Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

26 Eylül 2018 Çarşamba

“Ey Meksika Başkanı Oprador, yahu senin ülkenin itibarı yok mu?”


24 Eylül 2018 Pazartesi  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

“Ey Meksika Başkanı Oprador, yahu senin ülkenin itibarı yok mu?”


Meksika’nın yeni devlet başkanı Andres Manuel Lopez Oprador, emrindeki devlet uçağını satma kararı aldı, bindiği tarifeli sefer 4 saat rötor yapınca gazetecilerle sohbet etti ve bu rötar benim başkanlık uçağını satma kararımı değiştirmeyecek dedi. Bakın neler söylüyor:
Başkanlık uçağına binmeyeceğim. Bu kadar fakirliğin olduğu bir ülkede o lüks uçağa binersem utancımdan kimsenin yüzüne bakamam. Güç alçak gönüllülüktür. Güç başkalarına hizmet için kullanıldığında bir erdeme dönüşür ve bir anlam ifade eder. Küstahça ve kibirli davranan hiç bir politikacı uzun süre koltuğunda kalmayacaktır. Artık bitti, bu saçmalık artık bitti.”
Alkışlar gülmeler ardasında elini şöyle havaya sallayarak kalkar ve gider. Oprador üçüncü kez katıldığı başkanlık seçimlerinde seçildi, yüzde 53 oyla. Sol – sosyal demokrat ittifakıyla. Aralıkta resmen işbaşı yapacak!
O da Başkan, RTE de başkan! Üstelik RTE oraya bizzat gidip danışmanlarıyla Meksika’nın Başkanlık Sistemini de inceledi!

RTE Meksika’yı inceledi

Cumhurbaşkanı Güney Amerika gezisinde Küba’dan sonra son olarak Meksika’yı da ziyaret etmişti. O zamanki Başkan Enrique Peña Nieto idi. Meksika bu gezi sırasında Türkiye’de yoğun tartışılan Başkanlık Rejimi ile gündeme geldi. Türkiye’de başkanlık rejimi elbisesi biçilmesi arayışlarında Meksika’dan “yerli ve milli sistem” için yararlandılar!
Türkiye ile Meksika birbirine epey benzeyen iki ülke. OECD’nin çeşitli konu sıralamalarında Türkiye ile Meksika pek çok konuda birlikte son sıradalar! Eğitim dahil! Nüfusu bizden çok: 123 milyon! Adam başı milli geliri 10 bin dolar. Eşitsizlik bizden çok yüksek.
Yeni seçilen Başkan emrindeki devlet uçağını satacağını açıklarken  söylediklerine bakın. İki noktaya vurgu yapıyor: Meksika’da bu kadar yoksulluk varken ben lüks içinde uçamam, yaşayamam, utanırım.. Ve devlet Başkanı gücünü böyle bir amaçla kullanamam. Böyle güçlü bir yerde alçakgönüllü olmak zorundayım. Gücü halkın refahı uğruna kullanabilirim...

“Yahu Oprador, senin ülkenin itibarı yok mu?”

Bence RTE yeniden bir Meksika ziyareti yapmalı. Ondan öğreneceği çok şey var. Oprador’a sormalı:
Yahu Başkan ben itibardan tasarruf edilemez, diyorum itibarı arttırmak için de yeni uçaklar alıyorum, lüks davetler veriyorum, bir saray yetmiyor yeni yazlık saraylar yaptırıyorum.. Senin ise bir uçağın var onu da satıyorsun, bizim de çok sayıda uçak var ve hala satın alıyoruz. İtibarı artırmak için.. Meksika’nın, ülkenin, devletin, başkanın itibarı yok mu, itibara ihtiyacı yok mu da böyle yapıyorsun, tarifeli seferle uçmak size yakışır mı, yoksa biz mi yanlış yapıyoruz, gel şu işi bir tartışalım..
Bu tartışma da Tahran’da Putin, Ruhani, Erdoğan arasında yapıldığı gibi tamamen de halka açık olmalı ve naklen yayınlanmalı! Herhalde dünyada en çok izlenen politik bir tartışma olur! Şüphesiz ki böyle bir şey olmaz! Ama hayali bir senaryo yazılmasına kimse engel değil!
Erdoğan her şeyin başı.. bir ülkede olabilecek güçleri kumanda eden lider. Başka yerde bu gücü göremezsiniz. Bu bakımdan da Erdoğan Türkiyesi siyaset ve toplumsal olarak bir laboratuvar konumunda.

Yargıda siyasi vesayetin görülmemiş türü

Hukuk – yargı üzerinde siyasi vesayet var özgür değil diye yazılıp çizilenleri durmadan doğrulayan örneklerle karşı karşıyayız. Fettan Tamince’nin Fetö soruşturasında vicdanına göre ama iktidarın hoşuna gitmeyen karar veren yargıcın görevden alınmasından tutun, ÇHD üyesi olan avukatlar için önce tahliye karar veren, savcının itirazı üzerine sonra tutuklayan yargı heyetinin değiştirilmesi...
Bunu kim yapıyor?  Hakimler Savcılar Kurulu (HSK)! Bu kurulu siyasetin oluşturduğu ve bunun yanlış olduğu  konusunda yazılıp çizilenler dünyayı dolaşır.
Ya Yargıtay’ın Berberoğlu davasında verdiği, davalı tüm milletvekillerinin gelecekte tutuklanmasına kapı açan ucube karar!?
Siyasi vesayetin bugüne kadar görülmemiş bir türünü yaşıyoruz ülkede!

23 Eylül 2018 Pazar

Kriz yok, koşun gelin, bol para kazanın!


23 Eylül 2018 Pazar  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı
  
Cumhurbaşkanının 15 yıl boyunca yönetimde bir hata yaptığını gördünüz mü? Şüphesiz ki hayır! En son ülke ekonomik krize yuvarlanınca, kriz falan yok, bu sadece büyüyen Türkiye’ye bir dış saldırıdır benzeri şeyler söyledi çıktı işin içinden.
İki yapı var yönetimde, Cumhurbaşkanı ve diğerleri: yani parti, bakanlar, bürokrasi, diğer birimler, ve tüm bunların yönettiği devlet.
İlki hiç hata yapmaz. Diğerleri yapar.
Reis pek çok taraftarı arasında yüceliğini korumak için bütün kötü şeyleri kendisinden uzak tutan politika izler. Böylece seçmen kitlesini bir arada tutmaya yönelir. Bu RTE’nin kaç yıldır politikasıdır. Güçlü bir düşman yaratır ve kitlesinin nefretini düşmana yöneltir.
Daha önceki genel seçimlerde biliyorsunuz başta Hollanda, Almanya, Avusturya olmak üzere Avrupa baş düşmandı. Buradan 2 puan kadar götürdü. Fetö vb dolayısıyla da zaten ABD düzenli ve sürekli düşman vitrinine çıkar.
Elhak, bu ülkeler de RTE’nin çok açık seçim politikası tuzağına düşer. Gerilirler, saldırı demeçleri verirler. Gazeteleri yazılar döşenir Türkiye ve Reis üzerine.. RTE’nin kendilerine biçtiği rolü büyük bir başarıyla ve hakkaniyetle yerine getirmiş olurlar. Millet de iktidar yanında kenetlenir..

Borç vermeselerdi kriz çıkmayacaktı!

Ekonomik kriz de dış düşmanın işi ilan ediliverdi. Ya kimin işi olacaktı
Ülkenin 500 milyara yakın dış borcunun birikmesi de dış düşmanın işi.. Bankaların dışarıdan milyarlarca borçlanması.. İnşaat şirketlerinin, AVM yapıcılarının, bugün iflas yolunda ağlaşan şirketlerin dolar üzerinden borçlanmaları da yabancıların işi.
Madem Türkiye büyüyor, böyyük Türkiye nidaları geri döndü, o halde biz boyumuzu posumuzu aşacak şekilde borçlanalım, kestirmeden büyüyelim.. Nasılsa arkamızda Reis var, zorda kalırsak biri çare bulur..”

“Sizi gidi leş kargaları”

Hiç biri borç alırken o alçak dış düşman bankaların, bankerlerin, hangi art niyetle bu kadar kesenin ağzını açtığını hiç farketmedi!!! Aldatılma milletçe, hükümetçe de.. Bu kadar borç vermeseydiler, sorun çıkmayacaktı. Durmadan borç vermelerinin nedeni, ülkeyi krize sokmaktı! Yoksa onlarda para isteyen mi vardı?!
Dahası, bu alçaklar borç verirken batılacağını biliyordu, bir diğer amaçları da ucuzlayan şirketlerin tepesine akbabalar gibi çöreklenmekti!
Leş kargaları sizi gidi!
AKP’yi de Reis’i de kandırdılar, hatta 2009’da şirketlerin dışarıdan istedikleri kadar borçlanmalarının yolunu açan yasayı iktidara çıkartan da onlar! Ankara’da kulis mulis, hoop yasa tamam!? Değil miydi böyle yoksa?

“Devletin borcu değil ki” masalı

TV tartışmalarında, iki – üç yıl önceden bu tehlikeye dikkat çekiyor, ülkenin büyük borç yükü altına girdiğini söylüyorken, iktidar yandaşları, onlar devletin borcu değil ki, özel sektörün, kendileri düşünsün, devletin – hazinenin bir garantisi olmadı ki Türkiye’nin borcu olsun...
Biz de diyorduk ki: Yahu Türkiye ekonomisi özel şirketlerden oluşuyor, onlar batarsa Türkiye de batar ve devlet de borçları üstlenmek zorunda kalır...
Ama bildiklerini okuyor ve milleti ekranlarda kandırmanın yolunu seçiyorlardı.. Yoksa bu durumu bilmeyecek kadar sıradan olamazlar! Yoksa yanılıyor muyum?
Sanırım böyle düşünen şapşalların şöyle bir düşünceleri vardı, bir ara yazıp çizdik: Batsın büyük şirketler, onlar bizim değil, hatta bize karşılar, böylece sermaye el değiştirir, iktidar yanlılarının eline geçer ve bu iş böylece birden temizlenir..

Kriz yok ki

Yüzde 2,5 gelecek yıl büyüyecekmişiz. Masal diyeceğim ama ülkeyi düşünerek inşallah diyorum!
Şimdi iktidar tüm güçleriyle yabancılara yalvarıyor: Gelin, dolarlarınızla gelin, ucuz şirketlerimiz var. Borsaya gelin, ne kadar ucuz! Bakın faizlere! Hazine bonolarına koşun!
Hukuk mu, yargı üzerinde siyaset mi, medya özgürlüğü mü, mal güvenliği mi, yahu boş verin bunları da ucuzluğa bol para kazanmaya koşun!

22 Eylül 2018 Cumartesi

Gökhan Hotamışlıgil’e mükemmel bir ödül


20 Eylül 2018 Perşembe  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

25 yıldır kendini metabolik – kompleks hastalıklar konusuna adamış ve bu bağlamda obezliği bu hastalıkların odağına oturtmuş ünlü bilim insanımız Gökhan Hotamışlıgil’e hakkettiği büyük ödül verildi: Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği (EASD) ve Novo Nordisk Vakfı Mükemmeliyet Ödülü.
Hotamışlıgil, 25 yıllık özverili çalışmaları ve bu çalışmaların diyabet ve obezlik konusunda önemli yeniliklere, farkındalıklara, yol açmış olması ve yeni bilimsel araştırmaları tetiklemesi nedeniyle, alanında en büyük ödüllerden biri verildi..


Bir baş belası hastalık

Diyabet ve obezite tam bir baş belası. Diyabetle dünyada en az 425 milyon insan, obezite ile de 650 milyon insan, yani toplarsanız, dünyada en az 7 insandan 1’i  cebelleşiyor. Obezite ve diyabeti, sadece obezite ve diyabet olarak görmeyin, bu ikili, kalp hastalıklarından tutun çok sayıda başka hastalıkları geliştiriyor.
Özellikle obezite, “kalp”,  ‘kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması gibi hastalıkları da geliştirdiği biliniyor.
Hotamışlıgil, gönderdiğim tebrik mesajına verdiği yanıtta, bu hastalıklara artık son zamanlarda astım, demans ve kanser gibi, obezite ile ilişkisi yeni farkedilen hastlalıkların da eklendiğini belirtiyor.
Yani obezite, aşırı kiloluk durumu, tam bir baş belası ve ölümcül hastalık etkeni, kaynağı, yuvası!

Yenilikçi ve çığır açıcı araştırmalar

Bu tür ödüller, yenilikçi araştırmaları teşvik amacını da taşıyor ve kendi alanında çığır açıcı araştırmalara imza atanlara veriliyor. Ödül gerekçelerinde de bu vurgulanıyor:
Bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmalar, yaygın ve karmaşık hastalıkların genetik mekanizmaları ile yeni tedavi yöntemleri üzerine odaklanan ve çok yeni bir alan olan immunometabolism’de çığır açıcı yeni bilgilerin edinilmesine yol açtı. Keşifleri, metabolik hastalıkların anlaşılması ve tedavi edilmesinde kullanılan mevcut yaklaşımları oluşturdu. Ayrıca 100’den fazla öğrenci ve bilim insanını eğitti ve yol gösterici oldu... olağanüstü çalışmaların sahibi ve çığır açıcı katkılar yaptı..”

“Sana mantıki geliyor mu?”

Gökhan Hotamışlıgil uzun yıllardır tanıdığım ve çok yakından izlediğim bir bilim insanı. 25 yıldır büyük bir adanmışlıkla sürdürdüğü çalışmaları, en üst düzeyde bilim dergilerinde yayımlandı. Bana obezite-metabolik hastalıklarla enflamasyon arasındaki ilişkiyi ve döngüyü çizerek anlattığı ve büyük bir alçak gönüllülükle “ne diyorsun, sana mantıki geliyor mu” diye yönelttiği sorusunun da aramızda gülüşmelere yol açtığı zamanlardan, şimdi vardığı sonuçlar arasında bir uzun mesafe koşucusunu görüyorum.
Bu ödül, bu koşuda önemli bir merhale.

Daha büyük ödüllerin kapısı

Eğer devam eden koşusunda daha büyük kesin sonuçlara ulaşması durumunda, çalışmalarının, şimdiki ödülünü aşacak daha büyük bilim ödülleriyle taçlanacağını biliyorum.
Hotamışlıgil, ödülü öğrencileri asistanları ve meslektaşları adına aldığını belirterek hepsinin sıradışı özveriliğini övüyor ve  “ilkokuldan itibaren bana yol gösteren ve hayatımda büyük etkileri olan olağanüstü öğretmenlerim ve akıl hocalarımın yanı sıra 25 yıl boyunca çalışmalarımıza cömertçe destek sağlayan herkese minnettarım” diyor.

Bilimsel başarımlarına bakın:

25 yıllık odaklanmanın bilimsel sonuçları da büyük tabii ki.
302 bilimsel yayın. Yüzlerce konferans. Akademilere üyelikler. Kitap bölümleri. Google Scholar indeksine göre, bilimsel araştırmalarına verilen 80.304 referans, yine bir başarım göstergesi olan h-indeksi 101.
Bu göstergelerde dikkatimi çeken bir nokta da şu: bu referansların yarısından çoğunu, 41.000’den fazlası son 5 yıl içinde almış. 101 h-indeksinden 75 ini de...
Bu şu demek: Araştırmaları giderek daha dikkat çekici bir ivme kazanıyor ve bilim insanlarınca kullanılıyor.
Yolu açık olsun..