Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

10 Mayıs 2015 Pazar

Burhan Kuzu Neden Başkanlık Sistemi’ne Aşık?

Evet bu soruyu merak edip duruyordum uzun zamandır. Bu derin aşkının kaynağı nedir Kuzu’nun!? Siyasi geleceğini RTE’ye bağlamış yakın çevresinin dışında, Başkanlık Anayasası’nı televizyonlarda, kitaplarında hatta hemen her fırsatta ve yerde savunan tek kişi Burhan Kuzu! Partisi’nin bugün neredeyse tüm önde gelenleri, Davutoğlu, Arınç dahil, yakında “eski tüfek oldunuz” kategorisinden siyaset dışına çıkartılacak AKP’nin tüm “baba adamları”, Başkanlık sistemi istemiyor. Ama Kuzu, hep istiyor! 
Kuzu, Başkanlık Anayasasına kesin karşıyım diyenleri “gırtlaklamak istiyorum” diyecek kadar asabileşen -köpüren.. Ama, AKP’ye sırt çeviren seçmenlere “bize kızgınlığınız olabilir, ama gelin bunları kendi aramızda konuşalım” gibi twitler atacak kadar da naif bir kişi!
***
Nihayet bir fırsat çıktı ve Habertürk’te Didem Arslan’ın Gündem programında bir araya geldik. Kuzu Anayasa profesörü, ama o bir siyasetçi de. Anayasaları kendi siyasi görüşüne indirgiyor.
Kuzu, iki dönemdir Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı. Üç dönem milletvekilliği yaptığı için bu yıl yasaklılar listesinde! Meclisteki anayasa uzlaşma komisyonunda 80 küsur madde üzerinde anlaşma sağlanmışken, AKP, parlamenter sistemin yerine başkanlık sistemi önerisini dayatınca, komisyon dağıldı.
Kuzu 1990’lı yıllarda Başkanlık Sistemi diktatörlüğe dönüşebilir düşüncesini savunurken, bugün sadece Türkiye’ye değil neredeyse tüm dünyaya Başkanlık Sistemine geçin önerisinde bulunacak duruma geldi. Koalisyonla yönetilen ülkeleri kötülüyor.

Koalisyonları kötüleme başladı
Kuzu, son zamanlarda başkanlık sistemini savunma yöntemi olarak, koalisyon hükümetleri düşmanlığı geliştirdi. Bu kötüleme, AKP’nin tek başına iktidar olamama olasılığı gündeme gelince gemi azıya aldı!
Koalisyon hükümetleri zamanında ülkenin ne kadar kötüye gittiğini anlatmaya çalıştı. Yüzde 2,5 bile ülkeyi büyütemediler gibi rakamlar okudu. Baktım dersine çalışmamış. Çeşitli araştırmalar var, hemen elimin altındaki İlhan Kesici’nin sayılarını naklediyorum:
1946-2002 ortalaması: yüzde 5.1
2003-2014 ortalaması: yüzde 4.7
AKP son 8 yıl ortalama yüzde 3.3
Bize benzer ülkeler grubuyla büyümemizi karşılaştırırsak:
2002-2006:
Türkiye 7.2;
Gelişen ve yükselen ülkeler: 6.9
Gelişen Asya ülkeleri            8.0
2007-2014 döeminde aynı sırayla büyümeleri: 3.3; 6.0; 7.0
Türkiye, borç durumu, cari açık, faiz, dış ticaret, kişi başına milli gelirde de bize benzer ülkelerde bir iki kat kötü durumda. Yani, 13 yıldır ülke tek liderle yönetiliyor, ama benzeri tek iktidar veya koalisyonla yönetilen ülkelerde göre kötü mü kötü..
Kuzu, gerçek durumu, “kötü emellerine” alet ediyor!

Halka, partinize bile kabul ettiremediniz
Kuzu’ya soruyorum: Bırakın halka, Partinize bile başkanlık sistemini kabul ettirebilmiş değilsiniz. Çoğunluğun reddettiği bu sistemi savunmanızın ve dayatmanızın anlamı nedir.. Kuzu diyor ki, “geleceği düşünelim”.  Geleceği bu kadar derinden ve önceden düşünmek göz yaşartıcı!
Soru: Peki 13 yıldır tek başına bir iktidar var, yapamadığı, gerçekleştiremediği hiç bir şey yok. Durum böyleyken, parlamenter sistemin ne zararını gördünüz ki rejimi değiştirmek istiyorsunuz.. Sadece Cumhurbaşkanı hukuksal garantiler istiyor ve tüm Türkiye’ye salt tek kişiyle göre bir yönetim biçimi dayatıyorsunuz.. Bu mümkün mü?
Ali Çarkoğlu ve arkadaşlarının son yayınlanan “Haziran 2015 Seçimlerine Giderken Kamuoyu Dinamikleri” başlıklı araştırmasına göre, AKP’lilerin sadece yüzde 43’ü başkanlık sistemini daha iyi buluyor. Tüm seçmenlerin yüzde 65’i, ülkeyi tek kişinin yönetmesini desteklemiyor.
Madem bu konuyu yeni açtık, ayrıntılarına gireceğiz.
***
Ama başlıktaki sorunun yanıtını vermeliyim:
Burhan Kuzu, ne RTE’yi kıyak olsun diye, ne çok daha iyi bir sistem olduğu için başkanlık rejimini dayatıp duruyor. Peki ne için?
Türkiye siyaset ve anayasa tarihine ismiyle damga vurmak istiyor. Kendi adıyla anılacak bir süreç Kuzu’nun adıyla anılacak. 
Bunun için de ülkede en güçlü destekçi siyasetçiyi, RTE’yi arkasında buldu, yoksa RTE mi Kuzu’yu buldu amacı için, demeliyim?
 --10 Mayıs 2015 Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet 

Seçim Kesin Sonuçlarını Açıklıyorum!

Koç Üniversitesi’nden Ali Çarkoğlu ve arkadaşlarının “Haziran 2015 Seçimlerine Giderken Kamuoyu Dinamikleri Araştırması”, şüphesiz bir “seçim anketi” değil. Yanda bu araştırmanın en önemli “haberlerini” okuyun. Sonuçlarının açıklanıp tartışıldığı toplantıya katılan biz fani gazeteciler, yahu kardeşim yani bu araştırmanın sonuçlarından ne anlamamız gerekiyor, partiler yüzde kaç alacak, HDP barajı geçecek mi gibi, “sıradan”, “önemsiz” sorularla, bilim adamlarını sıkıştırıp durduk! Verdikleri yanıt biz anket değil, bilimsel çalışma yaptık oldu! Yani “işte bütün bunlardan seçim sonuçlarına ilişkin ne anlıyorsan, çıkartıyorsan o.
Ham veriler ellerinde, isteseler önümüze net sayılar, oranlar koyarlar. Ama ilke olarak bunu yapmıyorlar. Araştırmayı destekleyen Açık Toplum Vakfı’nın ilkelerine aykırıymış. Çarkoğlu, herhalde seçimlerden sonra konuşur.. Kimbilir belki de, “ya tutturamazsak, yanılırsak, o zaman da anket şirketlerinin durumuna düyeriz, bilimselliğimiz zedelenir” diye de düşünmüş olabilirler.
Ama bilim insanı olarak, anket şirketlerinden çok farklı bir tutum içinde oldukları kesin. Amaçları  rakam, oran bildirmek değil, hiç bir oran doğru çıkmaz genellikle.. Ama milletin çeşitli konularda ne düşündüğü ve bu düşüncelerinin geçmiş araştırmalara göre nasıl geliştiği veya evrilidği konusunda eğilimleri belirlemek, çok daha bilimsel bir tutum..
***
Ama ben size kesin sonuçları açıklıyorum (hadi biraz bilimsel yanılma payı olduğunu kabul edeyim!).
1) HDP’nin barajı geçip geçmeyeceğini kimse söyleyemez! En bilinmez konu bu. Kim söylerse yanılma oranı yüzde 50’dir! Yani geçecek veya geçmeyecek demek, yazı tura atmaya benziyor. Bu nedenle geçer veya geçmez mavrasını bitirelim, falcılıkla işimiz yok..
Nedenine gelince, Anketler yüzde 8-12 arasında dolaşıyor. Tüm anketlerde yanılma payı olarak yüzde 2,5 kabul ediliyor (hele küçük partilerde). Yüzde 8 alır tahmininin gerçekleşme olasılığının alt sınırı 5,5, üst sınırı ise 10,5! Hele hele 12 alır diyen atmasyonların üst-alt sınırları 14,5 ile 9,5 arasında dolaşır.
2) Tam Başarı diye bir şey yok: Aslında bu yanılma payı büyük partilerin o oranları için de geçerli.. Oh ne âlâ Muallâ: Mesela AKP yüzde 43 alır diyorsa bir şirket, yüzde 40,5 da alsa, yüzde 45,5 da alsa “öngörü sınırları içinde” kabul ediliyor. Tabii, şirketlerin “tam oranlarının”alt/üst sınırlarıyla ilgilenen yok. Sadece başarısız olarak sınıflandırılıyor, ki doğru da budur! Tam rakamına ne kadar yakın çıkarsa sonuçlar, o kadar başarılı yani! Anketlerin neden yapıldığına gelince: ana eğilimleri belirlemek için! Ben de “tek kişilik yorum anketçi” olarak, kestirimimi seçime az kala açıklayacağım! 
3) AKP kesin oy kaybedecek, kayıp yüzde 10’u bulabilir: Çarkoğlu ve diğer anketçilerin üzerinde fikirbirliği ettikleri temel eğilim budur. Düşecek ne nereye kadar? Sıkıştırmalardan çıkarsadığım şu: Çarkoğlu yüzde 43 gibi düşünüyor. En alttaki yüzde 38, en üstteki yüzde 47’yi atarak mı, anket şirketlerine verdikleri “güvenirlilik puanı”nı göz önüne alarak mı bir ortalama buluyor, yoksa kendi araştırmalarının önlerine koyduğu tablo mu, bilmiyorum. Belki hepsinin bir ortalaması. Unutmayın: Yüzde 43’ün alt sınırı yüzde 40,5’tir!
4) Ekonomi kötüye gidiyor, bu oy kaybına yansıyacak. Son 2 yılda ekonominin kötüye gittiğini söyleyenlerini yüzdesi şöyle: Yüzde 24/30/bugün 48. Hızlı yükselme! Zaten RTE de krizi itiraf etti. (Başkanlığı verin, kriz olmasın’e bahane /gerekçe olarak da olsa!) İşsizliğin yüzde 20 civarında ve üstünde olduğunu söyleyenlerin ortalaması yüzde 23 gibi. İşsizliğin azaltılması, Irak/Suriye politikası, Rüşvet/yolsuzluk ve yoksulluğun azaltılmasında iktidarı başarısız bulanlar 2011 araştırmasına göre iki katı gibi artmış, yüzde 32-42 arasında. Türkiye’nin en önemli birinci sorunu:” işsizlik, geçim sıkıntısı, yoksulluk”: yüzde 39 (yükselme var).
5) Solda yükseliş/ seçim adaletsiz: Kendini merkezin solunda görenlerin oranı 2011: 18,1; 2015: 23.7.. Seçimler adil olmayacak diyenlerin üç seçim öncesindeki yüzdesi (yükseliyor) 28, 30, 43.. Oy sayımları adil olacak mı, sorusuna, olmayacak ve pek inanmıyorum diyenlerin toplamı yüzde 46. 
6) Tek başına anayasa yapılamaz, başkanlık sistemine geçilemez: Millet, yeni bir anayasa için iktidar ve muhalefet partilerinin anlaşması gerektiği düşüncesinde: yüzde 66! Sadece yüzde 18’i, Meclis’te çoğunluk partisi anayasa yapabilir görüşünde. Burada AKP’lilerin yüz 50’si de bu görüşte! Eee, o zaman RTE yeni zorluyor? Boşa kürek çekiyor! CHP ve MHP’lilerde bu oran 81, HDP’te bile 68. Seçmen bile RTE ve yandaşlarından çok daha aklıselim sahibi. AKP’lilerin sadece net yüzde 43’ü başkanlık sistemini daha iyi buluyor. Tüm seçmenlerin yüzde 65’i, ülkeyi tek kişinin yönetmesini desteklemiyor.
7) Seçimden sonra elitlerin politikaları yürürlüğü girer. Tabi bu anket sonuçlarından çıkmıyor, oradaki akademisyenlerin ortak görüşü. Seçimi sürecindeki söylemler, vaadler vb, yerlerini, seçim sonrasında partilerin kendi normal zamanlardaki ana politikalarına bırakır. Bu fikri, mesela HDP bağlamında savunduğum için gelen karşı tepkilere baksaydınız.. 
8) MHP kesin yükselecek. CHP’de yükselme beklentisi var. Kanaatler belirtiyorum: MHP ve HDP’ye esas oy kayması AKP’den olacak. Tartışmasız. MHP en yükseğini alacak: yüzde 5 !? CHP’nin, seçim bildirgesindeki ana konulara seçmen çekebilmesi, bu bildirgeyi halka ulaştırma gücü ile doğru orantılı. Çarkoğlu, şu aşamada sahada henüz etkisini göremiyor ve medyanın (TV’ler özellikle) manipüle edildiği görüşünde. CHP beş dakika varsa, TV’ler Davutoğlu ve RTE’ye çevriliyor uzun uzun, derhal. Adaletsizlik dizboyu. RTE’nin Kuran ile meydana çıkması biraz etkili olabilir görüşünde. Ekonomide söyleyecek sözü bitti.. CHP’nin salt ekonomik rakamlara odaklanmasının yanında, idelolojik alanı tamamen sıfırlamasını pek doğru bir politika bulmuyor.

Neyse keseyim, başka kesin sonuçlar da var.
7 Mayıs 2015 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Mühendis ve Ersin Arıoğlu

CBT Gündem, Sayı 1468, 8 Mayıs 2015

Mühendis
Geçen günlerde ülkemizin başarılı mühendislerinden ve Yapı Merkezi’nin kurucu büyük ortağı Ersin Arıoğlu özel bir gün yaşadı. Eşi Ülkü Arıoğlu’nun girişimiyle, bugün 7 bin kişinin çalıştığı bir dünya şirketine dönüşen Yapı Merkezi’nin 50.Kuruluş Yıldönümü nedeniyle Ersin Arıoğlu için hazırlanan Mühendis isimli kitabın tanıtımı yapıldı. Irmak Okulları Kültür Merkezi’ndeki toplantı, Arıoğlu’nun mühendisliğe, projelere çok ciddi bilimsel yaklaşımlarından örneklerle ve çok önem verdiği aile hayatına ilişkin sıcak konuşmalarla geçti. Bugün şirketi yöneten çocukları, gitar çalıp şarkı söyleyen torunlarıyla geniş bir aile çevresi, dost ve arkadaşları ile mutlu bir gece..

Ersin Beyin Gündem’de ne işi var diye sormayın. Bilim Merkezi projesinin hayata geçirilmesinde uzun yıllar birlikte çalıştık. Projeyi çok önemseyen bir toplum ve gönül adamı olarak tanıdım onu. Bilimi deneysel birimlerde eğlenerek öğrenmenin yolunu açıyordu Bilim Merkezi projesi. Nasıl ve ne oluyor sorularıyla merak ettirmek ve çocukları bilimsel süreçlerin içine çekmek, bilimsel eğitime bu yolla katkıda bulunmak, ortak heyecanımızdı. 
Bu yolda, İzzettin Silier’in yanısıra, Yapı Merkezi’nin epey maddi katkısını seferber etmekten kaçınmadı. Bu projenin izleri hala Fulya’da ve Taşkışla’da sürüyor. Ama en büyük izi, TÜBİTAK’ın bu fikri sahiplenmesi ve Konya’da çok kapsamlı bilim merkezini gerçekleştirmesidir. Eskişehir’de geçen gün gezdiğimiz bilim merkezi de Prof. Yılmaz Büyükerşen’in başarısıdır.
Ersin beyi, bilime önem veren bir insan olarak tanıdım. Bir mühendislik ve inşaat şirketi olarak hayata başladılar, ama ARGE ve bilimsel anlayış bu yolda kendisine rehberlik etti. Hep en iyisini, en düzgününü, en doğrusunu hedefledi. Raylı sistemler yapımında da bir dünya şirketine dönüştüler. Ersin bey, CHP’den milletvekili olarak da bir dönem siyasete atıldı. Ama esas hizmet alanı olan mühendisliğe döndü yine. “Mühendis” kitabı, kendisini tanıyanların bir “sözlü tarih” çalışması sonucu (editör Akın yılmaz) Ersin Arıoğlu’nu anlatır. Ersin bey de hayata, işe, mühendisliğe, topluma bakışı ile anlatılanları tamamlar. Ersin bey aynı zamanda bir “düşün insanı”dır. Mühendislik anlayışına onun bu duruşu da yön verir.
“Mühendislik, mevcut şartlar altında mümkün olanın sanatıdır.” Projelere bakışında bu saptaması başrol oynar. Bilgi’ye yaklaşımı da derinliklidir. Bilgi’nin, bilgi üretiminin toplumun şekillenmesindeki rolü üzerine kafa yorar. Bilgiyi üretenlerin ve bu bilgileri doğru kullananların toplumların hayatını değiştirdiklerini anlatır. Doğa, evren, hayat.. bu büyük varoluş akışı içindeki örüntüyü anlamak için, teolojiden sosyolojiye; mantık, matematik, fizik, mekanik, estetik, sanat, müzikten resme kadar uzanan geniş bir yelpazede gezindiğini söyler. 
Bunların peşinde “koşarken anladım ki ben güzel bir dünyanın, barış içinde bir dünyanın peşindeyim. İnsanların hoşgörü içinde olgun bir demokrasi yaşamasını dilemekteyim” diyor ve bunun için de gerekli olan toplumsal değişim düşüncesinin peşine düşüyor. Üretim ve paylaşıma kafa yoruyor. Üretimin adil tarzda dağıtılması için siyasetin ve devlet erkinin sorumlulukları üzerine kafa yoruyor. 
Toplantıda yaptığı konuşmada “kalbim solda” sözü, boşuna büyük bir alkış almadı! Ersin Beyin bu konuşmasını bulup okumanızı tavsiye ederim. Mühendislik deneyimlerini felsefi olarak da çok iyi anlatır.


Özgen Acar’a ODTÜ Üstün Hizmet Ödülü

Arkeoloji deyince, tabii öncelikle gazetecilik alanında akla ilk gelen isim olan Özgen Acar’ı ODTÜ Senatosu büyük bir kadirbilirlikle, “Orta Doğu Teknik Üniversitesi Üstün Hizmet Ödülü”ne layık görüldü.. Ayrıca müzik yazarımız Evin İlyasoğlu da Takdir Ödülü aldı. Bu yıl Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’ye Senato Özel Ödülü, Murad Bayar’a Üstün Hizmet Ödülü, Prof. Dr. Seza Özen ve Himmet Şahin’e Takdir Ödülü verildi.. Üstün Hizmet Ödülü, bilim, teknoloji, kültür ve sanat alanlarında ulusal veya uluslararası düzeyde üstün hizmet ve başarı nedeniyle veriliyor.
***

Gelecek Cuma’ya kadar hoşçakalın. Başarılar hepinizin olsun..

CHP ve Bilgi Toplumu Stratejisi

CBT Gündem sayı 1466


CHP’nin 2015 Seçim Bildirgesi’nin dergimiz açısından en ilginç bölümü, Bilgi Toplumu’na geçişle ilgili stratejik vizyondur. Bildirge’de söz olarak doğru saptamalar var ki biz dergimiz ve yazarlarımız olarak yıllardır üzerinde yazar çizeriz, Türkiye’nin ekonomi ve üretim olarak bilgi toplumuna geçmedikçe ayakları üzerine basan bir ekonomi ve ülke yaratacağını söyleriz.
CHP kapsamlı stratejik vizyon belgesinde bu konuya özel önem veriyor. Katmadeğeri yüksek bir üretim alanı yaratmayı ve değerler yaratma üretim zincirinin üst kesimlerinde yer alan bir ekonomi alanı yaratmayı, orta ve uzun vadeli bir bakış olarak gündemine alıyor CHP:
Başlıklardan örnekler:
• Bilgi ve teknolojiyle üreten ve büyüyen ekonomi
• Emek yoğun bir ekonomiden, üreten ve bilgi yoğun bir ekonomiye geçiş.
• Türkiye, markalarını yaratan bir ileri üretim ve  kademeli olarak teknolojik gelişme üssüne dönüşecek..
• İleri-yüksek teknoloji odaklı  yatırımlara, yeşil projelere kadın ve genç girişimcilere özel teşvikler..
• Risk – girişim sermayesi şirketlerinin kurulması ve yaygınlaşması için yasal zemin..
• Teknobank kuracak teknololoji gelişim bölgelerinin etkinliğini arttıracak,, yenilikçiliğe, teknoloji yatırımlarına ve adaptasyonuna, yeni teknoloji tabanlı ürünlere destek vereceğiz.
• KOBİ’lerin yeni teknoloji temelli dönüşümlerine destek..
• ARGE faaliyetlerinin üretim odaklı sürdürülmesine, ürün ve süreç tasarımına destek..
• Yeni teknoloji atılımında kamu sürükleyici güç olacak.
• Bilgi teknolojilerinde üretici ülke
• GSYH içindeki ARGE payı olarak yüzde 3 hedeflenecek.
• Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve Merkezleri ve İş Geliştirme Merkezleri yeniden yapılandırılacak, “Bölgesel İş ve Teknoloji Geliştirme Merkezleri” kurulacak. Yazılım sektörü büyütülecek..
***
Ve bunlara benzer bir sürü öneri. Bu konudaki açıklamaları şüphesiz genel anlamda bildirgede bulabiliriz. Henüz çok sayfalı bildirgede gözden kaçmış olabilir, ama yok gibi.. ARGE konusu ileri teknolojiye ve yüksek katma değerli bir ekonomiye geçiş uzun vadeli bir problem. Ama AKP’nin 13 yıldır elinde bunca parasal fırsatlar da varken hele, asla yapmadığı bir işe, iktidar olabildiğinde kalkışır mı CHP! Şart! AKP 12 yıldır GSYH ARGE payını yüzde 3’e çıkartacağını ilan ediyor. Ama yapmıyor veya yapamıyor. Önce bunu neden beceremediklerini bir tahlil etmek gerekir. İktidarın bakanları da sık sık “ileri teknolojiye dayalı bir ekonomiye geçmedikçe, cari açığı azaltmak mümkün değil.:” diyor. Bunu görmüşler öğrenmişler sonunda! Ama yapamıyorlar, yapamazlar çünkü yeni liberal ve herşeyi piyasaya devretmiş bir anlayış bunu yapamaz. Teşvik verseler bile! Teşviği nasıl ve kime vereceğiz, hangi alana?
CHP’nin Bilgi Toplumu üzerine yazdıkları, orta ve uzun vadede bir dönüşüm için şart. Temel noktalara vurgu yapıyor.

Bana göre temel sorular:
Biz sürekli orta ve ileri teknoloji ürün ithal ediyor muyuz? Evet. Makine, teçhizat... Evet. Yarı mamul madde, evet..
Bütün bu ithalata dünyanın parasını ödüyor muyuz? Evet..
Cari açık bu nedenle oluşuyor mu? Evet.
Ülkemizde üretemediğimiz için, bu tür ürün ve hizmetleri aslında satın alarak, bu ülkelerin ARGE’lerine de destek vermiş oluyor muyuz? Evet..
Peki, bizim ve geleceğimiz için, ithal ettiğimiz ana kalemlerden mal, ürün, hizmetler önemli ve büyük ARGE destekleri verelim de, burada üretilmeleri için  büyük bir alan yaratalım...
Bunu özel sektör kararlaştıramaz. Devlet araştırır, saptar, ülke ekonomisini geleceğe taşıyacak stratejik yatırım destek kararları alır, özel sektörü de olayın içine katarak kolları sıvar..
Ne o, çok mu “devletçi” geldi. Devlet buna öncülük etmezse, hızlı karar ve yatırımla ARGE mekanizmalarını hemen harekete geçirmezse, Türkiye daha onyıllarca sürünür, maliye ve para politikalarıyla cambazlık yapar, değer üreteceğini sanır ama üretemez, cari açığı düşüremez ve büyümeyi keser, işsizliği körükler.. Krizlerle boğuşur.
CHP’nin bu konuda acil bir tek fikrini, önerisini, projesini göremedim..

Gelecek hafta yeniden buluşmak dileğiyle...