Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Ya Davutoğlu Koalisyonu kurulacak.. Ya da RTE’nin Erken Seçim Hükümeti -


RTE-Davutoğlu Güç Çarpışmasına doğru giderken...

Dün demiştik ki “Ortada iki lider ve iki ayrı strateji var, çarpışıyorlar, farkında mısınız?”, ve RTE’nin bugüne kadar “mutlakiyetini” dayandırdığı Meclis’te çoğunluğu yeniden ele geçirmek için en uygun ve kısa zamanda seçime yönelik politikalar uygulayacağını yazmıştık.
Bir nokta daha: Seçimlerde aldığı yenilgi aynı zamanda partisi içinde de “güçsüzleştirici etki” yapmak zorundadır. Bugüne kadarki sürekli “tek adam” inşası, sandıktan sürekli çoğunluk iktidarı çıkarması sayesindedir. Bunu da sürekli meydanlarda nutuk atmak, milleti birbirine düşürmek, günde beş posta konuşarak sağlamıştır. RTE bu sayede “alan hakimiyeti” kurmuştur!
Onca kurucu vb “baba” adam, RTE’nin yanlış ve hatalı politik uygulamalarına rağmen sus-pus oldu, boyun eğdi, güçsüz kaldı, ona uydu, sesini çıkartamadı.. Bu kötülüklerin birer parçası oldular. Çünkü RTE’nin kariyeri hep zirvedeydi. Onunla mücadele etmek zordu.. Erken davranıp başkaldıranların nasıl dışlanıp silinip gittikleri biiniyor.
Ama kendini seçim meydanlarına atmasına rağmen sandıktan yediği ilik çizikle birlikte, şimdi parti içinde de tartışılabilirliği gündeme geydi. Bir süredir Beştepe ile Hükümet ve Parti arasında ciddi bir gerilim yaşanıyor. Zaten Beştepe ve Hükümet  ve parti liderliği gibi ilk iktidar ayrımının ortaya çıkmasından itibaren, ayrılık kaçınılmazdı..
Bu konuda ilk 3 seri yazımı 28 Aralık 2014’de başlattım: “RTE-Davutoğlu ilk bilek güreşleri-1”. Sonra 15 Ocakta “Floş Royal kimin elinde” diye sordum. Ve sık sık burada gündeme geldi. Yazılara bloğumdan veya gazete arşivimden bakın.

Davutoğlu ile politik ayrımlar keskinleşiyor.
Derken önceki gün gazetelere bir “üst düzey yetkili”nin Suriye ile savaş olmayacağı analizleri düştü. Davutoğlu’nun açıkça talimatıyla dış işlerinin “üst düzey” yetkilisi olduğu anlaşılan, tahminimce en üst düzey bürokrat, hükümetin politikasını anlatıyordu. Bu politika RTE ile 180 derece tersti. Zaten Davutoğlu da ondan bir gün önce, kimse yarın Suriye’ye gireceğimizi beklemesin diyerek, gazetecilere verilen brifingin esas kaynağını belli ediyordu.
Kesin ve net bilgi: Beştepe ayrı Çankaya ayrı. Çankaya, Beştepe’yi sarayının içine itiyordu: “(Evet tamam anladık, lidersin, önemlisin vesaire ama) orada kal ve burnunu fazla çıkarma..”
Davutoğlu, baştan beri hükümete (kendine ve parti liderliğine) RTE’ye karşı bir özerklik alanı inşa ediyor, etmeye çalışıyor. İpleri ele alma gayreti içinde.
RTE savaş istemekle kalacak, Hükümet (+Ordu) ise savaşa karşı. Rahat nefes alın lütfen!

