Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Aman Koşun RTE’nin Elini Güçlendirelim! MHP'den AKP'ye Oy?

Her seçimde her zaman beklerim, acaba AKP’den bu seçimde ne gibi bir komplo piyasaya sürülecek, diye.. Sağa sola bakarken farkettim, bir siyasetçi dostum da aradı ve dikkati çekti: Bak bu bazı MHP’liler üzerinde güçlü etkili olabilir; CHP’li seçmenin üzerinde daha az..
Aynı şeyi mi düşünüyorduk! Evet!
Olay şu: RTE propagandacıları, özellikle MHP saflarını bombardımana tutuyorlar anlaşılan: Recep Tayyip Erdoğan aman ilk turda seçilsin ve ikinci turda Kürtlerin oyuyla seçilmesin.. Nedenmiş o?
İlk turda seçilirse, Kürtlere daha az tavir verirmiş... ama ikinci turda Kürtlere muhtaç kalırsa, Kürtlere tavizi çok olurmuş..
Böyle bir uyduruk gerekçeyle tabii ki her zamanki gibi yine MHP saflarında RTE lehine bozgunculuğa soyundular.. MHP seçmeni, RTE için bitmez tükenmez bir deniz gibi, trollerini atıyorlar, ağlarına takılacak balıkları AKP gemisine boca ediyorlar..
RTE’nin MHP’ye her seçimde bakışı böyledir. MHP tarlası bu açıdan RTE’ye çok verimli gözüküyor!
2011 seçimlerinde de seks kaseti savaşı ile MHP’yi %10 barajının altına itmeyi, böylece MHP seçmenlerinin oylarını AKP milletvekilliğine dönüştürmeyi planlamışlardı!
Eğer bunu başarsalardı, AKP Meclis’te 367 milletvekilini aşacak ve Başkanlık Anayasasını tek başına Meclis’te kabul ettirecek bir çoğunluğa ulaşacaktı. Ve AKP lideri bugün, yasal olmayan bir başkanlığı fiilen uygulamak için, Cumhurbaşkanlığı anayasaya göre icranın başıdır gibi uyduruk yorumlara muhtaç olmayacaktı!
Şimdi de MHP’lileri zayıf yerlerinden yakalayacaklarını düşünüyorlar: Aman aman hemen ilk turda seçilsin ki, Kürtlere muhtaç olmasın başbakanımız! Anlaşılan MHP’lileri epey kafası çalışmayan bir kitle olarak görüyorlar... Yoksa bu oltaya takılacak kimse olmaz..
***
AKP’lilerin en büyük korkusu RTE’nin seçilemesi, ikinci büyük korkusu da, ilk turda seçilememek.. Bunun sonucu, ikinci turda İmralı’nın işaretiyle BDP-HDP’li seçmenin, RTE’yi başkan seçmesi..  Burada mesele, RTE’nin, Kürt seçmenin oyuyla seçildi propagandasıyla önemli bir seçmen kitlesinde karizmayı çizdirmek olayıyla karşı karşıya kalmasıdır. RTE bunu istemiyor. O taktirde, Kürtlerle gizli pazarlıklar ayyuka çıkacak..
RTE zaten Kürtlerle gizli pazarlık halinde değil mi? Evet.
İmralı’da Öcalan ile orta ve uzun vadeli anlaşma ve programlarında neler olduğunu bu millette bilen kimse var mı? Hayır. Ama bize sunduğu tek şey şu: çözüm sürecine destek verin, katılın..
Peki, gel bunu Meclis’e getir, paketin bütünü üzerinde herkes tartışsın ve ulusal bir sorun oarak çözülsün, dendiğinde, koca bir hayırla karşılaşıyoruz. Çünkü Kürt Meselesi RTE için bir seçim –oy kazanma aracı derekesine indirgenmiştir. Bu tek kişilik bir oyundur..
MHP’li seçmenin kafası karışır mı? Bence hayır, yine siyasi ahlaki tarafı koskoca bir sıfır olan, tıpkı seks kaseti gibi yeni bir şantaj oyunuyla karşı karşıya olduğunu görür..
***
RTE’nin çözümü rayında gidiyor.. Kürt seçmenin oyuyla seçilsin veya seçilmesin, anlaşma yürümektedir.. Kürtler onunla zaten angajmanını yapmıştır, evetini basmıştır ikinci tur için.. RTE neden daha çok muhtaç olsun ki İmralıya?!
 İkisi arasında her zaman gerilimli anlaşma vardır. PKK asla silahını bırakmayacağını açıklıyor, AKP de yeniden geri çekilme propagandasını pompalıyor.. Öyle ki bu kez PKK hem de tüm silahlarını teslim ederek... İster inan ister inanma..
AKP, PKK beklentisini – çözümünü ve bu konuda topluma sunduğu iyimserlik propagandasını en üst düzeye yükseltmiş durumda...
Hem bütün süreci sen kotar, sürecin bütünü, çözümün nereye gittiği konusunda kimseyle bir ey paylaşma.. Sonra kalk MHP’lilere “aman beni namerte muhtaç etme” biçiminde, çözüm ortağını da aşağılayarak ve ona hakaret de ederek, utanmazlığı doruk noktalarında tırmandır.. Yersen..

DEMİRTAŞ’A YÜZDE 10 OY NEREDEN GELECEK?
Seçimlerde Selahattin Demirtaş’ın patlama yapacağı, müthiş bir imaj yarattığı konuşuluyor. Sevimli biri! Bir okur- izleyici paylaştı: Türk bayrağını elini alıp bu ülke birdir parçalanamaz, diye dolaşsın, CHP’den en az %10 oy alır! Alır mı alır!
Ama gerçeğe dönelim ve soralım: Yüzde 10 nereden gelecek?
Yüzde 6,5 HDP-BDP’nin oyu. Kemikleşmiş gibi.
Yetmez ama evetçi abiler ablalar dayatıyor ya, Gezicilerin oyu Demirtaş’a diye.. Bir de yine yetmez ama evetçi, CHP dışında bazı sol guruplar da oylarıı verecekler. Yüzde 0,5 diyelim!
CHP ve MHP seçmeninden oy kaymaz.. Hadi iyimser bir hesapla, %0,5 de CHP’den kaydı diyelim..
Bağımsız adaylarla katıldığı için genel seçimlere, oy kaybı oluyor diye bir söylenti var.. 0,5 de oradan.. Etti, 6,5+1,5= 8
Erdoğan’a karşı büyük bir cephe oluşturulurken, bu kamplaşmada Demirtaş ezilir.
***
Demirtaş %10’u aşamaz mı, aşar tabii. Kürt oyları AKP ile Kürt siyasal hareketi arasında ikiye bölünmüş durumda. HDP, AKP’ye yönelen Kürt seçmenlere çağrı yapabilir:
İlk turda bütün oylar Demirtaş’a... Demirtaş’ı güçlendirelim, ikinci turda git RTE’ye ver!..
Tutar mı bilemem, yapıyorlar mı böyle bir propaganda Kürt bölgelerinde, onu da bilmiyorum. Ama yaparlarsa tutabilir.
O zaman yüzde 10’u fazlasıyla garantidir Demirtaş’ın..
Böylece Kürt siyaseti ciddi bir siyasi varlık olarak da sahneye çıkar..

---15 Temmuz  2014 Salı / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Çok Bilmiş Abi ve Ablalar Yine Sahnede!

Sosyal medyada okurlar, izleyiciler sataşıyor, dahası eleştiriyorlar: 
Kürt siyasetçilere özellikle Demirtaş’a karşı neden bu kadar öngargılı davranıyorsunuz? Söyledikerinin ötesinde bir şeyler arıyorsunuz, işte şimdi de yönelttiğiniz soruya net yanıt verdi ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura çıkamazlarsa, RTE’ye oy vermeyeceğiz dedi..
Bu tartışmalara neden olan tezim şuydu: 
Kürt siyasal hareketi, eğer seçim ikinci tura kalırsa, seçmenlerini RTE’ye kaydıracaklardır...  Cumhurbaşkanlığı seçimi yarışında alacakları oy miktarıyle RTE’ye güçlerini gösterecekler, RTE’nin ilk turda seçilmesini arzu etmezler. Bu durumda, RTE ikinci turda Kürt oylarına muhtaç kalacaktır. Bu da Kürtlerin elinde önemli bir koz olacaktır.. Kürt oylarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş bir RTE söz konusu olacaktır...
Vay efendim, Selahattin Demirtaş RTE’ye oy vermeyeceğiz diyorsa neden                                          güvenmiyorsunuz.. Kürt seçmenin oyuna ipotek mi koyuyorsunuz..
Haddime mi düşer ipotek koymak!
Demirtaş bir siyasetçidir, siyaset, hesap-kitap ve taktiklerle örülüdür, hele hele şimdiki gibi bir seçim söz konusu olursa.. Liderler veya siyasetçiler, kritik durumlarda gerçeği söylemezler veya yalan söylerler..  Mesela Demirtaş, ikinci tura kalacak olan parti biz olacağız, dolayısıyla RTE’ye oy vermemiz söz konusu değil, derken doğru mu söylüyor, yalan mı, taktiksel mi davranıyor veya böyle olsa ne iyi olur mu demek istiyor?
***
Hadi bunu bir yana bırakalım. Sorum şu: Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi çok önemli bir olayda, Kürt siyasetinin davranışını kim, hangi karar, merci ve hangi olgu belirler?
Burada siyaset, siyaset bilimi dersi vermek gibi bir niyetim yok. Siyaset güç ilişkileri, menfaat, parti hedefi ve hesapları çerçevesinde saptanır, buna göre hareket edilir.
Kürt siyasal hareketinin temel gerçeği nedir? AKP ile çözüm süreci.
Bu nerede kotarılıyor? İmralı’da hareketin lideri Abdullah Öcalan ile hükümet arasında, MİT aracı kullanılarak..
İki taraf arasında anlaşma- süreç yürüyor mu? Evet, her iki tarafın da göklere çıkardığı çözüm sürecine ilişkin yasa Meclis’ten geçti geçecek.
Öcalan, RTE’nin bırakın Cumhurbaşkanı seçilmesini, Anayasanın değiştirilerek Başkan seçilmesini bile onaylıyor mu? Evet, hem de bir kaç kez dile geldi.
Acele Meclis’e sevkedilen çözüm sürecine ilişkin yasa tasarısı, İmralı ile hükümet arasında bir anlamanın ürünü değil mi? Buna şüphe mi var.. Bu görüşmelerin ve varılan anlaşmanın bir parçası olarak da, RTE’nin Cumhurbaşkanlığının desteklenmesi değil mi? Şüphesiz ki.. Ama tamam de buna kanıt gösterin derseniz, olay yeri iniceleme ekibine başvurursunuz! Burası, siyasal gelişmelerin anralizini yaparak basit, herkesin hemen görebileceği bir sıradan öngörüyü dile getirme yeri.. Bu kabuller olmazsa siyaset yapamaz ve gelişmeleri tahlil hiç edemezsiniz..
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan bir süre önce ne dedi? “Cumhurbaşkanlığı seçiminin süreci olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz. Başbakan Erdoğan seçimi kazanır ve Köşk’e çıkarsa süreç aynen devam eder. Bizim bu konuda bir endişemiz yok.”
Yani, Kürt siyasetinin önemli kararlarını Demirtaş belirlemez, o sadece iyi bir uygulayıcı görevini üstlenir.. Şu an gerçeği Demirtaş’ın ötesinde arayacaksınız!
***
 Şimdi temel bir siyaset sorusu yönelteyim genç arkadaşlara: RTE’nin bir yenilgi almasını ve Köşk’ü kaybetmesini isterler mi? Çözüm sürecinin tamamen RTE’nin iradesine, bu iradenin ortağının da İmralı olduğuna göre.. Kürt Siyasal Hareketi (İmralı, Kandil, HDP-BDP vb) RTE’nin iktidardan düşmesine karşıdır.. Çözüm ortaklarıdır çünkü.
Dolayısıyla, HDP-BDP’nin etkilediği Kürt oyları, ikinci tur olursa RTE’nindir.
Demirtaş’a verilen Kürt oyları dışındaki oylar, sonuçta, Kürtlerin RTE ile pazarlık gücünü arttırmak amaçlıdır.
Bu açıdan, Kürt siyasetçilerin, CHP’ye “Rıza Türmen’i aday gösterin destekleriz” demesi, eğerd böyle bir ittifak gerçekleşseydi, sadece ilk tur için geçerli olabilirdi. İkinci turda Kürt oylar CHP ve Türmen’i yalnız bırakacaktı..
Bunu görmememek için, siyasetin başlangıcından bile haberdar olmamak gerekir..
Ben RTE ile İmralı arasında başka konularda da ittifakların olduğunu düşünüyorum..
***
Bazı çok bilmiş yetmez ama evetçi abiler ablalar, yine çok bilmiş olarak kendilerini ortaya atıyor ve Gezi sürecini Demirtaş’a yöneltmek istiyor...
Neymiş? Sol oylara onlar layıkmış.. kendileri sol oyların hamisi ya! Hadi canım sende, demek bile komik kaçar..
Demirtaş ve diğer Kürt siyaseti, Gezi’nin hükümeti devirmek amaçlı komplo olduğunu söyledi, belki de çözüm sürecini baltalamaya yönelik olduğunu bile düşündüler! Sonra ise bundan yan çizdiler.
Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymasını hoş karşılarım. Türkiye’yi sahiplenmeleri iyidir. Parça değil bütünü yönetmeye talip olun, dedim hep..
Ama Kürt siyasal hareketi, RTE’ye ve ortak kararlarına endekslidir.
RTE kim?
Gezi Sürecinin gneçlerin vb baş destekçisiydi yanılmıyorsam, yoksa değil mi?!
Öldürülen gençlerimiz için ağıtlar yaktı, katillerin yakalanıp içeri tıkılmasını ibreti alem için en uygun cezaların verilmesini istemişti, yanlış mı anımsıyorum yoksa!...
 Neyse çok bilmiş ablalara abilere başka bir şey demiyeyim, şimdilik bu kadar hafiflik ve ciddiye alma yeter..
Kürtler Sol-sosyalist ve RTE ile ortak.. 
Bu yanlışlık olabilir mi bu tabloda?!
---14 Temmuz  2014 Pazartesi / Bilim ve Siyaset -

14 Temmuz 2014 Pazartesi

“Değişen Yeni Türkiye”; RTE’nin İdolü Atatürk!

Başbakan’ın Yeni Türkiye lafını biliyoruz. Bütün yazan konuşan müridleri de bunu sıkça ve bol bol dile getirir. Başbakan, Cumhurbaşkanlığı adaylığı vizyon açıklama toplantısında bu Yeni Türkiye’ye bir de Değişen lafını bolca ekledi.
Başbakan’a göre Türkiye değişti. RTE’nin düz mantığı iyi çalışır, tıpkı Anayasa’da Devlet Başkanı İcranın Başıdır tanımlamasının yazıldığını ileri sürmesi gibi (Bknz dünkü yazım). Değişmeyen, eskiden kalmış bazı şeyler var dedi. Bunlardan biri de muhalefetmiş.. Güçlü bir muhalefet yokmuş, ve eskinin muhalefet anlayışındaymış...
Eh, herşeyi değiştirdiğine göre bunu da değiştirir, bekliyoruz! “Muhalefet yok ki ülkede” diye RTE’cilerin sık dile getirdiği, sanki güçlü ve iyi bir muhalefet istiyorlarmış havasını attıkları zırvalığın esas sahibini de öğrenmiş olduk. CHP muhalefetine şüphesiz ki eleştirilerim var. Bunları pek de buraya yazmıyorum. Ama RTE’cilerin muhalefet yok ki söylemleri, Tek parti var: AKP, ortalıkta başka seçecek parti mi var da millet seçmiyor gibi, sefil propagandalarının bir parçası..
***
Değişen Yeni Türkiye ne demek? Dün, yanıbaşımda bazı telefonların zillerinin adeta dua veya ezan gibi sesleriyle çaldığı salonda RTE’yi dinlerken net gördüm (*). Türkiye bir rejim değişikliğini resmileştirmenin eşiğinde; bunun kürsüden ilan edilmesi olayına şahit olduk. Başkanlık statüsüne geçiyoruz. Yönetim piramidinin tepesinde Erdoğan, altında atayacağı bir başbakan ve hükümet... Devlet aygıtı zaten hizmetinde, Yüksek yargıya ve üniversitelere, çeşitli kurum ve kuruluşlara bütün atamalar eline geçiyor. AKP = Erdoğan. Erdoğan = Başbakan ve hükümet= Devlet Başkanı.
Anayasa böyle mi diyor, hayır. Ama fiiliyatta sistemin böyle işlemesine engel olacak bir şey mi var ülkede.. Şimdiden söyleyeyim muhalefete: Her Anayasal aykırılığın sistematik bir çetelesini tutmaları gerekir, eğer RTE Çankaya’ya çıkarsa. Sonra da bunu ciddi delillendirip Anayasa Mahkemesine götürmeleri gerekir.
Değişen Yeni Türkiye öncelikle budur: Tek adam sultası..
***
Bu noktada hatırlatma yapayım: RTE, tamamen Atatürk’e öykünüyor. Onu örnek alıyor. Hayır uydurmuyorum siyasal öngörü de yapmıyorum! RTE’nin konuşmasını okuyun. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunu anlattığı bölüme bakın. RTE ilk kez, bazı gerçekleri itiraf ediyor. Türkiye’nin kuruluşunun çok zor koşullarda, savaştan bezmiş bir halk varken, yoksulluklar içinde gerçekleştirildiğini söylüyor ve bir devlet millet yaratıldığına gönderme yapıyor.
Atatürk, tabii Gazi Mustafa Kemal Paşa. Onun dönemine çok dikkatli yaklaşıyor, Ayyaş filan demiyor (!) adeta hiç değinmiyor, 1938 sonrası CHP yönetimine ise her zamanki gibi giydiriyor. Yine 50. kez camileri yaktılar masalını dinliyoruz “değişen ve yenilikçi” Erdoğan’dan! İnsan sıkılmaz mı! Camiyi diline dolamaya dayanamıyor, 50 kez dersek gerçek sanılır düşüncesinde. Ama konuşmasında Gezi sırasındaki Dolmabahçe Camii yalanını tekrarlamadı, tanığım! Tabii, şiirden hapis yattığını dile getirdi. O şiir miiir değil, siyasal bir nutukta, minareleri süngü olarak halka anlattığı bir ve kışkırtma amacı da taşıyan, uyduruk siyasal dini nutuk.
Tabii dinin siyasete alet edilmesi hükmü fiili olarak işlemiyor artık.. Tam tersi olarak, din her açıdan ve her tür olarak siyasal iktidar kavgasında silah ve araç olarak kullanılır, yasası fiiliyat kazandı.. Ekmeleddin bey de önceki günkü konuşmasını duayla açtı!
***
Uzatmayalım: Mustafa Kemal, RTE’nin idolü! Hiç kuşkunuz olmasın! Ne şu ne bu! Atatürk’ün kariyerini örnek alıyor
Atatürk, tek adamdı! Cumhurbaşkanı... Ama Başbakanı da hükümeti de o belirliyordu! Parti şefini de.. Karşı durmak ne mümkün! Bakanları seçiyordu.
Şimdi de RTE tek adam! Atatürk’ün koltuğunda! Başbakanı da Bakanları da o atayacak.
RTE, Atatürk dönemini adeta sonrasından ayırdı.
Atatürk, Türkiye’nin, Cumhuriyetin kurucusuydu..
RTE de (Değişen) “Yeni Türkiye’”nin! “Yeni Cumhuriyet”in!
Atatürk’ü reddedemez, ama onu örnek alarak bir yeni kurucu baba figürüne öykünebilir!
***
Atatürk ile RTE’nin arkalarında bıraktıkları, biriktirdikleri, sahip oldukları, yani her ikisinin müktesebatının birbiriyle zerre kadar ilişkisi olmamasına rağmen!
En küçük bir anımsatma: RTE hakkında yolsuzluk ve rüşvetle ilgili tapeler diz boyu! Evi sıfırla tapeleri, hiç bir zaman peşini bırakmayacak.. Mal-para biriktirme ustası..
Atatürk ise malını mülkünü millete devlete hediye etti!
Tayyip Bey, bu malı mülkü yemekle meşgül aynı zamanda, mesela Atatürk Orman Çiftliği’nde epey de yasa dışı Başbakanlık Sarayı kuruyor!
Yeni Türkiye’nin daha anlatılacak çok yönü var.. Arada sırada, şu mümbit Vizyon belgesine döneceğiz. Bir kitap bile yazılabilir bu belge ve içindekiler üzerine..
Ayran budalalarının bu vizyon propagandası hayranlığı perdesini yırtmalı...
--
(*) Salondaki atmosferden: Kadınlar Erdoğan şarkısına tıpkı konserdeymiş gibi ayağa kalkıp tempo tutuyor; sahnenin yanına yerleştirilmiş adeta bir gençlik korosu RTE’nin konuşmasının heyecanlı yerlerinde ölmeye ölmeye geldik sloganları atıyordu.. Bakanlıkların kırmızı plakalı arabalarıyla doluydu.. Bu tam, bir partinin ve devletin gücüyle ortaklaşa kotarılan bir vizyon açıklama toplantısıydı..

---13 Temmuz  2014 Pazar / Bilim ve Siyaset- Cumhuriyet

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Tayyip Erdoğan Yeni Ne Dedi?

Evet, Recep Tayyip Erdoğan en yeni şey olarak, bugüne kadar yapılan tartışmalara yeni ve Anayasada olmayan bir yorum getirdi: Cumhurbaşkanı İcranın başıdır. Cumhur yani millet, yani Cuhmuhurbaşkanı milletin başkanıdır ve Anayasa’nın 104. Maddesi de Cumhurbaşkanı Devletin başıdır demektedir. Bu da icranın başı demektir.. Anayasa bunu söylüyor ama anlamakta zorluk çekiyorlar, diyerek bir de zılgıt çekti Anayasa hukukçularına, muhalefete, bu konuyu hala tartışanlara!
Anladınız mı, bunca hukuk yalamışlar! Hele hele Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, bunca yıl konuştun, ama bu kadar yalın ve veciz bir anayasa yorumu yapamadın ve konuyu kapatamadın... Biz de böylece RTE’nin neden “icracı cumhurbaşkanı” diye tuttunup durduğunu anlamış olduk!
Ama tabii ki, Anayasa’da böyle bir yorumun zerresi yok. Anayasa güçler ayrılığı ve parlamenter sisteme dayalıdır. Devlet bir aygıt olarak hep vardır, devlet demek aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti demektir, tüm milleti ve kurumlarıyla birlikte; Cumhurbaşkanı da bütün bunları temsil eder. Bazen “devlet başkanı” olarak bazen “Cumhurbaşkanı” olarak geçer bu tanımlama. Cumhurbaşkanı, yani milletin başkanı tanımı, önceliği millet vurgusuna yaptığı için, bence de daha önemlidir. 
Hükümetler ise programlarıyla gelir giderler, bakanlıklar aracılığıyla devlet aygıtını icraati için kullanır. Yani icranın esas başı hükümetlerdir. Cumhurbaşkanı da, tabii ki yetki ve görevleriyle bir icraatte bulunur.
RTE devlet başkanı icranın başıdır yeni tanımını neye dayanarak yapıyor? Kazanırsa eğer, geride AKP hükümetini bırakacağı için. Seçimler kazanmış, 12 yıldır ülkeyi yöneten ve muktedirlik mertebesine ulaşmış güçlü liderliğine.. O hızla yıllardır gönlünde yatan Çankaya’ya çıkacaktır ve tabii parti içinde ve hükümette henüz gücünü fiili olarak koruyacağı için de, kendisini tümleşik bir yapının en tepedeki icracı başısı olarak görmektedir.
Mesela, hükümet başka bir partiye ait olsaydı, RTE’nin bu tanımına herkes güler geçerdi! Fiiliyatta karşılığı olmazdı! RTE, kazanırsa eğer cumhurbaşkanı-parti ve hükümet olarak yürüteceği programı açıkladı dün.. Önce bunu saptayalım! Bunun ileride doğuracağı sorunları sonra tartışırız... Hükümete yakın ve iyimser yorumcular, bir sorun çıkmayacağını söylüyor... Olmaz diyerek, sorunları önleyeceklerdir! Fayların belediye meclisi kararıyla örneğin yok sayılması gibi...
RTE’nin kullandığı dil, yapacağız edeceğiz şeklideydi (Cumhurbaşkanlığı ise bir bireyin yeridir!), böylece parti devlet ve hükümetin başı olarak ortaklaşa bir icraate de vurgu yaptı! Bu “Yeni Türkiye’nin” şifresidir.. Bunu daha ayrıntılı yarın yazacağım..
RTE, vizyon programıyla, aslında bir parti-hükümet programı açıkladı.. Buu programın içinde başka yeni ne vardı diye baktığınızda, örneğin son seçimlerde hatta yerel seçimlerde de yer yer dile getirdiği konular ve 12 yıldır hükümetinin üzerinde çalıştığı ve millete anlattığı icraat vardı.. Bazı yorumcuları sanki yeni büyük şeyler söylemiş gibi heyecanlanmış görüyorum. Vizyonun üç ana unsurundan biri olan, Türkiye’yi ilk 10 büyük ülke arasına sokmak.. baştan beri var.. 
Bu “öncü ülke” nitelemesi ile de bütünlüklüdür, ki öncülük lafı hep ağzında.. Müreffeh ülke, hep ana konusudur, hizmeti milletin ayağına götürmek ve milli geliri 10 bin dolara yükseltmekle övünür.. Bunu daha da geliştireceklerini söylüyor. Vizyonun üçüncü ayağı demokratik ülke vurgusu her zaman ileri demokrasi olarak dillerinde..
Bunu daha da ilerleteceklerini söyülyor.. Burada söylenecek olan şu: aman aman.. daha ileri götürme boğulup gideriz! Basının büyük özgürlük içinde olduğu gibi bir yalanı da orada dinlemek zorunda kaldık yine..
10 yıldır Alevileri eşit vatandaş yapacaklarını söylüyor, milim ilerlemedier, ama 12 yıllık ikidarlarından sonra vizyonlarında hala Alevi sorunu yer alıyorsa, anlayın artık! Alevilerin önünde bir havuç, koştduracak demektir! Kürt Meselesi’nin nasıl seyredeceğini de göreceğiz.. Umarız bu önemli meselede ülkenin bütünlüğünü dikkate alan doğru yol alırlar.
Şüphesiz bir yolgösterici bir açıklamadır vizyon.. Ama göz boyamalarla doludur baştan sona.. Başarılamamış, ama başarılmış gii gösterimlen konularla süslü.. Bunları tek tek ele alacağım.. Sağolsun bize durmadan yeni konular yaratıyor..
Cumhuriyet, 12 Temmuz 2014
---


Ekmeleddin: Bu program seçmeni etkiler mi?

Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, “Nasıl Bir Cumhurbaşkanı Olacağım?” sorusuna dün açıkladığı temel bir bildirgeyle yanıt verdi. Bunu bir program açıklaması olarak da anlayabilirsiniz, bir siyasi ve toplumsal hareket tarzı olarak da... Konuya bu açıdan yaklaştığınızda, Ekmeleddin Bey’in dün açıkladığı çeşitli konulara yaklaşım tarzı seçmeni birleştirebilecek özelliktedir. 
Çizilen tablo, oldukça geniş toplum kesimini kucaklayıcıdır. Zaten kendisi, CHP, MHP özetle 5 partinin adayı değlim. Bütün 76 milyonun adayı olarak karşınızdayım, düşüncesiyle bir siyaset tarzı ilan ediyor. Orada türbanlı kızın özgürlüğü de var, Gezi protestosuna katılanların ve şehit düşenlerin özgürlüğü ve sahiplenilmesi de.. Gençleri yutseverler olarak ilan ediyor ve toplumla yeni bir diyalog öneriyor.
İhsanoğlu, RTE’yi tam cepheden hedeflemiyor. Ama Gezi ve daha pek çok konuda söyledikleriyle, Erdoğan ve hükümetinin uygulamalarını eleştirici tutum alıyor. Ekmeledin Beyin programı veya düşünceler bildirgesi, tam bir Çatı Aday’ın anlam ve içeriğine uygun düşüyor. AKP’li seçmeni de hedefliyor. Diyor ki, genel seçimlerde git partine oy ver ama bu genel seçim değil bir Cumhurbaşkanı seçimidir. Oyunu istiyorum..
Bildirgesi 4 temel kavram üzerinde: Sevgi ekmek, dirlik ekmek, saygı ekmek, birlik ekmek. RTE’nin dışlayıcı ve ötekileştirici, parti ve seçmenlerin birbirinin boğazını kesecek noktasına getiren parçalayıcı politikasına, tamamen karşı bir politika... Huzur istiyor.. Halktan alacağı yetkiyi de ülkenin ana politikalarında uyum için kullanacağını, Anayasayı esas alacağını vurguluyor.
İhsanoğlu’nun bilim adamı olmasına rağmen, bilim ve teknolojiyi gündeme getirmesi doğrusu şaşırtıcı oldu benim için. Türkiye’de bilimde Nobelli bir insanımızın olmadığını ve eğitim ve araştırmada en geniş özgürlükler alanını açmak gerektiğini vurgulaması önemliydi. 
Ekonomik faaliyette, bilimi teknolojiyi, ARGE’yi, inovasyonu büyük bir etkinlikle üretmemiz ve kullanmamız gerektiğini belirten bir Cumhuşbaşkanı adayı.. Emek yoğun ekonomiden katmadeğeri yüksek, bilgi, bilim-teknoloji yoğun bir ekonomiye geçmemiz gerektiğini belirtiyor..  Bilimde de ekonomide de ikinci ligden birinci lige çıkmamızı sağlayacak bir ekonomi politika.. Bu yıllardır bizim Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji’de savunduğumuz politika.. İhsanoğlu, İslam İşbirliği örgütünün genel sekreterliğini yaptığı sırada da, İslam ülkelerinde bilim ve teknoloji üretkenliğinin gelişmesi için program uyguladı.
Ekmeleddin Beyin geçmişi ailesi vb ile ilgilenmek yerine, dünkü bu bildirgesini esas alarak değerlendirmek gerekir. Karşımda RTE’nin bir türevi vb olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda söylenecek her şey yanlış olur. Onu, bu bağlayıcı konuşmasıyla değerlendirmeliyiz. 
Yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı, kadınların özgürlüğü, ana dil vb konularında çok çağdaş görüşler savundu. RTE gibi Cumhuriyet ve toplum ile ilgili tersine mühendislik değil, tam tersine, yapıcı bir mühendislik temelinde duruyor. Bu yaklaşım seçmeni etkiler..
Yazılacak çok şey var, önümüzde de zaman..
 Cumhuriyet, 11 Temmuz 2014, Cumhuriyet

Samsun’dan Başlamanın Anlamı Üzerine

Cumhurbaşkanlığı propaganda seçimlerine Samsun’dan başlayıp sonra Erzurum’a geçeceğini açıkladığı an güldüm, hayır şaşırmadım! Demek ki yanlış değerlendirmelerde bulunmamışız.. Bir kaç yazıda Başbakanın rüyasını yazıp durdum, tabi en önemlisi Cumhuriyeti, yeni kurucu figür olarak kendisiyle, Recep Tayyip Erdoğan ile yeniden başlatmaktı. 2023 hedefi bunun rüyasıydı..
Örneğin 29 Aralık 2013 te yaklaşık şunları vurguluyordum:
2023, Tayyibistan Cumhuriyeti’nin tam ilanının tasarlandığı tarih! Cumhuriyet’in 100 yılı! Atatürk ve Cumhuriyeti’nin bütününe yönelik bütün kaalama ve yoketme politikalarının hesabı, Recep Tayyip Erdoğan’ı yeni büyük kurucu olarak geçirmeyi hedefliyor. Suriye ile savabilseydi göğsüne bir savaş kahramanı madalyası da takacaktı, ve yeni Türkiyenin Kurucusu görüntüsü tamamlanacaktı!
29 Aralık 2013: “RTE’den bir Ulusal Savaş Kahramanı yaratma projesini yüzde yüz başarabileceklerine inanırlarsa, buna soyunabilirler! 2023 Projesi ve Yeni Türkiye fikri bunu kapsar!”
RTE ve ekibi Atatürk ve İnönü dönemlerine çok saldırdı, yeni bir tarih oluşturma çabasına girdi. Atatürk’e ve İnönü’ye ayyaş bile dedi. Ama Atatürk’ü silemeyeceğini anlamıştı. Bu nedenle ondan Gazi Mustafa Kemal diye söz etti zorunlu olduğunda.
***
Cumhurbaşkanlığı makamı kimsenin reddemeyeceği bir yerdir. Açıkça yazalım: Aslında Başbakanlık makamından bile manevi anlamı-değeri yüksektir.
RTE 2007’de Köşk’e çıkmak istedi. Çok güçlü bir arzuyla hem de! Uzun uzun düşündü taşındı, iki koltuk arasında sarkaç gibi gitti geldi. Balıkçıya bile danıştı (!) ama sonuçta o koltuğu Gül’e verdi. Hesaplarını 2014 seçimlerine göre kurdu.
Cumhurbaşkanlığını garantilemek için herşeyi yaptı: Cumhurbaşkanlığı yasasına, 2012’de, Gül’ün yeniden seçilmesini önleyici madde bile koydu. Bu madde Gül’ü tam siyaset dışına itme manevrasıydı. Hem kendisine karşı Gül’ün yeniden aday olması olasılığını ortadan kaldırıyor hem de Gül’ü tasfiye için erken adım atıyordu. Anayasa Mahkemesi, Gül ile ilgili maddeyi iptal etti...
Geriye doğru bu sürece baktığınızda, aslında RTE 2014 Cumhurbaşkanlığı dışında başka hiç bir seçenek düşünmüyordu. Köşk, RTE’nin mutlak seçimiydi. RTE bunu 2007’de kararlaştırmıştı. Geride sadece şovu, danışıyoruz lafı güzafları, işte parti beni istiyor gibi sözde parti kendisini oraya yolluyor havasını vermek amaçlı işin gösteri kısımları kalıyordu. Başka herhangi bir kimsenin adaylığını duyan oldu mu?
Hesabı: 2014+5 yıl Köşk= 2019.. Ve +5 yıl Başbakanlık = 2024.. Bu amaçla seçimleri yeniden 5 yıla çıkartacak ki, 2023’ü, yani Cumhuriyetin 100. kuruluş yılını orada geçirsin..
***
Şimdi işe Samsun’dan başlaması Atatürkü taklit diyebilirsiniz. Hayır! Burada şu açık mesaj var: Atatürk ülkeyi kurtarmak için Samsun’a çıktı, doğru adımdı bu. Fakat Kurtuluş’tan sonra yaptıkları yanlıştır. Biz bu yanlışlığı düzeltiyoruz.. Atatürk milleti tepetaklak etti, biz milleti toplumu ayakları üzerine oturtuyoruz.
RTE’nin yaptığı bir tersine mühendisliktir! Atatürk ve arkadaşlarının “mühendisliği” çağdaş bir yaklaşıma-temele oturuyordu. Bir millet, ülke ve toplum oluşturuyorlardı. Bunu bilime, akla, aydınlanmaya dayandırarak gerçekleştimeyi amaçladılar. Ülkenin çağdaş uygarlığı başka türlü yakalaması, bir millet oluşturması mümkün değildi. Elde yıpranmış ölmüş bir ümmet vardı, ama millet yoktu. Din aletiyle kalkınmış bir ülke örneği de yoktu. Merkezi yönetimle büyük mesafe aldılar... Bir sürü şeyi eleştirebilirsiniz, ama işte o kadar..
Bugün İslam ülkeleri arasında bir Türkiye ve ayrıcalığı varsa, o dönemin başarısıdır diyebilirsiniz ancak. Gerideki seçenek, bir Orta Doğu ülkesi olmak ve kalmak vardı. Hala kendimizi o bağnazlık ve mentaliteden kurtarabilmiş değiliz!
RTE, şimdi tersine bir mühendislik peşinde. Bu ne demek?
Toplumda en geri ve tutucu düşüncelere, ilkelliklere dayandırmak demek ülke yönetimini.. Dini kullanmak.. Yoksulluğu ve okumamışlığı kullanmak... Ülkeyi gelişmiş ülkeleri aşacak, onlara yetişecek bir sanayileşme, yüksek teknoloji, bilim teknoloji strateji geliştirmek ve ısrarla uygulamak yerine, inşaatçılığa bel bağlayan bir politika.. Muazzam bir dinci kısveli sınıfı toplumun, ülke ve devletin her alanına egemen kılmayı hedefleyen bir anlayış....
RTE’nin bu düşüncesi bir hayaldir, sadece topluma büyük yara verir, ama gerçekleşemez.. Çünkü Ülkenin kuruluş temellerinde bu yoktur tam tersi vardır... Bu ülkeyi temelden tamamen yıkması gerekir..

SORULMAYAN SORU
Önceki gece Şirin Payzın’ın program konuğu BDP adayı Selahattin Demirtaş’tı.. Demirtaş, merakla izlediğim bir Kürt siyasetçidir. Farklılıkları vardır. Gazeteci- yazarlar sordu o yanıtladı. Hassas konular soruldu, hakkını vereyim programın. Kürtlerin AKP ile seçim anlaşması da soruldu.
Demirtaş, birinci turu kazanacaklarını, ne ilk ne ikinci turda başka bir aday lehine asla çekilmeyeceklerini söyledi..
Soru yöneltenler bu yanıttan tatmin oldu. Ama şu soruyu yöneltmeleri gerekirken sustular: Öyle diyorsunuz ama ilk turda ya seçilmezseniz... O taktirde ikinci turda Kürt oyları RTE’ye akacak mı akmayacak mı, ne yapacaksınız..
Demirtaş”ı kurtardılar! RTE’yi özgürlükçü değil otoriter ve dikta heveslisi olarak suçla.. Salı günü Mecliste konuşan diğer BDP eşbaşkanı gibi.. Ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, seçmenini RTE’ye yönlendir..
Demirtaş ve Kürt siyasetinin en büyük açmazıdır bu..

--10 Temmuz 2014 Perşembe / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Anayasal / Parlamenter Bunalıma Hazırlanalım, Bu Sistemde RTE Başkanlık yapabilir mi

Recep Tayyip Erdoğan adeta kafalarını doldurmuş, iyi bir eğitimden geçirmiş, aynı dil ve aynı ağızla ortalığa salmış.. TV ekranlarında, gazete köşelerinde yaveleyip duruyorlar: Halk seçecek ya Cumhurbaşkanını, “artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak”mış... Halk seçerseymiş, bu doğrudan başkanlık, yarı –başkanlık seçimi gibi olurmuş... Çünkü halk seçimi ile Meclis’in seçimi farklıymış...
Eeee ne olacak yani, sadede gelelim, olayı somutlaştıralım:
RTE Cumhurbaşkanı seçilirse, Anayasa’da olmayan bazı yetkiler uydurarak, hükümeti mi kuracak, başbakan mı atayacak/görevden alacak, Meclis’e teklif mi sunacak şunları yasalaştırın diye.. Bir bakanı mı görevden alacak... Her hafta veya ayda bir Bakanlar Kurulu’nu mu yönetecek.. Doğrudan doğruya Bakanlar Kurulu’na veya Meclis’e, hangi duble yolların derhal yapılacağı... hangi viyadüklerin inşa edileceği... hangi kanalların açılacağı... hangi dehlizlerin kazılacağı.. hangi gökdelenlerin nerelere dikileceği.. konularında projeler sunacak da bunların derhal gerçekleştirilmesini mi isteyecek.. (Kendisi ülkenin baş müteahhidi ya!)
Devam edelim:
***
Merkez Bankası Başkanını çağırıp faizleri derhal düşürün mü diyecek..
TÜİK’e gidip, enflasyonun neden yüksek çıkarttıkları konusunda sorgu sual mı edecek..
Mesela Orman Bakanını çağırıp, şu şu ormanların falancalara verilmesini mi isteyecek.
Taksim Gezi Parkı’na iptal edilen projenin kondurulması talebini mi iletecek.
Dış İşleri Bakanına, İç İşleri Bakanına, Kültür Bakanına, Milli Eğitim Bakanına... hatta başbakana emirler mi verecek..
Hepsini çağıracak: neler yapıyorsunuz, planlıyorsunuz, programlıyorsunuz, şunları bana bi gösterin hele, onayım olmadan hiç bir şeyi pratiğe dökmeyin, mi diyecek..
MİT Başkanını, Genel Kurmay Başkanını, Meclis Başkanını, bilmem ne başkanını iki de bir çağırıp raporlar isteyecek, emirler mi verecek..
Müsteşarları mı tek başına atayacak...
Mesela seyahate çıktığında, yanında “başbakanını” da mı götürecek..
***
Yukarıda saydıklarımızın hiç birini yapamaz. Çünkü, Cumhurbaşkanına Anayasa’da belirtilen görev ve yetkileri arasında bunların hiç biri yoktur..
Nezaketen dinlerler bir-iki, ama üçüncüde Köşk’e hadi canım derler demeleri gerek, yoksa koltuklarında kendileri değil birer maşa oturuyor olur..
Çünkü, anayasanın kendilerine verdiği yasal yetki, görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyorlar, koltumları üzerinde üstelik hiç bir yasal sorumluluğu olmayan birinin talimatlarına göre hareket ediyorlar demektir.
Davul onların boynunda asılı, ama tokmak Köşk’te oturan yetkisizin elinde.
Güm bede gümgüm..
Herhalde bu durumda tokmak davulu taşıyanın kafasına da arada sırada bir şekilde iner!
***
Anayasa Cumhurbaşkanının bütün görevlerini belirlemektedir.. Bunları dışına taştığı andan itibaren, başkasının yetki ve sorumluluk alanına girer..
Yani işgalci olur.. Bu da savaş ilanı demektir.
***
Peki aptal aptal şeyler söyleyerek, Cumhurbaşkanı artık halk tarafından seçildiği için başkanlık yetkilerine, yarı başkanlık yetkilerine sahip olur havası yaratılarak, amaçlanan nedir?
Bunlar RTE’nin adamları, hem de silme... RTE var onlar da var..
RTE başkanlık mı istiyor, silme alkıştan kırılıyor ortalık: Hakkıdırrrrr hakkıdırrrr....
Komedi filmlerindeki gibi gülünç efektler.
***
Avrupa’da başta Avusturya’da olmak üzere, 3 ülkede cumhurbaşkanları halk tarafından seçiliyor..
Ama patiler de seçimlere giriyor, başbakan hükümeti kuruyor. Yani  normal parlamenter sistem çalışıyor.. Cumhurbaşkanları halk tarafından seçildiği için de bir yetki krizi, siyasi kriz çıkmıyor.. Herkes işini yapıyor.
Ama bizde insanın adı RTE olmaya görsün..
Halk tarafından seçilidi mi, onu koyacakları yer bulamıyorlar..
Bu durumu yaratan tabii ki RTE’nin kendisi.. Çünkü öyle olmasını istiyor: Hükümeti o oluşturacak, başbakanı bakanları o belirleyecek, partiyi kimin yöneteceğine o karar verecek.. Yasaları masaları kimin ne yapacağını... Herşeyi, o o o o o...
Anayasa orada dururken, kimse kendi işine, yetki ve sorumluluk alanına müdahale ettirmez..
Gül’ü reddedip, başka birisini de (belki kader arkadaşı Davutoğlu dışında!?) o koltuğa oturtsa, kendi sorumluluğu ile ülkeyi yönetir..
Haaa yapmazsa, ülkece makaraya alınır.. Fıkralar, öyküler, tiyatrolar, komediler gırla.. Tam bir malzeme olur.
Buna bir dayanır iki dayanır..
***
Başkanlık sisteminin tek yolu Anayasayı değiştirmekten geçiyor. Onun yolu da Meclis’te 367’ye kalkacak parmaklardan.. Veya Meclis’ten geçirip referanduma sunmaktan..
Şakşakçılar, tabii başlarında Başbakan, buna hazırlanıyorlar olabilir..
Görünen o ki, anayasal, siyasal ve parlamenter sistem krizi kapımızda bekliyor bizi.
Bu krizi önleyecek en iyi şey, RTE’nin yerinde oturması Köşk’e çıkmaması..
Halk ne der bilemem.
Ama RTE Köşk’e çıkarsa, cebinde taşıdığı Başkanlık Anayasasını, Kürt milletvekillerinin desteği ile, referanduma götürecek bir sayıya ulaşabilirler.
İmralı’dan bu konuda söz almış da olabilir..
Al gülüm- ver gülüm... Olabilir mi, yoksa varsa böyle bir düzen, bugün değilse yarın halk bozar mı..

---8 Temmuz 2014 pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

8 Temmuz 2014 Salı

Öcalan Çıkmayı Umud Edebilir mi?

İktidarın Meclis’e yasalaşmak için getirdiği yeni “Çözüm Paketi” tasarısı, acil olarak yasalaşacak, çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerine şunun şurasında az bir zaman kaldı. Ama daha önemlisi Meclis kapanacak.. Bu tasarının öncelikle Kürt seçmenin oylarının RTE’ye akması amaçlı olduğunu, bilmem söylemeye gerek var mı..
Müthiş bir olumlu hava estiriliyor. Hürriyet’teki Okan Konuralp’ın dünkü haberini okuyorum, yasada tabii ki olmayan ama uygulama mutabakatı olarak topluma sunulanlara göre, PKK çekilme sürecini yeniden başlatacakmış.  Biliyorsunuz önceki pakette de geri çekilecektiler ama geçen mayıs ayında PKK geri çekilmeyi durdurmuştu. Şimdi ise bu süreç “denetimli ve gözetimli geri çekilme” olarak yeniden başlayacakmış.
Dahası, bu yeni süreçte, PKK silahlarının imhası da söz konusu olabilirmiş.
***
Olabilir mi, belki. Önyargılı olmak istemem. Çünkü PKK’nın silah bırakması, silahlı mücadeleyi tamamen terketmesi, Kürt siyasal hareketinin “dağdan ovaya” inerek meşru zeminde mücadele vermesi büyük çoğunluğun isteği. 30 yılı aşkın süren bu belalı durumun son bulmasına karşı çıkmanın mantıkla ve yurtseverlikle bir ilgisi olamaz.
Belki de bu sürece çok önceden girebilirdi Türkiye. Ama bugüne kadar RTE iktidarı Kürt Meselesi’ni kendi politik yararlarına uygun olarak kullandı. Bazen silah ve sopa kullandı bazen havuç.. Özellikle seçim zamanları öncesi havuç, seçim sonraları da sertlik.. AKP Kürt siyasetini araçsallaştırmıştır..
Kürtler bunun farkında değil mi.. Tabii ki.. Ama, daha önce yazdığım gibi, Kürt silahlı ve siyasal hareketini kontrolünde bulunduran ve iktidarın da bu amaçla kendisine yardım ettiği Abdullah Öcalan’ın siyasi kaderi ve dışarı çıkması, RTE iktidarının elinde. Cumhurbakanlığı seçiminde de, ilk turda seçilememesi durumunda, RTE’nin kaderi de Kürt seçmenlerine bağımlı. Bir kader birliği söz konusu..
RTE ilk turda seçilerek Kürt oylarına muhtaç olmamak istiyor.. Kürtler de tam tersini..
***
Abdullah Öcalan ve Kürt Siyasi Hareketi, PKK’nın tam geri çekilmesinde, hatta silahsızlanmasında ve dağdan inerek siyasal sürece entegre olmasında samimi olabilirler mi?
Yoksa, iktidar ile RTE yine geçici bir kader birliği içindeler mi, kısa bir süre sonra, bu ortaklık yeniden bozulacak ve herkes kendi mevziine geri mi dönecek?
Beşir Atalay “bu yeni sürecin hedefi, silahların bırakılması, şiddetin bitmesi ve ve eve dönüşün sağlanması" olduğunu belirtti.
Gerçekten yeni bir döneme mi giriyoruz?
Bu sorular, önemli ölçüde Öcalan’ın, dışarı çıkmak ve Kürt siyasal hareketinin başına geçmek arzusunun ne kadar güçlü olduğuna da bağlıdır. MİT ile İmralı’da yapılan görüşmelerin içeriğini şüphesiz bilmiyoruz.. Ama hem Öcalan’ın hem İç İşleri Bakanı Efgan Ala ve Başbakan yardımcısı Beşir Atalay’ın yaptıkları açıklamalar bize içerikle ilgili fikirler veriyor. Şüphesiz, İmralı’da yapılan görüşmelerin geçen yıl medyaya sızdırılan tutanakları da aslında, Öcalan-MİT görüşmelerinin seyri ve karyılıklı verilen sözler-vaadler hakkıda da temel bilgiler veriyordu.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Öcalan’a bir dışarı çıkma perspektifi verilmiş. Öcalan bunun gerçekleşeceğine ve “normal hayata” dönebileceğine epey inanıyor. Eğer bu olası durum, PKK’nın gerçekten silahları bırakıp “eve dönmesi” ile, yani şiddetin bitmesi ile sonuçlanırsa, Öcalan’ın bu beklentisi gerçekleşebilir ve böyle bir umudu beslemesinin de maddi koşulları var demektir.
***
Eğer yukarıda yazdıklarımız perspektifinde, süreç yeni bir döneme girecekse, AKP İktidarı’nın “eve dönüş”ün kapılarını açacak garantileri yasalaştırmasına karşı çıkmak, ancak, “siyasal hesaplar”ı gerektirir.
Biz ise burada nesnel davranacağız.. Tasarıya bazı eleştirilerimiz olmasına rağmen, seçimlerde bir araç olarak kullanılacak olmasına rağmen, eğer umut saçılan sürece yardımcı olacaksa, bu tasarının Meclis’ten geçmesine hayır diyemeyiz.
Tabii hemen gelecek: ne karşılığı bu süreç? İzleyeceğiz, bakacağız ve yorumlayacağız.
Irak ve Suriye’de gelişmeler büyük Kürdistan düşü için Kürtler arasında gerçekçi umutlar yaratsa bile, biz kendi sorunumuza odaklanmalıyız.
Belki de Türkiye Kürtlerinin, Türkiye ve bizlerle birlikte yaşamaktan daha iyi olanakları yoktur..
Öyle mi acaba? Veya böyle olması için neler yapılmalı?

---7 Temmuz 2014 pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet