Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

2 Ağustos 2024 Cuma

Millet faturayı Saray’a kesti; Saray aşağılara bakıyor

 

Millet faturayı Saray’a kesti; Saray aşağılara bakıyor

Postacı seçim sonuçlarını halkın mektubu olarak Saray’a bıraktı, tabii ki. RTE evirip çeviriyor, bu bize mi diye bakıyor.

8 NİSAN

***

AKP, seçimlerde ağır yenilginin faturasını kime kesecek, laflarını dinliyoruz. Bir Saray bakışı bu, aslında fatura isme yazılı: AKP başkanı ve cumhurbaşkanı, adres Saray.

Tabii RTE de tek başına değil, Saray ve çevresindeki konglomera yönetimi, memur bakanlar, AKP yönetimi...

Hepsi RTE’nin seçimi, adamları. Hepsi bu ülkeyi yönetiyor. Ekonomiyi yönetiyor. Sosyal hayatı, ideolojiyi, dış politikayı, güvenliği... Sayın sayabildiğiniz kadar.

Sayılamayanlar da var: Mülteci meselesi, kaçakçılar ülkesi, uyuşturucukarapara ülkesi, azgın emek sömürücülüğü; yoksulluk, eşitsizlik, kayırıcılık, hukuksuzluk, anayasa tanımazlık, daha sayın sayabildiğiniz kadar.

Bunları da yönetenlere fatura kesildi.

POSTA SİZE!

Şimdi postacı kapısı çalarak seçim faturasını Saray’ın eline tutuşturdu.

Bu kadar ağır faturayı Saray yanlış adres olarak görüyor. Postacı çoktan gitmiş. AKP içinde kime bu fatura tartışması var. Kimi devlet parmağı sallama diyor vb.

Ama hiçbiri Saraybaşına bakmıyor. Çünkü orası dokunulmaz, bağışıklık kazanmış ve tüm tartışmaların dışında. Onu hedef alacak ve tasarruflarını tartışacak tek kişi yok partide, böyle bir süreç başlarsa, AKP ne olur?

Saray eline tutuşturulan faturayı halka havale etti bile. 81 ilde halka sorulacakmış bu fatura neden diye?

Gerek mi var sormaya, ülkeye baksınlar, AKP’li belediyelere baksınlar, halka baksınlar, ülkenin tüm alanlardaki uluslararası endekslerine baksınlar, hepsi görür.

MİLLETTE YANLIŞLIK MI VAR

Taksim’de, İsrail ile ticaretin kesilmesini isteyen gençlere ağır polis müdahalesi yapılıyor ve ters kelepçe ile götürülüyorlar, oraya baksınlar. İsrail’de milyonlar hükümetlerini protesto edebilirken burada ise insanların seslerini İsrail adına mı yoksa ticareti yapan iktidar sermayesi adına mı, boğuyorlar?

Saray ve çevresi her şey yolunda gidiyor aslında, neden böyle oldu, millette bir yanlışlık var havasında.

Yenilgiyi yanlış bir algı yönetimi olarak görüyor olabilirler.

Veya Büyük Türkiye, Türkiye Yüzyılı, 2071’e yürüyüş hayallerini satışları çok mu bulutların ötesinde, göğün en üst katlarında asılı kaldı?

Eskisi gibi milletin dilindeki çalıyorlar ama çalışıyorlar düşüncesi, acaba yerini sadece çalıyorlar düşüncesine mi bıraktı. Buna da bakabilirler.

Saray’ın içinde ve çevresinde tartışan figürlere bakıyorum, sadece AKP ve iktidarına, halka karşı bir kibir oluşmasına takılıp kalmışlar. Kibir, tabii ki görülmemiş ölçekte.. Ama sorunu salt buraya indirirseniz, başka bir kibre takılı kalırsınız.

Türkiye’nin, milletin hali pürmelaline odaklanacaklarına kibir tartışması tartışan tarafların ne kadar boş işlerle uğraştıklarının da belgesidir.

Şimdilik Saray’ın tümü, yenilginin ana nedenlerini zerre dikkate almadan, halka neden bana oy vermedin sorgulamasına girişecek gibi.

Yarın: AKP’nin oy oranını kim 35.5 gösteriyor?

