Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

26 Ocak 2018 Cuma

Afrin: İç siyasete ve seçimlere etkisi

25 Ocak Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet
   
Afrin’i seçim süreci dışında düşünmemiz mümkün mü? Şüphesiz hayır. Şimdi bu konuda iz sürelim..
1-       Fırat Kalkanı operasyonu 24 Ağustos 2010’da yapıldı. 1,5 yıl önce. Fetöcü uşakların kanlı darbe girişiminden hemen sonra. Operasyon IŞİD’in Gaziantep’teki 59 kişinin öldüğü bombalı saldırısı üzerine başladı. Türkiye, yanlış politikaların da sonucu sürekli saldırı altındaydı ve terörün bir kaynağına yöneldi, El Bab bölgesi temizlendi, 2 bin km’lik güvenlik bölgesi oluşturuldu, bu ağırlıklı olarak IŞİD’e karşıydı..
2-       Ama harekat, daha geniş bakıldığında Afrin’in hazırlığıydı aynı zamanda. Afrin’i doğudan kısmen baskı altına almış ve TSK’ya aşağı doğru bir koridor açmıştı.  
3-       O zaman da harekat yapılırken siyaset “erken seçim”i tartışmıştı. Erdoğan ve hükümet üyeleri “erken seçim israftır”, “bu konu gündemimizde yok” açıklamalarında bulunmuşlardı.
4-       Çünkü sırada Cumhurbaşkanı için hayati konu olan Başkanlık Sistemi referandumu vardı henüz: 16 Nisan 2017 atlatılacaktı.

Fırat Kalkanı Afrin’i hazırladı
5-       Ayrıca Fırat Kalkanı sırasında ve sonrasında ikinci bir operasyon yapılacağı tartışıldı: Afrin ve doğuya doğru da Münbiç. Bundan sonraki süreçte bu operasyonun zemini olgunlaştırılacaktı.. Fakat bu “olgunlaştırma” uzun sürdü. 1,5 yıl sonraya sarkıtıldı. Anayasa Referandumu’ndan sonra da geciktirildi: 10 ay!
6-       Denebilir ki, operasyon için Rusya ile ilişkiler iyice pişirilmeliydi. Aslında Fırat Kalkanı esnasında ve hemen sonrasında bu ilişkiler hızla gelişmişti, Rusya “Türkiye- İran- Suriye ve Rusya’nın birlikte hareketinden bahsediyordu.
7-       Biz içe dönelim: Anayasa Referandumu birinci önceliğe sahipti. Fırat Kalkanı, referandumu garantilememişti. AKP bu amaçla MHP ile “birleşmeyi” şart görüyordu. 2016’da RTE zemini hazırlanan ittifak için, MHP ile aralarında fikir ayrılığı kalmadığını söylüyordu. Bahçeli de varoluşu bu ittifaka bağlamıştı. Referanduma doğru bu ittifak gerçekleşmişti.
8-       İki partinin bundan sonra birlikte hareketi kesinleşti. Ne RTE’nin ne MHP’nin siyasi olarak hedeflerine tek başlarına gidemeyecekleri gerçeği ortaya çıkmıştı. AKP MHP’leşmiş, MHP AKP’leşmişti.
9-       RTE’nin son derece “milliyetçileşmesi”nin ardında, sağ cepheyi toparlayıcı tek parti olgusu yatıyor. MHP artık tek başına var olabilir mi? Seçmeni de AKP’leşmekte.

Afrin, seçimi garantiler mi?
10-Afrin operasyonu gecikmeliydi ama zamanlaması da mükemmeldi. Seçimlere az bir sürenin kalmasıyla Afrin’i siyasi olarak yan yana koyabilirsiniz.
11-İktidar erken seçim konusunu şüphesiz ki gündeme getirmeyecek. Ta ki bu konuda kesin kararını verinceye kadar. Bazı anketlerin AKP’nin oylarının yüzde 40’lara doğru inişini göstermesi, Başkanlık seçiminin garanti gözükmemesi, Afrin’i belirlemiş olabilir.
12-İktidarın uluslararası kamuoyunu da iyi yönettiğini görüyoruz. Rusya ile Afrin ittifakı, ABD’yi açmazda bıraktı. NATO ve AB bile anlayış mesajları vermek zorunda kaldı. Türkiye’yi tam karşı cepheye itmek endişesi, burada ana rolü oynadı.
13-AB ve ABD’nin Erdoğan ve iktidarına yaptıkları saldırıların hepsi, RTE’yi ayakta tutmaya hizmet etti. RTE dış güçlerin tutumlarını içeride çok iyi kullandı, hep güçlenerek çıktı. AB ve NATO susması gerektiğini de mi anladı?!
14-Afrin operasyonu AKP seçmen çevresinde büyük bir bütünleşme – kutuplaşma beklentisi yarattı. Anketlerde bunun sonuçlarını bekleyelim.
15-RTE’nin Referandum’un ikinci ve tamamlayıcı ayağı olarak, Cumhurbaşkanlığı seçimini “mutlaka kazanma” kararlığı biliniyor. Seçimleri kazanacağına inandığı anda yapacak. Erken veya zamanında.

Ekonomi: Erken seçim, diyor
16-Fakat ekonomi çevreleri seçimlerin bu yıl içinde, 15 Temmuzda yapılacağının ekonomik işaretlerini görüyor. (www.mahfiegilmez.com/2018/01/erken-secime-dogru.html) Bütçe açığının (47 milyar) iki katı borçlanmaya gidilmesi burada önemli gerekçe. Bugüne kadar ihtiyaç kadar borçlanma yapılırdı. Fazlası, seçim için rahatlama, büyüme, ekonomide harcamaları arttırma için kullanılacak.
17-Seçim Eylül’de de yapılabilir. Özetle, Afrin gibi büyük operasyonların seçimlere etkisini düşünmeyecek, iktidar planları içine almayacak siyaset yoktur.

18-Tabii içeride nasıl bir ortamda seçimlere gidileceği, OHAL’in yanı sıra şimdi de savaş koşullarının da giderek var olan kısıtlı özgürlükleri daha da sınırlandıracağı ve her şeyi kendi lehine koşulları da, iktidar yaratıyor...

24 Ocak 2018 Çarşamba

“Suriye topraklarında gözümüz yok”, mu?

23 Ocak Salı / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

     
Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz, topraklarında gözümüz yok” diyor.
Günümüzde bir ülkeden toprak “çalmak” mümkün değil. Eğer bir ülkeye girerseniz askerinizle, bir anlaşmalara uygun bir çağrı yoksa, bu kesin “işgalci güç” olur. Ama burada özel durum var, uluslararası kararlara, terör örgütü PKK neden gösterilerek bir gönderme yapılıyor.
Suriye’den tek karış toprak alamaz Türkiye. Böyle bir şeyi düşündüklerini hiç sanmıyorum. Ama başka bir nokta var: Suriye’de “Türkiye’ye bağlı” yönetimler kurmak. Biliyorsunuz Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adındaki Esad muhaliflerinden bir gurup, iki yıl önceye kadar Şam’da yönetimi devralacak siyasi- askeri kuruluş olarak desteklenmiş, ABD ile birlikte eğit-donat programına sokulmuş, ABD bu programın iflasını ilan ederek çekilmişti. Ama Türkiye eğitimlerini sürdürdü.
Fırat ve Afrin operasyonlarına bunlar da katılıyor.

Art niyetli abartık sayılar

İktidar yanlısı bazı konuşmacılar, TV’lerde mesela Afrin operasyonuna katılan 5 bin kişiyi aşkın ÖSO güçleri olduğunu sallıyor. Dahası, neredeyse operasyonu ÖSO’ya yaptıracak!
Ama niyeti farklı, ortaya attıkları sorudan anlıyorsunuz: Peki bu operasyonlara destek verenlerin gelecekte Suriye’de durumları, rolleri ne olacak? Amaç Suriye yönetiminde bunlara pay verdirmek.. Veya bulundukları bölgede derebeylik bahşetmek: Savaştı, payını alacak!!
Bu tamamen art niyettir. Utanılacak cinsten..
Ülkeyi yönetenler ÖSO’yu niye besleyip ayakta tutuyor? Suriye’de müdahalelerde kullanmak için. Bu öncelikle kesin bir ülke iç işlerine karışmaktır ve meşru yönü yoktur. ABD de benzerini yapıyor ve PKK’yı kullanıyor; kıyameti koparıyoruz. Başkası yaparsa kötü, biz yaparsak iyi, olabilir mi?
Bu gücü, Suriye’nin üniter birliğini yeniden kurması – toprak bütünlüğünü sağlaması için destekliyorsan, ne âlâ! Bazılarınız, iyi niyetten öleceksin, diye söyleniyor olabilir!

ÖSO’lara pay..

Hayır, iktidar yanlısı, onlara hukuki vb statü kazandırmak gerekir diyor, “Esad rejimine karşı”. Sadece ÖSO değil, özellikle İDLİP’de konuşlanmış, köktendincilikten ve terör örgütü olmaktan sabıkalı pek çok örgüt de sayılıp dökülüyor bu arada. Heyet Tahrir el Şam – El Kaide’den ayrılma, Ahrar'uş Şam... Bunlar bir kaç ay önce birbirlerini öldürüyordu. IŞİD’e de bir şeyler verin bari!
Şam ve Rusya İdlip’de savaş ağalarını dağıtacak gibi gözüküyor. Afrin anlaşmasının ardında büyük olasılıkla bu da var. (Rusya Soçi’ye Kürtlerin de katılacağını açıkladı! Moskova’dan Afrin izninin bir maddesi daha!)
Suriye topraklarında gözümüz yok, açıklamasının dürüst anlamı, ülkenin toprak bütünlüğüne, üniter birliğine saygıdır. Ama gelin görün ki, Şam, IŞİD dışında da silahlı örgütlerin işgali altındaki topraklarını da kurtarmak için savaşıyor. Yarın ÖSO’nun yönetiminde olacak toprakları da ülke bütünlüğüne katacak, o zaman ne diyeceksiniz, TSK’yı mı devreye sokacaksınız?
Kendi ülkene yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapamazsın. Gün gelir, devran döner, bunun hesabı önüne konur. Ülkenin zayıflıklarından yararlanma sadece bir orman kanunudur. Türkiye’nin en büyük yararı, Suriye’nin birliğidir.
Suriye’nin yönetim biçimine ülke karar verir. Ama iktidar yandaşlarının “ÖSO- MÖSO ne olacak” sorusunun ardında, Ankara’yı görüyoruz. Ankara’nın egemenleri geçici, bugün var yarın yoklar. Türkiye’ye ileride faturası çıkacak, uluslararası yanlış politikalara sapmamalı.

Fatura çok!

Ama diyeceksiniz, ki bu iktidarın geride bırakacağı faturalar o kadar çok ki! Mesela: Osmangazi Köprüsü’nde araç geçiş hedefleri tutmayınca, Hazine’ye sadece 1 yıllık maliyet 1.4 milyar TL oldu... Hesaplanan 6.1 milyon araç geçmedi.. Yani biz ödeyeceğiz; ülke gelirlerinden oluşan Hazine’ye bu faturayı çıkartan bu iktidar! Köprü yapım maliyeti dünyada görülmemiş yükseklikte! 6,9 milyar dolar!
Bu yılın ilk 50 gününde de araç geçişlerinde 1,330.389 açık var. İnşaatçılar, siyasiler, işten nemalananlar, Hazine’mize büyük bir hortum bağlamış durumdalar!
Bu ve benzeri sorularla birlikte, Suriye’nin faturası ne olacak, sorusu açık ve demokratik toplumlarda sorulur ve yanıtı istenir. Fakat yanıtın ezer geçeriz olacağından şüphesi olan mı var?!

23 Ocak 2018 Salı

“PKK Koridoru”... ABD’nin öncelikli hedefi Türkiye mi?

2 Ocak Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet
      
Rusya izin verdi ve Afrin’e operasyon başladı. Dikkat edin, Genel Kurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı Moskova’ya gittiler. Haritalar üzerinde tartıştılar, Türkiye’nin hedefleri üzerinde bilgi alış verişi sonucu Moskova izin verdi. Kimbilir belki de Beştepe’den bir sözlü mesaj da götürdüler. Bu görüşme önemli, içeriğini değil sonuçlarını biliyoruz. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerinde durulduğu kesin. Nitekim, hükümet bu konuyu önemle vurguluyor.
Aslında Afrin Operasyonu, Suriye ve Rusya’nın da işine geliyor. Onara da yarıyor. İznin temelinde bu var. Çünkü ABD’nin Suriye’yi PKK güçleriyle bölme operasyonunun batı kanadındaki parçası olan Afrin’i ABD ve PKK/PYD’den “kurtarmak” işini TSK üstlendi. Suriye ve Rusya için yeme de yanında yat.
Bu anlamdan bakarsanız, Türkiye’ye bir “vekalet” üstlenmiş bile diyebilirsiniz. Ama Türkiye’nin, içeride yıllardır kanlı savaş verdiği, iç güvenlik tehdidi olarak ilan ettiği PKK ile 900 km boyunca “sınırdaş” olmasına yol açacak “Afrin Bölgesi”nin Ankara için ayrı bir önem taşıdığı açık. Operasyon, “kuşatılmışlık” endişesi yaratmıştır. PKK’nın, içeride sürdürdüğü “iç savaş”a, Suriye’deki egemen pozisyonundan alacağı güçle sınır boyunca hız kazandırması, şüphesiz ki ciddi bir “güvenlik sorunu” yaratıyor. PKK’ya hoş bakanların, yazar çizerken bu konuyu es geçmeleri şüphesiz ki doğaldır. PKK ile bir “barış”, “anlaşma” yapılmış değil ki?!
Es geçilen başka bir nokta, Suriye’nin “bütünlüğü”dür. ABD ve ABD severlerin de bu bütünlüğü es geçmeleri doğaldır. ABD’nin Suriye’yi parçalamak politikasını görmemek ya körlük veya daha doğrusu ABD politikasının uzantısı olmaktan kaynaklanır. Bunlara göre ABD masum bir şekilde orada duruyor, gel dersen gelir, git dersen gider. Ehh, PKK’ya da yardımcı olması kötü müdür!?
Bu bağlamda operasyonu yürütenler, konuyu “beka meselesi” olarak görmekte ve ABD’nin Türkiye’yi de parçalamayı hedeflediğini söylemektedir.

Ülkeyi ancak biz parçalarız

 Çok çok uzun vadeyi bilemem, ama ne yakın ne de orta vadede, “Bizi parçalayacaklar” gerekçesinde bir haklılık payı göremiyorum. Bu ya büyük bir sanal korkunun ya da günlük politikanın bahanesi olabilir. Evet, PKK özellikle Güneydoğu’yu hedeflemiştir, düşüncesine ve eylemine göre burası “onun”dur.
Ama ABD’nin bir “PKK yönetiminde Kürt bölgesi” kuruyor olmasının temel gerekçesi ve hedefi Türkiye değil, esas İran’dır. Bunu planlarında, açıklamalarında görüyoruz. PKK/PYD’yi İran’a karşı kullanmak planları içindedir. Bunun temel taşlarını döşüyor. Fakat, bu dinamizmin, PKK’nın “savaş içinde” olduğu Türkiye’ye güçlü bir yan etkisi olacağı da kesindir. PKK çok güçlü bir “yurt”, üstelik ABD korumasında, kazanmış olacaktır. Bu durum çok ileride istenildiği gibi kullanılabilir!
Buna rağmen, Türkiye “parçalanabilirliği” en az ülkelerden biridir. Bunu ne ABD becerebilir ne PKK. Bunu ancak biz kendimiz becerebiliriz! İktidarın iç politikalarıyla!
ABD, Orta Doğu’yu sürekli karıştırıcılığının da bir aracını yaratmaktadır. Buradan kazancı, İslam dünyasını sürekli bir parçalanmışlık içinde tutmak ve daha sonra yazacağım, savaş sanayine sürekli bir pazar yaratmaktır. 2016 dünya silah satışı 1,7 trilyon dolardır. Trump 400 milyar dolara yakın silah satmıştır Suudi Arabistan ve Katar’a.

“Al oyna, kullan”

Afrin’in, ABD’nin bu aşamada kolayca vazgeçebileceği bir bölge olduğunu gördük. Afrin’de PKK konuşlanmasının, ABD için bir “deneme” amacı taşıdığı görülüyor. ABD’nin esas konuşlandığı yer Fırat’ın Doğusu’dur. Afrin üçüncü derecede önemdedir. Kent savaşını girilirse eğer, orada kayıpların çok can sıkıcı olacağı açık olmasına rağmen, Afrin’i ABD’nin kolay gözden çıkarmasına bir neden aramalı mıyız?
Prof. Emre Bağce, özetle, Afrin Türkiye’ye ve Suriye’ye sunuldu, ama buna karşılık Fırat’ın Doğu’sundaki ABD- PYD/PKK üstelik 50 bin kişilik ağır silahlarla donatılmış ve eğitilmiş ordusuna ve işgaline meşruiyet kazandırabilir, esas tehlike budur, demektedir.
Yani, “Bu zafer sana yeter, al oyna, iç siyasette kullan; bak Akdeniz’e uzanmıyor kuşak”..
  Üç konu daha var: “Afrin- iç siyaset ve seçimler..” “Suriye topraklarında gözümüz yok..” “Ve savaş sanayi..”
Ama yazıyı şöyle bitireyim: Suriye’nin parçalanmasına yardımcı olanların ve kör ve yararcı işgalci politikaların şimdi “bütünleme” yapmaları mümkün mü?

Bakalım...