Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

17 Ekim 2020 Cumartesi

Yanlış bir tweet ile yön değiştiren siyaset ve hukuk

 15 Ekim 2020 Perşembe

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Bey’i tanımam. Zaten orada kimler var say deseniz, başkanın adını çıkarabilirim. Engin Bey, yine bir Anayasa Mahkemesi kararı üzerine İçişleri Bakanı Soylu ile aralarında geçen bisiklet mavrası üzerine dikkatimi çekti. 

Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi karayollarında gösteri - yürüyüş yapmanın yasaklanmasının, anayasaya temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu açıklamış ve Soylu da “Korumalarınız olmadan bisikletle işinize gidin bakalım” demiş, Engin Bey bisikletini göstermişti.

Soylu ki ülkenin, yolların, canların güvenliğinden sorumlu bir No’lu adam. Güvenliği yasaklamalarla sağlama meraklısı. Aslında iktidarın, gösteri hak arama falan yapılmasın, yapılırsa engellensin temel politikasının uygulayıcısı. 

Engin Bey o zaman dikkatimi çekmişti, bir espri kategorisinde olmasına rağmen ve “ne gerek var polemik açmaya” demiştim. 

İktidara ışık fırsatı

Arkasından 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu üzerine verdiği hak ihlali kararını tanımadığını açıklaması üzerine “Işıklarımız yanıyor” diyerek AYM bina resmini paylaşması yeni bir tartışmanın yolunu açtı. 

Bu tweet’in daha geniş siyasi tartışmalara yol açacağı belliydi. Engin Bey bunu bilmez mi! Işıklar yanıyor meselesini, iktidarın arayıp da bulamayacağı bir polemik ve gerçekleri çarpıtma vesilesine dönüştüreceğini?

Böylece iktidar ve ortağı Anayasa Mahkemesi’ne saldırı fırsatı yarattı.

Aslında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin zırva kararının tartışılması engellendi, bu bağlamda yargı ve hukuk sisteminin ülkemizdeki felaket durumu gözlerden saklandı.

Neyi tartışıyoruz şimdi?

Bunu fırsat bilenler, Anayasa Mahkemesi’nin tarihçesine kadar gidiyorlar, 60 yıldır verdiği kararların şaibeli olduğu masalını anlatıyorlar... 

Anayasa Mahkemesi’ne uymama kararının yarattığı yargı felaketi konusuna girmiyorlar, bunu çok normal karşılıyorlar.

Peki, hukuk, yargı, hak ve özgürlükler? Adalet? 

Enis Berberoğlu’nun normal bir mahkemenin asla kanıt saymayacağı birtakım iddialarla mahkûm edilmeye çalışılması?

Bu davanın tamamen siyasi bir nitelik taşıdığı, iktidarın siyasi yargılama yaptığı, yargı sisteminde kanıta dayalı dönemi bitirdiği, istediği siyasi davaları tamamen kanaat yargılamalarına dönüştürdüğü, siyasi intikamlarına adaleti alet ettiği, böylece ülkede hak, hukuk, adalet kavramlarını mezara gömmeye çalıştığı konuları, güme gitti... 

Korumalarla darbe

Kararını tanımıyorum ve uygulamıyorum” diyen bir mahkeme yapısının oluştuğu, bu yapının Sözcü gazetesi yönetici ve yazarlarına da delil asla olmayacak uydurukluklarla siyasi mahkûmiyet kararları verdiği, Müyesser Yıldız’ın yine siyasi intikam suçlamalarıyla özgürlüğünden edildiği.. hepsi gündem dışı.

Bütün bunları toplumca tartışacağımız bir anda, ışıklar yanıyor tweet’i olayın seyrini değiştirdi.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve İstanbul mahkemesinin direnme ucubeliği gündem dışı.. adalet sisteminin düştüğü açmaz gündem dışı.

İktidar, Anayasa Mahkemesi’nin tweet’le ve ışıkla darbeye teşebbüs ettiğini tartışıyor.

Bir binanızdaki korumalarla Saray’a doğru harekete geçeceğinizi söylemedikleri kaldı!

14 Ekim 2020 Çarşamba

CHP üzerine... Şimşekleri üzerine çeken adam neler söyledi?

Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 13 Ekim Salı, 2020

 


Erdoğan Toprak Millet İttifakı oyunun yüzde 57’yi bulduğunu açıklayarak, anketçilere yanıt verdi (tabii bana da). CHP yönetimi ile hiç polemiğe girmem. Toprak, yüzde 61’i bulduk dese bile. Cumhur İttifakının oyununun yüzde 43 olmasının, Millet İttifakını otomatik olarak yüzde 57 yapmadığını da bilmek gerekir.

Politikacılar her şeyi diyebilir... Bizim ise zerre öyle lüksümüz yok. Hele adı “Bilim ve Siyaset” olan bu köşenin! Amacımız nesnel gerçeğe yaklaşmak.. Önerilerde bulunmak. Ülke için iyisini aramak. Gerisi parti ve seçmenlerin işi.

Toprak’ın oklarını yönelttiği ve “oyumuzun yüzde 17- 18’e indiğini yayarak üzerimizde algı operasyonları yaptıklarını” söylediği şirket İstanbul Ekonomi Araştırma’nın müdürü Can Selçuki, Pazar günkü yazımda adı geçtiği için aradı ve bazı bilgiler paylaşacağım dedi.

 

“Siz kimsiniz?”

Tanımadığım için “siz kimsiniz” diye sordum. CHP gençlik kollarında başkanlık, uluslararası araştırmalar - işler yapmış, ekonomist. 4 yıldır da şirketiyle ağırlıklı olarak ticari şirketlere araştırmalar yapıyor. Raporlarını müşterilerine yıllık abonelik üzerinden veriyor. Ayda iki kez de kendi finansmanlarıyla siyasi ve sosyal araştırmalar yapıyor.

Bilgisayar destekli telefon görüşmeleriyle yapıyorlar soruşturmayı ve kararsızları nispi olarak partilere dağıtmıyorlar. Ham oyları açıklıyor. Diğer anketler kararsızları dağıtıyor deyince, biz doğru bulmuyoruz, çünkü kararsızların nasıl dağılacağı bilinmez. Kararsızları partilere nispi dağıtma yöntemi, daha çok iki partiye dayanan Anglo Amerikan ülkelerde geçerli. Biz çok partili yapıyız, kararsızlar ağırlıklı olarak en çok oyu almış partiye gitmeyebilir, dedi.

 

Neden CHP sizde az?

 

CHP’nin oyu sizde az gözüküyor? Diğerlerinde ortalama yüzde 23- 25 arası iken? Ham oyu CHP’nin yüzde 17.4. Bir önceki araştırmasında ise 19,2 gözüküyor.

Mesela MetroPoll’un Ağustos ayı anketi, kararsızlar dağıtılmadan yine, CHP 21,2 görülüyor.

Selçuki’nin AKP oyu Eylül 2020’de yüksek: 37,2. MetroPoll’un ise yine Ağustosta yüzde 31,3. Selçuki 10 Ekim araştırmasında AKP’nin oyu yüzde 35’e düşmüş. Ama hemen hemen aynı yöntemle araştırma yapan iki şirket arasında AKP oylarında büyük farklılık var, CHP konusunda fark azalıyor ama yine de anlamlı açık fark var. Yanılma payları yüzde 2,5.

 

İyi Parti ve CHP

 

Selçuki’nin Ekim anketinde çok belirgin olarak, İYİ Parti’de bir yükseliş var. 9,7’den 13’7 ye yükseliş, 4 puan. Ağustos MetroPoll’de ise İYİ Parti 7,6 gözüküyor.

 İYİ Parti’de bu yükseliş neden? Sorunlar karşısında açıklamaları daha doyurucu ve tutarlı diyor, ama bu açıklama tatmin edici değil.

Onun yerine şu gözlemim daha tutarlı olabilir: Meral Akşener sahada durmadan dolaşıyor, halkla esnafla ve kurduğu ilişkiler daha anacan, halk dili...

CHP’deki kayıp, İYİ Parti’deki yükselişi açıklıyor gibi. Anketinde Meral hanımın ekonomiyi düzelteceğine ilişkin inanç Mayıs’ta yüzde 4’den bugün yüzde 8’e çıkmış.

CHP’yi düşük gösterdiğiniz inancı sizi olumsuz etkilemez mi, mesela CHP’li belediyeler size iş vermezler, diyorum.

Yanıtı, bu tür belediye anketleri işlerinin, toplam işlerimiz içindeki payı yüzde 8 gibidir, Anketlerimizdeki sonuçları tutarlı olarak açıklamak bizim için en büyük itibardır. Siyasi ve toplumsal anketleri kendi paramızla yapıyoruz, diyor.

 

CHP ne hata yapıyor?

 

Yanıt: CHP ittifakı korumak veya ittifak politikası adına pek çok konuda sessiz kalma politikası izliyor. Mesela Ayasofya konusu, seçmeninde oy kaybına neden olmuştur. Yani kendi seçmenini tatmin edici ve beklentilerine yanıt verici bir söylem eksikliği de var. Bu sessiz kalmanın bir maliyeti olacaktır diyor.

Ayasofya meselesi CHP tabanında ciddi bir maliyet yarattı mı emin değilim!

Ama başka bir şey söylüyor Can bey: Bir düzenli ve tutarlı program açıklaması yok. Mesela Böke bazı özel şirketlerin kamulaştırılabileceğinden bahsediyor. Ama gerisi yok. Nasıl yapacaklarına, buna ilişkin programları yok,  gerisi gelmiyor. Unun da seçmen üzerinde bir maliyeti var, programsızlık, devamlılık yok.

Esnaf raporu açıklıyorlar, ama diyorum.

Yanıt: Rapor açıklamanın seçmen üzerinde bir etkisi olmaz. Önemli olan bu raporu esnafla, sokakta görüşerek ve Türkiye çapında bir kampanya ile açıklamak. Yüz yüze. Dahası, raporu ülkenin çeşitli bölgelerinde farklı yönleriyle açıklamak... Tekrarlamadan.

“Millet İttifakı” iyi de, daha önemlisi var: Önce CHP’nin gücü!


Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 12 Ekim Pazartesi, 2020


 

 

Kılıçdaroğlu’nun millet ittifakına verdiği önemi biliyoruz. Aslında buna hiç itiraz yok. Doğru bir stratejidir ve yerel seçim sonuçları bu strateji sayesinde CHP’ye belediye seçimlerinde kazandırdı. HDP’lilerin gönüllü desteği olmasaydı, başarıya ulaşması zordu CHP’nin. 2023 Haziran seçimleri bu bakımdan ittifak açısından tayin edici. Çünkü şimdiki haliyle CHP’nin tek başına bir başarı kazanması, ufukta gözükmüyor. Şüphesiz diğer “ittifak partileri”nin de... İttifak hepsi için bir varoluş şemsiyesi. Bu nedenle iktidar bu şemsiyeyi kırmaya çalışıyor.

Buraya adar tamam. Kılıçdaroğlu Babacan ile de Davutoğlu ile de görüşebilir yakın gelecek için. Bu iki parti liderinin geçmişte AKP’nin temel politikalarında önemli görevler almış olması, şimdiki politikalar açısından önemini yitirir. Burada önemli olan geleceğe bakarak siyaset oluşturmaktır.

 

Peki ama...

 

Çok temel bir sorun var, Millet İttifakı için bu çabayı, CHP Merkezi, kendi partisinin inşası, gelişmesi ve halk desteğini alması için yeterince harcıyor mu?

Dünkü yazımda 19 ankette CHP’nin başarılı bir gelişimini göremediğimizi yazmıştım. CHP neden güçlenemiyor?

Millet İttifakı’nın büyük bir çekici güce, lokomotife ihtiyacı var.

Bugünkü durumda bu güç CHP, ama dinamizmi ve büyük potansiyeli çok eksik. Dolayısıyla Millet İttifakı da zayıf kalıyor.

Bir izleyici “hocam sıçramayı bırakın kıpraşmıyor ile, iktidarın kendi kendisine bitmesini beliyor” diyor. Genel kanaat bu. Dolayısıyla, CHP’yi güçlendirecek ve büyütecek motor kendi kendini idare edebilecek bir güçte çalışıyor.

Demem o ki, kendi gücüne dayanacaksın, önce onu inşa edeceksin, her şeyden önce..

 

CHP ve CHP’lilerin gücü

 

CHP dağınık bir parti. CHP merkezin bir politikası ve bu politikanın büyütemeyen bir gücü var.

Bir de tabanda yaygın CHP’liler, güçlü küçük odaklar, oy verenler var. Bu odaklarda çok önemli “toplum önderleri”, etkin isimler bulunuyor. Anadolu çapında yaygın. Ve çevrelerini de etkiliyorlar.

Çok daha önemlisi, partide görev almış yetkin deneyimli ve sol- sosyalist çok önemli isimler de devre dışı.

Bunların hemen hepsi CHP’yi eleştiriyor.

Whatsup ağları, grupları binlerce! Facebook gibi diğer sosyal medya ağlarında gruplaşmalar çok yoğun. Bunları görüyoruz.

Eleştiri, öneri, görüş çok sayıda.

Ve tabanda büyük bir güç var. Ama “avara kasnak”. Fakat bunlar yine seçimlerde CHP’ye oy verirler diyen varsa, büyük bir yanılgı içinde olabilirler.

 

Bağlar sıfır

 

Merkez, bu odakların- büyük güçlerin enerjisini kullanmaktan aciz.

Sol- sosyalist güçler çok çalışkandır ve Ecevit’i Ecevit yapan da onlardır.

CHP merkezde aslında bir kadro partisidir, sol düşünceye dayandığı için. Onu güçlendirecek olan, AKP politikalarına yaklaşmak değil, bu politikalar karşısında önemli bir muhalefet gücü oluşturmaktır. Mesela Doğu Akdeniz’de Oruç Reis çalışma yerinden limana çekiliyor. Vay niye çekildin, korktun mu açıklaması yapmak, politik bir tavır olmaktan çok uzaktır. Dış politikada bir seçenek hiç değildir.

AKP lideri parti ve politika dışına attığı eski arkadaşlarını toplayıp çalıştırıyor. Her ne kadar amacı, aman benden ayrılanların kurduğu partilere gitmesinler, olsa bile.

CHP’nin ve liderinin yapacağı ise, “ben kurduğum kadro ile ilerlerim”in çok ötesinde, yeni şeyler yapmak, söylemek ve yönetimde olmayan gücü de çeşitli şekillerde merkeze destek olarak alarak, kurumsal inisyatif ve görev vermektir.

 

“Büyük barış”

 

Buna isterseniz “büyük barış” deyin.

Ben, büyük gücü avara kasnak olmaktan kurtarmak ve büyük ilerleme diyeyim.

CHP liderliği için, CHP’nin seçmeni ve tabanda tüm sol kadrolarıyla birlikte büyümesi önemli olmalıdır.

Yanınızdaki yönetiminizdeki üç –beş kişiyle bunu yapamazsınız. Ne seçim kazanırsınız ne ittifak politikasıyla başarıyı garanti edebilirsiniz.

Koşullar hızla değişiyor ve değişecek. Yarının bir garantisi yok. Ama kendi gücünüzün bir garantisi var.

Mesela ilk yerel seçimlerde her şeyi kaybedebilirsiniz!

Bu yazdıklarım, şimdilik özgüçler için.. Dışa açılım ve politikaların tümü de gündeme gelmeli.

İktidar olmak için çok yönlü büyük mesafe koşucusu olmak gerekiyor hele Türkiye’de.

“..Dünle beraber gitti cancağzım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım...” (Mevlana)

 

11 Ekim 2020 Pazar

CHP: Atak ve çok güven verici politikalara ihtiyaç büyük

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 11 Ekim Pazar, 2020


 

 Başlığa, CHP neden yükselemiyor yazmıştım, değiştirdim. Ve bu sorunun bence nedenini başlığa taşıdım.

Çıkış noktam, yapılan anketler. Cumhuriyet’te yayımlanan son ankette iktidar partileriyle birlikte CHP’de de bir düşüş gözüküyor. Bu durum salt o anket şirketiyle ilgili değil, diyelim ki CHP oyunu 3 puan altta gösterdi (doğruluk güvencesi +-3 hesabıyla). Bunu ekleyelim yüzde 20 yapar. Son milletvekili seçimlerindeki oyu yüzde 22,6.

Bu şirkette CHP oyu yanlış gösteriliyor denebilir. Veya politik olaylara göre seçmenlerin oyları da hızla renk değiştiriyor diyebilirsiniz.

15 Haziran- 30 Eylül 2020 arası yapılan anketlerde CHP’nin oyu yüzde 22 ile yüzde 30 arası değişiyor. Büyük sapmalar var. Eğer belli bir haftaya ait olsaydı bu anketler, en tepedeki ile en alttaki sonucu atın, geri kalanının da ortalamasını alın derdim. Fakat 4 aylık bir zamanı kapsıyor anketler ve olaylara göre (tabii ki yöntemlere göre de) seçmenin oy verme eğilimi değişiyor olabilir. Hepsinde kararsızlar dağıtılmış, fakat kararsız oranı da yüksek.

12 Hazirandan bu yana 19 anketin ortalama oyu 25.66. En yüksek ve en düşük birer sonucu atarsam, ortalama 23 gibi çıkıyor.

En düşük oy Area’da 22,4. Area’nın üç anketinden en yükseği 24,4.

En yüksek oy Avrasya’da, istikrarlı olarak 28 çıkıyor.

 

Son anket

 

Yazının başında son anket dedim: İstanbul Ekonomi Araştırmaları şirketine ait: CHP 17,4. 10 Ekimde yapılmış.

Diyor ki Selçuki: Cumhur ittifakı yüzde 43’te kalıyor. Yani orada da oy düşüşü büyük, AKP yüzde 35, MHP 7,7

İyi Parti ilk kez 13,7’yi görüyor. Sanırım kararsızlar dağıtılmamış: yüzde 13.

Erdoğan ekonomiyi düzeltir düşüncesi Mayıstan bugüne 40’dan 33’e gerilemiş.

Her neyse, bu anketi yenileriyle karşılaştırmak gerekir.

 

Fakat yükseliş yok

 

Haziran 2018 seçimlerine göre, ortalamada biraz yükseliş var. Çok da anlamı yok. CHP den diğer partilere oy kayışı mı var, yoksa iktidar bloğundan CHP’ye oy kayışı hiç mi yok.

Durum ciddi bence. CHP, tamam esnaf raporları açılıyor, Kemal Bey çeşitli kesimlerle sık sık görüşüyor.

Ama bir dinamizm gözükmüyor.

CHP’nin alabileceği oyun ötesindeki seçmen, büyük bir güven görmüyor belki de, ülkenin sorunlarını çözmede.

Mesele, Kılıçdaroğlu’nun görünürlüğünün ötesinde.

Faik Öztrak beyin günlük açıklamalarının da ötesinde sorun.

Milletvekilleri de sahada gözüküyor, sorunları dile getiriyor.

 

Bir sıçrama yaratmıyor

 

Bunların hepsinin toplamı bir sıçrama yaratmıyorsa, o halde sıçrama yaratacak nedir sorusu, gündemin baş köşesinde, dokunulmamış olarak duruyor demektir.

İşte dinamizm yaratacak olan odur.

MHP’yi ülkeni seviyorsan erken seçime götürsene, diye sıkıştırmak, bir dinamizm yaratmaz. Eğer erken seçim gerçekten istiyorsan, CHP olarak bunu programlamalı ve büyük bir atak halinde günlerce sürecek bir kampanya ve program ile gündeme taşımalısın, sarsmalısın. Bu çok ciddi bir hazırlık gerektirir.

Bence ülkenin sorunları dört dörtlük çok ciddi bir hazırlık gerektirir.

Bu hazırlıklar yine günlerce sürecek kampanyalarla milletin önüne konmalıdır.

Millet ittifakı iyi güzel de... Bir kaç sözüm yarına...

10 Ekim 2020 Cumartesi

Şiddet Dili, siyaseti ve toplumu geriyor.. Ve Hepatit C üzerine, tedavi var

 Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 8 Ekim Perşembe, 2020

 

  

Sondan başlasak:  MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, ABD’de yaşayan Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu'nun Halk TV'de Devlet Bahçeli'ye saldırdı diyerek “Uzaktan yiğitlik taslamak kolay tabii… Biz bu konuda gerekeni yapar, saldırgan ve üslup mahrumu dili kökünden koparırız" diyor. Çilingiroğlu tv’lerde şovmen üsluplu biri. Dinledim, Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesinin kapatılması, TTB’nin de kapatılması konusundaki açıklamalarını eleştiriyor, tamam, ama konuşmasının arasında Bahçeli’ye “lan” diye hitap ediyor. Bu şovmeni çıkartmayın ekranlara.

Fakat Semih beyin dil kopartması, yakışıyor mu demeyeceğim, MHP’deki bu üslup yerleşik.

 

Siyasi şiddet dili

 

Devlet Bahçeli’nin siyasi dili şiddet dolu. Örneğin son bir aydaki tüm demeçlerini okuyun, içlerinde olumlu, sevecen bir dil açıklama bulamazsınız. En olumlu demecinde bile bir şiddet unsuru, sözcüğü, dili gömülmüş. Bahçeli’nin açıklama yapma misyonu adeta böyle.

Anayasa Mahkemesi iktidarın Bahçeli’nin hoşuna gitmeyen “demokrasi, insan hakları, hukuki” bir karar mı vermiş, Bahçeli hemen konuşuyor, “bu kararlar sancılı ve sakat, diyor, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını istiyor. Bu mahkeme Başkanlık Sistemine uygun değilmiş. Parlamenter sistemden kalmaymış. Yerine başkanlık sistemiyle (yani tek adam başkanla tamamen uyumlu) “Divani Ali” kurulmalıymış.

Öneri, bugünkü otoriter, tek adam sistemini yetersiz bulmakta ve astığı astık kestiği kestik bir padişahlık sistemi kokmakta. Bahçeli Türk Tabipler Birliği için de ikidir kapatılma istemekte. TTB’nin siyasete yönelik tepki çeken açıklamalarını eleştirmek başka (nitekim pek çok illerde tabip odaları TTB yönetimine mesafe koydu), fakat bundan rahatsız olup kapatılmasını istemek başka.

Bahçeli işine gelmeyen, sinirlendiği tüm kurumların kapısına kilit vurmak için hazır durumda.

 

Her şeye ayar verme

 

 En son Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyelerine çaktı ve doktorların farklı açıklama yapmalarını eleştirdi, bir sözcü tayin edilsin gerekirse o konuşsun dedi. Neyse ki Koca, sözcü atama önerisine karşı çıktı.

Bahçeli her şeye ayar verme peşinde koşuyor. Kapatıyor, açıyor, eleştiriyor ve demokratik bir ortamda farklı ve hoşuna gitmeyen karar, düşünce ve sözlerin dile getirilmesi karşısında sürekli memnuniyetsizliğini dile getiriyor.

Demokratik bir ortama topluma uyum sağlayamayan, sağlamamakta direnen, sürekli yasaklar, kapatmalar peşinde koşan Bahçeli’nin toplumdaki adeta şiddet dili kullanması, bu dili kullanmaktaki gerekçesi olarak görülen “toplumsal huzuru” bizzat bozmakta, dağıtmakta ve siyasette şiddet dilinin yerleşmesine katkıda bulunmaktadır.

 

Aşı değil antikor kokteyli

 

NOT 1: Pazartesi günkü ‘Gelmekte olan aşılar üzerine yoğun endişeler var” başlıklı yazımda, Trump’a deneme aşamasında aşı yapıldığını yazmıştım. Okurlardan uyarı geldi, aşı değil antikor kokteyli içeren bir ilaç verildi, diye. Haklılar. Regeneron tarafından üretilen ve henüz onay almayan ilaç için iddia şu: “Antikorlar kendi bağışıklık sistemimizin davranışlarını taklit ediyor; koronavirüse bizzat yapışarak onların vücudun sağlıklı hücrelerine girmesine engel oluyor, insan vücudundaki virüs miktarını azaltıyor ve hastanın iyileşme süresini kısaltıyor.” Şirketin bu bilimsel makalesi henüz başka bilimciler tarafından test edilmedi.

 

Hepatit C’ye karşı ilaç var

 

NOT 2: Salı günkü Tıp Nobeli Hepatit C virüsünü bulanlara verildi ama aşısı yok, konulu yazımda, Hepatit C’nin belirtilerinin ancak tedavi edilebildiğini yazmıştım.

Prof. Dr. Ülkü Sarıtaş “Hepatit C virüsü genetik yapısını sık değiştirdiği yani mutasyona uğradığı için bugüne kadar aşı elde edilemedi. Ancak tedavi konusunda devrim sayılabilecek gelişmeler oldu, günümüzde 2 veya 3 antiviral ilacın 3 ay kullanılması ile  %90 üzerinde tam iyileşme sağlanabiliyor. Muhtemeldir ki enfekte kan ve kan ürünlerinin kullanılmaması ve hasta bireylerin etkin tedavisi ile önümüzdeki yıllarda hepatit C sorun olmaktan çıkacaktır.” Açıklamasını gönderdi.

Dr. Tolga Baykal ise daha kapsamlı açıklama gönderdi. "Hepatit C tedavisi yok, ifadenize itiraz ediyorum diyerek, liderlik ettiği grupla beraber HCV’ye karşı geliştirdikleri virüse karşı etkili ilaçların milyonlarca hastayı sağlığına kavuşturduğunu belirtiyor. Makale ve patenti paylaşıyor: 1. https://patentscope.wipo.int/search/en/detail.jsf?docId=US223545630&recNum=209&docAn=15738762&queryString=FP:(Abbvie)&maxRec=6367; 2. https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/nejmoa1401561

Okurların ilgisine ve açıklamalarına çok teşekkür.

Hepatit C virüsünü bulanlara Nobel, ama aşısı hala yok! Peki korona?


Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 6 Ekim Salı, 2020


 

Yine geldik aşı konusuna dayandık. Nobel ödülleri komitesi (50 profesör) bu yılki Tıp/Fizyoloji ödülünü Hepatit C gibi çok önemli bir küresel salgın hastalığın ve virüsünün keşfine verdi. Ama aşısı hala bulunamadı, geliştirilemedi. Virüsü kşfedenler: Harvey J. Alter (Amerikalı), Michael Houghton (İngiliz, Kanada’da çalışıyor) ve Charles M. Rice (Amerikalı).  Bugüne kadar 111 Nobel tıp ödülü verildi, u ödüller 222 kişi arasında paylaştırıldı.

