Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

24 Aralık 2018 Pazartesi

ABD ve Suriye: Derinliği anlama çabası


23 Aralık 2018,  Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Trump’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon konuşmasında  “Suriye’den geri çekiliyoruz” açıklaması şaşkınlık yarattı.
 Düne kadar, bu köşede de yazılıp çiziler ve söylenen ABD’nin politikasının görünümü şöyleydi:
a)                                Suriye’yi kesin parçalamak ve bunun aracı olarak PKK-PYD güçlü yapılanması, dahası devletçiliği yaratmaktı.
b)                               ABD böylece hem İsrail’e önemli destek ve Orta Doğu Arap ülkelerine karşı bir çıban başı yaratacaktı. Böylece bir İslam coğrafyası düzenli ve sürekli bir savaş odağı olarak kalacaktı. İslam coğrafyasının bu bölümü asla kalkınamayacak, etnik ve mezhepler arası kışkırtılmalar içinde yaşayıp gidecekti.
c)                                Dahası, burası İran’a karşı gerektiğinde bir üs olarak kullanılabilecekti. 60-70 bin kişilik ağır silahlandırılmış PKK ilişkili PYD ordusu gerektiğinde de İran’a karşı hazırlanıyordu. Tabii bu ordunun öncelikli görevi, Suriye’nin kesin parçalanmasına hizmet etmek ve Türkiye’ye karşı da güçlü bir tehdit olarak kullanmaktı. Irak’a karşı da!
d)                               Suudiler bu amaçla da silahlandırılıyor, Suudi- İsrail – Mısır – Amerikan aksı, da tüm bu politikanın güçlü bir dayanağı olarak inşa ediliyordu.
Bu şimdi ne kadar sona erdi?

Kaybeden ABD

Şu notu öncelikle düşelim: Bu politika, Obama ve 121. Yüzyılı Amerikan Yüzyılı ilan eden Neocon –yeni muhafazakarların ve Pentagon’un politikasıydı.
Trump ve adamları ise, tüccar- bir ş adamı olarak farklı bakıyordu. Çünkü pek çok şey değişmişti dünyada, öncelikle Amerikan iş alanları dünyanın ucuz üretim bölgelerine akmıştı.. Neocon politikası iflas ve gerileme üretmişti.
Rusya ABD için küresel meydan okuyucu değildi, olsa olsa yerel - bölgesel bir güç olabilirdi. Bu da, 70 yıldır savunmasını Amerika’nın sırtına yıkan öncelikle Avrupa’nın derdi olabilirdi, nitekim Avrupa Ordusu kurmaya yöneliyordu.
Trump şunu sorabilirdi: Bugüne kadar Avrupa’nın savunması için kaç on trilyon dolar harcamıştı?
1980 sonrası küreselleşme politikasından esas kaybeden ABD olmuştu.
Esas kazanan yükselen Çin’di.
Zaten Zbigniev Brzezinski, ABD’nin gücünü Pasifik’e yığması gerektiğini açıklamış ve kabul gören yeni küresel stratejiyi belirlemişti.
Trump da benzer düşünüyor. Çin ile ticaret savaşının geri planında bu var.. Çin ile ABD arasında şiddetle süren bir bilgi teknolojileri, bilim savaşı var ki, bunu sonra yazacağım.


Trump ne yapmak istiyor?

Trump, seçilmeden önce ve seçildikten hemen sonra şunu savunuyordu: Suriye’de işimiz ne, oradan çıkacağız... Trump, Rusya ile de düşmanlığı savunmuyordu. Moskova’nın ABD seçimlerinde Trump’u destekleyen sosyal medya aktivistliği ve Trump’ın ekibiyle Rusya arasındaki ilişkileri de unutmayın, bu ilişkiler nedeniyle Trump ve adamlarının başları hukuki olarak dertte.
Peki neden bu politikasını 2 yıl boyunca hayata geçiremedi? Pentagon ve Yeni Muhafazakarların gücü bunu engelledi diyebiliriz.
ABD’nin Orta Doğu petrollerine bağımlılığı sıfırdır. Bu Avrupa’nın derdi olabilir. Trump Suriye’den geri çekilerek Avrupalıları da sorunlarıyla baş başa bırakıyor. Yeni Muhafazakarların –İsrail ile birlikte Orta Doğu politikalarının ortağı AB idi. Nitekim orada şimdi İngilizler, Fransızlar ve biraz da Almanlar sırıtık kaldı. ABD’nin boşluğunu hiç dolduramazlar.
İhtiyatlı olalım: Pentagon ne kadar direnecek bilmiyoruz. Suriye’nin kuzeyindeki yapılanma ile ABD’nin ilişkisi ne olacak bilmiyoruz.
Yarın: Türkiye ne yapacak? ABD ile birliktelik mi?

22 Aralık 2018 Cumartesi

Medyaya, gazeteciye, kitaba gerek yoktur

20 Aralık 2018,  Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Önce en güncelinden: Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarından bir görevli, BBC’ye söylüyor “Türkiye’de gazetecilikten mahkum olan kimse yok.” 10 yıllık nakarat.
Bunu önce Fetöcülerle iktidar ortak oldukları dönemde söylüyordu.. O sıralarda hapishanelerde 150 kadar gazeteci vardı ve Türkiye kara listedeydi. Şimdi Fetö yok, ama iktidarın sözcüleri aynı teraneyi çağırıyor:
Türkiye hala kara listede. Şuna bakın, yeni bir grafik.


Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (The Committee to Protect Journalists) 2018 raporu. 300 kadar gazeteci hapishanede. 1 Aralık 2018 itibariyle Türkiye 68 gazeteci ile başta. Çin 47 ile ikinci, Mısır 25 ile üçüncü sırada. Hemen hemen suçlama aynı: “Terör örgütlerine yardım, bu konuda doğru olmayan haber yapmak vb”. 
Bu liste dünyayı dolaşıyor, BBC Saray görevlisine soru sorarken bu listeye bakıyor ve aldığı yanıta gülüyordu. Peki itibarları? Doğru olmayan bilgiler “gerçek ötesi” sepetine atılır her zaman.

Sözcü’ye gözdağı

Seçimlere giderken bu dönemin ilk salvosu, 40 yıllık gazeteci dostum Necati Doğru ve Emin Çölaşan hakkında Fetöcülük iddianamesi düzenlenmesi oldu. Savcıların aklına kolay kolay Doğru ve Çölaşan hakkında dava açmak gelmez. “Fetö terör örgütüne üye değiller ama yazılarıyla Fetö’ye destek verdiler” mealinde, pertavsızla Fetö desteği arasanız bulamayacağınız yazılar.
Peki o halde? Kim dürttü diye sorarsanız Saray’da varlığı otomatik böyle işler yapmaya bağlı kim ise, oradan iz sürmek gerekir.
Şüphesiz topun ağzına sürülen, Sözcü’nün de ta kendisi, çünkü yöneticilerine aynı suçlama yapılıyor. Gazeteyi sarsma, titretme ve korkutma...
Tabii, bütün bunlar, sahnede iktidar azılı Fetöcüleri devşirerek kullanılırken veya azılı Fetöcü para babalarının diyetlerini ödeyerek malını mülkünün bir kısmını devrederek paçalarını kurtarırken oluyor.
“Devşirdiğim Fetöcüler iyi, Fetöcü olmayanlar Fetöcü.” Kural haline geldi.

Fatih Portakal

Cumhurbaşkanı seçim meydanlarında 16 yıldır alıştığı hücuma başladı. Hedef CHP ve gazeteciler. Seçimlerde bir değil bir kaç düşman yaratma politikası, hâlâ oy getiriyor. Bundan neden vazgeçilsin ki? Bu politika, en azından bugünkü ekonomik krizde durmadan ütülen ve AKP’ye oy veren seçmenleri iktidar etrafından dağılmamaları için.
Mesaj açık: Düşmanlar bizi yıkmak istiyor, hey milletim! Ben ne edersem edeyim benim yanımda durun!
FoxTV gazetecisi Fatih Portakal, “demokratik haklara sahip çıkıp hak arama için miting yapmak Anayasal bir haktır” deyince, “vay milleti sarı ceketliler gibi anarşiye sokağa çağırmak istiyorsun” diye saldırıya uğruyor.
Gazeteci olarak Anayasa, hak hukuk falan gibi palavralar sıkma ekranlardan” yoksa....
Yoksa en azından meydanlardan hedef gösterilirsin, sonra da savcılar ne güne duruyor. Teröre teşvik Fetöcülük sepette hazır suçlama paketleri..
İktidarın sahte olduğu bilinen Gezi yalanlarını yeniden meydanlara sürmesinin anlamı ne? İktidar seçmeninin hâlâ buna inandıklarına olan inanç..
Üstüne e-gazete, e-kitap, e-dergi, kırtasiye ve okul malzemelerine olan KDV’yi yüzde 18”i çıkartmasının anlamı?
Bu ülke ne kadar az okursa o kadar iyi.. Gerçekleri zaten kürsülerden biz söylüyoruz ya yetmez mi? Bu ülkenin gazeteye medyaya ihtiyacı mı var. Hepsi yalan yazıyor zaten!?
Gazetecilik zor zenaat..

19 Aralık 2018 Çarşamba

Durdurulamayacak gelişme (3): “Tasarlanmış İnsan”


18 Aralık 2018,  Salı / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Bilim dünyasının ciddi dergilerinde süren “genetiği değiştirilmiş bebek” üzerine tartışmalarda üzerinde birleşilen nokta şu: Artık durdurulamaz bir adım atıldı! Devamı gelecek!
Topu topu 5 yıl kadar önce geliştirilen CRISPR – Cas9 “gen düzenleme tekniği”, dünyanın dört bir yanında genlere, ucuz, hızlı ve güvenilir müdahale etmeyi kolaylaştırdı. Ülkemizde de bu tekniği deneme amaçlı kullanan var. Aziz Sancar da yeni tekniklere meraklı bir bilimci olarak, laboratuvarında tekniğin çalıştığını denedi ve gördü. (Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 132. Sayısında -5 Ekim 2018- bu teknik “Yüzyılın Keşfi” başlığıyla kapak oldu ve geniş bir şekilde anlatıldı.)
Dolayısıyla, uzman bilimcilerin elinde önemli bir “silah” var. Bu “silahın” insan sağlığı için kullanılmak isteneceği de açık.

Frankeştayn Laboratuvarı”

Hemen akla “kötüye kullanım”, “Frankeştaynlar yaratılabilir” türünden  olasılıklar geliyor. Kötü niyetliler bir “Frankeştayn Laboratuvarı”nda şüphesiz denemeler yapılabilir. Ama bu çok uzak bir olasılık, unutmayın ki böyle bir çocuğu doğuracak anaya, aileye ve bu uygulamalar için kurumsal bir yapıya ihtiyaç var.
Ayrıca CRISPR – Cas9 gen makası salt insan genomu için değil, özellikle ve ağırlıklı olarak bitki dünyasında, tarımsal üretimde ve kalitede büyük devrim yaratacak gelişmelere yol açacak. Bunu yazarken bilgisayarıma düşen haberde pirinç üretimini 3-4 kat arttıracak gelişmeden bahsediliyordu.. Bu teknik tüm yaşayan organizmalarda kullanılabilir. Dahası biyoteknoloji ve ilaç şirketlerinde de hemen baş tacı edildi.
İnsandan önce bu teknik, 2013’de hayvan ve bitki genlerinin yeniden düzenlenmesinde kullanılmıştı (MIT- Feng Zhang).
Ve sırada insan vardı, bu da gerçekleşti.. 

İyileştirme mi bozma mı

Burada esas konu, insana yapılacak genetik müdahalelerin insanlarda ucube sayılabilecek sonuçlar doğurması. Bedende çeşitli eksikliklere, hastalık sayılabilecek arazlara yol açması; bedenin doğal biyolojik- psikolojik- kimyasal işleyişini sekteye uğratacak, bazı fonksiyonlarını bozacak sonuçlar üretmesi. Özetle doğal olmayan genetik arazlardan bahsediyoruz.
Böyle bir durumda bilim – tıp tedavi edici- düzeltici bir kurum olmaktan uzaklaşır ve tersine bedeni bozucu olur. Bilime güven azalır.
Dolayısıyla bilimsel etik kurul ve kurumların ana tartışması, genetik müdahalelerde gelişigüzel değil, kontrol edilebilir ve sonuçları tahmin edilebilir bir yol yordam dahilinde ilerlenmesi.
Bu tür müdahaleler teknik ve bilgi olarak olgunlaşmış olmalı, başarısızlığı engellemeli.
Çünkü insan genomuna müdahale, bir tür mutasyondur ve sonraki nesillerin üreme hattına geçer, ve sonraki nesilleri etkiler, kalıtsal kanserler yaratabilir (meme kanseri gibi). Bu nedenle bilim dünyası bu kontrolü acilen ele almak için tartışıyor (*).

İnsan üremesinde hataları gidermek

Bu tartışmada ilginç bir başka nokta da, düzeltilmesi mümkün olmayan bazı (kalıtsal) mutasyonların da bu yöntemle yokedilebilirliğini ve üreme hattının “temizlenebileceğini”, genoma olumlu müdahale edilebileceğini belirtmesi, ki zaten Çinli Jiankui de bu amaçla hareket ettiğini belirtiyor.
Yani yöntem bir “yenilikçi tedavi”yi de gündeme getiriyor.
Tıbbi etik, bu amaçla yasal bir “düzenleyici sistem”i şart görüyor.
Ayrıca gen düzenleme konusunda klinik öncesi araştırmalara ciddi fonlar ayrılması, küresel – ulusal kayıtlar tutulması; araştırmalara ve müdahalelere etik onayların düzenlenmesi talebi de var. Burada Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği'nin 2016 yönergeleri örnek gösteriliyor.
----
(*) İki örnek yazı, Jiankui’s claim to have gene-edited a baby demands a response from the community, Nature 564,5 (2018). Baby gene edits could affect a range of traits
Nature 564, 5 (2018) 12 December 2018.