Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

25 Eylül 2019 Çarşamba

Türkiye yeniden cahiliye dönemine mi girdi?

24 Eylül Salı 2019 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı


Ortalık Kuran, peygamber, Allah adına açıklamalar yapan, diri diri kendini mezara gömdürme numaraları yapan, her konuda fetvalar veren, ama özellikle de kadınlara yasaklar getiren, hatta kendini peygamber ilan eden, aralarında pek çoğunun da erkek, kadın, çocuk demeden namuslara tecavüz etmek için büründükleri “hocaefendi” kılıklılarla doldu.

Bu ne çiçek açma, hemen hemen hiçbir dönemde görmediğimiz bir patlama.
Önümdeki ekranda, en son, her zamanki gibi cübbesi, sarığı ve arkasında cami manzarasıyla, saç ekmenin dinde, Kuran’da yeri olmadığını uyduruk yorumlarıyla ilan eden bir sakallı duruyor.
Sosyal medyada boy gösteren bu duyurunun altındaki yorumlara bakıyorum: Söylenenlerin bini bir para. Bir başkası ise şu yorumu yapmış: “Dinin dümen olduğunu gösteren bu mübarek insana minnet duymak yerine alay ediyorsunuz!”

Her türlü belaya yallah!
TV’de bilim söyleşileri de yapan gazeteci arkadaşımızın çok merakla ekranlara sık misafir ettiği o ünlü Cübbeli, her derde deva bir duasını herkesin kullanmasını istiyor. Diyor ki, “Kanserli bir hastanın yanındasınız, bu duayı sessizce içinizden okuduğunuzda asla o kansere siz yakalanmayacaksınız.. Hangi belaya uğrarsa uğrasın, o tür insanları gördüğünüzde bu duayı okuyun, asla o bela sizin kapınızı çalmayacaktır, kurtuldunuz demektir.”
Şimdi gözünüzün önüne getirin, Cübbeli’yi dinleyen ve bu sözlere inanan binlerce kişi sokak sokak kanser dahil çeşitli hastalıklara tutulmuş veya başlarına çeşitli felaketler gelmiş insanlar arayıp duruyor.. mahalle mahalle soruşturuyor, “şu evde kanserli var” diyene, “yahu kanserli gördüm bana kalp inmesi yemiş bir insan bulun, veya evi yanmış birileri”..
Sigorta, hastane, doktor, ameliyat, tedavi vb. gerektiren bütün ödemelerden kurtulmanın son derece pratik yolu.. Adam sigortaları ve hastaneleri iflas ettirecek, toplumsal düzeni bozacak, durdurun şunu!

‘Ben peygamberim’
Bilgisayarımın masa üzerinde ise bir haber bahsedilmeyi bekliyor, tam sırası:
“İskender Evrenesoğlu, kendisine vahiy geldiğini ve peygamber olduğunu, ‘Risalet Nurları’ isimli kitabın ise vahiy yoluyla Allah tarafından yazdırıldığını” söylüyor.
Diyanet, kardeşim bu kadar da olmaz diyerek, mahkemenin adamın yorumlarına yasak koymasını sağlamış. Peki, Diyanet’in kendisini ne yapacağız?
Yazmakla bitmez bunlar, yerden bitip duruyorlar: Adı neydi, o da ünlüymüş, kadınların 90 kilometre hızın üzerinde araba sürmesinin dinen yasak olduğunu söyleyen?
Bakın, genellikle bütün ticaretleri kadın üzerinden..
Din, tüm bu cübbeli sarıklıların ana egemenlik alanı.
Türban dahil, o da egemenlik alanının örtüsü.
Kuran’da böyle yazılı bir şey olmadığını, aklı başında dürüst ilahiyatçıların hepsi biliyor, ama İslam kültürü - müktesebatı Kuran’dan ibaret değil ki! Yukarıda saydığımız sapıklıkların geçmişlerine gittiğinizde tonlarcasını bulursunuz bu müktesebat içinde; bu akan nehrin canlandırıldığı bir dönem yaşıyoruz.

Alametler Saati mi?!
Binlerce yıllık, kadın-erkek-toplum üzerindeki türlü çeşitli egemenliklerini ayakta tutmak için, bugünkü iktidarın da yarattığı uygun ortamdan, iklimden yararlanmasınlar da ne yapsınlar.
Bunlara bakınca gözümün önünde Jamal Mahjoub’un Alametler Saati kitabı canlandı. Sudan’da 18. yüzyılda Sudan’ın kurtuluşu için de milleti arkasında toplayan Mehdi’nin öyküsü geliyor.
Burası da küçük büyük Mehdiler ülkesine dönüştü.
Ülkenin bir kısmı, “cehalet dönemi” prangaları altında.
Beyinlerine yeryüzünün ışıkları düşmemiş..
Birinden kurtulamamışken henüz.. Ki altın nesil adı altında verdiği tahribat, aslında insan beyninin “doğma” cenderesine sıkışmasının ne kadar kolay, bu cendereyi parçalamanın da ne kadar zor olduğunun örneklerini yaşadık, yaşıyoruz.
“Toplumsal cehalet”, her türlü melanetin ana kaynağıdır..
Bunları yazıyorum, ama Türkiye asla bunlar değil, sadece görmemek ve kendi inlerinde kapalı kalmalarını sağlamak marifetini gösterebilsek..

24 Eylül 2019 Salı

Yargı: Cumhuriyeti, Anayasayı yasaları iktidardan kim koruyacak, Fetö dönemi gibi


23 Eylül Pazartesi 2019 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

İktidar içinde “kanat savaşları”nın yeni hedefi Adalet Bakanı Abdurrahman Gül dişli çıktı. Pelikancı adıyla kötü tanınan, iktidar içinde bir grubun adına “silahşörlük” yapanlar şimdilik ikinci bir emre kadar kuyrukları kıstılar. Daha önce eski Cumhursbykn Abdullah Gül’ü yıpratmışlar; sonra da Ahmet Davutoğlu’nu henüz Başbakan ve Parti Başkanıyken top ateşine tutmuşlardı. Sonuç, Davutoğlu’nun tepetaklak görevlerinden olmuştu. Gelinen nokta Davutoğlu’nun Partiden atılmadan ayrılması olmuştu.
Konumuz yine yargı ve hukuk aslında, ama bu siyasi olayın hukuk veya yargıyla ne ilişkisi var diyeceksiniz. Bir iç çatışma ve tasfiye, değil mi?!
Evet esasında ve görünüşte öyle.
Ülkemizde tetikçilik siyasi bir iktidar savaşının parçası olarak işlediği, kişilik hak ve özgürlüklerine yapılan saldırıların üst düzey korumaya sahip olduğu için, hukuk işlemiyor. Davutoğlu o zaman bu silahşör veya tetikçileri dava etse dilekçesini kabul eden bir savcı bulamazdı..
O zaman şöyle sorabiliriz: Siyasi defter dürme girişimleri kendi içlerinde böylesine amansız sürüyorsa, iktidarlarının rakiplerine neler yapmazlar..
Dünkü yazımda epey sayıp dökmüştüm. Yapıyorlar zaten. Amansız, korkusuz ve alabildiğine...

Cumhuriyeti ve anayasayı kim koruyacak
Eski Cumhurbaşkanı AKP’den neden tam kopmak zorunda kaldı, RTE’ye karşı Cumhurbaşkanı adaylığını koyacak kadar kesin bir kopuş, üstelik... Mücadele etseydi, Davutoğlu’nun başına gelenlerle karşılaşacaktı.
Bir siyaset çirkefliğin batağında ise, rakiplerine karşı kullanmayacağı silah yoktur.
Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırılar konusunda kendiliğinden dava açarak kamu adına, Anayasal hak ve özgürlükler adına, ülkenin muhalefet liderinin devlet ve yasalar çerçevesinde sahip olduğu haklar adına hesap soran ve yasaları işleten bir savcılık kurumu ortalıkta bulunmuyorsa, orada keyfi bir yönetim var demektir.
Bir de şu demektir bu durum: Savcılar, Cumhuriyet Rejimi- Anayasa adına hareket etme özgürlüklerine sahip değiller. Yıllarca dışarı çıkmaması gereken on paralık bir adam “imza vermek” durumunda kaldığı için özgürlüklerinin kısıtlanmasından şikayetçi!
Hakkındaki soruşturmanın şeklen olduğundan ve bir süre sonra kendiliğinden kapanacağından şüphesi olan var mı?
Şimdi bakın: 2018 yılında dövizin artacağını söyledikleri, ekonomik krizden bahsettikleri için BDDK’nın (bankacılık denetleme kurumu) şikayeti üzerine savcılık “Türkiye ekonomisinin istikrarını zayıflatma girişiminde bulundukları” gerekçesiyle 38 gazeteci ve uzman hakkında dava açtı!
AKP iktidarı ekonomiyi batırmış, dolar almış başını gitmiş, bunu söyleyenler ekonomiyi zayıflatıyormuş.
Bu siyasi ve ekonomik susturma işlemi..

Her şey göstermelik: Yargıç sınavları

Bildiğimiz bir konuyu bir avukat bizzat yaşadığı için gündeme taşıyorum yeniden:
Sayın Bursalı,
“...Adana Barosu mensubuyum , 46 yaşındayım. Sizi yıllardır takip ediyor ve severek okuyorum. Bugün yazmış olduğunuz yazınızı da bir yargı mensubu olarak okudum. İstanbul Hukuk mezunu uzun yıllardır avukatlık yapan bir hukukçuyum, 2016 senesinde 43 yaşımda ömrümde ilk defa hakimlik sınavına girdim ve hiç de fena olmayan bir puanla bu sınavı kazandım.
“Ne var ki mülakat denilen garabeti geçemedim, ne oldu derseniz: Adana'da tanıdığım ne kadar Akp'li avukat varsa puanları benden düşük olmalarına rağmen hakim-savcı yapıldılar. Hem de toplamda 900 kişi, resmi Akp üyesi, ilçe başkanı, yardımcısı, disiplin kurulu üyesi veya parti üyesi vs
“Bu konu o dönem bir süre gündeme getirildi hatta liste liste isimleri yayınlandı, gelin görün ki unutuldu gitti, hatta bu listeyi yayınlayan gazeteniz haberine ve başka haberlere erişim yasağı getirildi.
“Sizden istirhamım konuyu diri tutmanızdır. Yaşım 45'i geçti, yasa gereği artık zaten hakim olamayacağım ama lütfen asıl kadrolaşmanın bu olduğunu yazınız. Bu arada eklemeliyim ki sadece 2016 sınavında değil sonrasında yapılan sınavlarda da aynı şekilde hep Akp'li avukatlar alındı, cüzi bir istisna hariç.”
***
Durum budur.
Tıpkı Fetöcülerin yaptığı gibi.