Müze Gazhane diye olağanüstü bir yer

 

Müze Gazhane diye olağanüstü bir yer

7 NİSAN

Kadıköy, sonradan Hasanpaşa Gazhanesi adını alan büyük tesis 1892-1993 yılları arasında Kadıköy bölgesinin gaz enerjisi ihtiyacını karşıladıktan sonra, doğalgaz gelince sanayi tarihinin çok önemli bir mirası oldu. Tıpkı bugün Silahtarağa’da şimdi üzerinde bir üniversite kurulan elektrik üretim fabrikası gibi.

Hasanpaşa Gazhanesi kok kömüründen ürettiği “hava gazı” ile evleri ısıttı, sokakları aydınlattı. 93’ten sonra uzun süre fabrika alanı, İETT otobüsleri deposu, hurdalık, çöplük ve kömür deposu olarak kullanıldı. Bu arada fabrika parça parça sökülüp o muazzam üretim tesisleri hoyratça yok ediliyordu. Gazhane Çevre Gönüllüleri yıllarca mücadele etti. Kültür ve sanat merkezine dönüştürülmesi projesi hazırlandı (Afife Batur hocanın kulakları çınlasın!). Önce SİT alanı ilan edildi. 2014’te büyükşehirin onayıyla Müze Gazhane inşası başladı. Üç yıl önce de açıldı.

HALK GİRİŞİMİ

Müze Gazhane öncelikle bir sivil halk girişiminin büyük başarısıdır.

Önceki gün bir öğleden sonrayı orada geçirdik. Öyle “Bakayım şöyle bir” denecek bir yer değil. Gideceksiniz, anıtsal sanat eseri gibi yer yer inşa edilen fabrikanın farklı işlevlerdeki yapılarını gezeceksiniz. Geniş alana serpiştirilmiş heykelleri inceleyeceksiniz. Kafelerinde oturacaksınız. Çocukların koşuşturmalarını seyredeceksiniz. Müze Gazhane’nin hem tarihini hem mirasını hem şimdiki güzelliklerini içinize çekeceksiniz.

Sonra Beltur’da yemeğe oturacaksınız. Ben yıllardır uzak durduğum hamburgerlerine takıldım.

Şefin hamburgeri umarım bir alışkanlık yapmaz! *

ALLAH KUVVET VERSİN! 

Sonra İstanbul Kitapçısı’na gideceksiniz. Sizi bilmem ama ben Tatavla Tarihi’ne takıldım. Oturup okumaya başladım. 1913’te yazılmış çok özel bir çalışma. 1500’lerden itibaren Kasımpaşa’dan yukarı doğru uzanan alana (bugünkü Kurtuluş’a) getirilen ağırlıklı Ege adalarından esirlerin ve özellikle Sakızlıların yerleştirildiği büyük Rum nüfusun ve yaşamın hikâyesi.

İlk kez gördüm: Yazar Melisinos Hristodulu sunuş yazısını “Allah kuvvet versin!” diye bitiriyor! Kitabı İstanbul kitapçılarında molalar vererek bitirmeyi planladım. Böyle bir de işim oldu!

HAYDİ TARTUFFE'E

Tiyatro zamanı geliyor. Soluğu Tartuffe oyununun sahnelendiği salonda alıyoruz sonra. 400 yıl önce Molière’in toplumsal mizah yüklü ünlü eseri. Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyun, şairimiz Orhan Veli Kanık çevirisi ve şiirlerinin de seslendirilmesi ile bir tiyatro şöleni. Sahne, dekorlar, giysiler, baştan sona çok yüksek bir oyuncu performansı. Ve en önemlisi günümüze uygun çok hoş güncellemeler. Yüzyıllardır dini kullanarak her türlü kepazeliği toplumsal alanda kullanan yobaz ve sahtekârlar...

Ve akın akın gençler. Biz yaş ortalamasını yükseltiyorduk.

Neyse ki sayımız az olduğundan etkisi de fazla olmadı!

Müze Gazhane herkesi bekliyor, hakkını verin...

* Bu kez yazıya dökeceğim. Demir sandalyeler ve masalar. Müşteri ve hizmet verenlerin kalkıp oturdukça, yerleştirildikçe büyük gürültüler ortalığı kaplıyor ve sessizlik rezil bir gürültüye dönüşüyor. Bu demirlere lastik papuç taksanıza dedim. Abi birkaç kez denendi ama düştüler dedi. Yaratıcı çözüm bulunabilir. Tasarlanıp ürettirilebilir. Moda’da bir pizzacıda çıldıracaktım.

Demek ciddi sorun: Sandalye üreticileri bu çözümle satmalılar. Üretim aşamasında.

Türlü çözümler akla geliyor.

Bakalım kim el atar, yoksa sandalye pabucu üretimine soyunacağım!

Seçimin algoritması ne diyor?

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Seçimin algoritması ne diyor?

Bugünkü seçim sonuçları üzerine yazılıp çizilenlere bakıyorum, mesela çok yaygın bir görüş diyor ki Kılıçdaroğlu; aday olacağım diye tutturmasaydı, İmamoğlu veya Yavaş’ı aday gösterseydi, geçen 10 ay boyunca AKP rejimi altında yaşamayacaktık ve bugünkü sonuçlar geçen yıl gerçekleşecekti.

Katılmıyorum.

Bu sadece bir varsayımdır, gerçekleşmeme olasılığını da içinde barındıran.

Diyelim İmamoğlu istifa etti ve aday oldu, seçileceğinin kesinliğini kim garanti edebilir. Bir risktir.

***

Seçilemezse açığa düşecek, İstanbul AKP yönetimine girecek ve İmamoğlu’nun İstanbul’da önemli başarılarının hepsi güme gidecekti.

Son üç ayda çok net ve başarılı zamanlama ile İstanbul’a kazandırdıklarını seçmen öğrendi.

Seçilememiş bir başkanın itibarı ve kredisi de seçmen nezdinde tartışma konusu olacaktı, en azından Saray buna yüklenecekti.

Ayrıca hem geçmiş üç yılın hem de mayıs seçiminden sonra 10 aylık daha ağır yükün altında, seçilen iktidar ezilecekti.

Büyük olasılıkla, yerel seçimlerde de bu başarı elde edilemeyecekti.

AKP’ye seçimi kaybettiren, dolmuş bardağı taşıran 10 ay ve CHP’nin tam takım halinde müthiş bir performansıdır. 

***

Çıkarılacak bir ders, siyaset öngörüsü olarak, seçimi kazanmak değil, seçimin ne zaman kazanılacağıdır.

***

Şüphesiz Saray önümüzdeki dört yılda yarattığı enkazı nasıl kaldıracağının ve iktidarda nasıl kalabileceğinin hesaplarını yapacaktır.

Ama işi çok zordur, hele yerel seçimleri kaybettikten sonra da daha da zordur.

Türkiye çapında doğrudan yerelde tabanda seçmenle bütünleşecek ve bunu genel seçimde oya devşirecek bir belediyecilik söz konusudur.

***

Bir okurumun, Dr. H.G’nin yazdıklarından gerçeklik payları yüksek:

“Sayın Bursalı 02.04.2024 tarihli yazınızda değindiğiniz 31 Mart 2024 seçim sonuçlarındaki CHP’nin ve halkın başarısını aslında Mayıs 2023 seçimlerindeki yenilgiye borçlu değil miyiz?

14 Mayıs seçimleri ikinci tura kaldığı zaman seçimlerin ikinci turda kazanılmasını hiç ama hiç istemiyordum. 6’lı masa saçmalığı ile, güvenilmez, her türlü entrikaya açık siyasi kimliklerle girilen bir ortaklığın en fazla altı ay süreceğini, hele seçim öncesi Meral Akşener gibi entrikacı bir siyasi figürün yaptıklarının seçim sonrası yapacaklarının habercisi olduğunu siz de hissetmişsinizdir.

Hele seçimden sonra ülkeyi kıskaca alacağı gün gibi ortada olan bir ekonomik krizin geleceği de belliyken, seçimleri kazanacak bir 6’lı masa koalisyonunun 31 Mart seçimlerinde ülke genelinde yüzde 30’dan fazla bir oy oranını yakalayabilmesi, İstanbul, Ankara gibi şehirleri elinde tutabilmesi mümkün olabilir miydi?”

***

Şüphesiz bunların hepsi gerçekleşememiş olasılıklardır. Fakat siyaset genellikle böyle olasılıklar arasında en doğruya yakını hesap etme ve oradan yol alma sanatıdır.

Geçen mayıs seçimini muhalefet kazanabilseydi, ekonomik kriz karşısında en büyük kozu derhal hukuk, demokrasi vb’yi, yani acil reformları derhal gerçekleştirmek, ekonominin gerekli dengelerini yerine oturtmak ve dış yatırımları çekebilme şansı olabilecekti.

Fakat zamanın çok dar, 10 ay olduğunu da düşünün

AKP’den kaçış vaaar!

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

AKP’den kaçış vaaar!

2 NİSAN

Hepimiz seçim sonuçlarını ülkenin siyasi geleceği açısından yorumlamaya çalışıyoruz.

Güncel ilk gerçek, CHP’nin gerçekten yüzde 25’lik cam tavanı parçalayıp yüzde 38’lere dayanmasını, seçmenin AKP/Reis’e salt bir ihtar özelliği taşıdığını düşünmek yanlış olur. Bu düşünce “Reis’i CHP ile tehdit edeyim bir kez, sonra dönerim” gibi bir komplo düşünce içerir. Siyaset açısından devre dışıdır.

Bir kez oy yer değiştirdi mi, onun yeni macerası başlamış demektir. Bu yer değiştiren oyu izlemek başlı başına bir siyaset uzmanlığı gerektirir.

Oyların CHP’ye yönelmesi, seçmenin önyargısız seçiminin göstergesidir. Yok medyanın yüzde 90 ile seçmeni kontrol, yok TRT, işe yaramamıştır. Demek konu bunların ötesinde, seçmenin davranışının, medyatik kontrol mekanizmasının sanki içindeymiş gibi görünse de kendine özgü davranışını gözlemlemekteyiz.

Mesele sadece emeklilerle de ilgili değildir. Emeklilerin ben yine de oy dağılımını merak ediyorum ama bunun ötesinde emeklilerin daha küçük aile bireylerinin de etkileyici davranış kodları devreye girmiştir.

ORTA SINIFIN ERİYİŞİ ÇOK ÖNEMLİ

AKP’nin aldığı oyların önemli bir kısmının kendi beslediği ve yarattığı, geçim derdi olmayan yeni besleme orta sınıfa dayandığını söyleyebiliriz. Bir de kadim tutucu Anadolu kentleri ve köylerini analım.

Bazen bu “eski yapılar”ın parçalanması uzun zaman içinde ama bilinçli değiştirici politikalar gerektirir. Burada yanlış değerlendirme sayılmazsa, Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’den bir yıldız yaratma bilinçli politikalarının, kendisinin aday olmadığı bu seçimde de Eskişehir’in toplumsal dokusunu değiştirdiğinin belgesi olmuştur. Bu CHP’li yeni belediyelere de örnek olmalı.

10 AYDA NE DEĞİŞTİ?

Evet 2023 genel seçimlerinde AKP sanki asla kaybetmeyecek bir parti havasındaydı. Aradan 10 ay geçti. Peki ne oldu?

2023’te Kılıçdaroğlu aday olmasaydı, Yavaş veya İmamoğlu olsaydı tartışmasını sonraya bırakıyorum. Burada sonuçları belli olmayan bir algoritma var.

2023 seçimlerine giderken bugünkü kadar büyük ekonomik çöküşü yaşamıyorduk.

Sanırım son 10 ayda yaşananlar dolu bardağı taşıran bir etki yaptı diye düşünüyorum. Erdoğan’ın emekçilere emeklilere karşı uzlaşmaz tutumu da bu sonucun ortaya çıkmasında etkili oldu. Bunu yazarken, muhalefetin Erdoğan iktidarının ekonomi politikalarına karşı yürüttüğü çok başarılı aydınlatma çalışmalarının da dolu bardağın taşırılmasında büyük etkisi olduğunu teslim etmeliyiz.

Kaçış çok yönlü. Seçime gitmeyenler var. Yüzde kaç AKP’li seçmen bilmiyoruz. Katılım oranında eskiye göre yüzde 8 kadar düşüş var. Partisiz umursamaz seçmen yüzde kaçtır oy kullanmayan bilmiyoruz. CHP’ye oy veren ama sandığa gitmeyen seçmen de var.

Kesin oyunu değiştiren seçmen sayısının (son seçimde yüzde 35.5 hesabıyla) yüzde 30’un altına düşmüş olabilir. (Bu konuda hesaplar var)

Kuruluşta AKP’ye katılan bir kısım Erbakancı damar YRP’ye döndü.

Yüzde 5 de belki de daha fazlası CHP’ye katılmış olabilir.

RÜZGÂRI BÜYÜTMELİ

Tabii daha önceki seçimlerde AKP’den kopup küçük partilere dağılanların bir kısmını da CHP topladı. Kürt seçmenin bir kısmı DEM’den koparak bir kısmı artık iyice kentleştiği için İmamoğlu’nu tercih edip CHP’nin oyunu artırdıkları görülüyor.

Tüm bunlar tabii ki başta İmamoğlu ve Yavaş’ın olağanüstü yönetim başarılarıyla büyük bir rüzgâr estirmiş olmaları gerçeğini gölgelemeyecektir.

Bir kırmızı rüzgâr esmiştir Türkiye’de.

Bu rüzgârın hızını kesmeden gelecek iktidarı tuğla örercesine inşa etmek kalıyor şimdi.

Genel seçim havasında büyük başarı, ne bekliyoruz?

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Genel seçim havasında büyük başarı, ne bekliyoruz?

Hey Türkiye Nasılsın?

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Hey Türkiye Nasılsın?


31 MART

Bu başlık, bilen okurlarıma yabancı gelmeyecek. 2013 yılında Cumhuriyet Kitapları’ndan yayımlanan kapsamlı inceleme kitabımın adı. Geçen hafta bir okuma grubu tarafından bir eve kitap üzerine tartışmaya çağrıldım. Kitap yok aslında ama ikinci elden sahaflarda bulmuşlar.

Gruba katılmadan önce bir bakayım dedim, yazdığım konularda ne gibi değişiklikler var.

Her şey daha kötüye gitmiş.

Mesela kitapta Dünya Adalet Projesi (World Justice Project) başlığına ve geçen 11 yıl içinde değişime bakıyorum.

Kitapta 97 ülke arasında 67’nciyiz. 8 ölçeğe göre değerlendirme yapılmış o zaman.

2023 yılı değerlendirmesinde ise bu kez sayıları artan ve 142’ye çıkan ülkeler arasında çok gerilere düşmüşüz, 0.41 puanla 117. sırada boy gösteriyoruz. Yıldan yıla puan kaybederek ve daha alt sıralara düşerek... En adaletsiz ülkeler yarışında emin adımlarla ilerliyoruz. Ayrıntıları merak edenlere: https:// worldjusticeproject.org/rule-of-lawindex/global/2023/Turkiye/

Kendi anayasasını takmayan, yasaları keyfi uygulayan, özel siyasi mahkemeler oluşturarak siyasi yargılama yapan ve delilsiz hukuksuz ceza sistemi kuran bir ülke ve yönetim...

Ve bütün bu kötü durumlarda, geniş seçmen kitlesinin tamamen suçsuz olduğunu mu düşünüyorsunuz?

YOLSUZLUK VE RÜŞVET SON HIZLA

En önemli konu. Çünkü Türkiye’nin çökmesi pek çok bileşenin yanı sıra yolsuzluk ve rüşvetin alabildiğine yaygınlaşmasıyla gerçekleşiyor.

Kitapta 2013 değerleri yine de iyiymiş: Yolsuzluk notumuz 100 üzerinden 50 imiş! Rüşvet sıralamasında da 53’üncüymüşüz.

Bu endekste sıralama 100 üzerinden ve 0’a doğru indikçe kötüleşiyor.

Türkiye mesela 2010 sıralamasında daha iyi durumdaymış: 56.

Saptamalara göre en çok, ekonomisi kötü ve ekonomik gelişmesi sınırlı ülkelerde yolsuzluk alıp başını gidiyor.

Gelelim 2023’e...

Transparency.org’un Yolsuzluk Algılama Endeksine göre, 180 ülke arasında 115. kötü ülke konumuna yükselmeyi başarmışız! Daha doğrusu bu AKP iktidarının başarısı! Puanımız da 100 üzerinden 34. Tabii söylemeye gerek yok, yolsuzluk kamu sektöründe yapılıyor, yani ülkeyi yönetenlerin tercihi! (https://www.transparency.org/ en/countries/turkey 

2013’ten bu yana neredeyse her yıl gerileye gerileye yolsuzluğun en yaygın olduğu ülkeler arasına girmişiz.

ÇÖKE ÇÖKE NEREYE

Belki başka bir yazıma konu ederim. Tüm göstergelerde Türkiye 2013’ten daha kötüye gitmiş.

Demokrasi endekslerinde (yarı özgür, melez veya otoriter rejim), medya özgürlüklerinde, yoksullukta, her türlü eşitsizlikte gerileye gerileye çökmüşüz.

Diyeceksiniz ki milletin umurunda mı bunlar?

Türkiye’nin ekonomik çöküntüsüyle, pahalılıkla, emeklilere layık görülen 10 bin TL maaşla, yoksulluklarla, eşitsizliklerle, iktidarın ve belediyelerinin milletin bütçesini yandaşlara peşkeş çekmesiyle, 3 milyar dolara yapılacak bir otoyolun 11 milyar dolara ihale edilmesiyle, işsizlikle, kadın cinayetleriyle, yoğun iş kazalarıyla, yeteneklerin göçüyle, ülkenin göç ülkesine dönüştürülmesiyle...

Her şeyle ilgisi var, ey çalışan, ey ücretli, ey emekli, ey genç, ey oyu bu bilinçle kullanamayanlar...

Bütün bu çöküşte ve yoksullukta hiçbir suçunuz olmadığını mı düşünüyorsunuz?

İşte şimdi hataları biraz olsun giderme fırsatı.

Bugün o gün...

RTE emeklilerin oyunu, ciğerini mi biliyor da zırnık koklatmıyor

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

RTE emeklilerin oyunu, ciğerini mi biliyor da zırnık koklatmıyor

28 MART 2024

Emekli sayısı 16 milyonu aşıyor. RTE mesela verdik 5’er 10’ar bin TL bile demiyor. Son gün der mi bilemem. 10’ar bin TL verse emekliler üzerinde etkisi ne olur onu da bilmiyoruz. Çünkü doğru düzgün tarafsız bir araştırma-veri yok elimizde. 

RTE biliyoruz zor durumdasınız derken aslında şunu da demiş oluyor: Biz de (daha) zor durumdayız!.. 

Versek gayya kuyusuna atılmış para olacak derken haklı. Enflasyonu ejderha haline getirdiler çünkü, hop havada kapıyor paraları. Enflasyonu önce düşürecekler de emeklinin alım gücü yükselmiş olacak da... 

Ben şunu merak ediyorum: Erdoğan emekliye destek çıkmama kararlılığını gösterirken bunu, mesela İstanbul ve başka bazı il ve ilçelerde seçimleri kaybetmeyi göze alarak mı yapıyor? 

Yoksa Erdoğan kendine oy veren emekli yurttaşların önemli çoğunluğunun ciğerini biliyor, kendisine bağlı olduklarının farkında, oylarını esirgemeyeceklerdir inancına mı sahip? 

ANKET Mİ YAPTIRDI?

Bu satırları yazarken muhalif kanallarda hâlâ eskiden emekliler maaşlarıyla ne kadar altın alırlardı, şimdi ne kadar alıyorlar üzerine bitmez tükenmez konuşmalar kulaklarıma çalınıyor. Kanal değiştiriyorum. 

Sanırım RTE’nin elinde emekliler konusunda yaptırdığı anketler var, durumu görüyor. Belki de emeklilerden önemli bir kesiminin başka gelirleri olduğunu, maddi nedenlerle oyunun rengini değiştirmeyeceğini biliyor. 

Emekliler şüphesiz dağınık kesim, örgütsüz de. 

Bir Emekliler Derneği var. Sitelerinde Yemek Sepeti reklamı yapıyor: 1500 TL. Liderleri bir ara, aylar önce ortalıktaydı, şimdi bildiri yayımlayıp “intibak” istiyor. Emeklilerin acaba dernekten haberi var mı, dernek yönetimi sanki susturulmuş gözüküyor. 

Şüphesiz, aklı başında, durumu net gören ve oyunu ona göre kullanacak milyonlarca emeklinin varlığı ve çok zor koşullarda yaşadıklarını bir gerçek. RTE onları gözden çıkarmış olabilir. 

Seçim aynı zamanda emeklilerin bunca yoksulluğa rağmen RTE’ye destek çıkıp çıkmayacaklarını da gösterecek; tabii bunu ölçecek babayiğit anket şirketleri varsa. Yoksa emekli oyunu avlamak için denize daha çok olta atıp dururlar. 

RTE’DEN SON PEŞREV: DEM 

DEM liderlerinin Kürt meselesini çözerse Erdoğan çözer üzerine bol salçalı konuşmalarından sonra RTE’nin Diyarbakır’da DEM’e, Kürt seçmenine kement atması ve tıpkı DEM liderlerine benzer şekilde “Yeni dönemin kapılarını birlikte açalım” demesi beklenirdi. Maksat umut vermek. 

Ama yem tutar mı, tutmaz. 

Tıpkı bürokrat bakanlarını büyük kentlerde seçim sahalarına sürmesi gibi. 

Tutar mı, tutmaz... 

Bakanların itibarlarına yazık olur. 

Milletin yakın plandan bir bakan görmesi ile sonuçlanır. 

Adamlar ne para dağıtıyor ne vaatte bulunuyor. Tek söyledikleri oyunuzu Kurum’a verin. 

Binali’nin uğradığı büyük feci yenilgi akla geliyor. İkinci adamdı, ak sakallı derekesine düştü.

21 Haziran 2024 Cuma

Seçime giderken: Umutsuzluk ve küslük bizlere yakışmaz

 Orhan Bursalı

Orhan Bursalıobursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

26 Mart 2024  Salı

Seçime giderken: Umutsuzluk ve küslük bizlere yakışmaz

Doğan Kuban hocanın o çok güzel yazısı akla geliyor, umutsuzluk bize yakışmaz diyen ve kaybedilen bir seçimin ardından bizleri cesaretlendirip ayağa kaldıran yazısı... Cumhuriyetin içinde bulunduğu ve bizleri karamsarlığa sevk eden zorluklar karşısında pes etmemiz için iktidarın dirençlerimizi kırmak istemesi karşısında baş kaldıran yazısı.

Bazen biz kendi geleceğimizin bizzat düşmanı olabiliyoruz. Yapacağımız onca iş varken içimizdeki enerjiyi yok etmenin ötesinde eksilere indiren ve vurdumduymazlığa esir eden psikolojik çöküntünün ağır yükü altında kaybolup gidebiliyoruz.

***

Genel seçimlerde böyle bir durum yaşandı, ama aradan bir yıl geçti ve hâlâ bizzat CHP’li veya demokrat, yurtsever, gelecekte umut ışığı arayan Atatürkçü seçmenlerin bir kısmında dahi olsa bu psikolojik travma yazılıp çizildiği gibi varsa, yazık olur.

İktidar var gücüyle asılıyor. Büyük kentleri bir şekilde düşürürse bu kentlerin bütçelerini de ele geçirip tam bir ekonomik tahakkümünü ilan edecek.

Sadece ekonomik değil. Buralardan aldığı güçle siyasi tahakkümünü de tamamlayacak.

İktidarın hedefi büyük kentlerle birlikte 2028 seçimlerine hazırlanmak ve çok daha geniş bir seçmen kitlesi üzerinde siyasi yönlendirici etkisini katbekat artırmaktır.

***

İktidar her alanı alabildiğine siyasileştirirken, her şeyden siyasi rant elde etmeyi bir numaralı politikası yaparken, muhalif seçmenin gönül ve hayal kırıklığı ile geleceğe yönelik iyi ve güzel duygu düşünce ve inancını kaybederek siyasetten ruhunu arındırması, tam egemenlerin yapmak istediğine esir olmaktır. İktidara karşı vurdumduymazlık beyaz bayrak çekmektir.

Biraz ağır mı oldu yazdığım? Ama bu duygular içindeyim.

Varsa çevrenizde sandığa gitmem diyen, herkesin görevi o noktada başlıyor.

***

Lütfen son iki yazımı okuyun.

Oy kullanırken seçeceğiniz başkanların elini rahatlatın, partisine de oy verin. Yüzde 10 barajını geçemeyen partilerin hiçbiri belediye meclislerine tek bir temsilci sokamayacaklardır ve oyları heba olacaktır.

Çok ağır bir ekonomik kriz bizi bekliyor.

Seçimlerden sonra siyasetin daha da yoğunlaşacağını, Özgür Özel’in her kesimle sahada olacağız açıklamalarından anlıyoruz.

Kuban hocanın sesi kulaklarımda çınlıyor: Umutsuzluğa yer yok!