Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

1 Mart 2011 Salı

Karikatürün Yontucusu; Majestelerin Mizahı Olur mu?

Küçükdevadam biçiminde uydurulan tanımlama aslında tam ona layıktır.
Gülgeç, her zaman hayranlık uyandırdı!

Bir yetenek, bu kadar güzel, dile gelirdi; geliştirilir ve üst aşamalara yükseltilirdi. Gülgeç, kendini aşan insandı da bu açıdan.. 
Entelektüel Ayı’sı, İnsanlar’ı, Hayvanlar’ı hem çok üst düzeyde estetik içeren çizgi şöleniydi hem de günlük hayatı ve siyaseti yine üst düzeyde bir bilinçle harmanlayan, nükteleyen, iğneleyen, düzeni hemen her yönüyle 12’sinden vuran eserlerdi..
Cumhuriyet’teki Hayvanlar’ını, kendine ayrılan o minicik yere sığmaz buldum hep. Çizgi romanlarını alın bakın. İnce Memed’i gördüğümde hayran kalmıştım.
Karikatür muhalif bir sanattır. Düzeni eleştirir ve mizahın o büyük gücü ortaya çıkar. Mizahi düzen üretir, çünkü düzenin kendisi baştan sona ve hemen yer yeriyle komiktir; akıl almaz demiyeyim ama “insanlık almaz”dır!
Her türlü “düzen”de “mizah” (belki de insan) ancak muhalifliği ile özgür olabilir ve varolabilir!  Karikatürün yakıcılığı ve sürdürülebilirliği de buradan ileri gelir.


Irak'a Bush'a atılan papuç üzerine çizdiği
karikatür: "Kendimi push gibi hissettim"
Düzenin sahipleri de genellikle karikatürü, mizahı sevmez. Hele bugünküler, mizahtan nefret eder; açtıkları tazminat davaları, aslında bir Silivri Mizahçıları yaratacak toplamdadır!
Karikatüre, mizaha ancak dava açabiliyorlar! Yasalar mümkün kılsa, dava yerine “hapishane” açmayı tercih edeceklerdir!
“Majestelerin karikatürcülüğü” ise, ancak bir alçaklık eseri olabilir, mizah üretmez; kölelik, düzen koruyuculuğu ve uşaklığı üretir! Kralın veya başbakanın palyaçosu bile diyemezsiniz ona, çünkü palyaçoluk da aslında mizah gerektirir, ama ancak soytarısı diyebilirsiniz..
Gülgeç, kurulan yaşam ilişkilerindeki dayanılmaz olanı görerek büyüdü, Gülgeç oldu.
***
FATMA ERKOVAN Cumhuriyet ağacından bir güzel yaprak daha koptu. “Cumhuriyet’e hoşgeldiniz..” santrali aradığımızda uzun süre Fatma Hanım’ın o olağanüstü fonetik ve nazik sesi bizleri buyur etti. Ali SirmenTakımın Elemanı” yazısında, Fatma Hanım’ı Cumhuriyet’in Sesi olarak nitelendirdi ki çok doğrudur. Gazetenin her noktasında görev yapan arkadaşlarımızın varlığıyla bu büyük aile yaşamını sürdürüyor.
Bir gazetenin telefon santralinde sürekli çalışarak, her zaman aynı nezaketi gösterebilmek ve aynı sevecen tonda sesini koruyabilmek; bütün ricaları ve dilekleri hiç bir itiraz dili hissettirmeden yerine getirmeye çalışmak, ancak normalin dışında bir insan niteliğini şart koşar.
Fatma hanım öyle bir insandı! İşini olağanüstü bir gayretle ve o mükemmellikle gerçekleştirdi!
Umudunu hep yüksek tutarak ve bütün zarifliğiyle yaşadı!
Santral’de sigara içilmiyor artık. Ama o küçük odada yıllar süren sigara içimi ve dumanı, Fatma Hanım’ı aramızdan aldı. Gazete’nin bazı odalarında /bölümlerinde ne yazık ki sigara içiliyor.
Şimdi Cumhuriyet’i aradığınızda bir başka arkadaşımızın sesi size Cumhuriyet’e hoşgeldiniz diyor.
Ama ben o sesi hâlâ Fatma Hanım’ın sesi olarak algılıyorum..
--28 Şubat 2011 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder