Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

18 Haziran 2013 Salı

Dört Dörtlük Diktatör


İnsanların cenazelerini istedikleri gibi kaldırmalarını polis zorbalığı ile engelliyorsan..
Beyaz gömlek giyen yurttaşları bile vayy bu doktor olabilir düşüncesiyle gözaltına alıyorsan..
Doktorların kollarına kelepçe takıp halka istediği gibi sağlık hizmeti vermesini yasaklıyorsan ve üstüne üstlük soruşturma açıyorsan..
“Polisin”, anayasal hakkını kullanmak için örneğin Taksim’e doğru giden yurttaşları kafasını gözünü yarıyor, gözünü çıkartıyor, biber gazıyla ve toma sularınla durmadan zarar veriyor ve sakat bırakmaya çalışıyorsa..
Çoluk çocuk yaşlı genç.. halkının bütününe devlet şiddetini en kabasından en alçağından en vahşisinden uyguluyorsan...
Gezi Parkı gibi, tamamen İstanbulluları ilgilendiren bir alanda ve mikro bir konuda “kışla yapılacaktırrrr” diye bütün ülkeye dayatıyor ve bunun için bütün ülkeyi yangın yerine çeviriyorsan.. (Batsın Kışlan!!!)
Gazetecileri görev yapmasınlar diye gözaltına aldırıyorsan..  Gazete patronlarını karşında elpençedivan durduruyorsan..
Bir emirle Gezi Parkı’nı dağıtıyorsan.. Otellerin içine baskın yaparak müşteri ve sığınanları gaz bombalarına boğuyorsan.. Hastahane bahçelerine gaz bombaları atıyorsan...
Mitinglerde topladığın insanlara yalan yanlış şeyler söylüyorsan.. Camide içki içtiler (velev ki biri yapmış olsun!) diyerek bütün halkın dini duygularını kaşıyarak gösterilere kışkırtıyorsan..
Kürsülerden, durmadan ve hergün neredeyse, işadamlarını, banka müdürlerini, hala sana yeteri kadar uşaklık etmediklerini düşündüğün medya patronlarını tehdit edici şeyler söyleyebiliyorsan..
Halka, şirketleri hedef gösteriyor ve alış veriş yapmamalarını söyleyebiliyorsan..
Anayasal hakların, yasalardaki hakların kullanılmasını önlüyorsan.. insan hak ve özgürlüklerine, sağlıklı yaşam hakkına amansızca saldırtıyorsan polisini..
Kendi dini inançların doğrultusunda yasalar yaparak bunu halka bir yaşam standartı olarak dayatıyorsan durmadan...
Yargıyı istediğin gibi yönlendiriyor ve kürsülerden emir veriyorsan neredesiniz diye..
Hergün, bazen günde 6 kez durmadan konuşarak, milleti barıştırmak ve kanayştırmak yerine birbirine düşman etmeye çalışıyorsan..
Polisi yere göğü sığdıramayarak, uyguladığı büyük şiddeti ve vahşeti böylece yüceltiyorsan.. Zulme uğrayanlar hakkında tek kelime söz etmeyerek ve uyarı yapmayarak polisine dolaylı olarak hadi arkandadayım yürü diyorsan..
İçki içenlere ve halkın çok değer verdiği kahramanlarına ayyaş diye seslenerek aşağılıyı davranabiliyorsan...
Silivriyi haksız ve hukuksuz tutuklananlar, mahkum olanlar, yargılananlar cehennemine çeviriyorsan..
Kusura bakma usta, tam dört dörtlük bir diktatörsün!
Yok yok, eksiği var fazlası yok..
**
Kusura bakma usta sen bu halkı durdurumazsın, bugün bastırırsın, ama yarın yine karşındadır..
Ülkeyi, ancak sürekli zorba polisiye önlemlerle yönetebilecek bir duruma getirdin.
Bir kez ipler koptu köprüler atıldı sen ve destekçilerinle bu halk arasında..
Bu yazıyı yazarken uzaktan tv’den bağırış çağırışın geliyor yine.. zerre kadar ne dediğini merak etmiyorum..
Ne ortak bir duygu kaldı ne ortak bir düşünce, ne tasada ve sevinçte birlik..
Ortak ülke, ortak bayrak, ortak gelecek... hiç biri kalmadı usta..
Hepsinin üzerinden buldozer gibi yıktın geçtin; yerle bir ettin..
Halkla arana kan girdi, çıkan gözler kırılan kafalar girdi, şehit direnişçiler girdi, feryat eden analar babalar çocuklar girdi..
Sen yıkılmayı hem de tepetaklar, çoktaaan hakkettin bu milletin gözünde.
Meşruiyetini yitiriyorsun, pek çok insana göre yitirdin usta..
Seni, alanlara toplamaya çalıştığın ve milli irade adını taktığın onbinler bile sandıkta kurtaramayabilir...
***
Ülkenin tepesinde bir diktatör..  dediğim dedik, çaldığım düdük.. En yakın arkadaşarını, partisi dahi herkesi susturmuş...
Ve yanında sadece diktatörümüzü yedirtmeyiz diyenler ve evet efendimci ve diktatörlüğü paylaşan palyaçolar..
Sokaklara bak usta, büyük vahşete uğramış sokaklar caddeler çocuklar gençler analar babalar binalar kuşlar kediler köpekler börtü böcek... hepsi...
Seni silmiş usta...
---17 Haziran 2013 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

16 Haziran 2013 Pazar

Erdoğan’ı Hangi Dış Güç Yıkmak İstiyor?


Bu yazıyı mektup olarak RTErdoğan’a yazmak istedim önce, ama boş ver, en yakını ve siyaset bilimci kızı Sümeyya Hanım bilgilendirir dedim! Artık bu iddiayı ciddiye alarak yazıyorum, çünkü Başbakanın buna inandığına inandım:
Başbakan gerçekten de kendisini yıkmak için dış güçlerin harekete geçtiğine ve bu amaçla da Gezi Parkı’nda üç beş ağaç bahane edilerek ülke çapında ayaklanmaları başlattıklarına inanıyor.. Bu direnişin ardındaki dış güçler onu devirmek istiyorlar..
Yeni Şafak vb bu inancı temellendirmek için akıldışı komplolar yazdı.. Hatta bir haberleşme ağı olan “Zello”yu bir örgüt bile yaptı.. Oradan emirler geliyormuş! En son Soros ortaya atıldı! Soros’un adamları ki, iktidarınızın en büyük destekçisi! Ülkemizdeki Baş Sorosçuyu akil adam bile yaptınız! En sonunda ellerinde bir şey kaldı Faiz Lobisi! Hayır, bazı bakanların da inanmadan ama papağan gibi tekrarladıkları bu zırvalık üzerinde de durmayacağım... Ben “dış güçleri” ciddiye alarak yazacağım..
RTE’nin korkusuna hak veriyorum: Evet “dış güçler” sizi yıkmak istiyor.. Daha doğrusu şöyle diyeyim: Sizsiz bir AKP iktidar tercihlerini görmemek için kör olmak gerekir.
***
Ama önce, sizi yıkmak isteyen “İç Güçler” var! Önce buradan başlayalım. Siyasi partilerin varlığına dayanan bir sistemde RTEyi yıkmak istemek kadar meşru bir şey olamaz. BDP’yi bilmem, ama diğer partiler sizi iktidarda istemiyor! Şüphesiz meşru yollardan.. Birincisi bu..
İkincisi Gezi Parkı direnişi sizi yıkmak için harekete geçmedi. Olayların kronolojik gelişimini önünüze kimse koymadı mı? Gezi Parkı’na polisinizin zalim baskını tüm ülkede vicdanları taşırdı. Bunu size söyleyen kimse yok mu? Ama Gezi Parkı direnişinin ülke çapında bir boyuta ulaştıktan sonra, olay parklıktan çıktı ve iktidarınıza yöneldi.. Yoo burada CHP yok.. Halk var!  Sizi iktidarda görmek istemeyen bir halk hareketine dönüştü.
Bir kışkırtıcı mı arıyorsunuz: İktidarınıza, kendinize, polisinize, zulmünüze, haksızlığınıza, Taksim Parkı konusunda artık saçmalık noktasına varan direnişinize bakın. Kışkırtıcı, iktidar ve uygulamalarıdır sadece! Tabii olay, Gezi Parkı ve iktidarınızın zulmüne direniş olmaktan da çıktı. Çoğunlukçu, baskıcı, uzlaşmasız siyasetinizle yok saydığınız yüzde 50-60 halk kesimine karşı yaptığınız bütün yasalara tepkiler de gündeme geldi..
Diyorsunuz ki, meşru hükümete karşı bir sivil darbe yapılmak isteniyor. Bekleyin seçimler ve sandık var..
Valla bilemem, Tunus’ta da, Mısır’da da, Libya’da da meşru hükümetler vardı.. biliyorsunuz. Kaddafi’yi yıkmak için bizzat operasyona katıldınız! Yani mesele iktidarda meşru bir kişinin olup olmaması değil. Bir iktidarın meşruiyetini yitirmesidir olay.. Eğer hukuksuzluklar, baskılar ayyuka çıkıyorsa, iktidar halka, muhalefete zalimlik yapıyorsa, protestoları kanla bastırıyorsa, askerini sivilini haksız hukuksuz yasasız yıllarca içeride tutuyorsa, uyduruk mahkemelerin arkasında duruyorsa, örneğin Gezi Parkı’na inşaat yapılmasına karşı büyük muhafeleti zulümle bastırmaya kalkışıyorsa, insanları avlıyor kafalarına kurşun sıkıyor, gözlerini oyuyor, kafasını kırıyorsa..
Kusura bakmayın, meşruiyetinizi yitirdiğinizi durumlar ortaya çıkıyor demektir. Bunun görüntüsü nedir: Ülkedeki direniştir. Zulmünüze meydan okumadır.. Bu meydan okumaya daha büyük bir zulümle karşılık verirseniz, her iktidarın ayvayı yediği koşullar ortaya çıkar.. Dünyanın hiç bir yerinde “ne yapıyorsunuz bu meşru hükümettir” denmez.. Ancak iktidar yardakçıları “vaayyy sivil darbe haa..” der, demokrasicilik oynar, aptal kafalar ise gelecek sandığı gösterir. İnsanları öldürerek ükeyi yönetilir duruma kimse getirememiştir. İstedikleri kadar arkalarında oy çokluğu olsun, halkın direnişi yıkıp geçer bütün iktidarları.. Tabii demokratik koşullarda böyle hükümetler istifa eder..
Türkiye’yi saran direniş dalgasının ardında “dış” değil, tamamen iç dinamikler arayın.. Allahaşkına, hadi siyasi danışmanlarınız susuyor diyelim, MİT’iniz, emniyetiniz durumu analiz edip önüne koymuyor mu! Koymuyorlarsa, çukurunuzu kazıyorlar demektir!
***
Herkesin bildiği bu olgulardan sonra gelelim sizi yıkmak isteyen dış güçlere... kim bu güçler? Bırakın Soros’u, Faiz Lobisini Zello’yu.. Neden isimlendirmiyorsunuz? Bu dış güç Katmandu mu, yoksa Bahreyn mi, Kanada olmasın? Belki de Brezilya’dır, sizin ekonomik başarınızı çekemeyen!
 RTE ve adamları ABD’yi kastediyor, ama dile getirmekten çekiniyor. 18 günde defalarca RTE iktidarını uyarıcı konuşmalar yapan onlar. Eski Ankara Büyükelçisi, “Bu iç işlerine müdahale değildir, aynı kulübün üyesisiniz, uyarılarımızı yapmak hakkımız” diyor.. Eh, doğru lafa ne denir! Tabi bir de AB var, kararını reddettiğiniz!
Şöyle düşünün: Dostlarınız, iktidarınızın yıkılmasından endişe ettikleri için sizi uyarıyorlar.. Ama şu da var: ABD (AB bile artık), RTE olmasa daha iyi olur diye düşünüyor. Bunun nedenlerini burada analiz etmeyeceğim. Ama bu bir olgu.. Diktatörlük, tek adamlık, herşeyi güdüleyen, toplumu adım adım dini kurallara göre yönetilen bir cenderenin içine sokan, Gezi Parkı gibi orada yaşayanları ilgilendiren bir konuda bile tek başına karar verecek bir kişiyi kimse istemez...
Kusura bakmayın, ama giderek Türkiye’nin çoğunluğu da sizi istemiyor artık.. Değişmezseniz gidersiniz..
Dış güçlere gelince.. Onlar bu ortamdan, sizin yerinize iktidara AKP’den başka birinin gelmesi umudune besleyerek ve bekleyerek, “duruma müdahil” oluyorlar sadece..
Şimdilik hepsi bu.. diyeceğim, sandıklara kadar uzayacak zaman içinde davranışınız, kişisel iktidarınızı belirleyebilir..  Süreç ne kadar zulüm içerirse, gidişiniz de o kadar hızlı olabilir.. Kişisel istikbalinizi mi seveceksiniz yoksa bu ülkeyi ve halkı mı.. Bu da belirleyici olacak..
Şimdilik benden bu kadar!
----16 Haziran 2013 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

“Gezi Parkı Gençliği” mi, Birikime Bir Göz Atış


CBT Gündem, Sayı 1369, 14 Haziran 2013


Birden ülkenin, toplumun, akademisyenlerin, gazetelerin ve köşe yazarlarının  karşısına “Gezi Parkı Gençliği” çıktı ve sosyolojik kavram olarak tatışılmaya başlandı.. Üniversitelerden konu üzerinde duran akademisyenler anlatıp duruyor.. Bu gençlik kim, ne istiyor, nasıl bir ruh, psikoloji, düşünce.. Bir dizi yorum.. Ve kendilerini anlatan gençleri dinliyoruz.. 
Yıllarca, okumayan, izlemeyen, apolitik gençler olarak, önceki nesiller tarafından “dışlanan” gençlik, birden en büyük “sahne”yi aldı ve Türkiye’yi peşinden sürükledi! Dünya onları gaz maskeli tango yaparken fotoğraflarından da tanıdı.. polisin gazına suyuna tomasına bedenini geren kızlar, erkekler... Yardımlaşan, koruyan, kollayan..
Toplumda “bunlar da kim” komik sorusunnu bir kenara bırakırsak, aslında bunlar onlar!.. Bizim çocuklarımız, sevgililerimiz, apolitik diye bazen kızdığımız, ama Taksim’de ortaya çıktıklarında da aman başlarına bir şey gelmesin diye üzerlerinde titrediklerimiz. Ellerinde telefon günboyu mesajlaşıp konuşup duruyorlar diye şikayet ettiklerimiz.. Ama büyük bir varlık, hayatın merkezinde.. Ayrıca ilk kez de ortaya çıkmıyorlar.. İnternete getirilen yasaklarda da alanlardaydılar, daha küçük guruplar olarak.. Ama Gezi Parkı ile Türkiye onlara sahip çıktı, bir avuçken milyonlarcaya çoğaldılar..
Onları dinlediğinizde, meselelerinin salt Gezi Parkı olmadığını da görüyorsunuz. İktidarın gençlik ve Türkiye üzerinde kurduğu büyük otoritenin mengeneleri arasında sıkışıp kaldıklarını ve Gezi ile birlikte bu mengeneleri parçaladıklarını anlıyorsunuz. Yani bardağı taşıran damla!
İktidarın günahları birike birike bugünlere getirdi ülkeyi! Evet, günahları birike birike diyorum! Çevre ve doğa, Türkiye’nin geleceği. Oysa iktidar paraya herşeyi feda ediyor. Metin Lokumcu aslında Gezi Parkı’nın ilk öncü kurbanlarından olmuştu.. Şimdi RTE polisinin amaçlı kasıtlı, öldürmecesine hedef alarak ateşi ile kurbanların sayısı çoğaldı. 
Gençlik, iktidarın neoliberal vahşi talan politikasına karşı direniyor.. insanı hedef alan bir vahşi politika bu aynı zamanda.. İnsan yok, para var, ticaret var talan var, yakıp yıkma var, dereleri yok etme var, milyonlarca ağacı yokederek havaalanları yapma var.. Kaz dağlarını yoketme var.. Var oğlu var.
Bütün bunların yanısıra, iktidarın toplumsal şiddeti var! Sizi koruyacağım bahanesiyle, alkolu yasaklama derecesinde ortalıktan kaldırma var. Dini inançlara toplumun hak ve özgürlüklerini ve insanları kurban etme var.. İnsanların beyinlerini satın alma projeleri var.. Bir kadeh içki içene ayyaş diye saldırma var. Kırmızı ruj var.. Türkiye tarihine, Kuruluş’una ve kahramanlarına büyük saldırı var.. Var oğlu var..
Tamamen yıkılmak ve tamamen RTE kafasına uygun olarak tasarlanmak istenen bir ülke var elimizde.. Türkiye, gençliğine sahip çıkmak üzere ayağa kalkarken, bunlarla taşıp dolmuş bulunuyordu..
Peki nedir bu gençlik, onları başka bir bağlamda, teknoloji ile tamamen değişen, birleşen, bütünleşen ve benzer dili konuşan dünya bağlamında anlamaya çalışalım.
Şu çok önemli: İçinde bulunduğumuz ve yaşadığmız maddi ortam, hareket, düşünme ve yaşam tarzımızı da belirliyor. Nesilleri, bu maddi koşullardan bağımsız olarak nitelememiz anlamamız ve yorumlamamız çok zor..
Dijital dünya yazarımız Tanol Türkoğlu işte bu açılardan bu yeni nesil gençliği, öncekilerle karşılaştırarak analiz ediyor yazısında. Onlar ağ dünyasının bireyleri..
Okuyun ve tartışalım...
Gelecek Cuma yeniden beraber olmak dileklerimizle, kansız, korkusuz, sağlıklı güzel bir hafta..

14 Haziran 2013 Cuma

RTE İktidarı Bırakmaz, Ama Ne İnci Kefali Ne Morino Balığı


RTE’nin son Salı konuşmasını bir yerden kesip görebileceğiniz bir duvara asın, çünkü bu konuşma kendisinin topluma, muhalefete, hayata, siyasete, gençlere, doğaya, demokrasiye, hukuka.. özetle hemen herşeye bakışının ana hatlarını içerir.. Konuşma, Tayyip beyi anlamanın bütün ipuçlarına sahip! Bu konuşma içerdiği çok ciddi ipuçlarıyla bir kılavuz olabilir. Şüphesiz, süreç içinde bazı “politik hesaplı” sapmalar olabilir.. Ama doğrultusu önemli..
Ana doğrultu, bütün güçleri kendinde toplamak isteyen bir lider.. herşeyi bütün yasaları, siyaseti buna göre düzenleyen bir lider.. demokrasiyi tamamen biçimsel gören bir lider.. iktidarını tehdit edecek herşeyi, ya büyük polis gücüyle (yarın Ordu ile de!) ve/veya seçmen gücüyle ezmeye yeminli bir lider..
Yani her durumda iktidarda uzun vadeli olarak kalmayı planlayan bir siyasi kimlik var karşımızda...
Nereden çıkartıyorsun diye soran varsa hala, polis gücünün en az 100 bin kişi artırılıp her türlü araç gereçle donatılmasını ve üstelik Meclis’te bekleyen ağır silah ithal etme yetkisini içeren tasarının yasalaşmayı beklediğini anımsatırım... Üstüne üstlük, iki gündür Mehmet Baransu’nun, herkesin bütün yaptıklarıyla, neredeyse hergün nereye ne kadar ve ne işediğinin verileriyle fişlenmesini öngören yeni gelişimi de buna ekleyin.. Toplumun denetimi MİT’e, tabii ki Emniyet’e ve karşı çıkacakları ezmeyi de büyük polis gücüne verilmiş durumda... 
Bütün bunlar, uzun soluklu bir iktidar yapılanmasının ve toplumun her tarafından sarıp sarmalanıp iktidarın cenderesine sokulacağının göstergeleri.. Yoksa, seçimlerde kaybetme olasılığını düşünen bir iktidar, böyle faşist-diktatoryal yapılanmaya adım atmaz..
***
Bu başlıktaki saptamayı gündeme getiriyor: RTE iktidarı bırakmayı asla düşünmüyor!
Yani, göstermelik seçimlerde, sandıklarda bile! 
Seçimleri kazanmak ve sandıktan çıkabilmek için her türlü önlemi alıyor ve alacak demek..
Birinci olarak, seçmen bütün yalan propaganda ve haberle şartlandırılacak... camide içki, türbanlıya saldırı, bayrak yakma.. bunlar şimdilik sıradan yalanlar..  daha bu tür neler çıkacak neler..
İkinci olarak, siyasi ve ideolojik yalanlar.. Her türlü beyin yıkama...
Üçüncü olarak her türlü hukuk düzenbazlığıyla, muhalefeti bastırma, savcı ve hakimleri tam randımanlı kullanma.. avukatları sindirme.. Bunun provası iki gündür Çağlayan Adliyesi’nde yaşanmakta...
Dördüncü olarak, sandıktan çıkmayı garanti edecek manipülasyonlar.. seçmeni iğfal edecek her türlü yöntem (bunlar uygulanıyor)
Ve daha neler neler... Kafayı diktatörlüğe takmış bir yönetim bu amaçla neler yapabilirse...
***
Neyse fazla uzatmayayım, iktidarı ve partisini, “normal, demokratik, seçimle gelip gidecek” bir iktidar, parlamenter sistemin bir unsuru olarak görenler, stratejik ve çok temel bir siyasi hata yapıyorlar demektir. Bu bakışla bir politika üretilemez.. Oyunun kurallarını kabul etmeyen birisiyle, oyunun kurallarını kabul eden birisinin herhangi bir ortaklığı zaten olamaz..
CHP’nin Merkez Komitesi ve bütün diğer partiler (BDP dahil) konuyu çok temelden yeniden düşünmeliler. Oyunun kurallarından birinin Cumhurbaşkanlığı olduğunu da düşünemeyiz. Çünkü Gül dün yaptığı açıklamayla, RTE’nin gemisine kapağı atmış görünmektedir (ya göstermelik ya zorunluluktan).. Türkiye’nin Avrupa gibi demokratik bir ülke olduğunu söyleyebilecek bir siyasetçinin kapısını çalarak “çözüm aramak”, sonuçsuz veya göstermelik bir tutumdur.
CHP ve bütün siyasal partiler tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıya.. Bu sorumluluk, durumun mümkün olduğunca doğru analizine dayanan politikalar üretmeyi gündeme getirir..
BDP ve Apo da kendilerini aslanın ağzına teslim etmiş görünüyor. Demokrasi ve özgürlük, halkla, demokratik güçlerle birleşmekle sağlanır. Diktatörlük rejimi kurmaya yönelenlerle birliktelik, kendini de yoketmeye yönelmektir..
***
Peki: RTE ve AKP amacına ulaşabilir mi.. hayır, bin kere hayır.. Niyeti, yönelişi, amacı üzerine durum analizi, bunların gerçekleşebileceğini söylemez..
Siyasette artık halkın kendisi vardır. Dünya kamuoyu, demokrasi güçleri vardır.. Bu politika ile iktidar dünyada sadece yanlızlaşır ve hızla gider.. Medyanın bütün düzeysizliği ve uşaklığı bile yardımcı olamaz..
Siyaset, “hattı müdafa”dan “sathı müdafa”ya yönelmiştir.. Gezi aslında siyaset olarak buna büyük hizmet etti..
Nehrin gerisine doğru yolculuğu sadece Morino balıkları ve İnci kefalleri başarır.. 
RTE ise, ikisi de değildir... 
--------
13 Haziran 2013 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

12 Haziran 2013 Çarşamba

RTE'nin 4 Kuşatmayı Yarma Girişimi


RTE esip gürledi.. Havaalanı, evinin önü, Adana, Mersin ve Ankara! Etti beş.. Aradaki konuşmalardan haberim yok.. Millet korktu mu? Hayır, ama dedelerde ve anneannelerimizde kaygı yarattı: Bu adam milleti birbirine kırdıracak..
RTE elindeki en önemli diktatörlük silahını kullandı: Sandık.. CHP tarihine pislik dedi, direnişçilere çattı.. İnsanları adeta kışkırttı. Bir de “demokratik yolla” çapulcuların ve direnişçilerin defterini düreceğini anladık! Yani “ileri demokratik yöntem”.. Bunu biliyoruz.. Yeni Şafak tam gaz kaç gündür bu yöntemi kullanıyor.. Mehmet Ali Alabora’yı hedef aldı (Yaşasın Tiyatro!).. Nedim Şener anımsattı: Bunlar sonra polis tutanaklarına ve savcılık fezlekelerine suçlama olarak giriyor! Yayın yönetmeninde ar damarı yok mu?
***
Ana konuya dönelim RTE aslında dört kuşatmayı yarmaya çalıştı:
a)            Defterini dürmeye çalıştığı halk.. Gezi Parkı olayı, karşı yüzde 50’yi, çok daha fazlasıyla sokağa döktü.. Böyle bir şey beklemiyordu, şaşırdı.. Mübarek, Esad gibi mi görülüyordu.. (Esad’ın bile, bugün sandık konsa daha çok desteği olabilir!) Sokakta “kendisini yıkabileceklerini” sananlara, sandıkla yanıt verdi.. Bu, kendisine sandıkçıları ile “Tayyib’in askerleri”ne moral!
b)            Kendisini eleştiren Dünya: ABD kaç kez şiddet uygulamalarına karşı çıktı iktidarın.. Avrupa öyle, Merkel 3 kez uyardı! Şu yabancı basında çıkan RTE yazılarını bir bilseniz! Avrupa’da RTE’nin kendisini diktatör olarak yükselttiği ve ülkeyi köktendinci bir ülkeye dönüştürdüğü düşüncesi ağırlık kazanıyor.. ABD+AB’nin, RTE’yi değiştirmek istedikleri bir olgu.. Tabii herkesin kendine göre bir hesabı var.. RTE onlara, avucunuzu yalarsınız, yanlış ata oynamayın, bak arkamdaki desteğe dedi.. Başardı mı?
c)             Gül’e ve AKP içindeki muhalefete: Partide kendisine alternatifleri ezip geçmek istedi. 4 günlük yokluğunda Gül ve diğerleri, Taksim çözümü için çabaladı. Ama RTE’nin direnci büyüktü, hepsine “haddini bildirdi”; Gül ve muhalefetin bundan ne kadar etkilendiğini bilemeyiz. Gül’ün alkol yasasına karşı tavrı, bugün bize bir ipucu verebilir. Parti içinde Ertuğrul Günay, karşı odak durumunda. Gül/Cemaat/ Günay ve diğerleri bir oluşum olarak ortaya çıkabilir mi... Cemaat, yayın organlarıyla inceden inceye Tayyib’in kuyusunu kazıyor.. Cemaatin güçlü ortak olacağı bir Gül iktidarı? Kırk satır anlamına gelir mi gelmez mi?
d)            Ve Direnişe (yorum özetle): “Size hiç pabuç bırakmam.. Şu adamlarımı görüyor musunuz.. Yükselen sesleri dinle: ‘Yol ver gidelim Taksim’i ezelim..’ Onları zor tutuyorum dışarı çıkmamaları için vb. Bunun hesabını sorarız..” Büyük gözdağı yani.. Sağda solda abi gazeteci yazarlar da direnişçilere benzer tavsiyelere başladı: Tamam çocuklar, işte bakın avm yapmayacak..
***
         Dün, sosyal medyada RTE’nin bu gövde gösterisinin anlamını izleyicilere sordum.. Gelen yorumlardan kısa bir özet (okur ne düşünüyor?): “@textcorpus :Hesap verecek olmanın dayanılmaz ağırlığından duyulan geniş ölçekli korku".. “ #direngeziÇAPULCUYUM @agolgez Polis şiddeti ile yapamadığını psikolojik operasyon eziyet ile yapmaya çalışıyor!”. “bulentgokceokan @bgartandcraft eylemı bastırma, bır işaretımle sokağı başınıza salarım. Tipik bir Ortadoğu diktatörünün tutumu..”. “T.C. habersizsiniz @hbrszsnztrkye kendi kurmayları tarafından İpi çekildi. Kendi tuzaklarına düştü. Hırs ata yaptırır!” “Hakan Can @bulgarsutcu : Panik, yanlış yönlendirilme, yanlış bilgilendirme ve çırpınışlar. Ama nafile!”. “barış ertaş @brserts psikolojik çöküntü.”. “selma topal @selmatopal: asıp kesmeyeceğim kazıklı voyvoda gibi kazığa dikmeyeceğim şöyle usulca şark kurnazlığı ile becereceğim sizi ”. “özüm @vendetta347 PANİKKKKKKKKKK”. “Arpat Ozgul @arpatoz aralarına "kılıçdarcı" bi teyze karışmış, köşe bucak ondan kaçıyorlar, yoksa hepsi aynı güruh..”
CHP eski milletvekili Osman Coşkunoğlu @OsmanCoskunoglu tabii ayrıntılı yazmış: Kutuplaşma ne kadar keskin olursa (medyanın yardımıyla), kendisi için o kadar iyi olduğunu 2007 Cumhuriyet mitinglerinde öğrendi.. Gerek parti içinde gerekse müterreddit destekçilerine, gövde gösterisiyle liderliğinin tartışılmazlığına boyun eğdirmek.. Obama'nın yanından eli boş dönmesinin yaraladığı karizmasına bir de Gezi veya Gül'ün tuz ekmesini önlemek.. Başkanlık için referandum desteği veya (tutmayacağını anlarsa) tüzük değiştirerek 4. dönem için zemin yaratmak.. "Yalanı 3 kez tekrarla, artık gerçektir"i [Goebbels] biliyor, sağlam olsun diye 4 miting!
Çıkardığım sonuç: RTE kimseyi korkutamamış.. 

