Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

21 Mayıs 2023 Pazar

Bu iş bitti, millet cenderesinden kurtuluyor

obursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Bu iş bitti, millet cenderesinden kurtuluyor

04 Mayıs 2023 Perşembe


Cumhurbaşkanı 20 yıllık sakızını durmadan, en son Rize’de çiğnedi, “SSK’yi batıran adam”. Torbada başka bir şey yok. Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğüne çok sinirleniyor, karıştır karıştır bir şey çıkmıyor hayatından; bugün SGK muazzam bir borç batağı içinde, durmadan bütçeye yüz milyarlar aktarılarak ayakta tutuluyor. Yani SGK’yi batıranların söylediklerine bak...

Yeni seçim yalanları da sökün etti: “Diyaneti kapatacaklar”ın hiçbir muhatabı olmamasına rağmen bunu sürdürüyorlar. Millet İttifakı için “PKK’den emir alıyorlar” yalanı da sökün etti. “Biz Allah’tan emir alıyoruz”u da duyduk...

Bu yalanları Muharrem İnce de devralmış, neymiş, ittifak iktidara gelirse SİHA’lara son verecekmiş, FETÖ’yü iktidar yapacakmış... İnce iktidarın yalanlarını benimseyerek  kendine son noktayı koyuyor.

MİLLETE DİRENMEYİN

AKP, kaybettiklerinin, milletin kendilerini iktidardan uzaklaştırmış durumda olduğunun farkında.

Ama direniyor millete karşı.

21 yıllık iktidar gücünün yarattığı güç zehirlenmesi ve büyük iktidar tutkusu bütün bedenlerini sarmış. İktidardan indirilmeyi, kendilerine karşı zulüm ve işkence uygulaması olarak görüyor.

Aslında şöyle düşünüyorlar: Eyvah ülkenin tüm zenginliklerini artık talan edemeyeceğiz, kızdığımız muhalif insanları keyfi hapse atamayacağız, yargıyı kasap satırı gibi kullanamayacağız, gerçekleri dile getiren basını susturamayacağız! Saraylar, uçaklar saltanatımız sona erecek, ulufe dağıtamayacağız, yoksulluğu yaygınlaştırıp on milyonları kendimize bağımlı kılamayacağız, dünya lideri rolü sona erecek, eyvah özgürlük gelecek ülkeye...

MİLLETE TESLİM OLUN

Kendi içlerinde “Bunlar kazanıyor, iktidarı teslim etmeli miyiz?” tartışması yapıyorlar.

AKP içindeki “Bize sandık darbesi yapılıyor” diyen Süleyman Soylu ile Murat Kurum, Türkiye’nin işgal altında olduğu ve kendilerinin istiklal savaşı verdikleri zırvasını yumurtlayan Binali Yıldırım ve kanlı Hizbullah’ın izleyicisi parti lideri de koroya katıldı. Bu partiyle yaptıkları ittifak ve dört milletvekilini Meclis’e sokma kararları, bu ülkeye yaptıkları en son kötülük olacaktır.

Zengin ve Kurtulmuş gibi seçim ve sonuçlarına daha ılımlı ve sağduyu ile yaklaşan insanlar da var.

Özlem Zengin, “Sandıktan kim çıkarsa seçimin galibi odur. İktidarı teslim etmemek diye bir şey söz konusu olamaz. Şartlar, kaybedene göre değişmiyor” diyor. Zengin’in yeri, AKP’li erkeklerin kendisini dışladığı AKP değil.

Eğer orada kalacaksa RTE’nin yerine liderliğe oynasın ve bunu başarsın, AKP’nin içinden yeni bir AKP çıkarsın, ülkeye en büyük hizmeti olur.

HİÇBİR ŞEY YAPAMAZSINIZ

Muhalif seçmen, iktidarı devretme konusunda sıkıntıları olanların darbe söylemleri karşısında acaba ne yapacaklar beklentisi içine girdi. Soylu’nun sandık sonuçlarını izlemek için YSK’ye paralel bir bilgisayar izleme kurmasının amacı nedir diye soruyor. Cumhurbaşkanının söylemleri de endişe verici: “..Milletim PKK desteğiyle iktidar olana bu ülkeyi teslim etmez.”

Yani? Soylu da resmen sandık sonuçlarını paralel izlemede kaybettiklerini görünce ne yapacak? AKP seçmeninin aktif bir azınlığını sokağa mı çağıracak...

Bırakalım bu korku iklimini yaratmayı, böyle bir düşünce, AKP’yi ve tüm siyasetçilerini kısa sürede bitirir. Hiçbirinin de ülkeyi böyle kargaşaya sürükleyeceğini düşünmemeliyiz bile. Sadece burada seçim öncesi korku iklimi yaratıyorlar.

Seçimin sonucu belli, ülke bu cendereden çıkıyor; özgürlüğe, geleceğe koşuyor.

***

 “CIA şirketi” ve ülkemizde uçak üretimi konusunu bitirmedim.

Özmenlerle ortak uçak üretimi anlaşmasını kim bozdu?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Özmenlerle ortak uçak üretimi anlaşmasını kim bozdu?

02 Mayıs 2023 Salı


Eren ve Fatih Özmen kusura bakmasın, şiddetle alındıklarının farkındayım bu tabirden, ama bu utancı iktidarın elemanlarına havale ediyorum.

Dün Özmenlerin Ankara’da ODTÜ ve Hacettepe Teknokent’lerde 11 yıldır ESEN mühendislik şirketlerinin olduğunu yazmıştım. Sitelerinde devletle bir işbirliği vs. gözükmüyor.

Ama 2015’te seçimlere giderken AKP iktidarıyla Fatih Özmen ve şirketi arasında bir anlaşma yapılıyor. Özmen TR-Jet diye bir ortaklık şirketi kuruyor. Özmenler o sırada iflas etmiş Alman Dornier uçaklarını satın alıyor. Bu orta menzilli bir uçak. British Airways’a ait bir uçağın İstanbul’a örnek olarak getirildiğini ve incelendiğini görüyoruz. (https://www.dailymotion.com/video/x4wbqla)

2015’te Ahmet Davutoğlu bu uçağın anonsunu yapıyor. Videoda, örnek uçak dolaşılıyor, tanıtılıyor ve o sırada Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan şöyle söylüyor: Sağ olsun Türkiye’ye güvendi geldi Fatih Bey (Özmen) ve yatırım yapmak istiyor, işadamıyla çok iyi bir mesafe alacağız 2023 yılında milli uçağımızı hizmete alacağız. 

ÜRETİMDE TEİ, TUSAŞ, ASELSAN VB.

Aynı yıl haberlere bakalım: “Bölgesel 60-70 kişilik yolcu uçağı projesinde Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) tarafından ana yüklenici olarak STM Savunma Teknolojileri Mühendislik görevlendirildi. Uçağın geliştirilmesi için STM ile ABD’li Sierra Nevada Corporation (SNC) arasında da mutabakat anlaşması yapıldı.” (www.ntv.com.tr/turkiye/yerli-ucagin-maliyeti-1-5-milyar-dolar,ou3ddzwcdUOLpii5SFeu2w)

STM’nin o zamanki Genel Müdürü Davut Yılmaz diyor ki Reuters ajansına: 32 ve 70 kişilik yerli uçaklar için yaklaşık 1.5 milyar dolar yatırım yapılacak, 32 kişilik uçak için ilk test uçuşu 2017’de, seri üretimi için 10 adet 2019’da, 48 uçağın 2022’de üretilecek. Sonra: “Uçağın tüm fikri mülkiyeti ABD şirketi SNC ve Türkiye’ye ait olacak, herhangi bir ihracat kısıtlaması yok. Uçağın üretimi için Türkiye’de bir şirket kurulacak.” (TR-Jet olarak kuruyor SNC).

Burada başka bilgi de var: “Yerli yolcu uçağı projesi kapsamında 32 kişilik uçağın alt sistemlerinin üretimi savunma sanayi şirketlerinden STM önderliğinde, TAI, Aselsan, TEI, Havelsan, THY Teknik, Alp Havacılık, Kale Havacılık, TCI, TSI ve diğer şirketler tarafından yapılacak. 32 kişilik jet motorlu TRJ-328’in hızı 750 kilometre, menzili 3720 kilometre olacak ve uçak 1400 metrelik kısa pistlerden kalkabilecek. Uçağın turboprop modeli ise 620 kilometre hıza ve 1850 kilometre menzile sahip olacak. Uçaklar ambulans, deniz karakol uçağı, askeri nakliye, istihbarat uçağı olarak da görev alabilecek. Fikiri mülkiyet hakları satın alındı”...

Görüldüğü gibi tüm plan ve program yapılmış. Her ne kadar üretim tarihlerinde farklı görüşler olsa bile.

TEMEL KOTİL İLE İLİŞKİ VAR MI?

Hemen yanında, 1 yıl sonra TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayi) Genel Müdürlüğü’ne atanacak olan o zamanki THY Müdürü Temel Kotil var.

Fakat ne olduğunu tam anlamadan anlaşma Fatih Özmen’in kucağında kalıyor. Anlaşma bozuluyor.

Medyaya yansıyan ise komik bir gerekçe: AKP hükümeti uçağın yüzde 70’inin yerli olmasını istemiş güya... Fatih Özmen de bunun ilk üretim aşamalarında olanaksız olduğunu ama zamanla yüzde 50 yerliliğin yakalanacağını söylemiş. Togg arabasının bile (Araba yahu!) yüzde 50 yerlilikle üretildiğini anımsarsak o zaman üretilecek uçak için böyle olmayacak yerlilik oranı dayatılmasının sadece bahane olduğunu görürüz.

Gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz. Bir iddia var ama burada seslendirmeyeceğim şimdilik.

Acaba Kotil’in TUSAŞ’ın başına getirilmesiyle anlaşmanın bozulması arasında bir irtibat var mı?

Başka işbirliği girişimleri de var Özmen ile... Yani yandaşlara ve Bayraktarlara göre, devlet /Saray, AKP iktidarları “CIA şirketi” Özmenlerle öteden beri işbirliği içinde!

Kılıçdaroğlu, Atatürk Havalimanı ile ilgili projesini, Fatih Özmen ve şirketi SNC’yi açıklayınca birden “vay CIA ile işbirliği yapan şirkete Atatürk Havalimanı’nı peşkeş çekeceksin ha, burada yerli ve milli Teknofest, Bayraktar dururken...” saldırılarının arka planını deşmeyi sürdüreceğiz

11 Mayıs 2023 Perşembe

‘Casuslar’ Ankara’da ODTÜ ve Hacettepe’de faaliyette(!)

 obursali@cumhuriyet.com.tr

‘Casuslar’ Ankara’da ODTÜ ve Hacettepe’de faaliyette(!)

01 Mayıs 2023 Pazartesi


Kılıçdaroğlu, “Atatürk Havalimanı için uzay merkezi yapacağız, uzay ve havacılık alanında ABD’nin öncü şirketlerinden SNC’nin sahipleri Fatih ve Eren Özmen burada çalışacaklar, araştırmalarını sürdürecekler” deyince, yılda bir kez Atatürk Havalimanı’na Teknofest düzenleyen, başarılı işler yapan Bayraktar’ın sahipleri ayağa kalktı, vay Türkiye’ye değil Amerikalılara güveniyorsunuz benzeri açıklamalarla ortalığı velveleye verdi. Sanki Türkiye dahil dünyada onbinlerce şirketin çalıştığı uzay ve havacılık konusu kendi tekellerindeymiş gibi. Türkiye’de TAİ var, dahası Roketsan vb. var... Ayrıca İHA ve SİHA benzeri insansız hava aracı üreten çok sayıda şirketlerimiz var!

Onların sesini bastırıyorlar, ne de olsa Saray’a endeksliler. Öyle ki sonbaharda yaptıkları Teknofest’i Saray’ın seçim propagandası çerçevesinde birden Nisan ayına aldılar.

Atatürk Havalimanı için resmen “burası bizim” demedikleri kaldı.

Havaalanının darmadağın edilmesine, basket sahaları ile doldurulmasına, pistlerinin yok edilmesine (kendi uçakları için birini korudular) zerre sesleri çıkmayan Bayraktar’ın sahiplerinin ülke ve gelecek bu projeye de destek vereceklerine, saldırıya geçmelerine şaşırdım…

Arkasından Sarayın gazeteleri, trolleri, AKP/FETÖ kumpasında içeri atılan daha sonra AKP’ye sığınan yazarı ve diğerleri bu şirketin CİA’ya çalıştığı gibi bir zırvalığı göklere çıkardı. SNC, CİA şirketi oldu! İktidar ve adamlarına yakışan rezillik batağı!

ODTÜ ve Hacettepe’deler

Söyleyeyim, bu “CİA bağlantılı” şirket, 11 yıldır ODTÜ ve Hacettepe teknokentlerde, yüksek teknoloji ürünleri üretiyor!

Özmenler, ülke ile hep ilişkili oldu. Özmenler henüz Türkiye’de AKP ile birlikte 2015’te uçak üretimi için anlaşma yapmadan önce, 2012’de Havacılık ve Havacılık Komponenti İmalatı için ESEN’i kurdular, bakın:

“ESEN, havacılık, uzay ve savunma sanayisinde hızlı ve yenilikçi çözümler oluşturan mühendislik firması. ABD merkezli Sierra Nevada Corporation’ın ortaklığında 2012’de kuruldu. ODTU Teknokent yerleşkesinde 2500 m2 alana yayılmış ofis ve laboratuvarlarında ticarî ve ARGE faaliyetlerini sürdürmekte, yer ve hava platformu yazılımları, gimbal ve kamera sistemi, yerel geliştirilmiş Geniş Alan Gözetleme Sistemi (WAAS) özellikle görüntüleme sistemleri alanında yeni küçük uydu platformlarının ve uydu alt sistemlerinin tasarımı... Anahtar teslim çözümler olarak Havadan, Karadan ve Denizden Elektronik Savaş/Sinyal İstihbaratı (EW/ SIGINT) kabiliyetlerini sunar… vb”

201 yüksek nitelikli çalışanı var Ankara’da! Fatih Özmen hatta şirketi ziyarete geldi!

2015’te AKP seçim yatırımı olarak uçaklar üreteceğiz diye Özmenlerin şirketiyle bir ön anlaşma yaptı. Alman Dornier uçaklarının üretimi gündemdeydi. Yerli oranı yüzde 70 olacak diye tutturunca AKP, iş yattı. Özmenler çok ciddiydi, Türkiye’de bu amaçla bir şirket bile kurdular… Arka planda iktidar içinde neler oldu da vazgeçtiler bilmiyoruz, ama öğreniriz.

Dünyada 35 bölgede işleri var

Özmenlerin ABD’deki şirketi özellikle de havacılıkta yüksek teknoloji üreten, NASA ile işbirliği yapan, hızla yükselen ödüller alan bir şirket.

Aktarıyorum: “Özmen, Sierra Nevada Corporation’da 1981’de mühendislik stajyeri olarak başladı; çok sayıda sistemin geliştirilmesine yardımcı oldu, önemli programlar yönetti. 1994’te de şirketi satın aldılar. Ayrıca şirkete 19 stratejik şirket daha aldılar, 3.000’den fazla personelden oluşan bir iş gücü ile 19 ABD eyaleti, İngiltere, Almanya ve Türkiye dahil 34 bölgede faaliyet sürdürüyor. Fatih Özmen, 2018’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığında kurulan Ulusal Uzay Konseyi Kullanıcılar Danışma Grubu’nun bir üyesi oldu.”

Yılın havacılık girişimcisi, yaşayan havacılık efsanesi, en etkili 10 Türk Amerikalı vb gibi ödülleri var.

Şirket, uzay sistemleri, ticari yörünge taşımacılığı, mikro uydular, enerji, tele-tıp ve nanoteknoloji gibi pek çok alanda da çalışıyor.

Ülkeye yüksek teknoloji üretimleri gelince, ülkede büyük bir sinerji yaratır. Bayraktar’lar da bundan yararlanır.

Ülkeyi Saray siyasetinin dar ve dışlayıcı kalıpları içine hapsetmek, başarılı bir şirketin akıllı bir işi asla olamaz.

Yoksulluğu ele geçiren ülke: Çin


obursali@cumhuriyet.com.trSon Yazısı / Tüm Yazıları

Yoksulluğu ele geçiren ülke: Çin

30 Nisan 2023 Pazar


Ne kadar çok konu var yazacak, hele Atatürk Havalimanı’nı babalarının malı olarak düşünenler, 14 Mayıs’ta muhalefetin sandıkta darbe yapacağını ileri sürenlerin acaba bu sözlerinin arkasında karanlık planlar mı var, üzerine... fakat bunlar yarından itibaren...

Bugün, perşembe günkü “Yoksulluğu ele geçirin, üremesini engelleyin...” teması üzerine bir örnek. En önemli konu ülke için, bugün, orta ve uzun vade açısından. Yoksa, otoriter hatta diktaya gidebilecek rejimlerden bu ülke başını kaldıramayacağı gibi, bu kitlenin çocuklarını düşünecek olursak ülkenin de sahip olması gereken çok büyük bir yetenek gücünün ucuz işgücü ve yoksulluğun üreticileri devamcıları olarak kalmaları...

ÇİN 770 MİLYON KİŞİYİ KURTARDI

Bu yoksulluk konusu çözülemedikçe, ülkenin sürünmesine devam.

Ülkemizin diyasporadaki önemli bilim insanlarımızdan ama eli ayağı bir yandan da hep Türkiye’de olan Prof. Dr. Ercan Alp, önemli ve ilginç bir not gönderdi.

Yazımdaki şu cümleyi alıntılıyor önce: “Ama en önemli olan bu kesimin çocuklarının önünü sonuna kadar açmaktır, onlara her türlü desteği vermek, kesinlikle derin pozitif ayrımcılık yapmaktır. Yoksulluğun üremesini kesmek, kader olmaktan çıkarmak, bir numaralı konudur. Genişletirsek 50 milyona yakın bir halktan bahsediyoruz!”

Ve diyor ki: “Bu konu üzerinde ben de bir haylidir düşünmekteyim. Özellikle 2010-2019 yılları arası Çin Halk Cumhuriyeti’ne yaptığım seyahatlerde dikkatimi çeken bir olgu vardı: Bizim Amerika’da ismini duyduğumuz enstitülerde çalışanların neredeyse tamamı çok mütevazı ailelerden geliyordu. Çin, bir anlamda, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayarak Ufuk Akçigit’in de bilimsel diaspora raporunda bahsettiği yetenekli kişilerin önünü açmayı başarmış, bu sayede 770 milyon kişiyi 40 yılda yoksulluk sınırının üstüne çıkarmış ve ekonomik bir mucizeye imza atmıştır.”

YETENEKLİ İNSANIMIZ AZ

 Devam ediyor Prof. Alp: “Bize söylenen, fakir ve zengin bölgelerde ders veren öğretmenlerin kalitesi arasında bir fark yoktur. Her ne kadar Çin’in kalkınmasında zirai verimliliğinin artırılması, ileriye bakan endüstrileşme, hızlı şehirleşme ve sürekli genişleyen altyapı yatırımları olsa da bunların başarılabilmesi kaliteli orta kademe elemanların varlığına bağlıdır.

Türkiye’nin önünde en büyük engel, hele seçimden sonra işbaşına gelecekler için de gerekli sayıda yetenekli insan eksikliği olacak. Bu kadroların yetişmesi 10 yıllar süren, laik, modern anlayışta eğitim kurumlarının her tarafta hizmet vermesi ile olabilir.”

Evet, en zor konu, bu iktidar eğitimi her açıdan kötüleştiriyor, yeteneklileri kaçırtıyor ve ülkede kalanların da iyi yetişmesini açıkça istemiyor. Yoksulluğun sürmesi, iktidarıyla yakından ilişkili.

Eğitimde ülke çapında okullarda ortalama kaliteyi yakalamak, coğrafi farklılıkları ortadan kaldırmak, fırsat eşitliğini mutlaka sağlamak, tüm milletin en doğal hakkıdır.

Eğer muhalefet iktidarı devralmayı başarırsa, bu yolda nasıl adım atacağını merakla izleyeceğiz.

BİR KİTAP:

Küresel Ekonomi Düzeni, Kurumlar ve Kurallar

Prof. Dr. Ahmet Söylemezoğlu, halen Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi. Pek çok ulusal ve uluslararası yöneticilik ve kamusal görevlerde bulunmuş. Öğrencilerine anlattıklarını, finansal ve ekonomi okuryazarlığının artırmak için geniş kitlelere de iletiyor. Bir kaynak kitap. Uluslararamı ekonomik düzenin kurumlarını (IMF, Dünya Bankası vb) tanıyoruz. Uluslararası ticaretin gelişimi ve kurumları, bölgesel ekonomik örgütler... hepsi var. Diyor ki: Yılda 26.5 trilyon dolarlık mal ve hizmet ticareti yapılıyor, banka havaleleriyle günde 5 trilyon dolar el değiştiriyor. Tüm bu olaylar belirli bir yapıda gerçekleşiyor. Bunlar ne ve nasıl oluyor?

Yoksulluğu ele geçirin! Üremesini engelleyin!

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Yoksulluğu ele geçirin! Üremesini engelleyin!

27 Nisan 2023 Perşembe


Bilinen gerçek, iktidarın sadakasına muhtaç olduğu için büyük yoksul kitlenin genellikle (iktidardaki) sağcı partilere oy verdiğidir. Bu küresel bir olay. Fakat yoksul kitlenin büyük sağ partiye oy bağımlılığının, salt bu partinin iktidarda olup olmamasıyla ilişkili olmadığını biliyoruz. Sağ kitle partisi muhalefette olsa bile yoksul kitle ve dahası belirli bir geliri olan işçilerin önemli bir kısmı dahil, oy deposudur.

Seçime giderken bu konu yeniden alevlendi.

İktidarın yoksulluğu; sadaka dağıtımları, yiyecek-kömür paketleri vb. ile beslemesi, şüphesiz ki oy verme tercihi üzerinde etkilidir. Güncel gözlemler, derin yoksulluk ağı içinde bulunanların iktidarın bu yardımlarının kesilmesinden endişe ettikleri ve sahip oldukları yardım-geçim denge durumunu değiştirmediklerini de söylüyor.

Ama yoksulluğun oy tercihini salt iktidarın bizzat sosyal-sadaka yardımlarına olan bağımlılığı ile açıklamak kolaycılıktır. Doğru da değildir.

ZAMANIN DONMASI

Ama tarif ettiğimiz bu yoksulluk konumu ile oy tercihi arasında daha derin bağların oluştuğunu görmek gerekir. Dini inanış, kadere boyun eğme, rızkını kabul etme, siyaset ve lideriyle oluşan kökten bağlar bunlardan birkaçı olarak sayılabilir.

Evlerinde ziyaret edersiniz, benzer sosyal yardımlarda bulunursunuz, çocukları için daha iyi olanaklar sağlarsınız ama bu çoğunluk içindeki davranış değişikliğini bazen hiç görmeyebilirsiniz. Zaman ve ilişkiler adeta donmuştur. Nehrin altından hiç su akmamaktadır.

Yoksulluk-sağ iktidar ilişkisi, giderek kültürel bir boyut da alır, yaşam biçimine dönüşür, statikleşir. Başka katmanlar da üzerine biner.

Şüphesiz sağ partilerin ideolojiyi dini tüccar olarak kullanmaları, en düşük/sığ milliyetçilik propagandaları, bu katmanları çimentolaştırır. Oy verme tercihleri üzerinde, maddi-gelir durumlarının (sınıfsal) etkisi tamamen kopmuştur.

DEĞİŞİMDEN UZAK

İşçi partilerinin programları onlar adınadır. Fakat bu programlar yoksullarla ilişki kurmaktan uzaktır. Yoksul ve işçi kesimin çoğunluğu teoriden de bir türlü anlamaz!!! Sınıf partileri de kitle destekleri bakımından hep yoksul kalır.

Sosyal değişimin ve ileri hareketlerin taşıyıcıları entelektüellerdir, aydınlanmış kitlelerdir, orta sınıfa evrilmiş, orta sınıf ve üstüdür. Yoksulların hiç ilişki kurmadıkları demokrasi, insan hakları, özgürlük, anayasa-yasa, güçler ayrılığı vb. gibi üstyapısal kavramların ve isteklerin taşıyıcıları bu üst sınıflardır.

Ülkemizi de ayakta tutan çok şükür bu sınıflardır. Beslendikleri tarih, kültür, bilim, sanat, uygarlığın kazanımlarıdır; bu değiştirici araçlarla yoksul kitlelerin ilişkisi ya yok ya da bazıları için en alt düzeydedir. Günlük geçim dertlerinin kısır döngüsü içinde kuyudan su çekmeye çalışmakla hayatları geçer.YOKSULLUĞU ÇÖZMEK

Evet bu kavramı ileri sürüyorum. Yoksulluğu nasıl çözmeli? Yoksulluğu ele geçirerek.

Yaşam koşullarını değiştirmekle.

Aslında köy-kent projeleri durgun sosyolojik yapıları değiştirecek ve oralarda hayata dinamizm katacak düşüncelerdi.

Köy Enstitüleri, hele!

Ama sağ partiler sosyolojik değişim değil durağanlığı çimentolarlar.

YOKSULLUK ÜREMEMELİ

Gelir durumlarını düzeltecek ve onları zamanla siyaset ve iktidar bağımlılığından kurtaracak adımlar çok önemli. Her aileye asgari ücret gelirin girmesi ve her aileden birinin sigortalı olması, Kılıçdaroğlu’nun 10 yıldır programındadır. Bu zerre taviz verilmeden gerçekleştirilmeli.

Hayat, sonraki adımları getirecektir.

Ama en önemli olan bu kesimin çocuklarının önünü sonuna kadar açmaktır, onlara her türlü desteği vermek, kesinlikle derin pozitif ayrımcılık yapmaktır.

Yoksulluğun üremesini kesmek, kader olmaktan çıkarmak, bir numaralı konudur. Genişletirsek 50 milyona yakın bir halktan bahsediyoruz!