Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

8 Mart 2023 Çarşamba

Meral Hanım iktidar olmaktan neden kaçıyor?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Meral Hanım iktidar olmaktan neden kaçıyor?

06 Mart 2023 Pazartesi


Bu yazı, 2 ve 5 Mart yazılarımın ana gerekçesini sunuyor. Masayı devirirken yarattıkları bir dizi bahanenin arkasında esas nedenin, Meral Hanım’ın “Başbakan olma, muhalefette kalma ve 5 yıllık süreç içinde tek parti olarak iktidara gelme” stratejisinin yattığını söyledim. Meral Hanım bu yüzden iktidara ortak olmak istemiyor.

İki nedenin altını çizeceğim.

Bir lider “partisini büyütme” ve “tek başına iktidar olma” hedefini koyduysa, bunu hangi koşullar altında yapacağını da düşünür. 

Bu durumda soru şudur: İktidara ortak olduğu koşullarda bunu yapabilir mi? Veya bu hedeflerine varmak için muhalefette kalmak mı kendisine böyle bir şans yaratır?

Hadi bakalım, özgürce düşünerek bir karar verin! Benim kararım şu: İYİ Parti’nin bugün iktidar ortaklığı ile Meral Hanım bu hedefine asla ulaşamaz.

Ateşten gömlek

Bugün iktidarda kim olursa olsun, ateşten gömlek giyecektir. Türkiye’nin dış borç yükü 500 milyar dolar civarında. MB: “2021 yılsonuna göre yüzde 22.1 oranında artışla 145.6 milyar ABD dolara” ulaştı. Bu borç bulunacak 145 milyar dolar yeni borçla yenilenecektir. Bugünkü koşullarda çok daha fazla faiz ödenecek. 

Hükümet doları zor tutuyor 19’da. İhracatçılar yurtiçi üretim maliyetlerinin (asgari ve diğer artışlarla) ihracatta rekabetçi olamadıklarını ve doları serbest bırakmalarını talep ediyor.

Dolar 18 TL’de büyük bir enerji biriktirdi (kırılacak fay gibi!), zincirlerinden kurtulmak için çırpınan tay gibi, bıraksalar fırlayacak. 30’u bulur. 

Bu, iktidara gelecek muhalefet için de iktidarda kalabilecek RTE için de geçerli. İktidar içeride borçlanarak, para basarak bütçeyi ayakta tutmaya çalışıyor. EYT’liler, ağın deprem yükü ve yapması gereken büyük harcamaların, enflasyonu ve pahalılığı azdıracağını ekonomiden anlamayanlar bile görüyor.

İktidar, dolara olan aşırı ihtiyacından, yabancılara vatandaşlık karşılığında ev satımını bile yasaklayamıyor, ev ve kira fiyatları alıp başını gidiyor (seçimlere giderken bu yasaklama seçmene rüşvet olarak geçici gelebilir!).

Altında ezilme riski

Seçimlerden sonra milleti çok daha büyük ve ağır bir ekonomik ve sosyal yük bekliyor. İYİ Partili ekonomistler şüphesiz bunun raporunu hazırlamışlar Meral Hanım’ın önüne koymuşlardır.

Meral Hanım ve partisinin siyasal stratejistleri, böyle bir iktidarı devralmanın partiye kendilerine ağır bir siyasal risk olarak geri döneceğini görüyor. (Bu Kılıçdaroğlu ve müttefikleri için de söz konusudur).

Ekonominin en iyi koşullarda bile toparlanması 3 yılı bulur. Ayrıca bilinmeyen iç ve dış başka riskler de ortaya çıkabilir ve hesapları altüst edebilir. 

Bugünkü enflasyon sanaldır. Hükümete bağımlı TÜİK enflasyonu bastırıyor. İktidar değişince gerçek enflasyon net ortaya çıkacak (veya onlar da bastıracak!) bu gerçeğin ekonomik etki ve yankısı da büyük olacaktır.

Partisini büyütmek isteyen, tek parti olarak iktidara gelmek isteyen bir liderin, iktidar ortaklığında bu hedefine ve amacına ulaşamayacağı açıktır. Ancak muhalefette kalarak büyüme şansı yakalayabilir.

CHP gölgesinde İYİ Parti

Şimdi ikinci nedene geliyorum: Cumhurbaşkanı diyelim ki Kılıçdaroğlu seçildi. Meral Hanım ve İYİ Parti, Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin gölgesinde kalacaktır. Diyelim işler birkaç yıl geçince işler iyi gitmeye başladı, şüphesiz bunun aslan payını en büyük parti olarak öncelikle CHP toplayacaktır. 

Yani bu koşullarda bile Meral Hanım’ın partisini iktidarı tek başına alacak en büyük parti yapma olasılığı sıfırdır, “partinin çoğunluğun oylarını alarak başbakan olma” hayali Kaf Dağı’nın arkasında kalır.

Dediğim gibi, Meral Hanım iktidarın ateşten gömleğini giymektense muhalefette kalarak iktidarı eleştirerek büyüyebileceği hesabı üzerinden gidiyor.

Yok dayatmaymış, yok Kemal Bey seçilemezmiş, yok Mansur Yavaş seçilirmiş... Tüm bunlar derin bahaneler, kaçarken milleti aldatma gerekçeleri...

Yarın, milletin çıkarları, Meral Hanım’ın çıkarları.

Meral Hanım’ın yolu, iktidar değil muhalefet

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Meral Hanım’ın yolu, iktidar değil muhalefet

05 Mart 2023 Pazar


Risk alıyorum ve bütün güncel değerlendirmelerden ve olayların peşinden gitmekten ayrılarak iki yazıdır kurduğum çerçevede kalıyorum: Meral Akşener ve İYİ Parti kendilerine yeni bir yol çizdi: İktidara ortak olmamak. Seçimlerde AKP/RTE de iktidar olabilir veya artık 5’li ittifak da. Biz önümüzdeki 5 yıl içinde muhalefette kalacağız, muhalefette büyüyeceğiz, en büyük parti olacağız ve tek başımıza iktidara geleceğiz...

Bunu masayı devirmesinden değil, daha önceki politika ve davranışlarından anlıyoruz. Masa devirmek bir sonuç, “Masa Oyunu”na son vermek.

Masayı devirmek için de yığınla bahaneleri vardı ve bunları kullandılar. İYİ Parti’nin bir iç yazışması, stratejisi vb. elime geçmiş değil. Peki bu iddiayı neye dayandırıyorum?

Bir politik söylem ve bunu destekleyen ve izleyen davranış bütünlüğüne.

Bu yeni stratejinin politik söylemi “Ben cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, ben başbakan olacağım” sözü ile başladı. Bunu herkes büyük fedakârlık olarak kabul etti veya algıladı. Öyle isteniyordu.

İKTİDARA ORTAKLIĞA RET

İktidar olmaktan veya iktidara ortak olmaktan ilk kaçınmanın işareti oldu.

Dahası, henüz masa dağılmadan, seçim kazanıldığı takdirde liderlerin nasıl bir pozisyonda sistemde görev alacağı tartışılırken Meral Hanım’ın milletvekili olarak Meclis’te grubunun başında olacağı haberi salındı. Orada olacak ve partisini büyütmekle uğraşacaktı.

Bütün bunlardan Meral Hanım’ın iktidar icraatlarından tamamen uzak kalacağı görülüyordu.

Hatta şunu bile söyleyelim: Meral Hanım’ın, seçimin kazanılması halinde yönetimde pozisyonu konusunda bir pazarlığa bile girilmediği İYİ Parti tarafından sık sık açıklandı. Mesela Kılıçdaroğlu seçilirse, geniş yetkili başkan yardımcılığı gibi pozisyon tartışmasına bile girmediler bunu reddettiler.

Bunların hepsi, İYİ Parti’nin iktidar olmak veya ortak olmak niyeti olmadığının kanıtları.

En son ve masayı devirmeden önce kararını vurgulayan kanıt ise masanın son liderler toplantısından önce Fox TV’de söyledikleridir. Oradaki en önemli vurgusu, mealen şöyle “Mesela diyelim ki Erdoğan yeniden seçilirse, beş yıllık süreç içinde AKP’nin seçmeni bana gelir, birinci parti olarak iktidara gelirim.

Meral Akşener’in önceki günkü sert, kopuş, suçlayıcı konuşmasında da bu düşüncenin izlerini görüyoruz, okuyun bir. Milletinin kendini verdiği görevden vb. bahsediyor.

Bu konuşma aslında tüm ortaklık kapılarını masaya kapama konuşmasıdır aynı zamanda.

İYİ Parti’nin peşinde koşmak boşunadır. Bunun sadece bol bol laklakı yapılacak ekranlarda, küçük ipuçları aranacak, bunlardan heyecanlanılacak, geriye dönüş umudu aranacaktır.

BOŞUNA!

Tek geriye dönüşü, milletten İYİ Parti’ye gerçekten büyük bir tepki gelirse... “Bizi yüzüstü bıraktın, RTE’ye yeniden iktidar kapısını açtın, bu büyük bir ihanettir, ülkenin rüşvet ve talanla yönetilmeye devam edilmesine, insan hak ve özgürlüklerin, anayasal hakların askıya alınmasına, daha büyük yoksulluğa, evsizliğe, güvensizliğe teslim ettin” protestoları yükselir veya bu düşünce seçmende egemen olursa..

“Biz ne halt ettik” diyerek bir manevra ile geri dönebilir. Ama bunu bile yapmayacaktır.

Meral Hanım beş yıl muhalefette kendine yer ayırmıştır. Burada kalarak iktidardan ve muhalefetten dökülecek parsaları toplamanın, büyümenin ve tek parti olmanın peşinde koşacaktır.

İmamoğlu veya Yavaş, onun için masayı devirmenin sadece bahanesidir.

Uzlaşma değil dayatma oldu sözleri ise evet oybirliği olmadığına göre bunu gerçek kabul etsek bile, yine en güçlü bahane olarak piyasaya sürülüyor. Meral Hanım, Kılıçdaroğlu’nun vazgeçmeyeceğini bilerek bu bahaneyi en yüksek sesle dillendiriyor.

Peki niçin, iktidar korkusu? Yarına..

Bugün 2 Mart, ne beklemeli?

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Bugün 2 Mart, ne beklemeli?

02 Mart 2023 Perşembe


Zor bir toplantı olacak. Eldeki verilere bakalım:

1) CHP Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istiyor. Bu kesin bilgi. Kılıçdaroğlu da aday olmaya hazırlanıyor aylardır. Toplumun her kesimiyle ilişki kurarak çok yüksek bir farkındalık oluşturdu ve seçilebilecek noktaya yükseldi. Başka birisi yok. Eğer masa tartışmasız aday gösterir ve arkasında durursa büyük olasılıkla seçilir.

2) Masanın diğer güçlü ismi İYİ Parti. Meral Akşener ve arkadaşları aylardır Kazanan aday olmalı, Kılıçdaroğlu kazanamaz yoğun propagandasını sürdürdü ve sonuçta Mansur Yavaş kazanır, adayımızdır noktasına vardı. Kılıçdaroğlu aday masadan çıkacak derken, o dışarıdan da aday olabilir seçeneğini üretti.

İYİ Parti lideri, aslında Kılıçdaroğlu hedefli, CHP aleyhine seçim propagandası yapıyor ve kamuoyu oluşturuyor. Meral Hanım, Kuşoğlu’nun aylar önceki Kılıçdaroğlu seçilmezse masa dağılır, yanlış demecini kullanıp duruyor, “Biz noter değiliz” sözcüğünü her fırsatta tekrarlaması, bir siyasi kimlik göstergesi oldu.

İYİ Parti’nin genlerinde ve Mansur Yavaş’ta ülkücülük var. Dolayısıyla en yetkili koltuğa “kendi adamını” oturtma rahatlığıyla hareket edecek. Tabii bu seçiminde ayrıca daha başka ideolojik ayrılıkların da etkisi vb. var mı bilmek zor. (*)

Ayrışma var masada

Kılıçdaroğlu “Adayım” dediğinde, anlaşılan Meral Hanım da kazanabilir aday olarak Yavaş’ı öne sürecek. CHP rozeti taşıyan Yavaş’ı Meral Hanım değil, dediği gibi “ita amiri Kılıçdaroğlu” aday gösterir. Kemal Bey’in adaylık için gündeme getirilen iki büyükşehir belediye başkanlığı konusunda da düşüncesi net: “İşlerinin başındalar.” Masada bir ayrışma olacağı görülüyor.

Mansur Yavaş’ın adaylığı onaylanır mı, bilmiyoruz, diğer liderlerin tavırlarını bilemiyorum. Birbirleriyle onlarca ikili görüşme yaptılar. Burada CHP’nin bir avantajı, diğer 4 partiye kontenjan tanıyacak olması. Meral Hanım kadrolarını onlara açar mı, niyeti hiç yoktu.

Burada Kemal Bey’in Yavaş diretmesi karşısında ne yapacağı önemli. Kabul ederse, içişlerine karışılmış olacak ve bundan sonra her şeyi Meral Hanım belirleyecek. CHP’nin böyle bir durumda 4 partiye kontenjan açması beklenir mi bilinmez. Adaylık meselesi ortada kalırsa, gördüğüm kadarıyla Meral Hanım masadan kalkan olmayacak ama masadan başkalarının kalkmasında rol oynayacak.

Bu olumsuz senaryo. Yani masanın kararsızlığı, yeni görüşmeleri ve adaylıkları gündeme getirebilir. Dağılma? Bunu düşünmüyorum bile!

Meral Hanım sanki bunu göze almış gibi. Bilmiyoruz. Ama Fox TV’deki konuşması ilginçti. Orada mesela, bir muhalefet liderinin yapmaması gereken bir olasılığı gündeme getirdi ve “Mesela Erdoğan kazanırsa” dedi. Parlamenter düzene geçmek için son şans, RTE kazanırsa, 5 yıl sonraki seçimi biz kazanacağız, o zaman da parlamenter sistem söz konusu olmayacak dedi. RTE ile Meral Hanım yer mi değiştirecek? Ama bir yandan da kazanıp başbakan olacağım da diyor, bu nasıl olacaksa.

5 yıl sonra?

3) Meral Hanım’ın seçeneği arasında, eğer RTE kalırsa, 5 yıl sonraki seçimler var. Burada İYİ Parti 2021’in mayısından itibaren çalışmaya başladığı Andy-Ar Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin sahibi Faruk Acar’ı gündeme getirelim. İki dönem AKP/RTE’nin başarısı için çalıştı. AKP içindeki çekişmeler nedeniyle ayrıldı ama RTE ile birebir çalışmasını bir süre daha sürdürdü. Bir ipucu olabilir belki.

Diyor ki 15 Eylül 2022’de:

“Meral Akşener’le çok uzun bir geçmişe dayalı diyaloğumuz...  Abla kardeş zeminimiz söz konusu idi… Aynı zamanda benim ideolojimi de benimseyen biri... Net bir zeminde anlaştık... Cumhurbaşkanımızla bunu paylaşmam gerek, kamuoyunun bundan haberi olmaması gerek çünkü... Doğrudan hanenin içinde (Erdoğan ailesinin) olan birisi olmam dolayısıyla... Bir sürü dedikodu, şu, bu olur. Kendisiyle (RTE ile) bilgi paylaştım. Tepki bende kalsın... Sonuç itibarıyla, Meral Akşener’le doğrudan birebir çalışma sürecine girdik... Meral Akşener doğrudan, Tayyip Erdoğan nefretiyle siyaset yapan bir lider olmadığını bana gösterdi...” (https://youtu.be/tn3Tta8oBTE)

Bu konuşmadan 10 gün sonra ise Meral Hanım Halk TV’de “Başbakan adayıyım” diyecekti Suat Toktaş’a. 25 Ekim’de kuruluş yıldönümünde de “Ömer’in Yolu” projesini açıkladı.

4) Bu gelişmelerde Faruk Acar’ın stratejisi görülüyor. Tartıştığım bir dostum şuna dikkat çekti: Önce partinin örgütlenme yapısına el atıldı. Koray Aydınteşkilatlardan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevinden alındı. Birinci parti olma iddiası ortaya konuldu. Anketlerde yüzde 20’leri aşmak için çaba harcandı. CHP’yle başa baş geldik imajı üzerinde duruldu. Karar alınarak ilçelerde ve illerde kongreler yapıldı. Partinin teşkilat yapısı AKP ile uyumlu çalışabilecek kadrolara evrildi.”

Hatta Temmuz 2022’de “çoklu aday” görüşü de ortaya atıldı.

Faruk Acar’ın çizdiği strateji izleniyorsa, Meral Hanım 5 yıl sonrası seçeneği ile masaya oturuyor. Acar onu 1. parti yapacak. Oyu da yüzde 14 civarında.

Umarım masa ve masa sonrası kartlar yeniden karılmaz.

(*) Yavaş, “Liderler isterse adaylığı kabul edebilirim” dedikten sonra İYİ Parti’ye gitti. Bu konuda şu adreste mahkeme dosyasına da dayalı ilginç bilgiler var: https://twitter.com/BordAngara/status/1630893594809876485?t=S3ZY4bbLP2U-IjLmLcD0uw&s=08

2 Mart 2023 Perşembe

Şu Marmara’daki faylar, kırılma büyüklükleri ve ‘bir şey olmaz abi’

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Şu Marmara’daki faylar, kırılma büyüklükleri ve ‘bir şey olmaz abi’

28 Şubat 2023 Salı


Şüphesiz jeolog veya jeofizikçi veya sismolog olunca üstüne üstlük bir de profesör unvanınız varsa, konuşursunuz. Uzmanlık konunuzdur. Size mikrofon tutulur, tweet atarsınız, ekranda boy gösterirsiniz, psikolojisi bozulan yazarları tedavi bile edersiniz anlatımlarınızla. Konu Marmara’daki faylar. İstanbul’da 6.5’ten büyük deprem olur mu olmaz mı? Şimdi Marmara Denizi’nde 2000’lerden itibaren İTÜ-Fransız bilimcilerin işbirliği ile yapılan kapsamlı araştırmalar, aslında Marmara’nın fay yapısını ve özelliklerini epey çözdü. Yeniden araştırdım, soruşturdum konu üzerinde fiilen çalışan bilimcilerden... Fay geometrisi şöyle: Kuzey Anadolu Fayı Kocaeli körfezinden Marmara’ya giriyor Saroz’dan Yunanistan’a uzanıyor. 1999 depreminde KAF’ın Kocaeli kolu 7.4 ile kırıldı. Sonra KAF’ta 2 ay sonra kırılmamış Düzce kolu 7.2 ile kırıldı. Bunlar büyük depremlerdi. Körfez ağzına kadar olayı bitirdi.

ÇINARCIK FAYI, DÖRT YÖNLÜ ETKİ

Adaların güneyinde Yalova’ya yakın Çınarcık boyunca uzanan ayrı bir KAF kolu var. Burası uzun değil. Kırılması tabii söz konusu. Fakat kırılırsa büyüklüğü muhtemelen 6.5 gibi olur ama bu 7 olmayacak demek değil. Hasar epey yapar. Bu fayın özelliği normal fay olması. Yani, kuzeyini de güneyini de çok etkiler. Yalova ve İznik’e, Biga’ya doğru olduğu gibi, Tuzla’dan Adalar’a Kadıköy’e yıkıcı etkisi olur. Bu fay en son 1894’te kırılmıştı. Bilgilere göre tahminen 7 civarı büyüklüğündeydi, Adapazarı’nı da etkiledi, İstanbul sahillerinde 1.5 m tsunamiye neden olduğu bilgisi var. Ahşap ve tuğla binalar ayakta kaldı. Kapalıçarşı’yı Tahtakale’yi, Kumkapı’yı vb. çok etkiledi Çınarcık-Yalova fayının dışında, KAF’ın batı kolu diyebileceğimiz fay ise Küçükçekmece’den Şarköy’e oradan Saroz’a doğru uzanıyor. Bu kol doğrultu atımlı fay, yani uzunluğu boyunca ileriye yönelik yıkıcı etki yapar. İlk parçası Kumburgaz’dan Şarköy’e 65 km kadar. Tabii ki Marmara’nın iki yakasında da etkileri şiddetli olur.

‘TEK PARÇA KIRILIR’

Peki bunlar tek tek mi kırılır? Xavier LePichon fayın Marmara’daki tüm uzunluğunun tek parça olarak kırılması ihtimalinin yüksek olduğu görüşünde. Bu durumda 7.6 büyüklüğe varan bir deprem büyüklüğü söz konusu olabilir. Şengör ve arkadaşları da bu görüşe ağırlıklı olarak yakın. Bu görüşü abartılı bulup İstanbul’a etkisini küçültmek isteyenler var. Öncelikle Kumburgaz-Küçükçekmece/ Şarköy arasının kırılma olasılığının öncelikli olduğunu söyleyen de var. Fakat böyle olsa bile Çınarcık kolunu da birlikte ve hemen sonra kırma olasılığı yüksek. İkisinin kümülatif etkisini düşünün.

2 BİN YILDA 34 ADET 7 ÜZERİ DEPREM

İstanbul’da en çok 6.5 büyüklüğünde deprem olacağını söylemek tarihi de Marmara’yı da bilmemektir. Tarihsel kayıtlar 2 bin yıl içinde İstanbul’un tahminen 7.0 veya üzeri büyüklüğünde en az 34 deprem yaşadığını gösteriyor. (https://istanbultarihi.ist/27- bir-sehir-manzarasi-istanbuluntarihinde-depremler) 

1766’da Marmara fayının orta segmenti olduğu belirtilen parça kırıldı, üstelik kısa aralıklarla iki deprem halinde hem fayın doğu parçası hem de batı parçası. 7 üzerinde. 1509’da İstanbul küçük kıyameti yaşadı 7.2 ile 8 arası tahmin edilen büyüklükte depremdi. Vurdu yıktı her şeyi. En çok 6.5 diyenler İstanbul’u savunmasız bırakıyorlar: Bir şey olmaz abi, evet pek çok çürük bina yıkılır ve işte o kadar! Buna göre mi önlem alınacak İstanbul’da yoksa “abi abartmayalım” diyenlere göre mi... İlki koruyucudur, ikincisi ise yıkıcı yazgıya boyun eğmektir.

Nihayet bilim eksenli İstanbul ve Türkiye’ye bakış, ama muhalefetten

 obursali@cumhuriyet.com.tr

Nihayet bilim eksenli İstanbul ve Türkiye’ye bakış, ama muhalefetten

27 Şubat 2023 Pazartesi


Siyaset, 1999’dan bugüne tam 24 yıl ülkeye kaybettiren bir çukur. O zamanlar “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deniyordu ama yiyicilik, talan düzeni hele 2003’ten itibaren görülmemiş ölçüde sürdü. Bu kof iktidarların bedelini bu millet her zaman çok pahalı ödüyor. İktidarın aymazlığı, bilimi dışlaması, en son şimdilik 45 bin ama belki de 60 bini aşacak insan kaybına mal oldu. Maddi kaybı saymıyorum!

Bilim, akıl ve ülke/millet sevgisi olmayınca Türkiye’yi her bakımdan felakete sürüklüyorlar. 

SEÇIM TOKİ’LERİ

İktidar ve Saray’ı ise yangından mal, seçmenin oyunu kaçırmak için, neredeyse enkazların yanına TOKİ binaları inşa etmeye hazırlanıyor. Amaç, seçimlerde “Yapıyoruz” oyu almak. Ne danışma, görüş alma, kent kuruluşuna tüm uzmanları davet etme... Hiçbiri yok. Ülkeyi bu hale getiren akıl, bir kez daha işbaşında.

Önceki gün İstanbul Büyükşehir yönetimi, Ekrem İmamoğlu’nun topladığı deprem kurulu, İstanbul için bir umut ışığı yaktı dedim. Ekrem Bey iyi bir konuşma ile açtı. Bilimsel, olması gereken gibi, İstanbul’un yarını için.

İmamoğlu diyor ki: Kapsamlı çalışmalarımızı ve yol haritamızı 3-4 gün içerisinde paylaşacağım. Bilimsel aklın gösterdiği yolda... Deprem dolayısıyla yaşadığımız acı tecrübeleri bir büyük dönüşümün itici gücü haline getirmek zorundayız. Yerel yönetimleri, merkezi yönetimi, bağımsız özgür üniversiteleri, uzman kuruluşları, tüm bilinçli insanlarımızla yaşanan son depremi bir milat, tarihe geçecek bir olay yapalım...

Bir seferberlik planı gündemde... 20 tane çalışma grubu oluşturulmuş kenti depreme hazırlamak için. Tamamı konusunun uzmanı iyi bilim insanlarından oluşuyor.

Gruplar arasında jeogrup, sağlık, lojistik, ulaştırma, ekonomi, mühendislik... var. Çalışma gruplarının başında ikişer koordinatör var. Hepsinde İBB’den bir görevli de bulunuyor. Mesela jeogrup 12 kişiden oluşuyor, şimdiki amaca yönelik olarak, 1/10.000’lik yani çok daha hassas deprem haritaları hazırlayacak. Yerbilimciler, yer fizikçileri, sismologlar, deprem uzmanları... 

İSTANBUL’UN BAŞKA ÇARESİ YOK 

Yaşayacağımız bir felaketi en ucuz atlatmamızı sağlayacak, özellikle can kaybını en aza indirecek bir dönüşüm-yenileşme yapılmazsa İstanbul’da Kahramanmaraş, Adıyaman Hatay/Antakya manzaraları yaşayacağız ve ülke bunun üstesinden gelmekte çok çok zorlanacak. Bir gerçek milli güvenlik meselesi ile karşı karşıyayız.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu, ülkeyi depreme hazırlama konusunda gelecek umudu veriyor. İktidara gelirlerse altılı masanın da farklı düşüneceğini sanmıyorum... Şimdilik, siyaset, ülkenin en yakıcı gerçeği olan deprem konusunda bilimle buluşuyor. Siyasetin bu en büyük eksikliğini, diğer tüm alanlarda görmek umarım akıl ve bilimin siyasette egemen kılınmasının da yolunu açacaktır.

Dileğim, medyanın ve yazarların da bilimle buluşarak yayın yapmasıdır. Bunun için ortalıkta dolaşan profesör unvanlıları dikkate almadan önce, mesela Marmara Denizi’nde fay çalışmalarında kimlerin bizzat çalıştığını, hangi bilimsel araştırmalarına dayanarak bu profesörlerin demeçler verdiğini biraz inceleyerek öğrenmek, sonra yazmaktır; “Psikolojime iyi geliyor” diye makale döşememek gerekir.

Marmara’daki faylar konusunda karışıklıklar karşısında, eldeki son bilgileri ve deprem potansiyellerini konu edineceğim, yarın.