Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

24 Aralık 2019 Salı

Çöküşe doğru mu? İktidarın Suriye ve Libya politikası


22 Aralık 2019 Pazar / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı
Geçen gün Mısır’ın egemeni Abdulfettah el Sisi bir açıklama yapmıştı: “Libya’yı kimsenin kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, bu Mısır için bir güvenlik sorunudur.” Sisi’nin bu açıklaması, Ankara’nın Libya’daki resmi hükümetle yaptığı deniz yetki alanı ve askeri işbirliği anlaşmasından sonra geldi. 
Mısır, Libya ile sınır. Biz de Deniz Yetki Alanları anlaşmasıyla “sınır olduk”.
Bizim Saray, Akdeniz’de petrol, doğal gazın büyük ölçüde keşfiyle önemli bir ekonomik zenginli kaynağına dönüşen Akdeniz’de yetki alanların belirlenmesi konusunda, neredeyse tüm Akdeniz ülkeleri tarafından neredeyse sadece kendi karasularımıza hapsedilmeye kalkışınca, bir çıkışı yolu olarak Libya’nın resmi hükümetiyle anlaşmayı seçti. Libya ile anlaşma bu iktidardan çok önce Deniz Kuvvetleri tarafından gündeme getirilmiş sonra rafa kaldırılmıştı.
Herkes bu anlaşmayı destekledi. Anlaşmanın Diğer ülkelerle sorunlu yönlerini bir kenara bıraktık, büyük başarı olarak kutladık. Ama bu anlaşma yürür mü ne kadar yürür, Libya’ya asker göndermek de neyin nesi diye, büyük sesle soran olmadı.
Çünkü Libya’da bir iç savaş sürüyor.
Trablus yakında düşebilir
Anlaşma yapılan Trablus’daki resmi hükümet. Türkiye’nin askeri desteğine şiddetle ihtiyacı var, çünkü neredeyse biz gibi “yalnız ve tek başına”!
Libya’daki iç savaş çok yönlü ve şiddetli. Halife Hafter en büyük güç. Ülkenin çok büyük çoğunluğunu kontrol ediyor. Trablus hükümeti bir köşede sıkışmış durumda. Kısa sürede düşebilir. Hafter’in arkasında Mısır dahil, Rusya, Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri ve bazı batılı ülkeler var.
Saray’ın asker göndeririz tutumuna ve bu konuda yapılan anlaşmaya karşı, Mısır buna göz yummayacağını açıkladı. Bu durumda Libya yabancı orduların savaşacağı bir alana dönüşebilir. Suudiler vb asker gönderebilir. Rusya zaten işin içinde. MİG savaş uçakları, paralı asker şirketi Hafter’e destek veriyor.
Fransız donanmasından gemiler, İtalyan askerleri da Misrata havaalanı ve önlerinde. Bunlar da “devirdikleri” Kaddafi’nin adamı Hafter safında gözüyor!!!
8-9 yıldır Libya diye bir devlet yok. Batı yapacağını yaptı.
Görünen o ki, Trablus hükümeti gidici. Saray bir ordu mu gönderecek oraya? Mümkün değil. Ama el altından, SADAT gibi kullandığı güçlerin organizasyonunu devreye sokabilir. Niyet öyle.
RTE bu konuyu Putin ile görüşecek.
Kırılganlık had safhada
Saray’ın bütün politikaları büyük bir kırılganlık içinde, yıkılabilecek çökebilecek durumda.
Suriye’nin İdlip’te köktendincilerin elindeki topraklarını kurtarmak için saldırıları karşısında çaresiz. Oradaki konumunu korumak (Bunun bir diğer anlamı şu: Rejim muhaliflerinin İdlip’te tutunmalarını, işgallerini sürdürmelerini sağlamak) için bu kez NATO ve Batı ülkelerini Rusya ve Suriye’ye karşı kullanmaya çalışıyor. Bir Rusya ile beraber, bir de Batı ile ve ikisinin arasında sırat köprüsü üzerinde bir orya bir buraya devriliyor.
Suriye’nin İdlip operasyonları sivilleri de Türkiye sınırına doğru itekliyor.
İdlip’te dengeyi tutturması mümkün gözükmüyor Ankara’nın.
Libya’da da öyle. Yaptığı anlaşma, Trablus’un düşmesiyle, havada kalacak, boşa gidecek.
Ankara diyor ki, Hafter de gelse, deniz anlaşması onların da lehine olduğu için anlaşmayı kabul der. Öyle mi? Onlara karşı savaş, sonra da gel anlaşma kalsın de..
Lider egosu tavanda
Türkiye tam yalnızlığa itildi. Diploması yok, “monşerler bu işten anlamaz” denilerek ülkenin en büyük dış politika gücü adeta sıfırlandı.
Akdeniz’de Mısır ve Suriye ile yıllar önce yapılması gereken Deniz Yetki Alanları barışçıl görüşmeleri yapılmadı. Şam ve Mısır düşmanlığı tam gaz.
Bunlar olmadan, hatta İsrail ile bile bu konuda görüşmeler olmadan, Libya ile yapılan anlaşmanın ayakta kalması olasılığı güç.
Saray’ın egosu tavanda. Askeri güç hemen her alanda sahaya sürülerek, bununla “her şeyi yalnız ve tek başına elde edeceği” hayalleri de tavanda.
Suriye’de de Libya’da da büyük kırılmaların yaşanması olasılığı çok yüksek ve Türkiye’nin bu tehlikeli sulardan başarıyla çıkma olasılığı ise bu politikayla mümkün değil.. Bu iktidarla... demek daha doğru olur.

21 Aralık 2019 Cumartesi

Çin Yüzyılı: Bir örnek daha, ve ABD’ye nal toplattırıyor, Kimya yayınları



19 Aralık 2019 Perşembe / Bilim ve Siyaset -  Orhan Bursalı
Şu grafiğe bakın, kimya alanında yapılan en değerli ve nitelikli araştırmaların ülkelere –üniversitelere kurumlara– göre dağılımını görüyorsunuz. 2018 yılı bilimsel makalelerin değerlendirilmesi var grafikte. Dünyada en nitelikli 82 kimya mesleki dergisinde yayınlanan yüksek nitelikli – değerli araştırmaların başka bilim insanları tarafından kullanılması (atıf – referans verilmesi) oranlarına /paylarına  göre düzenlenmiş bir grafik.
Bu liste başı, son 3 yıl hep ABD’li bilim insanları – kurumlarıydı. Çin üçüncü sıradaydı. Bu yıl başa oturdu. Çin’in etkili kimya araştırmaları üretimi, listede yer alan üç Asyalı komşusunun, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’nin toplamının iki katı! Almanya 3., Japon 4., İngiltere 5., Fransa 6., Güney Kore 7., Hindistan 8., Kanada 9., ve İspanya 10.sırada. Herhalde, Türkiye’nin bu listede varsa bile çok uzağında olduğunu söylemeye gerek yok.
Dünkü yazımda Çin’in devasa ilerlemesini yazmıştım. Yukarıdaki yeni açıklanan liste bunun kanıtlarından biri..




“Kurtuluşumuz bilim ile olacak”
                                                             
Pusula, matbaa, kağıt ve barut, Çin’in antik zamanlardaki yüksek uygarlığının dünyaya hediyeleriydi. Sonra büyük kargaşalıklar durgunluklar iç savaşlar yaşadı. Çinli genç bilim insanları daha sonra kurtuluşumuz bilimle olacak diye harekete geçtiler. Geri kalmışlıklarımızın gerçek nedeni bilimden uzak durmak dediler. Batı’nın askeri ve ekonomik gücünün altında bilimin yattığını gördüler (HBT: Çin nasıl süper güç oldu?) Gençler, Çin’i bilimle kurtaracağız, dediler. Mao zamanında Çin bilimle ilişkisinde çeşitli badireler atlattı, sonunda Deng Siaoping Çin’in kesin bilimle buluşmasının yolunu açtı.
“1978 ve 2018 yılları arasında 5.860.000 Çinli öğrenci okumaları için yurtdışına gönderildi. Son yıllarda bu öğrencilerin geri dönüp araştırmalarına kendi ülkelerinde devam etmeleri için teşvik programları düzenleniyor. Son 150 yıl boyunca bilim ve teknolojinin ülkeyi ileri götüreceği inancı Çin kültürüne iyice benimsenmiş durumda. Büyük kentlerden, kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarına, duvar yazıları ve posterler bunu açıkça gösteriyor. Bu yolda ilerlerken Çin’in süper güç olmasına yol açan en önemli etmenlerden birinin de dışa açılma olduğu görülüyor. (HBT)

ABD’yi her alanda geçiyor

Çin’in büyük gelişmesini anlamak için, yine HBT’de yayımlanan araştırmaya bakın:
2000-2017 yılları arasında Çin’in yüksek teknoloji yoğunluklu ürün ihracatı 41,7 milyar dolardan 504 milyar dolara sıçrarken, ABD’nin yüksek teknoloji ihracatı 197,8 milyar dolardan 110 milyar dolara düşmüş. 2000 yılına göre 2017 yılında ABD’nin yüksek teknoloji ürün ihracatının toplam imalat sanayi ihracatı içerisindeki payı %33,8’den %13,8’e gerilemiş, Çin’in payı ise %19’dan %23,8’e yükselmiş (Bayram Ali Eşiyok)
Ayrıca “2005-2017 yılları arasında Çin’in imalat sanayi katma değeri 734 milyar dolardan 3,6 trilyon dolara, ABD’nin ise 1,7 trilyon dolardan 2,2 trilyon dolara yükseldi.”

Şu tabloyu inceleyin:
2000
2016
Çin
Toplam Patent
51.906
1.338.503
Çin
Bilimsel Makale sayısı
426.165
Çin
Ar-Ge/GSYH (%)
0,89
2,11
ABD
Toplam Patent
295.895
605.571
ABD
Bilimsel Makale sayısı
408.985
ABD
Ar-Ge/GSYH (%)
2,62
2,74

Bilimsel makale sayısında, toplam patent ve Gayri Safi Milli hasıladan ARGE’ye ayırdığı payda ABD’yi geride bıraktı.
Çin 1980-2018 yılları arasında yıllık ortalama %9,5 oranında büyürken, ABD %2,6 büyüdü.
Daha neler...
ABD, bütün gücüyle Çin’i durdurmaya çalışıyor. Ticaret savaşlarının ardında yatan nedenleri merak mı ediyorsunuz..
Yukarıdaki tabloları inceleyin.