Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

23 Nisan 2022 Cumartesi

Rusya kaybetti: ‘Jeostrateji her şeydir, Ukrayna hiçbir şey’in iflası

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Rusya kaybetti: ‘Jeostrateji her şeydir, Ukrayna hiçbir şey’in iflası

19 Nisan 2022 Salı


Irak’taki ABD ile Ukrayna’daki Rusya arasında fazla bir fark yok. Sen Irak’ta, Suriye’de ülkeleri askeri işgal ve benzeri yöntemlerle nasıl parçalayabiliyorsan, ben de Ukrayna’da aynı şeyi yaparım. Tabii, Batı’nın NATO’yu kullanarak yok ettiği Libya da var! Rusya da Libya’da.. Dedim ya bu, dünya çapında süren nüfuz bölgeleri savaşı...

Batı, Libya’da gözyaşı dökmedi. Irak için de Batı’da zerre damla akmadı! Kendisine Müslüman ülke diyenler dahil! Irak’ta (ve Suriye’de) yapılanlar, ABD (ve AB) için sadece jeostratejinin gerekleriydi!

Orada insanlar, milletler, çocuklar, tarihler, geçmişler, düşler, hepsi yok edilebilir ve öldürülebilirler.. Çünkü “jeostrateji her şeydir”. Jeostrateji için her türlü savaş göze alınabilir.

UKRAYNA ANA CEPHE

Fakat ana cephelerde “jeostratejiler çarpışınca” bu kez büyük sorunlar, üstelik dünya çapında ortaya çıkıyor.

Çünkü Ukrayna, jeostratejik çarpışmanın ana cephesidir. 

Ukrayna demek, aynı zamanda Polonya, Çekoslovakya, Baltık ülkeleri, hatta Finlandiya, İsveç demektir. Çünkü işgal sınırları oralara dayanmaktadır. 

Hatta Almanya!!!

Burada, NATO’nun Ukrayna ile Rusya sınırlarına dayanması Moskova için alarm çanları çaldırdı, diye yazdıksa, Rusya’nın da Ukrayna işgali ile Batı - NATO ülkeleri sınırlarına dayanma girişimi, aynı şekilde alarm çanlarını çaldırmıştır.

YAN CEPHELERE GÖZ YUMULDU

Mesela Rusya’nın Gürcistan savaşı ve Kırım “ana cepheler” değildi. Rusya daha alt düzeyde yaptırımlarla kolay atlattı.

Bu iki “savaş”, Rusya ile Avrupa, hatta ABD ve dünya ile arasındaki ticari ilişkileri neredeyse etkilemedi.

Rusya’nın 1200 km’lik Kuzey Akım 2 doğalgaz projesi son aşamasına hızla yürüyordu. Avrupa, Rusya doğalgazı ve petrolü ile besleniyordu ve Rusya’nın gelir kalemleri hızla gelişiyordu...

Rusya, Ukrayna işgal girişimi öncesi 630 milyar dolar merkez bankası rezervlerine sahipti. Büyük para!

Sanırım, bu kadar rezervi, Ukrayna savaşı için biriktirdi; işgalin büyük tepki çekeceğini, karşı hamlelerle sıkıştırılacağını ve büyük stok paraya ihtiyacı olacağını hesapladı.

RUSYA’NIN GÖREMEDİĞİ

Fakat topyekûn ve böylesine büyük bir karşı koyuş beklemiyordu anlaşılan.

Rezervlerinin önemli bir kısmı bile donduruldu. İflas karşısında kalabilir beklentisi var Batı finans çevrelerinde.

Avrupa’nın, Rus gazı ve petrolünden tamamen vazgeçme kararı alabileceğini hesaplamamış Moskova. Avrupa en kısa zamanda bunu gerçekleştirecektir. Moskova anlaşılan “Nasıl olsa gaz ve petrol boru hatlarıyla bağladım Avrupa’yı, bu ekonomi kıskacından hem kurtulamaz hem de Ukrayna işgalini sineye çeker” diye düşünmüş.

Rusya, Ukrayna’nın “jeostratejik çarpışma”nın ana cephesi olduğunu hesaba katamamış. Yani Ukrayna’nın, Rusya ile Batı arasındaki “savaşın” ana cephesi olduğunu görememiş.

AVRUPA’DA TAM KAYBETTİ

Rusya, Avrupa’nın ana cepheye dönüşeceğini görmeyince, “jeostrateji” oyununu “kurallarına göre” oynamamış oluyor. 

Çünkü bu “oyunda” başlıca kural kazanmaktır. 

Rusya ise Avrupa’da tam kaybetmiştir. Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgalle ele geçirmiş olabilir (olsa bile ne süreyle bilinmez).

Ukrayna işgali ile, Avrupa - ABD arasında yeniden ve adeta tam bir askeri, siyasi birlik sağlamıştır.

Avrupa’nın Rusya’ya karşı askeri harcamalarını büyük ölçüde artırmıştır.

Nüfuzu altındaki eski Varşova Paktı üyeleriyle ilişkilerini tam koparmıştır.

Avrupa’nın siyasi ve askeri birlikteliğini güçlendirmiştir. Avrupa üzerinde ekonomisini tamamen yitirmiştir.

Dünya üzerinde de her alanda epey sınırlandırılmıştır.

Rus imajı ve kültürüne büyük darbe vurdurmuştur. Tarafsız ülkeler İsveç ve Finlandiya, NATO’nun kapısını çalmıştır.

ERKEN BIR CEPHELEŞME

Dünyayı iki ayrı ekonomi blokuna bölme noktasına getirmiştir.

Küresel alışveriş - ticaret darbe almıştır.

Ukrayna işgal girişimi dünya çapında yeni bir saflaşmayı çok çok erken başlatmıştır. 

Olayın bir de Çin yönü var ki kaybedenler kulübüne zoraki sokulmuş bir ülke!

Tüm bunların ötesinde, bir Ukrayna var, yıkılmış kentleri, öldürülmüş insanları, milyonlarcası göçe zorlanmış bir milleti ile...

Batı-Rusya nüfuz savaşında bir askeri üst aşama, nereye?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Batı-Rusya nüfuz savaşında bir askeri üst aşama, nereye?

18 Nisan 2022 Pazartesi


Öncelikle şunun altını, her şeyden arınmış, saf gerçek olarak çizelim: Ukrayna, Doğu ile Batı’nın etki alanları mücadelesidir. Şüphesiz bunun Çin tarafı da vardır.

Bu etki alanları – hegemonya mücadelesi zaten öteden beri hiç durmadı.

Soğuk Savaş bitmemişti, aslında Rusya’nın eski nüfuz bölgelerinde, sınırdaki yeni bağımsız ülkeler üzerinden alabildiğine sürüyordu.

2008 Gürcistan, 2014 Kırım savaşları bu nüfuz bölgeleri mücadelesinin askeri yansımalarıydı. (Daha önceki “Portakal-Gül devrimleri” siyasi arenadaki meydan savaşlarıydı!)

Şimdi bu mücadele Ukrayna bağlamında, Avrupa üzerinde bir üst düzeye yükselerek siyasi arenada güç mücadelesinden koptu ve büyük bir askeri– ekonomik bir karaktere dönüştü.

DOĞU’NUN VE BATI’NIN FARKLI ARAÇLARI

Ukrayna tipi ülkelerin Batı’ya, Batı refahına-zenginliğine, parasına puluna yönelişi var.

Batının silahı: Zenginlik-refah. Bugünkü “kavimler göçü”nün ana itici gücü budur,yani Batı’nın refahıdır: Doğu’dan Batı’ya!

Türkiye’nin de burada bir geçiş ülkesine ama gelenlerin Batı’ya göç olanakları sınırlı olduğu için ağırlıklı olarak göç edilen ve kalınan ülkeye dönüştüğünü biliyoruz.

Etki alanları mücadelesinde Batı’nın silahı daha iyi refah, iş, zenginlik rüyasıdır. Bu amacına uygun olarak, parlamenter sistem seçimlerine ağırlığını koyar, kulvarına girmiş partileri her türlü destekler ve iktidara gelen “batıcı partilerin” AB/ Avrupa nüfus sahasına intikalini sağlar.

Demokrasi ve özgürlükler de güçlü araçlarıdır.

Şüphesiz bu ülkeler AB’nin büyük zenginliğinden de yararlanırlar, daha iyi maddi –ekonomik koşullara da sahip olurlar... En azından bugünkü tablo, bu sistemin başarıyla işlediğini göstermektedir.

DOĞU’NUN SİLAHI İSE...

Doğu’ya gelince, Rusya, etkisi altındaki Batı’ya yakın neredeyse tüm ülkeleri Batıya “kaptırmıştır”, SSCB’nin dağılmasıyla.

Moskova, Bağımsız Devletler Topluluğu birliği ile bu nüfus bölgelerinin Batı egemenliği altına girmesini engelleyen politikalar izledi.

Rusya’nın ise Batı’nın zenginliğine, “demokrasi” vaatlerine karşı en etkili silahı dili, kültürü, ortak tarih, ekonomik ilişkileri oldu. Ve aynı zamanda yaygın Rus nüfusu..

Mesela Beyaz Rusya ile birlik üstü bir ittifak anlaşması var. En sıkı iki ülke!

Bir de bunlar yetmezse “askeri gücü”nü devreye soktu..

GÜRCİSTAN ÜZERİNDE HEGEMONYA SAVAŞI

Batı-Rusya çatışmasında Gürcistan, Ukrayna öncesinde, büyük gerilim ve neredeyse bugünkü benzer savaşın ülkesi oldu 2008’lerde.

ABD, Gürcistan’ın yine AB’ye, NATO’ya girmek isteyen yönetimini askeri bakımdan eğitti, donattı, destekledi. (AKP’nin de 50 milyon dolarlık askeri desteğinden bahsedilir!)

Ama Rusya askeri gücünü devreye soktu. Güney Osetya ve Abhazya’nın Gürcistan’dan ayrılıklarını destekledi. Gürcistan ile savaştı. Bugünkü gibi! Askeri işgale kalkışmasa da iki bölgenin ayrılmasını sağladı.

ABD/AB Gürcistan’da başarsaydı, Karadeniz’de Gürcistan siyasi-askeri üsleri olacak, Karadeniz’de Ukrayna-Gürcistan ittifakı ile Rusya’yı bu kez güneyden kuşatacak, Karadeniz’i Ruslara tamamen kapatmaya varan politikaları izler olacaktık!

Şimdi Moskova, Ukrayna’nın Karadeniz ile bağlantısını kesecek askeri operasyonlar yapıyor. Bu Batı planını tamamen saf dışı bırakma niyetiyle.

ALT AŞAMADA DOĞU-BATI SAVAŞI

Ukrayna, Rusya-Batı arasındaki savaşın, daha öncekilerle kıyaslanamayacak askeri ve ekonomik üst aşamasıdır.

Yani büyük bir tırmanma söz konusudur.

ABD ve AB, Rusya ile tüm köprüleri atmış durumda.

Milyarlarca dolarlık askeri yardımla Ukrayna’yı Rusya karşısında destekliyorlar. Giderek daha büyük ve daha güçlü askeri silahlar gündemde.

Batılıların askerleri yok, ama silahları var.

Bir de dünya üzerindeki ekonomik büyük güçleri... Maliyesi, bankaları, tüm bunları çalıştıran kendi kontrolleri altındaki sistemleri. Dünya kurumları... Ticareti güdüyorlar.

