Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

29 Mart 2018 Perşembe

İktidarın medya ile savaşı neden ve niçin başlamıştı?

26 Mart 2018 Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Dünkü yazımın sonunda Kaç sahte seçmen yazabilirler, anonsunu yapmıştım, fakat bir süredir ayıklamakta olduğum eski gazete kupürlerinde dün 2008-2009 yıllarına at olanları tararken bir hazinenin içine düştüm. İktidarın medyaya ilksavaş açtığı yıllar. Doğan Holding’e kesilen 6,8 milyar liralık Maliye Bakanlığı vergi – cezalarıyla ilgili haberler (2009). Ve 2008’de iktidarın yolsuzlukları ile ilgili Hürriyet, Milliyet, Vatan, Cumhuriyet vb gazetelerinde sayfalar dolusu yolsuzluk haberleri.
Ve o zamanki başbakanın gazetelere açtığı savaş, millete şu gazeteleri satın almayın çağrıları..
Mesela Deniz Feneri davası. Milliyet: Sanıklar bağışları zimmetine geçirdi, önemli bir kısmı Türkiye’ye gönderildi, gemi – arsa alındı, şirket kuruldu! Vatan: Fener’ Türkiye bağlantıları tek tek buharlaşıyor. Cumhuriyet: Deniz Feneri ile ilgili sorulara sinirlenen (o zamanlar başbakana soru sorlabliyordu demek..) gazetecileri azarladı..

Bir gecede olanlar
Cumhuriyet: Bir gecede zengin olanlar, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzlukları.. Kardeşi FETÖ terör örgütünün askeri darbesine karışan, o zaman Sakarya Milletvekili v AKP Gn. Bşk. Yardımcısı Şaban Dişli konusunda, Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeler..
Kılıçdaroğlu’nun yine Fırat le yaptığı TV programında yolsuzluklarını açıklaması.. İstanbul Silivri E 5 karayolu üzerindeki araziye imar değişikilği yapılması karşılığında ‘1 milyon dolarlık rüşvetin protokolü’..  Gaziantep belediyesinin ucuza satın aldığı fıstık arazilerini sattığı partili iş adamına, hemen arkasından imar değişikliği ile kazandırdığı milyonlar (30.9.08)
Taha Akyol’un Milliyet’te  İslam Kesim ve Yolsuzluk yazısı..  Ali Bulaç’ın  maalesef çok sayıda yolsuzluk var, açıklaması..
Taaa 2006, 24 Aralık, Cumhuriyet) : AKP’den ihraç edilen Hatay milletvekili Fuat Geçen’den hükümete suçlama: Yolsuzluklara göz yumuyorlar. Yine aynı yıl Merkez Bankası Bşk Durmuş Yılmaz: belediyeler şeffaf değil, uyarısı.

“Su uyur soygun uyumaz”
2008: Hükümet Kamu ihale Kanunu’nda değişiklik yapıyor ve Kamu hale Kurumunun denetleme ve inceleme yetkilerini tırpanlıyor. Nedenini o zamanki Başkan:  ihale iktidar yakınına gidiyor diye 103 şikayeti ben yaptım.. Artık yetkim yok” açıklaması... Sağlık Bakanlığında Başmüfettiş Atılay Ergüven’in yolsuzluk artıyor açıklaması üzerine görevinden alınması ve sayman yapılması... Gül Cumhurbaşkanlığına  geldikten sonra, Sezer zamanında Devlet Denetleme Kurulu’nun  hazırladığı raporların ortadan kaybettirilmesi.
Yazarların yolsuzluk yazıları.. Metin Münir: “Su uyur soygun uyumaz.”
Ortalık yolsuzluk haberleriyle yıkılıyor ve AKP rahatsız oluyor. Başbakanın bu gazeteleri evlerinize sokmayın veryansınlarına, mesela Aydın Doğan, “Başbakan  özgür basın ile iftihar etmeli, açıklaması yapıyordu: “Türkiye’de demokrasi olacaksa, siyasi partiler ve bağımsız yayın organları olacak.. Başbakan bizi rakip olarak değil, demokrasinin unsurları olarak görmeli..” (Milliyet, 19 Eylül 2008).
Yaaa, öyle mi!
Hey gidi günler!
Ama bu kadar değil, bakın neler olmuştu bundan sonra... Yarın..

 “SEÇİMLERDE PARMAK BOYASI GERİ GELSİN”
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Ali Özcan, seçimlerde çıkmayan parmak boyasının geri gelmesi için TBMM’ye kanun teklifi verdi. Bir kişinin birden fazla sandıkta oy kullanarak hile yapmasının önüne geçmesi için bu uygulamanın şart olduğunu savunan Özcan, özellikle AKP ve MHP’nin ortaklaşa getirdikleri ittifak düzenlemesi ile seçim güvenliğinin ortadan kalktığını savundu.
Şu gerekçeyi de belirtti:
“Aynı binada oturan seçmenlerin farklı sandıklara dağıtılmasını sağlayan yeni düzenlemede seçmenlerin sahte oy kullanımını denetlemesinin imkânsız hale gelecek.. Seçim sistemimizle ilgili pek çok haksız düzenleme getirdiler.
“Bunlardan biri de seçmenin kendi binasında tanımadığı kişilerin seçmen listesinde olması halinde itiraz hakkı vardı. Şimdi sandıkları karıştırarak bu hakkı ortadan kaldıracaklar. Bu durumda eski usul parmak boyama sistemi ile bir kişinin birden fazla sandıkta oy kullanmasının önüne geçilmesi şarttır. Başka da bir yolu yoktur. Eğer AKP ve MHP, seçim güvenliği konusunda samimilerse kanun teklifimi hemen kabul edeceklerdir.”

--

26 Mart 2018 Pazartesi

Neden Doğan medya, 4 gerekçe ve “Gazetecilik yapmak yasak”!

25 Mart 2018 Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

 Doğan Medya’nın Milliyet patronuna satılması konusunda sosyal medyada paylaşımlarda acımasız yargılar var, “muhalefet” tarafında olanlardan bahsediyorum. “Zaten satılmıştı”, “iktidarın kuyruğunda gidiyordu, ha satılmış ha satılmamış ne fark eder”, “Gizli iktidarcı olmasındansa açık iktidarı savunması daha iyidir, maskesi düşmüş olur”..
Bir zamanlar orada çalışan bazıları da “dik duramadı, bizi atmayacaktı, şimdi unun acısı çıkıyor” vb gibi yazılar döşeniyor.
Bunların hepsi yanlış bakışlar.
Bir iktidar tetikçisinin –en ünlüsü–  kendi kafasına göre düzenlediği atılacakların listesine bakarlarsa, belki farklı düşünürler.
Çok geriye, Hürriyet’i yönetenlerin siyasetin göbeğinde hükümet politikaları yaptıkları döneme gitmeyeceğim ve bunu tartışmayacağım. Çünkü 10 yıldır bunun hiç bir anlamı yok.
Hürriyet, ister beğenin ister beğenmeyin, yine de milletin ortak vicdanını temsil ediyordu ve AKP’li seçmenin bile okuduğu gazeteydi. Sol’un vicdanından bahsetmiyorum!

Daima kontrol

İktidarın özellikle 12 yıldır, kamuoyunda etkili olacak farklı görüşleri tartışacak, kanaatler yayacak, ama en azından yaşanan olaylara nesnel bakacak ve haberi izleyecek ana akım dediğimiz büyük medya organlarını kontrol altında tutma politikası izlemektedir.
Hürriyet, Doğan Medya grubu, kontrol isteğinde hep başta gelmiştir.
Ana akım medyayı kontrol altına operasyonu ilk Sabah –ATV medyasın yapılmıştı. 2007 yılında Ciner Holding’de olan bu medyaya TMSF el koymuş ve 2008’de iktidara yakın büyük patronlara önce Çalık’a, bu grubun medyadan çıkmasıyla, Kalyon grubuna , cengiz Grubuna satılmıştı. Sonra havuz büyümüş iktidarla iş tutan iş adamları Sabah- ATV gibi durmadan kaynak tüketen havuzu doldurmakla görevlendirilmişlerdi.
Tabii bu patronların iktidardan milyarlık ihaleleri aldıklarını anımsatmaya gerek yok. Daha sonra havuza irili ufaklı Star vb gibi gazeteler ve televizyonlar katıldı. Ama iktidarın gözü hiç doymadı. NTV ılımanlaştırıldı. Diğer ana akımdan sayılacak medyaların da kendi başına bırakıldığını sanmayın.

6,8 milyar TL’lik vergi operasyonu

Sabah- ATV’ye operasyonlarından sonra 2009’da, bu kez bir mali operasyon Doğan Grubuna yapıldı ve 6,8 milyar lira (o zamanki kurla 4,5 milyar $) vergi cezası çıkartıldı. (Bugün ise grup şirketleri 1,2 milyar dolara satıldı, düşünün artık).Bu açıkça medyadan çık ver kurtul operasyonuydu. En sonunda Doğan Grubu 1 milyar TL’ye yakın vergi cezasıyla yakasını kurtardı.
Tabii ki Aydın Doğan, medyası üzerinde baskıdan hiç kurtulamadı.
İktidar hep Doğan Medya’dan, eleştirel yazarlarından, nesnel haber yapma alışkanlığından hep rahatsız oldu. Her baskıda bir yazarını, genel yayın müdürlerini feda etti. Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin yayın müdürlüklerini bıraktılar.
En son, gazetenin en okunan ve iktidarın faaliyetlerini her zaman başarılı bir şekilde yakından izleyen gazeteci – yazar Mehmet Yakup Yılmaz’ın köşesini kapattılar, kendisine seyahat ve aşk yazıları yazma olanağı bıraktılar.
Buna karşılık, iktidar yanlısı yazarlara köşeler açıldı..
Gelinen noktada aslında Doğan Medya, iktidara ilişkin yazılarında ve haberlerinde daha dikkatli olmasına, iktidarı rahatsız edecek özellikle hukuk, demokrasi, yasaların çiğnenmesi, anlamsız tutuklanmalar vb. gibi tonlarca haberi görmemesine rağmen yine de yaranamadı.

4 önemli neden

Doğan Medya, tıpkı Türkiye’nin dünya özgürlükler araştırmalarında yarı özgür – veya özgür değil kategorisine düşmesine rağmen!
Neden? Çünkü,
1)       Medyası yaptığı haberlerde yine de nesnelliği arıyor, muhalefetin görüşlerine de önemli yer vererek gazetecilik yapmaya çalışıyordu.
2)       Televizyonlar programlarına da muhalefeti çıkartarak denge arayışı içindeydi.
3)       Ve belki de en önemlisi, iktidarın nefret ettiği kişiler hâlâ orada yazıyor, haber yapıyordu.
4)       Bunu da yazmalıyım, herhalde en önemlisidir: Gazete doğrudan iktidarın adamlarınca yönetilmiyordu. Yine gazeteciler iş başındaydı. Nesnel gazetecilerin iş başında, yönetimde olması ise çok tehlikeliydi!
 İşte böylece satış operasyonu gerçekleşti. Aydın Doğan’a “içeri bile atarız seni” tehdidi var mıydı, bilemem. Gazeteci olarak yetişen kızlarının bu satıştan memnun olduklarını ise hiç mi hiç düşünmem!
Ama Aydın Doğan’ı yora, bezdire, korkuta satış noktasına getirdiklerini söyleyebilirim.
Unutmayın: Geldiğimiz nokta, artık salt ana akım medya değil, tüm sosyal- ve internet medyasını, yayıncılığını da denetim altına almak için RTÜK’ü devreye soktular.

Yarın: Kaç sahte seçmen yazabilirler?