Hepatit C virüsünün keşfi 1980’lerde yapıldı ve hala aşısı bulunabilmiş değil. 30- 40 yıldır Hepatit C aşısı yok. Aşı geliştirmenin çok zor olduğunu belirtmek için vurguluyorum.

Bulunsaydı, muhtemelen Nobel verilecekti!

1960'larda Baruch BlumbergHepatit B virüsünü keşfetmiş ve keşif, teşhis testlerinin ve etkili bir aşının geliştirilmesine yol açmıştı. Blumberg, bu keşif için 1976'da Nobel Fizyoloji /Tıp Ödülü almıştı. Gerçi aşıyı geliştirenler değil virüsü keşfeden temel bilimsel araştırmaya verilmişti.

Hepatit kan hastalıkları içinde en önemlisi C olanı. Karaciğer kanserine ve siroza yol açıyor. Kan yoluyla bulaşıyor.

Dünyada yılda 1,4 milyon kadar insanı öldürüyor. Tedavisi yok, daha doğrusu belirtilerine karşı tedavi seçenekleri var.

Nobel Komitesi açıklamasında diyor ki: Büyük bir küresel sağlık sorunu olan ve kanla bulaşan hepatite karşı mücadelede Hepatit C virüsünü keşfedenler, viral hastalıklara karşı devam eden savaşta önemli bir başarı sağladılar...

 

40 yıldır aşısı yok

Bu bilim insanlarının C virüsünü keşifleri ise başlı başına bir başka öykü. Fakat güncel açıdan baktığımızda hala bir aşısı yok. Acaba dünyada Hepatit C ye karşı aşı geliştirmek için nerelerde kimler çalışıyor bilmiyoruz.

Mesela bugün korona virüsüne karşı yüzlerce aşı çalışması dünya çapında sürdürülürken, Hepatit C için ne kadar kaynak ayrılıyor ve neden bir aşı geliştirilemedi 40 yıldır bilmiyoruz.

Sadece Hepatit C taşıyıcısı olanlarımız var, hastalık belirtisi göstermiyor ama taşıyıcı, dolayısıyla bulaştırıcı da! Gerçi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya kalsa, taşıyıcı olup da hastalık belirtisi göstermeyenler “hasta sayılmıyor”.. Ama C taşıyıcısı olup da bunu bilmeyen onbinlerce ve bunlar hastalığı kan yoluyla yayabiliyorlar.

 

Korona ve Hepatit C aşıları

Aşıya dönelim tekrar: Hepatit C’ye karşı henüz aşı geliştirilememesi, Koronavirüse karşı da yakın zamanda geliştirilemeyeceği anlamına tabii ki gelmiyor.

Çünkü dünyanın en gelişmiş laboratuvarları işin içinde ve milyarlarca dolarlar da hizmetlerinde!..

Acaba Hepatit C aşısı için de böyle bir seferberlik yapılsaydı, şimdiye kadar aşı bulunamaz mıydı?

Fakat olayın bir başka yönü de, aşı geliştirmenin ne kadar zor olduğuyla ilgili. Ceşitli hastalıklara virüslere bakterilere karşı aşı geliştirme onlarca yıl aldı, bazıları 40 yıl.

Milyarları akıtır bilimi seferber edersiniz ama uygun aşıyı bulamayabilirsiniz. Sadece bazı belirtileri yok eden aşı ile de yetinebilirsiniz. Bilmiyoruz hiç bir şey henüz.

Gelelim şuna: Acaba Nobel Komitesi, C virüsünü bulanlara Nobel verdi. Peki aşıyı bulanlara da verir mi? Hepatit C virüsünü etkisiz hale getirmek, bu alandaki mücadelede daha önemli ve daha etkin sonuçları olur, dolayısıyla Nobel’i hak eder. İnsanları kurtaracaktır.

 

Aşıyı bulan Nobel alır

Peki Koronavirüsüne karşı gerçekten virüsü tamamen etkisizleştirecek bir aşı geliştirilse, Nobel Ödülü alır mı?

Bence alır. Dünyada her şeyi değiştiren bir virüsten bahsediyoruz! Dünkü yazıma geri dönüp bir bakın derim. Aşı çalışmaları üzerine endişeleri paylaşmıştım.

Yine de, aşı üzerine çalışan bir bilim insanımızın da görüşlerini paylaşayım şurada:

Genel olarak şöyle bakıyorum aşı konusuna. Koruyucu bir aşı, bulan bilim insanlarına muhtemelen Nobel ödülü getirir. Aşıyı buldum diyen firmanın hisse senetleri, aşıyı bulduk diyen siyasetçinin de popülaritesi tavan yapar. Bu kadar getirisi olan bu süreçte, bilim adamı da, şirket yöneticisi de, siyasetçi de kolayca hata yapabilir. Bence aşıyı bulmak dekatlon yarışı gibi bir şey. Çeşitli aşamaları var. Önemli olan yarışı tamamlayabilmek. Şu anda denemeleri çok ilerlemiş olan aşılar dahil, yarışı kimin da kimlerin kazanacağını tahmin etmek çok zor....”

İnsanlığa hizmet edenlere selam olsun buradan.

6 Ekim 2020 Salı

Gelmekte olan aşılar üzerine bilimin yoğun endişeleri var

Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 5 Ekim Pazartesi, 2020


 

Bakan bey Cumhurbaşkanına bilgi verdi, Türkiye’de yapılan aşı araştırmaları içinde üçünün hayvan deneylerini bitirdiğini ve insan deneylerine başlama aşamasına geldiğini duyurdu. Bunu daha önce Varank beyden duymuştuk. Bakan bey öyle dedi ki sanki 1.faz deneyleri başladı gibi. İzinler verildi mi, protokoller tamam mı, bilmiyoruz.

Ülkemiz şeffaflıktan tamamen uzak olduğu için bakanlığın hatta sözlü talimatıyla tamam başlayın denmiş ile olabilir. Neyse sorumluluğu üstlenen aşı geliştirmeye çalışan ilim insanlarımızı töhmet altında bırakamayız, öyle bir niyetimiz de olamaz, onlar bilim insanı olarak, sorumluluklarına uygun çalışıyorlardır.

Fakat sanki aşı konusu tamammış gibi davranılıyor. Bilimin sorumlu kişileri de, aşı konusunda uyarıyor.

Temel soru şu, üzerinde çalışılan ve 3.faz denemelerinin sonlarına gelmekte olan aşılar beklendiği, korona ile savaşta oyunun kurallarını değiştirebilecekler mi? Yani korona etkisiz hale gelebilecek mi?

 

Belli olan hiç bir şey yok

 

Sadece bilim insanlarının büyük umut doğuran çalışmaları var.

Öyle ki birden hesapta olmayan bir şirketin aşı çalışması, 3.faz sona ermeden ve onay almadan, ilk bilgiler ışığında Trump’a uygulanmaya başlandı.

Ben bilimin koronavirüsünü yeneceğine inanıyorum. Bugün veya yarın, er veya geç..

Fakat bu kanaatim aşılarla ilgili endişeleri paylaşmama engel değil.

En önemlisi, siyasetin elinin aşı çalışmalarının içinde olması.

Hemen, hızla, fazla detaya girmeden, eski aşı protokollerini tam anlamıyla dikkate almadan, acil durum çağrıyı muamelesi yapılarak, bir an önce aşıları ortaya çıkartın ve başlayın aşılamaya...

Siyasilerin eli bunu dayatıyor... Özellikle ABD’de.. Ve tabii Rusya’da ve belki de Çin’de de.

Sanki bizimkilerin de acelesi var gibi hissiyat doğuruyorlar.

 

5 maddede endişeler

 

Şimdi dünyanın güvenilir bilim insanlarından endişeleri sıralayayım:

 

1)       Aşılar, tüm güvenlikle ilgili aşamaları geçecekler mi, engelleri temizleyecekler mi..

2)       Aşıların aşılanan tüm insanlar üzerinde korona virüsünü durdurucu etki yapması beklenmiyor. “Aşı üreticileri, aşılanan insanların en az %50’sinde COVID-19 semptomlarının görülmemesini hedefliyor. Ancak aşıdan bekledikleri etkinlik %60.

3)       Aşı hastalığın ciddi boyutlara ulaşmasını veya ölümleri engelleyebilecek mi? “Çalışma protokollarının ortaya çıkarttığı sonuç şöyle: Denemeler, aşıların semptomatik COVID-19 vakalarını azaltıp azaltmadığını test edecek şekilde tasarlanmış; şiddetli seyreden vakaları azaltıp azaltmadığını test edecek şekilde değil.

4)       Yani aşılar öncelikle ciddi vakalarından önce, semptomları azaltıp azaltmayacağı açısından öncelikle tasarlanıyor. Buradaki başarı ağır vakaların sayısını ve ölümleri de azaltacaktır.

5)       Siyasi müdahalelerle acele getirilmiş aşıların halkın sağlığı için önemli bir risk oluşturacağı düşünülüyor. Bu bakımdan bilim insanları siyasiler aşıların içinden ellerinizi çekin çağrısı yapıyor. Özellikle Trump başkanlık yarışında hemen aşı çıksın diye bastıran birisi.

6)       Bir başka endişe, güvenlikle ilgili verilerin uzun vadede sonuçlarının toplanması beklenmeden, ilk ve ön sonuçlara bakarak yeterli bu kadar denmesi ve aşı kampanyalarının veya benzeri ilaçların kullanılmaya başlatılması. Mesela Trump’a yapılan deneysel antibody kokteyli, tam da bu kapsamda. Eğer etkisini gösterirse, piyasa hemen ilk sürülecek ilaç olacaktır, kimsenin şüphesi olmasın! Üstelik dünyanın en pahalı ilacı olacak ve belki de sadece VİP’ler yararlanacaktır. 



 

Bilim 3 açıdan izliyor.

 

Nature dergisinde yayımlanan bir makale, bilim insanlarının aşı çalışmalarını 3  açıdan yakın takibe aldıklarını belirtiyor: Güvenlik ve Şeffaflık, Siyasetin Rolü ve Aşı Hedefleri ve Etkinlikleri...

Siyaset aşılara bulaştıkça ve hızlı aşıyı dayattıkça, halkın aşılara güveni azalıyor. Mesela ABD’de yüzde 72’den yüzde 51’e hızla düştü. Nedeni de siyasetin dayatmasıyla henüz kesin sonuçlar alınmadan hızlı aşıya onay verileceğini düşünüyorlar.

Aynı durum Avrupa’da da var; hükümetlerin aşı şirketleriyle kapalı kapılar ardından yaptığı görüşmeler halkta güven duygusunu azaltıyor.

Demem o ki, Türkiye örnek olacak bir şeffaflıkla aşı çalışmalarını yürütsün. Protokollerin tüm gereklerini yerine getirsin. Siyasiler de bilgi alsın ama araştırmacılara hiçbir şey dayatmasın. Çünkü hiç anlamadıkları bir alan burası.

Daha uzun süre, en az bir yıl, maske, mesafe ve hijyene muhtacız..

5 Ekim 2020 Pazartesi

Bakanın tablosu tam bir çöplüktür

Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet, 4 Ekim Pazar, 2020

 

 

Allah ile Aldatmak, artık aramızda olmayan Yaşar Nuri Öztürk’ün kitabının adıydı. Din, siyasetin ve ticaretin her zaman aracıdır. Hem para kazanma, hem kitleleri aldatma ve iktidara konmanın aracı. Bunu biliyoruz.

Aldatma işin içine girince hemen her konuda bir yönteme dönüşüyor.

Verilerle aldatma...

Gerçeği saklama...

Olanı toz pembe görme ve gösterme.

Durumu kötü gösteren verileri veya kalemleri ne sihirdir ne keramet diyerek hesaptan çıkarma..

Hatta olmayanı olmuş veya oluyor gibi gösterme..

Unları özellikle ekonomi yaşıyoruz...

İktidar “işime nasıl geliyorsa size öyle göstereceğim” politikasını korona vakalarında da kanıtladı.

İlk devrede, “korona ile en iyi mücadele eden iktidar ve ülke biziz”, cümlesi hemen her konuşmada bir siyasi kazanç oldu. Yandaşlar ve oydaşlar inandı. Amaç da buydu. Derken bu savaşta da dünyanın en başarılı ülkesi olduğumuzu ilan ettik.

Öyle olmadığını, verileri sakladıklarını veya vaka saptamalarında standartlara uyulmadığını yazıp çize çize bugüne geldik.

 

Sepetteki yumurtalar kırılınca

 

Ve... Bakan bey sıkıştı, bunaldı ve sırtındaki sepette dikkatle taşıdığı korona yumurtalarını sonunda kırdı ve gerçek ortaya saçıldı. Koca yumurtaları kırmayacaktı!

Her vaka hasta değildir, dedi. Testi pozitif olup da belirti göstermeyenler meğer hasta değilmiş ve sayılmıyormuş. “belirti göstermeyen vakalar ise sadece taşıyıcı” imiş. Hasta başka vaka başka imiş... Hasta başka ağır hasta başka. Uyduruk bir snıflandırma ile yolun sonuna gelindi.

Çanak çömlek patladı.

Böylece virüslü ve neredeyse entübe düzeyine gelmemiş hastalar sayı dışında tutulur oldu.

 

Sayı dışı .. sayı dışı

 

Şimdi düşünün: Zaten PCR testleri yüzde 50-60 doğruyu söylüyor. Yani koronalı olup da testten ve dolayısıyla vaka olmaktan kaçan tonla insan var... Sayı dışı...

Testten pozitif çıkıp ta hastalık belirtisi göstermeyenler de sayı dışı..

Hasta olup da hastanede değil eve gönderilenler de resmi sayı dışı..

Geride ise Koca’nın beğendiği hastalar kalıyor ve bunlar vaka olarak açıklanıyor.

Açılımdan sonra müthiş bir vaka bulaşması ve patlaması ile karşı karşıya kalınca mızrak çuvala sığmadı. Tabloların adı değiştirildi, gerçek durumun saklanması için Sağlık Bakanlığı elinden geleni yaptı.

Fakat saha verileri – gerçek durumla örtüşmemeye ve sorular yağmur gibi yağmaya başlayınca, Sağlık Bakanı Koca artık bu durumu saklayamaz oldu, bir de buna ulusal çıkar kılıfı uydurdu.

Tabloya itiraz edenleri vatan hainliği ile suçladı mı, bilmiyorum, gözümden kaçmış olabilir, ama bu kadarını da yapmamıştır!

 

Baştan beri yalan

 

Ve şimdi kesin olarak söyleyebiliriz, korona vakaları, baştan beri yalan üzerine inşa ediliyordu. Krona vakaları, izleme indekslerinde hiç de açıklandığı gibi seyretmiyordu ve sürekli anormallikler veriyordu. İki mühendis dostum açıklanan verilerin bilimsel dağılım ve gelişmelere uygun olmadığını görüyor ve ateş püskürüyorlardı. Sonra, ya biz salak mıyız, yalan veriler üzerine kafa patlatıyoruz diyerek işi bıraktılar!

Zaten vaka sayılarının azlığı ile ölüm sayılarının yüksekliği, ülkemiz için büyük bir anormalliğe işaret ediyordu.

Vaka / ölüm oranı en yüksek ülkelerden biri olmuştuk. Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 2 kadar iken, bizde yüzde 7’nin üstüne çıkmıştı.

Bu durum açıkça, vaka sayılarının mümkün olduğu kadar azaltıldığının kanıtıydı.

 

Gerçek vaka sayısı kaç?

 

Gerçek vaka sayısını bilmek istiyor musunuz? Yüzde 2 ölüm ortalamasına denk düşen vaka sayısını hesap edin, odur..

Fakat burada bile bir sorunumuz var: Önemli ölçüde koronalı ölüm, testi korona göstermediği için korona ölümü sayılmıyor.

Buna bir de, benzer düşüncelerle ölümlere uydurulan başka kılıfları ekleyin.

Evlerinde ölen koronalı var mı hiç bilmiyoruz.

Bunları da katarsanız belki de açıklanan ölüm sayısını iki ile çarpıp, gerçek vaka sayısı hesabına öyle ulaşabiliriz.

Resmi vaka sayısının şimdi kaç katına ulaştık?