Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

27 Mart 2021 Cumartesi

Geceyarısı ne oldu da bu operasyon ülkeye çekildi?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 23 Mart Salı, 2021

 

Ülke yanıyor ben de Suriye yazacağım diye anons ediyorum, yahu bu ülkede ne yazacağına ilişkin bir günlük bile olsa bir öngörüsü olabilir mi insanların. Yarını programlayabilir mi?

Finans işleriyle uğraşıyorsa, mesela yarın dolar satayım, TL’ye döneyim, nasıl olsa bir istikrar sağlandı, paramı TL’ye mevduat faizine yatırayım, diyebilir mi?

Dün bunu diyenler, dolarını bozdurup TL’ye dönenler ayvayı yedi.

Öyle bir yakalandı ve tuzağa düşürüldü ki, yeniden parasını operasyon öncesi değerine yükseltebilmek için, finans cambazlıkları yapmak zorunda kalacak, doluya koyacak boşa koyacak, hiç biri olmayacak.

Aynı şekilde ev, araba vb gibi yatırım planlayanlar da ayvayı yedi. Hayallerini şöyle bilinmeyen bir geleceğe doğru iteleyebilirler...

 

16 milyar dolara mı operasyon?

 

Son dört ay içinde 16 milyarın üzerinde ülkeye giren dış yatırımcı /sıcak para sahipleri birden ütüldüler. Mesela ortalama 7.20 gibi bozdurduysa dolarını (veya Avrosunu!) şimdi bakıyor ki TL 9’a vurdu! Dolara dönse milyar zararlarla kapatacak defteri. Yani muazzam ütüldü!

Yoksa bu 16 -18 milyarlık dış düşmanı finansal olarak yerle bir etmek için mi MB başkanına geceyarısı operasyonu tezgahlandı!

O zaman mesele yok. Ağbal, ülkesi için kahramanlık uğruna feda edildi, muazzam bir savaştayız, geceyarısı baskınıyla hadlerini bildirdik! Ağbal bu madalyayı gururla göğsünde taşıyabilir! Zafer uğruna mağlup! Önemli olan vatan,... Vatan söz konusuysa gerisi teferruattır!

Önce Ağbal ile gel gel yaptık düşmana, sonra paralarını iç ederek, Türkiye kaç bucakmış gösterdik. Milliyetçiliğin mukaddesatçılığın işte pür örneklerinden biri, tarihe yazılacak cinsten!

 

Yoksa Saray’a sızma mı oldu?

 

Yukarıda yazılanlara inanmadınız mı? Gayet ciddi ciddi yazmıştım oysa.. Yoksa yoksa bu geceyarısı operasyonda, dış düşmanların eli kolu suflesi olabilir mi?

Yabancılar bizi kıskanıyorlar, malum, en önemli zamanlarda bize operasyon çekiyorlar...

Baktılar ki, ekonomi kendini toparlayabilecek, istikrar için tünelin taaa dibinde de olsa bir minik umut ışığı sanki görünüyor; ülkenin bu yıl yüzde 6,5 büyüyeceği haberleri yayılıyor; gizli operasyon mu çektiler yoksa?!

 Yılanın başını küçükken ezeceksin! Ekonomik istikrarı için minik bir ışık göründüyse eğer, hemen ezip söndüreceksin ki, Türkiye başını kaldırmasın.

Yabancı emperyalist güçler postalla başımıza basmış gibi mi oldular?! Bunlar ülkeyi çökertmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyor olabilirler.

Şüphe şüphedir! Ben vatansever bir insanım, komplo teorisi gibi görünse de, MİT harekete geçmeli ve bu operasyonun gerisini berisini girdisini çıktısını araştırmalı, Saray ile yapılan tüm haberleşmeleri incelemeli, derim.

Cumhurbaşkanına bu geceyarısı operasyonunu kimin tavsiye ettiğini merak edenler var. Kimisi Yeni Şafak ve Sabah gibi gazetelerin manşetlerini gösteriyor, yoksa oralara mı bir sızıntı oldu ve manşetlerle Saray aldatıldı? Pek çok konuda, olduğu gibi.. Bunu bildikleri için gizliden gizliye neler karıştırdılar?

 

Niye konuşmazlar!

 

Cumhurbaşkanının kendiliğinden, bu kadar önemli yakıcı ve çökertici kararı kararı tek başına verdiğine inanmayanlar çoğunluktadır halkımız arasında: Yoo imkansız, o yapmamıştır! İbrahim Kalın mı önerdi, Fahrettin Altun mu, yoksa Nurettin Canikli mi? Yoksa Jöleli mi?

Öyle şey yapmazlar biliyorum!

Ben Saray’a bu operasyon fikrini sızdıran yabancı istihbarat örgütleri varsa, onları merak ediyorum.. Saray’la kimle ilişki içindelerdi?

Canikli kendi adına mı açıklama yaptı yoksa bu operasyonu aklamak için mi topa girdi. Bilinmezlikler diz boyu!

Bazen incir çekirdeği kadar önemli konularda ortalığı yıkan açıklamalardan geri kalmayan Altun ve Kalın, ülkeyi dipsiz uçuruma iten geceyarısı görevden alma konusunda hiç söyleyecek söz bulamadı mı, konuşmaları gereken bu gün, neden susarlar!

Konuşup ülkeyi, ekonomiyi rahatlatmaları gerekmiyor mu? Eğer bir dış operasyon varsa, isim vermeseler de olur, lanetlemeleri görevleri değil miydi?

Yoksa “milliyetçi economist” Jöleli mi önerdi? Hayır mı? Peki ekonomi başdanışman olanak, ortalığa dökülüp neden bi dirhem açıklama yapmaz, yoksa konuşma yasağı mı var!?

Olayı dış düşmanların üzerine atabilir! Atsa da rahatlasak!

 

***

Yahu ne olduğunu açıklayın, ölücem meraktan!

24 Mart 2021 Çarşamba

10 yılda yiyip bitirilen bir ülke, komşumuz, Suriye

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 22 Mart Pazartesi, 2021

Suriye’yi parçalama savaşı 10.yılını bitirdi, Mart 2011- Mart 2021. Bu konuda 2011’den bu yana 100’e yakın köşe yazısı yazdım, belki fazla. 10 yıl içinde bir ülkenin nasıl yok oluşun eşiğine geldiğini, parçalandığını ve ne kadar büyük bedeller ödediğini, 7 milyona yakın en verimli nüfusunu kaybettiğini, pek çok kentin yıkıntıya dönüştüğünü, zenginliklerinin yağmalandığını ve hala daha sürecin sona ermediğini ve belirsizliklerin sürdüğünü seyrediyoruz.

Önce kısa bir bilanço:

·            Savaşın ekonomik kaybı 1 trilyon $

·            12 milyondan fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı;

·            5,6 milyon Suriyeli Türkiye, Lübnan, Ürdün’de sığınmacı/ mülteci

·            6,6 milyon insan, tahminen, ülke içinde yerlerinden edildi.

·            387.000 insan öldü, tahminen.

·            200.000 insan kayıp, tahminen.

·            Resmi hükümet / Şam, henüz ülkenin yüzde 60’ını kontrol edebiliyor.

·        2 milyon aşırı yoksulluk içinde yaşıyor, vb

 

ABD ve batı kışkırtıyor

 

Suriye’de iç savaş, Arap Baharının Suriye’ye sıçraması ve özellikle sünniler arasında gösterilerin başlamasıyla patlak verdi. Libya’yı halleden ABD ve Avrupalı müttefikleri, hemen bu gösterileri kışkırtmaya yöneldiler. Sıradaki ülkeydi. ABD’nin planları açıklandı: Üçe bölünecekti.

Irak’ın parçalanmasıyla ortaya çıkan İŞID /DEAŞ daha sonra hızla Suriye’de yayıldı ve Irak –Şam İslam devleti adı altında örgütlendi. İç savaşta bu örgütler Katar – Suudi Arabistan ve kısmen de Ankara tarafından desteklendi.

Dünyanın dört bir yanından, Türkiye dahil, El Kaide dahil, köktendinci örgüt elemanları Suriye’ye aktı ve İŞID bayrağı altında savaştı.

2015’ten itibaren de Rusya ve İran askeri olarak Şam’ın yanında yer aldı.

Rusya ve İran Suriye’nin bütünlüğünün yeniden sağlanmasından yana, ABD ise, özellikle Türkiye sınırı boyunda Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanacak bölgede bir Kürt oluşumu için savaşın içine girdi.

 

“Tarihi uzantımız”

 

Ankara aslında bu paylaşımda da taraf oldu. Şam’da Emevi Camiinde namaz kılacağını bile açıkladı o zamanın Başbakanı RTE. Davutoğlu ile birlikte, Suriye’nin aslında bir Osmanlı bakiyesi olduğunu açıkladılar ve hem tarihi hem kültürel hem akrabalık ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin söz sahipliğini ilan ederek buna uygun politikalar geliştirdiler. Bir, “Suriye aslında Türkiye’nin doğal bir parçasıdır” demedikleri kaldı. Şam’a karşı,  ABD ve Suudi- Katar büyük mali destekleriyle “Özgür Suriye Ordusu”nu yapılandırdı Ankara. Son bir yıldır da bu yapıya komik bir şekilde “Suriye Milli Ordusu” diyor.

Ankara, belki bu “doğal tarihi uzantımız” nedeniyle değil, ama ABD’nin, PKK/PYD ile sınırlarımız boyunca bir Kürt yapılanması- koridoru politikasına karşı ülke güvenliği ve terörizme karşı önlem gerekçeleriyle, bu yapılanmayı askeri müdahalelerle olanaksız kıldı.

Özgür Suriye Ordusu yapılanması Ankara’nın kontrolünde bazı bölgeleri kontrol altında tutuyor, bizim TSK ile birlikte.

 

Kim nerede

 

Şam’a karşı savaşan İŞID artıkları, Kafkas bölgelerinden ve Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan vb gelen çeşitli terör örgütleri, Suriye’nin esas olarak, güneyimizde İdlip bölgesinde tutunuyorlar. Rus ve Suriye askeri güçleri bu örgütleri Idlib’e sürdü, İdlib’in ülkemize yakın bölgesinde ÖSO ve bu silahlı çeteler varlıklarını sürdürüyor. Tabii TSK da hem burada hem de Afrin ve Azez’de bulunuyor.

Bölgede Suriye + Rus askeri güçleriyle TSK arasında da ciddi çatışmalar yaşandığını unutmayalım.

Türkiye hem İran ve Rusya ile Suriye’nin toprak bütünlüğü için bir ittifak içinde, hem de asker güç olarak arada sırada çatışma içinde. Ender görülecek bir durum!

ABD ise PKK / PYD ile birlikte, ülkenin petrol bakımdan zengin önemli bir kısmını işgal altında tutuyor.

***

Peki Cumhurbaşkanı’nın 5 gün kadar önce Avrupa’ya yaptığı, Suriye’de Türkiye’yi destekleyin açıklamasının, bu manzara karşısında, anlamı nedir, ne demek istiyor? Yarın...

En koyu gerici cephenin inşası

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 21 Mart Pazar, 2021


Bu iktidarın en iyi bildiği strateji kamplaşmadır, ülkeyi kamplara ayıracak parçalayacak ve oradan saray çıkartarak yönetecek. Korku, en gerici cahiliye kültürünün derinliklerinde yatar; onları tarihin çöplüklerinden ayıklayacaksınız; üzerine güncel yalanları bir bir ekleyeceksiniz, anıt heyulalar yaratacaksınız, bunlarla birlikte yürüyeceksiniz.

Kadın hak ve özgürlüklerini evrensel içerikle savunan ve bu iktidarın imzaladığı İstanbul Sözleşmesi, ters yüz edilmesi de kamplaşma stratejisinin bir parçası.

Sözleşme imzalandığı zaman, 2011 Mayısında, AKP bunun meyvelerini topladı, aslında gericiliğin daniskası yüzünü cilalatarak, Haziran seçimlerinde en yüksek oyu aldı: Yüzde 49,83. İşler de yolunda gidiyordu! Para boldu!

 

Dipsiz kuyuda seyahat

 

10 yıl sonra bugün Türkiye dipsiz kuyuda büyük düşüş yaşarken, buna doğal olarak AKP / Saray politikası /RTE düşüşü çöküşü ile eşlik ediyor.

Seçimleri kazanamayacağı belli. Ne ülkeyi esenliğe nasıl çıkartacakları konusunda bir fikirleri var, ne de olsa bile bunu yapacak güçleri.

Ayrıca zamanları da yok. 18 yıllık iktidarlarını bugünkü büyük çöküş için harcadılar. Her popülist iktidarın sonu budur. Günü yaşarlar, har vurup harman savururlar, kendi yandaşlarına ülkenin zenginliklerini ve Hazinenin / halkın vergilerini peşkeş çekerler; toplumun ve ülkenin geleceği asla sağlam kazıklar üzerinde inşa etmezler!

Şimdi İstanbul sözleşmesine dokunmasalar kendilerine bir yararı olmayacak, ama sözleşmeyi kaldırarak, büyük bir gerici dinci kadın düşmanı erkeksi bir gerilim cephesi inşa edebilirler. Sözleşmenin feshinden bir kayıpları olmayacağını görüyorlar, ama kazançlarını hesap ediyorlar.

 

Büyük gerici cephe inşası

 

Ben buna muhafazakârlığın inşası demeyeceğim, ülke tarihinin en büyük gerici cephenin inşasını seyrediyoruz. Cumhuriyet düşmanlığı, Atatürk düşmanlığı, Kurtuluş ve Kuruluş Savaşı düşmanlarıyla kol kolalık, aslında kendilerinin de varoluşu anlamına gelecek laiklik düşmanlığı...

Bu kirli cephede her şey var. Cinayet işleyecek, işleyebilecek, kadınları ezen tüm erkekler, kadınları sonsuz yararlanma nesnesi olarak gören ve kabul eden tüm dinci yapılar da bu cephenin doğal müttefikleri.

Demirel’in MHP ile Milliyetçi Cephe’sine rahmet okutabilir bu cephe!

Saadet Partisi’nin yapısı da aslında bu cephenin bir parçası. Feshetme, ortalama yüzde 1,2 oyu olan bu partiyi de en büyük gerici ittifakın bir parçası haline getiriyor. Zaten ayağa gidilerek yapılan görüşmelerin temelini bu sözleşmenin feshi oluşturuyordu. İşlem tamam.

Saadet, Millet İttifakının yanında kalırsa, gerici cephenin ideolojik temel taşları ve kurulmak istenen cephe inandırıcılık açısından da eksik kalacaktı. Türkiye ve gelecek açısından kötü olan her şeyin bir arada olması gerekir. Şimdi en büyük adım atıldı, aynı zamanda Saadet diye bir partinin yok oluşuna doğru da.

 

İktidarı asla kaybetmemek

 

Bundan sonra izleyeceğimiz, bu büyük gerici cepheyi güçlendirecek ve toplumu iyice gerecek politikaların bir bir ardına gelmesidir.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, şüphesiz ki gerici cephenin çimentosudur.

Bundan sonraki adımlar daha sert, daha kamplaştırıcı, daha ötekileştirici olacak.

Bu adımları belirleyecek olan, “iktidarı asla kaybetmemek, vermemek” stratejisidir.

Bu amaçla, ne gerekirse göze alınacağını bilmem söylemeye gerek var mı?

Önümüzdeki iki yıl bunları yaşayarak göreceğiz. Hayallerinizi serbest bırakın! İktidar için her şey mubah dönemine giriyoruz.

 

Çöp olan sloganlar

 

Dış konular, iç konular her şeyde yeni durumlar yaşayacağız.

İç ve dış düşmanlar... Gerilim politikaları...

Amaç kamplaşma ile öncelikle kendi, giderek daha geniş seçmen kitlesini iktidar çevresinde bütünleştirmek.

 Peki ekonomi diyeceksiniz!

Büyük kuşatılmışlık, yok oluşun eşiğinde bulunmanın yanında ekonominin, yoksulluğun, işsizliğin bir önemi mi olur!

Bu nedenle Saray, önümüzdeki iki yıla “Türkiye için istikrar ve güven” sloganlarıyla giriyor.

“Türkiye’yi ilk 10’a sokacağız, zenginlik tavan yapacak” sloganlarıyla girecek halleri mi var! Onlar zaten çöp oldular!


19 Mart 2021 Cuma

“Büyük Çıkmaz” içinde boğulan ülke, düşünce yasak, korona serbest

17 Mart 2021 Çarşamba

“Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı..”, Prof. Mustafa Öztürk el sallarken

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 16 Mart Salı, 2021

“Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı..”

 

Prof. Dr. Mustafa Öztürk önce istifasını sunup emekli oldu ardından Almanya’dan aldığı araştırma daveti üzerine ülkeyi terk etti. Uçağa binerken de şu mesajı paylaşmış: "Artık gidelim… Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim...” Ve alaylı bir ifade ile de "Doktora tez danışmanlıklarımı Cübbeli ile Sakarya'daki tacizci Nurullah'a devrettim. İlahiyat işleri artık onlara teslim."

 

Tarihe ve zamana uygun değişim

 

Öztürk ile bir kaç yıl önce Habertürk’te bir  gece tartışma programında beraber olmuştuk. Orada, Türkiye’nin dört bir yanını sarmış “normal” ve “normal altı” ilahiyatçılar yanında çok farklı bir kişilik ile beraberdik. Dinde “tarihselcilik” akımının savunucusuydu; toplumların değişip döndüğü ve akıp gittiği, talep ve ihtiyaçlarının farklılaştığı; bilginin ve kültürün nesnelleştiği, zenginleştiği; bakışların ve düşüncelerin değiştiği ve ilerlediği - güncellendiği ve dünyevileştiği zamanın o büyük nehrine, dini ihtiyaçların da uyum sağlaması gerektiğini savunuyordu. Tarihe ve zamana uygun...

Aslında bu, dinlerin yaşaması için de gerekli ve zorunludur.

Yoksa dinler ile insanlar - toplumlar birlikte yürüyemez, yol ayrımlarında yönlerini değiştirirlerdi.

Bu zaten oluyor ve yaşanıyor. İnsanların din / inanç ile birliktelikleri farklılaşıyor, mesafeleri açılıyor.

 

Dinler “göç” veriyor

 

Dinler tarihsel gerçeklerle uyuşamadıkları zaman, sessiz sedası hiç sorgulanmadan irili ufaklı göçler verirler veriyorlar. Bakıyorsunuz önemli büyüklükte kitle için bir kültür olarak varlığını sürdürüyor.

Çağa, gerçeğe, kültüre, aykırı kaldığı zaman, din içeriği sorgulanıyor ve umursanmıyor.

Deist (tanrıya inançlı ama dinlere mesafeli/dinlere inanmayan, yok sayan) gençlerin kitlesel çoğalması boşuna değil.

Mustafa Öztürk, ilahiyat, din tarihi, İslam müktesebatı konusunda doğru/ gerçek bilgi ve yorumların insanıydı ve düşüncelerini savunmakta cesurdu. Türkiye gibi, saplantılı, doğmanın da doğması ilahiyatçı, hacı- hoca gayya kuyusuna dönüştürülmüş ülkede, tabii ki tepki çekti.

Hangisi çekmiyor ki?  Cemil Kılıç mı? İhsan Eliaçık mı? Ve Diyanete ve siyasete hakim sünni ve politik din anlayışına karşı olan diğer az sayıdakiler mi? Şüphesiz sesini çıkartamayanları da burada analım.

 

Kişiliğinle var olamamak!

 

Mustafa Öztürk, tartışma programının reklam arasındaki sohbette mealen şöyle demişti: “Orhan bey üniversitede (Marmara Üni.) hayatı dar ediyorlar insana, dışlıyorlar, soruşturma açıyorlar, ya egemen anlayışın parçası olacaksın ya da akademik kişiliğinle var olamayacaksın..”

Akademik özgürlük yoksa, hiç bir şey yoktur. Bugün İlahiyat fakültelerinin belki de yüzde 99’unda egemen olan anlayış siyasal egemen din anlayışıdır.

En son saydığımda 108 İlahiyat fakültesi vardı.

Türkiye’den dinin evrensel sorunlarına çözümler öneren getiren tartıştıran kimse var mı?

 

Kravatlı mollalar

 

AKP iktidarı, ilahiyat mezunlarını, fakültelerini ve tabii ki kol kanat gerdiği cemaatleri adam devşirme yerleri olarak kullanıyor. Devlete atıyor, şirketlere atıyor, ülkenin dört bir yayına yayıyor... Cumhuriyet’in daha dün, TAİ’de (Türk Havacılığının kuruluşlarından TEİ’deki (TUSAŞ Motor Sanayi) Nakşibendi tarikatının bilmem ne vakfı adamlarınca doldurulduğunu anlatıyordu.

Bizim ilahiyat fakültelerinin çoğu İran’ın molla örgütlenmesinin kravatlı benzerine dönüşmüştür. Baksanıza Ayasofya’nın baş imamı prof unvanlının söylemlerine! Tepeden tırnağa adam siyaset üretici... İranlı mollaların bile bilim okumuş çağdaş olanları bizimkilerden iyi, daha dünyevi...

Büyük bir toplumsal israftır 108 fakülte, içlerinde gerçekten iyi olan az sayıdakiler bırakılmalı ve diğerleri dönüştürülmelidir. Oralarda ilahiyatın gerçek sorunları araştırılmalı, tartışılmalı ve fikir üretilmeli.  

***

Mustafa Öztürk “Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim” sözleriyle el salladı ve göçtü.

Göçen sadece o mu?

Gençlerimiz, en iyileri ve seçkinleri, hadi eyvallah bile demeden, arkalarına bile bakmadan, göçüp gidiyorlar.

Yurt sevgisini bile insanların yüreklerinden söküp alan bir rejim iş başında!

16 Mart 2021 Salı

Milletvekili aforozlama, HDP kapatma, AKP’ye kaça patlar?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 15 Mart Pazartesi, 2021

 

AKP, çözüm süreci zamanında en büyük müttefiki olan ve beraber Dolmabahçe Mutakabatı’nı imzaladığı HDP (İmralı, Kandil) ve milletvekillerini şimdi baş şeytanlaştırarak Meclis’ten dışlama politikasını yürürlüğe koymaya girişince, bu politikanın Kürt seçmen üzerinde etkisinin ne olacağı merak konusu.

Her ay düzenli araştırma yayımlayan Metropoll araştırmanın Başkanı Prof. Özer Sencar’ın Şubat ayı yoklama paylaşımlarına göre, bu hafta seçim olsa AKP’ye oy verecek Kürt seçmenin oranı yüzde 29.

AKP’ye ciddi oy veren bir muhafazakar Kürt seçmen var, doğal.

 

Kararsızlar dalgalanma yaratır

 

2020’de yapılmış araştırmalara bakıldığında da benzer oy oranları gözüküyor, HDP Kürt oylarının yüzde 32’sini alıyor, CHP’ye ise yüzde 4’e yakın oy gidiyor. Kararsız Kürt seçmen oranı yüksek. Yüzde 16. Protesto oylar birlikte bu oran 24 gibi! Çok yüksek! Yanıt vermeyen Kürt seçmen ise yüzde 4. Deva partisine ise çeşitli araştırmalara göre yüzde 1,4 ile 5 arası, CHP düzeyinde ilgi var! Daha az ornde seçmen de Gelecek Partisi’ni düşünüyor.

Sencar diyor ki, siyasi duruma göre, AKP’ye oy veren Kürt seçmenin oranı yüzde 25-30 arası değişebiliyor.

Epey bir Kürt seçmen şu aşamada diyelim, eskiden oy verdiği partiye karşı mesafeli duruyor. Aslında kararsız seçmenin, partilerin aldıkları oy oranı büyüklüğüne göre dağıtımı, çok da doğru değil. Bu seçmen kitlesi oyunun üzerine parti ipotek konmasına karşı. Ve bu önemli kitle, oy oranları üzerinde ciddi dalgalanmalar yaratacak potansiyele sahip.

 

AKP’den oy saçılması

 

HDP, Kürt oylarının yüzde 32’sini, AKP yüzde 29’unu alıyor.

Burada soru, küçük ortağın dayatması ile HDP milletvekilleri Meclis’ten dışlanır hatta hapse atılırsa ve HDP de kapatılır veya yine siyasi kararla Hazineden aldığı para kesilirse, bu siyasi yaptırımların AKP’ye oy veren Kürt seçmen üzerinde etkisinin ne olacağıdır.

Şüphesiz AKP de bunu merak ediyordur.

Deva Partisi’ne olan ilgi, muhafazakar Kürt seçmenden bir kısmının AKP’den uzaklaşması sonucu olarak değerlendiriliyor.

Kürt seçmenin önünde seçenekler çoğalıyor ve başka partilere giden oyların kaynağı esas olarak AKP’den.

CHP oylarında artışları da buna katabiliriz.

Önce şunu belirtelim: AKP’nin toplam oy kaybı yüzde 15- 17 arası.

Rudow araştırma şirketine göre, Güneydoğu’da, AKP yüzde 25 oy kaybı yaşıyor.

Eğer, AKP’nin HDP ve milletvekilleri üzerinde siyaset mühendisliği sürerse, önümüzde iki yıl içinde, ciddi oranda Kürt seçmeni kaybetmesi, siyasi analizlere hiç de yabancı durmaz.

Burada isterseniz mazlumla dayanışma, isterseniz seçmen vicdanının kaldıramayacağı eşiklerin aşılması deyin.

 

Bu hesaplar kaybı artıracaktır

 

AKP iktidar olmasına güvenerek, seçimlere giderken bazı para dağıtma operasyonlarıyla seçmenini toparlayabilmesi çok çok zor, çünkü bu konu tamamen siyasi ve ahlaki karakter kazanmış durumda.

Bir iktidar partisi, seçim sistemiyle oynayarak avantaj kazanma, muhalefeti birbirine düşürme ve kırdırma politikalarına, Meclis’ten parti ve milletvekillerini cezalandırma eylemleriyle, seçmen nezdinde kaybettiği desteği (ve iktidarı), geri kazanmaya hesaplarına girmişse...

Çoktan bitmiş ve umutsuz bir çabalama içine girmiş demektir.

Bakınız İstanbul yerel seçimleri...

Yerel seçimlerdeki kayıplarının önümüzdeki süreçte giderek artacağını hesaplarına katmalıdır.

Sandığa girecek olan pusula değil, vicdanlar olacak ..

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 14 Mart Pazartesi, 2021

 

Bu kez hesap kitap yok. Kaç oyları var şu sıralarda, seçimleri kazanmak için kaç oya daha ihtiyaçları var Cumhur İttifakı’nın, yüzde 5 daha kazanmak için hangi şeytanlıklar planlıyorlar... Bunların hiç biri yok bu yazıda...

Şüphesiz, iktidarın seçimleri kazanabilmek için mühendislik faaliyetleri önemli, bunları izleyeceğiz, analiz edeceğiz ve teşhir edeceğiz..

Fakat bu yazıda, bu hesapların dışında, sandığa girecek oy pusulalarının ve bunların sayımlarının dışında, seçimleri belirleyecek, sandığa girecek ve çıkacak ve sonuçları belirleyecek başka bir parametreye işaret edeceğim. Hesaba katılmayan, ama esasta sandığa girecek olan: Vicdan!

Vicdan, sandıkta pek hesaplanmayan bir sandık girdisidir!

Pek beklenmedik bir zamanda patlar.

Kimse hesaba katmaz.

Sandıktan önce yapılan tüm kestirimler, kamuoyu yoklamaları ve sonuçları, oranlar, sayılar birden çöpe gider.

Bir bakmışsınız sandıktan hesapta olmayan bir şey çıkmış, vicdanlar konuşmuş, herkes sandığa oy pusulası yerine vicdanını atmış!

Kamu oyu araştırmacıları şaşırmış, hesaplarına bakmışlar, sandıktan çıkanla karşılaştırmışlar, başlarını kaşımışlar, neyi hesap etmedik, bu büyük yanılgının kaynağı ne diye sormuşlar...

İktidar politikacıları acaba ne hile yaptı bu muhalefet sandıkta diye komik komik konuşmuş.

 

İstanbul seçimlerinde vicdan

 

Son büyükşehir belediye seçimlerinde İstanbul’da sandıktan vicdan çıkmıştı, unuttunuz mu?

Kent seçimini yapmış, iktidarı 25 bin oy kadar farkla iktidarı değiştirmişti.

Hem de iktidarın tüm düzenlemelerine – kurdukları düzenlere rağmen..

Sandık seçim kurulları, hakimleri, savcıları hepsi..

İktidar İstanbul’u kaybettiğine inanmamıştı..

Daha doğrusu seçimleri yenileyerek kazanabileceğini sanmıştı.

Her türlü hukuki çarpıtmayı yaptılar, Yüksek Seçim Kurulu’ndaki yandaşlarını harekete geçirdiler.

Her şey İstanbul halkının gözü önünde oldu.

İmamoğlu kazanmış, ama Başkanlık kendisine verilmiyordu.

Vicdanlar isyan etti!

 

RTE’nin büyük yenilgisi

 

RTE zaten İstanbul’u kazanmak için baştan itibaren adeta postallarıyla birlikte sahaya inmişti.

Adeta kendisi adaydı, bütün benliğini, kişiliğini, ağırlığını, iktidardaki 18 yılını sahaya koymuştu.

Tekrarlanan seçimde inanılmaz bir propaganda makinesi çalıştı.

Ama sandıktan büyü bir vicdan çıktı, 25.000 oy farkı 900.000 farka yükselmişti.

Seçimlerin tekrarlanma tartışmalardı sırasında, sosyal medyada, eğer bunu tekrarlarlarsa, İmamoğlu 1 milyon fark atar diye paylaşmıştım. En hafifinden, kazanılmış seçimlerin nasıl tekrarlanmasını istersin, iktidara mı çalışıyorsun, kes sesini.. biçiminde yemediğim hakaret de kalmamıştı.

Ama halkın oyu hiçe sayılınca vicdanı harekete geçmiş, oy olarak sandığa atılmıştı.

RTE hayatının en büyük yenilgisini almış, tüm stratejisi, taktiği, mühendisliği... çöp olmuştu...

 

Aynı durum tekrarlanacak gibi

 

Şimdi halk oyuyla RTE ve ekibini daha fazla iktidarda tutmak istemediğini belli ediyor.

İktidar da halkın oyu üzerinde oyunlara, mühendislik çalışmalarına girişti.

Nasıl yaparım da, beni seçmeyeceği belli olmakta olan halkın oyunu, bir takım seçim sistemleri, sandık numaraları, milletvekillerini atmak ve parti kapatmak, partileri bölmek, ittifakları kesip biçerek oylarını azaltmak veya geçersiz kılmak üzerine yasal hazırlıklar yapıyor.

Yani halkın oylarını çalışamaz duruma getirmek ve değersizleştirmek istiyorlar.

Tüm bunların hepsi de halkın gözü önünde oluyor.

Halk vicdanıyla bunları gözlüyor.

Eğer bu yolda devam ederlerse, eğer, seçimler üzerinde iktidarın dalavereler dönmezse..

Sandığa girecek olan oy pusulaları değil..

Vicdanlar olacaktır.

--

Not: AKP, 2007 seçimlerinde aldığı yüksek oyun o zamanki vicdanlara borçlu olduğunu çok biliyor. Ama yapacağı bir şey yok, muktedir olarak.