Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

8 Mayıs 2016 Pazar

4 önemli konu, Davutoğlu depremi ve Kilislileri öldürenlerin adresi


1) Davutoğlu’nun işi bitirildi

“Pelikan Dosyası” Davutoğlu’nun Saray’a karşı suçlarının sayılıp dökülmesiydi ve işinin bitirilmesinin gerekçeleriydi. Artık makamlarından ayrılması gerektiğinin top ateşleriydi Davutoğlu bilmez mi bu dosyanın kimlerin onanıyla açıklandığını..
Şu “ilahi raslantıya” bakın kı “Pelikan Dosyası”nın açıklanmasıyla işinin bitirilmesi eşzamanlı oldu. Davutoğlu dün Saray’ın tetikçilerine “kişiliksiz, karaktersiz, korkak, anonim, yüzsüz, sanal şarlatan, müfteri, maskeli tetikçi” diye saydırırken, bu sözlerin nereye uzanacağını da biliyordu. Bu istifa konuşmasıydı!
Davutoğlu, iki yıla yakın, Parti Başkanlığına ve Başbakanlığa atandığı andan itibaren “kendi siyasi” kariyerini inşa ediyordu. En azından 15 konuda Saray’dan ayrı düşmüştü. En son “inşa” çabası, Vize konusundaki “başarısı” oldu. Saray’dan da hemen yanıtı geldi: “Zaten 4 ay sonra vize kalkacaktı, bu neyin başarısı..”
Tabii başkanlık anayasasını “demlemeye bırakma” sözleri de affedilecek gibi değildi! Saray’ın bir nolu hedefini “demlemeye bırakmak” ha?! Davutoğlu’nun “tam başkanlığa destek verirsem, kendimi inkar etmiş olurum” söze doğruydu.. RTE yemedi bunu! Böylece bir Başbakanlığa atandıktan sonra ilk fırsatta dikkat çektiğim “bunlar çatışacak” içerikli yazılarım da sonlandı!
Şimdi çift başlılığı sona erdirecek birisi gelecek. Bu açıdan adı önemli değil. Damat ve B. Yıldırım dışında bir isim de güçlü olasılık.

2) Kilis’te ölenler, Rus uçağının bedeli!

Kilis’te insanlarımız IŞİD’in sürekli bombalaması sonucu ölüyor, onlarca ölü! Bizimkiler karşılık veriyor: Şu kadar IŞİD militanı öldürüldü, Katyuşalar imha edildi, falan filan.. Bizleri kaç IŞİD’li öldürdüğünüz değil, bizim kaç vatandaşımızın öldüğü ilgilendiriyor.
İktidar operasyon yapamıyor. Çünkü Rus uçağını düşürdük, uçaklarımıza birden “yasak bölge” oldu orası. RTE-Davutoğlu’nun Rus uçağını vurma kararının bedelini Kilisliler ölerek ödüyorlar. Bunu biliyorlar mı? Vali beyi açıklamalarını çöpe atın. Adamlar öldürüyor, bizimkiler de karşılık veriyor. Ellerinde uçaklarla bir günde bitirecekler, ama uçakları bağlı!
Üstelik kafalar, beyinler de bağlı!
Şuna bakın: Şehre 5 milyon TL ödenek gösqnderilmiş! Ayrıca Valilik de tüm kente psikolojik terapi yapmaya karar vermiş: 50 psikolog görevlendirilmiş!
Gerçeküstücülüğün tümüyle yaşandığı bu ülkeye hoş geldiniz! Psikologların yanı sıra hacı hocaları da görevlendirsinler. Diyanet neredesin! Hepsinin görevi Kilisleri huzur içinde ölüme hazırlamak olacak: “Kavuşacağın yer Allah ve Peygamberdir. Cennet seni bekliyor, tüm huriyeriyle birlikte.”
Şunu diyebiliriz: “verin Ruslara bir uçağı, veya özür dileyin, tazminatı ödeyin, kurtarın Kilis’lileri”.. Değmez mi? Ama yapmazlar, bunun yerine Kilislilerin ölmesini seyrederler.. Ölümlerin sorumlusu Ankara’dır. Onlarca Kilisli.. Milyarlarca tazminat davası açsınlar Ankara için.. Yok mu bu işi üstlenecek avukat! Ne biçim ülke burası!

3) CHP ve Anayasa’ya aykırılık

CHP Komisyonda evet dedi, üstelik Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyerek. O zaman bu iktidarı Anayasa’ya aykırılıkla eleştirme hakkını kaybetti! Net. AKP’nin dümen suyunda, ona yarayacak, kendi politikası olmadığı için saldırıların altında ezilen bir parti. Mesela 2-3 HDP’linin doknulmazlığının kaldırılmasının arkasında durarak, Anayasal davranabilirdi!
Sanıyorum CHP’liler Meclis’teki oylamada ne yapacaklarını biliyorlar. Bu anayasa değişikliğinin Meclis’ten çıkmama olasılığı güçlü. Öyle umalım.

4) AKP’nin trolleri ve Akşener!

TV’lerde ve gazetelerinde, MHP içinde ortaya çıkan güçlü bir iradenin ezmek ve olağanüstü kurultaya gidilerek Bahçeli’nin değiştirilmesini önlemek için Akşener’in arkasında paralelciler var zırvalığını savunuyorlar ya, buna gerçekten inanan kimse var mı, bilmiyorum. Yoksa, boş konuşuyorlar ve komik oluyorlar.
Şunu sordum: RTE’nin Başkanlığının ardında da Abdullah Öcalan var! Öcalan neden RTE’nin destekliyor. Acaba Öcalan, Saray’ın paralelcisi mi? Bu mantığa göre evet! Dahası: Artık Cemaatçilerin Akşener’in ardında olmasının ne bir anlamı var ne de açık işareti. Ama Öcalan’ın Başkanlığa desteği kayıtlı kuyutlu, gerçek!
Ayrıca, partilerin tepesindeki yıllanmış oligarşik yapılara karşı olan ben de, Akşener’in çıkışını selamlıyorum. Paralelci miyim?!
Saray propagandistleri gerçeklikten kopmuş durumdalar. Ne demiştik: Gerçeküstücülük her tarafı sarmış durumda!
---
CUMARTESİ İKİ BİLGE KONFERENSI
Bahçeşehir Beşiktaş Yerleşkesi’nde iki bilge insan, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç’in, yarın, yani 7 Mayıs Cumartesi günü saat 17.00’de konferansları var, unutmayın.
Bu kez tartışma-konferans konusu Laiklik! Laiklik sadece devletin din(ler) karşısında tarafsız olması, devletin ve anayasanın dini hükümlere göre düzenlenmemesi mi? demokrasi olmadan, insan hak ve özgürlükelir olmadan laiklik olabilir, hayata geçebilir mi.
Gençleri de teşvik edin, herkesi bekliyoruz!

NOT 2: Yarın Cuma, Herkese Bilim Teknoloji günü, unutmayın
5 Mayıs Perşembe / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Önemli Notlar.. Ve MHP’nin AKP sevdası: 2002 yılı, AKP'de Yıkıntı CHP ve yönetimler

AKP: “Pelikan Sızıntısı” başlığıyla Saray çevresindeki destekçilerin Davutoğlu safdışı bırakmaya yönelik yayılan notlara bakıyorum. Hemen hepsi, Davutoğlu Başbakan ve Parti Başkanlığı koltuğunu oturduktan itibaren, RTE ile farklılıklarını gözlemleyip buraya taşıdığımız ve siyasal analizini yaptığımız konular. Okurlarım için yeni bir tarafı var mıydı bilmiyorum, ama analizlerin doğruluğunun kanıtları olarak fena sayılmazlar..
Dünkü yazıma unuttuğum şu notu da eklemeliyim: Davutoğlu’nun planlanmış bir ABD gezisi vardı. Bu gezinin RTE’nin onayını aldığını sanmayın. Davutoğlu’nun, siyasal liderlik inşasının bir parçasıydı. Nitekim gündemden düştü! Bu arada yetkilerinin 3 oya karşı 47 oyla elinden alındığını öğrenince, parti yönetiminde RTE’nin büyük hakimiyetinin görürsünüz. RTE, Davutoğlu’nun Partiyi kontrol altına alma ve karşısına bir alternatif siyasi lider çıkma olasılığını da sıfırladı. Üstelik neredeyse sırtını sıvazlayarak, duyumlara göre  “yetki devrini sen öner, önemli bir konu değil” diyerek..
Saray için en önemli çevre, kendi aile çevresidir. Tabii Binali beyi de aile çevresi içinde sayar mısınız, bilemem. Parti içinde sular kaynıyor. Bekleyin.

RTE’yi iktidarda tutma politikası

MHP: Dün öğlen yemeğinde dostlarla görüşürken, MHP içinde Oktay Vural hangi yandan, sorusu üzerine tartıştık. Devlet Bahçeli için “ama RTE/AKP’ye karşı söylemlerde sert” dediler. Ben “söylemlere değil uygulamalara bakalım, eylemleri durmadan kime yarıyor bu önemli” dedim; sonra birden farkettim ki, bugün Bahçeli’nin RTE-AKP’ye yarayan eylemli politikalarını, 2003 öncesine kadar götürebiliriz.
Bahçeli 2002’de hükümeti bozmuş ve seçimlerin yolunu açmıştı. Türkiye krizden çıkış için ağır önlemler almıştı. İMF’den 25 milyar dolar gelmiş, zamlar falan derken, Bahçeli hükümeti dağıttı. İki yıl geçse, koalisyon ortaklarının durumu farklı olacaktı.
2002 Kasım seçimlerinde yüzde 34 ile iktidarı AKP’ye teslim ettiler. Bahçeli’nin “büyük öngörüsü” gerçekleşmiş miydi, yani bunu mu istiyordu? MHP’yi de Meclis dışında bırakan “büyük politikası”nın iflasının hesabını MHP içinde soran olmadı. Bahçeli yoksa tamamen yanlış bir hesabın yenilgisini mi tatmıştı.
Bilemem!  Kesin olan, dünyada 2002 koalisyonu gibi bir siyasi dengeyi, koalisyon ortaklarından hiç kimsenin bozmayacağı ve seçimlere gitmeyeceğiydi. Bahçeli bunu yaptı ve iktidarı yükselen güç olan RTE/Gül- AKP’ye teslim etti.
2002 de durum neyse, şimdiki politikalarının sonucu aynı: RTE’yi iktadarda tutmaya devam.

AKP: Duymamış olabilirsiniz. Kalkınma Bakanlığı, kıdem tazminatlarının yarı yarıya düşürülmesini önerdi. Hem işçilere ödenen tazminat hem işverenin ödediği primin yarı yarıya düşürülmesi, açıklanacak pakette kalır mı, çıkar mı... Bahsi müştereki açalım!
Hepsi, işverenin cebinde mümkün olduğu kadar çok para biriksin hesabı içinde. Başka türlüsü nasıl olabilirdi?

İktidar yolu açılır mı?
CHP: Bu partimizin bayrağını rüzgarla doldurabilmesi ancak yönetimde ciddi bir değişikliğin gerçekleşmesiyle mümkün olabilir diyenler artıyor. Ben, CHP’deki yüzde 25 sınırında kalmasını, Yeni CHP gibi ideolojik nedenlere bağlayanlarla fikir birliği içinde değilim, olmadım da. Bunlar parti içi iktidar mücadeleleri.
CHP iktidar karşıtı demokrasi, sosyal demokrat ve Atatürkçü kampın toplanma yeri, hele şu kamplaştırılan ülkede. Fakat durgunluğun aşılması için yeni bir yönetim rüzgarını şart görüyor gibiyim. Bu rüzgar, bugünkü koşullarda CHP’yi iktidar yapar mı bilemiyorum ama yükseltir. CHP’yi iktidar yapacak olan, iktidar cephesindeki, politikalarındaki çökmeler ve ayrışmalar olacak. Tabii MHP’de, AKP’nin önlemeye çalıştığı liderlik değişimi rüzgarı da CHP’ye iktidar yolunu açabilir.

LAİKLİK- AKP, YÜZDE 36, İYİ BİR BLOK: Dünya çapında kamuoyu araştırmaları yapan PEW’in son araştırmasına ne dersiniz: Türkiye’de yasaların Kuran’a göre düzenlenmesini isteyenlerin oranı yüzde 13. Bu şeriat isteyenlere denk geliyor. Bu oran 2011’de yüzde 8, 2012’te yüzde 17’ye fırlamıştı..
Yüzde 8-17 arası gidip gelen bir durum. Demek ki ortalaması yüzde 12,5.
Din, yasalarda asla etkili olmamalı diyenlerin oranı da yüzde 36! İyi mi kötü mü, ne dersiniz? Asla, hiç bir şekilde, dediklerine göre sağlam bir blok var.
Bu bloğun varlığı, RTE’nin laiklik Anayasa’da kalsın, isteğinin nedenini açıklıyor olabilir mi?
3 Mayıs Salı / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet, Orhan Bursalı 





   

3 Mayıs 2016 Salı

Davutoğlu’nu yetkisizleştirme, peki sonrası ne?

İlginç bir hamleydi RTE’ninki. Doğrudan, acımasız, vefasız, stratejik ve kesin! Bir yalnızlaştırma ve had bildirme ayrıca.
Parti yönetimi, Davutoğlu’nun il ve ilçe yönetimlerine atama yetkisini kaldırdı. Davutoğlu kim? Parti lideri.
Bu karar ne zaman alındı?
Davutoğlu ile RTE arasında artık gerilimin son aşamasında ve RTE Anayasasının Meclis’e indirilmesine az kala.
Son gerilimleri bir bakalım. Hemen akla gelenler: Akademisyenler için tutuklu-tutuksuz yargılama. Gazeteci tutuklamaları.. Tabii ve şüphesiz ki RTE Anayasası..

Dedi mi demedi mi? Önemli değil

“Tam Başkanlığa evet demem kendimi inkar olur” sözü bardağı taşırdı. Davutoğlu böyle demedim dedi. Okuduğumda bunu yadırgamamıştım, biliyordum ki Davutoğlu Başkanlık anayasasına sonunda evet demek zorunda kaldı ama yine de kuvvetler ayrılığına vurgu yapmayı da ihmal etmiyordu. RTE ise “kuvvetlerin birliğini, uyumunu” vurguluyordu. RTE boşuna iki başlılık olmaz deyip durmadı son zamanlarda sık sık. Bunun bir kısmı Davutoğlu’naydı.
Davutoğlu yukarıdaki sözü dedi mi demedi mi? Lütfen duyan açıklasın. Ayrıca önemli değil. Davutoğlu’nun “Tam Başkanlığa evet demem kendimi inkar olur” sözü doğrudur, buna inanıyordu ve RTE de bunu biliyordu.
Peki Davutoğlu’nun atama yetkisini neden elinden aldılar ve onu Başkanlıkta yalnızlaştırdılar? Sıralayalım:

Partideki gücünü sıfırladı

1) Davutoğlu parti içinde gücünü gün geçtikçe arttırıyordu. Zaman kazanıyordu. Yeni anayasa için “biraz demlemeye bırakacağız” sözleri de, aslında acelesi olan RTE’ye karşı, zaman kazanma politikasıydı. Birinin son dereceacelesi var, diğerinin hiç yok! Parti üzerinde hakimiyet çok önemli. Parti yönetimine verilen talimatla, Parti örgütünden epey dışlanmış oldu Davutoğlu. Düşünün, örgütün il ve ilçe yönetimlerinden hiç birinin Davutoğlu’dan bir korkusu, endişesi vb kalmadı. Kendilerinin nereye bağlı olduğunu net öğrendiler: Saray’a.. Bence otoritesi sıfırlandı Davutoğlu’nun parti teşkilatında..
2) Saray Davutoğlu’nun kendi politikalarını yerleştirme, kabul ettirme ve güçlü bir siyasi otorite inşa etme sürecini de kesti, Saray’ın yanında ikinci bir baş asla inşa edilemez! Mesela RTE’nin, Vize meselesini biz zaten ekim kasımda halletmiytik üç beş ay öne almanın ve bunu başarmış gibi göstermenin ne anlamı var, benzeri sözleri bile, Davutoğlu’nun politik güçlü lider inşa ediyor endişesini dile getiriyordu. Haziran’da kalkarsa Vize, bu Başbakanın başarısı olacaktı, her şeye hakim Saray’ın değil!
İkinci bir politika olmaaaaz

3) Böylece Davutoğlu’na tek yol gösterildi: RTE’nin tüm politikalarını kabul et, onun emir ve talimatları doğrultusunda çalış. Ya da orada öyle yetkisizleştirilirsin. Bu tabii sadece Davutoğlu’na değil, benzeri muhtemel örneklere de mesajdı.
4) Saray’ın yıllardır beraber politika yürüttüğü adamdı Başbakan. Suriye batağını bile birlikte inşa etmiş ve Başbakanın teorik yazıları stratejik bataklığa sürüklemişti her ikisini de. Bu Saray’ın Davutoğlu’nu silme politikasıdır aynı zamanda.
5) Saray şunu gösterdi: benim dostum yoktur. Bana karşı politika ve liderlik falan inşa etmeye kalkışacakların hepsini silerim. RTE’nin “meşveret ettiği”, yani bilgi, duyum, düşünce, taktik, yani kişisel durumunu güçlendirecek herşeyi kendisine sunan ekibi var. Bu ekibi kurar, dağıtır, alır, çıkartır... Oradakilerin hepsi liderine bağlıdır. Zaten yalpalarsa kendini dışarıda bulur.

Ne olur bundan sonra

Özal- Akbulut örneği hiç işlememişti. Özal, başbakanlığı da yönetirim Cumhurbaşkanlığı koltuğundan diye düşünmüştü, ama partisi içinde, RTE’ninki gibi büyük ve amansız bir otorite asla kuramamıştı. Nitekim Partisi ondan koptu, Akbulut Özal’a rağmen Başbakanlığını sürdürdü.
Burada Davutoğlu’nun bu şansı az vardı ama bu da sıfırlandı..
Davutoğlu sürdürür mü, ne kadar sürdürür, kendisi mi ayrılır, yoksa Saray, nasıl olsa yetkisizleştirdim, diyerek işleri biraz oluruna bırakır ve zamanı gelince değiştirme yoluna mı gider..
Bilmiyoruz, ama Davutoğlu ile birlikteliği sona ermiş gözüküyor.
Bütün önceki birlikteliklerini sona erdirdiği  gibi..

2 Mayıs Pazartesi / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Siyasal İslamcı zulüm altında yaşıyoruz, siz övgü düzün

Bugün 1 Mayıs, emekçinin dayanışma günü. Kutlu olsun. Bayramı bir kez daha siyasal İslamcı bir zulüm altında kutlayacağız. Neden öyle diyorum? Sadece, emekçinin Taksim’de kutlama isteği, şiddetle engellendiği için değil. Evet 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanamaması, bir zulümdür. Çünkü ciddi bir gerekçesi yoktur. Keyfidir. Salt paşa gönülleri öyle istediği için. Gezi Parkı yenilgisinin intikamı. Yasaklamanın yasal ve anayasal hiç bir dayanağı yoktur..
Şüphesiz ki Anayasa ve yasaların keyfe keder uygulaması da başka bir siyasal İslamcı zulümdür. 

Boş Laiklik tartışması

Millet sanıyor ki, laik lafının Anayasa’da kalmasıyla ülke laik kalacaktır. Bugün laiklik rafta tozlanmıştır. İslami dinci Meclis Başkanı’nın sinirine dokunan, bu kavramın tozlu da olsa rafta kalmasınadır. Onu oradan alıp çöpe atma niyetini, diğerleri şimdilik aptalca buluyor. Eğer tamamen kendiliğinden, Cumhurbaşkanı Vekili “pür şeriatçı” olarak, laikliği kaldıralım Kuran’ı Allah’ı devletin yasası olarak anayasaya koyalım dediyse, siyaset bilmediğindendir.
RTE neden kaldıralım ki, bir sorun mu var, bizler zaten laik değiliz, her şeyi yapıyoruz, biçiminde konuştu. Tabii ki laik kesimden büyük alkışlar! Cumhurbaşkanı ne yaptığını biliyor.
Kendisine hiç bir zararı dokunmayan, engel çıkarmayantersine büyük bir koruma sağlayan ve alkış getiren bir kavramı, şimdi düşünüyorum da, neden kaldırıp atsın? Atılacaksa, ya zamanı gelir atılır, veya laf olsun diye orada hep durur. Biz de kalkıp deriz ki, kardeşim laiklik anayasada var, görmüyor musun, daha ne istiyorsun!?

Laiklik ile toplumsal mühendislik

Laiklik bir “genel şapka”dır onlar için. Demokrasi treni gibi. O şapka altında her türlü toplumsal mühendisliği yapma özgürlüğüne sahipsin. Kimse sana “şeriatçı” demez. Her türlü zulmü uygularsın, toplumun yapısını dinci ideolojin doğrultusunda değiştirirsin.
İslami cepheden kendini laik tarafa atmış ve bu tarafın nimetlerinden bol bol yararlananlar, türban yok-baskı yok, İslamcılık alabildiğine yürürlükteyken, hakimden doktora kadar, türbanlıdan bakana kadar tümü “laik şapka” altında aynı zamanda her türlü siyasal İslamcı icraatini sürdürürken, kardeşim nereden çıktı şu laikliği anayasadan atmak, aman bu dini ceberrutluk olur... diye “tarafsız tarafsız” yazıp çiziyor. 
İslami zulmü gören yok. Şeriatçı otoriter zulüm, Türkiye koşullarına özgü, kurbağanın suda pişirilmesi gibi, adım adım iktidarın siyasal gücüyle uygulamaya konduğunu görmüyor.

Gazeteciliği kim bitirdi?

Toplum mühendisliği sadece “Kemalist laikçi zorbaların uygulaması” olarak kafasına kazınmıştır.
Bugün yaşanan, toplumsal mühendisliğin bugüne kadar görülmemiş uygulamasıdır.
Lidere biad etmeyen kim varsa, kim eleştiriyorsa, devletin tüm olanakları seferber edilerek bir boyun eğdirme politikası yürürlüktedir.
Kör müsünüz! Ülkede gazeteciliğin dibine kibrit suyu ektiler.. Ne adına bu? Medyaya yıllardır uygulanmakta olan, ve şimdi gemi azıya alan zulmün adı ne? Liberal veya muhafazakar demokrat zulüm mü, yoksa siyasal İslami rejim kurmanın politikası gereği zulüm mü?

Alevilerin defterini kim dürüyor?

14 yıldır Alevi paketleri palavraları altında, pratikte Alevi işadamlarına mümkünse hiç bir ihale vermeme politikasının adı ne? İktidarın kendi adamlarını koruma amaçlı sıradan politikası mı, yokta Sünni zulmün Alevileri maddi olarak da mülksüzleştirme ve giderek yok etme bilinçli politikası mı.. Devlete memur alınırken Alevilere özel uygulamalar, Alevi köylülerine cami yaptırmalar, Sünni diyanetçi reisin Aleviliği dini bir statüde görmeyişi..
Bütün bunlar hangi ideolojik zulmün yansımaları, Faşizm? Muhafazakar demokrat? Siyasal İslami ideolojinin zulmü? Seçenekleri işaretleyin.

Okulları yok etme, ne adına?

İnsanların okullarını imam hatibe çevirme, mahallelerde neredeyse normal okul bırakmama uygulaması, sizin kafanızda hangi zulmün tezahürüdür, anlatır mısınız?
Türkiye, uydurma “laik şapka” altında, her geçen gün derecesi yükseltilerek, tam bir Siyasal İslamcı zulmün cenderesinde yaşıyor.
Masal anlatın, biz “iyi şeyleri de yazıyoruz” diye fotoğrafın tamını görmeyin, tarafsızlık cambazlığı yapın....

Bak, emekçiler Taksim’e çıkabiliyor mu?
1 Mayıs Pazar / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet