Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

14 Mart 2020 Cumartesi

Eğer yapılacaksa 2023’e giden seçim sürecinde neler yaşayacağız? Hak ve hürriyetlerin sürekli gaspı ülkesi.

Eğer yapılacaksa 2023’e giden seçim sürecinde neler yaşayacağız?
  
10 Mart 2020 Salı
Hak ve hürriyetlerin sürekli gaspı ülkesi.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bir farkındalık yürüyüşü yapmak isteyen kadınlar coplandı, biber gazına maruz kaldı, darp edildi ve gözaltına alındı. Üstelik Taksim’e çıkılmasın diye tüneller kapatıldı, metro istasyonlarında, Taksim’e gidecek istasyonlarda durmalar yasaklandı...

Bu iktidarın Türkiye’yi getirdiği nokta budur: Hak ve hürriyetlerin sürekli gasp edildiği ülke! Dünyada hangi ülkede 8 Mart’a gösteri ve yürüyüş yasağı kondu ve üstelik kadınlar darp edildi! Bu kararı verenler adına utanç verici bir durum!
Türkiye, giderek hiçbir gösterinin, yürüyüşün gerçekleştirilemeyeceği bir ülkeye dönüşüyor. Bu “Anayasal Hak” askıya alınmış durumda. Kim tarafından? İçişleri Bakanı’nca, onun emri altında çalışan valiliklerce.. Tabii ki Saray ve hükümetinin tümünce.

Türkiye, yeniden gözün üzerinde kaşın var yasasıyla, gazetecilerin, yazarların tutuklandığı bir cehenneme dönüştürülüyor. Barış’lardan sonra, iktidarı tedirgin eden yolsuzluk haberlerleri yazıları ve kitabı ile gündem olan Yeniçağ yazarı Murat Ağırel, Yeni Yaşam gazetesinden Ferhan Çelik ve Aydın Keser Silivri’nin karanlığına atıldılar.

Murat Ağırel önce serbest bırakıldı, sonra tutuklamaları yöneten el devreye girdi ve tutuklandı. Bu bile yargı üzerinde nasıl siyasal bir yönlendirme mekanizmasının işlediğini göstermeye yeter. Yargı özgür olmadığına ilişkin durmadan işaretler veriyor. Bu mekanizmayı işletenlerin, bu durumu saptamamızdan rahatsızlık duyduklarını düşünüyorsanız yanılırsınız. Yasaların üzerindeki keyfi güçlerini sergilediğimiz için seviniyorlar ve orangutanlar gibi göğüslerini yumrukluyorlardır!

Son zamanlarda gazetecilere yönelik baskılar arttı. Fethullah terörünün yaşandığı dönemlere geri döndük veya aynı dönemi bütün hızıyla sürdürüyoruz.

Büyük savaş balonu

İktidarın, Saray’ın bildiği tek şey var: Muhalefeti şeytanlaştırma. Bunun dışında ülkenin sağlık ve mutluluğu için bildiği başka hiçbir şey yok. Diğer şeylerin hepsinde derin kara delikler yaratmıştır! Ekonomiyi iflas çukurundan kurtarması, bu politikasıyla, hukuksuzluğuyla, keyfiliğiyle mümkün gözükmüyor.
Anketler iktidardan giderek uzaklaşan seçmene işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı, giderek kanıksanan, üzerindeki “cazibe - büyü”nün giderek çözüldüğü - bozulduğu bir insana dönüşüyor.

İdlib’de Moskova görüşmeleri ülke çıkarları açısından iyi sonuçlanmasına rağmen, zirveden önceki Saray ve adamlarının müthiş savaş kokan büyük balonun sönmesi, herhalde seçmeni üzerinde de bir etki yaratmaktadır. Şehitler Tepesi söylemini anımsayın! Bu bile, çocukları orduda olanları titretmiş ve eyvah dedirtmiştir. Bu kadar kötü bir politika yürüttüler!

Nereye?

Evet, sormamız gereken doğru soru budur: Nereye? Gazetecilere, yazarlara kadınlara yönelik baskı mekanizması hızlandığına göre yeniden sormalıyız: İktidar ülkeyi nereye sürüklemek istiyor?

Bu sorunun bugün anlamı bugün daha önemlidir.

Kriz içinde olan salt ekonomi ve toplum değildir.

Siyaset kriz içindedir, özellikle iktidarın siyaseti.

İki parti doğurmuştur iktidar. Ve onların çevrelerinde kaçınılmaz olarak bir kümelenme olacaktır. Ağırlıklı olarak da iktidardan kaçanları toplayan.
İki parti, Saray’ın, iktidarın büyük krizidir.

Eğer yapılacaksa, 2023 seçimlerine giden süreçte neler yaşayacağımız sorusu, daha bugünden büyük önem kazandı.

Evet, eğer yapılacaksa ifadesini kullandım.

Hürriyet ve özgürlüklerin sürekli gasp edildiği ülkede, bu soruyu sormaktan daha doğal ne olabilir?
Peki, neler yaşayabiliriz?!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder