Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Sadece 164 trilyon değil, savaş harcamaları da arttı


21 Mayıs 2018 Pazartesi / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Geçen Perşembe, dünyada 164 trilyon dolarlık borcu ne temizler, bir savaş mı, diye sormuştum.. Bu kez dünya silah harcamalarının rakamları geldi. SIPRI, İsveç’te bulunan ve dünyada silahlanma ile ilgili verilerin en önemli kaynağı olan SIPRI (Stockholm Barış Araştırmaları Ensititüsü) tarafından, 2017’nin silah harcamaları açıklandı.
Hemen bildireyim: 2016’ya göre silah harcamaları yüzde 1,1 artarak toplam 1,739 trilyon Amerikan dolarına ulaştı.
Harcamalar, 10 yıldır düzenli bir şekilde artarak, soğuk savaş yıllarının düzeyini aştı. Dünyada ekonomik krizlerle birlikte hegemonya için rekabet de şiddetlenince, bu durumun silah harcamalarına yansıması da tipiktir.

Türkiye 15. Sırada

Önce en çok harcama listesini vereyim. Sol taraftaki yüzdeler, silah harcamalarının ülke milli gelirindeki payını, sağ taraftaki oranlar ise, dünya ülkelerin toplam silah harcamalarındaki oranını- payını gösteriyor. Listedeki sıralama ise görüldüğü gibi, sağ taraftaki paylara göre düzenlendi. (Not: Çin ve Suudilerin harcamaları tahminlere dayanıyor)

%     Ülke               %

3.1    ABD              35
1.9    Çin                 13
10     Suudi Ar.         4
4.3      Rusya            3.8
2.5    Hindistan      3.7
2.3    Fransa            3.3
1.9    İngiltere         2.7
0,9    Japonya        2.6
1.2    Almanya       2.5
2.6    G. Kore         2.3
Brezilya (11.sıra)
İtalya (12.sıra)
Avustralya (13.sırada)
Kanada (14.sıra)
Türkiye (15.sıradaki yerini korudu.18,2 milyar $ harcadı, milli gelirinin yüzde 2.2’si)

Kişi başı 230 milyar dolar

Buna göre, silah harcamalarının dünya toplam gelirindeki payı yüzde 2.2’ye denk düşüyor. Bu da kişi başına 230 dolar harcama demek. Bir grafiğe bakıyorum, 230 dolar kazanmak için yoksul ülkelerde mesela Kamboçya’da 2 ay, Kongo’da 6 ay çalışmalı.
Yine bir hesaba göre, silah harcamalarının yüzde 15’i ile, yani yılda  267 milyar dolar ile 2030 yılına kadar dünyada açlığın önü alınabiliyor. Neyse bu bir kenar notu olsun, biz esasa bakalım:
Silah harcamaları bölgesel olarak büyük farklılıklar gösteriyor.
Mesela Çin’in harcamaları önceki yıla göre yüzde 5.6 artarak 228 milyar $’a yükselmiş. Fakat bu artış, milli gelire göre yükseliyor. Tabii dünya liderliği için rekabet de belirliyor. ABD ile harcamada boy ölçüşecek kimse yok henüz (610 milyar dolar).
Orta Doğu’da büyük artışlar var. Suudiler, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar büyük harcam yapan ülkeler. Suudilerin İran ve Yemen’le “savaş hali”ni düşünün. ABD pompalıyor bu ülkeye. Buna karşılık İran’da artış makul düzeyde.
Orta Avrupa’da artış büyük: Yüzde 12. Batı Avrupa’da ise yüzde 1,7
Suudiler, Rusya’nın üzerine yükseldi.

Güvensizlik artıyor

Güvensiz bir dünyada yaşıyoruz, ne olacağı belli değil, savaşa hazır olalım düşüncesi, komşularla sorunlar, bölgesel krizler ve savaşlar, dünya hegemonya rekabeti, ekonomik zorlukların doğurduğu sorunlar, hükümetlerin kendi halklarına karşı da silahlanmaları, gelecek konusunda belirsizlikler.. Daha pek çok nedenler silah harcamalarını artırıyor.
Türkiye’nin dünya toplam silahlanmasındaki payını vereyim: Yüzde 1
Dünya aynı dünya. Küreselleşme ülkeleri yakınlaştırdı derken, büyük gelir farklılıkları ve bölgesel savaşlar dünyada kitlesel göçleri de teşvik ediyor ve güvensizlik büyüyor.
Aklımda dünyadak toplam 164 trilyon borç ne olacak acaba, silahlanmanın artışı ile bu borç arasında bir ilişki var mı?
Şu kadarını söyleyeyim, dünyada borç oranı- miktarı silahlanmadan katbekat hızlı artıyor.

Bir ülke bir kere kurulur, ikincisi neyin nesi




20 Mayıs 2018 Pazar / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

RTE’nin “Dava”sı ve Muharrem İnce’nin onarım manifestosu üzerine
  
Cumhurbaşkanı AKP milletvekilleri ile bir veda iftarı yaptı. Konuşmasına baktım, en önemli iki noktası vardı: 1) yeni gelecek milletvekillerinin bir dava uğruna mücadele ettiklerini bilmeleri gerektiğini ve 2) Meclis’in ikinci kurucu meclis görevini üstlendiğini söylemesi..
Birinci Meclis ülkeyi kurtardı, ülke kurdu, devlet kurdu, ulus oluşturdu, medeni hukuku kurdu, Cumhuriyeti kurdu, Yurttaşlığı kurdu, dünyada Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.
Peki grevi biten meclis neyi kurdu?
Türkiye mi işgal edildi ve ortadan kaldırıldı, ikinci kurtuluş savaşı verdik de düşmanı denize mi döktük, ülkeyi yeniden geri kazandık da haberimiz mi olmadı?
Birinci Meclis Başbakandı Cumhurbaşkanıydı demokrasiydi her şeydi.
Şimdiki Meclisin ise ne başbakanı ne cumhurbaşkanı ne bakanları ne demokrasisi var.. Üstelik denetleme yetkisi de yasa yapma yetkisi de önemli atama yapma yetkisi de tırpanlandı. Meclis, kendi kendini yarıladı bile denebilir.

Ülke ile davası var

“Dava” lafını Cumhurbaşkanı ilk kez etmiyor, geriye doğru gidin, kritik zamanların hemen hepsinde bir “dava” lafı var. Dava nedir? Davaya baş konur, beden konur, kefen giyilir, korkulmaz.. Cumhurbaşkanı tüm bunları dile getirmiştir.
Allah aşkına, Türkiye Cumhuriyetini yönetmek için aday olanların “nasıl bir kişisel, grupsal, partisel davası” olur? Geleceksiniz, yöneteceksiniz, gideceksiniz, başkası gelecek. Arkanızda bu ülke ve insanlar için yaptığınız güzel şeyler varsa bunlarla anılacaksınız..
Görevini bitirmekte olan Meclis’teki milletvekillerini Kurucu Meclis diye anmasının “dava” ile ilişkisini kurabilir miyiz?
Bu Meclis evet ciddi bir yönetim değişikliği yaptı. Parlamenter sistemi sona erdirdi ve başkanlık sistemine geçildi.
Cumhurbaşkanı bu değişikliği haksız ve yanlış yere yeni bir “Kurucu”lukla özdeşleştiriyor.
Akla başka şeyler geliyor tabii. Baştan beri Cumhuriyetle ve Atatürk’le, yani ülkenin kuruluş ilkeleri ve babalarıyla bir türlü barışık olmayan AKP’li politikacıların pek çoğu, kendileriyle başlayan Yeni Ülke, Yeni Türkiye düşleriyle yatıp kalkıyor. Ana bağlantıları Abdülhamit ve Osmanlı ile.
Tüm bunların vitrindeki cilası ise “Yeni Türkiye!”

