Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Nisan 2015 Perşembe

Kılıçdaroğlu ve Kürt Meselesi

Kılıçdaroğlu’nun Kürt Meselesi’ne yaklaşımı önemli. Önemli noktaya değindi Kılıçdaroğlu. CHP ki, AKP-PKK arasındaki çözüm süreci dalaşmasının içine düşmeye ramak kaldı. Bazen sanki girdi, ama dışarıda tuttu kendini. Halbuki AKP’nin oyununu sergilemeye girişseydi belki de mesele bu raddeye gelmez ve kendi tutumu üzerinde büyük bir enerji toplayabilirdi.. Bu fırsatı, bakalım görelim politikasından kaçırdı.
Dün Kılıçdaroğlu dört noktanın altını çizdi, önemli buluyorum.. “Bu sorunu ancak biz çözeriz, başka kimse çözemez, en yürekli parti biziz” biçiminde çok iddialı bir giriş yaptı konuya.
Ve şunları dile getirdi: “Sorunu çözmek için 4 koşulu milletin önüne koyduk; 1) samimi ve dürüst olacaksın, 2) gizli kişisel bir ajandan olmayacak, 3) millete hesabını veremeyeceğin angajmanlara girmeyeceksin, 4) millete ve Meclise bilgi vereceksin.. dedim ama hiç birine uymadılar.”
Bu konuşma, RTE iktidarının Kürt Meselesi çözüm sürecine esaslı bir eleştiridir.

Gizli Kapaklı Çözülemez
Hep yazdım: Gizli kapaklı işlerle bu iş çözülmez, b.u konu ne AKP’nin kişisel sorunudur ne de PKK elinde silahv ar die istediği şekilde çözülebilir. Türkiye’yi çözüm sürecine katmak zorundasın, çünkü işin işinde özerklik isteği var, ayrı bayrak var, var oğlu var. En sonunda konuyu halka götüreceksin, gerekirse ayrı devlet istiyor musun istemiyorsun sorusunu sormak bile var. Buna kim yanıt verecek..
İktidar samimi ve dürüst değil, gizli kapaklı işler çeviriyor. İmralı ile ne tür angajmanlarda giriyor bilmiyoruz, Türkiye’nin üzerinden, ver başkanlığı al özerkliği gibi kişisel hesaplar var... İşte çözüldü derken yine silahlı külahlı işler içine girdiler. AKP için Kürt Meselesi bir oy meselesidir. Bunlarız hep yazmadık mı?!
Ama sorunu getirdiği nokta, PKK’nın bölge egemenliğidir. AKP iktidarı pek çok yerde şeklen var.
***
Kürt Sorunu’nu neredeyse “uluslararası destekli” ve PKK’nın artık Kürtlerin büyük çoğunlukla yaşadığı bölgeler üzerinde kontrolünü sağlamlaştırma noktasına getiren bir AKP ve lideri, iki hafta içinde birden “Kürt Meselesi çözülmüştür” noktasına geldi. Ağrı olayı patladı, bir de HDP merkezinin tüfekle saçmalanması olayı. Başka neler beklenir bilemem, ama İmralı/Kandil’in PKK’lılara “seçimlere kadar görünmez olun” talimatını, arkadaşımız Mahmut Lıcalı’nın haberinde okuduk.
Şüphesiz, bu olay PKK’nın siyaset üzerinde silahlı vesayetini net gösteren bir olgu olduğu kadar, her zaman bir çatışma ve tahrik olasılığının da varlığının kanıtı. Provokasyonu bugün bu taraf yarın o taraf yapar, önemli mi? Kimin işine geliyorsa artık!
6-8 Ekim’deki (2014) kalkışma PKK’nın işine geliyordu, sadece burayı değil, tüm ortalığı Türkiye’yi ortalığı yakıp yıkarım mesajını verdi ve iktidar da yelkenleri suya indirdi. Sonuç, Dolmabahçe Deklarasyon oldu. Bugün ise PKK görünmezliği tercih ediyor. Ama dikkat edin: seçim kadar! İktidar için ise seçime kadar horozlanma dönemi!

Oy devşirme mekanizması
Yani Kürt Meselesi, her ikisinin elinde bir siyaset aracı. Tamam, PKK’yı anlarım. İşleri o. Ama iktidar için çözüm süreci, tam siyasi çıkarlar için araçsallaştırılmış bir olaydır, bir oy mekanizması aracıdır.
Çözüm Süreci’nin gözü kapalı mutlak destekçileri, AKP’ye süreçte hiç eleştiri getirmeyen medya/ekran silahşörlerinin açık bir cabası daha vardı: CHP’yi bu gizli kapaklı çözüm sürecinin kuyruğuna takmak. Böyle bir sürece girseydi, sonunda olan bitenler CHP’nin omuzlarına yüklenecekti. Onlar çözüm sürecine girmezsen Kürt bölgesinden de oy alamazsın, gibi, siyaset cambazlığının bile şampiyonluğunu yaptılar. Kasıtları veya siyasi körlükleri tamamıyla sırıtarak.
Burada yazdık, bu çözüm oyununa kimse girmesin, desteklemesin, yoksa okkanın altına gider, dedik. Bakıyorum Kılıçdaroğlu gelinen noktada rahat konuşuyor.
Dünün yetmez ama evetçilerinin büyük çoğunluğu şimdi aynen PKK’nın safında. Ortak bir çözüm, birlikte yaşamanın koşullarını aramak falan yok, tamamen ayrılıkçılığın destekçileri.

Türkiye seçim sonrası yeni bir Kürt Meselesi virajına girecek. Bu açıdan konuya sonra bakacağız..
--21 Nisan 2015 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

21 Nisan 2015 Salı

CHP Programı “demokratik devrim” olabilir mi? Türkiye’ye “Acil Yardım İktidarı” aranıyor!

Türkiye güneşi arıyor. Özgürlük arıyor. İnsanın onuruyla kazanacağı, güvenlik içinde yaşayacağı bir gelecek arıyor. Dünyanın en büyük 18.ekonomisi masalıyla değil, yollar köprüler yaptık edebiyatıyla değil, akıl ve bilim ile, teknoloji ve yüksek değer üretimiyle, sahip olduğu insan gücünü seferber ederek, üreten bir ekonomi inşa ederek, dayanaşarak ve hakça bölüşerek, yoksulluğu yokederek yarınını nasıl kuracağını arıyor..
Acil iş, acil insanca yaşam!
Acil demokrasi! Acil onur!
Acil gelecek... Kaybedecek bir saat yok, insan isyan içinde!
Kılıçdaroğlu böyle bir geleceği vaad eden bir bildirge ile halkın önüne çıktı dün.. Bir yandan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dinliyorum, öte yandan önümdeki 50 sayfalık ama çok daha ayrıntılısı 150 sayfalık “Seçim Bildirgesi 2015” devasa metnini ise sabahtan beri bilgisayarda sayfalarını çeviriyorum!
Bu çalışmada büyük emeği olan Sencer Ayata ile önceki günkü uzun sohbetimizde diyordu ki, “günü kurtaracak politikalarla Türkiye hiç bir yere varamaz, daha da batarız, dünya öyle bir yere geldi. Biz Türkiye’nin bundan sonra üzerinde yükseleceği tepeden tırnağa çağdaş ekonomi ve insan, hukuk, demokrasi, hak ve özgürlüklere dayalı bir ülke inşasının ana iskeletini kuruyoruz...”
İktidarın bugüne kadarki tüm seçim bildirgeleri bir çöptür. Oraya adeta yapacaklarını değil yapmayacaklarını yazıp durdular. Asla açıklamadıkları yapacaklarını ise, ani baskınlarla Meclis”te gerçekleştirdiler. Hiç biri programlarında yoktu.. Kılıçdaroğlu’nun özgüvenini izliyorum, öngörülen büyük iskelete bakıyorum, şüphesiz diyebilirsiniz ki şu bu niye yok... Özellikle siyasetin özgürleştirilmesi, ahlakileştirilmesi ve milleti ekonomik olarak rahatlatacak ekonomik önlemlerin hemen alınması konusunda, programda yapılmayacak bir şey yok gibi. Kılıçdaroğlu bir hesap adamı; şüphesiz programın bütünü dört yılda gerçekleştirilebilmesi olanaksız, ama gerçekten ciddi, kararlı, taviz vermez bir uygulama ile, Türkiye’de yapısal bir ekonomik, demokratik ve siyasal dönüşümün gerçekleşeceği orta vadeli bir döneme damga vurabilir.
13 yıldır hiç bir yapısal sorunun çözmeyip yeniden ekonomik ve siyasal krize ülkeyi geri döndüren bir iktidar, 300 milyarlık bir ekonomik hacimden 800 milyar dolarlık ekonomik hacme yükselttiklerinden bahsediyor. Elinde başka bir şey yok. Aradaki 500 milyar dolar farkın hesabını vermiyor, bu Türkiye’nin toplam dış borcu! İktidarı devraldıklarında 150 küsur milyar borcu düşerseniz, basitçe, 350 milyar dolar ülkeye giren yabancı para ile ekonomiyi büyüttüler diyebiliriz. Ama karşılarında şimdi bir kapı duvar..
Gördüğüm kadar Kılıçdaroğlu’nun ülkeyi yeniden inşa programı, adeta bir Demokratik Devrim kokuyor. Hayır abartmadan söylüyorum. Bu programın, hepsini değil, ana hatlarını gerçekleştirecek bir Türkiye, çok önemli bir eşik çizgisini atlar.
Kılıçdaroğlu, ana metne dayanarak ve 4 aşamalı bir stratejik planın çerçevesinde, halkın da anlayabileceği bir dille programını ördü. Bu bir seçim bildirgesidir, evet bir vizyonunuz olacak ama daha ilk günden halkın hayatında nelerin değişeceğinin örneklerini de sundu.
Kılıçdaroğlu toplumun belkemiğini kucaklayacak önerilerde bulunuyor:  Aile sigortası geçen seçimin ana konusuydu. Utanmaz iktidar ve yardakçıları parayı nereden bulacaksınız diye karaladılar. Çünkü niyetleri yoksulluğu arttırmak zengin kesimi de yükseltmekti. Türkiye’nin kaynaklarını yiyip bitirdiler, zenginliklerini sattılar paraya dönüştürdüler ve onları yemeye başladılar. Sonuçta İktidarları döneminde nüfusun yüzde 1’lik azınlığının milli gelirden aldığı yüzde 30’luk payı yüzde 54’e çıkarttılar. Milyonlarca nüfusu da sadaka yardımlarla uyutma yolunu seçtiler.

TOPLUMUN ÇALIŞAN VE YOKSUL KESİMİNE 
DAMARDAN GİRİYOR
Kılıçdaroğlu, aile sigortasını yeiden gündeme sürdü. Her ailenin en az 700 liralık geliri olacak dedi. Sağlığı da sigorta kapsamında kalacak.
Bu seçimde ikinci hedefi emekliler oldu: 11 milyon emekliye  iki maaş ikramiye için diyor ki, “bize teşekkür etmeyin sadece hayır duanızı istiyoruz, çünkü sbiz Türkiye’nin kalkınmasında büyük emek verdiniz, sizlere vefa borcumuz”. Güzel. Sağlıkta emeklilerden yapılacak 3 kalem kesintiyi kaldırıyor. Emekli olup çalışanlardan “yüzde 15 sosyal yardım kesintisini” kaldırıyor.
Kılıçdaroğlu, iktidarın sadaka toplumu derekesine düşürdüğü geniş kitlelere sesleniyor: Asgari ücreti 1500 nete yükseltiyor. 600 TL’lik artış.. Taşeron işçiliği kadrolara alıyor ve güvenceye kavuşturuyor. Evsizlere hesabı kitabı yapılmış konut öneriyor: Ayda 277 TL taksitle. TOKİ’yi yeniden yapılandıracağı açık. Çiftçi için söylediği cazip: Mazotu maliyet fiyatı olan 1,5 TL den satacak. Verdiği bilgi önemli: iki Trakya büyüklüğünde toprak Türkiye’de bu iktidar döneminde ekilmez biçilmez oldu! Bir yıl önceden fiyat garantisi açıklıyor.
Şu önemli: 5 milyon yurttaşı borç batağından kurtulmasına fırsat vermek. Faizin yüzde 80’ini sileceğiz diyor. Bunu bankacılarla nasıl halleder bilemem. Ama söylediği şu nokta çok önemli: Bankalar 12 milyar liralık, tahsil edemedikleri borcu, “varlık yönetim şirketlerine” 2 milyar TL’ye sattılar. Demektir ki zaten 10 milyar borcu sineye çekebilecek durumdalar! Vatandaştan aldıkları yüksek faizle, bu borcu faaliyetlerinde kompanse edebiliyorlar! O halde buraya devletin yapısal müdahalesi mümkün. Bu bağlamda, esnafa ödedikleri vergi kadar faizsiz kredi sunmaları da çok tartışılacak. İşletmelere işçi çalıştırmayı seven teşvikler getirilmesi, şüphesiz ki işsizler için umut.
Bunlar ilk 100 gün içindeki yapılacaklar listesinde. Programın, AKP’nin oy tabanını damarden deştiği açık. Fakat bunların halka anlatılması ve Türkiye’nin ekonomik ve siyasal dönüşümünü gerçekleştirecek bir önemli oy kaymasının sağlanması ise, ayrı bir program meselesi.. Bunu nasıl yapacaklar anlatacaklar güvenlerini sağlayacaklar, bilmiyorum.

100 GÜNLÜK PROGRAM
100 günlük iktidarlarında acil gerçekleştirecekleri iki çok önemli siyasal devrim var: Siyasal ahlak yasası, siyaseti kirlilikten, kendini, çevresini, adamlarını zengin edecek bir “işadamlığı’ndan kurtaracak ahlak yasası, yıllardır Kılıçdaroğlu’nun gündemindedir.  İkincisi Meclis’te kesin hesap komisyonu kurulması ve başkanlığına da muhalefet partisinin getirilmesi. Kılıçdaroğlu, böylece iktidarın hesap verebilirliğini, şeffaflığını gündeme getiriyor. Bu iktidarın neredeşse bütün hesapları Meclis’ten kaçırdığını ve arka planda kirli siyaseti işlettiğini düşünecek olursak.
Bu bağlamda, siyasi partiler yasasını değiştirmek programda. Lider sultasını yıkmak şart. Milletvekillerine lider için oy kaldıran değil, ülke için el kaldıran ve vicdanına göre hareket eden bir onur öneriyor! Önseçim, şüphesiz bunu önemli ölçüde sağlar. Tabii, çok önemli bir konu yüzde 10 seçim barajını kaldırmak. Gerçekten milli iradeyi, gerçek zenginliği Meclis’e yansıtmak. Parlamenter Sistemi güçlendirme projesi, şüphesiz ki RTE’yi yasal sınırlarına itecektir. Sonra da 4 yıl sonra emekli olur! Hukuk, yargıyı, sıcak siyasetin tasallutundan kurtaracak öneriler de siyaseti özgürleştirir ve ülkenin yolunu açar. RTE’nin Türkiye’nin tüm kurumları üzerindeki büyük “tasallutu” yerine, kurumsal biri demokrasinin tüm mekanizmalarını işletmek, ülkenin önünü açar.

 4 AYAKLI STRATEJİ
Evet sona gelelim. 4 ayaklı stratejinin ilk ayağı katılımcı üretici bir ülke. Üretim ayağa kaldırılmazsa, bu ülkede hiç birşeyi gerçekleştiremezsiniz. Para bulamayınca dışarıdan, krize girersiniz. Bakınız bugüne. 17’inci büyük ekonomi, ama insani gelişmişlik endeksinde 69’unculuk, büyük yoksul, büyük demokrasi ve insan hakları açığı, vizyonu olmayan bir ülke demek.
Barış, özgürlük, demokrasi, birbirinin kuyusunu kazan değil hedeflerde birleşen bir milleti yeniden kurabilir mi yeni bir iktidar. Eğer böyle bir amaç varsa, tabii ki.
En önemli ve uzun vadeli stratejik vizyon ülkeyi Bilgi Toplumu ülkesine dönüytürmek. Şüphesiz bunun için bir kaç iktidar dönemi gerekli. Katmadeğeri yüksek bir ekonomiye dönmek zor bir süreç. Ama bu zorluğu göze almadıkça bu ülke, sürünür. Üniversitelerin bilgi üretici kılınması ve bölgesel değil sektörel teşvikler, yüksek katma değerli ekonomiye geçiş olmazsa olmazı ekonominin. Bu amaçla eğitimin de bugünkü kepaze durumundan ve liderini oğlunun sultasından kurtarılması şart. İnsanı ve eğitimi özgürleştirmezseniz, Bilgi Toplumu’nun yanına yaklaştıramazsınız
Stratejik diğer bir nokta sosyal devlet, bu açıdan devlet güçlendirilecek ve toplum arasında hakka bölüşümü ve dayanışmayı gözetecek. Milletin bağlarını güçlendirmenin başka yolu yok. Kılıçdaroğlu bütün bu kazanımları güçlendirecek halka hizmet edecek bir devleti yeniden inşa olarak ülkenin önüne koyuyor.

ACİL YARDIM İKTİDARI GEREKİYOR 
Bütününe bakıyorum, hepsi olabilirlikler içinde. Vizyonu olan tüm iktidarlar, “Türkiye’ye hemen derhal acil yardım” kategorisinde daha fazlasını bile gerçekleştirebilirler. Yeter ki iste!

Evet “Türkiye’ye acil yardım iktidarı” gerek! Türkiye’ye demokratik devrimini gerçekleştirecek bir iktidar ve programa gerek. Temel soru: iktidara gelebilmek ve bunun da ötesinde, iktidara geldiği saatten itibaren, ne yaptığını ve eylemlerinin ana sonuçlarını bilecek kadar bilgi üretmiş bir siyasal bilinç, yüksek bir hızla çalışma.. Böyle bir örgütlenme var mı? Tabii, iktidara gelince tüm Türkiye’ye saracak ulusal büyük bir heyecan yaratmazsanız, bir şey yapamayabilirsiniz. Ülkenin önünü açacak demokratik programa destek veriyorum.
20 Nisan 2015 / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

19 Nisan 2015 Pazar

Seçim Sonrası İktidar Olasılıkları, Kim İktidarı Kurabilir?


Olmayan seçimin sonuçlarını kestirmek zordur. Şüphesiz elimizde bazı anket şirketlerinin sonuçları var. Fakat bunların bir kısmı güdümlü sonuç üreten b.ktan kuruluşlara döndü, onun şirketi bunun şirketi.
Bazıları resmen iktidara sonuç üretiyor. Elde ettiği “gerçek” sonucu sahibine veriyor, halkı aldatmak için ürettiği sonucu da medyaya. Bu ikincisinde iktidar tepelerde, muhalefet yerlerde! Yerel seçimlerde anlı şanlı şirketler utanmaz çıktı, meğer parayı iktidardan almışlar, millete de zokayı yutturmuşlar. Canları cehenneme!
Şüphesiz aralarında 3-4 tane temiz var. Doğruya yakını kestirmeye çalışıyorlar. Bunlar düzenli abone- müşterilerine servis yapıyor. Herhalde mümkün olduğunca objektif kalmaya çalışıyorlar. Çünkü sonuçlar arasında derin uçurumlar varsa, müşteri aboneliğini kesiyor. Ekonomi dünyası netlik ister, puştluğu görünce şirketin ipini çeker. Rakamlarda, oranlarda, sayılarda güvenirlik bir numaralı meseledir.
Bir de “büyük müşteriye” özel yapılan araştırmalar var. Kamuya açıklanmıyor. Bu müşteri, örneğin bir (yabancı) banka olabiliyor, veya büyük bir şirket. Tabii yabancılar da işin içinde, sandık sonucunu önceden bilip ona göre pozisyon almak isteyenler.

Hangi İktidar Olasılığı Güçlü
CHP iki şirkete araştırma yaptırmış. Bir yöneticiden aldığım rakamlar şöyle:
CHP 27.9 ;  AKP 41.7 ;  MHP 17 ; HDP 10.3
CHP’nin artma ve AKP’nin de düşme eğiliminde olduğu görülüyormuş. Eğer sandıktan bu sonuçlar çıkarsa, AKP 276’yı bulamadığı için tek başına hükümeti kuramıyor. AKP 260 küsur, CHP 140 küsur, MHP 90 küsur ve HDP 55 kadar milletvekili çıkartıyor.
AKP tek başına iktidar olamazsa, sadece “iki ciddi” seçenek var:
AKP+CHP... Büyük güçlerin istediği koalisyon. Olur mu? CHP’liler olmaz veya olmaz’a yakın duruyor. “Receb Bey” etkeni var. Peki AKP “Recep Bey Etkeni”nden koparsa?! Büyük güçlerde çare tükenmez. Diyorum ki, koalisyon koşulları önemli... Bu durum, CHP’yi sonuçta tüketebilir de. Bir okur “bu kez de CHP’nin baraja takılıp takılmayacağını tartışırız bir daha seçimlerde” notunu gönderdi.
AKP+MHP... Akla en yakın gelen iktidar seçeneği. Muhafazakarlıkta yarışırlar. “Büyük güçler” ne der, ikinci planda.
AKP+HDP.. Olasılığı daha düşük üçüncü seçenek. Ama mümkün. Böyle bir ortaklık, ancak “Büyük Türkiye” masallarıyla kurulur. Örneğin ortaklık, Suriye Kürt bölgesini Türkiye’ye katmayı öngörür. Zaten İmralı’nın 2010 İmralı Tutanakları’na bakarsanız, orada bu “vizyon” var. Böylece Türkiye’nin “toprağı genişleyecek”.. AKP’nin önemli bir kesim muhafazakar tabanını ikna etmenin de en büyük yolu!
CHP+MHP+HDP.. Olasılığı imkansıza yakın seçenek.

Zaman  Muktedir’in Aleyhine
Bir seçenek daha: AKP’nin önümüzdeki iki ay içinde yüzde 38 ve altına doğru seyahati, CHP+MHP’yi 276’ya ulaştırabilir. Ama bu ucunda ışığı görülmeyen tünel içinde seyahat henüz.
Bir başka seçenek daha: AKP, HDP ile diyelim ki ortak hükümet kurmak istemedi (kurma olasılığı sıfır değil, belirteyim, bunun gerçekleşmesi için önemli stratejik hedefler konur, bu konuda spekülasyon yapmayayım şimdi!).
Ama HDP’nin dıştan desteği ile azınlık hükümeti kurma olasılığı da var. Şüphesiz bu destek aralarındaki “çözüm süreci” ve 10 maddelik deklarasyon temelinde söz konusu olacaktır. Yeni Anayasa, tabii ki bu birlikteliğin temelini oluşturur. Ama, yukarıdaki oy dağılımının üreteceği milletvekili sayısı (270+55=325) yeni bir anayasayı yapmaya ve bunu referanduma götürmek için gerekli 230 sayısına ulaşamıyor.
Seçim sonucunda oluşacak bir güçlü olasılık ta, tabii ki, HDP’nin baraja takılması durumu. Eğer AKP bu durumda da yüzde 42’nin altında oy alırsa, çıkartacağı milletvekili sayısı 310 civarında kalıyor. Tek başına hükümeti kuruyor, ama Başkanlık Anayasası’nı Meclis’ten geçiremiyor..
 Kabul edelim ki, bir “kırılgan iktidar yapısı”. RTE’nin Başkanlık Anayasası yok. RTE’nin Başkanlık rüyaları sönmüş, bununla birlikte “Yeni Türkiye” de... İktidar bu yapısıyla çok doğurgan duracak.

Zaman bütün hızıyla ve hınzırlığıyla Bay Muktedir’in aleyhine çalışıyor. Eğer mucize falan olmazsa, Türkiye her bakımdan daha rahat nefes alıp vereceği bir ortama kavuşabilir.
--19 Nisan 2015 Pazar / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

Medya Özgürlüğü, Anket, 1 Numara İşsizlik, 2.sırada yoksulluk/gelir yetersizliği, 3.sırada terör


Bu seçimlerde Türkiye bir yol ayrımında, ya Putinleşme yoluna girecek, ya demokratik kazanımlarını sahiplenecek..

Dün sonuçları paylaşılan ciddi bir kamuoyu araştırmasına göre, Türkiye seçmenin bir nolu sorunu işsizlik. Bu tür araştırmalarda ilk kez işsizlik meselesi yüzde 33,1’lik bir oranla halkın en önemli sorunu olarak baş köşeye yükseldi! Türkiye ile Rusya arasında internet ve sansür konusundaki araştırmada ise iki ülke ve iki rejim arasında benzerlikler ilgi çekici düzeyde..


Ali Çarkoğlu (Koç), Ersin Kalaycıoğlu (Sabancı) ve Erik C. Nisbet’in (Ohio State University) ortaklaşa yaptıkları kamoyu araştırması ilginç  sonuçlar verdi. Seçmenin yüzde 33.1’i ülkenin en temel sorunu olarak işsizliği görüyor. Yüzde 10.7’si de yoksulluğu ve gelir yetersizliğini. İkisi birden 43.8 gibi çok yüksek oran tutuyor. Terör- güvenlik sorunu yüzde 10.4 ile üçüncü; ekonomik istikrarsızlık- kriz 8.2; Kürt sorunu-barış süreci 6.4 ile dördüncü sırada yerini alıyor. Diğer sorunlar: Siyasi belirsizlik-istikrarsızlık, IŞI-dış politika, Suriye vb (3.2) çevre-su-enerji, açlık kıtlık iyice alt sıralarda yer alıyor.
51 ilde 2356 kişi ile yüz yüze yapılan görüşmede, ucu açık olarak yöneltilen, Türkiye’nin ve dünyanın en önemli sorunları sizce nedir, sorularına verilen yanıtları içeriyor. “Türkiye’de siyaset, medya ve internette özgürlükler” ana başlığı altında yapılan bilimsel araştırmada, gelecekte Türkiye’nin en önemli sorunu yine işsizlik olacak, ama bu kez yüzde 19.1 oranıyla ilk sırada gözüküyor. IŞİD ve Suriye’yi Türkiye’nin önemli sorunları arasında algılamayan milletimiz, bunları ise dünyanın hem bugün hem gelecekte en önemli sorunu olarak görüyor. İkinci sırada ise çevre, su, enerji sorunları yer alıyor!
Medya ve basın organlarının tutumlarının araştırıldığı bölümde, haber yayın organlarının kalitesinden en çok memnun olanlar, yüzde 37.4 ile en AKP’liler! CHP’lilerde yüzde 9,8’e iniyor. HDP’lilerde 15, MHP’lilerde 18.3. Memnun olmayanların oranı CHP’lilerde tepe yapıyor: yüzde 41.8. AKP’lilerde ise memnuniyetsizlik en altta: 18.7. Bu farklılık, iktidarnın medya politikasından AKP’lilerin memnuniyetini de dışa vuruyor denebilir. Ayrıca cepheleşmenin uç noktalarda seyrettiğinin de bir kanıtı. İnternet ve sosyal medyanın kalitesi üzerine en büyük oran “ne memnunum ne değilim” yanıtını verenler oluşturuyor. Memnuniyet, bu soruda AKP’de yüksek (35.9) görülürken, muhalefet partililerde ise 17.9.
Yayın organlarında sansür var mı: CHP 67.3; MHP 62.5; HDP 61.9 ve AKP’liler 46.8 evet var diyor. Sansür olmalı mı sorusuna verilen yanıtta ise CHP’liler yüzde 22.6 ile en düşük evet olmalı yanıtı verirken,  AKP’liler yüzde 33.5 ile en yüksek evet olmalı diyor. HDP: 25.0, MHP: 24.6!
Genel olarak düünüldüğünde Türkiye’de haber medyası özgür müdür, yoksa sansürlenmekte midir” sorusuna AKP’lilerin sadece yüzde 9.4’ü çok sansürlü derken, CHP’lilerin 45.8’i, HDP’lilerin 36.4’ü, MHP’lilerin ise 28.8’i çok sansürlü demekte. Yaklaşık yanıtları İnternet medyasıyla ilgili soruda da görüyoruz.
İnternetin sansürden tamamen uzak olması fikrine “kesinlikle katılıyorum” diyenlerin partililer arasında dağılım şöyle:  AKP 5.9 (en az); MHP 17.5; HDP 20.6 ve en özgürlükçü ise CHP: 28.6.. Araştırmacılar bir de medyada sansürden duyulan rahatsızlık endeksi oluşturdu (0 hiç rahatsız değil-100 çok rahatsız). AKP 55.9;  BDP 61.2; MHP 63.7 CHP’liler ise en çok rahatsız: 68.
Bu bağlamda, haber organlarında pornografik içeriğin sansürlenmesi en çok olumlu notu alıyor: yüzde 42,7.  İslami eleştiren içeriğin sansürlenmesi yüzde 20.8 evet, milli değer  ve tarihin sansürlenmesi isteği yüzde 13.1 evet; siyasi liderlerin itibarının zedelenmesini önleyecek sansür talebi ise 9.7 evet.. Bu değişik konuları sansürleme endeksinde ise en çok sansürü isteyen yüzde 58.1 ile AKP’liler, en az rahatsız olan kesim ise yüzde 39,8 ile CHP’liler. Cumhurbaşkanlığı kampanyalarında medya tarafsızlığı endeksinde de benzer sonuç alınmış.
Ya Putinleşme, ya da..
Rusya ile Türkiye’de İnternet sansürü araştırmasını da, iki ülkeyi izleyen Erik C. Nisbet sundu ve iki ülke-liderleri arasında benzerliklere dikkati çekti.
Nisbet, bu seçimlerin, yaratacağı sonuçlar bakımından Türkiye’nin yol ayrımına gireceği, ya Putinleşme ya da parlamenter sistemin kazanımlarını koruma yolunda ilerleyecek değerlendirmesini yaptı. Nispet’e göre, internet ve sosyal medyanın “tehdit algısı”nı araştırdı. Buna göre, bu medyanın yabancı güçlerce ülke aleyhine kullanılması endişesi TR’de yüzde 41, Rusya’da 42..  İntiharlarda rolü endişesi: TR yüzde 34, Rusya’da 33.. Siyasal istikrarsızlık unsuru: TR 33, Rusya 24.. Aile değerlerine tehdit: TR 44, Rusya 27.. Bunlar iki ülke arasında yaklaşık korkular.
Türkiye’de ayrıca internetin önemli şahsiyetler hakkında yalan haberler yayacağı (yüzde 48), terörizmi teşvik edeceği (yüzde 37) ve toplum için genel bir tehdit oluşturacağı (35) gibi sonuçlar da bulundu. Tabii bu oranlarda en yüksek endişe AKP’lilerde, en düşük tehlike algısı ise CHP’lilerde. Örneğin AKP’liler sosyal medyanın hükümet alehtarı protestoları organize (yüzde 41) ve hükümete saldırı için (yüzde 31) kullanılacağı endişesi (toplamı 72) içindeler. Sonuçta yurttaşların sadece yüzde 22’si hükümetin interneti sarsürlemesi ve kısıtlamasına destek veriyor.
Bu sonuçlarda tartışılacak çok şey var.. En önemlisi, AKP’ye oy verenler arasında önemli bir oran (yüzde 15- 30 arası) iktidarın sansürcü girişimlerine destek vermiyor. Bunu ayrı bir yorum konusu yapacağım.
17 Nisan 2015 Cuma, Cumhuriyet