Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Şubat 2017 Perşembe

“Bu yetkiler evliyayı azdırır” ve Fas Krallığı

İlhan Kesici, CHP milletvekili, çok iyi benzetmelerle yapılmak istenen değişiklikleri ifade eden bir politikacı. “Bu yetkiler evliyayı azdırır” lafı ona ait. Ölüleri canlandırır demedi henüz. Masumu katil yapar, demokratın içinden diktatör çıkartır da demedi. Evliya meselesinin halk nezdinde anlamını en iyi bileceklerden biridir.
İlhan Kesici halk dilini iyi kullanıyor.
CHP, söz ve polemik ustası Kesici’ye bol bol rol vermeli… Özellikle esnafın üzerine salmalı. Mitinglerde sahneye çıkartmalı.. Etinden - sütünden - postundan yararlanmalı. Televizyonlara çıkartmalı! Bu bir ülke meselesidir, parti değil.
Özellikle AKP’ye oy veren ve şimdi de geniş tereddüt içinde bulunan eski merkez sağ seçmenin mümkün olduğunca büyük ölçüde HAYIR demesini en iyi sağlayacak politikacılardan biridir.
Eğer bu olmazsa, İlhan Kesici çevresinde büyük bir ret kampanyasını örgütleyecek sivil inisyatiflerin de ortaya çıkması ve CHP merkezinden bağımsız bir kampanyanın düzenlenmesi bile düşünülebilir. CHP’lilere verilen “ev ev dolaşacaksınız” talimatı iyi de, stratejik davranma eksikliği varmış gibi geliyor.
AKP’ye oy veren, ama tek adam yetkilerini istemeyen en az yüzde 10’luk kesimin oyunu HAYIR’a sabitleyecek politikalar geliştirmek birinci derecede önemli gözüküyor bana.
Habertürk’te Didem Aslan’a “Bu yetkiler Sayın Recep Tayyip Erdoğan değil evliyayı azdırır. Devletin başı, hükümetin başı, ordunun başı, bütün hukuk sistemlerinin başı. Böyle bir şey olabilir mi? Ekonominin başı herşeyin başı yani. Evliyayı azdırır. Bu iş referanduma gitmeden halledilmeli” derken İlhan Kesici, birden Fas’ı anımsadım.

Fas’taki Kraliyet ve AKP
Fas’da hanedan krallık var. Kral, her ne kadar Arap Baharı başlangıcında Fas’taki yükselen talepleri dikkate alarak bazı yetkilerini Başbakana ve Meclis’e devretmiş olsa da, Silahlı Kuvvetler ona bağlı, başkomutan. Meclis’te en güçlü partinin önerdiği başbakanı ve bakanları atıyor ve tüm kabineyi onaylıyor. Meclis’i her zaman feshetme ve olağanüstü koşullar ilan etme yetkisi var. Adalet ve Kalkınma Partisi, krala sadık. Kraliyetin hukuk ve polis üzerinde etkisi tartışılmıyor.
Kral hükümet toplantılarına istediği zaman katılıyor, yargıçları atıyor ve en önemli kurumların başına da atama yapıyor. Yani yasama, yürütme ve yargıyı kontrol ediyor.
Ayrıca Kraliyet ailesi ülkenin her alanda en önemli yatırımlarını da elinde bulunduruyor, bu yolla ekonomiyi de güdümlüyor. Önemli ihaleleri ailenin şirketi kazanıyor. Forbes 2015’e göre de serveti 6 milyar dolar…
Fas Kralı’nın ve sistemin durumu, ülkemizde yapılmak istenene çok benziyor. Tabii ki Türkiye’ye özgü bir Fas sistemi.
***
BOZKURT GÜVENÇ: Bilim yanıldıkça ilerler
Bozkurt Hoca’dan mektup var

“Bilim ve Siyaset köşenizde Canan Dağdeviren’in İKÜ’deki Erdal İnönü’yü anma toplantısında konuşmasını izleyip çok iyi değerlendirdiğiniz gibi, Özlem Yüzak’ın Boğaziçi Ü’nde Canan ile yaptığı söyleşinin önemini de eklemişsiniz. Bir taşla iki kuş olmuş. 
Canan Hanım, genç ama gerçek bir bilim öncüsü. Bilimin temel ilkesini pek güzel kavramış ve açıklıyor, bu cümlesinden çok etkilendim. "Bilimin yanılgısı başarısıdır !” bu küçücük cümle işin değil, zamanın ruhudur. Bilim yanıldıka ilerler! Yanılma özgürlüğünün olmadığı bir ülkede bilim yapılamaz. Bilim yöntemi, bütün övgülerimize karşın büyük ölçüde Deneme ve Yanılma’dır. Radyasyon ve nükleer fiziğin doğuşunda bir yanılgı vardı. Fransız fizikçi, derste Fosforessans olayını açıklarken bulundu radyasyon.
Hoca, Anfinin pencerelerini kapatıp fosfor kutusunun kapağını açtığında kutu kutu ışıl ışıl yanıyordu. Hoca mucizeyi şöyle açıkladı. Laborant, kutuyu bir iki gün önce bu ders için güneşe tutmuştu. Fosfor numunesi sakladığı enerjiyi şimdi geri veriyordu..
Laborant gülmeye başlamış. Hoca, neden güldüğünü sorunca açıklamış. Çünkü, fosfor kutularını bu hafta güneşe tutmayı unutmuştu. Peki bu ışık güneşten değilse, nereden geliyordu? Curie'lerin bilime katkısı böyle başladı.

Kutunun içinde fosforu uyaran bir enerji kaynağı olmalıydı. Yıllarca aradılar ve görünmez ışınlar saçan Radyoaktif elementleri buldular. Bilimin yanılgısı bir keşfe yol açmıştı. Yanılmaktan korktuğumuz sürece bilim yapamayız. Bilim ve bilim yapan, yanıldığını- yanlışını kabul ettikçe ilerler.”
20  Şubat 2017 Pazartesi / Bilim ve siyaset – Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder