Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

10 Haziran 2016 Cuma

Özyönetim Bitince, Terör kentlerde İhaleleri adamlarına dağıta dağıta doyuramıyorlar..

İktidarın sözde “barış ve çözüm süreci” göz boyaması ile, PKK’nın üç yıllık silah ve cephane yığınağına, dahası ilan ettiği özyönetim örgütlenmesine bile göz yumması sonucu terör bugünkü dehşet boyutuna ulaştı.
Şüpheniz olmasın, arka planda “biz nasıl olsa onları toptan hallederiz...” gibi bir mantık da yürürlükteydi. Bu mantık, “siyasi kazanç” olasılığı ile birleşti ve bu sütunda “şehir terörü gelecektir” diye çok kez işaret ettiğimiz zamanları yaşar olduk.
“Barış” mı? Şüphesiz ki ülkenin en çok ihtiyacı olduğu şey. Fakat barışı, Kaf dağını aşıp ardına baksanız bile göremezsiniz.
PKK ve siyasi yardakçılarının, yanı başımızdaki PKK’severlerin dayattıkları hep ayrılık çözümü oldu. “Kimlik”li, ayrı yapı, ayrı meclis, ayrı savunma, özerk yönetim... falan.
Burada yine yazdım: Birlikte yaşanamayacak durumun faturası çok ağırdır, ama bu mutlak bir kaçınılmazlık ise, az ağrılı olarak uzun zaman içinde olabilir. Ama Türkü Kürdü bu topraklarda öyle karışmıştır ki, birlikte yaşamaktan başka da şansları çok azdır. Batıda yerleşmiş bir Kürdü kessen doğuya zor gönderirsin.
Bunu PKK görmez olur mu.. Ama Orta Doğu’da yakaladıklarını düşündükleri Suriye’de PKK devleti- üssü olasılığı ve ABD/Batı askeri-siyasi desteği, terörü kentlerde büyük boyutlara taşımasına vesile oldu. Şüphesiz, Doğu’da “özyönetim” alt yapısının parçalanması da, PKK’yı kent kısasına yönlendirdi.

Halk sıfır güvenlik içinde

Bu çapta bir terörün ve savaşın ana sorumlusu, başta dediğimiz gibi siyasi iktidardır. Devlet ve kurumlarının elinden, kentlerde terör ve elemanlarını denetim olasılığı sanki tamamen yok gibidir.
Siyasi sorumlular her ne kadar “neler yakalıyoruz bir bilseniz..” deyip dursunlar.. İrili ufaklı bir şeyler yakalamış olsalar bile, millet için önemli olan yakalayamadıkları, önleyemedikleridir. Bir terör heyulası İstanbul ve tüm Türkiye’de esmektedir. Terör, bir daha asla birlikte yaşanamayacak bir ortamın başarılı kışkırtıcısıdır. Amacı bu, ama Kürtler hiç de PKK gibi düşünmüyor.
O halde niçin ve ne amaçla bombalıyorsun.. İntikam için mi? Ya tutarsa diye mi? Bunları bir kenara bırakalım ama siyasi hedefleri var: Bıktırıp “dize getirme” stratejisinin uygulamasına geçtiler.
PKK’yı bu noktalara getiren, tonlarca bomba yüklü araçları bile saptayabilecek yetenekten ve terör ağını dağıtmaktan yoksun siyasi iktidar, politikalarıyla halkı teröre kırdırıyor; sıfır güvenlik, korkunç bir yalnızlık...

CHP ANAYASASI
Nihayet, burada yazıp çizdiğimiz konuyu çok geç olsa da gündemine aldı CHP, özgrlükçü anayasa taslağı hazırmıyormuş ve AKP’nin başkanlık anayasasına karşı seçenek olarak Meclis’e sunacakmış. Bu amaçla, Parti Tüzüğü çalışması ertelenmiş.
Anayasa’nın 5 önemli niteliği de şöyle olacakmış: Laik, demokratik, özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne dayalı ve sosyal devlet.
Hadi hayırlısı!

İKTİDARA YİNE İHALE KIYAĞI
Saray’ın damadı Enerji Bakanı için ihale yasası yine değiştirildi. Kaçıncı kez? Bakanlığın alımları vb Kamu İhale Yasası’nın dışına çıkartıldı. İhaleleri artık yandaşlarına dağıtmanın yeni bir yolunu da açtılar.
Bir diş teknisyeni şirketin yönetici ile konuşuyorum.
“Orhan Bey, devlet hastanelerinden tek bir ihale almak mümkün değil. En uygun fiyatı verseniz bile.. Tümü, tamamen iktidarın doğrudan adamlarına veriliyor. Düşünün, İstanbul’dan katılıyor İzmir’deki ihaleyi kazanıyor..”

Türkiye böyle bir dönem yaşamadı, bir daha da yaşamayacak..
9 Haziran 2016 Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet,

“Yarım kadın”ın oy hakkı da olamaz, bir yarı köle statüsü iyidir



Yüzbinlerce kadının dava açmasını bekliyorum, ama hepsi laf üretmekten başka bir şey yapmıyor. Haklarını yedirmemekten ve benzeri şeylerden bahsediyorlar. DİSK Genel Sekreteri bir adım önde: Kadınları kavgaya davet ediyor,  diyor.  Affedersiniz Arzu Çerkezoğlu, bu davet yeni mi?! Uzun zamandır, yıllardır...
Geldiği yer Cumhurbaşkanının, doğurmayan kadınları kadından saymamak noktasıdır. “Yarım kadın” nitelemesi tam bir hakarettir.
“Anneliği reddeden kadın eksiktir” lafı tam bir hakarettir. Aşağılamadır. Kadınları bölüp parçalamaktır, her zamanki kamplaşma politikası...
Şunu mu umuyor acaba: çocuk sahibi olmayanları kadından saymazsak, kadınlar kadın olmak için çocuk doğururlar.
Veya şu mu: Çocuk sahibi olmayanlar böylece toplumdan dışlanmış olur. Kimse çocuksuz kalmak istemez.
Şu mu yoksa: Kadınları çalışma hayatından tamamen silip süpürmek, eve kapatmak ve çocuk doğurma makinesi olarak çalıştırmak..

Çalışma, otur doğur!

Şu sözü burada da kaydedelim: “Çalışıyorum diye annelikten imtina eden (kaçınan) bir kadın, kadınlığını inkâr ediyor demektir. Anneliği reddeden kadın iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır, eksiktir, yarımdır.”
Kadını kadın olmaktan, insan olmaktan, özgür ve birey olmaktan çıkartan, hor gören, bir bakış.
Niye kadınlığını inkâr etsin?
Kadın kadın olarak doğmuştur. Doğurma özelliğine sahiptir ama doğurmazsa da kadınlığından kaybetmez. İster doğurur ister doğurmaz! Bu kadar basit olguyu yazmak durumunda kalmak.. Türkiye bu
Ama doğurmayan kadını kadın olmaktan çıkartan bir bakış, kadınların toplumda eşit ve özgür yurttaşlar olarak yer almak için yüzyıllardır sürdürdükleri mücadeleleri ve kazandıkları hakları bir çırpıda yok etmektir.
Ne uygarlıkla ne çağdaşlıkla ne insan hak ve özgürlükleriyle bir ilişkisi olmayan bir bakış. Avrupa’nın bu yönetimi dışlaması için, bin bir nedenden biri.

İşsiz sayısı da düşer!

Türkiye zaten çalışan kadın açısından yoksul bir ülke.. Çalışan kadın oranı bizde yüzde 30, Avrupa’nın bazı ülkelerinde yüzde 65! OECD ortalaması yüzde 61 civarında.
Yani bu açıdan bakıldığında büyük bir gizli işsiz var. Bugün işsiz sayısı yüzde 11 gibi mi? Bunun üzerine milyonlarca, en az yüzde 30 ev kadınını daha!
Türkiye ekonomisinin zavallılığını görürsünüz.
Toplam iş arayanların yüzde 38’i kadın... Bunların büyük çoğunluğunun, aslında geçin sıkıntısından dolayı iş arayan kadınlardan  oluştuğu söylenebilir.
Şimdi bu işsiz kadınları da eve kapatırsın, bir ekonomik mucize daha gerçekleştirirsin ve işsiz sayısını yüzde 40 daha düşürürsün!
Yoksa bir amaç da bu mu?

Başarılı kadınları da aşağılama

Ne kadar başarılı iş kadını olursan olsun, yarım insansın.
Bırakın da buna kadınların kendileri karar versin. Bunun için sizin fikirlerinize ihtiyacı olduklarını sanmıyorum. Mükemmel bir iş kadınısın, ama heyhat neye yarar, çocuğun yok, on para etmezsin!
Ülkedeki tek adam, halkının nasıl yaşaması, ne yapması gerektiği konusunda tek tek buyruklar veriyor.
Bu iş sökmez. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, kentleşme sürecinde toplumbilimsel yasalar işler, doğum oranı düşer..

Doğurun lafları da havada asılı kalır.
7 Haziran 2016 Salı / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Sancar: “Orta zekalıyım.” Yüksek başarı ile yüksek IQ arasında ilişki?


Herkese Bilim Teknoloji haftalık dergisinde (HBT), Nobel Ödüllü bilim insanımız Sancar’ın bir söyleşide dile getirdiği “Ben orta zekâlıyım” sözü tartışmaya açıldı. Söylediğine göre IQ’sü orta kararmış. Zekâ’nın ne olduğunu ve nasıl tanımlanması gerektiği konusunda bir fikir ileri sürmedi ve bu testlere de fazla inanmadığını belirtti.
Ama Nobel alarak büyük bir başarıya da imza attı. Buradan bir sonuç çıkarmak gerekir.. HBT de “zekâ her kapıyı açan bir anahtar mı” başlığıyla yayınlandı bu hafta. İzleyin dergiyi.
Demek yüksek IQ’lü olmak gerekmiyor Nobel almak için.
Bu aslında herkes için rahatlatıcı bir sonuç. IQ’süne bakıp da, “ben yüksek değerde ve önemde işler beceremem” diye düşünecek tek bir Allahın kulu olmamalı!

Zekâ konusunda ortak görüş

Zeka’nın genellikle üzerinde durulan bileşenlerine bakıyorum. Çok şey var. Genel zekâ testleri gerçekte ne ölçer bilemem, ama genel olarak ortalamaları ortaya çıkartıyor gibi. Ama bu testlerden orta düzeyde geçer not alanların başka alanlarda süper işler gerçekleştirdikleri, testlerden yüksek zekâlı çıkanların ise pek çok konuda çuvalladıkları da kesindir.
Yüksek IQ’lü insanların yaşam mücadelelerinde ve hayatta kalma becerilerinde iyi oldukları kabul görür. HBT’deki yazıda IQ’deki farklılıklarının kaynakları üzerinde duruluyor. (Dergiyi izliyor musunuz? Geleceği orada kuruyoruz, izleyin!)
Bilim adamlarının ortak görüşü: “Zekanın özünü akıllılık, alışılmışın dışındaki sorunları çözmede beceriklilik oluşturur...zekâ, bir şeylerin temelinde yatan yeni bir düzeni ortaya çıkartan bir kestirimde bulunmaktır.”
Evet, alışılmışın dışında, konulara sıradışı yaklaşmak ve sonuç üretmek. Bu şüphesiz hipotez kurmayı, öngörüde bulunması ve bunu test etmeyi de içerir. Zeka katsayının orta olduğunu söyleyen Sancar’ın başarı anahtarı nedir?
Sabır, yoğunlaşma, özveri, inat, özgüven
Bir beceriklilik var, Sancar’ın zekâsının yoğunlaştığı araştırmaları izlediğinizde bunu görüyorsunuz. Hipotez kuruyor. Üzerinde çalıştığı ve farklı gibi görünen şeyler arazında bağlantılar kurup, bütünleşik yaklaşımlar-sonuçlar keşfediyor, üretiyor. 10-15 yıl bir mesele üzerinde çalışan bilim insanlarını görüp, bunun böyle çözülemeyeceğini ve yeni bir yöntem gerektiği sonucunu çıkartıp, üstelik bu yöntemi de keşfediyor.
“Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabımda bütün bunların ipuçları var. (*)
Yenilikler üretiyor Aziz.
Ama IQ katsayısı, Sancar’ın beyin / kişilik bileşenlerinin bütünleşik çıktısını vermiyor.

Nerede yüksek zekâlılar?

Mesela, Sancar’da gözlediğim “sabır, yoğunlaşma, özveri, inat, özgüven..” gibi özellikleri, IQ üzerine açıklayıcı yazılarda pek görmüyorum.
Yüksek başarı ile yüksek IQ arasında doğrusal bir ilişki aramayın.
Nobel alanlar ve büyük işlere imza atanlar arasında şüphesiz ki yüksek IQ’lüler vardır. Toplumda IQ’sü yüksek olanların büyük çoğunluğunun gerçekten yüksek başarılara imza atmış olsalardı, dünyanın sorunları çözülürdü!
Çünkü nüfus içindeki oranları yüzde 2!
Nerede onlar, merak ediyorum!
--

NOT: Uluslararası Yazarlar Birliği PEN’e bağlı, Türkiye PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu, “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” kitabını, ayın kitabı seçti. Zeynep Oral başkanlığında Yönetim Kurulu’na çok teşekkür ederim..
6 Haziran 2016 Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

8 Haziran 2016 Çarşamba

Sallanmayacaksın, titremeyeceksin, yoksa yıkılır gidersin, AKP


Önce: Alman Parlamentosunun aldığı “soykırım” kararı, şüphesiz ki Türkiye’den çok Erdoğan’ın iktidarına karşı bir intikamı içeriyor. Almanları izliyoruz, konuşuyoruz, medyasını okuyoruz. Hemen hemen tüm politik ve medya çevrelerinde, bu iktidara karşı bu kadar şiddetli bir nefret görülmemişti.
Fakat bu nefreti de bu iktidar yarattı. Daha düne kadar, tüm Silivri operasyonlarının bile arkasında olan ve Erdoğan’ı pohpohlayan Alman basını ve politikası, şimdi kusuyor. Etkili Der Spiegel ve Die Zeit haftalık dergi ve gazetelerinde neredeyse her gün Erdoğan ve uygulamaları üzerine veryansın yazıları yer alıyor.
Cumhurbaşkanı, içte uyguladığı kamplaştırma, ötekileştirme ve seçmenini partisi ve kendi adı etrafında sıkı sıkıya tutma paldır küldür politikasının bir benzerini de, dış ülkelere yönelik sürdürüyor. Dış politika, adeta Cumhurbaşkanının kişisel politikası ve sorunu. Davutoğlu’nun kurban olma nedenlerinden biri de buydu!

Türkiye’ye zarar had safhada

Ülkeler dış politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda oluştururlar. Türkiye’nin Suriye’de ABD ile çıkar çatışmasına girmesi doğaldır. Önemli olan bu çatışmayı Türkiye’nin lehine, en azından Türkiye’ye zarar vermeden yönetme sanatıdır. Hem tüm medyanla, hükümetinle, bakanlarıyla ve bizzat kendin “üst akıl” diye doğrudan ABD’ye saldır, Gezi dahil tüm hak ve özgürlükler protestolarını “üst aklın” sana karşı komplosu olarak nitelendir.. 
Gazetecileri içeri at, yargıyı peşine tak, hükümeti vb herşeyi kendine tabi kılarak istediğin gibi değiştir..
Hem de dışarısıyla dans etmeye kalkış.
İçeride tutunacak hiç bir demokratik politikan olmadığı için, dış güçlerin, ABD’nin AB’nin yönetimle istedikleri gibi oynama fırsatını yaratıyor.
Ankara’dan esip gürlüyorsun, ama dinleyen, ciddiye alan yok.
Bu iktidar Türkiye’nin çıkarlarını yönetmede 0 noktasından eksi noktalara doğru hızla bir eğik düzlemde kayıyor; ve bu yanlışlıkların bu otoriterliğin tüm cezasını Türkiye, bizler, bu ülke ve millet çekiyor ve ödüyor.
Ermeni soykırımı kararı bunun son örneğidir.

Daha çok şeyler ödeyeceğiz!

Bu siyasi iktidarın politik çıkarları ve otoriterlik tutkusu ile ülkenin ve milletin çıkarları hiç bu kadar birbirine ters düşmemişti.
Bu nedenle, Almanya bunu yapmış, Amerika kuyunu kazmış, esip gürlemen sadece kendine..
Türkiye’nin çıkarlarını dış politikada yönetemeyen, dahası dışarıya adeta peşkeş çeken bir iktidar yapısı ile karşı karşıya..
Akla başında olup da doğru düzgün bir şeyler söyleyecek herkes korku içinde..
Çünkü Reis’e biadda yalpalayan, eleştiren, farklı bir ses çıkartmaya çesaret eden hepsi tepetaklar aşağı itiliyor.

Nerede Yalçın Akdoğan?

MİT Başkanı Fidan, bir yalpaladı, şimdi topun ağzında olduğuna ilişkin haberlerle dolup taşıyor medya.
Ve diğerleri..
Temel ders:
Hiç yalpalamayacaksın!
Hiç şüphe etmeyeceksin!
Hiç farklı düşünmeyceksin.. Veya düşünüyorsan hiç belli etmeyeceksin!..
Ta ki Reis sallanıncaya kadar..


Yılın sözü, RTE: 
Paris’te yaşanan olaylardan dolayı şu an endişeliyim… Protesto hakkını kullanan insanlara, Fransız polisinin uyguladığı şiddeti kınıyorum…İnsan hakları kuruluşlarını daha duyarlı olmaya davet ediyorum. Özgürlük mücadelesi verenlere karşı niye böyle yapıyorsunuz?” (30 Mayıs 2016)
5 Haziran 2016 Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet