Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

15 Mart 2021 Pazartesi

Cumhurbaşkanı işareti verdi: Suriyelilere vatandaşlık

 09 Mart 2021 Salı

Cumhurbaşkanı, şubat ayında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yapılan ve tabii ki esas olarak Suriyelileri kapsayan uluslararası göç ile ilgili toplantıda, vatandaşlık kapılarını iyice açacak işaretini veriyordu. Önceki günkü yazımda yüzde 50 oya ulaşmak için gerekli yüzde 5 oyu (3 milyon aşkın seçmen) nasıl toparlayacak üzerine düşünürken, ülkemizdeki Suriyelilere hızlı vatandaşlık dağıtımının da sepetteki ara çözümlerden biri olduğunu belirtmiş ve “kaç vatandaşlık verdik, iki yıl içinde kaç vatandaşlık daha vermeyi planlıyorlar” diye sormuştum.

RTE, bunun işaretini vermiş, atlamışım:

“Bilhassa ülkemizde eğitim görmüş, milletimizle ünsiyet geliştirmiş, Türkiye ile gönül bağı olan insanlara yönelik farklı adımlar atacağız. Değişen şartlara ve ülkemizin ihtiyaçlarına göre göç ve göçmenlerle ilgili politikalarımızı olumlu yönde yenilemeye devam edeceğiz.”

2018 seçimlerine doğru 80 bin civarında Suriyeliye vatandaşlık verildiği belirtilmişti. 

Soylu, Ağustos 2019’da, 92 bin 280 Suriyeliye vatandaşlık verildiğini söylemişti.

Mülteciler.org/tr sitesindeki bilgilere göre Aralık 2019 sonu itibarıyla bu sayı 110 bine ulaştı.

2020 yılı ve bu yılın ilk 3 ayında kaç vatandaşlık daha verildiğini bilmiyoruz.

Ama sayı artışının giderek hızlandığı açık.

Şimdi Cumhurbaşkanı, ülkemize alışmış tabii ağırlık olarak Suriyelilere yönelik politikalarını, ülkeye iyice yerleşmeleri yönünde sürdüreceklerini açıklıyor.

2 MİLYON SURİYELİ OY KULLANABİLİR

Yine Mülteciler Derneği’nin sitesindeki son bilgilere göre 3 milyon 656 bin Suriyeli var. Nüfusumuzun yüzde 4.3’üne denk geliyor.

18 yaş ve üstünde, yani 2023’te oy kullanabilecek yaştaki Suriyelilerin sayısı ise yaklaşık hesapla 2 milyon.

Bunların hepsine vatandaşlık verirler mi? Olanaksız diyelim, ama Saray’ın ihtiyacı olan oy politikaları gereğince, devletten herhangi bir itiraz gelmeyeceğine göre eğer hızla vatandaşlık verin talimatı verilirse, 1-1.5 milyon daha Suriyeli vatandaşımızın olması mümkün. 

Bu sayı da aranan “3 milyon oyun / yüzde beş”in yarısına yakınının bulunabileceği anlamına gelir.

Suriyelilerin herhalde Millet İttifakı’na oy vereceğini kimse düşünmüyordur! Bunlar garanti oylardır. Sadık tebaa.

YENİ AZINLIK NÜFUSUMUZ 

Suriye’nin parçalanmasına, iç savaşın yayılmasına, Suriyelilerin savaştan kaçarak göç etmesine Ankara da politikalarıyla büyük katkıda bulundu.

Ankara’nın yapması gereken, bu ülkede iç savaşın hemen bitirilmesi ve tüm dünyaya yayılan Suriyelilerin ülkelerine geri göç edebilmesinin koşullarını yaratılmasına acilen büyük katkı.

Ama farklı nedenleri burada saymanın yeri değil, Ankara bunu istemiyor.

Suriye’den nüfus çalma politikası var. Tüm dünya bunu yaptı, Almanya’da bir milyon Suriyeli olduğu yazılıyor, fakat Almanlar seçmece aldılar, en eğitilmiş nüfusu. Böylece nüfuslarını yeniliyor ve ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Bizim nüfusta, yüzde 4.3 gibi önemli bir azınlığımız oldu. Bu Arap nüfus, şüphesiz yarın politik ve sosyal olarak farklı bir siyasi yapı ve kültür oluşturacaktır.

DÜŞÜK ÜCRET KAVGASI

Türkiye’nin işyeri yaratma kapasitesinin son derece düşük olduğu bir gerçek.

Suriyelilerin büyük çoğunluğu, çok çok düşük ücretlerle çalışıyor. Hemen hemen kitle olarak gelir bakımından büyük bir “alt sınıf” oluştu.

Ülkemizdeki işsiz yığınların artmasında, düşük ücretli Suriyelilerin merdiven altı, üstü pek çok işte çalıştırıldığı biliniyor. Bu durum, bizim “gelir bakımından en alt emekçi kitlesi”nin gelirini daha aşağı çekiyor veya işsiz bırakıyor. 

Kentlerimizin demografik yapıları çok değişti. Şu duruma bakın: “En çok Suriyeli barındıran şehir 521 bin 315 kişi ile İstanbul. İstanbul’u 449 bin 945 kişi ile Gaziantep, 436 bin 264 kişi ile Hatay takip ediyor. Suriyelilerin yerli nüfusa oranla en yoğun yaşadığı şehir ise yüzde 73.4 ile Kilis.” 

Türkiye’de 450 bin Suriyeli bebek doğdu.

***

Şimdi soruyorum: 2023 Haziranı’na kadar Saray, bugünkü koşullarda ihtiyacı olan 3 milyonu aşan oyun yarısına yakınını Suriyelilerle karşılamaya mı gider, yoksa ülkemizin çok yakın gelecekten itibaren yüzde 4.3 azınlıkla birlikte ortaya çıkacak yeni ve ciddi sorunları düşünerek vatandaşlık verilmesine yanaşmaz mı? 

Ve bize “bu sizin hüsnükuruntunuz” mu der?

MHP- AKP birlikteliği Meral Hanımı iktidara yükseltiyor

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 9 Mart Salı, 2021 

Cumhurbaşkanı’nın ilk kez bir başka partinin (MHP) 19 Martta yapılacak Kurultayına gideceği haberi, sonradan iptal edildi. Ne oldu bilmiyorum. Ama katılsaydı adeta evliliğe gidiyorlar diyecektim.. Fakat beraberliklerinin en az 2023 Haziran seçimlerine kadar sıkıca sürecek. Sonrası bilmeyiz!

Hemen hemen 5 yıldır Bahçeli adım adım AKP’ye yanaştı.

Yakınlaşma 2015 seçimlerinden sonra başladı.

Haziran’da yapılan seçimlerde AKP 276’yı bulamayarak hükümet kuramadı, yani seçimi aslında kaybetti.

Bahçeli RTE’yi ve AKP’yi yerden yere vuran bir liderdi. Seçimlerde AKP’nin haksızlık ve usulsüzlüklerini arşı alaya çıktığını söylüyor ve RTE’nin Başkanlık hayallerinin suya düştüğünü belirtiyordu.

 

AKP- HDP koalisyon önerisi!

 

Bahçeli AKP ile koalisyona da yanaşmadı, AKP-HDP koalisyonu önerdi ve seçimlerin yenilenmesini istedi. O zamanki görüşlerine ve RTE’yi istifa çağrılarına şuradan bakın, Allah derim! : https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bahceli-koalisyona-kapilari-kapatti-erken-secim-dedi-294061

Sonrasını biliyorsunuz, Türkiye karanlık bir dönemine girdi.

RTE Davutoğlu’nun CHP ile koalisyonuna izin vermedi, Kılıçdaroğlu’nu hükümet kurmakla görevlendirmedi ve ülkeyi Kasım seçimine götürdü. 4-5 aylık ara dönem, kitlesel katliamlar, Hendek savaşları ile geçti ve millet endişe ve koru içinde iktidarın etrafında toplandı.

 

MHP’yi kimi yöneteceğine iktidar karar veriyor

 

Fakat MHP’de sonra ilginç olaylar yaşanmaya başladı.

Meral Akşener ve arkadaşlarının MHP’de liderliği ele geçirmesi ve Bahçeli’yi devirmesi gündeme geldi.

Pardon, bu gerçekte olmadı tabii, olağanüstü Kurultay çağrısı yargı tarafından kabul edilseydi, engellenmeseydi, Meral Akşener MHP’nin tartışmasız lideri olacaktı ve İYİ Parti de olmayacaktı.

Tarihin yazgısına bakın, birini engelliyorsunuz, ama sürecin kendi aleyhinize sürmesini engelleyemiyorsunuz!

Üst üste mahkemelerden iktidarın yardımıyla alınan iptal kararları, Meral hanımın MHP’den ihracıyla sonuçlanacaktı.

 

Birlikteliğin başlangıç noktası

 

RTE’nin Bahçeli’ye hukuki destekleri sayesinde Bahçeli’nin partisine egemen olması, MHP ile AKP arasındaki yakınlaşmanın ve bugünkü büyük birlikteliğin en önemli başlangıç noktasıdır.

Meral hanım o zaman MHP’nin başında olsaydı, bugünkü merkez sağ görüşleriyle çok başarılı profil çizen Meral hanım mı olurdu, bilmiyoruz.

Ama Meral Hanım MHP’nin başına geçseydi, şüphesiz ki partiyi çok daha dikkatli bir şekilde ama bugünkü MHP’den uzak bir çizgiye taşırdı.

En önemlisi: AKP’ye ve RTE’ye destek çıkar, onun iktidarda kalmasına, Başkanlık Sistemi’nin kabul edilmesine evet der, RTE’nin Başkan seçilmesini sağlar mıydı? İşte bu şüpheli! Bileğinin hakkıyla alacağı Parti liderliğine güçlü bir şekilde oturacak ve AKP’ye muhtaç olmayacaktı (Meral hanımı 2011 seçimlerinde Ali Sirmen ile yaptığımız bir TV programında konuk olarak aldığımızı anımsıyorum!)

MHP’nin AKP ile birlikteliğini, Meral Akşener’in parti içindeki mücadelesinin sonucu tayin etmiştir bile diyebiliriz. (Bahçeli ve Parti sözcüsünün bu yazıyı protesto etmesine gerek yok, nihayet bir siyaset analiz bu!)

4-5 yıllık AKP – MHP yakınlaşması neredeyse evlilik noktasına vardı.

 

Akşener’i yükselten sonuç

 

Fakat bu yakınlaşma birlikte varolma yakınlaşmasıdır.

Fakat bu birlikte varolma, yakınlaşması kendi panzehirini üretmesini de engelleyemedi; bütünleşme ortak iktidarlarını garantilemiyor, birlikte geriliyorlar ve Meral Hanım başarılı bir merkez parti konumuna doğru emin adımlarla yükseliyor.

AKP- MHP birlikteliğinin mecburiyeti, 2023 seçimlerine kadar mı yoksa sürekli mi göreceğiz, MHP Kongresi şimdilik kaçınılmaz birlikteliğin gösterisi olacak.

Öte yandan ise Meral Akşener de Millet İttifakı iktidarına doğru yürüyor.

MHP ile birleşme, 4 yıl boyunca AKP’ye RTE’ye önemli iktidar dönemi yaşattı. 

Ama sonuçları itibariyle Meral hanımı da ülkenin en belirleyici iktidar alternatif yaptı.

Önlenemez bir gelişme!

10 Mart 2021 Çarşamba

Kadın cinayetleri, çoğu siyasidir.. Ve Bila’nın CHP kitabı

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 8 Mart Pazartesi, 2021

 

Konuya nasıl başka bir açıdan bakarım, yazılmadık ne kaldı 8 Mart’ta bilemiyorum, bu nedenle kadın cinayetlerine siyasetin sorumluluğundan bakmak, cinayetlerin baskıların şantajların siyasi karakterini vurgulamak, yeni olmasa bile günün koşullarına uygun olabilir. Deneyelim.

Bugün Dünya Kadınlar Günü..  Umarım, “İnsan Haklar Eylem Planı” adı altında pek demokrasi ve insan hakları aşığı kılığıyla, önce 2009 sonra 2015, 2019 ve şimdi de 2021 bugün kendini yeniden meydanlara atan erkek iktidarın sokak silahlı kuvvetleri, kadın gösterilerinin üzerine yürümez. Ve İç İşleri Bakanı, belki hayatında ilk kez, gösterilerin barışçıl ve geniş katılımlı geçmesinde teşvik edici olur!

Kadınlar, siyasi iktidarı protesto edecektir, çünkü uğradıkları şiddette, cinayetlerde, kötü muamelede siyasi iktidarın yönetim tarzının payı büyüktür. Kadınlar, toplumsal eşitlik talep edeceklerdir- çünkü kadınlara bu ülkede fırsat eşitliği yoktur, ucuz işgücü olarak hem beyinsel hem bedensel (işyerlerinde ve evlerde) ağır sömürü altında yaşamaya ayakta kalmaya ve kendilerini var etmeye çalışıyorlar.

 

Varolmanın ağırlığı

 

Erkek cinsin toplumda, tüm faaliyet alanlarında varolabilmesinin dayanılmaz kolaylığı ve hafifliği, kadınlara gelince varolmanın dayanılmaz ağırlığına dönüşmektedir.

Kadınların ezilmesinde ülke yönetiminin siyasi sorumluluğu had safhadadır, çünkü kadınlara toplumda tüm etkinliklerde varolmanın yetenekleri peşinde koşmanın yollarını kolaylaştırıp açacağına, 5 çocuk yap, evde kal, evinin kadını ol, ailene kocana hizmet et diye baskı yapmaktadır.

Siyasetin tüm toplum üzerindeki yırtıcı pençesi, en çok kadınlar üzerindedir.

Kadınlar öldürülüyor, katiller hayatında ilk kez kravat taktığı uslu durduğu için “adeta uygarlaştığı, adam olduğu, ölen öldü şimdi adam ömrünü hapiste çürütmesin, yazıktır” düşüncesiyle, kısa sürede topluma yeniden salıverilecek bir ceza ile ödüllendirilmektedir. Bu “adalet sistemi” kadınlar için adaletsizlik sistemine dönüşüyor. Öldürülen kadınların adı yoktur, şiddete uğrayanların da dışlananların da...

Siyasetin sorumluluğu büyüktür, bu katilleri af ile salarak, cinayetleri özendiriyor, nasıl olsa af çıkar ben kurtulurum düşüncesi katil ve müstakbel katillerin eylemlerinin arka planında yaşıyor.

 

Asla özendirmeyin

 

Katillerin asla bir daha gün yüzü göremeyecekleri hafifletici hiç bir mazeretin kabul edilmeyeceği bir cezalandırma uygulamasına gidilmedikçe, mahkemelerin kararları cinayetleri özendirici kalacaktır.

Saldırıya uğramış ve öldürülmüş bir kadının geri dönüşü yoktur. Devlet şiddet ve cinayet tehdidiyle karşı karşıya kalan kadınları koruyamamaktadır.

Cinayet ve şiddete maruz kalan kadınlar için, sadece onlar için, özel bir polis örgütü kurulmalı, olay sıradan polis işleri olmaktan hızla çıkartılmalıdır. Kadına şiddet, tehdit altındaki kadınlar, “toplumsal şiddet olayları”nın baş köşesine yerleştirilmelidir.

Kadın cinayetleri siyasidir, derken, erkeklerin neredeyse tüm iktidar mevkilerini işgal etmelerini de kastediyorum. İktidar derken tüm yönetim koltuklarını kastediyorum. Tüm erkeklerin egemenlik alanlarını... Tüm erkek yargıçların savcıların koltuklarını ülke yönetim koltuklarını: Cumhurbaşkanlığından bakanlıklara ve milletvekillerine kadar. Tümünü...

Tüm koltukların, toplumsal eşitsizlikte, kadınların dışlanmasında ve taciz atında kalmalarında payı büyüktür.

8 Mart, tüm toplumsal haklar için mücadele günüdür. Neruda ne demiş: “Bütün çiçekleri koparsalar da bahar gelecek”

 

“CHP NASIL İKTİDAR OLUR?”

 

 Gazeteci meslektaşım, basının dürüst kalemi, yazılarını takdir ettiğim Fikret Bila’nın kitabı epeydir masamın üzerinde duruyor. Bila, büyük bir bellek tazelemesiyle, CHP’nin seçimleri, iktidarları, yönetimleri, fikirsel gelişimi, liderleri, kayıplar ve kazançları vb bağlamında önümüze bir hazine koydu.chp.jpg

Bu arada girişte, “sol kavramı, sosyal demokrasi ve Avrupa solu”, “Türkiye’de solun tarihi gelişimi ve tek parti dönemi”, “demokrasiye geçiş ve çok partili dönem”ler üzerine bilgi tazelemeleri ve değerlendirmeleri yapıyor ve genç nesle değerli bir tarihçe sunuyor.

“Ak Parti iktidarında CHP” bölümünde, yaşanılan büyük siyasi olaylar ve CHP’nin tutumlarını izliyoruz. Burada da CHP’nin seçimlerdeki başarı ve başarısızlıklarını, siyasi gelişmeler ve tartışmalar ışığında izliyoruz. Olaylara dayalı, duru bir anlatım.

Kitaba adını veren, tartışılacak ve siyaset çıkartılacak son bölüm güncel. Din ile, Kürt meselesiyle, gençlikle, çağdaş sosyal sınıflarla, zümrelerle ilişkileri, yine seçim ve sonuçları değerlendirilerek inceliyor ve önerilerde bulunuyor.

Son söz olarak Bila, çağdaş bir ülke için CHP’nin tek başına iktidarını şart görmekle beraber diyor ki, “CHP ve İYİ Parti’nin bugünkü koşullarda Millet İttifakı’nı bir seçim işbirliği ötesinde stratejik ortaklık olarak görmesi gerekir.”

Tamamen katılıyorum.

Yüzde 5, yani 3 milyon oy arayış çabaları boşa mı?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 7 Mart Pazar, 2021

 

Cumhurbaşkanı Devlet Bahçeli’ye “beklenmedik” denilen bir ziyarette bulundu. Görüşme konularını bilmiyoruz, ama iktidarın içinde bulunduğu sorunlar yumağının bir türlü çözülemediğini, dahası ağırlaştığını, ekonomiyi ayağa daha uzun süre ayağa kaldıramayacaklarını düşünürsek, bu görüşmelerin daha sık yapılacağını varsayabiliriz.

 

Bugünkü koşullardaki anketlerin ortalamasını aldığınızda, en iyi olasılıkla AKP + MHP ittifakına yüzde 5 daha fazla oy gerekiyor. Bu da yaklaşık 3 milyonu aşan bir seçmen kitlesine denk geliyor.

 Bu kitleyi nasıl devşirecekler sorusu üzerine, geçen hafta 3 yazı yazdım ve öncelikle sepetlerinde tuttukları dış konularda “milliyetçi şahlanış” ve bunun yaratacağı birlik propagandasının getireceği oy umudunun altını çizdim.

Ama şimdilik öncelik, iç siyaseti dizayn etmekte, siyaset mühendisliğinde.

Burada başrolde ana problem olarak, muhafazakar Kürt oylarını kaybetmemek düşüncesi rol onuyor.

HDP ve milletvekili dokunulmazlıkları AKP için bir ateş topu.

 

MHP AKP’yi yönlendiriyor

 

İki lider arasında acil görüşmeyi yaratan gelişmeler de var, öncelikle Bahçeli’nin son zamanlarda artan öneri ve girişimleri.

Gördüğüm, MHP, Erdoğan ve hükümetini sıkıştırıyor ve yönlendiriyor.

Girişimlerinden bazıları AKP’nin zararına, hatta kuyusunu kazacak sonuçlar doğurabilecek nitelikte.

Bahçeli’nin özellikle HDP konusundaki ısrarını bu kategoride görüyorum.

AKP- MHP ittifakının Kürt seçmende olumsuz karşılanmasına rağmen AKP’den çıkarı olan muhafazakar bir seçmen kitlesinin varlığı ve desteği biliniyor.

HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve partinin kapatılması, muhafazakar Kürtleri de AKP’den uzaklaştıracağını şüphesiz AKP de görmektedir. Orada “Kürt damar”ın harekete geçeceğini varsayabiliriz.

 

AKP’nin paradoksu

 

AKP’nin paradoksu budur: MHP’nin bastırmasına kayıtsız kalamamak ve ama buna karşılık da önemli bir seçmen kitlesi kaybetmek. HDP’nin kapatılması AKP’ye ne kazandıracaktır?

AKP Meclis grup başkanının önce “kapatacağız” açıklamasından sonra, bir gün geçmeden, HDP’yi biz sandığa gömeceğiz şeklindeki düzeltmesi, AKP’nin açmazını sergiliyor.

Acaba Cumhurbaşkanı, bu konuyu mu açtı?

AKP, hem milletvekili dokunulmazlığı hem HDP’nin kapatılması konusunu önümüzdeki iki yıla yayabilir, MHP’nin ısrarına yanıt veriyormuş gibi, işler sürüyormuş gibi yapabilir.

 

Eşgüdüm eksikliği artıyor

 

Bahçeli daha önceleri de, önerilerde bulunuyordu, fakat bu haftalarda- aylarda hükümete adeta daha yol gösterici, kimilerinin talimat olarak algılayabileceği açıklamalarının artması, iki müttefik arasında bir eşgüdümün / uyumun sağlanması gerektiği, bu ziyaretin ana konusu olabilir.

Bunlardan biri şüphesiz HDP’nin kapatılması konusunda ısrarıdır.

Ocak ayında da 11 maddelik bir öneri paketi açıklamıştı.

Siyasi partiler yasasının (partileri bağlayıcı) milli ve manevi değerler temelinde) değişmesinden tutun, milletvekili parti değiştirmelerine, partilere devlet yardımının koşullara bağlanmasına, seçim barajının düşürülmesine kadar, önemli ölçüde siyasal ve toplumsal hayatı Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine daha bağlayıcı, bir kısmı daha totaliter ve kontrol edilebilir önerileri içeriyordu.

Şimdi Bahçeli’nin politika dayatmalarının giderek arttığını görüyoruz.

 

Temel mesele yüzde 5 oy

 

Temel mesele, en az yüzde 5 fazla oyu iki yıl içinde nasıl devşirecekler sorusudur ve AKP’nin tüm hamleleri, iç siyasette buna yönelik değerlendirilmelidir.

HDP içinden ayrı bir parti çıkarma konusundaki gelişmeler...

İyi Parti’den yeni bir parti doğması...

CHP’den 3 milletvekili ile yeni bir partinin çıkıyor olması..

Saadet Partisi’ni de bölme girişimleri..

Hepsi AKP’nin destekleyeceği konular.

 

Suriyelilere vatandaşlık konusu

 

Cumhur ittifakının ilk kez iktidarı kaybetme olasılığının güçlü bir şekilde ortaya çıkması karşısında, bu gelişmelere AKP’nin sevindiği söylenebilir.

Ama muhalif seçmenin, iktidarın değişmesi olasılığını gördüğü anda, ana yoldan ayrılmayacağını öngören siyasal analizler geçerli olacaktır.

AKP’nin oy avcılığının bir diğer ayağı da Suriyeli mültecileri vatandaş yapmaya hız kazandırması olacaktır.

Geçen seçimlerde hükümetin açıklaması,. 89 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiği yönündeydi. Soru: Geçen 3 yıla yakın sürece, bu sayı kaça çıkartıldı ve önümüzdeki yıl kaç vatandaşlık hedefi bulunuyor Saray’ın?

 

6 Mart 2021 Cumartesi

RTE, iktidara gelince yapacakları hukuk ve özgürlük reformunu açıkladı!

                                                 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 4 Mart Perşembe, 2021

Türkiye 128 milyar dolarını satmasına rağmen (kimlere nasıl?) dolara kaçışı ve TL’nin batışını engelleyemeyince, ülke dibe çakılınca, çareyi Damat beyin istifasında veya kapının önüne konmasında buldular, 8 Kasım. Ve hemen RTE teminat verdi: Yargı reformu, ifade özgürlüğü ve yatırımlara yasal teminat reformunu hemen Meclis’e sevkedeceğiz.

Dolar çıktığı tepelerden, asansörle aşağılara indi, 8’in altına.

RTE ikide bir demokrasi reformu üzerine konuştu, AB’ye mesajlar verdi, çünkü dış yatırımlar dibe vurmuş, iktidarları parasızlıktan kıvranıyor, Katar’ın mı yoksa kimin olduğu bilinmeyen dış destek borçlarıyla nefes almaya çalışıyorlar.

Umutlandı herkes, çünkü o ay reformları Meclis’e getireceklerdi.

Ben de yazdım, mecburlar bu söylediklerini yapmaya, yoksa yatırım ve para gelmez. Dibe vurmuş ülkeyi toparlayamazlar.

 

Tam üç ay oyalama

 

Fakat iktidar sorumluları sadece reform gevezelikleri yaptılar.

Tüm üç ay! Bu arada batık ülkeye ve yüksek faize sıcak- spekülatif para girdi, dünyanın en yüksek faizine hücum etti ve milyarları götürdü.

Şubat başında, oyalamanın yeni ve daha büyük aşamasına geçildi: Yeni Anayasa yapalım, tüm reformlar orada. 1 ay sürdü yeni anayasa gevezelikleri.

Bu kez Mart başında Cumhurbaşkanı “insan hakları eylem planı” açıkladı.

Bu plan iki yıl içinde uygulanacak, cafcaflı takdimler bakın: 11 ilke, 9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyeti içeriyor “İnsan Hakları Eylem Planı”. Amaçları da “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik ülke” imiş. Tutuklu yargılama zorlaştırılacakmışşşş.

 

Cafcaflı başlıklar!

İşin ilginç yönü benzer planları 2014 ve 2019 yılında da hazırlamışlardı! Böyle şeyleri severler, iki yıl önce  “Yargı Reformu Strateji belgesi hazırlanmıştı, Yine 9 amaç, 63 hedef, 256 faaliyet” gibi cafcaflı başlıklar altında! Ekonomide sıkıştıkça gelsin yargı reformu masalları! Bir dönme dolap, binersin dönüp durursun. Ayrı sakızı çiğne babam çiğne!

19 yıldır iktidarda olan bir parti ve liderlerinin aklına mesela birden basın geliyor ve “hadi basını özgür yapalım” diyorlar. Basında dünyanın en kötüleri arasındayız!

Özgür basın mı istiyorsun? Hemen şunu yap: Havuz medyanı dağıt. Her birini, tv’lerin dahil, satışa çıkar. Beslemeyi kes. Adı merkez TV’ye çıkmışlara, şu adamları çıkartacaksın, şunları çıkartmayacaksın, şu gazeteci bazen sert eleştiri yapıyor, o ve benzerlerini ekrana çıkartma, yasakları koymayacaksın.

Bunları yapmazsan, medya özgürlüğünden bahsetmek yalandır. Cumhuriyet’e daha dün ilan kesme cezaları verenler, ancak basını özgür kılacağız masalları anlatır. Hele hele 2023 seçimlerine giderken, otokrat yönetimlerin basın özgürlüğünden bahsetmeleri kadar traji komik olay olamaz.

 

Hak ihlallerinde birinci!

 

19 yıldır iktidarsın, insanların eleştirel ifade özgürlüklerini cezalandırıyorsun.

Anayasal gösteri özgürlüklerini boğuyor, sopalıyor, copluyor, tanklarını üzerlerine gönderiyor, Boğaziçili öğrencilere terörist diye saldırıyor iktidar!

Sonra çıkıp reform yapacağız diyor. Sanki protestocu öğrencilere terörist diyen bir yasa anayasa maddesi var!

Oysa Anayasa’da var tüm özgürlükler. Anayasa’yı ve yasaları uygulasanız, kendinize siyasi olarak bağlı savcılıkları ve mahkemeleri dağıtsanız, yargıçları savcıları tamamen tarafsız yargılamaya davet etseniz, sizden korkmasalar, adamınız olan İstanbul savcısını Yargıtay’a oradan Anayasa Mahkemesi üyeliğine uçurtmasanız, Kavala ve Demirtaş’ı ve benzerlerini yıllardır ceza almadan hapishanede tutmasanız, Anayasa ve kararlarını uygulasanız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına harfiyen riayet etseniz, Türkiye çağ atlar!

Yıllardır insan hakları hukuk ihlalleri sıralamasında ilk üç ülke arasında yer almayız! 2020’de İnsan Hakları Sözleşmesi’ni en çok çiğneyen ikinci ülke olarak mahkum edilmeyiz!  Ve en çok mahkumiyet de ifade özgürlüğünü çiğnediği için! (Sedat Ergin, 3 Şubat 2021)

128 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü göstergesinde 107.sırada bir ülke yaptınız burayı. Önce başdanışmanınız Mehmet Uçum’u uçurun oradan, AİHM kararları bağlayıcı değil, diyen!

***

Cumhurbaşkanı muhalefet lideri olarak, iktidara gelince yapacakları büyük hukuk ve düşünce özgürlüğü üzerine eylem planını açıkladı önceki gün...

Fena değildi, kahrolsun ülkeyi bu duruma düşüren CHP zihniyeti! CHP iktidarı yıkılacak, özgürlükçü AKP iktidara gelecek!

 

3 milyon seçmen desteği için dışa bakış: Yunanistan sorunu, bir kapışma?

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 1 Mart Salı, 2021

 

2023 seçimlerine giderken, RTE tek adam iktidarını sürdürebilmek için ihtiyacı olan 3-4 milyon oyu almak için, kitlesel bir milli heyecan yaratacak ABD ile çatışma politikası (Seçimlerden önce kahrolsun Amerikan emperyalizmi, sonrasında ise sarmaş dolaş durum, Beyaz Saray’da Biden ile el ele diz dize fotolar) gündeme gelebilir demiştim.

Fakat, bir başka ve daha yakın ve etkili, getirisi yüksek ama zararı minimal olasılık var: Yunanistan ile tırmandırılacak gerilim...

Soylu, Fetö ile ilgili ABD’ye bindirdi geçenlerde, bu kontrollü müydü yani Saray onaylı, yoksa bağımsız bir kendiliğinden girişim mi, bilmiyorum, ama estirdiği soğuk rüzgarları gördük. Saray hala telefon bekliyor Biden’dan! Bunun yerine ABD’nin daha alt diplomatlarından açıklamalar okuyoruz!

ABD ile çatışmanın yüksek maliyeti var, ekonomik ağırlıklı, Halk Bank dahil, finans sermayesi ile ilgili; bu nedenle tercihi “sorunların esnek yönetimi” yöntemi daha makul görünüyor şu aşamada.

 

Çatışma koşulları var

 

Ama Yunanistan ile “çatışma olasılığı”nın koşulları var.

Çatışma derken, mutlaka silahlı kuvvetler arasında bir savaş olması gerekmiyor. Ama kontrollü, büyümeyecek, yerel bir senaryo da her zaman mümkün. Zaten “iki NATO ülkesi” arasında ciddi bir çatışmaya izin verilmez!

Ankara, haklı ve güçlü bir pozisyon yaratıyor.

Yunan yönetimi de bu pozisyonu güçlendiriyor.

Yunanistan’ın Akdeniz’i neredeyse tamamen Türkiye’ye kapatma, Ege ve Akdeniz kıyılarını bir “Yunan Denizi”ne dönüştürme politikaları, ne Türkiye tarafından ne de uluslararası vicdan tarafından kabul edilebilir değil. Yunanistan’dan da bu konuda sağduyulu sesler yükseliyor arada sırada.

Ankara bu soruna yönelik aktif bir politika izlemeye başladı geçen yıldan beri.

Mesela silahtan arınmış olması gereken adalarla ilgili bir bir ardına Navteks ilanı bu politikanın bir parçası.

 

Navteks’te  yeni aşama

 

Bu politika, navteks ilanları bitince, daha sonra yeni bir aşamaya tırmandırılabilir. Bunu bekliyorum, plan ve programlarının hazır olduğunu da düşünüyorum.

Doğu Akdeniz’de Doğal gaz yataklarıyla ilgili şimdilik AB’nin de arabuluculuğuna veya beklentilerine uygun bir “uyku dönemi”ne girilmiş olması, yarın bu sorunun da harlanmayacağı anlamına gelmez. Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkartma tehdidini, İyon denizinde gerçekleştirmesi ile sürdüğünü biliyoruz, ki bu ciddi bir savaş konusudur Ege’de!

Bunları bir kenara bırakacak olursak, Yunanistan’ın küçük tahrikleri, bir noktada yeterli bile olabilir...

 

AB de destek verirse!

 

Şüphesiz Yunanistan arkasında AB ile hareket ediyor.

Ancak, 2022 sonu- 23 başında bir kontrollü hareketlenme gündeme gelebilir. Zaten bu sürece girince işaretlerini de göreceğiz. Sağ olsun Yunan tarafı bu konuda elinden geleni yapacaktır ve kaybedeceği bir oyuna girecek kadar da gözü kara gözüküyor.

Ankara’nın Yunanistan konusunda çatışmacı politikaların içinde kendini bulması, içeride büyük destek bulacaktır. Bu desteğin zemini zaten hazırdır ve iktidarın uygulamalarına muhalif geniş bir kesim, Yunanistan konusunda esecek fırtınalarda körükleyici rol oynamaya hazırdır.

***

Ankara’nın haklı konumda bir de AB’nin baskısıyla karşılaşırsa, bu kez kahrolsun Hitler benzeri bir rüzgarın yaratılması gündeme gelecektir. 2017 seçimlerinden önce, Erdoğan ve hükümet üyelerinin Avrupa’da Türklere propaganda konusunda ve bazıları özellikle Hollanda için tamamen Ankara’nın düzenlediği “milliyetçi” politikaların iktidara yüzde 1 oy desteğine yol açtığını biliyoruz.

Bu ve benzeri politikalar ve sonuçları AKP’nin torbasında duruyor.

***

Diyeceğim şu: Ankara ihtiyacı olan en az 3 milyon seçmen desteğinin önemli bir kısmını, dışa yönelik milliyetçi dalgaların yaratılması ile devşirmeye yönelik politikaları, sepette duruyor.

3 Mart 2021 Çarşamba

Bir ihtimal daha var, o da olur mu dersin: kahrolsun emperyalizm!

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 29 Şubat Pazartesi, 2021 

 

ABD – Türkiye arasındaki çok yönlü krizin önümüzdeki 2 yıl içinde (Haziran 2023 seçimleri) nasıl seyredeceği konusunda olasılıklar, seçime odaklı iki yılın seyrini belirleyeceği için hayati önemde sayılır. 22 ve 23 Şubat tarihli yazılarım bu konuya odaklanmıştı; şimdi üçüncü bir yazı ile sert bir olasılığı irdeleyeceğiz: ABD ile çatışma!

Konu sıradan değil, konu iktidar meselesi, iktidarda kalmak meselesi, yani AKP ve lideri için hayat memat meselesi..

Siz Saray’ın, hadi diyelim şu andan itibaren bütün temel politikalarını, bu odak çerçevesi içinde, bu vizyonla değerlendirin.. Ben bir süredir zaten öyle yapıyorum.

 

Kilit saptama

 

İktidar kritik bir dönemeçte. Tüm kamuoyu yoklamaları ortağıyla birlikte iktidarın seçmen desteğini yüzde 45 civarında gösteriyor. 43- 47 arası. Bunca çöküntüye rağmen, AKP’ye desteğin nasıl yüzde 30’un hemen üzerinde seyrettiği (kararsızlar hariç) konusu başka bir seri yazı olacak. Bugünkü gerçek, AKP’nin yarın seçim olsa Cumhurbaşkanı seçemeyeceği ve Meclis’te çoğunluğu kaybedeceği yönünde.

Ve kilit mesele, en azından ikinci turda seçmen çoğunluğuna ulaşmak ve Meclis’te çoğunluğu sağlamak için, önümüzdeki 2 yıl içinde neler yapacağı, planlayacağı...

İki yıl hem uzun hem kısa.

Oy destekleri yüzde 45’te alsa, 5 puan için gereken seçmen oyu, 60 milyon seçmen hesabı üzerinden, yaklaşık hesabı 5 x 600.000, yani 3 milyon.

Buradan şu sonucu çıkartabiliriz: ufak tefek seçim numaralarıyla vb böyle büyük bir kitlenin oylarını kapamazsınız.

Büyük bir kitlesel harekat yapmalısınız. Kitleleri dalgalandırarak oylarının size akmasını sağlamalısınız!

Böylece size kilit saptamayı yaptım.

 

3 milyon oyu nasıl kapacaklar?

 

Bu da kilit saptamanın sorusu. Bu sorunun iki yanıtı var, ya içteki olaylarla kitleleri lehinize harekete geçireceksiniz..

Ya da: Eğer iç etkileriniz zayıf kalır ve umut fazla yoksa, o zaman dıştaki olayları seçmen için kullanırsınız.

Bu iki çerçeveden gelişmelere bakmalıyız.

Çok odak konu var değerlendirilecek. Mesela RTE’nin Saadet Partisi üzerindeki yoğun çalışması bunlardan biri. Bu partiyi parçalayabilirler, dağıtabilirler, seçmenin bir kısmını çekebilmek ve en azından muhalefetle birlikte hareket etmesini önlemek için. Parti üzerinde etkisi olan ajanlarını devreye soktuklarını görüyoruz.

Bu işin bir yönü. HDP’yi dağıtmak, parçalamak da işin diğer yönü. Şeytanlaştırma ile ittifakı işleme hale getirme düşüncesi de.

Yani içeride büyük bir sosyal mühendislik olayı yaşıyoruz ve daha büyüklerini yaşayacağız. Siyaset mühendisliğine önceleri çok karşı olan bu parti ve akıldaneleri olan sözde entelektüel güruh, şimdi aynısını topluma ve diğer partilere karşı uyguluyorlar.

 

Kahrolsun emperyalizm(!)

 

Konu çok. Ama biz gelin baştaki sorumuza odaklanalım. ABD’yi nasıl tatmin edecek bu iktidar ki, Türkiye ekonomisinin önünü kapatmasın.

Sorunlar çok: S-400! Suriye’nin parçalanması! Doğu Akdeniz! Tabii yakında ortaya çıkacak insan hak ve özgürlükleri ile ifade özgürlükleri! Belki Rusya, İran!

Acaba ABD ile çatışmayı göze alır mı, diye sordum yukarıda. Uzlaşamazsan, kendi pozisyonunu savunacaksın. Tabii, ABD’yi fazla kızdırmadan bir ileri bir geri esnek davranarak seçim sonuna kadar durumu idare etmek de bir politika...

Peki ABD’nin ısrarı ve sertliği karşısında ne yapabilir AKP iktidarı?

En azından sert bir şekilde ABD’ye cephe alarak, bir çatışma yaratır mı?

Eğer bunu 3 milyon seçmenin desteğini sağlayabilecek bir şekilde milli bir heyelana döndürebileceğini görürse... Seçime az bir süre kala böyle bir geçici durum yaşayabilir ülke. Seçim sonrası unutulmak üzere (tıpkı Merkel’in Hitlerciliğinin şimdi sözünün bile edilmediği gibi), bu politika neleri neleri harekete geçirmez!

Fakat, benim başka bir favorim var, dış mesele açılmışken...

Fezlekeler, Meclis’e komplo kurmak mı...

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 28 Şubat Pazar, 2021

 

Meclis’e savcılar tarafından gönderilmiş 1400 kadar fezlekeden, Meclis Başkanı 33 tanesini karma komisyona gönderdi. Bu iş ne zaman oldu?

MHP’nin aylardır HDP’nin kapatılması konusunda ısrarla çağrı yapmasından sonra. Sözde onlar da dosya hazırlamış ve başsavcılığa kapatma için başvuracaklarmış. Fakat ana hedefleri Başsavcılık; adeta “ne duruyorsunuz kapatmak için, harekete geçsenize” şeklinde yargıya bir baskı var.

Ama şüphesiz AKP’nin işaret vermesi gerekir. Çünkü savcılık AKP’nin tavrını biliyor, parti kapatmayı zorlaştıran onlar. Fakat AKP ortağının artan baskısına kayıtsız kalamaz. Koskoca Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ayakta tutan, sistemi sırtlamış parti!

 

Kapatma yok ama fezleke var

 

AKP’nin bu isteğe yanıtı fezlekeler oldu. 33 fezleke, 29’u HDP milletvekili, geri kalanı 3’ü CHP’li. Sayı, ortağı tatmin edici mi bilmiyoruz,  eğer savcılık kapatma için de ayrıca harekete geçerse, artık arka planda dönen pazarlıkları düşünebilirsiniz!

Evet, bu fezlekelerin neden şimdi sorusuna başka bir yanıtı daha var: Hepsi 7 yıl önceki Kobani olaylarında söylenmiş laflardan açılmış.

Peki neden 7 yıl önce değil de şimdi? Bir suç araştırması 7 yıl mı sürer veya neden 7 yıl bekledi savcılık?

Veya başka bir soru: 7 yıl önceye kadar suç görülmeyen lafların, birden nasıl suç olduğu saptandı? Şüphesiz vahiy iktidardan düştü!

 

Gizli tanıklar devrede yine

 

Tabii, 2014’teki olaylardan sonra açılan Kobani davasından sonuç çıkmamıştı. Çünkü o sırada iktidar İmralı ve Kandil’le “Barış süreci” içinde görüşmeler yapıyordu! 2015 seçimlerinden sonra “Seni Başkan yaptırmayacağız” kampanyası sürdüren Selahattin Demirtaş” milletvekili seçilmişti ve 2016’da bu davadan hala tutuklu.

 Kobani davası geçen yıl Ekim ayında yeniden canlandırıldı, bir “gizli tanık” bulundu, PKK’dan HDP’ye doğrudan talimat verildiğini söyleyen.. ve yüzü aşkın kişi ve 82 HDP’li daha davaya dahil edildi.

“Gizi tanık’lığın bu iktidar döneminde, özellikle FETÖ’cü yargıçların savcıların egemen oldukları mahkemelerde özel bir yeri var. Buldukları kişilerin neredeyse hepsi kirli kişilerdi veya konuyla ilgisi yoktu! Düzene devam!

Bu dava şimdiki fezlekeler için iktidara elverişli bir zemin yarattı.

Lafı uzattım: Bir siyasi olayla, kararla karşı karşıyayız. 33 fezleke olayını HDP’den çok Meclis’e karşı bir komplo olarak sayan görüşe, doğrusu şapka çıkartırım!

 

İfade özgürlüğü mü kaldı

 

Daha önemli noktalar var fezlekelerle ilgili gündemde hiç tartışılmayan: Fezlekelerin içeriklerine bir göz attığınızda "terör örgütü propagandası yapma", "suçu ve suçluyu övme", "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma", "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik" gibi suçlamalarla dolu.

Konuşmaların içeriklerine sonra bakarız, ama iktidar zamanında ifade özgürlüklerinin sınırları o kadar daraltıldı ki, hakaret, terör propagandası vb davaları gökten yağıyor adeta. On binlerce Cumhurbaşkanına hakaret davası var; Boğaziçili öğrencileri bile terörist olarak gören bir siyasi suç yaratma ortamındayız! İktidar ve savcılar istediklerini, alabildiğine genişletilmiş, adeta sınırsız bir suç yorumu kavramı içine sokabiliyorlar.

Ülkenin demokratiksizleşmesinde başlıca sorunlardan biri bu! Dün suç olarak görülmeyen sözlerin yarın veya ertesi gün de suç kapsamına sokulması vakayi adiyeden!

 

İçerik önemli değil

 

Meclis’te “eller evet dokunulmazlık kaldırılsın” diye havaya kalkıp inecek!

Fakat bu ellerinden hiç biri “acaba ne söylemiş bu milletvekili, bu suç olabilir mi” sorusunu hiç merak etmeyecek. Nasılsa kendi yerine düşünen ve emri verenler var.

Evet diyeceklerini açıklayan İYİ Partili bir yetkili de içeriği merak etmiyor. AKP’nin “ne söyledikleri önemli değil, bunlar PKK ile iltisaklı, kararımız bu, çekin iplerini gitsin” tavrının bir parçası olmaya hazırlanıyor.

Aynı zamanda tıpkı AKP liderliği gibi, Anayasa’da yazılı, oylamada grup kararı alınamaz milletvekilleri özgürce davranır biçimindeki emrini çiğnemeyi de göze alarak!

Meclis kendi varlığını dinamitliyor!