Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 11 Ocak Pazartesi 2021 Kadir Has Üniversitesi Türkiye Araştırmalar Grubu’nca gerçekleştirilen ve dünkü yazımda bahsettiğim “Türkiye eğilimleri Araştırması”nda bugün eksik bulduğum bir sonuç üzerine tartışacağım. “Bugün Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa oy verilecek kişi” başlığı altındaki sonuçlar şöyle (yüzde) (görseli paylaşmıyorum uzun yer tutacak, sadece yüzde 5,5 ve üzeri listelendi):
RTE 42,9 S. Demirtaş 10.00 K. Kılıçdaroğlu 9,7 M. Akşener 9,2 E. İmamoğlu 8,6 M. Yavaş 5,5 Hiç biri 9,9 Kararsız 0,2 Oy kullanmam 0,1
Bu konuda ikinci bir soru veya liste yok. En çok tartışılan bir konuyu arkadaşlar deşmeyi gerek görmemiş. Bu listeye bakıldığında, sunulan algı rakipsiz bir RTE’nin olduğu. Bu tabloda mesela MHP adayı yok, tamam çıkartmıyorlar diyebilirsiniz, ama MHP’nin oyu belli ki RTE’nin 42,9’unun içinde. Yani RTE bir Cumhur İttifakı oyu yansıtırken, karşısında ittifaksız tek tek adaylar var. Böyle bir tablo verilmez mi verilir. Fakat bu tablo ittifaklı bir RTE ve ittifaksız bir muhalefetin, üstelik iki basamaklı seçimin ilk basamağının sonuçlarını yansıtıyor. Bu tablo diyor ki, RTE rakipsiz, öyle ki onun karşısında en büyük rakipler olarak bulunan Mansur Yavaş’ı üstelik yüzde 5,5 ve Ekrem İmamoğlu’nu 8,6 oyla sergiliyor. Şüphesiz ki tablo üzerinde basit fikirlerle oynarsanız, tabloyu görürsünüz. Mesela ilk turda RTE’nin seçilme şansının sıfır olduğunu (malumu ilan) ve ikinci turda muhalefet birleştiğinde seçimi alacağını. Ama muhalefette aday kim? Tablo bunu göstermiyor. Araştırma bundan kaçınmış. Buradaki tablonun ikinci bir soru ile ve seçimin ikinci aşaması ile netleştirilmesi gerekirdi. Bunu yapmamışlar.
M. Yavaş öne geçiyor
Bu sorunun yanıtını, yine Özer Sencar’ın MetroPoll şirketinin her ay yaptığı ve abonelerine dağıttığı, yine aynı Aralık dönemini kapsayan Türkiye’nin Nabzı sorgulamasında buluyoruz. Şimdi onu paylaşıyorum: Soru: Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar aşağıdaki gibi olursa hangi adaya oy verirsiniz? RTE 40,7 > M. Yavaş 43,9 RTE 41,5 > E. İmamoğlu 41,2 RTE 42,9 > M. Akşener 30,2 RTE 45,2 > K. Kılıçdaroğlu 27,8 RTE 43,1 > M. İnce 23,4 RTE 43,6 > A. Babacan 21.4 İkisinin toplamı yüzde 100’ü tamamlamıyor. Belirteyim: bu aday karşılaştırmasında kararsızım diyenlerin oranları yüzde 2,6 ile 4 arasında; ikisine de oy vermem diyenlerin oranları yüzde 10,5 ile (RTE- İmamoğlu karşılaştırmasında en düşük) 28,9 arasında (en yüksek, RTE- Babacan). Fikrim yok’lar var, bunların oranı da yüzde 1,5 ile 2,2 arasında) Mansur Yavaş bu tabloda ikinci turda seçimi alıyor gözüküyor. Burada, iki kamuoyu yoklamasını dikkatinize getirirken, şüphesiz ki Üniversite’nin akademik bağımsızlığı varken ama üniversite olarak Saray karşısındaki durumuna işaret etmeli. Hayır, araştırmaya gölge düşürmeyi hiç düşünmem, sadece yarım bırakılmış bir noktayı gündeme getirdim. Buna karşılık MetroPoll’un sadece müşterilerine en anlaşılır ve net sonuçları bildirmekteki ticari yükümlülüğü var.
Milletvekilliğinde oy sıçraması
İki araştırmayı milletvekilleri seçimleri için ayrıştıracağım. Üniversite araştırmasında sonuç (Parantez içinde kararsız seçmen dağıtılmış hali) AKP 36,8 (38,3) CHP 23,1 (27.0) İYİ P. 10,2 (11,8) HDP 10,2 (11,8) MHP 9,7 (10.00) Deva (0,5); SP (0,9); Gelecek (0,3)
MetroPoll’un araştırmasına gelince, bu pazar seçim olursa hangi partiye oy verirsiniz sorusunda durum şu, (Özer bey kararsızları dağıtmamış) (parantez içindekiler, ilki 12 ay boyunca partilerin ortalamasını, ikinci parantez ise son 5 yılın ortalamasını gösteriyor): AKP 30,6 (31,8) (38,4) CHP 20.0 (19,8) (20,4) İYİ Parti 8,9 (7,6) (8,1) HDP 8,7 (8,2) (8,9) MHP 6,8 (7,2) (8.4) Deva 1,7; Gelecek 1,3; SP 0,6 Kararsızım, Protesto oy, Cevap yok: 21,4 (16,9). Anketlerde yanılma payının ortalama artı eksi yüzde 3 civarında olduğunu belirtelim. Burada dikkat çekici nokta, Aralık sonuçlarında Akademetre’de MetroPoll’e göre MHP’de yüzde 2 daha yüksek oy oranı çıkıyor olması (MetroPoll’de yıl boyuna MHP oyu istikrarlı gözüküyor). Tabii, AKP oylarında da Akademetre’de yukarıya doğru sıçramış oylar (30,6’ya 36,8). Hangisi daha doğru bilemem, ama MetroPoll’un aylık istikrarlı sonuçlarını sanki daha çok dikkate alırım. Şüphesiz seçime 2 yıldan fazla var, durumun nasıl değişeceğini de birlikte göreceğiz. Ama konu şimdiyi içeriyor.
|
Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım
Erdoğan’a Askeri Darbe?
Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...
16 Ocak 2021 Cumartesi
RTE’ye, AKP’yi ve MHP’ye iki ankette önemli farklılıklar üzerine
Şahin ve Türeci’nin Aşı Devrimi sürüyor: Sırada MS tedavisi var
Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 10 Ocak Pazar 2021
Flaş haberi verelim önce, BioNTech şimdi de otoimmün hastalıklara karşı yeni bir aşı ile sahneye çıktılar. MS hastalığını tedavi edebileceklerini gösterdiler.
Gerçeği dünün artık çoğu fosil olmuş kitaplarında arayıp da önümüze sürenler, artık çöp olmuş bilgilerden bugünün gerçeğini anlamaya çalışanlar, yahu aşı geçmişte 20- 30 yılda ancak geliştiriliyordu, şimdi ise 10 ayda önümüze aşı diye bir şey koyuyorlar, büyük bir komplo ile karşı karşıyayız.. Aşı olmayın, DNA’nıza bir çip takacaklar, diyenlere son söz: Adam kendi kafasını dondurmuş, ona çip taksan neye yarar..
Bir devrim yaşıyoruz biyo teknolojide, tıpta, moleküler biyolojide, genetikte, canlıların yaşamı lime lime bilimin elinde.
10 ayda aşı, tüm bu alanlardaki bilgi birikiminin aşı üretmede patlamasından başka bir şey değildir.
İşte mRNA aşı teknolojisinin büyük isimleri olarak tarihe geçen Uğur Şahin ve Özlem Türeci (ve şirketleri BioNTech), yeni koronavirüse karşı hızla geliştirdikleri aşının ardından, ikinci büyük sürprizlerini yaptılar ve aynı mRNA teknolojisi ile otoimmün hastalıklar adı altında sınıflandırılan MS (Multiple Skleroz) hastalığını geliştirdikleri aşı ile tedavi edebileceklerini gösterdi.
Bağışıklığın bedene saldırısı
Otoimmün hastalıklar, insanın kendi bağışıklık sisteminin, bir şekilde (kısmi) bozulup kendi dokularını düşman görüp saldırmasıyla oluşuyor. İltihaplı romatizmadan tutun Sedef hastalığına iltihaplı bağırsak hastalıklarına kadar milyonlarca insanı perişan ediyor.
Science dergisinde yayınlanan araştırmalarında, korona virüs aşı teknolojisi mRNA ile ürettikleri yeni aşının, MS fare modellerinde hastalığı durdurucu, engelleyici ve iyileştirici olduğunu gösterdiler. Klinik araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilirse, MS’in ötesinde, diğer otoimmün hastalıklar için de büyük bir umut yanmış olacak.
mRNA teknolojisine, kanser aşını geliştirmek için sarılmışlardı büyük bir inanç ve azimle. O da sırada!
Aşıda 2020 yılı ile birlikte yeni bir çağa girdik!
TOPLUMSAL BÜYÜK KARMAŞA
Kadir Has Üniversitesi Türkiye Araştırmalar Grubu – Global Akademi ortaklığında gerçekleştirilen “Türkiye eğilimleri Araştırması”nda bir dizi ilginç bulgu var. Prof. Mustafa Aydın ile gerçekleştirilen dijital toplantıda veriler tabii ki ağırlıklı ekonominin kötüye gittiği ile dolu.
Araştırmanın siyaset ve yönetimle ilgili bazı verilerini epey tartışmalı bulsam da, en ilgi çekici bir sonucu en güvendiği kurumlar sıralamasında ilk üç sırada Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Jandarma ve Polis’in olmasının yanısıra, iktidarın ikide bir defterlerini dürmek istediği Türk Tabibleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin en güvenilen kurumlar listesinin üst sıralarında yer aldı. RTÜK, TUİK, ÖSYM ve Medya Kuruluşları da en güvenilmez kurumlar...
Güvenilmez medya yaratmak, iktidara uygun istatistikler üretmek, iktidara muhalif basın ve Tv’leri karartmak, ceza vermek, dava açmak ve susturmaya çalışmak, iktidarın başlıca işlevlerindeen oduğu için, halk tarafından güvenilmezler olarak etiketlenmeleri sürpriz değil. İktidar bu temel kurumları başarıyla felç etti.
Ayrıca araştırma, siyasal kutuplaşmanın en üst düzeye çıktığını vurguluyor. Özdemir İnce’nin dünkü Cumhuriyet’teki söyleşisinde “AKP’nin yaptığı silahsız içsavaştır” sözleri, bu kutuplaşmayı tarif ediyor. Canan Kaftancıoğlu’na karşı en üst düzeyde yapılan saldırılara bakın, CHP’yi düşmanlaştırma politikalarına bakın ve iktidarın 2,5 yıllık bir seçim sürecinde bu kutuplaştırmayı nelerede tırmandırabileceğini hesap edin artık.
EKSİK BİLGİ
31 Aralık Koronavirüs Sözlüğü denesi başlıkla yazıda, öne çıkan konularda bazı bilim insanlarımızın adını vermiştim, böyle bir kaç isimle geçiştirmenin haksızlık oacağını bile bile. Toplumu doğru bilgiyle aydınlatan daha pek çok ismi saymamız gerekirdi, hepsinden özür dilerim, bunlar arasında Prof. Ahmet Saltık var. Canla başla çalıştı. Bu çerçevede Prof. Kayıhan Pala’ı anmalıyım. Özellikle bu iki bilim insanını, bağımsız tavır ve anlatımlarından dolayı.
12 Ocak 2021 Salı
3 olay ve AKP’nin demokrasi ile ilişkisi var mı sorusu
Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 7 Ocak Perşembe 2021
Ortalık yıkılıyor demokrasi reformu insan hakları reformu geliyor diye. Cumhurbaşkanı haftada bir iki kez bunun müjdesini veriyor, adeta davul çalıyor herkes duysun diye..
Ama öte yandan da tamamen ve kesinlikle ifade özgürlüğü içinde olan 3 açıklama için ise 81 ilde suç duyurusu için talimatı veriliyor.
Türbanlı hakim, kalksın konuşsun
Bir insan türban takan bir yargıcın kendisi hakkında doğru karar verip vermeyeceği konusunda şüphe duyduğunu açıklayamaz mı? Fikri Sağlar’ın bu açıklamasını yapmam. Zaten adalet mekanizmasının baskılandığı güdülendiği yönlendirildiği bir ortamda, böyle bir varsayımı dile getirmeyi abesle uğraşmak görürüm. Ülkenin sorunları dibe vurmuşken...
Ama bu tamamen bir ifade özgürlüğü konusudur, yerli de olsa yersiz de olsa.. Türbanın AKP’nin mağduriyet meselesi olmaktan çıktığı, artık istismar edemediği, tam tersine türbanlı bir CHP’liyi vitrin süsü olarak nitelendirmeye yöneldiği bir ortamda...
Diyeceksiniz ki Sağlar CHP’yi temsil mi ediyor. İktidar ve destekçileri için böyle bir durumun önemi mi var? Zavallı şakşakçılar şüphesiz ki üzerine atlayacaklar, ayaklarının altına alacaklar çiğneyecekler de çiğneyecekler..
İsterim ki başını örten bir yargıç çıksın ve açıklama yapsın ve olay kapansın. Ayrıca bu varsayımın, ancak somut bir olay üzerinden değerlendirildiği zaman bir anlamı ve değeri vardır... Gerisi artık boş laf.
Yasada da asla bir suç karşılığı yoktur, ama kopartılan kıyamete ve açılacak davaya bakın! Olay, AKP’nin özünde demokrasiyle ilişkisi olmayan bir siyasal yapı gerçeğini karşımıza çıkartır. Sağlar, bunu amaçladıysa, eh bunu 50 bin olay bugüne kadar kanıtladı zaten.
Tarihi tartışmak yasak
İkinci olay Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ ile ilgili. Yeni kitabı hayırlı olsun. Başbuğ, Güç Odaklarının Mücadelesi başlığı altında Osmanlı dahil bir kitap dizisi yazmakta. Serinin son kitabı, Türkiye Cumhuriyeti’nde 1961- 1980 Güç Odaklarının Mücadelesi.
Arkadaşımız İpek Özbey, Başbuğ ile iyi bir röportaj yaptı. Ve manşete de “Menderes erken seçim tarihini açıklasaydı 27 Mayıs önlenebilirdi” sözü çıkartıldı.
Kıyamet kopartıldı yine, vay darbe çağrısı mı yapıyorsun diye. Bunu söyleyenler de, iktidarı paylaştıkları FETÖ’ye devletin ve ordunun yollarını otoban gibi açan ve onların darbe yapabilecek bir güce ulaşmasına hizmet eden ve bu açıdan da ülkeye en kanlı darbeyi yaşatan iktidar ve mensupları!
“Sen bu manşeti atarak söyleyerek bugün iktidara demek istiyorsun ki hemen seçime git, darbe olur!”.. Diyeceğim sadece siz iyice kafayı yediniz. Yahu tartışılan bir tarih. Utanmasalar şunu diyecekler, Başbuğ bu kitabı tam da bugüne mesaj vermek için özellikle yazdı ve yayınladı, bu cümleyi de bu maksatla koydu.. Çüşünüz!
Habertürk’ten yazar arkadaşımız ve başarılı programcı Kübra Par konuyu ele aldığı yazısında, manşetle ilgili, bu başlığın Başbuğ’u zor durumda bırakacağı belliyken “burada iyi niyeti sorgulanacak biri varsa Cumhuriyet’teki meslektaşlarımızdır” diye yorumda bulunabiliyor. Ayıplıyorum.
Sordum, aldığım yanıt: Başbuğ hazırlanan sayfanın başlığını gördü ve bir itirazda bulunmadı. Çünkü kimsenin gazetecilikten başka bir düşüncesi yok. Ayrıca bu cümle Başbuğ’un kitabında, dahası arka sayfadaki tanıtımda da var! Yine çok başarılı bilim programları yapan ve yakaladığımda merakla izlediğim Fatih Altaylı da konuyu tartıştığı programda, muhabir arkadaşımızın işgüzarlığına konuyu bilerek tetiklediğine yordu... Gazeteciliği ve meslektaşlarımızı, ifade özgürlüklerini koruyalım.
Ama mesele şu: iktidara göre Menderes erken seçim tarihini açıklasaydı 27 Mayıs önlenebilirdi demek suç. Rezaletin danıskasını görüyor musunuz!
Gözden kaçıramazsınız
Üçüncü konu Can Ataklı, bu iktidarı yıkabilecek olasılıklar arasına soktuğu olağanüstü hallerden biri olarak “askeri darbeyi” mümkün görmediğini belirtiyor.
Der miyim hayır. Mümkün görülmeyen ve ülkenin de çok hassas olduğu askeri darbeyi bu kadar güncel bir olasılık olarak gündeme getirir miyim, hayır. Fakat tamamen bir ifade özgürlüğü, Can, zaten böyle bir olasılık da yok diyor, ama bunu iktidar “keşke olsaydı” demek istedi, olarak yorumlama yoluna gitti tabi.. Ve dava açılıyor.
Tüm mesele iktidar için, kamuoyunu nasıl boş şeylerle tartıştırırım, davalar açarak büyütürüm günlerce yayın yaptırırım ekranlarda boş boş tartıştırırım ve yüzde 35’e varan enflasyonu, memur ve emekliye yüzde 7 zammı, ekonomik bataklığı, büyük başarısızlığı halkın gözünden kaçırırım...
Kaçıramazsınız, halk bunu yaşıyor.. Hayal kurmayın!
9 Ocak 2021 Cumartesi
EN TEHLİKELİSİ, meteorolojik kuraklık değil, zihinsel kuraklık!
Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 5 Ocak Salı 2021
Susuzluk olağanüstü bir afet konusu olarak yönetilmeli
Türkiye su zengini değil, su fakiri bir ülke. İklimsel değişiklik, bu fakirliği arttırıyor. Geçmişte Anadolu, Osmanlı ve dahası Türkiye susuzluktan çok çekti.
Bunları Mikdat Kadıoğlu hoca söylüyor ve belge paylaşıyor.
Buna rağmen Türkiye su zengini gibi davranıyor.
Gölleri kurutuyoruz, Anadolu’da böyle giderse 2050’de göl kalmayacak. Göller bölgesi tarihe karışacak. Susuzluk tarihte hep göç konusu oldu. Kentler terkedildi. Suriye ve Irak’tan göçlerin bir başka nedeni de kuraklık- susuzluk.
Evet Ocak ayında son 95 yılın ortalamasının iki katı sıcaklık yaşadığımız doğru.
Fakat bu şu demek değil: bu yıl böyle, önümüzdeki yıllarda yine yağar ve barajlar dolar.
Bu bakışın bilim ve akılla ilişkisi ne yazık ki yok. Ama ülkeye kentlere yönetimlere bu bakış egemen. Yağar kardeşim yağar, abartma! Din işlerinin başında olan kişide bilim ve öngörü olmadığı için yağmur duasına bel bağlıyor. Oysa isminin başında taşıdığı prof. unvanı, ona “Oku! Aklını kullan! Bilimsel davran” diyor. Farkında mı, hayır değil. Ülke yüzlerce bunlarla dolu.
Zihinsel kuraklık
Mikdat Kadıoğlu’nun 18 Aralık 2020 sayı 247 nolu Herkese Bilim teknoloji dergisindeki yazısının kapaktaki başlığı şöyleydi: EN TEHLİKELİSİ, meteorolojik kuraklık değil, zihinsel kuraklık!
Diyordu ki, susuzluk, yağmur, iklim ülkemizde tıpkı mesela deprem gibi, bir olağanüstü doğal afet konusu olarak ele alınmalı yönetilmeli: “su yönetimimizde başarısızız, kuraklık, sinsi, tehlikeli ve zamanla gelişen mahvedici, tüm sosyo-ekonomik yapıyı çökertecek doğal afet çerçevesinde ele alınmalı”.
“Kuraklığı ve suyu yönetemezsek, felaketle karşı karşıya kalırız. Eğer kuraklık üç yıl peş peşe devam ederse tam bir facia olur. Bir senenin kurak geçmesinin sosyo-ekonomik etkileri tolere edilebilir ama daha uzun sürerse başta tarım ve hayvancılık olmak üzere her şey biter. .”
Ve ekliyor: “Türkiye’nin problemi sadece kuraklık değil, birçok nedenle ortaya çıkan su kıtlığı. Bunu fark edecek seviyeye ise ne yazık ki henüz gelebilmiş değiliz..” Ve acil alınması gereken 5 eylemi açıklıyor:
Zihinsel kuraklık dediği tam da bu! HBT’nin web sitesinde bu sayıya ulaşabilirsiniz.
Ülke sadece su konusunda mı zihinsel kuraklık yaşıyor?!
Yağmur suyunu topla
İstanbul’da her geçen yıl büyüyen nüfusa bugünkü su politikalarıyla su asla yetiştiremeyeceksiniz. Büyük şehire sesleniyorum.
Kentsel dönüşüm sanılıyor ki sadece bina yık- yap.
Hayır, kentsel dönüşüm bütünsel bir konu.
Suyu, yağışı ve geleceği de kapsayan, düşünen, planlayan bir konu.
Bina, tüccarı, müteahhidi ve günlük politikalarla kâr amaçlı ülkeyi yöneten iktidarı ilgilendiriyor.
Su ve gelecek ise ülkeyi, İstanbul’u tüm kentleri.
İktidar kanal ile İstanbul’u tamamen yönetilemezliğin peşinde koşuyor.
Büyükşehir, İstanbul’u ev ev, çatı ve cadde yağmurlarını da yönlendireceği havzalar şeklinde planlamalı. Büyük plan, küçük planlamalarla başlamalı.
Kuraklığa koşuyoruz
Su kullanımını kısıtlamalı, küçük ve düzenli zamlar, bunun çarelerinden biridir.
Akıllı tarım vb ile suyu mümkün olduğu kadar bilimsel yönetmeli ülke.
Özetle susuzluk ve yağmursuzluk bugün dahil orta ve uzun vadeli temel sorundur.
Bir afet yönetimi gerektirir.
Türkiye kuraklığa koşuyor, gölleri nehirleri kurutuyor, kimsenin umurunda değil.
Atanan AKP rektörü üniversiteyi kötülemekle işe başladı
Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 4 Ocak Pazartesi 2021
AKP’li Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesinde rektörlük yapabilecek bir insan bulamadı ki, milletvekili olarak seçilecek bir yere koymadığı AKP’li bir öğretim görevlisini, rektör olarak atadı. Melih bey İstanbul’da partinin ve parti belediyelerinin çeşitli kademelerinde görev almış ve sonunda milletvekili olmak istemiş. Siyasal yükselmeyi başaramamış ama hizmetleri unutulmamış!
Bu atamayı aslında üniversiteye saygısızlık olarak değerlendiriyor Boğaziçililer. Haklılar. Cumhurbaşkanı benim için en güvenilir rektör AKP’li rektördür demiş oluyor.
Zaten tercih ettiği rektörlerin hepsi siyasi atamalar, yani yönetimin Sarayın iktidarın adamları.. Bu konuda yanlış tercih yaptığı, liyakata dayalı ve üniversitenin tercihlerini de göze alarak bir rektör atadığı görülmedi. Tek adam tek seçici olmanın getirdiği mutlakıyet yönetiminin tipik örneklerini bu atamalarda net olarak görmekteyiz.
Üniversiteler iktidar için “evrensel bilim konsepti” ile yönetilebilecek yerler değil. Biraz mecburiyetten devralınan, Cumhuriyetin yerleri. En iyi üniversite “medrese” tabanlı yerlerdir. Bunun için de Diyanetin reisini kontrolör ve işbirlikçi olarak üniversite yönetimlerine dahil etmek, mükemmel bir üniversite- medrese modelidir. Neyse ki ülkede böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi, mümkün gözükmüyor. Bu maya tutmaz. Çünkü evrenselin gidişatına aykırı. Sadece üniversitenin evrensel konseptine verilecek zararlarla yetinecekler.
Bunların hepsi geçecek
Bu zarar da ülkeye, geleceğine yöneliktir, ama büyük hasardır.
Bazı atanmış rektörler de sıradan kişilikleriyle “patlak” veriyor ve soruşturmaya uğruyor, görevden de alınıyor. Veya dillere düşüyor.
Bu arada hatırlayalım ki, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin başında da, üniversitede manav market açan bir rektör var, kendileri AKP Başkan yardımcılığından sonra üniversitenın başına atandı. Bir anlamda siyasetten dışlandı. Manav dükkanı için da şunu yazmıştı:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde başlatılan vatandaşlarımızın evlerine uygun fiyatlarla meyve sebze götürmelerini sağlayan girişimlerine destek olacak ‘DEÜ Manav' uygulaması ile ihtiyaç sahibi öğrencilerimize sosyal yardımda bulunmayı da hedefliyoruz.” Manav işleri sürüyor mu bilmiyorum, ama geçmişindeki siyasi kariyerini üniversite yönetiminde “mutlaklıkla” koruduğu konusunda da bilgiler akıyor durmadan. Anadolu üniversiteleri rektörlerinden de akan haberlere bakıyorum, sadece ülkem adına üzülüyorum.
Fakat bunların hepsi geçecek ve taşlar yerli yerine oturacak, su yolunda akacak.
Faullerle dolu metin
Öğrenci ve öğretim üyelerinde bazı grupların “kayyum atanması” olarak nitelendirdikleri Rektör Melih beyin yaptığı açıklamayı okuyorum.
Kendisini sevimli göstermek ve Boğaziçi’ne kabul ettirmek heyecanıyla yazmış. Ama tamamen faul.
Sözde kendine hedef koymuş, dünyanın ilk 100 üniversitesi içine sokacakmış Boğaziçi’ni.
Bunun için ise yapmaması gereken bir hata ile başlıyor ve üniversitenin geçmiş yönetimlerini, rektörlerini kötülüyor. Maalesef ilk 500 üniversitenin dışına düşmüşüz diyor. Uluslararası makale performansı gerilemiş de ondanmış. Üniversitenin de kamu ve özel sektöre işbirliği, yakınlığı gerilemiş de ondanmış. Eski rektörler girişimcilik alanında da üniversiteyi ilerletememiş.
“Routledge” (bir İngiliz yayın grubu) tarafından basılmış bir kitabının varlığını bu arada anımsatmak gereğini duymuş.
Aba altından sopa mı
Bu arada bence aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmemiş: “.. Boğaziçi’nin taraf olmadığı problemlere malzeme yapılması en çok Boğaziçi’ne zarar verir. Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz. O sebeple üniversite olarak bizi asıl işimiz olan bilimsel üretimden uzaklaştıracak olan her türlü girişime de birlikte karşı gelmemiz gerekir”. Cumhurbaşkanının son ödül töreninde söylediklerine ve anlayışına çok uygun. Hemen mesajı vermiş.
Burada açıkça öğretim üyelerine, siyasetle toplumsal meselelerle, iktidarı eleştirmek gibi zırvalıklarla uğraşmayacaksınız, (En iyi siyaset iktidarı ve yaptıklarını hele Saray’ı desteklemektir, buna izin var) diyor.
Metnin sonunda da Boğaziçi’nin saygın bazı akademisyenine de selam göndermekten geri durmuyor. Kumpir yediği kantin de bu arada önemli, belirteyim!
Metni, baştan sona sevimsizlik akıyor. Hiç bir açıklama yapmadan koltuğuna otursaydı, çok daha iyiydi..
Ha bu arada, mastır – doktora tezlerinde ve bazı makalelerinde, bilimsel yazılım kurallarına uymayan, başkalarının makalelerinden olduğu alıp koyduğu paragraflar üzerine de kıyamet kopuyor. Tırnak içine almadan, referans notu vermiş olsa bile, sanki kendi ifadesiymiş gibi..
Zor bir durum...
4 Ocak 2021 Pazartesi
Bu buluş çok konuşulur ve pandemiyi aşıyla birlikte vurur
Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 3 Ocak 2021
Koronavirüsün insandaki varlığını 10 saniyede test ettiğine ilişkin haber ilgi çekici, haberin arkasında, Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) vardı ve bizzat üniversite rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar açıklamayı yapıyordu.
Konu önemli, korona virüsü 10 saniyede yüzde 99 doğrulukla saptayan bir yüksek teknoloji ürünü söz konusu ve dünyada bir örneği de yok. Diagnovir adı verilen cihazın ağızdan alınan bir sürüntü örneğinde virüs olup olmadığını hemen anlıyor.
Açıklamada ayrıca bugün için altın standart test kabul edilen PCR’ın yerini alacağı da vurgulanıyor. PCR testinin yerini alır mı bilemiyorum. Fakat açıklamalar doğruysa bu cihaz toplumda normal yaşamın akışını büyük ölçüde kolaylaştıracak ve virüs taşıyanları hemen ayıracak, tedaviye yollayacak özellikte sayılır.
Düşünsenize, havaalanlarında, otobüslerde, tren ve metrolarda, AVM girişlerinde, dahası stadyum girişlerinde çok hızlı iş görecek ve virüs taşıyanları ayıklayacak, herkesin güvenli bir ortamda bulunması sağlanacak.
Hikaye büyük
Eğer gerçekleşirse, dünya çapında talep yaratacak büyük bir buluştan söz ediyoruz. Şunu da belirteyim, dünyada bu ve benzeri konularda henüz açıklanmamış araştırma-geliştirme aşamasında çok sayıda çalışmanın varlığını söylemeliyiz, duyduklarım da var. Eğer bu çalışmalar gerçekleşirse, aşı + virüsü hemen yakalayan cihazlarla, pandeminin önemli ölçüde dünyada sona erdirilebileceğini ve bölgesel tutulabileceğini söylemek mümkün. Şimdilik düşlerimi harekete geçiriyorum!
Bilkent Rektörü Prof. Atalar’a sorular yönelttim, buluşun öyküsünü dinlemek istedim. Önce nasıl çalıştığını, cihazın virüsü nasıl tanıdığını sordum. Atalar, “Şimdilik tam nasıl çalıştığını açıklamak istemiyoruz. İç ve dış patent başvurusu yapıldı. Ama yine de yabancılar fikri çalmasın diye detay söylemiyoruz,” dedi. Ayrıca “test cihazı çok sayıda insanın girip çıktığı yerlere konabilir. Havaalanları, tren terminalleri gibi. Müşterisi nispeten çok olan servis sektörü cihazı kullanabilir... Ama test cihazı her eve konabilecek kadar ucuz değil. Ama test başına ucuz...” dedi.
Öykü Nisan’da başladı
Cihazın öyküsü Nisan ayında Bilkent Teknopark’da kurulu EA Teknoloji’nin, Covid 19 test kiti geliştirme fikri ile Bilkent Holding’e başvurmasıyla başlamış. Bülend Ortaç Ulusal Nanoteknoloji Araştırmada, Erol Özgür Bilkent Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü mezunu ve çalışmalarına optik alanında University of Arizona’da sürdürüyor, Ali Aytaç Seymen ise 10 yıldan fazla Bilkent yerleşkesindeki firmanın yetkili kurucu ortağı ve bir de fizyoloji doktoru unvanı almış.
Kadro fizik, biyofizik, optik, nanoteknoloji ve moleküler biyoloji ve genetik disiplinlerini içeren “multidisipliner” akademisyenler. “1 dakikadan daha kısa sürede %99’a yakın doğrulukla piyasadakilere göre çok uygun fiyata bir test geliştirebileceğiz” diyorlar. Proje heyecan verici bulunup hemen kabul ediliyor. Desteklerini alıyorlar, kadroları genişliyor, 'in vitro' bir virüs tanı sistemi, Diagnovir, geliştiriliyor.
Atalar biraz ayrıntı veriyor: Diagnovir, virüs varlığında ışıma rengi değişen, bu sayede yüksek seçicilikte virüs tespiti yapabilen, optik temelli bir teşhis ve tanı sistemi; hastadan alınan örnek, özel bir solüsyonla karıştırıldıktan sonra patojen tespit çipi üzerine damlatılmakta, biyosensör cihazı tarafından ortamda patojen varsa, floresan sinyali alınarak yüksek doğrulukta patojen varlığı tespit edilmekte. Optik yöntemlerle virüsün varlığı ya da yokluğunun tespitine dayanmakta.”
İki ay içinde kullanıma hazır
Sistem, ön klinik çalışmalarda, virüs tespitinde %99 başarı gösterdi diyor Atalar. “Hızlı ve güvenilir bir virüs tespit yöntemi olarak, sistemin ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılacağına inanıyoruz. Dolayısıyla bu biyosensör sisteminin seri üretimi için altyapı yatırımlarına başlandı. Etik Kurul ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) onayı gibi gerekli izinlerin alınmasıyla, ürün seri üretilecek, yaklaşık 2 ay içerisinde kullanıcılarla buluşturulacak.”
Atalar diyor ki, Diagnovir yeni bir teknolojik altyapıya sahip, yerli bir buluş. Katılıyorum: Dünyada da çok ses getirecek. Sistem, ileride yapılacak çalışmalarla çeşitli patojen tespitleri için de kullanılabilecek. Her şey yolunda gitsin dileklerimizle tebriklerimizi sunalım.
Bir koronavirüs sözlüğü denemesi, enerjimiz nerelere gitti..
Bir koronavirüs sözlüğü denemesi, enerjimiz nerelere gitti..
2020’yi iyi tanımlamalı.. Siyasetten mi bakmalı yoksa bilimden mi... Belki iki açıdan da.. Buna yeni yılın ilk yazılarından itibaren başlarız, önceliğim şüphesiz ki siyasetin safsatasından önce, bilim üzerine hesaplaşma olacak; bugün yılın dönüm noktası, hafif geçirelim derim.
Mesela yılın adamı kim? Tabii soracaksınız, hangi açıdan!
Ben Cumhurbaşkanının hemen her açıdan “Yılın Adamı” unvanını kimseye kaptıracağını düşünmem.. O sürekli “Yılın Adamı”, bu bakımdan es geçebiliriz.
Yılın olayı şüphesiz ki Kovit. Ülkemizde bu açıdan yılın adamı Dr. Fahrettin Koca. Görünürlüğü müthişti. Yılın olayı veya adamı derken mutlaka gözünüzde olumlu olay / kişi canlanmasın. Koca’nın Kovit ile ilgili vaka – ölüm saklamaları / saptırmaları müthişti; bu gizlemeler toplumun uyanıklığını köreltti, Kovit buna çok sevindi! Gerçi son bir ayda vaka açıklamaları düzeldi, ama ölüm saptırmaları sürüyor. Fakat bilmediğimiz bir şey, bunu isteyerek mi yaptı, Saray’ın talimatıyla mı... Her iki açıdan da kötü. Kovit’ten olmayan siyasi başarı çıkarmak, bu iktidara yakışmadı değil.
En çok Kovit konuştuk. İtirazı olan?
Kolonya başrole çıktı
Kullandığımız sözcüklere gelince, salgın, korona, pandemi, dilimizden düşmedi. Pandemi nedir, henüz bilenimiz fazla değil! Virüsün adı, genellikle bunlar oldu. Koronavirüs, yeni korona virüs, Kovit-Sars 2; Sars– Kovit 19, daha çok bilimsel jargonda kaldı. Koronapandemisi duymadık.
Onlar arasında merak edip araştırıp öğrenen de fazla mı? Bence değil. Araştırmacı, öğrenme isteği ruhumuzu varlığımızdan ayrı tutuyoruz!
Tabii mi Maske! Mesafe! Hijyen..
En çok maskeye uyuyoruz (Virüsü en çok burnumuzdan aldığımız ve onu da kapamamız gereği henüz tam anlaşılamadı), mesafeye azımız uyabiliyoruz, hijyene uymada ortalamayı tutturduk mu, bilmiyorum. Kolonya ve dezenfektan, hayatımızı istila etti. Kolonya başrolde; ilk zamanlar yollardan tut her tarafı dezenfektanla hallaç pamuğu gibi atma alışkanlığını çok şükür bıraktık. Bilgi geliştikçe tabii.
Mesafeyi koruyalım!
Sosyal veya fiziksel mesafe! Birbirinize yaklaşmayın, iki metre mesafeyi koruyun.. Koronanın havada yayılması... Damlacıkla bulaşma, korona sözlüğünün ve tartışmalarının diğer baş aktörleri.
Kapanma, kilitlenme, karantina! Salgına karşı mücadelenin ana sözcükleri olarak boy gösterdi. Süper yayıcılar vardı.
Tabii ki korona testleri: Antikor ve PCR..
Şüphesiz ki Kovit Risk Grubu.. 65 yaş üstündekiler ve kronik hastalıkları olanlar en çok endişeli grubu oluşturdular. Gençler ağır hasta ve ölüm olasılığı en az grup olarak fütursuz ve amansız davrandılar. Biraz düzelme var, özellikle kafeler kapandıktan sonra, burun buruna toplanacakları ve birbirinden alıp evlere bulaştıracakları yer çok daraldı.
Tabii ki entübe olmak. Normal solunum cihazları, ventilatörler yardımcı olmayınca, akciğerleri ayakta tutmak için uyutulan bir durum. Entübe durumundan kurtulma şansı ne kadar? Belki açıklanmıştır. Yüzde 50- 50 mi?
Koklaşma yasağı
Şüphesiz temas sözcüğü! Enfeksiyon! Dahası zincirleme enfeksiyon!
R değeri! Bir kişinin ortalama kaç kişiye bulaştırabileceği! Toplumdaki salgını bilmekte önemli. İlk dalga- İkinci dalga.. Yeniden yükseliş...
Dirsek – yumruk selamlaşması! Avuç içi yasağı!
Kucaklaşma öpüşme- koklaşma yasağı!
Tabii ki Bilim Kurulu! Ve öne çıkanlar..
Enfeksiyon uzmanları, Önder Ergönül, Mehmet Ceyhan, Alpay Azap ve diğer bilimsel davranan hepsi!
Milletimiz Virologları- Virolojiyi öğrendi, inşallah!
Bağışık sistemimiz, bağışık bilimcisi, ve gözde bilimci Derya Unutmaz öne çıktı... Mustafa Çetiner ve daha bir sürü bilim insanı, güncel gelişmeleri araştırmaları hızla izleyerek toplumu bilgilendirmede saf tuttular.
Gönüllü kobaylar!
Şüphesiz ki Çin aşısı... Alman Türkler: Uğur Şahin ve Özlem Türeci. Rus (Sputnik) aşıları...
Gönüllü denek, kabul gördü ve bizi kobay yerine kullanıyorlar hikayesi sona erdi. Uzaktan eğitim, Dijital eğitim, Eba! Yüzyüze eğitim!
Gel al, paket servis vb birden kullanımı bin misli arttı!
Şüphesiz ki Homeofis! Yani evden çalışma!
Ve Zoom ve benzerleri ile onlarca kişinin aynı ekranda yüzyüze görüşme, konuşma, toplantı yapma hayatımızın vazgeçilmezi oldu. Yaşlılarımız evlerden telefonlarıyla kalabalık görüşmeyi öğrendiler.
Daha bir sürü sözcük üzerine döndü durdu hayatımız..
Buna devam mı, bakalım.
Yeni yıl bence daha güzel ve mutlu geçecek...
Gülmeyin lütfen! Umudun peşinde koymak bizim işimi!