Türkiye Cumhuriyeti ayakta

Çok şükür. Cumhurbaşkanı yeniden seçilirse de ayakta duracak. Sorun millete nerede yaşıyorsunuz diye, “Türkiye Cumhuriyeti’nde” yanıtını verecekler ve Atatürk’ü de Kurucu Lider olarak söyleyecekler.
Şu 19 Mayısların ülkece ve büyük bir duygusallıkla, heyecanla kutlanması, ne anlatıyor?
Atatürk’e koşmalar, Anıtkabir’den dalga dalga dışa akmalar, iktidarın da kutlamak zorunda kaldığı Zafer bayramları, 23 Nisanlar bunların hepsi Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunu anlatıyor.
Bu ülke bir kez kuruldu ve bu millete de bir daha kurtuluş için cephelere koşmayı göstermesin.
AKP’nin bu konuda kuracak düşü yok. Boş hayaller kurmak, ülkeye zaman kaybettirir, kan kaybettirir, can kaybettirir.

Evet yenilenmeye ihtiyaç var

Türkiye, AKP’den önce ülkeyi yöneten merkez sağ- liberal “şirket” partilerince ekonomik olarak dibe vurduruldu kaç kez.
AKP bu yıkıntı üzerinde yükseldi. Yapması gereken, bu partilerin hatalarından ders alarak, ülkeyi ileri demokratik ve hukuk ülkesine taşımak, düzgün bir gelir paylaşımı sağlamak, ve bunun için de ülkenin yaratıcı güçlerini üretici ekonomi- kültür sanat için seferber etmekti.
Bunları yapamadı; dahası tam tersini yaptı.. trilyonlar aktı bu ülkeye, onlarla bir tüketim ülkesi yarattı..
Akan trilyonlar ve 500 milyar dış borçla iktidarını sürdürebilen AKP şimdi ise dış güçler dolarla TL ile benimle oynuyor palavrası içinde çırpınıyor.
Muharrem İnce, Manifestosu ile, 17 yıl önceki çöken ülkenin nasıl ayağa kaldırılabileceğinin işaretini verdi dün.
AKP’nin yaptığı pek çok alanda tahribat onarılmadan, Türkiye’nin çağdaş dünyada gidebileceği yer yok.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

164 trilyon borcu bir büyük savaş mı temizler?


17 Mayıs 2018 Perşembe / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

Tamamen spekülasyon yapacağım. Ama kapitalizmin sonuçsuz kaydığı noktada dünya düzenini yıkıp yeniden inşa etme alışkanlığını bilenler için spekülasyon yerine geçmeyebilir. 
Konu önce bir Alman ekonomi gazetesinin (Handelsblatt) manşetinde vaardı. Arkasından da World Economic Forum’un haberinde daha farklı bir tablo vardı; dünyanın borcunu duyuruyorlardı! Bir krizin haberci mi diyorlardı. 
Ben de bundan bir sonuç çıkarmaya yöneldim. Yazının ana teması: Bu borç temizlenebilir mi veya nasıl temizlenir?

164 trilyon dolar borç

Dünyada ülkelerin ve özel sektörün toplamborcu dudak uçurtuyor: 164 trilyon dolar.
Bu borcun 48 trilyon doları ABD’ye, devlet ve özel sektör toplamı olarak. 
Sadece dünyada toplam özel sektörün borcu 66 trilyon dolar. Bu borcun sadece Çin özel sektörüne ait olan kısmı 20 trilyon dolar!
Gazete diyor ki, eğer ekonomik büyüme durur veya anlamlı sürmezse, kimse bu borcu ödeyemez ve büyük bir kriz patlar. 
Şirket satacak, kâr edecek ve borcunu ödeyecek: Bana lafla peynir gemisini yürütmek gibi geldi bu kadar büyük borç karşısında!

Bir başka kaynak

WEF’in başka bir kaynaktan aktardığı hesap daha var: Buna göre devletlerin borcu toplam 63 trilyon dolar ve ABD tüm bu küresel borcun yüzde 31,8 ine sahip ve gayri safi milli hasılasının yüzde 107’sine ulaştı.
Japonya’nın borcu ulusal gelirinin yüzde 240’ına ulaşmış. Bunları Çin, İtalya, Fransa izliyor. Tabii, borçları ve milli gelire yüzdeleri farklı..
Toplam borç açısından iki kaynağın hesapları farklı olabilir, bunu incelemeyi bir yana bırakıyorum, her durumda devlet ve özel sektörün 100 trilyonu aşan bir olağanüstü küresel borcu söz konusu.
Tüm ülkelerin ayakları, yorganlarının beş on misli dışarısına çıkmış durumda. Devletler “bolluk içinde” görüntüsünde yaşıyor. “Nasıl olsa para bana ait değil, dünyada herkesin borcu var, harcayalım hele” tüm dünyayı sarmış durumda. ABD, ekonomisinde karşılığı olmayan trilyonlarca dolarına dayanarak, borcunu büyütmüş.

Ucuz faiz, bol para

Gelişmiş zengin ülkeler için faizler ucuz..
Faizlerin ucuz olmasının temel nedenlerinden biri de, dünyada korkunç bir sermaye - kâr birikiminin olması. Bu para tabii ki para kazanacak, borç verecek faiziyle büyüyecek. Vermezse parası küçülecek.
Bu “fazla” sermayenin trilyonlarca düzeyde olmasının temel nedenlerinden biri de, dünyadaki korkunç eşitsizlik. ABD’de zenginliğin önemli bir kısmının -–tüm varlıkların yüzde 90’ı yüzde 1’in elindekinden daha fazla) yoğunlaşmasının nedeni de, bu iç ve dış büyük sömürü.
Geçen yıl küresel zenginlik yüzde 6,4 artmış. Amerikalılar 8.5 trilyon dolar pay almış bu artıştan.

Bu borç ödenir mi?

Bu borç yeni bir kriz yaratır diyenler çok. Büyüme ve kazanç olmazsa borç ödenmez ve kriz çıkar. 
Bunların hnepsi rağıt üzerinde. Olayların normal seyrettiği koşullarda bu kağıt üzerindeki borçlar geçerli gözükür. 
Peki bu borçların ve küresel servetin artık yönetilemez duruma geldiğine ilişkin inanç giderek artarsa? 
Yoksa bahsedilen bir büyük savaş olasılığının kaynağı bu olabilir mi?
İsrail yeni bölgesel ve giderek genişleyen bir savaşın bahanesini, istemeden de olsa yaratabilir mi?
Trump'ın politikası dünyada düzenin yeniden kurulmasına yol açar mı?
Şunu de ekleyelim önemli güncel bir gelişme olarak: Almanya, Türkiye ve daha bir çok ülke, altın rezervlerini büyük ölçüde ABD'den çektiler. Türkiye bir kısmını Londra'ya nakletti, sanırım Almanya kendi ülkesine!
Kapitalizm ve yönetiminin geçmişe göre esas mantığı değişmiş değil.
Soru baki: 160 trilyon borcun temizlenmesi ve durmadan yenilenerek sürdürülebilir olması ne kadar mümkün?
Bir de duruma bu açıdan bakın..
--
NOT: Robot başkan daha mı iyi ?
Yarın, 18 Mayıs’de HBT’nin BAU ile birlikte düzenlediği Geleceğin dünyası başlıklı dijital dünya yapay zeka konferansı var. Konu: bir Robotik başkan daha iyi mi yönetir? Saat 17.00, Bahçeşehir Üni. Beşiktaş yerleşkesinde. Cem Say ve Tanol Türkoğlu’nnun şahane sohbetleri. Ücretsiz.