Davutoğlu gerçekten Koalisyon istiyor
Analizimize dün, RTE en kısa sürece seçime gidecek dedik.
Bu konuda Davutoğlu’nun politikası ise, gerçekten ve uzun vadeli (en az  yıl) bir koalisyon hükümeti kurmaktır. 
Davutoğlu koalisyon görüşme ve kurma çalışmalarına hakim olmaya çalışıyor. Türlü çeşitli söylentiler arasında, RTE’ye karşı da alttan alta çıkışını yapıyor: benim ağzımdan çıkmayan hiç bir şeye inanmayın...
Bunu başarırsa, partisi içinde liderlik gücünü pekiştireceğini düşünüyor. Haklıdır! Süreye ihtiyacı var! Bir Mursici, Müslüman kardeşler örgütünün neredeyse üyesi lideri gibi davranan, sünni –selefi karakterli bir Beştepe ile Partisi ve hükümeti bir yol ayrımına gelmek zorundadır. Bu birbirini tamamen dışlamak şeklinde olmak zorunda değil. Herkesin yetki ve sorumluluk sınırlarına geçmek biçiminde..
Şüphesiz ki bu güç kaybı olacaktır RTE için. Olmak zorundadır. Yoksa Davutoğlu, istemediği politikaları uygulayan bir şeklen-emanetçi lider olarak ortada kalır ki, kişiliğine böyle bir politikacılığı yakıştırmayacağı da belli olmaktadır.
Seçim sonuçları, Davutoğlu’na da lider olma yönünde güç verdi.
Ya Davutoğlu Koalisyonu kurulacak..
Ya da RTE’nin Erken Seçim Hükümeti..
İkincisi gerçekleşirse, Davutoğlu’nun da dönemi bitmiş olabilir. Bunu kendisi de biliyor!

Koalisyon görüşmelerinin Türkiye açısından böyle bir anlamı olacak! Diğer partilere de duyurulur!
6 Temmuz 2015 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

6 Temmuz 2015 Pazartesi

RTE-Davutoğlu Çarpışıyor: İki Ayrı Strateji


Ortada iki lider ve iki ayrı strateji var. Çarpışıyorlar, farkında mısınız? İlki, Cumhurbaşkanı bütün ipleri elinde tutuyor. Hükümet mi kurulacak, seçime mi gidilecek, tek karar odağı durumunda.
Davutoğlu ise koalisyon görüşme ve kurma çalışmalarına hakim olmaya çalışıyor. Türlü çeşitli söylentiler arasında çıkışını yapıyor: benim ağzımdan çıkmayan hiç bir şeye inanmayın... Koalisyon kurulacak mı, kimle kurulacak, uzun ömürlü mü olacak, yoksa bir seçim hükümeti mi.. Temel çatışma konusu.
Şimdi nedenlerine ve gerekçelerine bakalım. Önce RTE’nin kesin pozisyonu. Ne yapmak istiyor?

RTE: 4 yıl koalisyona tahammülü yok
1) Çünkü böyle bir hükümet yetkilerini sınırlar, Beştepe’ye itilir. İster MHP ister CHP ile kurulsun. Türkiye ile istediği gibi oynayamaz. Dış politikayı yönlendiremez. Hükümete istediği yasaları çıkarma talimat veremez. Üstüne üstlük, Meclis’de geçmiş hükümete ve kendisine dokunacak yolsuzluk vb gibi girişimleri önleyemez. Koalisyon ortağı bile, Meclis’te çok haklı bazı yasa girişimlerine engel olamaz, o zaman mesela yolsuzluklara ortak olmuş olur. Erken yapılacak seçimlerde de hemen bedelini öder.
Yani, Meclis’de yasama çoğunluğunun AKP dışındaki partilerde olması, RTE için her zaman önemli bir tehlikedir. O yasama çoğunluğunun hep kendi partisinde olmasını ister. Parmak çoğunluğu ve kurşun askerlerden oluşan bir meclis, geçmişi silmenin ve geleceği yeniden kotarmanın, ana siyasi hedefidir.
Unutmayın, RTE normal ve doğal bir siyaset adamı değil. 13 yıldır ülkenin yazgısını belirleyiciydi. Kendi partisine, Cemaat ortağına ve siyasi rakiplerine kadar tüm ittifak ve tasfiyeleri yapan kişi. Önemli ihalelerin hepsine, büyük devlet adamı rollerine, Rusya ile Nükleer santrallerde ortaklıkları kadar, hemen her şeyde tek karar verici.
Ülkede milyarlar el ve cep değiştirir, siyasi faaliyetlerin ve bütün ailelerin finansmanı sağlanır.

Diktatörlüğün meşruiyeti, Meclis çoğunluğu
Evet şimdi Cumhurbaşkanıdır, ama tek adamlıkta “topal” konuma düşmüştür. Çünkü bütün bu süreci Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak yönetmiştir; bu onun en büyük her şeyi yaparım meşruiyetiydi.
Tek adam-tek parti-tek devlet ve tek meclis: Siz “meşru diktatörlüğün” deyin, başkası meşru muktedirliğin desin, yolları böyle düşendi.
Başka doğru dürüst hiç bir unsurunun işlemediği demokrasiyi, “sandık demokrasisi” çerçevesinde tutarak bunu sağladı. Bu nedenle Türkiye tüm demokrasi ölçümlerinde otoriter, yarı özgür, diktatörlüğe yakın kategoride yer almaktadır (Bkz Hey Türkiye Nasılsın, Cumhuriyet kitapları)
Anayasayı bile paçavraya dönüştürmeyi göze aldı.
RTE, seçimlerde kendini sahalara atmasına rağmen, ilk kez sandıktan çoğunluk diktasını çıkartamadı. (Sivil ve siyasi güçlerin sandı örgütlenmesi de başka planları çökertti!) Bu ilk yenilgisidir. Büyük yenilgidir. Ve Türkiye’nin büyük kazancıdır! Bunu hiç unutmayın!
Şimdi 13 yıldır, herkesi, sistemin tüm denge mekanizmalarını tasfiye ederek, partisi dahil tüm sistemi sadece kendini destekleyici niceliğe sürükleyen böyle bir insan, tek karar verici konumunu hiç bir zaman kaybetmek istemez. Kısa bir şaşkınlıktan sonra şimdi yeniden ön planda ve seçimi tersine çevirme planında.
Bu nedenle RTE, seçimleri kazanabileceğine inandığı ilk anda, hemen erken seçime gidecek kesin bir pozisyona sahiptir.
Bu pozisyon için en önemli seçenek, koalisyon hükümeti kurul(a)mamasıdır. Koalisyon görüşmelerinin başarısız geçmesidir. Veya kurulacaksa da kısa ömürlü olmasıdır. Bu konuda elinden geleni arkasına koymayacağına inanın. 4 yıl sürecek bir koalisyon, ancak karabasanı olur.
İki de bir “seçim hükümeti”ni gündeme getiriyor. Seçmeni ısındırıyor. MHP ile koalisyonun bile ancak seçim hükümeti olabileceğini söylüyor.

Peki Davutoğlu ne yapar, ne düşünür. Yarın...
--5 Temmuz 2015 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Yeni Dönemin İpuçları: Güçlenen Etnik Yapı Politikası


· Türkiye’de etnik temelli politika güç kazanacak. AKP’nin Kürt seçmenlerini büyük ölçüde kaybetmesiyle, Türk-Kürt politik ayrımının güçlendiği söylenebilir. HDP AKP’yi pek çok Güneydoğu-Doğu ilinde silip süpürdü. Kürt etnik bölgesi daha güçlü bir siyasal karakter kazandı.
· Şüphesiz AKP’den Kürt oyu kaymasında, RTE’nin, Anayasa ve demokrasiyi askıya alan tek adam yönetimi, ayrıca Kürt meselesine karşı seçim öncesi tavrı da etkili oldu. Burada HDP’nin Kürt aşiret ve etkili kişi ve çevreleri ile seçmenleri üzerinde yoğunlaşan politikasının başarısını da görmek gerek.
· AKP’nin bugüne kadar Kürt bölgesindeki “ekonomik yardım/ destek” politikalarıyla, iktidarda bulunma avantajıyla, Kürt seçmeninin yarısını kendi safında tutabiliyordu. AKP içinde bölgeden güçlü bir Kürt politikacı milletvekili grubunun varlığı da, seçmeni AKP’de tutan bir etkendi. Bu seçimde ortaya çıktı ki, Kürt kültürel ve ulusçu kimliği, ekonomik vaadleri aştı, eskitti.

“Türkiyeleşti” mi, daha çok Kürt partisi mi
· HDP’nin bu güçlü sıçrayışında etkili olan, AKP’den kaçan Kürt oylarıdır. Türk seçmen oyları marjinaldir. Bu durum HDP’yi aslında daha güçlü bir “Kürt Partisi” haline getirdi.
· Yüzde 13 oyla barajı aşması ile HDP “Türkiyeleşti” mi? Şüphesiz ki HDP bir Türkiye partisidir. MHP’nin HDP’yi yok sayması ile bu yeni siyasi olgu ortadan kalkmış olmuyor. Bu olsa olsa bir devekuşu politikasıdır. 
· Türkiyeleşme ile kastedilen, HDP’nin sepetinde ağırlıklı veya salt Kürt meselesinin olup olmamasıdır. Şimdiye kadar HDP’lilerin dile getirdiği hala ana konudur Kürt kimliği, Kürt istekleri. Türkiye’nin büyük sorunları vardır. Ekonomide, hak ve özgürlüklerde, demokraside, yargıda. HDP “Kürt meselesi çözülürse, bunlar da çözülür” gibi bir düşü satmaya çalışıyor. Bu onları salt Kürt kimliğine odaklı Kürt partisi kılar, kendini kabul ettiremez.

HDP Sol’un yeni muhalefet lideri mi?
· Özellikle HDP destekçisi Türk medyatörleri, HDP’yi “Türkiye’de solun, muhalefetin yeni lideri” olarak yükseltmeye çalışıyorlar. Şüphesiz HDP’nin sol söylemleri var. Ama Kürt kimliğine odaklı bir parti kimliği, onu Kürt ulusçusu parti yapar. Sol söylemine gelince, Demirtaş’ın seçim meydanlarında islami-dini söyemleri yabana atılır değildi. Ne amaçla olursa olsun. 
· Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in şu bilimsel saptamasını paylaşıyorum: HDP yüzde 13 aldı ve tüm analizler bunun yüzde 10 yada 11’inin Kürtlerden geldiğini gösteriyor. Sağ-sol, dindar/laik ayırımının yanında Türk siyasi tablosuna yeni bir boyut kazandırdı bu durum: Etnik kimlik. Eğer dedikleri gibi bir Türkiye partisi olurlarsa o zaman ideolojisine bakmamız gerekecek; laik mi değil mi; sosyal demokrat, ekonomik reformları destekliyor mu. Ben şu anda siyasi yelpazede nereye koyabileceğimizi bilmiyorum. Çok yeni bir boyut.” (Radikal, Barçın Yinanç’la söyleşi)
· HDP’ye akan AKP oylarının geri dönüşü söz konusu değil. AKP’deki diğer Kürt oyları da HDP’ye akar mı? Bu tartışmalıdır, bence çoğu akmaz.
· Bütün bu süreçte, PKK’nin Türkiye siyaseti üzerindeki “silahlı vesayet” dayatmasının sona erip ermeyeceği, genel politikaları etkileyici olacaktır.
· Bu yeni siyasi durum/yapı bir süre böyle konsolide olur. Daha ilerideki aşamalarda Kürt meselesi şöyle yeni bir ayrımla karşılaşır, yeni saflar belirlenir: Türkiye ile birlikte yaşamak isteyenler /yaşamak istemeyenler.. Demokrasi-insan hakları / muhafazakar-islamcılık yanlıları..
***
MHP’nin Meclis Başkanlığı’nı AKP’ye teslim etmesi, MHP’nin lafta muhalefetinin tipik örneğidir. Pratik lafın, düşüncenin özüdür. AKP-MHP koaülisyonu ile hükümet kuramadan erken seçime gitme olasılıkları çarpışıyor.
***

Kas Hastalıkları Derneği: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu derneği Bakırköy’deki yerinden sokağa atmak için yeniden harekete geçti. Sayın Topbaş, bu yakışık değil.. Lütfen engel olun..
---2 Temmuz 2015 Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Koalisyon, RTE: Öncelikli amaçları iktidarı hiç bırakmamak

Meseleye bir de şu açıdan bakalım. AKP/Beştepe, öncelikle bir koalisyona girmek mi ister yoksa, türlü çeşitli katakulli ile bir koalisyonu yokuşa sürüp, imkansızlığını gösterip, erken seçim şansını mı zorlar.
İkincisi görünüyor.
Çünkü 13 yıl iktidarı süresince geldiği noktada “istediği her şeyi yapabileceğine” artık inanmış, liderini üstelik en yüksek dini mertebelere eşdeğer kılacak kadar menfaatperest bir tapınmacı kitle yaratmış bir kadrodan bahsediyoruz. Bu müthiş bir güç zehirlenmesidir..
Bu açıdan, seçimlerde tek başına iktidar olanağını yitirmeyi öyle kolay kabul etmeleri çok zordur. Bu durumdaki bir iktidarın yapabileceğini sıralayalım:
* Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalabilmek. Öncelikle iktidarı paylaşmamak. Bu amaçla, yeniden bir seçimi zorlayarak, bu süreçte “sınırda bile olsa” kazanabileceği bir ortam yaratmak. Diğer partileri kötüleyerek, gözden düşürerek, iktidar olmaya layık olmadıklarını, zaten iktidarı da istemediklerini söyleyerek, oylarını geri almaya çalışmak..
* Suriye savaşını zorlamak, dünkü yazımda belirttiğim gibi “kahramanlık madalyası” ile hemen seçimlere gitmek.
Bu iki madde yürürlükte. Ama ikisinin de başarı şansı fazla yok. İstifa etmiş bir hükümetin Türkiye için hayati derecede önemli bir konuda karar verme yetkisi olamaz. Bu konuda Meclis yürütme gücü olarak faaliyet gösterir. Suriye’ye girme kararı çıkmaz, ama Orduyu topçu ateşine zorlayabilirler.

Koalisyonun imkansızlığını gösterecek
* Görünen o ki AKP koalisyona soyunacak, ama millete “koalisyonun imkansızlığını göstermek” için... CHP’nin ileri sürdüğü şartları kabul etmenin olanaksızlığını gösterecek. Millete şikayet edecek. “Milletvekili sayımın yarısı kadar milletvekili var, ama neredeyse AKP’yi küçük ortak koşullarını dayatıyor.. Ey millet bunlar kabul edilebilir mi..” vb gibi, ama en aşağılayıcı bir tonla saldıracak.. Ortalık karışabilir..
Eğer bu kısa sürede yeni bir seçimin kendilerine bir şey getirmeyeceğini saptarlarsa, iktidarın ana gücü kendi ellerinde olmak üzere bir koalisyona girişeceklerdir. Bu uzun ve zorlu bir süreçtir. Tüm muhalefet bunlara hazır, planlı ve programlı olmalı.

 “Ancak devrim gerek...”
AKP’nin nasıl iktidara dişlerini geçirdiğini, okurum Yurdaer Özmen şöyle anlatıyor:
AKP artık sadece milletvekillerinden, parti kurullarından oluşmuyor. Bu yapının ekmeğini yiyen binlerce yönetici, amir, işveren, sermayedar, öğretim görevlisi artık aklınıza ne gelirse, ortak özellikleri hiç bir şeyi doğru yapmayan, görevi veya konumuna gerçek hakkı ile layık olmayan, ama resmi gayri resmi tüm üretim araçlarına sahip olan insanlardan oluşuyor.
Bu ayrıcaklı azınlık milyarlarca dolara hükmediyor, organizeler ve her türlü güçleri var. Sadece 130 milletvekili, 3-4 bakanlık ile bu yapıyı bozmak dağıtmak mümkün değil. Bakın ben 17-18 yıllık devlet memurluğu, sağlık yöneticiliği yaptım. Uygulamada CHP’ye veya MHP’ye hiç bir şey yaptırmazlar. En uçtan en başa kadar suça ortak olan kurumlar var. Son 3-4 yıldan beri AKP tüm kurumları suçlarına alet etti, suçlarını tabana yaydı.
“Şimdi bu güruh kendi ayağına sıkar mı, sanmam. AKP durumu o kadar uçlara taşıdı ki artık devlet aygıtının restorasyonu mümkün görülmüyor. Sadece Devrim bu yapıyı değistirebilir. Daha sermayeyi ki bence en önemli unsur, konuşamadık tartışamadık..”
***
AKP normal bir iktidar partisi olmaktan çoktan çıktı, iki büyük müflis siyaseti yutmuş bir parti. Oradan, Muktedir ve adamlarını yanlız bırakacak yeni bir oluşum çıkmadığı sürece, devlet denen kurumun ayakları üzerine oturtulmasının zorluğu da ortada.
Ama AKP ve Muktedir, bu koşullarda, iktidarlarını yine de kurtaramayacaklar.
Normal bir siyasete dönüşebilmek için, mesele gelecek, AKP’nin değişiminde kilitlenecek gibi. 
Bunu kim başarır, Davutoğlu mu?

---30 Haziran 2015 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet