Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

3 Ocak 2022 Pazartesi

Bir verdim beş koydum oyunu...

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bir verdim beş koydum oyunu...

02 Ocak 2022 Pazar


Yeni yılınızı kutlayarak, mutluluklar ve esenlikler dileyerek söze başlayacağım ama utanıyorum... Evde sürekli kuşkulu içimizden biri daha gece yarısı olmadan kötü durumu açıkladı ve eşine dönerek “Artık elektrikleri açık bırakmak yok, çıkarken her şey kapanacak” dedi. Ne oluyor demeye vakit kalmadan elektriğe olağanüstü zammın müjdesini verdi!

Yılbaşı gecesinin içine etmeye yeminliymişler!

Bu konuda gözleri gerçekten kara. 3 kuruşa düşmüş 2 bin 900 lirayı 4 bin 250 liraya yani 5 kuruşa çıkarttıklarında, asgari ücret propagandasıyla ekranları yağla balla sıvarken gelen ve gelecek zamlarla asgari ücreti 1 kuruşa düşüreceklerini söylemiştik. Bizler kötü adamız! 2022 pahalılıkta ve yoksullukta en berbat yıllardan olacak diyorduk ki, bizi doğrulama yarışından geri kalmadılar.

Korkunç zamları 2022’nin 1 ocak’ından itibaren geçerli kılmalarının nedeni de zamları 2021 enflasyonuna dahil etmemek, böylece memura da emekliye de ücretliye de yapılacak artışları düşük tutmak.

Ayvayı yedi millet. Söndürün ışıkları, tek ışık yansın, en az elektrik kullanın, öyle olsun ki, önceki fiyatlardan bile düşük para ödeyin. Ellerindeki fazla elektriği ne yapacaklarını onlar düşünsün!

POŞET KULLANMAYANLAR HAREKETİ

Market poşetlerinden bakanlık payının tamamını, 25 kuruşu da alacaklar. Yani bakanlık bize poşetleri tam zamlı satmaya karar verdi. Mesela, 25 kuruş x günde 1 milyon poşet=250 bin TL günlük vergi ödüyoruz milletçe bakanlığa. Türkiye çapında kaç poşet bize satılıyor? Belki de 4 milyonsa 1 milyon vergi eder günde. Yılda 365 milyon daha soyuluyoruz. Bu, ne olacak 25 kuruştan meselesi değil, bireysel bakmayalım, milletçe-toplu bakalım!

Biri kalkar kim bilir “poşet kullanmayanlar hareketi” oluşturur, güvenilir bir kuruma göndeririz poşet paralarını, kim bilir mesela eğitim için 1 milyon TL’lik bir burs havuzu yaratırız yılda!

Şüphesiz bakanlığın kararı, marketlerin kaybettikleri 8 kuruşluk poşet gelirlerini fiyatlara yansıtacaklar demektir. Bakanlık poşete de zam yapabilir. Enayi soymaca ya! Markete gidince poşet alacak bunlar, parayı da bastıracaklar! Orada ümüklerini sıkarız!

Poşet boykotu yapın! Çantanızda poşet, bez torba olsun. Sanal alışverişlerinizde de marketlere baskı yapın. Poşet parası ödemeyin, geri alsınlar poşetleri! Davranış kalıplarımızı değiştirelim! Bakanlığın çevreyi mahvetme projelerine ortak olmayalım! Protesto hakkımızı kullanalım. Hayatı dar edenler dikenli koltukta oturduklarını bilsinler.

SIFIRI TÜKETME

Bu zamlar böyle kalmayacak, hepsi ocak, şubat, mart enflasyonuna yansıyacak. Dövizi nasıl tutacaklarını, bir yandaş yazar haber veriyor. Bu zamlardan sonra artarsa çantada hazır çok önlem var, onları hükümetimiz devreye sokacak diye haber veriyor. Hımmm.. Dolar üzerinde yeni oyunlar demektir bu. Kendinize mukayyet olun (koruyun)!

Paraları yok, dağıtacak harcayacak, patronlarını korumayı da millete havale ediyorlar! Çalışanın patrona maliyeti şüphesiz ki artıyor. Bir şirkette çalışan yakınım “İşe yeni girmiş bir eleman, asgari ücret artışından sonra patrona eski ücretten de çalışmaya hazırım” demiş! İyi mi!

Ülkeyi çökerttiler, dağıttılar, 20 yılda ellerine geçen 325 milyar doları har vurup harman savurdular, ülkeyi iflasa sürüklediler.

Sanıyorlar ki bu ülkede hukuk, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri olmadan da ülkeyi ayağa kaldırırız!

Baskı yaparak, İstanbul ve diğer muhalefetteki belediyeleri iş yapamaz hale getirerek bugüne kadar yaptıkları uyduruk suçlamalar gibi hallaç pamuğu gibi atarız..

Yanılıyorlar.

2 Ocak 2022 Pazar

Togg: Bir teknoloji eko sistemi yaratılıyor…

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Togg: Bir teknoloji eko sistemi yaratılıyor…

30 Aralık 2021 Perşembe


“Yerli ve milli” araba önerisini ortaya atan Cumhurbaşkanı oldu. Üzerinde çok konuşuldu, tartışıldı, eleştirildi, sıfırdan yeni bir araba ortaya çıkarmak en az 10 yıl alır dendi, bu konuda yazılar yazıldı. Ama teknolojinin, bilginin, uzmanlığın bu kadar yaygın ve bol olduğu bir çağda, şüphesiz para varsa, bunları bir araya getirip hızla yeni bir araba üretilebilirdi ve adı tescillenmiş olan Togg da bunun kanıtı oldu: An çok beş yıl!

Tartışma bitti, çünkü Togg, 2022 sonu seri üretime başlayacak. Togg’un ilk basın tanıtımında CEO Gürcan Karakaş’ı dinledik, üstelik patronlar da toplantıda boy gösterdiler. Ocakta da ilk arabalar piyasada olacak, plan programları öyle en azından...

Araba 2030’a kadar beş farklı versiyonda üretilmiş olacak, hepsi elektrikli, ilki ise C segmentinde bir SUV. Tasarım, üzerinde yapılan çok sayıda kamuoyu araştırması sonucu kararlaştırılmış. Türkiye’de gelişmiş biri oto sanayisi var, bu biliniyor, Karsan dışında hepsi tanınmış yabancı markalar ve ortaklıklarla üretiliyor. Garantili satış! Karsan da elektrikli üretiyor ama daha çok fason, kendi akıllı otobüsleri var.

YERLİLİK NEDİR?

Togg ile ilk kez bu kadar büyük organizasyonla sıfırdan bir yerli otomobil markası ve sermayesiyle hayata geçiriliyor.

Yerli ve milli! Sermaye belirliyor her şeyi. Çağımızda tamamen büyük bir yerli bir ürün hemen hemen yok. Bugünün iş, işbölümü dünyasında uzmanlaşmış üretimler var, işbirlikleri kuruyorsun ya da ihtiyacını satın alıyorsun.

Yerlilikte önemli olan, sermaye ve üretim sürecini bütünüyle yönetiyor olmanız.

Togg böyle. Karakaş, “Yerlilik oranı yüzde 51” dedi, bu orana da satın almaları yüzde 75 ülke içinden gerçekleştirerek yakalamışlar ve kısa sürede bunu yüzde 70’lere doğru çıkaracaklar.

Togg, kendi üretim ekosistemini yaratıyor. Bu, çok önemli. Togg, ihtiyaçlarını bu ülkenin beyin gücüyle daha çok karşılayacak demektir. Artık otomobil, salt bir otomobil değil diyor Karakaş. Cep telefonlarının gelişiminden örnek vererek otomobil de aynı zamanda bir haberleşme ağına dönüşüyor. En azından Togg, farklılık yaratmak için bu yola girdi. Kendilerini “teknoloji üssü- merkezi” olarak nitelendiriyor. Akıllı eve ve cihazlara da kumanda edebilecek yeteneği kazandırıyorlar Togg’a.

DIŞ PAZAR ÖNEMLİ

694 çalışanın 469’u mühendis ve bunların da yüzde 39’u doktoralı veya yüksek lisanslı. Yüzde 25’i kadın. Yurtdışında Togg için çalışan 250 mühendis var. Dışarıdan 27 kişi gelmiş. Bir otomobili salt iç pazar kurtarır mı? Zor, tabii ki dış pazar önemli. Ocakta yapılacak Las Vegas CES tüketici fuarına Togg’u gönderdiler, Karakaş “Dünyaya kullanıcı odaklı, akıllı, empatik, bağlantılı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli özelliklerimizi anlatacağız” diyor.

Otomobil, artık yapay zekâ dahil her türlü akıllı teknolojilerin içine girdiği bir araca dönüşüyor. Karakaş ve arkadaşları, Togg ile ileriye tüm bu alandaki gelişmelere bakıyor. Togg’un en önemli rekabet şansı, dış piyasada, bu alanda tüm teknolojik gelişmeleri arabaya katmak olacak. Artık otomobil bildiğimiz bir mekanik oto olmaktan çıkıyor. “Eskiden şanzıman ve motor en önemli aksamlarıydı ve bunun ustaları yükselirlerdi, şimdi ise elektrikli motor ve elektronik-yazılım- yapay zekâ arabayı üretiyor” diyor Karakaş.

Togg, bir Çin-Amerikan şirketiyle (Farasis energy) kurduğu ortaklıkla (Siro Silk Rogad) ülkede batarya üretimine de başlıyor. Önemli. Bu batarya hücresi, modülü ve paketi üretilmesi demek. Tabii, tüm bunlara paralel, ilk dolulukta 500 km yol alacak Togg için şarj istasyonları da paralel gelişiyor.

Peki, fabrika: Gemlikte, hızla tamamlanıyor. Biten bölümlerine, 250 robottan bazıları yerleştirilmiş.

PATRONLAR KARIŞMIYOR, İZLİYOR

Togg markasının arkasındaki işadamları TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Zorlu Başkanı Nazif Zorlu, Turkcell Finanstan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Osman Yılmaz, Anadolu Holding Başkanı Tuncay Özilhan, Tosyalı Başkanı Fuat Tosyalı’nın da toplantıya katılması ilginçti. 15 yıl şirketten kâr payı almayı düşünmüyorlar. Kazanırlarsa yatırıma gidecek. Bu projenin gerçekleşmesi esas bize mutluluk verecek olan, diyor hepsi, düşünce birliği içinde.

İşi tamamen profesyonellere bırakmışlar tabii ki. Ülkeye ileri teknolojiler kazandıracak bir yatırım. Yüksek teknolojinin ihracattaki payının çok düşük, yüzde 3 olduğu ülkemizde, bu alanda ülkeye etkinlik kazandırması beklentisiyle.


Demokrasi için yoksulluk giderilmeli ve katılımcılık sağlanmalı

obursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Demokrasi için yoksulluk giderilmeli ve katılımcılık sağlanmalı

28 Aralık 2021 Salı


Parlamenter sistem kırılgan, diktatörlüklere açık dedik, özellikle otoriter ve tek adamlık niyetiyle, güç zehirlenmesine yol açan bir çoğulculuk ortaya çıkınca, otoriter kişinin ve kaderini tamamen ona bağlamış bir partinin tüm sistemi tam egemenliği altına alması ve keyfi yönetime geçmesi mümkün oluyor. Günümüzde pek çok şekilde görüldüğü gibi.

Peki, parlamenter sistemi daha demokratikleşmek ve demokraside kalıcılık mümkün mü ve nasıl?..

Otoriterleşmeyi ve parlamenter düzeni kısmen ve çoklukla askıya almayı kolaylaştıran ülke koşullarından en önemli iki etken yoksulluk, milletin önemli bir kısmının durmadan günün 24 saati gerçekten ekmeğinin peşinde koşması ise diğeri de cehalet -olan biteni anlama- bilgi okuryazarlığının alt düzeylerde seyretmesidir.

TABİİ Kİ DİN İSTİSMARI

Tabii bizim gibi ülkelere özgü bir de din faktörü var: Siyasilerin, dini seçmeni uyuşturma ve iktidarda kalma aracı olarak kullanması.

Şüphesiz ki ekonomik çöküntülerde, iktidara önemli destek yine din-iman politikasına inananlardan gelse bile büyük çoğunluğunun ekonomik duruma bakarak daha rasyonel düşünmeye başlaması ve karar vermesi söz konusu.

Bu nedenle birincil derecede önemli olan faktör, yoksulluğu, nüfusun en az kesimine indirmek (yok etmek bambaşka bir iş!) ve bunun politikalarını geliştirmek. Böylece topluma daha sağlıklı düşünebilmenin olanaklarını yaratmak. Buna paralel, geniş kitlelerin siyasal ekonomik ve toplumsal “okuryazarlığını” artırmak için liyakati özendirici geniş kitlesel eğitim programları da düşünülebilir.

Ki kitleler biraz daha özgürce düşünebilme, meraklarını minik de olsa geliştirme ve söylenenleri olduğu gibi kabul etme yerine soru sorabilme yeteneği kazanabilsin.

KATILIMCI PARLAMENTER SİSTEM

İkinci Yüzyıl Enstitüsü Vakfı’nın toplantısından bahsetmiştim. Rıza Türmen, parlamenter sistemin kırılganlığına karşı, seçimden seçime oy hakkının ötesinde, seçmenlerin parlamenter sisteme daha geniş katılmasını sağlayacak önerilerde bulundu. Bir süredir kendi yazılarında bu konuyu işleyip duruyordu.

Burada, toplumun siyasi kararlara katılmasını ve parlamenter sistemi içselleştirmesini sağlayacak olgular söz konusu. Türmen, 2002’den önce de haklı olarak ülkenin demokratik yönetilmediğini ve kuvvetler ayrılığının da gerçek anlamda olmadığını vurguluyor. Daha katılımcı bir demokrasi diyor. Dünyada da bunun tartışıldığına dikkati çekiyor.

Kitleler mesela 100 bin imza toplayarak kanun tasarısı önerebilmeli, ayrıca önemli gördüğü konuları yine belirli imza ile referandumuna götürme hakkına sahip olmalı, diyor. Böylece millete kendi hakkında karar önerme, verme, kabul etme hakkının yolları açılmalı.

Bunların değişik yol ve yöntemleri şüphesiz geliştirilebilir. Amaç halkın sisteme katılımını artırmak, sisteme sahip çıkmasını, sistemi yıkmak isteyenlere mesafe koymasını sağlamak.

YOKSULLUK EN ÖNEMLİ KONU

Evet, yoksulluk en önemli konu, sadece ekmeğini düşünen ve siyasilerin her türlü manipülasyonuna açık kitleler, seçimlerde popülist lidere oy vermeyecek diye “otomatik” bir kural yok.

Bugün iktidarın yüzde 25-30’larda seyretmesi bu açıdan düşünülmesi ve tartışılması gereken bir olgu. Dahası popülist, münipülatif karizmatik / krizmatik liderlerin kitleler nezdinde seçilme şanslarının olduğu da bir gerçek. Türmen, bu tür liderlerin daha çok yoksullaşan kitlelere dayandığı görüşünde.

Tabii Türkiye toplumunda bu konuda bir farklılaşma olabilir. Karizmatik liderin partisi 15 puana yakın kaybetme eğilimine girdiyse, bu bir gösterge ama garanti değil. Çünkü beklenmedik kriz politikaları yaratabilecek potansiyele sahip olduğunu unutmayalım.

Muhalefet ve yoksulluk politikası üzerine belki bir yazı daha yazabilirim.

1 Ocak 2022 Cumartesi

Parlamenter sistem iyi bir şey midir?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Parlamenter sistem iyi bir şey midir?

27 Aralık 2021 Pazartesi


AKP’yi bildik parlamenter sistem iktidara getirdiyse eğer… 

Parlamenter sistem, bu anlamda demokrasi, kötüler arasında en iyi yönetim biçimi olarak da tanımlanır. Yani “daha iyisi bulunamadığından”, mecbur kalınan sistem. Şüphesiz, demokratik parlamenter sistem kapitalizmin sistemidir, sermayenin çeşitli kanatları arasında bir denge gözetir veya hangi kanadın iktidara geleceği halka sorulur ve önüne sandık konur. Sandık ve halkın oyu, bir de parlamento seçimi demokrasi sayılır. Sistemi yargı, anayasa, temel hak ve özgürlükler tamamlar.

Şüphesiz, sosyal demokrat veya sosyalist partiler de sistem içinde yer alırlar, sosyalistlerin daha uzak, ama “sermayesiz” halkın çıkarlarını bir adım önde savunan sosyal demokrat eğilimli partilerin iktidara gelme olasılığı her zaman söz konusudur.

Ama sistem, “devrilmeye açık”tır. Seçimi, sandığı kullanabilecek, iktidara gelince de sistemin yapısını değiştirecek veya ortadan kaldırabilecek diktatör veya otoriter eğilimli partiler karşısında savunma gücü yetersiz kabul edilir. Mesela Almanya’da, geçmişteki Hitler fiyaskosundan ders alınarak kurulan ve işleyen bir Anayasayı Koruma Örgütü vardır. Tehlikeleri her yıl rapor eder.

PARLAMENTER SİSTEMİN KIRILGANLIĞI

Yalanı merkeze alan ABD’de yeni muhafazakâr tehlike karşısında sistemin kendini koruyup koruyamayacağı belirsizdir. Popülist, ülkenin içinde bulunduğu aşırı zorlukları istismar ederek iktidara gelen, sistemi, adım adım anayasayı değiştiren, hak ve özgürlükleri budayan, basın özgürlüklerini iyice kısıtlayan aşırı muhafazakâr liderler ve partiler Avrupa’da bile iktidara gelebilmektedir.

Zor koşullar her zaman sistemin dengesini yıkacak koşulları yaratıyor. Avrupa’nın zorlukları, özellikle büyük göç tarafından sarılmış olması, ekonomik kriz ve pandemi nedeniyle halkın maddi koşullarının gerilemesi veya refahını kaybetme korkusu, ırkçı, reddiyeci, istismarcı yeni partilerin ve liderlerin güçlü bir şekilde ortaya çıkışına, dahası iktidara gelişine zemin hazırlıyor. Bu süreç, faşizm endişe ve korkusunu beraberinde getiriyor.

Dünkü yazımda İkinci Yüzyıl Enstitüsü Vakfı’nın (https://iyev.org.tr/) toplantısından söz etmiştim. Amaç, ülkenin sağlam temeller üzerinde Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı’na hazırlanması.

 Burada ilginç konuşmalar dinledik. Öne çıkan konular arasında, toplumdaki gelir eşitsizliği / yoksulluk ve iklim krizinin muhtemel büyük tahribatı da vardı. Tabii ki göç ülkesi konumumuz ve mülteci meselesi.

POPÜLİZMİN ZAFERİ

AKP iktidarının anayasal sistemi iyice zayıflatan, son derece kırılgan hale getiren, yasaların, anayasanın keyfi uygulamaları, tek adam rejimi tabii ki gündemin içindeydi. Buna karşı nasıl bir sağlam yapı inşa edilebilirdi?

Burada farklı bir ses olarak eski AİHM yargıcı ve CHP milletvekili Rıza Türmen’in konuşmasından bahsedeceğim. Türmen, bir süredir savunduğu görüşlerini toplantıya taşıdı.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışmalarının gündemde olduğunu anımsatarak “AKP’yi iktidara parlamenter sistem taşımadı mı” sorusunu yöneltti. Evet, bir reform partisi kılığında seçildi, henüz gücünü korurken anayasayı değiştirerek bugünkü tek adam rejimini kurdu, yargıyı ve tüm sistemi kontrolü altına almayı başardı.

SİSTEM ÇÖKÜNCE AKP FIRLADI

AKP nasıl iktidara geldi? Eski partilerin, parlamenter sistemi kötü kullanmasıyla. Ülkeyi ekonomik ve toplumsal büyük çöküntüye sürükleyerek. Aradan AKP fırladı.

O halde parlamenter sistem, dolayısıyla ülke büyük siyasi ve ekonomik çöküşler karşısında kendini koruyamıyor. İstismara çok açık.

Popülist bir liderin 20 yıl içinde adım adım seçmen kitlelerini peşinden sürüklemesi, sistemi değiştirmesi, keyfi bir yönetimin ortaya çıkması, ülkenin gelir kaynaklarının her türlü yolun denenmesiyle yarattığı bir sınıfa- zümreye akıtılması, her şeyin şahsım iktidarı ve ülkesinin yaratılmasına hizmet etmesi, rejimin var oluş dinamiklerinin değiştirilmeye başlanması..

Bu tabloya geçmiş parlamenter sistem yol açmadı mı?

O halde parlamenter sistemdeki temel eksiklikler neydi ve ne yapmalı?

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ve İYEV

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ve İYEV

26 Aralık 2021 Pazar

2023’ün 29 Ekim’i ile Cumhuriyetimiz 100. yılını dolduruyor ve ertesi gün ikinci yüzyılı başlıyor. İktidarın palavralarını biliyoruz, ta 2011 seçimlerinde, sonra da 2015’te 25 bin dolar adam başına milli gelir, 2 trilyon dolarlık milli gelir, 500 milyar dolarlık ihracat, işsizlik yüzde 5, enflasyon tek hane, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri.. Falan filan...

Bunlar hâlâ AKP’nin sitesinde duruyor, kaldırmayı bile akıl etmiyorlar! Bence unutulma hakkını kullanarak Google’a başvurup veya mahkemelerine, bu palavraların hepsini kaldırsınlar!

Aslında bu bir partinin olmasaydı, bir milletin ortak iradesi, kararı, ülkenin birleşik hedefi olsaydı ve bu hedefe ancak birleşik bir güçle ulaşılabileceğini düşünebilselerdi ve hedefler ortaklaşa kararlaştırılsaydı, niye olmasın! 

2023 hedefleri nasıl sadece seçim kazanmak için bir palavra idiyse gelinen noktadaki iflas da o kadar gerçek.

Ülke büyük bir fırsat kaçırdı, 2023 hedefleri açısından.. Yapacakları hiçbir şey yok, akıllarında tek olan, 2023’te de iktidarda kalalım ve her şeyi daha çok batıralım! 

Ama 2023 Haziranı umarım köklü bir değişikliğe sahne olur ve bu kez ama milletçe ikinci yüzyılın ilk 10 yılında gerçekçi ulusal hedefler saptamanın koşulları doğar.

2033 HEDEFLERİ NE OLMALI?

İkinci yüzyılın ilk 10 yılı, yani 2033 için hesap yapan parti yok. Bu yazıdan sonra belki birilerinin aklına gelir.

Ama İkinci Yüzyıl Enstitüsü Vakfı (https://iyev.org.tr/), ikinci yüzyıla hazırlık amacıyla hayata atıldı. Vakıf diyor ki “İkinci Yüzyıl Enstitüsü Vakfı (İYEV), dünya genelinde gerçekleşmekte olan büyük dönüşümlerin farkında olarak, bu dönüşümlerin yol açtığı yıkımların yaratıcı ve kurucu bir sürece dönüştürülmesi amacıyla yola çıkmıştır. Vakfımız, ülkemizin kökleşmiş ve potansiyel sorunlarının farkında olarak, sorumluluk bilinciyle kurulmuştur..”

CHP’den parti meclisi üyesi Müslim Sarı, muhalefetin neredeyse tüm renklerini barındıran bir girişim başlattı. Fakat vakıf, CHP’nin düşünce kuruluşu değil ve parti ile organik bir bağı yok. İpek Özbey’in Müslim Sarı ile vakıf kuruluş amaçları üzerine röportajını şu linkte okuyabilirsiniz: www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/iyev-baskani-muslim-sari-turkiye-uzlasmazsa-savrulur-1882878 

DÜNYANIN DEĞİŞİMİNDE YOL HARİTASI

Geçen pazartesi günü danışma kurulundan çok sayıda üyenin katılımıyla geniş bir toplantı yapıldı Ankara’da (Vakıf sitesinde üyelerin isimleri var). Müslim Sarı, başkan olarak, vakıf üzerine bilgiler paylaştı. Bir toplumsal uzlaşının ülke ve gelecek için kaçınılmaz olduğunu söyledi. 

Vakıf, altı çalışma alanı belirledi: Dış Politika ve Güvenlik, Türkiye’nin Yeni Hukuk Sistemi, Ekonomik ve Sosyal Politikalar, Demokratikleşme ve Toplumsal Barış, İklim Krizi Kuraklık Tarım ve Bağlı Sorunlar, Eğitim Politikaları Bilim ve Teknoloji Politikaları.

Siyaset ve bilimden seçkin isimlerin de katıldığı toplantıda vakfın amaç ve hedefleri üzerine konuşmalar dinledik.

Birbirinden değerli öneriler yapıldı.

Özellikle Türkiye’nin karşı karşıya olduğu hem içeride hem dışarıda, temel sorunlar dile getirildi. Dünya bir değişim içinde. Bu süreçte ülkenin en iyi koşullara sahip olarak yürüyebilmesi için dikkate alınması gereken sorunlar konusunda izlenmesi gereken politikalar üzerinde duruldu.

Şüphesiz ki bugün muhalefet partilerinin üzerinde durdukları “güçlendirilmiş parlamenter sistem” de tartışma konusu oldu.

Dünyada parlamenter sistemlerin özellikle demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini korumada karşılaştığı sorunlar, otoriter liderlerin yükselişleri, büyük göç dalgası ve sorunları, özellikle de iklim değişikliğinin yaratacağı tehlikeler, yoksulluk ve eşitsizlik, konuşmaların odak noktalarından bazılarıydı.

Bu bağlamda, var olan parlamenter sistemin karşı karşıya olduğu sorunların nasıl alt edilebileceği de gündeme geldi. 

Özellikle bu konuda yarın yazacağım.