Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

4 Ekim 2018 Perşembe

Yeniden: Ankara ancak yerel iktidarlardan fethedilir.


2 Ekim 2018 Salı  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa Belediyesi Başkanı Ekrem Eşkinat’ın ilçeyi bütünüyle saran çok yönlü çalışmalarını gördükten sonra, düşüncem çok daha kesinleşti: Ankara’daki merkezi iktidar, ancak ve ancak yerelde çok başarılı çalışmalarla elde edilebilir.  
Şüphesiz Ekrem bey tek başına değil, çok başarılı çalışmalar yapan CHP belediyeleri var.
Bu yazıyı yazarken, daha önce bu köşede dile getirdiğim ve benzer düşünceleri işleyen yazıları düşündüm. Dahası, birinde şöyle demiştim: “Meclis’te 5 milletvekili bulundurmak yeter, tüm diğer milletvekilleri hayatlarını belediyelerde, kentlerde siyasi, sosyal çalışmalar yapmakla geçirmeli ve partiler seçimlere buralarda hazırlanmalıdır..”
Bu devrimci bir dönüşüm gerektirir, bu nedenle Ankara merkezli düşünen hiç bir parti bunu gerçekleştiremez.


CHP iktidarda değil mi?

Önce bu soruya yanıt vermeli.
Eğer iktidardan kasıt Ankara ise değil, ama yerel iktidarlar ise evet.
CHP: 6'sı büyükşehir belediyesi, 13 il ve 162 ilçede, toplam 181 yerelde işbaşında!
Burada da soru şu: CHP, parti olarak, iktidarda bulunduğu, il, ilçe, belde vb’de mükemmel bir yönetim gerçekleştiriyor mu?
Yani 181 yerde, tıpkı Ankara’dan Türkiye’yi yönetiyormuş gibi, bir yönetim anlayışı gösteriyor mu, yerel parti örgütlerini bir kenara bırakıp, merkezi olarak ve ciddi olarak belediyeleriyle istişare ediyor, ortak bir yol haritası izliyor, yön ve yol gösteriyor mu?
Ülkeyi yönetiyormuş gibi..
Bilmiyorum, ama bazı belediye başkanları dürüstçe, CHP merkezinin belediyelerde elini taşın altına koymadığını söylüyor.

Tıpkı ülkeyi yönetiyormuş gibi

Muhalefetin, en büyüğü olarak da CHP’nin, yerel yönetimlerde, tıpkı merkezi hükümetmiş gibi bir “iş planı” var mı, belediye başkanlarıyla düzenli toplantılar yapıyor mu, yapılan güzel şeyleri alkışlıyor, eleştiriyor ve yol gösterici oluyor mu?
Şimdi tam bu noktada çok sayıda CHP’li belediye başkanı şöyle düşünüyor olabilir: “Aman aman, bize bulaşmasınlar yeter!
Şüphesiz böyle düşünen vardır. Burada da soru şu: Acaba neden böyle düşünüyorlar? CHP yönetiminin bu konuda yetersizliğinden mi, yoksa ben seçildim, istediğim gibi yönetirim anlayışından mı?
Mesela 181 belediye yönetimi 5 yıla yakın iktidarda, acaba yönettiği il, ilçe ve beldelerde halkın hizmet memnuniyeti ne kadar? Bu nesnel olarak hiç ölçüldü mü?
Temel kıstas budur... Yerelde halkın, çok güzel yönetiyorlar, çok başarılılar, valla ülkeyi yönetmeyi hak ediyorlar, demesi gerekiyor.. Dahası bunun CHP oylarına da yansıması gerekiyor.
Şüphesiz, yaşadığımız siyasal koşullarda henüz en zor konulardan biri, CHP’nin oylarını önemli ölçülerde arttırmasıdır. Sosyal dönüşümler kolay olmuyor.
Belediye yönetimlerinde sorunlar varsa, belediyelerin yeni bir yönetim anlayışıyla ilerlemesine katkıda bulunuldu mu?
Mart’ta yerel seçimler yapılacak.
Şimdi yerel iktidarlarda olan CHP yönetimlerinin işleri daha zor.
Çünkü pek çok yerde AKP MHP desteğiyle seçimlere girecek (veya tersi).
Dolayısıyla, CHP’nin belediye seçimlerinden kayıpla çıkması mümkün.

Seçmen “yerelde” oyunu kullanmalı

Şüphesiz, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hayal kırıklığı yaşamış pek çok seçmen, yerele katılmayacağız, CHP’ye oy vermeyeceğiz diyor. Parti yönetiminde bir anlayış hâlâ var: Başka nereye vereceksiniz, AKP’ye mi, tıpış tıpış bize vereceksiniz..
Buna rağmen, yerelde herkes oyunu kullanmalıdır.
Yerel çok önemlidir.
En yakın hemen hesap sorabileceğimiz, talepte bulunabileceğimiz, eleştirebileceğimiz yanı başımızdaki iktidarlardır.
Her ne kadar bugüne kadar bu gündeme gelmemişse de..
CHP yerelde iktidar olmayı ne kadar başarıyor?
Bunu bu seçim sonuçlarında göreceğiz.
Bu seçim sonuçları, önemli başka siyasi sonuçlar da üretecek.
Bu nedenle “yerelde kalın, oyunuzu kullanın” derim seçmene!
Yerel iktidarın önemini pek çok yerde görebilirsiniz, Süleymanpaşa dahil.

Dünyanın en berbat hali, şiddetin maliyeti 15 trilyon $


1 Ekim 2018 Pazartesi  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

Dün Süleymanpaşa belediyesinden girdim konuya, aslında yerel iktidarların gücüyle sürdürecektim yazıyı, bunu yarına bırakıyorum ve dünyanın hali pür melalini anlatan son bir araştırma sonucunu paylaşmayı öne alıyorum..
Önceki gün Herkese Bilim Teknoloji’nin aylık toplantısında, Cem Say ve Tanol Türkoğlu yapay zeka-robotik konusunu tartıştı. Gençler çoğunluktaydı ve sorularıyla derinleştirdiler tartışmayı.. Yapay zeka ve otomasyona dayalı silah sistemleri, silahlanmayı yeni bir teknolojik düzeye yükseltiyor görüşündeyim ve gelecek umudum azalıyor.
Mesele, belirli koşullar gerçekleşince her türlü bombayı atmaya kodlanmış, tetiği çekme kararını kendi veren /otonom silah sistemlerinin ötesinde...
Mesela silahlı drone (İHA) filolarının binlerce “düşmana” saldırıları, yeni bir savaş dönemidir. “Asker”in arka planda olduğu robotik sistemlerin savaşını düşünün.. her ne kadar drone’lar uzaktan kumanda edilse bile... Ama yapay zekaya sahip otonom silahlar da bir savaş durumunda şüphesiz cepheye sürülecektir.

Şu ekonomik kayba bakın!

Dünya 1,7 trilyon dolar silahlanmaya /savunmaya harcıyor yılda. Türkiye 18.2 milyar $ harcama ile, silahlanmada 15.ci ülke! 2008’den bu yana silahlanma harcamamız yüzde 46 artmış. Tabii diğer sivil alanlardaki indekslerde yüzüncü sıralarda seyretme utancımızı da bu arada belirtelim. Keşke savunma masarfları çok çok az, demokrasi- hukuk -insan hakları- basın özgürlüğü göstergelerinde çok çok yüksek olsaydık.
Bu konu derin, güncel olan ise, dünyada hüküm süren çeşitli şiddet olaylarının toplumlara maliyeti: 14,76 trilyon $ (2017). (https://mailchi.mp/visionofhumanity/august-808219?e=0af9590786)
Bu rakam, dünya toplam gayri safi hasılasının yaklaşık yüzde 12,4’üne denk geliyor. “Veya gezegende yaşayan her birey için 1988 $’a”.
Dehşet verici olan ise 2012’den bu yana bu sayıların yüzde 16, 2016’ya göre yüzde 2,1 artmış olmasıdır. Burada, iç güvenlik harcamalarının etkisi büyük.

Şiddet yüzde 10 azalsa..

Bu rapor, 14,7 trilyon dolarlık maliyetin yüzde 37,24’sini askeri harcamalara ayırıyor. Bu durumda askeri harcamalarda toplam 5,47 trilyon $ gibi bir rakam çıkıyor ki, yukarıda paylaştığım 1,7 trilyonluk askeri harcamayı katlıyor. 5,47 trilyonluk harcama içinde içinde başka şeyler de olsa gerek.
Bu indeksin dikkate aldığı çok sayıda kalem var: İç çatışmalar, iç güvenlik önlemlerine harcananlar, dış çatışmalar, cinayetler ve adi suçlar, terörizm etkisi, şiddete dayalı gösteriler, silah ihracatı, askeri harcamalar, askerileşme, intiharlar, politik şiddet...
Küresel şiddet yüzde 1 azalsa, dünyada resmi küresel yardım miktarına denk gelen bir rakam ortaya çıkar. Yüzde 10 azalsa, İsviçre, Danimarka ve Belçika’nın milli hasılaları kadar kaynak yaratılır veya refaha katkısı olur.
Sadece silahlanmada yüzde 10’luk bir azalmanın, 15 yılda dünyada yoksulluğu yok edebileceği hesabı yapılıyor.
Yani savaş ve gerilimlerin dünyaya ve ekonomilere maliyeti  ve yoksulluğun artmasına olan katkısı çok büyük. Institute for Economics and Peace tarafından her yıl hazırlanan raporun amacı zaten, barışın ekonomiye olası çok yönlü büyük yararlarını ortaya çıkarmak.

Kırmızı liste: 149.sıradayız

Ülkeler indeksi yapmışlar. Türkiye, barışın uzak olduğu tehlikeli bölgede; dolayısıyla bunun  ekonomiye ve refaha maliyeti yüksek olan ülkeler arasında. Kırmızı listedeyiz ve sıramız 149.. Barışçıl olmaktan doolayı ekonomik yararı maksimize eden ilk 5 ülke ise İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Portekiz ve Danimarka..
Tabii durum böyle olunca “pozitif barış endeksi” de dünyada düşüş kaydediyor.
Sizleri rakamlara boğmak istemiyorum, ana fikirleri aktardım.
Dünyayı kapitalizm yönetiyor. Yarattığı dünya bu. Ama böyle olmak zorunda değil. Sürdürülebilir bir toplum ve dünya ilişkileri yaratmak mümkün.
Tüm ülkelerde siyaset, piyasanın ve egemen kapitalist ilişkilerin güdümünde. Adeta çıkış yolu yok, başka bir dünya yok düşüncesindeler.
Kapitalizm ve ulus devletlerin çıkarlarının birbiriyle uzlaşmazlığı, sömürü ve egemenlik hırsı, yaşanılabilir bir dünya yaratmıyor.
Bir şeyler tam çökmeden ve yıkılmadan yeni bir dünyanın doğması mümkün değil.
Yoksa öyle değil mi?
--



1 Ekim 2018 Pazartesi

Tekirdağ Köftecileri ve Ötesi


30 Eylül 2018 Pazar  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

Cuma gününü Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa Belediyesi Başkanı Ekrem Eşkinat’ın davetlisi olarak geçirdik. Güncel konu sadece Tekirdağ’ın değil Trakya’nın babadan evlada ünlü köftecilerinin de katılıp köftelerini sunması değildi tabii ki..  Coğrafi İşaretleme konusu ile Kırklareli’nin kıvırcık koyununun üstün özellikleri ve korunup geliştirilmesi için yapılan bilimsel çalışmalar paneli de vardı.. “Sen köfteleri anlat” der gibisiniz.

 

Şu kadarını söyleyeyim, Trakya’nın ustaları köfte sırlarını paylaştılar ve nefis bir pişirme gösterisi yaptılar. Edirne Köfteci Osman, Tekirdağ’ın Köfteci Selim Ustası, Kırklareli’nin Küçük Mustafa’sı, Hayrabolu Köftecisi, Uzunköprü’den Mustafa, Ahmetbey Belediyesi’nden Fazlı.. Kimi üç nesil kimi iki nesil.. Akşam Barbare’de olağanüstü bir köfte şöleni vardı.. Hikayenin gerisi, yukarıda adlarını saydığım her bir köftecide bizzat yaşanmalı..
Şimdi diğer konulara geçelim.
Ekrem Eşkinat adeta –ve aynı zamanda– büyük bir kültür belediyeciliğine imza atan isim. 4.yıldır temalı Heykel Şenliği yapıyor. Dünya’dan yontuculara çağrı çıkıyor, her yıl 10 yontucu davetle geliyor ve Süleymanpaşa sahilinde heykellerini bitiriyorlar. Karşıda Marmara (Mermer) adasının beyaz mermerleri, bu tarafta tarih dolu bir kent, bütünleşiyorlar. Park, adeta heykel parkına dönüşmüş durumda.
Geçen yılki tema Müzik’ti, taa Japonya’dan gelen sanatçı vardı. Henüz mermerler gelmiş ama yontucular işe yeni başlamışlardı gezdiğimizde. Bu yılın teması ise Üzüm ve İnsan.. Heykeller bitmiş ve parka yerleştiriliyorlardı gittiğimizde! Nefis şeyler! Ustalara şapka çıkartıyorsunuz, o mermerler nasıl hayat buluyor, şaşıyorsunuz..

Üzüm, Trakya’nın ta kendisi! Bağcılık çok köklü geçmişe sahip, ve bugün de hızla gelişiyor, dış ülkelerde büyük başarı kazanan şarapların üretildiği bir yerdeyiz! Nefis heykeller çıktı! Birisini paylaşayım. Buna paralel bir de Genç Bizanthe Umut Veren Heykeltraş Heykel Yarışması var ve bizim genç yontucular katılıyor.
Trakya’da bazı kurumlar belediyeden heykel istemeye başlamış. Yavaş yavaş heykelle anılacak kente dönüşebilir Tekirdağ!



Balaban’ın müzesi açıldı

İbrahim Balaban’ı tanıyor musunuz? Nazım Hikmet’in hayat ortaklığı yaptığı, bugün topu topu 3 kişi kadar kalan dostlarından biri.  Ünlü “köy - köylü” ressamımız Balaban onlardan biri. Nazım Hikmet, kaldığı hapishaneye adi suçtan düşen Balaban’daki resim yeteneğini görüyor ve Balaban ortaya çıkıyor.

Bugün 96 yaşında olan ve hâlâ resim yapmayı sürdüren Balaban’ın resimleri, eşyaları, el yazmaları, çok sayıda kitabı, Ekrem Eşkinat’ın girişimiyle Belediye, iki katlı eski bir Tekirdağ evini satın alıp restore ediyor Balaban Müzesi’nde! çok değerli ve tanınmış resimlerinden bir kısmı Müze’ye bağışlanıyor, bir kısmı da satın alınıyor. Aslında Bursa, sahip çıkması gereken bir evladına bir müzeyi çok görmüş, bazı belediyelerden ret yanıtı gelince Balaban’ı Eşkinat sahiplenmiş.
Şüphesiz Balaban’la Tekirdağ büyük bir değer kazanmış oldu.

Çocuklara büyük önem

Eşkinat çocuklara büyük önem veriyor. Oyunuzu istemiyorum, ama çocuklarınızın yetişmesini istiyorum diyor annelere. Doğum öncesinden başlayarak, “sağlıklı nesiller”in yetişmesi düşüncesiyle, bebeklerin  sonra çocukların ihtiyaçları, belediyenin kontrolü altında. En son, Çocuk Akademisi adı altında özel eğitim kreşi açılıyor bu yıl.
Bilgisayar kodu yazma, üç boyutlu yazıcı kullanma, robot kursları atölyelerinde 1700 çocuk yeni bilim ve çalışma hayatına ilk adımlarını attı; yazdıkları kodlarla yazıcıyı da kullanarak robotlar elde etmişler.
Sosyal belediyeciliğin 1001 yüzü, Süleymanpaşalıların hizmetine sunulmuş durumda. Yok yok.. Ve planlananlar var.
Eşkinat yüzü durmadan gülen bir insan.
Başarılar diliyorum..
Ama yine de ille de köfteciler; ve Süleymanpaşa’ya heykeli dikilen “Katil Hasan” ve grubunun müzik ziyafeti!