Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

17 Ekim 2018 Çarşamba

Mala vasiyete el koyma dönemi: İş Bankası


15 Ekim 2018 Pazartesi  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

Uzun zamandır iktidarın mala mülke yasalarla el koyma dönemine girdiğini belirtiyorduk ki bu yeni dönemin müthiş bir örneği pat diye önümüze geldi. Meclis’ten çıkartılacak bir yasa ile malınız mülkünüz, vakfınız elinizden alınıp “hazine” mal yapılabilir.
İş Bankası örneğinde şimdi bunu da yaşamaya başladık.
Mala mülke el koyma bugüne kadar “terörle ilişkilendirilerek” gerçekleştiriliyordu. Fakat “terörle ilişki” iddiasının, siyasi vesayet altındaki adalet sisteminde o kadar keyfi, emir-demir ilişkisiyle yoruma açık bir yapısı var ki.. Bir- iki gizli tanıkla bile insanlar çırılçıplak kalabilir, yedi sülaleniz lanetli hale getirilebilir..
Terörle ilişkilendirilerek mallar TMSF isimli, iktidarın güdümündeki kuruma – kayyumlara aktarılıyor, oradan uygun bir şekilde ve uygun kişilere devrediliyor.
Şimdi ilk kez Meclis’ten çıkartılacak bir yasa ile bir “mal”, emanet edilenden alınacak ve “hazine”ye devredilecek. Bugüne kadar böyle bir özel yasa örneği görülmüş mü?

Ata: “dil” ve “tarih”

Hazine demek iktidar demek. Arkadaşlar “mal” dediğime bakmayın tabii ki. “Mal” olarak gören iktidar!
Söz konusu olan Ata ve mirası! Manevi değerine paha yok.
Tarih ve Dil Kurumu’nun yaşaması Ata için birinci derecede önemliydi demek ki. Dili, Türkçe’yi geliştirecek, Tarih araştırmalarıyla ülkenin geleceğe yürüyüşünün yoluna aydınlatacaktılar. Kurdumlara sürekli gelir sağlıyordu Ata. Onlar şimdi bunu hak ediyorlar mı ürettikleriyle, bu bir başka tartışma konusu.
Her ne kadar şimdiki kurumların bilimsel tercih ve davranışlarıyla Ata’nın temellerini attığı kurumlarınki çok farklı olsa da..

Bay “Ceberrut” ve kemikleri

Kurdurduğu İş Bankası’ndaki hissesinin temsiliyetini de CHP’ye verdi. Bu “kişisel” hisseler her bakımdan tarihsel mirastır da. Dikkat edin “Hazine”ye bırakmıyor. Hazine, her ne kadar manevi olarak milletin kasası sayılsa da, iktidarların kullanım aracıdır. Har vurup harman savurabilir. Net bilgi!
Bay Netekim” diye anılan ceberrut kirli ruh da, biliyorsunuz Ata mirası CHP’yi yok etmeye kalkıştığı gibi, arşivini SEKA’ya kağıt hamuru olmaya göndertmiş ve büyük bir tarihi yok etmişti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinden bahsediyorum! Neyse kemiği kalmış mıdır bilmem.
RTE bugüne kadar bu konuya el atmamıştı. Konuyu aylar önce ortaya atınca, medyasındaki adamları derhal ay ne kadar iyi ve doğru olur tartışmasına giriştiler. Toplumda bir zemin yarattılar.
Şimdi ikinci aşamaya geçildi. Yasa ile Atatürk’ün malına - mirasına el koymak. MHP de, “Atatürk” sözde dillerinde, desteğini açıkladı.

25 milyarlık Big Para

İki neden üzerinde duracağım: Atatürk’ün tüm mirası şu veya bu şekilde, allem – kallem, hukuk - mukuk- guguk üçgeni içinde yok ediliyor. Ata’nın millete bağışladığı Ankara’daki çiftliğinin üzerinde neler yapıldı say say bitmez. En son Saray ve müştemilatları.
İş Bankası’ndaki hisselerine sıra geldi. Burada nakit para ve bir banka var.
 Bir mirası, mal sahipliğini, kimin temsil edeceğini, yasayla keyfi olarak değiştirirsen, arkası gelir.
Hissenin kime aktarılacağını da değiştirirsin..
Bir başka yasayla..
İş Bankası’nın çoğunluk hissesi çalışanlarına ait: “İş Bankası Munzam Sandık Vakfı” (%40.12). Atatürk 28.09; halka açıklık 31.79

Çalışanın bankası mı olur

Yani kişisel bir patronu yok.
Değeri bir süre önceye kadar 25 milyar TL kadardı. İktidarın tasarrufu gündeme gelince borsadaki değerinde büyük kayıp oldu. Aslında bu bile bir ekonomik suça girer. Bunu bir başkası yapsa, hayatı karartılır.
Orada büyük para var: Adım adım gidecekler. CHP’liler yerine iktidarın adamları yönetime girecek. Onların baskıları Banka üzerinde gündeme gelecek. Bunaltacaklar. İş Bankası kaynaklarının nerelere, hangi yandaşlara peşkeş çekilmesi gerektiğini dayatacaklar.
Arkasından, “çalışanlar banka sahibi olamaz” yasasıyla geri kalanı da “hazine”ye aktarırlar, veya TMSF’ye!
Ülkemizde tüm paraların tek bir patronu var, hele hele en büyük paraların..
Ve Ata da tümüyle, adım adım yok edilmeli...
Farkında değil misiniz?

15 Ekim 2018 Pazartesi

Kitap kitap kitap...


14 Ekim 2018 Pazar  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı

Bir hafta yazmamak valla iyi geldi, ama yazılara yeniden başlayacağını bilmesi insanın, kafasında durmadan yazmasına neden oluyor. Bu da rahatsız verici. Zaten yazdığım zamanlar düşünceye gün boyu bir değil bir kaç yazı konusu- makale üşüştüğü için ne desem bilemedim. Beyni istim üzerinde tutmanın şüphesiz iyi tarafları çok, rahatsız edici taraflarını ise hiç konuşmuyoruz. “Beyni boşaltmak” üzerinde dolaşan laflar, ne demek hiç anlamam.. Nereye boşaltacağız, kovanın içine mi?!
Neyse, kısa bir aralıktan sonra merhaba. Boş durmadık, Cumhuriyet’e iki dolu sayfa bilim ve teknoloji haberleri hazırlıyoruz.. Bir yandan da 133 haftadır düşük bir ücretle piyasada satılan Herkese Bilim Teknoloji dergisini en iyi haliyle yayınlamaya çalışıyoruz.. Bu amaçla da, dünyanın önde gelen bilim dergilerinin yayınlarını ve bilim sitelerinin duyurularını her gün izlemek ve not almak, başlı başına bir uğraş. Bilim haberleriyle uğraşıyorsanız, olan biteni kaçıramazsınız.
  Sadece HBT’yi değil, aynı zamanda Cumhuriyet bilim sayfalarını da en iyi biçimde hazırlamak, en yeni ve çarpıcı araştırma sonuçlarını sayfalara koymak zorundasınız. Çünkü bu sayfaların altında da bizim imzamız var! Cumhuriyet’in dünkü sayfalarına yeniden baktım, mükemmel yeni haberler var. 3- 4 tane manşet bir arada!
Neyse, bu girişten sonra Pazar günü size bir kaç kitap tanıtmak istiyorum.
Lütfen, Türkiye’de siyaset kazanı, taşıyor, kitabın sırası mı demeyin. Bazen, yahu siyaset köpüğüne hiç girmesem mi gibi haince düşünceler dolaşmıyor değil beyinde.. Ama ne mümkün! Yok yok, istersen mümkün. O kadar gerçek ve ilginç olgular, olaylar, düşüncelerle kaynıyor ki ortalık, her gün yazabilirsiniz!


Haluk Şahin’den Ada

Haluk dostum Bozcaadalı uzun zamandır. Bozcaada veya Tenesos, Milattan öncesinin Egesi ve Anadolusu arasında bir Anadolu adası. Troya gibi büyük savaşlara; Hektor, Ahilleus gibi asla eskimeyecek isimlerin masal tadında öykülerine şahitlik yapmış, tarihin ortasında... Haluk, orada üstelik her yıl uluslararası katılımlı Homeros okumaları, şenlikleri, Homeros ödülü düzenliyor.
Böyle bir yerde insanın tarihle imtihanı kaçınılmaz mı? Haluk için şüphesiz evet! Dolayısıyla orada yazdığı romanın örgüsünü de 3 bin yıl öncesiyle bugün arasında kurmuş. Ahilleus’un Tenes’i öldürmesi, çok başarılı bir matematikçi Deniz’in de bugün Tenes’le aynı yazgıyla karşı karşıya kalması kaçınılmaz mı? Geçmişle bugün arasında benzer kaderin paylaşıldığına ilişkin hikayeler anlatılır. Tenes, Tenesos’da hüküm sürmüş kral. Adaya da bir sandık içinde kaçırılmış /sürüklenmiş. Deniz de İstanbul’dan teknesiyle, adeta Tenes gibi Ada’ya sürüklenmiş.
Tarihin bugünkü kişisel hayatta tekrarını mı göreceğiz, veya Deniz’in bir kurtulma şansı var mı..
Su gibi akan bir öykü. Geçmiş var, bugünün Türkiye’sinin siyasi toplumsal ve ekonomik koşulları var. Üstelik mükemmel ve güzel bir arkeolog kızımız da var, bize geçmişin masallarını anlatan..Kırmızı Kedi’den çıktı. 280 sayfa.


Şükrü Küçükşahin, Adalet İçin Yürümek

Yine bir gazeteci dostumuzdan, zamanında bahsedemediğim kitabı “Adalet İçin Yürümek, Magna Carta’dan 802 Yıl Sonra”..
Kılıçdaroğlu’nun Ankara- İstanbul arası “Adalet” yürüyüşü, dünya tarihinde de çok özel yeri olan büyük olay. Milyonlarca insanı harekete geçiren yürüyüş, Ülkemizde hep eksik ve sık sık hiç olmayan Adalet arayışıydı..
Şükrü, çok iyi yaptı ve bu yürüyüşü çok yönlü belgeleştirdi. Ülkenin adalet, yargı, iktidar manzarasına da somut olaylarla ışık tutuyor: Kumpas davaları, Yapboz Yargı, Anayasa Mahkemesi’nden KHK adaletsizliklerine yol, FETÖ’ye destek, Çevre Hep Şirketlere Kurban, Yolsuzluklarda Adaletsizlikler, Kadına, Sanata adaletsizlikler, MİT Tırları, Adaletsiz Referandum süreci vb. Bir Türkiye bilançosu. Dört dörtlük bir kitap. İmge’de yayımlandı. Şüphesiz ki alınmalı, okunmalı, bu emek değerlendirilmeli.

5 Ekim 2018 Cuma

Sağcı iktidarların borçlanma hastalığı ve 19 İMF krizi


3 Ekim 2018 Perşembe  / Bilim ve Siyaset, Orhan Bursalı
1994, 1998, 2000 ve 2001 ekonomik krizleri ve ve 2018 krizi..  Özünde değişen bir şey yok. Kendi sermayesini, fabrikasını çalıştırmak için gerekli ham ve yarı mamül maddelerini, ülkenin çağdaş ihtiyaçlarını üretemeyen bir ülkenin zavallı kaderidir ekonomik krizler.
Ülkenin kaderi mi dedim? Pardon, ülkenin başına sürekli aynı tipte, ekonomik krizler üreten iktidarların gelmesi, adeta kaderidir. Yetersiz üretim, yüksek enflasyon, çok yüksek faizler, pek çok bankanın içlerinin sahipleri ve vurguncular tarafından boşaltılması, peşkeş ekonomisi, önceki krizlerin nedenleri arasındaydı.
İlginç olan, tüm krizlerin sağcı, tutucu, plan değil pilav diyen iktidarlar zamanından patlamasıdır.
İlk büyük ekonomik krizi Menderes – Bayar iktidarları yaratmıştır. “Yeter, söz milletindir” sıradanlığının ve oy avcılığının sonucudur onların krizi. DP liderleri ABD’ye para dilenmeye çıkmışlar, Washington tarafından Disneyland’a eğlenceye gönderilmişlerdi. İlk paramızın pul olduğu dönemdir.

Sonrası adım adım geldi...

1960 askeri darbesinden sonra1961 ve 1961’de kırk parasız ülke İMF’nin kapısını çaldı. Sonra, tümü sağcı iktidarların belirlediği, yönettiği, yapılandırdığı ekonomide, 17 kriz daha patlamış ve ekonomi toplam 19 kez İMF boyunduruğuna girmiştir.
İMF parayı pompalıyor, ekonomi düzelir gibi oluyor, sonra yeniden patlıyor kriz.
Hesap etmiştim, 1961-2002’ye kadar, Türkiye ortalama 2,1                             yılda bir ekonomik krize soktular ülkeyi.
1950’den bu yana hesaplarsanız 2,7 yılda bir.
Sağcıların en çık sevdiği ekonomi, yol ekonomisidir. Vurup buldozerlerle çıkacaksın öte yandan. Özetlersek aslında inşaat ekonomisi dememiz gerekir.

Hayır hayır ve hayır

Ki bu iktidarın ana özelliği de inşaatçı olmasıdır. Çünkü para bu alanda çabuk döner, doldur boşalt kasaları- cepleri, rantı cebe at durmadan.
Yok geçmişten farkı.
Hakkını yemeyelim: İMF’siz en uzun dönemi yaşadık AKP iktidarında: 15 yıl.
Sermaye mi yarattılar ekonomik faaliyetten? Hayır.
İhtiyacımız olan, fabrikaların dönmesi için gerekli malları mı üretebildik? Hayır.
Dışa bağımlılığımızı mı azalttık? Hayır..
Enerjimizi kendimiz mi ürettik? Hayır..

İnşaaaaaat Ya Resulullah

Yabancı sermaye yığıldı ülkeye, dünyaya pompalanan trilyonlarca dolar gürül gürül aktı AKP’ye.. 400’e yakın AVM bu dönemin eseridir. Tüketim tapınakları... Bankalar pompaladılar tüketici kredilerini.. Şirketler, kendi öz sermayesini geliştiremeden, 350 milyar dolar borç ile yapay- sanal büyüme yolunu seçti, şimdi gümbürdüyorlar.
İnşaaaaaat Ya Resulullah adıyla anılıyor hâlâ iktidar.
Para dolu kuyunun dibi gözüktü, ye ye bitirdik.
Çarklar bol dolarla dönüyordu, para bitince, üretemeyince yeteri kadar, enflasyon ve iflaslar patladı..
Doğan Kuban Hoca diyor ki, Türklerin batıya borçlanması II. Beyazıt döneminden itibaren başlar.. Eh bunların zihinsel torunları iktidarda olunca..

Yüzde 30 enflasyon

Yüzde 23 eflasyon.. korkunç rakam.. bir ayda..
Yıl sonunda yıllık enflasyon yüzde 30 doğru..
İktidar mensupları aptal yerine koyuyorlar bizi: Bizim krizimiz değilmiş.
Sizin yarattığınız durumdur beyler bayanlar.
Dolara dayalı bir ekonominiz varsa, batarsınız tabii ki.. Dolarınız azalır kriz yaratırsınız, dolar değerlenir kriz yaratırsınız. Dolara bağlı mallar pahalanır kriz yaratırsınız.
Yerli ve milli en büyük iktidar göz boyamacılığı..
O zaman niye dışarıya döviz aramaya çıkıyorsunuz.
Güvence üstüne güvence veriyorsunuz, denetiminizi yabancılara devrediyorsunuz..
Yapmanız gereken, yerli ve milli olarak, dışarıya çıkıp TL’leri toplamak olmalıydı!
AKP’nin yönetememe krizidir bu.
Öyle ki, bir twit ile doların 1-2 lira pahalandığı bir ekonominin yaratıcısının geldiği noktadayız..