Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

16 Mayıs 2018 Çarşamba

“Şiddetli maddi yoksulluk” içinde 7,5 milyon çocuğumuz var

15 Mayıs 2018 Salı /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

Tamamen devletin resmi kurumundan, TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri bunu söylüyor: Uluslararası kurumların tüm ülkelerce kabul edilen göstergelerine göre, yoksullukve şiddetli maddi yoksullukkategorilerinde yaşayan milyonlarca insanımız var. Belki de bunlar arasında en önemlisi, 7,5 milyon çocuğumuzun ülkemizde “şiddetli yoksulluk” içinde yaşıyor olmasıdır.
Üstelik sayıları durmadan artarak!
Bu iktidarın ülkeye en büyük hediyelerinden biri!
Bu kategorideki çocuklarımızın hayatının önünde büyük engeller olduğunu hemen çıkarsayabiliriz: 
Ailesi yoksul, çevresi yoksul, beslenmesi yoksul, bunun sonucu beyinsel faaliyet kapasitesi diğerlerine göre daha az; dar çevrede yaşadığı ve çocukluğunu çok yönlü ilişkiler- algılamalar- fiziksel temaslar içinde geçiremediği için beyninde nöronal ilişkiler ağı daha zayıf (konnektum eksikliği)...

Tüm eşitsizliklerin anası

İçinde bulunduğu durum, özellikle eğitimde fırsat eşitsizliğinide anlatıyor zaten.
Sadece eğitimde mi eşitsizlik?
Toplumsal tüm eşitsizlikler, en çok, şiddetli yoksulluk içindeki çocuk sahibi ailelerde başlıyor.
Bu aileler, hayat standartlarının yükselmesi en zor aileler. Problemlerin de herhalde en çok çıktığı aile yapısı...
İş sorunu çok, çocukların okuması zor.. 
Bu aile yapısı içindeki çocuklar, genellikle ileride yine benzer aile yapılarının de üretildiği kaynaklar oluyor.
Şüphesiz bu aile yapılarından gerçekten içinde bulunduğu cendereyi parçalayıp yükselen çocuklar yok mu var, ama sayılarının -oranlarının dikkate alınamayacak derecede az olduğunu varsayabiliriz.
Daha pek çok eşitsizlik ve sorun sayabiliriz bu bağlamda.

26 milyondan bahsediyoruz

Biraz daha ayrıntıya girelim, çünkü AKP iktidarı ülkemizde üç beş kuruş iane ile yoksulları kendi çemberi içinde tutma politikası izlerken, yoksulluğu büyük ölçüde yok edecek önlemler almamıştır. Fotoğraf net ortada..
Bu konuda ciddi araştırmayı, TÜİK verilerine dayanarak Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (BETAM) bilgi notu olarak yayımladı. Herkese Bilim Teknolojiyazarı, iktisatçı Bayram Ali Eşiyok, dergide henüz yayınlanmamış yazısıyla, bu konuyu daha geniş çalıştı. 
Buna göre, Türkiye’de şiddetli maddi yoksunluk yaşayanların (çocuk ayrımı olmaksızın) 
*2014 yılında oranı %29,4 iken,
*2015 yılında %30,3’e, 
*2016 yılında ise 2,6 puanlık artışla %32,9’a yükseldi: 26 milyondan fazla. Her 3 kişiden biri şiddetli maddi yoksunluk yaşıyor…
Yan bu iktidar durmadan yoksulluk üretip duruyor!

Şiddetli maddi yoksunluk tarifi:

Aşağıda belirtilen 9 kalemden en az 4 tanesini ekonomik nedenlerle karşılayamayan bireylerin şiddetli maddi yoksunluk yaşadığı kabul ediliyor:
1. Beklenmedik harcamalar, 
2. Evden uzakta bir haftalık tatil (tüm aile fertleri için),
3. Ödeme zorluğu (konut kredisi, kira, elektrik, su, doğalgaz vb. faturalar, taksit/ borçlar), 
4. İki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek (vejetaryenler için eşdeğer yemek), 
5. Evin ısınma ihtiyacı, 
6. Çamaşır makinesi, 
7. Renkli televizyon, 
8. Telefon (sabit veya mobil) ve 
9. Otomobil.

Çocuk iş gücü sömürüsü

Eşiyok diyor ki: TÜİK’in “Çocuk İşgücü Anketi” bulgularına göre  6-17 yaş grubunda yer alan çocukların 8 milyon 396 bini çalışıyor. Çocukların 893 bini ekonomik işlerde (yüzde 5,9’u), 7 milyon 503’ü ise ev işlerindeçalıştırılıyor (%49,2).Çocuk işçilerin en fazla kayıt dışı sektörlerde çalıştırıldığı göz önüne alındığında, aslında kayıt dışı sektörde büyük ve ağır bir çocuk emek sömürüsü ortada.
Onlar, gelecekte hangi toplumsal sınıfı üretecekler?
Şüphesiz ki imam hatiplere yönlendirilecek, din sömürgeni vakıfların ellerinde biçimlendirilecek, ağır sömürü altında ezilecek...
Tam da iktidarın istediği seçmen kitlesine zemin hazırlayacak.
Zaten adamları ne demişti: Eğitimli nüfus iktidarımıza yaramaz, bize karşı oy verir!
***
Şimdi soralım:
Hızla artan milyonlarca yoksul aile, boğaziçine köprü mü ister, yoksa koşullarının iyileştirilmesini mi?
Muharrem İnce, ne dersiniz?!

