Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

2 Ekim 2016 Pazar

Lozan’a bugünkü saldırının, Osmanlıdaki uzantıları


Reis işaret veriyor, neredeyse tüm kanalları kapsayan iktidar tv’lerine doluşan iktidar “tarihçi”leri ve yazarları nefretlerini kusuyorlar. Olan bu. En son İskele Sancak adlı programa gözüm takıldı, baktım hepsi aynı yalan ve sahte ağız, vur babam vur.
İki ay içinde Lozan’ı “büyük zafer” olarak kutlayan Cumhurbaşkanı, “Lozan’ı zafer diye yutturuyorlar”a döndü. Bu “zaferi yutturanlar” arasında iki ay önceki kendisini koyarak.
Hayır, Lozan’ın zafer olduğuna hiç bir zaman inanmamıştı iktidar ve yandaşları. İki ay önce “Ordu ile ittifak” çerçevesinde söylenmiş bir “gönül alma” manevrası, “AKP, kemalizme teslim oldu” propagandası karşısında “hayır, dimdik ayaktayız, politik sahte manevralarımızla gerçek benliğimizi karıştırmayın” mesajını veriyordu. Neyse, kimse o sivil - asker “kemalist müttefikler” gerekli dersi çıkarmışlardır.

“Eyvah kemalist mu oluyoruz”

Bu geri manevranın ikinci nedeni de, iktidarın Osmanlıcı-fetihçi-İslamcı karakteridir. 12 adaları da ortaya atmasının nedeni, bu İslami fetihçi ballı bademe ağzı alıştırılmış ve beyni uyuşturulmuşları, kendi etrafında diriltmek amaçlıdır. Bu söylemle, ötedenberi “reklam arası”ilan ettikleri Kurtuluş ve Kuruluş’u, Cumhuriyeti reddeden Hilafetçi yobazlığın her zaman beslenmesi ve diri tutulması görevi de yerine getirilmiştir.
Bunları uyur vaziyette boş bırakmaya gelmez, bir bakmışsınız varoluş gerekçelerini unutmuşlar ve hepsi “kemalist” olmuş! Iki de bir fıştıklamanız gerekir! Papağanlar ekranlara doluşmalı ve tarihsel çizgilerini anımsamalı!
Hayır sizden ne Kemalist çıkar ne Cumhuriyetçi ne de Demokrat.
Hiç korkmayın, bu kavramlarla hiç ilişkiniz olmayacak, bir endişeniz olmasın!

Hangi tarihi uzantısı?

“Tarihsel çizgi” lafını boşuna kullanmadım.
Osmanlının batan imparatorluğunun son dönemlerinde, 1900’lerin başında, dağılan ve batan imparatorlukta yersiz yurtsuz kalacaklarını görerek, İmparatorluğun unutturdukarı “Türk kimliğini” keşfeden ve bunu adım adım inşa eden Osmanlı aydınlarının siyasi hareketine, İslamcı cenah savaş açmıştı.
Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı büyük yapıtında, bunu çok iyi anlatır. Süleyman Nazif’ler, Ebüzziya Tevfik’ler, ve özellikle Arap Kavmiyetçiliğini savunan Ahmet Naim Babanoğulları’giller ulusçuluğa karşıydılar, ve daha sonra Türkiye’nin kuruluşuna ol açacak “milliyetçilik” akımını İslamcılığı ve İslam birlikteliğini parçalayacak bir “Batı mikropu” olarak görüyorlardı.
Ümmetçilik ve ulusçuluk, o dönemin iki önemli siyasi çatışma alanıydı. İlki batak, ikincisi varlıktı..

Ulus düşmanlığı iktidara geldi

Daha sonra siyasal İslamcı ve ümmetçi akım, Osmanlının çöküşü ve Sevr ile ile birlikte karanlığa büründü; çünkü Mustafa Kemal ve arkadaşları, bir Türkiye ve bir ulus yaratmışlardı. O zaman tarihin çöplüğüne atılan bu “düşünce”, daha sonra öncelikle Nurculukla ve sonra da başka İslami cemaat ideolojileriyle dirildi ve bugün çeşitli kollarıyla iktidar oldu.
Çöken Osmanlıcılığın çürümüş ideolojilerinin bugünkü uzantıları, “ulus devlet bir nimet midir.. ulus devlet tarihin yanlışıdır..” gibi ucube yazılarla Cumhuriyetin kuruluşuna saldırılarını sürdürdüler.
Bugün Lozan’a saldırının ideolojik arka planında bu var.
Tabii bir de Atatürk Cumhuriyetini “yıkarak” yerine RTE ile başlayan bir İslami Cumhuriyet kurma ütopyaları..

“Ulus Yıkıcılığı Zamanları”

Tabii Davutoğlu’nu buradan anmadan geçemeyiz. İdeolojik başroldeydi.
Bu ümmetçi ve siyasal İslami çizgi ile bir Pratik ve teorik hesaplaşma, Ulus Yıkıcılğı Zamanları- Ulusalcılık Üzerine Yeni bir Deneme, ve Davutoğlu ile Hesaplaşma” kitabımda var.
Orada, bugünkü iktidarın Amerikalı şakşakçıları ve bunun nedenleri de bulunuyor. Ayrıca çağımızın genel niteliği, sermayenin ulusçuluk yanı, ulusalçılığın tarihsel kökenleri üzerine bir özet de var. Önem verdiğim bir çalışmam, lütfen bakın.

Uluslaşamama tarihi

Lozan’a saldıranlar, İngiliz emperyalistlerinin o dönemki kuyruk acılarına ancak ilaç ve merhem sürmeye kalkışanlardır. Küçük rötüşlerle, bazen milleeeet diye bağırma zorunluluğuna kapılarak, ancak özlerinde batan Osmanlı ümmetçiliği ile yaşıyorlar. Böyle yaşayamayacaklarını tarih gösterecek.
Zaten bunların beyinsiz kuklaları da televizyonlara çıkartılmış, Kemalist iktidar keşke olmasaydı, İngiliz işgal altında bir İstanbul’da müslüman olarak yaşamayı tercih ederdik, diye de konuşturulmuştu.
Bunların iktidarı, 1950’lerden sonra yarım kalmış bir uluslaşma sürecinin sonucu, ürünüdür.

2 Ekim 2016 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder