hepsi erkeklerce yönetilen dini tarikatların, cemaatlerin (kadın imam ve müezzin bile yok!) üstelik devlet ve iktidar eliyle toplumu bir örümcek ağı gibi sarmasının kapıları açılmışken ülkemizde cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadelenin koşulları giderek daha ağırlaşıyor.

KADIN SOYLULUK NE ZAMAN DEĞİŞTİ?

Kadınsoylu toplulukların bazılarında tanrıçalara tapıldığını, güç ve etkinin kadınlar ve erkekler arasında paylaşıldığını, mesela Gana’daki “anasoylu Asante topluluklarında liderliğin kraliçe anne ile seçilmesine yardım ettiği bir erkek şef arasında bölüşüldüğünü” okuyoruz...

Çatalhöyük Araştırma Projesi’ni 2018’e kadar yöneten Stanford Üniversitesi’nden arkeolog Ian Hodder diyor ki “Çatalhöyük’te yapılan insan kalıntılarının analizi, erkeklerin ve kadınların aynı beslenme biçimlerine sahip olduğunu, içeride ve dışarıda yaklaşık aynı süreyle zaman geçirdiklerini ve benzer işler yaptıklarını gösteriyor. Cinsiyetler arasındaki boy farkı bile çok az...”

Fakat bu eşitlik giderek bozuldu; Avrupa’ya, Asya’ya, tüm dünyaya yayıldı. Okuyoruz: “Antropologlar ve filozoflar, tarıma geçişin, erkekler ve kadınlar arasındaki güç dengesindeki bozulmanın ‘eşik noktası’ olup olamayacağını irdeliyor. Bilindiği üzere tarım çok fazla fiziksel güce ihtiyaç duyuyor. Çiftçiliğin doğuşu da aynı zamanda insanların mülkleri elinde tutmaya başladığı zamana denk geliyor. Bu teoriye göre, bazı insanların diğerlerinden daha fazla mülke sahip olmasıyla ‘seçkin taraf’ ortaya çıkarken, bu durum, erkekleri de servetlerinin meşru çocuklarına geçeceğinden emin olmak istemeye itti. Böylece erkekler, kadının özgürlüğünü de kısıtlamaya başladı.”

BUGÜN ERKEK DE SÖMÜRÜ ARACI!

Yale Üniversitesi’nden antropolog James Scott’a göre, “İlk toplumlarda yaşayan seçkinler, kendileri için fazla kaynak üretecek ve devleti savunacak, hatta gerekirse savaş zamanlarında hayatlarından vazgeçecek insanlara ihtiyaç duyuyordu.”

“Bu noktada nüfus seviyelerini korumak, aileler üzerinde kaçınılmaz bir baskı oluşturdu. Zamanla genç kadınların, daha fazla bebek sahibi olmaları beklendi ki büyüyünce savaşacak oğulları olsun...”

Tarihçi Gerda Lerner: “O zamana ait yazılı kayıtlar, kadınların liderlik dünyasından yavaş yavaş kaybolduğunu, anneliğe ve ev emeğine odaklanmak için ev içine itildiğini gösteriyor. Kadınlar koca evine taşınınca da sömürü ve tacize karşı savunmasız hale geliyor, zaman içinde ‘kocalarının malı gibi’ davranılmasına yol açan katı bir düzene dönüşüyor. Zorla evlendirme dönemi başlıyor, bugün bile tahminen 22 milyon kadın zorla evlendiriliyor.”

Erkekler bile bu düzende dezavantajlı, çünkü hepsi birden toplumu sömüren ve semiren üst sınıfların kontrolünde ve hizmetinde!

Unutmadan: Tektanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla birlikte ataerkillik perçinlendi. Bugün özellikle İslam ülkeleri bunun en uç noktasında yaşıyor.

Fakat dünya yeni bir döneme girdi. Toplumsal cinsiyet eşitliği hareketleri yükseliyor. Kadınlar artık ülkemizde bile erkeklerin soyadını taşıma mecburiyetinden kurtuluyor.

HBT’de ayrıntılar çok fazla...

Yeni bir büyük yürüyüş rüyası kurmalıyız

 obursali@cumhuriyet.com.tr


15 Haziran 2023 Perşembe


CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na “tepkisellik” üst derecede. Ne yapalım diye düşünüp fikir üretmekten çok “Batsın CHP” ve “Çek git Kılıçdaroğlu”, üstelik hakaretlere varan bir ifadeyle. Çoğu, belki oy vermenin dışında elini taşın altına koymayan on binler.Herkes bir “kurtarıcı” peşinde, Kılıçdaroğlu olmadı, şimdi bir başka lider olsun.

Ben Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında kalacağını düşünmüyorum. Kalmaması gerekir. Yeni bir nefes ve dinamizm şart. Aslında çoğunluğun üzerinde birleştiği bir düşünceyi, kırıp dökerek bir nefret söylemine dönüştürenlere bakıyorum da kazansaydı hepsi alkıştan ortalığı yıkacaktı. Saray’ın kutuplaştırma ve birbirinden nefret ettirme söyleminin, muhalefeti de nasıl sarıp sarmaladığını acıyla seyrediyorum. İfrat ile tefrit arasında dolaşmanın anlamı yok. Bir proje gerçekleşmedi. Şüphesiz, sosyal medyada paylaştığım gibi “kaybeden Kılıçdaroğlu ve muhalefetten çok, bütün bir halk, Türkiye, demokrasi, kadınlar, hak ve özgürlükler, tüm bir gelecek hülyası ve rüyaları..”

Bir konuyu sakince, akilce, düşünce üreterek nasıl tartışacağız diye düşündüğümde, bu ülkede mümkün olmayan bir konuyu açtığımın farkındayım.

Meseleyi bir lider meselesine indirgemek, her zaman bir kurtarıcıya umut bağlamak demektir. Bizi batıran da bu.

KURTARICIYA İHTİYAÇ YOK

Ülkenin bir kurtarıcıya ihtiyacı yok, bir liderin güçlü, liyakatli bir kadro ile yeni ve başarıya götürecek bir programla ortaya çıkmasına ihtiyaç var. Bakın “liderin kendi kadrosu” ile demiyorum. Türkiye’yi bir büyük kadro havuzu kabul ederek buradan oluşturacağı bir kadro, kadronun çevresinde ikinci daha güçlü bir düşünce üreten kadro ile onun da dışında bir üçüncü halk kadrosu ile hareket edecek ve bu yeteneği gösterecek bir lider...

Bir liderin kendisine biat edecek insanlara ihtiyacı yok. Tartışacak, eleştirecek, fikir üretecek insanlara ihtiyacı var.

CHP’nin başına gelmeyi planlayan lider pozisyonundaki insanlar, nasıl bir parti, nasıl bir program, nasıl bir orta ve uzun vadeli eylem-hareket planı vaat ediyor?

PARÇALANMA DEĞİL BİRLEŞME

Partide demokrasi özgürlüğü konusunda, liyakat konusunda, yükselmeler konusunda ne düşünüyor? Kendi adamlarını mı düşünüyor, partiyi nasıl büyütecek ve toplumda daha geniş kesimlere gençlere salacak? Nasıl yenilikçi olacak?

Konuyu buradan tartışmaya açalım... Gelecek hepimizi ilgilendiriyor ve CHP de şimdilik bunun taşıyıcısı konumunda.

Daha önce yazmıştım, eleştirilere de neden oldu ama hiç önemli değil. Altı oka Bilim’i, Yeşil’i ve ciddi Sol’u ekleyerek yeni bir yürüyüşle geniş, demokratik yelpaze ile gelecek rüyası kurdurmalı parti.

Küçük partilerin bir geleceği yok. Parçalanma, Saray’a yarar her zaman. Mümkün olduğunca tek partinin kanatları altında farklı kanatları olan ve yönetimde temsil edilen büyük bir yürüyüşü hayal ediyorum.

OKUR MEKTUBU

Muhalefetin bence en büyük sorunu pratikten ziyade teoride/felsefede yanlış tercihler yapmış olması. CHP, “Biz iktidara gelirsek şayet mevcut cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini düzelteceğiz” felsefesi ile yarışa başlamalıydı; bu felsefenin uygulanması daha realist ve pratikte geçerli olurdu:

a) Seçilecek cumhurbaşkanının partisi ile bağlantısının kalmaması ve tüm halkın cumhurbaşkanı olması için kanun değişikliği yapacağız,

b) HSYK’yi partizanlıktan bağımsızlaştıracak ve hâkimlerin/savcıların karar sonrası güvencelerini (maddi/manevi) kanunla düzenleyeceğiz,

c) Cumhurbaşkanı kararnameleri için (acil olmayan durumlarda) senato onayını getirecek düzenlemeler yaparak 150 kişilik senato kuracağız ve Meclis’i 450 kişiye indireceğiz,

d) Milletvekili ve senatör olma koşullarını kaliteyi dikkate alarak iyileştirececeğiz,

e) Mevcut seçim sistemini dar bölgeli, her vatandaşın Meclis’e getireceği milletvekili aday adaylarını tanımasına imkân verecek hale getireceğiz vb.

Prof. Dr. Z. Engin Erkmen

Okurlar CHP’ye ve sorunlarına bakıyor

 obursali@cumhuriyet.com.tr


13 Haziran 2023 Salı


Tatil havasındayken okurlardan gelen bazı eleştiri ve görüşleri burada paylaşayım.

Burada özellikle 6 Haziran tarihli “Kendi gücünü inşa etmeden yedek güçlerle zafer kazanılmaz” yazım doğrultusunda okurlar görüş belirtiyor.

www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ orhan-bursali/once-kendi-gucunu-insaetmezsen-yedek-gucler-zafer-gecirmezyeni-bir-strateji-ve-yeni-bir-bakislabaslamak-2-2088044

‘Esas sorun yapısal’

CHP’nin asıl sorunu yapısal sorunlardır. Bunun en başına ideolojiyi koymalı, diğer ilke ve değerleri yok saymadan sorunların çözümü parti kamuoyunda sağlıklı tartışılarak çözümlere ulaşılmalı.

Partiye paraşütle gelen tüm yönetim kadroları yerine, partide işlevsel getiri açısından topluma önderlik yapacak donanımlı kadrolar Mardin’de, Manisa’da, Kastamonu’da olduğu gibi, tüm ülkede öne çıkarılmalı.

Parti ilke ve değerlerinden uzaklaştıkça kendisine olan güveni yitirdi, militan ve mücadeleci kadrolar, yerlerini yerel yönetim iktidarlarıyla yetinen, yerel iktidardan başka hedefleri olmayan belediye başkanlarına, hemşeri derneklerine topluluklarına bıraktı. Parti yeni yetme müteahhitlerin kuşatması altında, tutanın elinde kaldığı devşirme kadroların kontrolüne geçti.

Sorun MYK’nin değişimi ile çözülemez. Sorunun çözümü için parti tepeden tırnağa arınma sürecine girerek öncelikle ideolojik çıkışla parti kuşatılmışlıktan kurtarılmalı.

Bunun için de ideolojik temelli yeni üyeler, parti dışındaki benzer ideolojiye sahip STK’ler, doğal ittifaklarla ve halkla barışarak yeniden yola çıkılmalıdır. İdeolojik temelli bir manifesto acilen halka açıklanmalı. MYK’de o gitti, bu geldi ile partinin temel yapısal sorunları çözülemez. Bugün Türkiye’ye her zamankinden daha çok CHP gereklidir. (B.K.)

‘Fikir karışıklığı sürüyor’

Seçim felaketinin ardından oluşan fikir karışıklığı hâlâ sürüyor. Oy veren seçmen ve CHP için çalışmış gönüllü ordusu hâlâ bilgi eksikliği ve yarattığı karmaşık düşüncelerin altında derin bir ümitsizliğe kapılmış durumda. Bu insanların CHP’yi yenilgiye götüren nedenleri ve uygulanan politika ve verilen stratejik bazı kararlardan çok daha geniş bir grubun bu sorumluluğu üstlenmesi ve hesabını vermesi gerekir.

Bilgi eksikliğinin ivedilikle giderilmesi ve partinin yeniden eski dinamizmine kavuşması gerekir. Bu olmazsa ikinci bir yenilginin yerel seçimlerde olmasının sonuçlarını düşünmek dahi istemiyorum.

Bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim. Kılıçdaroğlu’nun SZC TV konuşması, işin özünü kaçırdığını göstermektedir. Konuşma bana meşhur matematikçi hikâyesini hatırlattı. Konuşma sırasında verdiği tüm rakamsal bilgiler doğru ama bir işe yaramıyor. (Faruk R. Ergül)

CHP’nin sermayesi

Seçim sürecindeki haksız rekabet, hileli oy konusu vs. çok büyük bir dengesizlik vardı. Ancak bunlar sürpriz değildi. Burada konu buna ne kadar hazırlıklı olunduğu idi. CHP’nin bunlar karşısında çok zayıf kaldığını çıktığı kantar gösterdi.

AKP’de 12 milyon kayıtlı üye var ve bir haftada 50 milyon insana ulaşma kapasiteleri var. (Para gücü vs. bunlar ayrı.) Beklerim ki CHP de 10 milyon kayıtlı ve görevlendirilmiş, gönüllü tabanı üzerinde yapılansın. CHP’nin tek gücü motivasyonlu yaygın örgütlülüktür. Sermayesi bu olmalı. Umarım geç de olsa bu yönde yapılanmaya gidilir. (Ertunga Ardeniz)

Yeni bir ağ yapısı

Aylar önce bir yazınızda güvenlik kaygısının öne çıkarılacağını yazmıştınız. Öngörünüz doğru çıktı. Seçim yenilgisinin birkaç önemli nedeni var:

CHP yüz yıllık bir parti, örgütlerin de doğal bir ömrü var. Yaşı ilerledikçe giderek kurumsallaşırken öte yandan esnekliğini kaybetmeye başladı (rigor mortis). Mesela seçime AKP tüm teşkilatıyla hazır gelmişti oysa Millet İttifakı bileşenlerindeki kopukluk gözle görülebiliyordu. Hantal yapı ve hantal liderler görüntüsü AKP’nin işine yaradı (güven ve istikrar). Çağına uygun esnek ağ yapısı kurulamadı, seçmenle semtinde buluşmak miting yapmaktan daha etkiliydi.

Biz nasıl olsa kazanacağız, bu ekonomi bunları götürür havası rehavet yarattı. Muhalefet anlık taktik ve strateji değişikliklerine hazır değildi (hantallık). “İşgalci/terörist” yaftalamalarına ani yanıtlar üretemedi. (Dr. Boray Uğraş)