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Yüzde 50 + 1 mümkün mü?

14 Mayıs 2018 Pazartesi  /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  
  
Ek olarak: Ülkede yarattıkları bıkkınlık ve eskimişlik duygusu var. Bugün tam bir iktidar yıpranmasından bahsedebiliriz.

Bir televizyon programında, iktidara araştırma yapan bir anket şirketi sahibi “Erdoğan yüzde 55 oy ile cumhurbaşkanı seçilir, yaptığımız araştırmalar onu gösteriyor, hata payı oy aralığı yüzde 53- 58” dedi. Aklıma Referandum’dan önce öne atılan yine “tanınmış” bir anket şirketi sahibi geldi: Yüzde 58 evet çıkacakdiye öne atılmış ve tüm anket şirketlerinin sonuçlarından kopmuştu. Ama ne kopuş, ekranlarda bile görünmüyor hâlâ!
Belli ki, iktidar Referandum’dan önce bu iş bittialgısını yaratmak için kurban olarak bu şirketi seçmişti. Maddi bir zarara uğradığını sanmıyorum, iktidar belediyelerinden iş almayı sürdürüyordur. 
Hayır Başkanlık seçiminde de yüzde 55 iddiası mutlaka böyle bir durumdur demek istemiyorum... Henüz...
Siyasette kısa sürelerin bile önemli olaylarla yön değiştirebileceğini biliyoruz.
Ama olağanüstü durumlar bundan böyle iktidar lehine değil, daha çok aleyhine yön değiştirici bir durum yaratabilir. Yani, meselâ bir 7 Haziran’dan - 1 Kasım 2015’in seçim sonuçlarını üretmek, tamamen kendine özgü mühendislik çalışması ve koşullarının ürünüdür ve bir daha yaratılamaz.

Yüzde 49,5’un basit matematiği

Peki, RTE yüzde 55 oy alacak iddiasının temelleri nedir? 
Bırakalım bu iddiayı, RTE veya bir başka aday ilk turda yüzde 50+1 alabilir mi?
Elimizde yakın geçmişle ilgili verilerden en yakını Referandum’un yüzde 50-50 diyebileceğimiz sonuçlarıdır. AKP + MHP ittifakı “sonuçları yüzde yüz garantiledi” iddiaları fos çıkmıştı. YSK katakullileri işin içine girmeseydi?
Referandum’da AKP oyları ne kadar olabilir? Çeşitli tahminler var, yüzde 43 gibi.
7 Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 41’in altını görmüştü!
Araya PKK girdi, terör iktidar çevresinde bir kenetleme yarattı.
1 Kasım seçimlerinde ise yüzde 49,5 aldı. Saadet ve HDP’den 4,5 puan kadar AKP’ye aktı. Bir o kadar da MHP’den..
Yüzde 49,5’un basit matematiği budur. PKK terörü her zaman seçimleri AKP lehine etkilemiştir, RTE’nin ekmeğine yağ sürmüş ve anormal koşullar yaratılmasına hizmet etmiştir; bu anormal koşullardan normal seçmen davranışı beklenemez..
RTE’nin AKP ve ülke içinde tek adamlığına en büyük katkıyı PKK sundu, denebilir.

Yüzde 48’in altı

Aradan 2 yıla yakın geçti; koşullar AKP iktidarına mı çalıştı?
Son üç yılı dikkate alan bir toplumsal- siyasal analiz, AKP’yi 1 Haziran 2015 seçimleri öncesine oturtur. Burada tek fark, muhafazakar Kürtlerin PKK’dan iyice yaka silkerek, dolayısıyla HDP’den uzaklaştığı söylenebilir. Eğer bugün HDP için baraj sorunu var mı sorusu akla takılıyorsa, nedeni de bu.
Şüphesiz bir de FETÖ olayı ve ABD’nin Türkiye’ye karşı baskısı da, PKK’nın yanı sıra RTE iktidarına su taşımıştır. Bu iki olay da RTE’yi 2015 Haziran seçimlerine kıyasla belki bir iki puan yukarı taşımış olabilir.
Ama yaşanan derin ekonomik krizin ve AKP’nin çaresizliğininde bu puanları götürdüğü varsayılabilir.
AKP+MHP ittifakının başkanlık seçimlerinde puanı, tüm bu nedenlerle yüzde 48’in altını işaret ediyor.

Serseri oy yok etrafta

RTE’nin – AKP’nin başkanlık için etraftan alabileceği dağınık oy hemen hemen sıfırdır.
Çünkü bütün oyların yeri vardır: Adayların sadece kendi oylarını alacaktır. AKP, CHP, İyi Parti, Saadet ve Vatan Partisi.
Sadece MHP’nin oyu AKP’ye gidecektir; MHP’nin oyları da bölünmüş durumdadır, Referandum’da olduğu gibi, RTE’yi Başkanlığa taşımaya yetmeyecektir.
Bahçeli’nin son af çıkışı, MHP’ye oy toplama çabası olduğu varsayılabilir. Ama unutmayın ki, bir de hapishanedekilerin ailelerinin getireceği oyların yanında, götüreceği dışarıdaki mağdurların aileleri de vardır.
Özetlersek, önümüzdeki seçimlerin mekanizması bugün böyle gözüküyor.
Yüzde 50+1’i hiç bir partinin bulması mümkün gözükmüyor.
***
AKP- RTE aleyhine çok önemli bir başka unsur daha var: 
Ülkede yarattıkları bıkkınlıkve eskimişlikduygusu: Artık yeter!
Bugün tam bir iktidar yıpranmasından bahsedebiliriz.

13 Mayıs 2018 Pazar

İnce: Pozitif mesaj, iyimserlik, umut önemli ilgi doğuruyor

13 Mayıs 2018 Pazar /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

İnce: Pozitif mesaj, iyimserlik, umut önemli ilgi doğuruyor

Muharrem İnce’yi izliyor musunuz, iyi ve doğru bir seçim olduğunu durmadan kanıtlayarak, hayatın içinden yürüyor. Bu yürüyüş, CHP liderliğinin cumhurbaşkanı adaylığı, partiler arası ittifak ve İyi Parti’ye Meclis’te grup kurma gibi çok önemli ve ilk kez gündemi tamamen belirleyen yönetme becerisi ve süreci ile başladı. İnce, üstlendi görevi ve milleti kucaklayarak yürüyor.
50 günde 50 öykü anlatmak zor, ama anlatabilmeli ve gelecek güvencesi verebilmeli... en çok ihtiyacımız olan.. ülkenin öyle sorunları var ki, 50 değil 150 gün anlatsan bitmez.. 
Strateji olarak geçmişi değil geleceği gündeme taşımasınıdoğru buluyorum. Gelecekte buluşmalı... Geçmiş kötü deneyimlerle ve herkesin sırtındaki kötü anıların bagajlarıyla dolu. 
Zaman ileriye doğru akıyor, değişerek ilerliyor her şey, o halde sırt çantalarına iyimserlik ve gelecek umudu yüklemek şart.

Kendine muhalefet

İktidar, gelecekle ilgili her şeyini tüketmiş gibi. Neyi vadedecek? Tüm vaat edebileceği şeylerin içini boşaltan kendisi.   
Demokrasinin içini boşalttı, hukukun- adaletin içini boşalttı, insan hak ve özgürlüklerinin, ifade özgürlüğünün içini boşalttı ve hepsini ceza konusu yaptı.
Ve ekonominin de içini boşalttı.
Şimdi tüm bunları şikayet ediyor ve “iyisini” vadediyor! 
Dünyanın en kırılgan ülkesi haline getirdikleri ülkede dolar da patlayınca ve yoksullaşınca millet, diyorlar ki bu bataklıktan da ancak biz çıkartırız ülkeyi... Sanki muhalefet iktidardaydı! İktidarın kendisine karşı muhalefet etmekten başka çaresi yok.  
Ancak geçmişin çöplüklerini eşeleyerek oradan çıkartabileceğini sandığı eski püskü ve kirli silahlarla geleceğe ilerleyebileceğini düşünüyor!

Gençlik ve gelecek vurgusu

Bu vurgu önemli. Şimdiye kadar bu konular seçim meydanlarına taşınmamıştı. Ülkenin başına inşaat mühendisleri, makine mühendisleri, maliyeciler geldi. Ama hiç biriyle ülkeye bilim gelmedi! Bir fizik öğretmeni şimdi herkese ders verir gibi! Çünkü o öğrenci yetiştirdi.
İktidarın genç nesle tek sunduğu proje “imam hatip eğitimi”. Gençliğin ve dünyanın nehrini tersine akıtmaya çalışıyor, bir imkansızı deniyor. Ülkemizin bilim birikimini de ufalamaya çalışıyor. 
İnce’nin anlattığı kişisel öyküsüne benzer, 7,5 milyon çocuk “şiddetli yoksulluk” içindeyaşıyor. 
Çoğu farkında bile değil, şans nedir, eşitlik nedir, fırsat nedir, iyi eğitim nedir... Geleceğin ne olduğunu bile bilen yok.
İçinde bulundukları koşulları olağan, kader, hayat işte böyle.. olarak kabullenmişler. Daha doğrusu bu iktidar çocuklarımıza öyle dayatıyor.
İnce doğrudan onlara dokunabilmeli, yaşanmakta olan bu ağır Türkiye dramını su yüzüne çıkartmalı!

Krizimizin temeli

Bu iktidarın yapmadığı Türkiye’yi bilimsel ve teknolojik altyapı olarak geleceğe taşımak.. 
Bizim krizimiz şu tabloda yatıyor: Türkiye ileri teknoloji alım satımında 60 milyar dolara yakın açık verdi son 4 yılda.
Toplam imalat sanayinde düşük teknolojili üretimin payı yüzde 39.
Düşük – orta teknolojinin payı yüzde 34.
Sanayi 4.0 için, bu payların hızla düşmesi ve ileri teknolojiye dayalı üretim oranlarının artması gerekli. Bu olmadığı sürece Türkiye boyun eğer. Bu bağlamda ülkenin on binlerce bilgisayar dahil fen mühendislerine ihtiyacı şüphesiz ki var, ama onlara ülkede bu ekonomik dönüşümü gerçekleştirecek geniş iş sahaları gerekli. Yoksa tası tarağı toplayıp gidiyor hepsi.. 

Eski iktidarın yolu tükendi

İnce, halk üzerinde etkinliğini arttırarak ağırlaştırarak sürdürebilir. 
Gençlerse, gençlere yönelik sosyal medya örgütlenmeleri bilgilendirmek amaçlı, birinci derecede önemli, ama biz henüz babadan kalma mitinglere ağırlık veriyoruz.
Sosyal medyada “miting” yapabiliyor musun?
Yol zor. Pozitif mesaj, iyimserlik, umut önemli ilgi doğuracaktır; RTE’nin partisine kattığı artı puan indiği sürece, seçimi kaybedecektir.
Başkanlık seçiminin ikinci tura kalması başarılabilirse, 8 Temmuz’daki seçim için şüphesiz “millet ittifakı” ve iktidar gelme stratejisi yeni içerik kazanacak.
Olabilir mi, olabilir.. 
Olmazsa da “eski iktidar’ın gidebileceği fazla bir yolu hiç mi hiç görmüyorum.

11 Mayıs 2018 Cuma

Neden T A M A M ... Ve ABD İran

10 Mayıs 2018 Perşembe /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

Üniversiteler, öğrencileri ve hocalarıyla topyekün ayağa kalkıyor, hayır bölünmek istemiyoruz diyor, gazetelere sayfalar dolu ilan veriyor, Meclis’e, partilere başvuruyor yapmayındiye..
Ama iktidar sahipleri nuh diyor peygamber demiyor.
Bildiğim bildik, çaldığım düdük. Etkileşim sıfır; doğrudan konudan etkilenen insanların sesine küçük bir kulak vermek de olmaz mı, yahu gelin bakalım, biz böyle düşündük ama siz farklı şeyler söylüyorsunuz, gelin tartışalım belki sizi ikna ederiz, demek sıfır.
Patron karar alıyor ve tüm teşkilatı bunu yasalaştırıyor, tartışma yok. Bir iktidar var ki kapı duvar. Ses geçirmez duvarların ötesinde, bir anlamda ilişkisini kesmiş milletin büyük bir kesimiyle.
Ötekileştirmiş, bölmüş itmiş öbür tarafa, sen benden değilsin, umurumda da değilsin, sen zaten düşmansın, parçalayıp sileceğim..
Böyle bir iktidarla ilişki kurmak mümkün olamaz.
Cumhuriyetin belleğini silecek ya, Yeni Türkiye diye bir defter açacak ya, geçmişte ne varsa çöpe.. 
Ama seçime giderken ağızlarında boş laflar; daha çok demokrasiymiş, daha çok adaletmiş falan da filan. Tam bir salak kandırmaca!
Eğitimde kulakları sağır.. Millet şaşkın, gelecek binlerce kez ıskalanıyor, herkesi imam hatipleştirecekler, bir zorbalık ki sormayın gitsin, ülke tarihinde görülmemiş; sevgi yok gözü karalık var. Çocuklar dışarıya kaçıyor.
Açık seçik ki bu iktidar milletin sadece bir kesiminin iktidarı, giderek azınlığa düşmekte olan. 
Hiç bir zaman tüm milletin iktidarı olamadılar. Hiç bir zaman da öyle bir niyetleri olmadı.. Lime lime bir ülke. Nefret diz boyu.. İnce’ye bakın siyasetin asgari nezaketi sıfırlanmış: Kukla.. İnce, artık görüşmeye bir kukla mı gönderir.. Başkanlığı türlü çeşitli seçim oyunlarıyla alsalar bile gidecekleri yol kısa. Seçildim sonuna kadar kalırımlafını bu ülkenin kaldırabileceğini sanıyorlar. 

Yüzde 72 hayır: Şeker fabrikaları

Ayrı durum Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesiyle de söz konusu. Şeker fabrikalarında taraf olan tüm kesimler ayağa kalktı. Mitingler, gösteriler, protestolar.. İktidarda tık yok. Millete bile sormuyorlar. 
Bir yabancı şirket, Türkiye’de seçim sonuçlarıyla ilgili bir araştırma yaptırmış. Sorular arasında şeker fabrikaları da var: Yüzde 72 hayır özelleştirilmesindemiş, iyi mi! (Tabi bilinmez, ama iktidar cephesinin ilk turda oy oranı yüzde 45 olarak gözüküyor bu ankette!)
Ama 95 yıllık Cumhuriyeti silecekler ya, şiddetle paraya ihtiyaçları var ya, kendilerinden önce biriktirilen bu milletin malı olarak, hepsini satacaklar.. iğneden ipliğe! 
Ülkenin düşürüldüğü hale bakın, 4.40’a dayanan dolarla birlikte, büyük yoksullaşma.. Hey millet umutsuzluğa kapılmayın, Saray’da acil toplantı yapılmış! 
Neden T A M A M ‘a güncek iki -üç tema yeter de artar bile

TRUMP VE SAVAŞ EKONOMİSİ

Trump bekleneni yaptı ve İran ile yapılan anlaşmayı iptal etti. Bu demektir ki, Orta Doğu’yu fırsatını bulduğunda kan gölüne döndürmeye devam. Fırat’ın doğusu, PKK bölgesi artık ABD’nin batmaz uçak gemisiolacak. Buradan İran’a karşı her türlü kepazeliği, İsrail’in, Suudilerin ve diğer işbirlikçi Arapların desteğiyle yapacak.. Suriye’ye parçalanmış tutacak, bu ülkeden durmadan savaş üretecek.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Evet, kazanabilirsiniz!

7 Mayıs 2018 Pazartesi /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

“Millet İttifakı” partilerine, Saadet’e, İyi Parti’ye ve CHP’ye sesleniyorum: Evet, Kazanabilirsiniz!
Aklınızda ne var öncelikle, milletvekilliği mi? Tamam, bu ittifakla, milletvekilliklerini garantilediniz, Meclis’e girdiniz, orada siyasi olarak var oldunuz, gönüldaşlarınızı da mutlu ettiniz, oyları- iradeleri Meclis’te ses bulacak.
Barajı yüzde 10’da tutarak, sadece kendisine ittifak yolu açılacağını sanan AKP/MHP, karşılarında bir de “millet ittifakı”nı bulunca derin hayal kırıklığı yaşıyor. 
Neymiş? Bu rakip ittifakın tek amacı RTE’yi iktidardan düşürmekmiş! İktidar olmak değilmiş! Zaten ne programları varmış ne de iktidara gelince yapacakları bir iş... Hepsini zaten AKP yapmış, yapıyormuş, onlara yapacak ne kalmış..
Muhalefetin düşüncesi şuymuş: “Varsa yoksa RTE iktidardan düşsün de, gerisi ne olursa olsun!” AKP liderleri bunu söylüyor, zaten yandaşları ekranlarda ve köşelerinde uzun zamandır bunu yazıyor. Ekliyorlar: Ne istiyorsunuz RTE’den!

Aslında bir itiraf var!

AKP’nin = RTE ödemek olduğunu söylüyorduk. Erdoğan’sız bir AKP sizler de asla düşünemiyorsunuz. Belki de haklısınız.
Cumhurbaşkanının gücü de buradan geliyor. O varsa siz de varsınız.
Bu nedenle Erdoğan ile iktidar özdeşleşmiştir. AKP mi iktidar, Erdoğan mı? Binali bey “bedelli askerliği düşünebiliriz” diyor. Hemen yalanlama geliyor, hayır! Henüz Ordu Suriye’de iken ve şehitler varken, bedelli askerliği gündeme sokmak büyük tepki çekecek.. Zamansız ötmemek lazım, hele şu seçimler bir geçsin! Fakat Binali bey de haklı, yüzbinlerce genç de parasını vererek askerlik yapmama ayrıcalığını satın almak istiyor.. Bunların da epey oyu varsa! 
RTE ne demiştir: Yahu ne diyor şu Binali de!
Tek patron olunca, AKP’nın varlığı, tek patrona hizmet oluyor dolayısıyla..
Eh, muhalefetin de Erdoğan’ı hedef almasından, ona yüklenmesinden daha doğal ve normal ne olur ki!
İşiniz gücünüz Erdoğan..” İktidar demek Cumhurbaşkanı demek, Binali beyi, diğer bakanları, parti ve hükümet sözcülerini hedef alacak hali yok muhalefetin.
Erdoğan=AKP olduğuna göre, “Erdoğan’ı devirmeye çalışmak, iktidarın el değiştirmesi” demek oluyor.. 

Muhalefet, başarabilirsiniz! 

 Başta sormuştum: Ey Millet İttifakı, tamam protokolü açıkladınız, Meclis’e gireceksiniz.. Hepsi bu mu?!
İktidar olmak mı niyetiniz yoksa Meclis’e milletvekili sokmak mı?  Biliyorsunuz, iktidar olmak, Cumhurbaşkanlığını almaktan geçiyor! Meclis’te güçlü olmak, Cumhurbaşkanlığını da iyi denetlemek anlamına geliyor. Tabii Yasama Meclisi’siniz aynı zamanda!
Bu ittifak Cumhurbaşkanlığını da alabilir ve iktidar olabilir..
Yoksa, “bunu beceremeyiz, Erdoğan yeniden seçilir, biz şimdilik Meclis’le yetinelim” görüşünde misiniz?
Muharrem İnce’ye sormuyorum şüphesiz!

AKP+ MHP= Yüzde 45

İkinci tura kalırsa seçimler, ki önemli bir olasılık bu, iktidar olabilirsiniz! Bir özel yabancı şirketin yaptırdığı ciddi bir araştırmanın sonuçları, AKP-MHP’yi yüzde 45 olarak görüyor! Böyle gerçekleşirse ilk tur, ikinci tur iktidar kapılarını açabilir.
İkinci turda, şüphesiz ki ittifak yeniden kurulacak.
En çok oyu alan Başkanlığa ve ittifakın unsurları da Başkan yardımcılıklarına...
Hükümete, programa, yapılacaklara hepsine hazır olmalı muhalefet.
İktidar olma heyecanı duyarsanız, bunu seçmenlerinize iletebilirseniz, umut ederseniz, gerçekleştirebilirsiniz..
Şüphesiz HDP’li seçmenlerin de oyun alanında olmasıyla..
Türkiye’nin demokratikleşmesinden en çok yararlanacak olan şüphesiz ki HDP olacak..

Cumhuriyet 94 yaşında

Cumhuriyet yen bir yıl daha kattı varlığına! Ben de Kıbrıs’tan Cumhuriyet’e, tarihine, Kurucularına, anlı şanlı okurlarına selam gönderiyorum: Şerefe, daha nice yıllara! 
***
Not:Uçakta hoş bir hikaye dinledim. Yıl 1990’lar Özal zamanı. Bir girişimci grup, bira ithal etmek istemiş ve araya çok sayıda kişiyi sokarak günler sonra Tekel Genel Müdürü’nden randevu alabilmişler. Koltukta oturan Mehmet Akbay.. Girişimciler dertlerini anlatmışlar, ithal edebilirler, Tekel’in izniyle. 
Akbay’ın yanıtı: “Bana bakın bu ülkenin dövizlerini size çarçur ettirmem, bira üretiyoruz, ihtiyacı karşılıyoruz, gidin başka hayırlı işler yapın.”
Hey gidi günler, hey gidi devlet adamları!