-11 Haziran 2013 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

11 Haziran 2013 Salı

RTE Sokakla Başedebilir mi? Diktatörlük ve Halk Desteği


RTE diktatör mü, profesör unvanını alınca ve AKP’nin destekçisi olunca, herşeyi yazabilir inandırıcı da olabilir.. Öyle düşünüyor olsa gerek zahir.. Veya aklı pelteleşmiş.. Veya gerçekten okumulukla cahilliğin sınırının ne olduğunu sorgulatıyor insana.. Yanıtına bakın: Hayır diktatör olamaz, o bir demokrat, çünkü arkasında büyük halk desteği var.. Tarihe baksa, arkasında en büyük halk desteği olanların ne amansız diktatör olduklarını ve ülkelerini sürükledikleri rezaleti görecek.. Ama, akıl pelteleşmiş dedik ya..
Demokrasi, partilerin liderlerinh arkalarındaki büyük halk desteği olup olmadğıyla ölçülmez.. Hatta bir siyasetçinin arkasında böyle büyük bir destek olması, ülke için, demokrasi için, gelecek için en büyük tehlike oluşturabilir. O kişi derhal mutlak güce doğru adımlar atabilir.. Artık diktatörden diktatör beğenersiniz.. Asanı keseni mi, büyük baba mı, kanlısı mı kansızı mı..
Bu nedenle, demokrasiler, demokratik parlamenter sistemler, öncelikle kendilerini böyle arkasında büyük kitlelerin olduğu amansız siyasetçilere karyı korurlar.. Devlet erki içindeki yetkileri dağıtır, güçler ayrılığına büyük önem verir. Yargı’yı tarafsızlaştırır ve bağımsızlaştırır..
RTE diktatör mü? Fiili yönetimi, bütün yetkileri elinde toplamış olduğunun kanıtı.. Yargı fiilen elinde.. Herşeyi belirleyen adam.. 4 günlük yokluğunda AKP içinde Gül’ün de katılımıyla, içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmak için ciddi bir çözüm arayışı içinde oldu. Ama bir geldi pir geldi. Ortalığı derledi topladı, herkesi suspus etti ve siyasal komutan olarak hedefini gösterdi: Taksim Çapulcuları..
Siysal inanışı şudur: Büyük çoğunluk arkamda, bana yetki verdi, her istediğimi yaparım.. RTE, çoğunlukçuluk diktasının adamıdır, insanıdır. Bu açıkça diktatörlük rejiminin adıdır. Göstermelik bir parlamentosu da olan.. RTE’nin çoğulculuk adına yaptığı hiç bir şey yoktur 11 yıldır iktidar döneminde.. Meclis’de muhalefetle paylaştığı tek bir yasa maddesi bile olmamıştır.. Hep kendi isteğini, kararını iradesini dayatmıştır..
Ne adına? Millet iradesi dediği, kendisini tek başına iktidara getiren oy çoğunluğu adına.. Çoğunlukçuluk, diktatörlüğün en kabası, en gözükarası, en zalimi olabilir... Parlamenter rejimi esir alır, güçler ayrlığını yokeder, tek adamı diktatör yapar...
***
 RTE, kararlaştırdığı mitinglerle, AKP’li seçmeni ve fanatik taraftarlarını, direnen, demokrasi isteyen milletin çoğunluğuna karşı çıkartıyor.. Bunu neden yapıyor? Ya kendine moral için.. ya taraftarlarına moral için.. En kötüsü tabii, bunun ardında halkı ikiye bölerek birbiriyle karşı karşıya getirmek düşüncesi yatmıyordur.. Ama böyle giderse, yaparsa, milletin birbiriyle vuruştuğu bir ülke ortaya çıkar...
İktidar zaten polis gücüyle protestoların canına okuyor. Polis içindeki katil ruhlular, hedef gözeterek gaz mermisi atıyor göstericilre. Bu büyük suçun ortağı iktidar.. Şimdi bir de hazırlayacağı güruhları milletin üzerine mi salacak?! Böyle bir şeyi sanmıyorum, sanmak istemiyorum, sadece büyük bir tehlikeye dikkat çekiyorum... Çünkü bu ülke o kadar bölünmüş ki, iktidar şimdi bu yönde bir kıvılcım çakarsa, bütün ülke yangın yerine döner..
***
Diktatör veya diktatörlüğe yatkın kişilik, herşeyi çeki düzen vermeye yatkındır. Şimdi son açıklamalarına bakalım sadece: RTE, New York Times’a bile, Taksim /Gezi’deki olayları açıklayan bildiriyi ilan olarak yayınladığı için zılgıt çekiyor.. Garanti Bankası Müdürü Ergun Özen’i, halkın parasını çekmesini durdurmak için protestoculara “ben de çapulcuyum” dediği için sigaya çekiyor. Neymiş, GB onlar sayesinde güçlenmişmiş!
Sabancı’ya ve Koç’a düşman mı düşman.. İki büyük holdingin güzide üniversitelerinin tutumlarından hoşnut değil.. “Koç Üniversitesi orman içinde kuruldu, Orman Bakanı kaldıralım istiyor, biz zor durduruyoruz” diyor.. Sabancı Üniversitesi için de.. Neden? Yönetimleri Taksim direnişine göz yumuyormuş..
RTE, elinden gelse, bir yasa ile, kendi cemaatinden olmayan bütün şirketlerin mal varlıklarını iptal edecek, yandaşlarına devredecek..
Demokrasiye inanan, farklı fikirlere saygı gösteren, çoğulculuğu içselleştirmiş bir insan, böyle davranır mı, bunu yapabilir mi... hayır tabii ki! Peki ne tür bir siyasetçi yapar bunu?
Zaten, RTE-Anayasası bile başlı başına, siyasal düşüncesi ve kişiliği hakkında çok temel fikir veriyor..
***
RTE, yeni ortaya çıkan direnişi, gençliği ve çevresindeki milletin desteğini ve haykırışını anlayabilecek bir siyasal kültürün insanı değildir. İnandığı tek şey, kendisi, inançları, diktacı siyasal anlayışıdır..
RTE, sonuna kadar direnecektir. Ama gördüğüm kadar, ülkede sokağa direniş olarak yansıyan bu gençlik, milleti, bu demokratik düşünce ve eylemle başedebilmesi zordur..
Ne pahasına olursa olsun, diyebilecek bir siyasal lider olabilir mi? Evet görülmüştür geçmişte, ama sonuçlar hep acı olmuştur..
Arkalarına baktıklarında ise, dayandıkarı sandıkları oy çoğunluğunun yerinde yeller estiğini bile görmeye zamanları olmamıştır..
--10 Haziran 2013 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