Bu en büyük ekonomik silahlarını Rusya’yı çökertmek ve boyun eğdirmek için kullanıyorlar.

En büyük güçleri de kendi pazarları. Doğu için Avrupa ve ABD büyük pazar.

ABD Çin’i de yaptırımlara katılması için tehdit ediyor..

Burada keseyim. Yarın Putin’in kazancı ne, ABD ve Avrupa’nın ne, savaş nereye evrilir ve Çin konusuna gireceğim.

Putin için Ukrayna, salt güvenlik konusunun çok ötesinde

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Putin için Ukrayna, salt güvenlik konusunun çok ötesinde

17 Nisan 2022 Pazar


Putin’in Ukrayna kanlı macerasının iki yönü var. İlki, ABD/NATO savaş stratejisinde, Rusya’nın Batı cephesindeki başdüşman olması. Ukrayna’nın ABD/Avrupa-Rusya arasında büyük bir oyun/çekişme alanı olması. Meselenin özünde, Ukrayna’nın hangi cephede kalacağı var. Moskova açık ve net ki Ukrayna’nın NATO’ya girmesi halinde büyük bir güvenlik sorunu yaşayacak. 

İkinci yön ise Moskova’nın Ukrayna’yı Rusya ortak tarihinin bir parçası görmesi. 

Üçüncü bir yön var ki iki büyük güç arasında eğer bir kıyamet koparsa Avrupa topraklarının ana savaş alanına dönüşeceğidir (üçüncü kez); bu hepsinden önemli bir konu, ama Avrupa kendini bu olasılığın dışında tutma konusunda ne yazık ki acizlikten öte bir tutum gösteremiyor.

Bugün biraz daha farklılaşacağım konu üzerinde. Rusya’nın Ukrayna çözümünde “askeri araca”, işgale başvurmasının biraz tarihsel arka planına bakacağım.

Diplomasi için savaşmadı

Daha önce yazdığım gibi Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya alınmaması üzerinde güvenlikli - diplomasiye dayanan ve Avrupa’yı rahatlatacak bir strateji izleyebilirdi, ama bunu yapmadı.

Oysa, bunun zemini vardı: NATO 2008’de Ukrayna’nın (aptalca) başvurusunu almış, ama görünen o ki Moskova ile derin sürtüşmelere neden olabileceği düşünceleriyle, bu işlemi yürürlüğe koymamıştı, askıda bekletmişti. Moskova’nın meselesi, Ukrayna’nın NATO’ya girmemesi olsaydı, bu durumun kesinleşmesi çalışmalarına öncelik verirdi. Ama bunu yapmadı.

NATO, Biden’ın yeniden Avrupa’ya dönmesi ile, Ukrayna’nın NATO’ya girmesi gerektiğini dile getirmeye başladı, genel sekreteri aracılığıyla...

ETKİ ALANLARI MÜCADELESİ

Putin’in Ukrayna ile sorunu, NATO’ya üye olasılığının ötesinde anlam taşıyor..

Avrupa ile Moskova arasında 2002’den beri bir “siyasi savaş” sürdürüldüğünü biliyoruz. 2004 Turuncu devrimleri, Soros’un, Avrupa’nın, ABD’nin kışkırtmalarıyla Ukrayna’yı parçaladı. Rusya’nın eski parçaları olan Gürcistan, Belarus da bu etki alanları mücadelesinin ülkeleriydi. Moskova etkisine girdiler. Ukrayna ise en sorunlu ülke oldu Doğu-Batı çekişmesinde.

2014’te Rusya, Ukrayna’yı askeri bakımdan dilimlemeye başladı. Kırım işgali bunun bir sonucu (Putin öncesinde Rus liderler Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etmişlerdi). Rus nüfusun yoğun olduğu Donbas bölgesi de bu girişimlerin diğer parçası oldu.

Putin’in Ukrayna’yı işgali aslında bu politikanın devamıdır. İşgale girişirken, elinde kaç senaryo vardı bilmiyoruz. En düşük senaryonun Kırım ve batısı ile Donbas bölgesini ele geçirme olduğu görülüyor.

GEÇMİŞTE POLONYA İŞGALİ VAR

Fakat Ukrayna işgalinin Moskova’nın geçmişteki politikalarıyla da izdüşümlerini kurmazsak eksik olur.

Yakın tarihte kalarak anımsatma yaparsak: İkinci Dünya Savaşı’nın ilk başında Stalin ile Hitler anlaşarak Polonya’yı bölüşmüşlerdi. Polonya’nın bugün işgale karşı en sert tutumu almasının tarihsel kökleri var.

Tabii Stalin'in Fiinlandiya'yı işgali de var. Bugün Finlandiya tarafsız konumdan ayrılmayı ve NATO üyeliğini tartışıyor.

Putin aslında bu eski politikanın, tarihlerindeki otoriter - diktatoryal liderliklerin izini sürüyor.

Dağılmış, parçalanmış Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, geçmişin çizgisine bağlı Rus politikacılar için bir travmadır. Putin’in, Rusya’nın sınır bölgelerinde Moskova etkisinde ülkeler oluşturma için sürdürdüğü savaşın, hem bu travma yönü var hem de Rusya’nın çevresinde güvenlik alanları oluşturması yönü var. 

Her halükârda, bu politikanın ekonomik, sosyal ve kültürel getirilerinin de olacağı kesin. Etki alanlarının belki de ana amacı bunlardır.

Ukrayna işgali, güvenlik amacının çok ötesindedir Rusya için.

***

Pazar pazar fazla uzatmadan burada keseyim ve bu askeri politikanın Rusya açısından kötülükler ürettiğini de yarına bırakalım.

İyi pazarlar!

21 Nisan 2022 Perşembe

2023 olmadı, 30 yıl sonrasını, 2053’ü verelim!

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

2023 olmadı, 30 yıl sonrasını, 2053’ü verelim!

14 Nisan 2022 Perşembe


Cumhurbaşkanı’nın dünkü konuşmasının temel ekseninde 2053 vaatleri vardı. 2023 yarın ayol, dolayısıyla gelecek yıl için bir vaatte bulunması abesle iştigal olur da, yıllar önce 2023 için ilan ettikleri akla geldi, 2053 yani 30 yıl sonrası programında bol bol şöyle yapacağız böyle yapacağız dedi. Enflasyon ve pahalılık kasıp kavuruyor, kasada para yok, milletin bırakın bir haftayı, yarını hakkında bir yaşam depresyonu ayyuka çıkmışken çoook belirsiz bir gelecek için politikacı zokasını milletin yutmasını beklemeleri de doğrusu acayip bir öngörü!

Resmi programlara giren 2023 hedefleri vaatleri çöpe gitti: “Ülkenin toplam gelirini 2 trilyon dolara, kişi başına geliri 25 bin dolara, ihracatı 500 milyar dolara yükseltmeyi, işsizliği ise yüzde 5’e düşürmeyi, böylece ülkemizi 2023’te dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına sokmayı” hedeflediklerini unuttular.

Anlaşılan, içine girdiğimiz seçim sürecinde vaatlerin bir provasını dinlemiş olduk.

ÜRETİCİ FİYAT ARTIŞI YÜZDE 115 İKEN...

Bugüne ilişkin yaptığı saptamalar içinde de gerçeklerle hiç uyuşmayan konular vardı. 

Mesela, “Gıda fiyatlarındaki balonlar sönecek” dedi. TÜİK bile üretici fiyat endeksindeki artışı, geçen yılın mart ayına göre yüzde 115 ve sadece mart ayındaki artışı yüzde 10 ilan ederken... Ve enflasyon artışını açgözlülerin ahlaki sorunu olarak ilan ediyor..

Sanki fiyatları yapay olarak iç güçler (market) ve dış güçler fırlatıyor. İktidarın ekonomi politikaları pirüpak. Herkeste enflasyon var, evet de, AB - Kuzey Amerika ortalaması yüzde 6-7 civarında.

2053 hedeflerinde de yine dağı taşı yolu delmek var. Yeni slogan: Lojistikte süper güç olacağız! Yollar, raylar limanlarla köşeyi dönecek bir ülke hayali! 

Bir ülkenin en değerli yaratıcı gücü olan insan kalitesinden, eğitim kalitesinden, üniversite kalitesinden, bilim ve araştırma kalitesinden ses yok. Ekonominin ithalat bağımlılığını azaltacak politikalar yok.. 

Bir yılda 60 bin bilgisayar - yazılım sektöründe uzman elemanımız yurtdışına kaçmış, kimin umurunda!

KANAL İSTANBUL: BOŞ HAYALLER VE SAKLANALAR

Tabii Kanal İstanbul da gündemindeydi: Bir cümle içinde iki nokta ile Kanal İstanbul’u andı: Jeostratejik kozumuz olacak, İstanbul Boğazı’nı rahatlatacak.

İstanbul Boğazı uluslararası bir suyolu, Montrö konusu. Gemiler parasız geçiyor. Kanal İstanbul’a onları gönderemezsiniz. Ayrıca adı üzerinde, kanal, derinliği-eni boyu belli, bazı gemiler parasını verelim geçelim dese bile, hiçbiri cesaret edemez. Ayol İstanbul Boğazı’nın en dar yeri iki Hisar arası 760 metre iken ve buna rağmen gemiler sahillere bindirirken, Kanal İstanbul’un taban genişliği 275 metre planlanmış. 

Jeostratejik koz derken akla gelen, Montrö’nün kısıtlama getirdiği ve bazı durumlarda yasakladığı yabancı askeri gemileri gerektiğinde kanaldan geçiririz, avantaj elde ederiz, Montrö’yü de delmemiş oluruz, hayali hesabı var. Montrö, Çanakkale ve İstanbul boğazlarından Karadeniz’e geçişleri kararlaştırıyor. Bütünsel bir anlaşma. 

Önemli olan, Karadeniz ülkeleri, Karadeniz’in güvenliği. Anlaşmayı kanalla delmek ve Karadeniz ülkelerinin güvenliğini tehdit edecek NATO ve Amerika dayatmalarına geçit vermek gibi bir cin fikri dünyaya kabul ettirebileceklerini sanan bir iktidar var karşımızda, ne yazık ki!

Ama Kanal İstanbul çevresinde 1.5 milyonu bulacak lüks konutlar, arsa spekülasyonları ve büyük paralarla İstanbul’un sırtına asla taşıyamayacağı yükler bindirmeyi de gözden kaçırıyor.

***

2023 vaatleri tutmadı, hepsi fos çıktı, ülkeyi ekonomik olarak çökerttik, çok özür dileriz..

Bunun yerine size şimdi 2053’te 30 yıl sonrası için, Süper Lojistik Türkiye veriyoruz..

Olağanüstü hal ilanı üzerine bir halüsinasyon

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Olağanüstü hal ilanı üzerine bir halüsinasyon

12 Nisan 2022 Salı

Nisan ayı sonunda enflasyon inişe geçer diyen çok uzak görüşlü Maliye Bakanımız Bay Nebati bu inişi aralık ayına erteledi. Çitlere takılacak koyun yünlerini toplayıp satarak borcunu ödeme sözü veren Nasreddin Hoca fıkrası ile karşı karşıyayız. Düşer mi düşer, mesela TÜİK yüzde 50’ye, 40’a indirince, Bay Nebati havai fişek mi patlatır bilmem.

Ülkeyi, milleti ağır tahrip eden bu enflasyonun ve pahalılığın tahammül edilebilir bir düzeye çekilebilmesi gelecek yılın ilk yarısında bile mümkün görülmezken...

Seçimlere kadar Saray’ın önünde, şapkadan tavşan çıkarmak için kaç yol var diye sormuştum dünkü yazımda. Şu sıralarda gazetelerde mesela Karadeniz gazının karaya pompalanması haberleri sıklaştı, TOGG otomobillerine test sürüşü için Bay Nebati dahil bakan binmeleri başladı... Bunların pahalılık ve enflasyona olumlu bir etkisinin olacağına inanan da yok.

Cumhurbaşkanı eğer ücret ve maaşları, enflasyon ve pahalılığın en azından üç-beş puan önüne sıçratma gibi bir hüner sergileyemezse, seçimleri kaybetme riskinin giderek büyümesi karşısında elindeki tek seçenek, anayasada yazılı maddeyi işleterek seçimleri ertelemek...

Hiç istemem, tartışılması hatta bir şekilde gerçekleşmesi bile bu ülkeyi raydan çıkaracak sonuçlar doğuracak bir karar olacağına şüphe yok.

Ama anayasada yazılı.. Bugün bu maddeleri hatırlatacağım, bir kenarda durması için...

MECLİS NASIL ERTELER?

Madde 78: “Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.”

Meclis’in, cumhurbaşkanından ayrı erteleme yetkisi bu kadar.

Fakat seçimleri erteleme yetkisi esas cumhurbaşkanında.

CUMHURBAŞKANI NASIL ERTELER?

Madde 119: “Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabii afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.”

Hiç beklemeden aynı saatte kararını Resmi Gazete’de yayımlar ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına da sunar. Meclis, “olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir”.

Diyelim altı ay OHAL ilan etti ve seçimleri erteledi. Çoğunluğa sahip olduğu Meclis, “Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz.”

Yani, cumhurbaşkanı ekonomik OHAL ilanını cebinde taşıyor. Altı ay +4+4+4 ay uzatmalar şeklinde bunu sürdürebilir.

OLUR MU?

Türkiye burası abicim, anayasanın hoşlanmadığı amir hükümleri bile uygulanmazken anayasanın kendine tanıdığı erteleme hakkını kullanamaz demek, boştur.

“Tamam artık, devletimize, iktidarımıza ülkemize karşı iç ve dış düşman güçlerin ekonomimizi çökertmek ve halkımızı yoksullaştırmak için başlattıkları büyük saldırıyı boşa çıkardık... Seçimleri yapabiliriz...” cümlesini kuracağı zamana kadar.

Şüphesiz ki ertelemeye giderse AKP iktidarı, orada ne kadar kalabilirler, kalabilirler mi, bu ayrı tartışma konusu.

Şüphesiz ertelemeye giderler mi sorusuna da “hayır” yanıtı rahatça verilebilir.

Erteleme yerine, seçim il ve ilçe kurullarının oluşmasında getirdikleri yargıç seçimi değişikliğine mi bel bağlarlar, seçimleri tamamen güvensiz kılma “yasal gibi görünen” girişimi (YSK de kontrollerinde!) önem kazanır.

Bilemem. Tabii ki AKP hukuka demokratik düzene bağlı ona sadık bir parti ve iktidardır, bunlara zerre tevessül etmez de diyebilirsiniz. Ne güzel olur!

BIR HALÜSİNASYON SADECE

Şunu da belirteyim: Bu olasılık çeşitli yazar ve hukuk insanları tarafından da dillendirildi.. Ben burada ekonomik gidişin giderek altından kalkınamaz hale gelmesi karşısında, cumhurbaşkanı mutlaka iktidarda kalmak istiyorsa, elindeki tek seçeneğin seçimleri erteleme, meşru anayasal düzeni askıya alma olasılığını, yeniden anımsattım.

Sanki ekonomiyi iyice çökertmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyor olmaları, bu olasılığı daha çok gündeme getiriyor gibi..

Tabii, bu yazdığım bir halüsinasyondur, önceki gece rüyama girip ter içinde uyanmama neden olan...