Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

14 Ocak 2019 Pazartesi

5 Baba-yiğit, 5 Baba-yitik mi


13 ocak 2019 Pazar / Bilim ve Siyaset

Dünyada oto üretiminde yarış için 300 mia$’lık harcama

Otomobil hala büyük bir statü simgesi. Geliriniz arttıkça bu simge, en pahalı arabalara doğru tırmanışa geçiyor. Geçenlerde TV’deki bir uzmanın bilgi aktarımında, “sedan” tipi arabaların satışı birinci sırada iken, şimdi kentlerde özellikle “SUV” (dört çeker) arabaların satışı neredeyse ilk sırada.
Araba bir bela olduğu gibi, ekonomiyi, devlet gelirlerini besleyen ana kaynaklardan biri.. Biz arabaları sattık, neredeyse 4 yıl oldu, alır mıyız yeniden bilmiyoruz, yaşam değişikliğine bağlı, ama tutumumuz negatif. İnsanlara da arabaları satın diyoruz hep.. İhtiyacınız, veya zorunlu olduğunda kiralarsınız.

5 Babayiğite görev

Biliyorsunuz iktidar yerli araba diye tutturdu ve çağırdığı 5 şirketi adeta yerli araba üretimi için görevlendirdi.
Yüksek teknoloji olacak ve hepsi yerli olacak, böyle bir şey yok zaten yeryüzünde.. Hele dünyada şirketlerin ülkelerin durmadan geliştirilmesi için yüz milyonlarca dolar harcadığı ve büyük bir bilgi birikimine sahip olduğu ülkeleri yakalamak, zaten çok çok zor.
 Dünya elektrikli araba üretimine yöneldi, yeni teknoloji olarak.  Elektrikli araba üretimi için ne kadar ARGE ayrıldı biliyor musunuz? Önümdeki grafiklere bakıyorum, korkunç rakamlar. Mesela en büyük 29 oto üreticisi 300 milyar $ harcama yapacak (http://graphics.reuters.com/AUTOS-INVESTMENT-ELECTRIC/010081ZB3HD/index.html) Vurursanız şirket başına 10 milyar dolar düşüyor.
Almany>         140 mia$
Çin        >         57 milyar
ABD    >         39
Japonya>        24
G. Kore>         20
....
En büyük atılımı Almanya ve Çin yapıyor. Sadece VW akü alımı için 57 milyar dolar harcayacak, e- araba gelişimi için de 34 milyar. Audi için 50 elektrikli ve 30 hibrit model üretecekler, 2025’e kadar. Çin ise 135 milyar dolarlık satın alım desteği verecek. Almanlarla da işbirliği yapıyorlar.
Elektrikli arabalar, toplam arabaların henüz yüzde 2-3’ünü oluşturuyor. Düşünün pazarın büyüklüğünü.

5 Babayitik

 Neredeler bizimkiler? 5 Babayiğit şirketten birinden sızan özel haber şuydu: Bakanlıkla görüşmüşler destek için, bütçemizde buna ayrılmış para yok yanıtını almışlar. Alman devleti ise böyle iddialı proje için Mercedes ve VW’a milyarlarca Avro destek çıkmış durumda. Çin’i hiç saymıyorum. Diğer ülkeleri de.
5 şirketi toplasanız piyasa değeri üzerinden bir VW ARGE harcaması yapmaz. Bugüne kadar ne yapıldı? Proje nerede tökezleniyor? Pil geliştirmek, motor geliştirmek, şasi geliştirmek vb... Ve üstelik “milli” geliştirmek?!
İktidar bastırsa bile, sadece “yerli insana satılacak “araba” ürettirir. Ortada dünyadaki büyük meydan okuma ile rekabet edecek ne para var ortada ne de yeterli bilgi.
Bir dostum “5 baba yitik” diye nitelendirdi.
İktidar 3 yılda yapıla.. hedefi koydu. Bilenler, böyle bir iş en az 10 yıl sürer diye gerçekçi davrandı, o da, gerekli destek verilir ve büyük bir hızla çalışılırsa.. Yüksek teknoloji, öyle yap deyince yapılan bir şey değil..
Ayrıca şu da var: Bir yandan da sürücüsüz araba üretimi için de büyük yatırımlarla çalışmaları sürdürüyor ABD ve Alman şirketleri!

NOT: Geriye beyin göçü mümkün mü, başlıklı yazıya yurtdışından mesajlar var. Hemen hepsi olumsuz. Bir bilim insanımız, “bir çağrı yapalım, okullarda evrim üzerine dersler, evrim başlığı altında konsun, bunun çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerden biri olduğu öğrencilere anlatılsın (İran gibi en azından). Ve akademisyenlere düşünce açıklama özgürlüğü sözü verilsin!”

10 Ocak 2019 Perşembe

Beyin geri dönüşü mümkün mü


10 Ocak 2019 Perşembe/  Bilim ve Siyaset

İktidar dışarıdaki beyin gücünü / göçünü ülkeye geri getirmek için bir program hazırladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı’nı TÜBİTAK “Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı” adı altında ilan etti.
Özü şu: Deneyimli araştırmacılara aylık 24.000 TL ve altyapı desteği 1.000.000; genç araştırmacılara 20.000 TL maaş ve alt yapı desteği 500.000 TL. Eş ve çocuklarına aylık 2.250 TL aile ödeneği ve sağlık sigorta desteği, geliş uçak biletleri..
Bu programa başvuru oldu mu, olduysa kimler, dışarıdaki başarıları ne bir şey bilmiyoruz. Belki erken henüz.
Herkese Bilim Teknoloji dergisinde ülkemizin kaliteli araştırmacılarından Prof. Metin Balcı programı değerlendiriyor. Çok önemli.. bir özetini vereceğim.
1)       Yurtdışında iyi araştırmacılar zaten maddi olarak bu olanaklara fazlasıyla sahipler; bu öneriler cazip gelir mi? Program 3 yıllık. Peki sonrası?
2)       Çalıştıkları kurumlarda araştırma altyapısını kurmuş üretken kişiler Türkiye’ye gelip tekrar bir altyapı oluşturma zahmetine girer mi?
3)       Ülke içerisinde zor koşullarda çalışan ve uluslararası düzeyde araştırma yapan başarılı araştırmacıları, bu durum rahatsız etmeyecek mi? Metin Balcı bu düşünceleri paylaştıktan sonra, işin özüne geliyor ve soruyor:         

Neden beyin göçü arttı?
Ve giderek artıyor? Bugün lise öğrencileri arasında yurtdışına gitme olanaklarını arayan çok sayıda öğrenci olduğuna dikkat çeken Balcı, ana neden olarak “son yıllarda giderek artan toplum içindeki ayrımcılık, ötekileştirme, siyasiler arasındaki gerilim, ekonomik kriz, gelecek kaygısı, yüksekokul mezunu olanların %20 civarında işsiz olmaları” diyor.
Ayrıca “birçok ailenin çocuğunu istediği devlet okuluna kaydettirememesi ve öğrencilerin İmam Hatip Liselerine gitmeye zorlanması. Bu durum aileleri ve gençleri yurtdışı imkanlarını araştırmaya yöneltmekte. Çocuğu yurtdışında olan birçok aile, aman çocuğum yurda dönmesin diyor. Bu, cümle bile ülkemizdeki eğitim ve ülke durumunu ortaya koymaktadır.”

Özgür ortamın önemi.. Balcı sürdürüyor: “Bir diğer önemli husus, gelecek araştırmacılara özgür ortamın sağlanmasıdır ki bu nokta ödenecek olan maaşlardan daha da önemli. Doğruların eleştiriler sonucunda ortaya çıktığı gerçeği göz ardı edilmemeli. Bugün maalesef üniversitelerimiz suskun. Acaba neden? Bilim insanı hür olmalı, fikirlerini serbestçe kamuoyu ile paylaşabilmelidir. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bilim özgürlüğü de olmaz.”

Ahbapların ekmek kapısı

“Evrensel manada üniversite; ülkenin en yetenekli ve yaratıcı kişilerinin istihdam edildiği kurumlardır. Maalesef bu tanım ülkemiz için söz konusu değil. Üniversitelerimiz çoğunlukla eş, dost ve ahbap ilişkileri ile doldurulan kişilerin ekmek kapısıdır. Durum böyle olunca kısa sürede bir kaç üniversitemizi dünyanın saygın üniversiteleri arasına sokmak, Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile de mümkün olmayacak.”
Balcı’nın, ne yapılmalıya yanıtları var:  Akademik kariyer yapacak elemanlar kesinlikle sadakate göre değil, liyakate göre alınmalı... Devlet üniversitelerindeki öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu araştırmadan uzaklar.. öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma yok. YÖK’ün çıkardığı bazı yönetmeliklerle üniversitelerimiz daha da geriye gitmekte: Doçentlik sınavının kaldırılması, yabancı dil puanının düşürülmesi, ULAKBİM bünyesindeki dergilerde yayın yapma zorunluluğu, doçentlik kriterlerinin iyileştirilmemesi vb. Bugün üniversitelerimizde uygulanan yükseltilme kriterleri Avrupa ülkelerinin yükseltilme kriterleri ile kıyaslandığı zaman açık ara en kötü olanıdır. 
  Sonuç: “Sayın yetkililer, ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının  gelmeyeceğini düşünmekteyim.”

Beyaz Sarayda keskin mücadele.. Fetö gelir mi?


8 Ocak 2019,  Salı / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Pentagon, yani bugüne kadar Suriye’nin kuzeyini kopartarak, himayesinde bir devletçik oluşturma ve Şam’ı parçalama siyaseti izleyen ABD’nin savaş makinesi, Trump üzerinde yoğun baskı yaptı ve çekilmenin uzun zamana yayılmasını sağladı. Zaten hukuk cenderesi içinde hakkında soruşturmalar da yürüyen Trump mecburen gevşedi. Pentagon- Beyaz Saray uzlaşmasından çıkan bir önerinin Ankara’da masada olacağı anlaşılıyor.
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz Amerikalıların Suriye’yi üç bölüme ayıran federatif bir yapı önerisini hazırladıklarını ileri sürdü.
Bu zaten henüz Suriye’yi parçalama çalışmaları başlamadan önce, 2011, Pentagon – Obama planıydı. Ankara da bu planın bir parçası olarak, Şam’da Esat’ı yıkmaya ve Suriye’yi parçalamaya çalışıyordu. Bu yanlış savaş politikasıdır ki bugün yanı başımızda belalar eksik olmadı ve ABD ağır silahlarla donattığı 60 bin kişilik bir PKK- PYD ordusu yarattı.
Fakat Rusya’nın ve İran’ın Şam’a çıktıkları destek sayesinde, Şam’ın topraklarını adım adım kurtarmasını sağladı.
İkinci önemli bir gelişme daha var: Trump yönetimi ilk kez Fetö darbesine ciddi eğilmeye başladı. İç İşleri Bakanlığının Federal Polisi FBI dahil, Adalet Bakanlığı’ndan da gelen bir heyet, Ankara’da incelemeler yaptı, Fetöcüleri dinledi vb.

Değişen Fetö politikası

Peki Fetö konusunda ciddi bir politik değişiklik mi, bunun nedeni ne?
ABD’nin Orta Doğu ve Fetö politikalarını planlayan ve yürüten, esas Pentagon ve CİA idi. İkisi de ABD’nin dışa yönelik savaş politikalarının uygulayıcılarıdır.
Fetö darbe girişiminin baş destekçileri de bunlardı. Ayrıca bu iki güç Orta Doğu’da, Irak, Suriye (ve Türkiye!) vb politikalarının planlayıcısı ve uygulayıcılarıydı.
Dikkat edin, Trump’ın Suriye politikasındaki değişiklik ile Fetö politikasındaki değişiklik eş zamanlı ve uyumlu.
CİA yerine FBI’ın devreye sokulup Türkiye’de darbe araştırması yapması da, bu politikayla uyumlu. Suriye’den çekilmeye yönelik politika, Fetö konusunda da geri adım atılmasını beraberinde getirdi.

“Ben değil, o yaptı”

FBI’ın Fetö örgütünün ABD’deki faaliyetlerini şimdilik kara para vb açısından soruşturmaya başlaması da, resmi tamamlayan önemli bir gelişme.
Dün bir yerlerde FG “bizim aramızda birileri darbeye karışmış olabilir ama bunun bizimle ilgisi yok” dediği yazıldı.
Bu ABD’nin Fetö konusunda değişen politikasını anlayıp savunmaya geçtiğinin işareti, ama zerre faydası olmaz kendisine..
İşin ilginci, ABD mengeneyi sıkıştırırsa, bunun yansımalarını mesela Fetö’nün ikinci en büyük üssü Almanya’da da görür müyüz?
Eğer Trump kendi politikasında ısrarcı olur ve sürekli devrede kalırsa, işi biraz uzasa bile, Fetö ABD’den en azından atılır (buraya getirtip de ne yapacaksınız!).

Şimdi ne olacak

Ankara ile ABD heyeti arasında görüşmeler sert geçecektir. ABD öyle görünüyor ki, Fetö + Patriot + F-35 paketi ile Suriye görüşünü kabul ettirme gayreti içinde olacak. Pakete başka şeyler de eklenebilir, ekonomik vb.
Ankara’nın Şam ile ilişkiye geçmemesi, ülkemizin aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Şam – Esat eski gücüne ulaşmakta. Arap dünyası içinde de yerini almakta.
 Şam’a şimdi, ülkesinin birliğini sağlamasında işini kolaylaştıracak desteğin bir anlamı olur.
Ama Ankara’da tek aklın ayak sürtmesinde ülkemizin hiç bir çıkarı yoktur.
BİLİM: Perşembe’ye kaldı.