10 Haziran 2013 Pazartesi

Sosyal Medya ve Kamuoyonu Saptırma


Bugünkü dergimiz her zamankinden daha harika! Neredeyse herkesin herşeyi okuyacağı, herkesi ilgilendiren seçkin yazı ve makaleler.. Sanal dünyada sahte isimlerle hemen her konuda kamuoyunu saptırma faaliyetlerini anlatan kapak yazımıza dikkatinizi çekeriz! Özellikle siyasi alanda, seçim zamanı yapılan sahtekarlıklar, önümüzde aylarda bizi çok uğraştıracak.. 
AKP’nin 2007 yılında “internette kılcal damarlarda geziniyor gençlik kollarımız ve bunun da meyvesini topluyoruz” benzeri açıklama, bu kılcal damarların ne olduğunu ve kamuoyunu nasıl saptırdıklarını net gösteriyor, Müjde Bilgutay’ın incelemesi ..
Tabii bu bağlamda, Gezi Parkı Direnişçilerine, Sosyal Medya Toplumun Baştacıdır, Kentler Kent Hakları ve İklim Değişikliği yazılarına da dikkat çekeriz. Günün anlam ve önemine ilişkin olarak!
Yaşam Mutluluğu üzerine yapılan küresel araştırmanın sonuçlarını Reyhan arkadaşım ayrıntılı olarak derledi.. Komplo teorilerine kolayca neden ve nasıl inanıyoruz konusu da, da büyük ilginizi çekecektir..

ÜNİVERSİTELERDEN DESTEK VAR

Taksim Gezi Parkı’na vahşice saldırı üzerine Türkiye çapında yaygınlaşan iktidar ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhine gösterilere üniversitelerden destek var. Medyada seslerinin fazla çıkmadığını bildiğimiz için, burada, kendi dergilerinde açıklamalarına yer vermek istedik..
Üniversite Öğretim Elemanları Dernekleri olarak 8 imzalı ortak açıklamada şöyle dendi: “Üniversite Öğretim Elemanları Dernekleri olarak, Taksim Gezi Parkı eylemleri sonrasında polisin 1 Haziran günü Taksim’den çekilmiş olmasını ve barışçı gösterilere olanak sağlanmasını olumlu karşılıyoruz. Ancak aynı anlayışın ülke çapında hakim olmadığını, gençlere, öğrencilerimize, her kesim, yaş ve görüşten çok sayıda protestocuya polis tarafından son derece ağır bir şiddetin uygulanmakta olduğunu görmekten büyük kaygı duyuyoruz.
Bu şiddeti izledikçe kendilerinde polisin yanında yer alarak şiddeti yaygınlaştırma görev ve yetkisi varsayan bazı kişilerin ortaya çıkmakta olması, tüm ülkenin barışı için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Hükümeti derhal ülke çapında barışçı protesto eylemleri karşısında uygulanan polis şiddetini durdurmaya davet ediyoruz.”
İmzacılar: Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği, Çukurova Öğretim Elemanları Derneği, İnönü Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği, Samsun Akademik Elemanlar Derneği, Tüm Öğretim Elemanları Derneği, Üniversite Konseyleri Derneği, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği
***
Bu arada Boğaziçi Üniversitesi’nde 250’ye yakın öğretim elemanı da şu açıklamayı yaptı: 
“Biz, aşağıda imzası olan Boğaziçi Üniversitesi öğretim elemanları, Taksim Gezi Parkı'nın yok edilmesine karşıyız. Ağaçlarını korumak isteyen kentlilere uygulanan akıl dışı şiddeti kınıyor, yıkım faaliyetinin derhal durdurulmasını talep ediyoruz.”
***

Okurumuz Mehmet Satılmış’ın fotoğraflarla feryadına burada yer vermek zorundayım : “Dün gözlerim yaşararak ikinci köprü ile üçüncü köprü yolunu birbirine bağlayacak olan Çekmeköy'ün kuzeyinindeki Alemdağ'ın arkasındaki dağdaki 3 yıl önce başlayan ve bugüne kadar çaktırmadan devam eden ve şu an resmen başlayan ağaç katliamı ve bağlantı yolu çalışmalarını gördüm. Kesilen genç ve yaşlı çam ağaçlarının sayısını onbinlerle ifade etmek istiyorum.”
**
Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak üzere.. Güzel bir ülke ve toplum için herşey

Çevreyi Saran Büyük Enerji: Taksim/Gezi’de Bir Şeyler Var


Akşam Ulusal Kanal’daki programdan sonra Ümit Zileli ile Odakule’den Taksim- Gezi’ye doğru yürümeye başladık. Saat 22.00’ye geliyor ve yürümek ne mümkün? Herkes birbirine çarpa dokuna ilerlemeye çalışıyor kendi yönünde!
Ama İstiklal Caddesi’nde o güne kadar görmediğim, tanık olmadığım büyük bir enerji var! Cadde’de, insanlarda, yürüyüşlerde, adımlarda, dik duruşlarda, bakışlarda, el hareketlerinde, atılan adımlarda, giysilerde, konuşmalarda... 
Nasıl bir şey bu?! İçine girince hemen esiri oluyorsunuz sanki.. görünmez ama caddenin bütününde saklı, görünmez ama etkisini anında hissettiren..
İnsanların boyu uzamış, omuzlarına en gelmiş, ayakları büyümüş, eller irileşmiş, yüzlerinde bir güven, gözleri pırıl, kulakları dik... Kimisinde gülen maskeler arkaya yatırılmış, herkes birbirine anlatıyor..
Duvar gazeteleri kaplamış İstiklal Caddesi’ni yer yer... Orada size durmadan haykıran bir şeyler var! Caddenin Taksim’e doğru sol cenahında yer yer yoğun insan kümeleri.. Toplanmalar dağılmalar toplanmalar... Satıcılar, çeşitli orkestralar, kuklalar, özel giysili insanlar.. Bir tiyatro festivalinin içine düştüğünüzü sanıyorsunuz. Veya çocukluğumuzdaki gibi bayram yeri ve panayırlarının çok daha büyümüş, renkli, yürüdükçe uçsuz bucaksız hissi veren hali.. Caddenin yerine başka bir cadde getirilip konmuş sanki, insanlarıyla, binalarıyla.. Bir festival ki sormayın gitsin.. Işık takları şenliği tamamlıyor. Bu enerjiyi seyrederken, yara yara ilerliyoruz..
Taksim’e çıkıyoruz.. Çıkmak mı? Burası Taksim mi.. Sonsuz bir alan duygusu.. Duruyor ve görmeye anlamaya çalışıyorum.. Orası, sağ karşıdaki bina, Başbakanın tüm inşaatı durdurduğu hayalet AKM mi? Bir yıkılacak bir yıkılmayacak dediği! “Ele geçirilmiş” bir bina, üzerinde, çatısından ayağa sarkan dev bez afişler, yazılar, resimler, sloganlar, logolarla dolu.. Dünyanın en büyük panosu gibi.. “Devrim”in yüzü! Geçen günkü insanlar çatısında sıralanmış duruyor mu hâlâ yoksa?..
Gezi, en arkada hayal meyal yarı karanlık içinde, ama kımıl kımıllığını ayırt etmemek mümkün değil.. Enerjinın odağını ve oradan yayılışını bildiğimiz için mi hissediyoruz?
Cumhuriyet anıtı çevresinde herkes oturmuş, sohbet ve kararlılık. Bir iki küçük çadır da oraya kurulmuş.. insan gruplaşmaları, satıcılar, bekleşenler, yürüyenler, hızlı gitmek isteyip de gidemeyenler.. Peki burası neresi? Taksim ki Kanlı 1 Mayıslardan tutun son yasaklı 1 Mayıs’a ve iktidarın günlerce sürdürdüğü polis copu, gaz bombası şiddetine kadar hayatımın her zaman bir parçası olmuş. Enerjisi her zaman yüksek, bazen çok sakin bazen patlayıcı, bazen eğlendirici bazen öldürücü..
Taksim Alanı’nın yarım yüzyıllık görüntüleri birbirine karışmış, ama hiç birine şimdi içinde bulunduğum Taksim’de yer bulamıyorum... Geçmişin hiç bir parçası içeri giremiyor..
Alanın Gezi’ye bakan yönü çeşitli örgütlerin panayırına dönüşmüş. İnsanlar insanlar insanlar, bekleşenler, hızlı yürüyenler telefonla haberleşmeye çalışanlar.. Bütün alan dolu... Gecenin aydınlığında herşeyi izleyebiliyorsunuz.. AKP yönünden Gezi’ye giriyorum.. 3 saat önce Metro tarafından girmiş kitaplar getirmiştim.. o sıradaki göreceli sakinliğin yerini, şimdi adım atmanın mümkün olmadığı gecenin Gezi’si almış.. Terledim ve bunaldım, kendimi dışarı atıyorum, buluşacağım arkadaşlarla Gezi Pastahanesine yöneliyorum.. “Savaş” artığı bir otobüs, süslenmiş püslenmiş resimlerle donatılmış, üstünde gençler oturuyor, kapısında anı fotoğrafları çekiliyor.
Geleceği Başbakanın iki dudağı arasındaki zahptedilmiş AKM’nin önünde ters çevrilmiş küçük araba, bir tekerleğine tutturulmuş bir a4 yazı: Sayıştay Raporları Açıklansın! Gülüyorum...
Pastahanenin yol kenarı masaları dolu. The Marmara kafeleri dolu.. Oraları birer seyirlik yerler! Taksim’de olan bitenleri seyrediyorlar!
Saat 23’e geliyor, Kabataş Büyükada iskelesine yetişmeliyiz, Gümüşsuyuna yöneliyoruz.. Cadde iki kademede barikatlarla kesilmiş. Sağda otobüs durağı, süslenmiş püslenmiş.. Belli ki iyi bir tasarımcı ellerinden çıkmış. Adı da konmuş: Burda Durak!
Gezi / Taksim, adeta kurtarılmış bir bölge.. Herkese açık yeni bir hayat kurulmuş orada..
Zeki yaratıkların gelecek yaşam düşlerinin ipuçları, provaları adeta..
Orada bir şeyler var...
---9 Haziran 2013 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet