Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

22 Eylül 2022 Perşembe

CHP Arap ülkelerine nasıl bakmalı?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

CHP Arap ülkelerine nasıl bakmalı?

19 Eylül 2022 Pazartesi


Geçen 30 Haziran’da CHP Genel Merkezi’nde ilginç bir buluşma gerçekleşmişti. Kimse de bunu yorumlamadı, dikkatlerden de kaçmış olabilir. Kemal Kılıçdaroğlu, Muhamed bin Nasser bin Jassim Al Thani’yi kabul etmişti. Al Thani, Kılıçdaroğlu’na 2022 FIFA Dünya Kupası anısına, bir futbol topu ve arkasında Kılıçdaroğlu yazılı bir forma hediye etti. Kılıçdaroğlu da “Yurtta barış dünyada barış” yazılı kristal biblo.

Katar, akıllı bir politika yapıyor. Girişimin onlardan geldiği belli. Demek istiyor ki Kılıçdaroğlu’na-muhalefete “Biz yatırım yapıyorsak, bu AKP iktidarda olduğu için değil, Türkiye ile ilişki kuruyoruz. AKP gider, sizlerle işbirliğini sürdürürüz..”

NEDEN KILIÇDAROĞLU?

Muhalefetin lideri... Ayrıca muhalefet içinde Katar’a karşı en çok eleştiri CHP saflarından... Tank palet fabrikası konusunda açılan kampanyaları anımsayın.

CHP saflarından ve muhalefet gazetelerinden sık sık “yine Katar’a” diye manşetler atılıyor. Cumhuriyet’de bile birkaç gün önce “Katar’ın Türkiye aşkı bitmiyor” manşeti altında Katar devlet fonunun Avrasya Tüneli’nin ortaklarından Koreli şirketin bir kısım hissesini satın aldığı bildiriliyordu.

Katar’ın Türkiye’de önemli yatırımları var. Yiyecek sektöründen tutun, giyime (Boyner), bankalara, askeri alanlara (BMC), sağlık sektörüne (Memorial hissesi yüzde 30) kadar geniş bir alana yayılıyor.

Yatırımların toplamı ne kadar tutar? 25 milyar doları bulur mu bilmiyorum.

Burada tartışmak istediğim şu: Bu yatırımları Batı sermayesi yapsaydı gündem olmayacaktı. Peki neden Katar?

İlişkilerin, satın almaların şüphesiz düzgün olması gerekir. Tank palet ne olur bilemem ama doğrudan yatırımların en aza indiği bir süreçte Katar ve diğer Körfez ülkelerinden gelmesini doğal karşılamalı sermayeyi yönlendirmeli!

PROJELER SUNMALI

Katar’a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ve diğerlerine hatta, Türkiye’nin ithal bağımlılığını azaltacak sektörlere doğrudan ve temelden yatırım yapmaları için projeler sunmalı.

Biz tüketici milletiz. Büyük katma değer yaratacak veya dışa bağımlılığımızı azaltacak orta ve uzun vadeli yatırımlarla bu iktidarın ilgisi yok. Bunlar tüccar adamlar. Al sattan yapacakları kâra bakıyorlar. Onların bildiği tek şey inşaat yapmak! Bu konuda muhalefet şimdiden çalışma yapmalı.

Arap ülkelerini dost bilmeli. Düne kadar RTE bu ülkelere karşı düşmanca politikalar izledi. Katar dışında diğerlerine yönelik yeni bir politika izlemeye yeni başladı.

Ne zaman? Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler’in liderliği rolü artık tamamen imkânsız olunca. Türkiye Doğu Akdeniz’de tecrit olunca.. İslam ülkeleri ile Yunanistan arasında her türlü ilişki gelişmeye başlayınca.. Mısır’la, BAE ile ve diğerleriyle yeni bir rota çizdi…

Muhalefet, Arap ülkeleriyle çok yönlü ilişkilere, dostça, samimi, daha ülke yararına yatırımlara yönlendirerek ve projeler ortaya koyarak... hazır olmalı.

Ülkenin kaybedecek zamanı yok.

İslam ülkeleri bu iktidarın tekelinde değildir. Dahası bu iktidar İslam ülkeleriyle son 10-15 yıldır ideolojik saplantılarla dışlayıcı ve hatta aşağılayıcı bir ilişki kurdu, mesela BAE’yi Gezi protestolarının finansörü bile gösterdi. İktidarın uyduruk ve bağımlı medyası, lafta düşünce kuruluşları, gazete ve ekran papağanlarının yazıp söyledikleri ortadadır.

Muhalefet, CHP hazır mı?

İktidar, ‘vesayet odağı’ gördüğü Boğaziçi’ni yıkarken

 obursali@cumhuriyet.com.tr

İktidar, ‘vesayet odağı’ gördüğü Boğaziçi’ni yıkarken

18 Eylül 2022 Pazar


AKP’nin akademik unvanlı bazı ekran adamlarının, Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP’li bir rektör atanmasıyla başlayan ilk “saldırının” gerçekleştiği sırada savunmaları şuydu: “Boğaziçi’ne hep belirli çevrelerden öğrenciler alınıyor. Üniversite Anadolu’ya kapalı. Bu değişmeli üniversite tüm halka açık olmalı.”

Programdaki tartışmada buna bizzat şahit olmuştum ve ağzım açık kalmıştı.

Sormuştum: O zaman üniversite sınavları ve sıralamalar neden yapılıyor, kaldırın sınavları herkes her yere milyonlarca üst üste yığılsın..

Neden Boğaziçi benzeri az sayıdaki üniversitelere büyük talep var? Çünkü nitelikli eğitim var. Eğitim mümkün olduğunca bilimsel temellere dayanır. Buralardan aldıkları diplomanın, AKP devleti için hiç önemi olmayabilir, ama devlet örgütü dışındaki tüm hayat için, tüm dünya için önemlidir. O diplomalar, nitelikli yükselişin bir kapısıdır.

Sadece bu mu? Hayır tabii ki: Ülkenin seçkinlerinin büyük çoğunluğu bu üniversitelerde yetişir. Bu seçkinler bilimde, sanayide hemen hayatın her alanında etkindir. Dünyanın ve ülkelerin liyakata, yani yetkinliğe, beceriye, iyi yönetime, iyi üretime dayanan piramidi böyle oluşur. Oradan mezun olursunuz, daha iyi okullarda master, doktora, doktora üstü dereceler yaparsınız.

BİR ZENGİNLİĞİ BALTALAMAK

Ülke nüfuslarının en zeki ve yaratıcı nüfusu yüzde 2 civarındadır. Tüm insanlar aynı değildir. Tembeli var, aptalı var, istemeyeni var, üç kâğıtçısı var, canisi var, sıradanı, hırsızı var. Üniversiteler, (ilkokullar, ortaokullar, liseler...) giren herkese belirli bir eğitim vererek ortalama bir kültür ve bilgi düzeyine sahip insanlar yetişmesine yardımcı olur. Böylece birbirinin dilini az çok anlayan bir nüfus kalitesi ve beceri sahibi insanlar yaratılmaya çalışılır... Bunlar da çeşitli işlevleri yerine getirerek toplumsal örgütlenmeyi oluşturur.

Ülkeler, eğitim sistemleriyle bu yüzde 2’ye en iyi olanakları ve fırsatları sunup ülkelerin en değerli zenginliği olan “insan kaynaklarını” en üst düzeye çıkarmaya çalışır.

İKTİDARIN YIKICILIĞI

AKP iktidarı ise 20 yıldır, bunun tam tersini yapmaya çalışıyor.

Gelir gelmez, bilimcilerin en seçkin örgütü olan TÜBA’yı bu kimliğinden arındırıyor. İktidara bağlı, istediğinin atandığı bir kuruma dönüştürüyor.

Üniversite rektörlüklerine, yönetimlerine tamamen siyasi atamalar yapıyor: Çoğu bilimde, araştırma hayatında yok. Unvanı var ama içeriği boş. Kendisini atayan siyasete bağlı ve belirli bir ideolojik anlayışı üniversitelere egemen kılma göreviyle çalışıyor.

Üniversite adı altında 210’a yakın, çoğu yeni kurulmuş örgütlere mümkün olan en yüksek sayıda öğrenci yığarak hepsinin eline diploma tutuşturma politikası izliyor.

Akademisyenler suspus. Çünkü seslerini çıkardıkları anda kafalarına siyasetin demir yumruğu iniyor.

Eğitim dinselleştiriliyor. Üniversiteler medreseleştiriliyor. Osmanlı’nın 200 yıl boyunca akli bilimlere geçebilmesini engelleyen medreselerin “ulemaları”nın, hacı hoca takımlarının vb. egemen olduğu toplumsal düzenine geri dönüş çabası var. 110’a yakın ilahiyat fakültesi adı altında medrese kafaları yetiştiriliyor ve bunlar iktidarın atamalarında en makbul diplomalılar olarak seçiliyor: AKP’nin seçkinleri!

BU BİR ‘VESAYET ODAĞI’

Erdoğan, iktidar olduk ama fikri iktidar olamadık demişti.

“Fikri iktidarını” kurmanın önünde her şeyi engel ve vesayet odağı olarak görüyor.

Boğaziçi Üniversitesi de iktidarın önünde bir vesayet odağıdır, yıkılmalı, dağıtılmalı, bu üniversiteyi değerli kılan ne varsa alaşağı edilmeli, değiştirilmeli-dönüştürülmeli, iktidarın ideolojik saplantıları egemen kılınmalı.

Bu şüphesiz ki akıl ve bilim düşmanlığıdır.

Bu işi için görevli adam, gereğini yapıyor.

Korkusuzca, fütursuzca, utanmazca..

21 Eylül 2022 Çarşamba

İktidarın ‘benim şiddet dilimi kullan’ dayatması

 obursali@cumhuriyet.com.tr

İktidarın ‘benim şiddet dilimi kullan’ dayatması

15 Eylül 2022 Perşembe


Geçen yıl İzmir’in kurtuluş törenleri konusunda iktidarın sesi çıkmış mıydı? Hayır. Tunç Soyer o günkü konuşmasında da “Yunanları denize döktük” dememişti, en azından okuduğum haberde böyle bir ifade yoktu.

Diyordu ki “99 yıl önce bugün İzmir işgalden kurtuldu, ülkede ise tam bağımsız ve hür bir yaşamın kapısı aralandı... İzmir’in Kurtuluşu ile birlikte halk egemenliğine dayanan Cumhuriyetin temelleri atıldı.. kurtuluş destanı için İzmir bir sembol, bir parola oldu. Dolayısıyla 9 Eylül, sadece bir şehrin esaretten kurtuluşunun değil, aynı zamanda bir milletin omuz omuza verdiği mücadelenin, yani umudun tarihi oldu.. 9 Eylül ruhu, halk egemenliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya sahnesinde yerini aldığı günü simgeler...”

Kimse sesini çıkarmadı.

Şimdi iki ülke seçim sürecine girdi. Karşı yakadaki adam, milliyetçiliği ve Türkiye düşmanlığını körüklüyor. Bizimkiler onlara daha üst perdeden yanıt veriyor: “Bir gece ansızın gelebiliriz”... “Adalar bizim hakkımız...”

Oysa Ankara, “Gel kardeşim öpeyim yanaklarından.. sorun nedir Atina’ya geliyorum konuşalım, meclisinizden sesleneyim, yaptığınız yanlıştır, iki ülke olarak Ege’yi bir barış denizine dönüştürelim, Atatürk ve Venizelos’u yeniden taçlandıralım..” demeli. Büyük ülke ve kendine güvenen iktidar böyle yapar..

Hayır, edepsizliklere karşı savaş çığırtkanlığı.

İkisi de seçimler için daha büyük düşman yaratarak iki ülkenin birbirine düşmanlığını körükleyerek seçmeninden “aferin bravo..” alkışları bekliyor.

‘KALDIRIN O BAYRAĞI’

İktidar ve mensuplarını, yandaşlarını bir kenara bırakıyorum. Koca koca medya adamları “Evet Yunanlara küfretmeliydi” anlamında konuşup duruyor. Akıl gitmiş ve iktidarın şiddet dilinin esaretine girmiş her şey: Sen de öyle konuş!

Neden iktidar dilini konuşalım ki!

Atatürk, ayaklarının altına Yunanistan bayrağını serenlere, “Kaldırın bu bayrağı yerden.. Yunan kralı bizim bayrağı çiğneyerek hata etmiş. Çünkü, bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyor.

Büyük adamın Çanakkale’de ölüm kalım savaşı verdiği Anzakların ailelerine nasıl seslendiğini biliyorsunuz: “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Kendine güvenen, savaşla barışı birbirinden ayıran, barışı ön plana çıkartan, Atatürk’ün yanına yaklaşan bile olamamıştır. İzmir savaş arabalarınız mı?

VAHDETTİN VE HAİNLİK

“Hain değildi, büyük yanlışlıklar yaptı, aptallık derecesindeydi... Artık hainlik lafını kullanmayalım...”

Bu masalları dinliyoruz. Hainlik lafını çok sık duyduğumuz doğrudur. Olur olmaz konularda kişiler için olaylar için bol bol kullanılıyor. Siyah ve beyaz.

Fakat Vahdettin Padişah için aynı şey mi?

Adam, İngiliz muhibi. Tek derdi İstanbul ve tahtı.. 15 yıl İngilizler yönetsin derdinde. Atatürk Samsun’da Kurtuluş için çalışmalara başladığını görünce, bir ay içinde İngilizlerin talimatıyla müfettişlik görevini iptal ediyor. Yakalanması, tutuklanması sonra da öldürülmesi için ferman çıkarıyor. Kuvayı Milliye güçlerine karşı Hilafet Ordusu çıkarıp savaştırıyor. Ülkenin ölümü demek olan Sevr’i kabul ediyor.

Bu en büyük ihanettir. Ruhunu bedenini teslim etmiş bir kişi var ortada. Yunanistan’ın Anadolu’yu işgale girişmesi karşısında kılını bile kıpırdatmıyor. İngilizlerin esiri olmaktan memnun.

Yunan işgalinin ardında İngilizler vardır. İngilizler Yunanlıları alet olarak kullandı. Denize dökülen, aynı zamanda İngilizlerdir!

Ama hain demeyeceksin.. O zaman kime hain denecek, yoksa sözlükten mi kaldıralım?! Padişah ve muhiplerine sormalı...

Diyanet İşleri Başkanlığı Atatürk’ü seviyor

obursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Diyanet İşleri Başkanlığı Atatürk’ü seviyor

13 Eylül 2022 Salı



Bir yanlış inancı yıkalım.. Kim demiş Diyanet Atatürk’e karşı diye!

Bugün Diyanet’in tepesinde oturan adamla, yardımcılarıyla, Din İşleri Yüksek Kurulu’nu işgal edenlerle Diyanet’i karıştırmazsak sorunu çözeriz!

Koltuğu işgal eden kişi ve adamları, evet Atatürk ve arkadaşlarının kazandığı zaferler, doğumu, vefatı vb. söz konusu olduğunda tek kelime etmiyorlar. Bu açık ve seçik nefretin ifadesidir. 

Onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde doğup yaşayacaksın, varlığını kurtuluş ve kuruluşa borçlu olacaksın, bu barış ortamında anan ile baban rastlantısal olarak birbirlerini bulacak, evlenecekler, sen doğacaksın.. Bu düzen kurulmamış olmasaydı, varlığın bile söz konusu olmayacaktı… 

Ama bu ülke kurucularını yok sayacaksın.

Bu ülkeye kötülük yapmanın bir yoludur bu.

Hadi diyelim kör inanç, saplantılı beyinler, kişisel olarak sevmeyebilir, nefret de edebilir. Ama orada oturduğun koltuk, milletin koltuğudur. Yediğin para milletin parasıdır. Bu millet Atatürk’e saygı ve sevgi besliyorsa buna hürmet edecek ve milletin bu iradesi karşısında boyun eğeceksin.

Onun kurduğu Diyanet’in koltuğuna oturacaksın, bu milletin vergileriyle maddi ve manevi besleneceksin, yüz milyarları harcayacaksın, ama Atatürk sevgisinde birleşen bu milletin de iradesini yok sayacaksın.

Hayır, bin kez hayır!

DİYANET’İN ATATÜRK’Ü

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk’ün 125. doğum yıldönümü dolayısıyla yayımladığı büyük boy bir kitap önümde duruyor. Yayımlayan Diyanet İşleri Başkanlığı. Din İşleri Yüksek Kurulu ile yayımlanmış. Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Daire Başkanlığı.







Yayımlandığı yıl 2007. Derleyen Dr. Mehmet Bulut. Önsöz girişindeki cümlede şöyle deniyor: “Elinizdeki kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 125. yılını kutlama etkinlikleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Eser, Diyanet İşleri Başkanlığı süreli yayınlarında (Diyanet Gazetesi, Diyanet Aylık Dergi, Diyanet Avrupa Aylık Dergi ve Diyanet Avrasya Dergisi) farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış ve değişik tarihlerde çıkmış Atatürk’le ilgili makalelerden seçmeler yapılarak derlenmiştir. Bu haliyle 25 makaleyi ihtiva etmektedir.”

İçindekilere bakın:

1. Bölüm, Atatürk’ü tanımak ve anlamak: Mustafa Kemal Atatürk 1881-1938. Atatürk’ü anarken.

2. Bölüm, Kişiliği: Liderlik ve Atatürk, Liderlik kavramı ve Atatürk, Atatürk’ü anarken, Kahramanlar zinciri ve Atatürk.

3. Bölüm, Bilim, Uygarlık ve Atatürk: Din, Bilim ve Uygarlık ışığında Atatürk’ü anlamak. Cumhuriyete giden yol ve Atatürk. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti ve Din eğitimi. Atatürk ve Osmanlı tarihi. Atatürk’ten mesajlar...

4. Bölüm, Atatürk ve İslam dini...

5. Bölüm, Milli Mücadele, Atatürk ve din adamları...

6. Bölüm, Eseri/Konuşmalarından seçmeler...

Bu son bölümlerin başlığı altındaki makalelerin isimleri yazmıyorum. 

Hepsi doğru, nesnel, bir büyük liderin, kurucunun hakkını veriyor.

‘MİLLETİYLE BÜTÜNLEŞTİ’

Kitaptan: “Atatürk Türkiye’yi ‘çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak’ amacıyla bir dizi devrim yaptı.. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: Siyasal devrimler, toplumsal devrimler, hukuk devrimi, eğitim ve kültür alanındaki devrimler, ekonomi alanında devrimler.”

Tabii hepsini de isim isim sayıyor.

Renkli resimler var. “Saat dokuzu beş geçe” diyor. 

“Atatürk milleti ile millet de Atatürk ile muharebe meydanlarında kaynaşarak bütünleşti” diyor.

“Birbirlerine güvenleri tamdı. Şerefi, namusu, tarih ve varlığı için bunca insanüstü fedakârlıklara katlanmış bu büyük millete hâkimiyetten başka ne verilebilirdi? İşte Atatürk’ün dehası buradadır. O, milletin kazandığını millete verdi. ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin’ diyerek bunu tarihe tescil etti.” diyor.

Nerede bu kitabı hazırlayanlar, yazanlar?!

HANGİ DİYANET, HANGİ ADAM?

Kim bunlar, milletin Diyanet’ini işgal etmişler, nereden geldiler? Onları oraya kim oturttu, amaçları ne, ne yapmaya çalışıyorlar, hangi hakla, hangi hukukla..

Hiç kendilerine demiyorlar mı, “Yaa bu ülkeyi, burasını Atatürk kurdu, bu millet bu büyük evladını seviyor, sonuna kadar bağrına basıyor, biz kimiz ki onu yok sayıyoruz, hiç utanmıyor muyuz... Bu koltuğu boşaltalım arkadaşlar..”

Demiyorlar mı, yoksa bunu yapacak yürek mi dürüstlük mü yok? Sizin bu milletle ne ilişkiniz olabilir?

20 Eylül 2022 Salı

Barış toplumu için barış liderleri

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Barış toplumu için barış liderleri

12 Eylül 2022 Pazartesi


1 Eylül’ü, Dünya Barış Günü’nü geçirdik ama yine de size geçmişten bir barış yazımı sunuyorum..

***

Barış çok azınlık dışında herkes için zaferdir...

Kazanan: İnsanlar... Ülkeler ve milletlerdir... Doğadır, börtü böcektir...

Savaş ve süreçlerinde kazananlar ise ırkçılık, milliyetçilik, silah sanayisi, popülist ve demagog politikacılar ve onların iktidarları.

Emperyalistler, savaş taraftarları...

Ve her türlü ilkellik...

Ülkelerin birbirine düşmanlığı kazanır.

Milyonlarca insan kırılır, ülkeler yıkılır.

Hastalar, çocuklar, kızlar ve kadınlar en büyük açıyı çeker..

Dünya, savaş hastası

Savaş, sadece silahlı kuvvetlerin birbiriyle savaşması değil. Toplum içinde de insanlar evde, sokakta, siyasi bölünmüşler içinde, bir erkek veya siyasi şiddet halinde de farklı olan dışlama ve doğayı mahvetme biçiminde de yaşıyor. Ekmek kavgası adı verilen bir ekonomik savaş alanı da var! Silahlı, külahlı... Birbirini yiyip bitiren... Soygun, yağma, ağır sömürü halinde..

Dünya, savaş hastası dedik. Pandemi koşullarında bile azalmayan bir savaş harcaması var. “Küresel askeri harcamaların, küresel GSH içindeki payı geçen yıl 0.2 puan arttı ve yüzde 2.4’e yükseldi. Toplam küresele askeri harcamalar 1.9 trilyon dolara yükseldi 2020’de. Her şey etkilendi, silahlanma hariç.”

İnsanlığın geçmişinde barış içinde yaşayan toplum örnekleri var. Savaşmayan komşulardan oluşan kabile, uluslar ve diğer sosyal sistemlerin varlığı, savaşsız yaşamanın mümkün olduğunu gösterir.

Beş İskandinav ülkesi 200 yıldır birbirleriyle savaşmıyor. Anlaşmazlıklarını tartışma ve müzakere, karşılıklı saygı ile hak gözeterek, işbirliğine ve hukukun üstünlüğüne inanarak hallediyorlar..  Hiçbirinin aklına birbirine silah göstermek gelmiyor..

Avrupa Birliği de çok önemli bir barış ve işbirliği girişimidir. Avrupalı kimliği içinde 30’a yakın ülke ve daha çok sayıda dil ve etnik kimlik birleşiyor. Bu, dünya için çok değerli bir deneyimdir. Ancak bu duruma, iki dünya savaşı Avrupa topraklarında çıktıktan sonra vardılar. 

Fakat hiçbir şey saf değildir, AB’de de henüz milliyetçilikler, çıkarcılıklar var, AB’nin, barışı hem içinde hem dışa yaymak için daha zamana ihtiyacı vardır.

Egeli kimliği

Biz de mesela Ege’de bir Egeli ortak kimliği niye geliştiremeyelim? Ortadoğulu komşularımızla bir yeni barışçı kimlik niye geliştirmeyelim? Kapsayıcı kimlikleri birleştiren, üst sistemlere şiddetle ihtiyacımız var.

Çok sayıda yazımda şunları yazdım:

Türkiye Ortadoğu bölgesini savaşlardan ve büyük devletlerin müdahalelerinden arındırmak için büyük bir işbirliği ve barış projesini hayat geçirmelidir; İran, Suriye, Lübnan, Ürdün ile bir büyük işbirliği, bilim-teknoloji temelinde büyük barış programını başlatmalıdır. Ortadoğu ülkeleri arasında savaş, çekişme, egemenlik kurmaya kalkışmak gibi büyük devletlere bölücük fırsatı yaratan politikaları unutmalıyız... Yeni bir Ortadoğu gerekir ülkeye...

Giderek daha büyük ordular beslemek ve silaha yatırım, gerçek güvenliği sağlayamaz... Ayrıca silahlanma, emperyalist emelleri körüklüyor. Sürdürülebilir kalkınma, eğitim, sağlık ve diğer insani ihtiyaçlar için gerekli büyük mali kaynaklar yaratılmasını da engelliyor.

Aslında dünya işbirliğinin ve ortak yaratıcılığın nimetlerini çok iyi yaşıyor. Mesela internetin gelişimi.. Uzaya yolculuklar.. Çiçek gibi hastalıkların ortadan kaldırılması.. Hele hele bir yıl gibi kısa sürede etkili Covid-19 aşılarının geliştirilmesi. Tüm bunlar ortak insanlık çıkarları için. Büyük bir barış umudunun varlığının göstergeleri..

Barış için liderlik, kadınlar öne 

Barış liderlerini yaratmalıyız. Dünyada özellikle Kanada merkezli, barış ve adalet konularında liderlik eğitimi veriliyor. Lisans eğitimini bitirmeye bir yıl kalan öğrencilere barış eğitimi bursu veriyor. 

Barış için liderliğin en büyük adayları kadınlardır. Çünkü savaş durumlarında en çok kaybeden kadınlardır. Bu nedenle kadınlar barışın liderliğini üstlenmelidir.

Fakat politikada liderliğe veya milletvekilliğine soyunan kadınlar, politikanın çatışmacı erkek dilini reddetmeliler ve politikada yeni bir kadın dili, barış dili geliştirmeliler.

Partilerde, kadınların bu rolü için kadro alanları ve mevkiler açılmalıdır.

Partiler artık eski geleneksel, dünyayı değiştiremeyecek olan erkek diline dayalı politik örgütlenmeleri ve söylemlerini değiştirmeye yönelmeli.

Mesela CHP, parti ve halkın örgütlenmesinde parti içinde resmen barış kanadı, yeşil kanadı açmalıdır. Bu kanatlar parti meclisinde, merkez yönetimde yer almalı.

Geleceğin dünyasını kurabilmek, yeni bir örgütlenme biçimi ve politik dilden geçmektedir.