Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

2 Nisan 2023 Pazar

20 Mart 2003 büyük kara gün, Irak işgali 20.yıl muhasebesi

 obursali@cumhuriyet.com.tr

20 Mart 2003 büyük kara gün

21 Mart 2023 Salı


Rusya’nın Ukrayna’yı işgali alabildiğine tartışılırken tarih önümüze tam 20 yıl önce başlayan, 8 yıl süren, yanı başımızda tepeden tırnağa mahvolmuş, yüz binlerce insanın öldüğü ABD ve müttefiklerinin Irak savaşını getirip koydu.

Kitle imha silahları var, Irak’a demokrasi getireceğiz yalanlarıyla bir ülke mahvedildi ve ülke hâlâ bu işgalin bataklığı içinde, Irak var mı yok mu tartışma konusu. Emperyalist güç Irak’ı üçe bölecekti, orada IŞİD canavarını ve diğer cihatçı cinayet örgütlerini yarattı. Bu katilliğin baş siyasi adları Bush, Cheney, Colin Powell, Blair...

ABD’nin müttefik şeyleri de vardı savaşa katılan. Tabii başta İngiltere, Fransa, Kanada, Avustralya...

Tahminlere göre, 2019’a kadar en az 275 bin ile 306 bin arasında sivil öldü, gerçek sayı 1 milyona yakın olabilir. (https://watson.brown.edu/ costsofwar/costs/human/civilians/ iraqi)

3 TRİLYON DOLAR

ABD’li askerlerin kaybı 4 bin 598. Özel savaş şirketlerinin askerleri ve sivil yabancı şirket çalışanlarından ölenlerin sayısı 3 bin 650. (Bu kapsamda 250 Türkten de bahsediliyor). Irak askeri kuvvetlerinin kaybı 40 bin kadar. Bu savaş, kayıplar açısından birkaç kat Ukrayna savaşını içine alır...

Savaşın ABD’ye maliyeti, Suriye’yi de katarak 2.9 trilyon dolar. Türkiye’nin 4 kat milli geliri! Biden, 400 milyon dolar daha ayırdı savaşın sürmesi için.

Sadece bu kadar mı? Irak ve Suriye mültecilerinin sayısı 7 milyondan fazla, 8 milyon insan da yerinden yurdundan edildi. Parçalanmış ülkeler bıraktı geriye. Mezhepsel ayırım ve düşmanlıklar ve savaşlar, hırsız siyasi ve sivil yöneticiler... Öldürülen binlerce yüksek değerli nitelikli insanlar, mahvolan kentler, altyapılar, doğal ve kültürel zenginlikler... Irak ve Suriye için belki de yüz yıl sürecek bir travmatik insanlar. Tabii tüm diğer hizmetlerin çökmesini de katalım.

Ayrıca sera gazı salımı da 122 milyon metrik ton. Amerikalı askerler dahil Iraklılar savaşın zehirli gazlarından hâlâ ölüp duruyor.

AMERİKAN YÜZYILI

Bush iktidarının içinde ve dışındaki Yeni Muhafazakârlar, Amerikan hegemonyasının yeni yüzyılı olarak görüyorlardı. Bunlardan bir kısmı Irak savaşı için “Fikir iyi ama uygulama ve işgal sonrası planlama eksik ve savaşı İran’a doğru yayma başarısız” diyor.

Bugün ABD gazeteleri, o zaman karşı çıkmadıkları Irak savaşı için bugün 11 Eylül 2001 İkiz Kulelere saldırıdan sonra “Amerikan toplumuna nüfuz eden 11 Eylül sonrası intikam dolu bir kana susamışlık olarak” ve büyük fiyasko olarak tanımlıyor, hesaplaşıyor. Iraklı gazeteci Bağdat artık Bağdat değil, Sünniler, Şiiler kendi mahallelerinde yaşıyor. Irak’ın bir Kürt kuzeyi, bir Sünni batısı ve merkezi ve bir Şii güneyi olarak “yumuşak” bölündü. Gençler “Vatan istiyoruz!” diye bağırıyor.

VE TÜRKİYE: DUA EDİYORUM

ABD Irak’ın işgali için Doğu Anadolu’ya 40 bin asker yerleştirmek, koridor açmak ve Yumurtalık üssünün bombardıman için kullanılmasını istemişti. Gemileri İskenderun’da bekliyordu. AKP iktidarı bu talebi destekliyordu ancak CHP ve bazı AKP milletvekillerinin vb. ortaklığı ile AKP teklifi 1 Mart 2003’te Meclis’te reddedildi. Bugün üçüncü kez yönetime soyunan siyasetçinin “Amerikan askerleri için dua ediyorum” sözleri basına yansıdı. Gül“İzin çıkmasa bile Amerikan askeri sevkiyatı Türkiye üzerinden sürdü” diyecekti.

Genelkurmay 1 Mart tezkeresine olumsuz tavır göstermişti. Bu tarih, ABD’nin bizim ordu yönetimiyle ilişkisini de kestiği tarihtir.

1 Mart’tan hemen 3 ay kadar sonra, 4 Temmuz 2003’te, Amerikan havacıları, yanlarında Peşmerge ile birlikte, Süleymaniye’de Türk askerlerinin karargâhına baskın yaptı ve 11 Türk askeri başları çuvallanarak götürüldü ve 60 saat esir tutuldu. 4 Temmuz Amerikan Bağımsızlık Günü’ydü, aynı zamanda! Bu TSK’nin başına geçirilmiş bir çuvaldı.

Sonrası, ABD’nin FETÖ’cü darbe girişimine varan, ordudan Atatürkçü subayları temizleme operasyonlarına (Balyoz, Ergenekon) uzandı.

1 Nisan 2023 Cumartesi

Bir Cumhuriyet ailesi ve son kuşağının başarı öyküsü, Murat Yasa ve Aromsa

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bir Cumhuriyet ailesi ve son kuşağının başarı öyküsü

20 Mart 2023 Pazartesi


Aslında bütününe baktığınızda baş döndürücü bir Cumhuriyet öncesi ve hemen sonrasından bugüne uzanan ve başarıyla geleceğe göz kırpan bir Türkiye öyküsü var karşımızda. Ta Tepedelenli Ali Paşa’dan ve Trakya Türklerinden bugüne uzanan birkaç kuşak...

Tüm bu öykünün bugünkü temsilcisi, yazdığı “Kırmızı Tuğlalar, Kaşıkçı Elması’ndan Aroma Sanayisinin Liderliğine Giden Yolda Bir Başarı Öyküsü” kitabıyla Murat Yasa.

Bence Kaşıkçı Elması da ailenin bugün en önde geleni olarak Murat Yasa’ya ait, yani Topkapı’da yanlış yerde bulunuyor!!!

Ne alaka diyeceksiniz: Ali Paşa bugüne uzanan ailenin başlangıcında duruyor. Yanya valisinin unvanları, “Yanya Sultanı ve Müslüman Bonapart”. Bugün Topkapı Sarayı’nın dünyaca ünlü Kaşıkçı Elması, Ali Paşa’nın hazinesindeyken, kafası kesilince hazinesiyle birlikte elmas da Osmanlı’ya geçiyor.

Elmas aslında, Hindistan’dan Napolyon Bonapart’a satılıyor. “Napolyon tutuklanıp Elbe Adası’na hapsedilince annesi elması satılığa çıkarmış”, Ali Paşa elması satın alarak çok sevdiği ikinci eşi Vasilike’ye hediye etmiş.

PEDALLA 2 BİN 850 KM

Ali Paşa’dan sonraki neslin hikâyesini okuyoruz Murat Yasa’dan. Dedesini tanıyoruz, sonra da babası Suat Yasa’yı. Suat Bey Sümerbank’ın bursuyla Belçika’da okuyan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce devletin geri çağırmasıyla bisikletiyle Liege’den İstanbul’a 2 bin 850 km pedal basan, Cumhuriyete kanat geren neslinden. Bisiklet ise Aromsa Müzesi’nde! Devlet, Suat Bey’i tahsilini tamamlaması için ABD’ye gönderiyor. Gidiş de dönüş de gemiyle! Sonra devlet fabrikalarında önemli görevler üstleniyor.

Hikâye uzun ama gerisi, oğlu Murat’ın büyük bir sabırla, taş üzerine taş koyarak, adım adım geliştirerek, kazandığını tamamen işini genişletmeye harcayarak bugün yarattığı Aromsa’ya ait.

Murat Yasa’nın Aromsa öyküsü etkileyicidir.

Tamamen araştırma-geliştirmeye dayanan, bilimsellikten hiç ayrılmayan, yenilikçilikten ve çok yönlü üreticilikten, konusunda keşfetmekten keyif alan, yabancı ürün yerine her zaman burada üretmeyi milli bir görev bilen, yüreği ülkesi için atan bir Cumhuriyet insanı.

BİLGİ TOPLUMU PATRONU

Aromsa’yı hep Ar-Ge temeli üzerinde büyütüyor. 400 kadar çalışanının her zaman mutlu ve iyi yaşamasını ilke edinmiş, ender bulunan bir “sosyal” patron.

“Bilgi temelli” fabrikalar, beyaz yakalılar, kadın şefler ve yöneticiler, çoğunluğu kadınların oluşturduğu çalışanlar...

Murat Yasa dünyayı izliyor, en iyisini yapma gayreti içinde, laboratuvarlarını sürekli yenileyip geliştiriyor.

Tanıdığımız, Ada’dan dost olduğumuz, çalışmalarını hep yakından izlediğimiz ve bu büyük öykünün yazılmasını teşvik ettiğimiz için, bunları rahatça yazabiliyorum.

Yer yer bana okuttu, yazmasına hiç yardımımız dokunamadı ama hep destekledik, sonuçta aynı zamanda iyi bir yazar olduğunu da kanıtladı.

Bu kitaptaki yazma disiplini, Aromsa’nın büyüme disiplini gibi geldi bana.

Eline sağlık diyorum. Yakın tarihte ne büyük aile öyküleri var, hepsi bir iki kuşak anılarda yaşayıp yaşam değirmeninde hızla kayboluyor.

Murat Yasa, geçmişini, bu zaman değirmeninin çarkları mı desem, taşları mı yoksa makinesi mi, canavar ağzından kurtararak önemli bir iş daha başarmış

Bilimi bilgiyi iktidar yaparsak sorun çözülür

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bilimi bilgiyi iktidar yaparsak sorun çözülür

19 Mart 2023 Pazar


Dün Rotary kulüplerinin “bilim ve barış” konulu toplantısında Şevket Ruacan ve Mustafa Çetiner hocalarla birlikte konuşmacıydık. Konuşmam, bilimin başardıklarını anlatırken, dünya barışına katkıyı başaramadığı üzerine idi.

Bilim insanları, dünyanın ismi konmamış en evrensel kurumsal yapısıdır. Küresel işbirlikleri olağanüstüdür. Bir ülkede yapılan araştırma, dünyada ilgili bilim insanları tarafından eleştirilir, katkılarla geliştirilir, yanlışlıkları ortaya çıkarırlar, bu araştırmadan esinlenerek yepyeni araştırmalar gündeme gelir...

Ortak amaç, bilimsel hakikate sadık kalınarak en doğru bilgiye ulaşmaktır. Ne din, ne ırk, ne dil ayrıcalığı aralarında vardır (şüphesiz genel doğru olarak yazıyorum, yoksa arada sırada sorunlar çıkar).

BİLİM VE SİYASETİN KAVGALARI

Ruacan Hoca dedi ki bilim insanları birbirleriyle kavga etmez, ederlerse hakikate ulaşmak içindir, bilim üzerinedir; ama ülkeler, siyasiler birbiriyle topla tüfek savaşırlar.

Bilim ve siyaset ilişkisi üzerine ileride pek çok yazıda işleyeceğim.

Bilimin barışa katkılarının başarısızlığının temel nedeni, iktidarda olamayışıdır.

Bilimcilerin kendi aralarında kurdukları hakikat diliyle, siyasilerin kendi aralarındaki çoğu yalan ve tahakküme dayanan dili arasında zerre ilişki yoktur.

Politikacı bilimin yarattığı parasal değerleri, barış için değil, gerektiğinde savaş için de kullanır.

Muazzam paralar silahlanmaya aktarılır.

POLİTİKACI İÇİN BİLİM BİR GÜÇ ARACIDIR

Politikacı, bilimi güç aracı; diğer ülkeler üzerinde hegemonya ve sömürü aracı olarak kullanır.

Bilim, bilgi, resmen iktidar olmadıkça, dünyada savaşların sonu gelmez, barışa da hizmet edemez.

Bilim ve siyaset, tamamen iki ayrı dünyadır. Dahası bazen birbirlerini reddedebilirler de.

Ama bilimin iktidar olma olasılığı bugünkü dünya yönetim sistemlerinde yok gibidir.

Gerçi pek çok ülkede kurumsal siyaset, bilimin yarattığı değerleri, ülke ve kendi çıkarına olduğu için bilimi son derece destekler. Para akıtır.

Fakat yine de bu destek, bilimin barışa hizmet etmesine yaramaz.

Ama siyasetin kulak verdiği ülkelerde, bilimin yararı büyüktür. Mesela deprem ülkesinde Japonya’da hasarlar çok azdır.

Bu konu uzun, tartışmaya açık, ileride deşeceğim.

CEZAYI ÜLKE-TOPLUM ÇEKER

Bilimin özellikle bizim gibi ülkelerde tam “iktidarsızlığı”nın cezasını tüm ülke çeker, tüm toplum çeker.

Toplantıda tartışma sırasında bir genç, konuyu ülkemize, son depreme getirdi ve bilimin siyasi iktidarlar üzerinde sıfır etkisinin, ülkeye verdiği zarara dikkat çekti.

Çok doğru.

Türkiye deprem ülkesi mi, evet. Bunu bilmeyen var mı, hayır, bırakın tüm dünya bilimcilerini, sağır sultan bile bilir.

Her depremde Türkiye’nin nasıl fay hatlarıyla kuzeyde güneyden Ege’den kuşatıldığını gösteren haritalar ekranda boy gösterir.

EĞER TOPLUMU SEVSELERDİ..  

Bu ülkede işbaşına gelen siyasi iktidarların zerre aklı, millet sevgisi, ülke sevgisi olsaydı, yaşadığımız ağır depremlerin acısını yüreğinde hissederek, yarattığı ekonomik kayıpların büyüklüğünü düşünerek haritayı önüne koyar, ülkenin milletin depreme karşı güvenli hale getirilmesi için, yapılacak işlerin tümümün kararını vermesi için, çalışmaları sadece uzman ve bilimcilerden oluşan bir Deprem Konseyi’ne devrederdi.

Bu, ülkenin güvenliği ve milletin geleceği için iktidarının bir parçasından vazgeçmek demek olurdu ve doğru bir iş yapmış olurlardı.

Bugünkü 50 bin insanımızı kaybetmenin acısını ve yıllarca sürecek travmasını yaşamazdık.

100 milyar dolarlık bir kaybı yaşamazdık.

Şimdi söyleyin: Siyasi iktidarlar, ülke-toplum yararı için mi çalışıyorlar?

AKP liderliğinin saklı yüzü: HÜDA PAR

 obursali@cumhuriyet.com.tr

AKP liderliğinin saklı yüzü: HÜDA PAR

16 Mart 2023 Perşembe


AKP’nin bir yandan HÜDA PAR seviciliği epey bir süredir sırıtıyordu, şimdi aralarında kurulan seçim işbirliği ile adeta resmileşti. HÜDA PAR’ın içinden çıktığı ve hiçbir zaman da reddetmediği, Hizbullah’tan hüküm giyen pek çok kişinin, geçmişte AKP adalet bakanları erkenden hapisten çıkmalarına yardımcı olmuştu. 2018 seçimlerinde AKP’yi, Erdoğan’ı desteklemişlerdi.

HÜDA PAR, kadın düşmanı, hatta İslamcı kadın katilleri, onlarca cinayetin tescilli örgütü Hizbullah’ın sivil yüzü olarak siyaset sahnesinde. Liderleri, Habertürk’te katıldığı programda Hizbullah’ı reddetmedi. Bu tutumlarıyla siyasi dürüstler!

HÜDA PAR, AKP’nin (Saray’ın mı deseydik yoksa) koruyuculuğu altında kendini güvende hissediyor. Verdiği siyasi desteğin de karşılığını aldı ve alıyor.

2018 genel seçimlerinde ise 157 bin oy almış, oy oranı yüzde 0.31.

Yani oyu bu kadar.

Peki AKP’nin bu orana ihtiyacı mı vardı da HÜDA PAR (*) ile üstelik resmen seçim ittifakına giriyor?

İttifak yapmasalar, HÜDA PAR zaten RTE’ye cumhurbaşkanlığı için kesin destek verecekti.

ORANTISIZ BİR ALIŞVERİŞ

Peki, milletvekili çıkarmak için mi bu oya ihtiyacı vardı Güneydoğu’da? Hadi diyelim o kadar oy ile tehlike sınırında olan bir tane milletvekili çıkarmayı garanti etsin.

Buna karşılık, onlara ödediği çok büyük bir bedel: Minicik bir partiyi elinden tutup sahneye çıkarıyor, söylentilere göre 8 milletvekili ile pazarlığı açmışlar, hadi diyelim 2-4 milletvekilliği ile pazarlığı kapatsınlar. Yüzde 7 barajını aşamayacak ve asla milletvekili çıkaramayacak bir şaibeli yapıyı Meclis’e sokuyor.

AKP’nin aldığı ile verdiğini kıyaslarsak, orantısız bir alışveriş söz konusu.

Üstelik, AKP gibi bir kitle partisine bu büyük destekle şaibe bulaştırıyor.

SEVİCİLİĞİN KÖKENİ Mİ?

O zaman bu HÜDA PAR seviciliğinin başka nedenlerine baktırıyor bize bu işbirliği.

Acaba şu mu: Sefa Uyar’ın dünkü gazetemizdeki Diyanet’in tarikatlar ile ilgili “gizli raporu” haberinde yazıldığı gibi, AKP/HÜDA PAR arasındaki ilişkiyi açıklıyor olabilir mi? HÜDA PAR “Gayri İslami ve de laik Kemalist zulüm rejimine karşı mücadeleyi varlık nedeni” olarak görüyor. 

Atatürk, dahası Türkiye’nin kurucu ideolojisine düşmanlık AKP’nin hem düşüncesinde hem eylemlerinde var.

Ne kadar Atatürk ve Cumhuriyet kuruluşuna düşman sözde “düşünce adamı” varsa, hepsini başlarının üzerinde taşıyorlar.

“Kemalist rejimi/Cumhuriyeti”, AKP iktidarından öncesine kadar, bir “reklam arası” olarak görüyorlardı, unuttuk mu?

Hizbullah bu rejimi şiddetle, cinayetle yıkmaya soyunmuştu.

Sivil yapısı ise şimdi “yasal siyasi mücadele” kimliği ile de ülkenin ve anayasanın kurucu ilkelerine karşılar.

‘HÜDA PAR OLAMIYORSAM...’

Evet AKP, HÜDA PAR olamaz. Ama minik ideoloji kardeşi olarak ona elinden gelen desteği verebilir. Düşünce ortaklığını sergileyebilir. Ona siyaset ve Meclis sahnesinde rol verebilir. Kendisinin açık seçik yayamadığı, savunamadığı ülkenin kurucu ideolojisine düşmanlığı HÜDA PAR’ın yapması için ülke çapında fırsat verebilir.

Başka noktalar da var tabii. HÜDA PAR’ı HDP’ye karşı kullanma, sandıkları bu örgütlü yapıya emanet etme gibi...

Bu son nokta, belki de AKP’nin büyük beklentisini oluşturuyor olabilir.


(*) HÜDA PAR ve Hizbullah, ikisinin tercümesi: Allah’ın Partisi. Kimler bu adı böyle kullanıyorsa, Allah adına her türlü haltı yiyeceklerinin peşin garantisini veriyor