7 Seçim kaybetti, iktidar istemiyor propagandası

6 Mayıs 2018 Pazar /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

CHP kurultaylarında sürekli izlediğim Muharrem İnce, büyük bir mücadeleci yapıya sahip bir siyaset insanı. Cumhurbaşkanı adayı olarak kariyerinin tepe noktasına ulaştı. 
CHP’ye alanlarda meydan okuyacak, rakiplerinin dillerini çok iyi konuşacak, polemikse dibine kadar yapacak yüksek enerjili bir aday gerekiyordu. Kılıçdaroğlu uzun süre önce aday olmayacağını açıklamıştı. Onun yerine süreci yönetmeyi üstlendi ve gelinen nokta gerçekten başarıdır. Böylece AKP’ye karşı meydan okuyacak yeni bir ses olarak İnce, CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun “en önemli savaşçısı” olarak meydanlara çıktı. 
AKP, asla anlayamayacağı bir kültürle karşılaştı. “Lider dediğin her şeyi yapar” anlayışı, kolektif başka irade ile karşılaşınca, çuvallıyor. On paralık yorumlar ileri sürülüyor: “Kılıçdaroğlu, Parti’deki konumunu kaptırmamak ve harcamak için İnce’yi aday yaptı. Nasılsa kazanamayacak.. CHP’nin hiç bir zaman iktidar olma meselesi olmadı.. İşleri güçleri Erdoğan’ı başkan yaptırmamak için uğraşmak..”
Üstelik bu yorumları akademik unvanlı, ama esas işi iktidar propagandası yapmak olanlar da servis ediyor ve hepsi tek ağızdan konuşuyor. Belli ki, CHP’yi aşağılama programı ellerine verilmiş. 

“Koltuğu yitirmemek” için

Kılıçdaroğlu’nun “koltuğu yitirmemek” diye bir sorunu var mı? En iyisini kendisini bilir şüphesiz. Ama düşüncem: Gerektiğinde bırakır.. Ayrıca Parti iradesi şüphesiz ki tamamen delegeye ipotek edilmemiştir. Delege, zamanı geldiğinde güçlü bir lider değiştirme iradesini geçmişte gösterdi.. Ayrıca delege son iki kongrede, Muharrem İnce’yi Başkanlığa getirebileceğinin güçlü işaretlerini verdi ve Kılıçdaroğlu da bunu net gördü.
Bir partinin “iktidar olmamak için” var olduğu görüşünün, hiç bir siyasette karşılığı yok. Bu sadece ucuzun da ucuzu bir polemik, ancak konuyu anlayamayacak, sallama başlar için uydurulmuştur ki onlar da günlük hayatta başkalarına bir malmış gibi bunu satabilsinler.

7 seçim meselesi

Tıpkı, Kılıçdaroğlu’nun 7 seçim kaybettiğini, dillerine yapıştırmaları gibi.
 Bir siyaset analizcisi, seçimleri ve sonucunu değerlendirirken, ülkenin, iktidardaki partinin dinamiklerine bakar. Bir ana muhalefet partisi uzun süre seçimi kazanamayabilir. Bu kendisinden çok, kendi dışındaki oolgulardan kaynaklanır. AKP’yi iktidardan düşürecek dinamiklerin olgunlaşması diye de bir mesele var! 
CHP daha önce de seçimleri kazanıp tek başına iktidar olamamıştı! Bunun yakın tarihsel nedenlerinin uzun analizi gerekir.

Satın alınan bir birleşme

AKP bir “bütünleşik parti”dir. Türkiye’nin siyasi partiler yapısı bu iktidardan önce merkez ve sağ partiler olarak çok parçalıydı. Hepsi, Türkiye ile birlikte o zamanki merkez sağı da çökertti, ve siyasi boşluktan AKP adım adım birleşik güç olarak yükseldi.
Ayrıca 2007 seçimlerinin bir de satın alınmış karanlık mı karanlık  kutusu vardır: DP- ANAP, yani Mehmet Ağar- Erkan Mumcu, birleşerek seçimlere girecekken, bu birleşme son anda dışarıdan “satın alınmış” ve her iki parti de bitmiştir. Mumcu, 2011’de olayın perde arkasını ve Ağar’ın son anda birleşmekten vazgeçtiğini anlatmıştı. İktidarın eli işin içindeydi!
Merkez sağ tek partiye dönüşünce, seçim sonuçları fotoğrafı değişti. CHP’nin “koalisyon yapma” olasılığı bile doğmadı. Oysa CHP bugün yüzde 20-30 arası bir geniş bantta hareket ediyor.
Bu nedenle “7 seçimi kaybetmek”, propaganda malzemesidir 
Bugün AKP dışında Saadetve İyi Partiyeni yeni filizlenmeye çalışmakta. İktidarın en çok korktuğu bu filizlenmedir. Yoksa CHP değil!
Ayrıca AKP yeni seçim yasası ile başkalarına hazırladığı tuzağa düştü ve seçimleri kaybetme riski ile karşı karşıya bulunuyor.
Yarın bu konu: Evet kazanabilirsiniz!

Tülay Erkin, güle güle!

Mücadele ruhu çok yüksek bir Cumhuriyet çınarı kadınına bugün elveda diyoruz. Ne yazık ki burada değilim ve üzüntülüyüm. Geçen yıl kendisini evinde ziyaret ederek uzun sohbet etmiştik. Tülay Erkin’in Cumhuriyet’e desteğini, saldırılara karşı mücadelesini, Balyoz ve Ergenekon sahtekarlığına karşı duruşunu hiç unutmayız. Bize ışıklı bir ruh bırakarakgöçtü.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

“Başka lider mi var” yalanı ve İttifak

3 Mayıs 2018 Perşembe /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

AKP seçim sistemini kendi yararına ayarladı, ne AKP Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50+1’e ulaşabiliyor, ne de MHP tek başına yüzde 10 barajını aşıp Meclis’e girebiliyordu.. Seçim sistemini değiştirerek güçlerini birleştirdiler, amaçları RTE’nin Başkan seçilmesini ve MHP’nin Meclis’e girmesini sağlamak. 
Birincisi garanti değil, ama ikincisi gerçekleşecek.
Önce, siz de ittifak yapın ve küçük partiler de Meclis’e girsin, dediler..
Dörtlü ittifak gerçekleşince de bu kez “dört uyuşmaz bir araya geldi.. sosyolojileri tamamen birbirinden ayrı dört partinin bir araya gelmesi normal değil..” demeye başladılar.
Belli ki böyle bir ittifakın gerçekleşebileceğine fazla olasılık tanımıyorlardı. Gerçekleşince de, bu kez paniklediler..
Nedeni, bu ittifakın Meclis’te milletvekili çoğunluğunu ele geçirme olasılığının mümkün hale gelmesi.

Meclis önem kazanıyor

Eğer 401 milletvekiline ulaşırlarsa, ve ittifak fikir birliğinde olursa, Başkan hakkında soruşturma bile açabilecek kararlar alabilir.
En önemlisi, Başkan’ın (kim seçilirse seçilsin) istediği yasayı istediği gibi çıkarma olasılığını yitirmesi ve Meclis’in, Başkanın Noteri gibi davranmayacak olması.
Böylece Meclis, 301 muhalif çoğunluğa ulaşırsa eğer, ciddi bir denetleme ve denge kurma yetkisini ele geçirmiş olacak.
Bu durumda bazı AKP’liler çığlık çığlığa: Çoğunluğu ele geçirip süreci tıkamak ve Başkan’ın elini kolunu bağlamak, Meclis’ten yasa çıkartamaz hale getirmek istiyorlar!
Niye tıkansın? Meclis bu durumda Başkan’ı dizginleyebilecek, dengeleyebilecek ve uzlaşıya zorlayacak. Millet iradesi çift yetkili (Başkan ve Meclis) olarak ortaya çıkıyorsa, Başkan’ın “tüm yetkileri ele geçirememesi” durumunda ağlayıp sızlanmanız, diktatörlük heveslerinize set çekilebileceğini içindir.

AKP’nin yeni propagandası

Dörtlü ittifakın, Başkanlık seçimi ikinci tura kalırsa, var güçleriyle en çok oyu alan muhalefet adayına (İYİ Parti veya CHP) ne kadar destek verecekleri, parti merkezleri desteklese bile seçmenlerinin ne kadarının destekleyeceği bilinmez. 
AKP’liler “mesela Saadet Partililer asla bir CHP adayına oy vermezler, gider RTE’a verirler” diyerek şimdiden Saadetçilerin kafasını yıkamaya başladı.
Dörtlü ittifakı sağlam temellere bağlayacak yolları geliştirmek gerekir.
Bu amaçla yarın açıklanacak “ilkeler bütünlüğü” önem kazanıyor.
Türkiye için yeniden ve ciddi bir yapılanma ve bu yapılanmada önemli rol alma hedefleri varsa, AKP karşısında ilkeleri gerçekleştirme yolunda mümkün olduğunca bir arada durmaları gerekir.

“RTE’den başka lider yok” yalanı

Şu ilkeler bakın: Adalet, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, barış vb...
Hepsi, ülkeyi ayağa kaldıracak ve bu milletin hak ettiği saygınlığa yeniden kavuşmasını sağlayacak ilkeler..
Başkanlık seçimi için de hepsi var güçleriyle bir arada kalırlarsa, ortak bir ülke yönetimini gerçekleştirme şansını de ellerinde tutarlar.
Dört parti ve seçmenlerinin önündeki soru şudur: İktidarı istiyor musunuz? Ortak bir yönetimle ülkeyi esenliğe çıkartmak istiyor musunuz?
O halde ittifak seçmenlerinin yok ona vermem buna veririmgibi, iktidar istemeyen ve AKP vb’nin sürmesine yarayacak düşüncelerden de sıyrılması gerekecek.
Unutmayın, kazanırlarsa partiler, doğrudan başkan ve yardımcılıklarını ilkeler çerçevesinde sahiplenecekler ve gerçek bir koalisyonla ülkeyi cendereden çıkartacaklar.
Tüm diktatörlerin topluma pompalamaya çalıştığı “ülkeyi yönetecek ve rüştünü kanıtlamış tek lider var, başka kimse yok” propagandasının esiri kimse olmamalı, hatta meydanlarda çürütülmeli..

Yeni bir HDP güç katar

Dörtlü ittifaka HDP de katılmalıydı. Burada korkular ön plana çıktı.. İktidarın HDP’yi yine terörle ilişkilendirip bu eksende seçimlerde büyük bir kutuplaşma yaratarak, kaybedeceği seçmenleri yanına çekme politikasını apartta bekletiyor olması, bunu mümkün kılmadı gözüküyor.
Politikanın böyle etik olmayan –ahlaksız– ciddi bir yüzü var.
Fakat HDP’nin yüzde 10 barajını aşarak Meclis’e mutlaka girmesi için seçmenin desteğini esirgemeyeceği de açık. 
HDP şüphesiz ki politikalarını yenilemesi durumunda, Türkiye’nin demokratikleşmesinde ciddi bir güç olacaktır.
Bunu yapar mı, nasıl yapar, ciddi bir süreç...

Şu lafa bakın: “Türkiye’yi kim batırıyorsa, kurtuluş da onda”


1 Mayıs 2018 Salı /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet  

“Milletin belini bükmek gerekiyorsa onu da biz yaparız...”

Önce Emeğin Bayramı1 Mayıs kutlu olsun. Taksim’de kutlayacağımız zamanın bir an önce gelmesi dileklerimle... Emeğin Bayramı herkesin bayramı.. Ücretli çalışan herkesin. Kutlamak, “şirketim var ama ben de ücret alıyorum, çok fazla emek harcıyorum” diyen tüm patronlara da açık şüphesiz ki !
Gelelim yazıya..
***
Tartışıyoruz, Türkiye’nin hem dış politikada yalnızlaştığını ve düşman sayısını arttırdığını söylüyoruz, hem de ekonominin batmakta olduğuna ilişkin somut verileri sıralıyoruz.
Karşımızda iktidarı savunan gazeteci vb var.. Diyoruz ki:
Dolar, Avro uçuyor..
Ekonomi, 7 yıldır kişi başı gelir 10 bin dolarda çakılıp kalmış durumda..
Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü zaten 20 yıl önce de ilk 20 ülke arasına giriyordu..
Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomilerinin tepesine oturdu.
Gelir eşitsizliği en büyük ülke konumunda OECD ülkeleri arasında..
İşsizlik aldı başını gidiyor, gençler arasında yüzde 27..
Enflasyona karşı gerçek gelirler sürekli geriliyor..
Ülkenin borcu 450 milyar dolar..
Say babam say.. Sadece bu köşeyi değil, beş köşeyi doldurabiliriz.

Kemerleri bağlayın lütfen!

Gelen yanıtı merak eder misiniz, sıkı tutunun: 
Tüm bu kötü tabloyu da düzeltecek olan Cumhurbaşkanı ve AKP hükümetidir, bu nedenle  yeniden seçilmelidir..
Dünkü yazımı anımsadım: AKP lideri RTE, Beştepe’deki RTE’ye karşı...
Reis, adalet de, özgürlük de, insan hakları da vadediyor ya!
Adalet, özgürlük, demokrasi mi.. 17 yıldır elinizi tutan mı vardı..
17 yıldır sanki iktidarda değillermiş, adaletsizliklere, özgürsüzlüğe, temel hakların budanmasına sanki “başka iktidar” yol açmış gibi..
Yoksa gerçekten de iktidarda başka birileri oturuyor olabilir mi.. Eğer öyleyse vitrindekileri kötü şeyler için kullanıyor demektir..
Şimdi yandaşları Reis adına “bozulan ekonomiyi de o düzeltecek, zaten başka seçenek de yok, kim yapacak, muhalefet mi?” diyor ekranlarda..
Bu ülkeyi sahipsiz mi sanıyordunuz ey muhalefet! Ne olacak bu ülkenin hali diye sızlanacağınıza, şükür sahipsiz değilmişizdiye ellerine sarılın!

65 + 30 milyar$ daha

Bu ülke 95 yıl önce kuruldu ve sözel olarak müptelası olduğunuz “İslam Dünyası”ndan ayrışmasıyla, bugünkü konumuna ulaştı, parlamenter rejime geçerek sizlerin iktidara gelmesinin yolunu açtı.
Sizden önceki Cumhuriyet yönetimlerinin ülke adına, millet adına biriktirdiklerini, yarattıklarını satarak, yiyerek, tüketerek, iktidarınıza finansal payanda yaparak ayakta duruyorsunuz!
65 milyar dolara yakın, sattıklarınızın toplamı.
Ve milletin mal varlıklarından 30 milyar dolarlık bir satış listesi dahayaptığınız söyleniyor.

“Komünizm gerekiyorsa..”

Seçimler sonrası için “bir ekonomik ve mali enkaz” kalacak diyor bilenler. Seçim öncesi cicim aylarını, seçim sonrası zam ve kemer sıkma felaketleri izleyecek.
Yani muhataplar ellerindeki reçeteyi söylüyor. Milletin belini bükecekler.
Özetle diyorlar ki, milletin belini bükmek gerekirse onu da biz yaparız, başkası değil.. Tıpkı öncüllerinin “komünizm gerekiyorsa onu da biz yaparız..” kafası gibi.
Zaten, CHP’ye “bir programları mı var, doğru dürüst bir muhalefet bile yapamıyorlar..” gibi ucube saldırılarının arkasında da, iktidarı asla terk etmeme düşüncesi var.
Çünkü onlar için iktidar, yağla bal...

Aldım- verdim..

İktidarın nasıl RTE’ye endeksli olduğunu, RTE’yi desteklemenin “özgül ağırlık” sahipliği, karşı çıkmanın “hazin final”e denk geldiğini Abdülkadir Selvi’nin dünkü yazısından okuyoruz:
"Abdullah Gül hazin bir final yaparken, Bülent Arınç vefalı bir adam olduğunu gösterdi. Böylece özgül ağırlığını korudu...Abdullah Bey’in silueti AK Parti’yi terk ederken, Bülent Arınç güçlü bir dönüş yapıyor."
Arınç’a “özgül ağırlığını” veren de geri alan da kimmiş öğreniyoruz..
***
Komik bir ülke, komik insanlar, komik siyaset ve yorumcular ve komik tiyatrolar!