Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

7 Şubat 2019 Perşembe

İktidar çocuk gibi: Ben yapmadım o yaptı, bütün belalar başkalarından


4 Şubat  2019 Pazartesi / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Pahalılık ortalığı tozu dumana kattı, kavuruyor. İktidar bugüne kadar taşa toprağa yatırım politikasıyla ülkeyi uçurumun kenarından itti. Yuvarlanıyoruz, nerede duracağımızı da bilmiyoruz. Hele şu seçimler bir geçsin, iyicene yoksullaşacağız.
Ama pir ü paklar, bu çöküşte hiç bir “günah”ları yok.
2001 krizinde olduğu gibi ülkenin dış borcunun milli hasıladaki payı yüzde 55’lere dayadı. Son beş yılda batan esnaf sayısı 516 bin. Geçen yıl 106 bin.
Esnafları kim batırdı?
Söyleyeyim: Marketler! Patlıcan ve kabağın fiyatını yüksek tutunca, biberi 30 liradan satınca, esnaflar iflas etti!
Yanlış mı söyledim, yoksa böyle değil miydi!

Kahrolsun marketler!

Enflasyon yüzde 20’yi aşınca ve halk yoksullaşınca, marketlerden mal alamaz olmuş. Patlıcan, kabak ve biber turfanda bile değil, sera malı. Her üçünü de ilkbaharda yiyorduk. Eee kışın lüksüne fazla talep olunca fiyatı artıyor. Enerji menerji gübresi var! Yok hayır, sebze meyve pahalılığını marketler iktidarı çökertmek için yaratıyor!
Ne olmalılar? Kahrolmalılar..
Böylece Cumhurbaşkanı da (tek yetkili) “belediyeler silkelemeli marketleri” diyor.
Millete pahalılığın düşmanı lazım.. Seçimler geliyor.. İktidarın pahalılıkla ne ilgisi olabilir ki! Patlıcanı biberi domatesi iktidar mı satıyor!?
Enflasyon yüzde 20’nin üzerinde, ama tüm marketler enflasyon yokmuş gibi davransın isteniyor..  

1 twit ile patladı ekonomi

Biliyorsunuz, ekonomiyi de bir twit ile Trump patlatmış ve krize sürüklemişti ülkeyi! Bir twit ile yıkılan ekonomi!
Yersen!
Davos Zirvesinde iktidar yabancı iş adamlarına yalvar yakar gelin diye dil döküyor. İşverenler, bankacılar “dış kaynağa muhtacız,  kendi birikimlerimiz yetmiyor” diyor.
“Yerli ve milli” iyi güzel de, ekonomiyi çökerttikten sonra akıllarına ülkede üretimi arttırmak geliyor. Para akarken, işler yolunda gittiği sanılırken, düşüşü göreceksin yarını düşüneceksin, cırcır böcekliği yapmayacaksın.
500 milyar doları adeta rüzgarda savur, ülkeyi tüketim mabetlerine döndür (400’e yakın AVM), buraları yeni hayat diye kalkınıyoruz masalları oku..
Sonra “birikim yapamıyoruz, dış kaynaklara muhtacız” diye kapı kapı dolaş!
16 yıldır, üretme ye iç eğlen!
Marketlerdeki ürünlerin yüzde 40’ı ithal! Açıklayan: GİMAT Başkanı (Gıda ve İhtiyaç Malları Ankara Toptancıları).

Krizin nedeni: Borçlular

Şuna bakın: “Türkiye’de yurttaşın ferdi kredi borcu 555 milyar liraya çıktı Ortalama borç 18 bin lira”. Kredi kartı dahil. Taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi, konut kredisi.. Bankaların batıkları 102 milyar lira!
Patlıcan biber pahalılığını marketler yaptı..
Çöküşü de, 555 milyar lira borçlanan vatandaş, 102 milyar lira para batıran bankalar yaptı, bir kaç yüz milyar dolar borçlu bankalar..
Yani krizin iktidarla ilişkisi yok, hepsinin adresleri belli!   
 Dış satışımız geçen yılı geçti” diye bayram davulu çal! Çünkü TL ucuzlayınca mallarımız da yüzde 40 kadar ucuzladı ve yağma hasanın böreği gibi satıldı! İçeride emek sömürüsü arttı, ama ücretler yerinde sayıyor..
 İktidarın adamları krizi atlattık, iyi yönettik, aferin bize, diye ekranlarda meydanlarda damat halayı çekiyor!
 Halaya katılalım, ey millet.

4 Şubat 2019 Pazartesi

Tarihi çarpıtmaya bir şamar: Asker İnönü


3 Şubat  2019 Pazar / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet

Osmanlı imparatorluğunu dağılmaktan kurtarmak için çırpınanlar da, işgal edilmiş bir ülkeyi kurtarmak için Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandıranlar da, Osmanlı subaylarıdır.
Bu seçkin kadronun ortaya çıkışının tarihi aslında oldukça eskiye gider. Köklerini, Avrupa’nın bir dizi yenilikle alıp başını gittiğini ve Osmanlı’nın giderek parçalanıp yok olacağını ve amaçla da Orduda, yönetimde, eğitimde yenileşmelerin şart olduğunu gören bazı Osmanlı padişahlarında, Tazminatlarda, Türk ve Türkçeyi bilimi – eğitimin eksikliklerini öne çıkartan Osmanlı aydınlarında, Genç Türklerde ve şüphesiz ki ülke sorunlarıyla iç içe mükemmel yetişen – asker-subay kuşağında bulursunuz.
Hem yeniliklerin hem de Kurtuluş’un liderleri bu kuşaktır.
Bu yetişkin, yüksek nitelikli asker sınıf sayesinde Osmanlının küllerinden Türkiye yaratıldı.
Bu, olağanüstü, göz yaşartıcı, insanı heyecanlandıran ve coşturan, yer yer gözyaşı döktüren büyük bir serüvendir.
Bu büyük serüvendir ki Kurtuluş’tan itibaren ülke çapında büyük bir heyecan dalgası yarattı; Cumhuriyet bu sayede kuruldu. Böyle bir dalga bir daha ülkeye uğramadı.

Baş kahramanalardan

İsmet İnönü, bu olağanüstü serüvenin baş kahramanlarından biridir.
Asker İnönü” kitabı, Türkiye’nin büyük kuruluşuna imza atmış bir komutanı anlatıyor.
Daha sonra İnönü, bu kez demokrasi kahramanı olarak ülke tarihinin yeni bir sayfasında yerini alacaktır.
Alev Çoşkun, “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” kitabında Atatürk’ün Anadolu’ya geçmeden önceki 6 ayını başarıyla anlattıktan sonra, İsmet İnönü 1884 – 1922 kitabına imzasını koyuyor.
Kitabı yazmasındaki gerekliliğini Sunuş yazısından öğreniyoruz.

İki reklam arası

AKP iktidarı, Türkiye’nin kendi dönemine kadar olan tarihi silip atmaya girişmek ve Türkiye’yi kendisinden itibaren yeniden başlamak gibi, imkansız bir “kurgulama” işine kalkışmıştı. “İki Ayyaş” nitelemesiyle doruk noktasına çıkan Cumhuriyeti, Kurtuluşu, Kuruluşu ve liderleriyle birlikte top yekün aşağılama girişimi, Cumhuriyetin kendilerine kadar olan büyük tarihini “iki reklam arası” olarak niteleyerek ve Cumhuriyeti kesip atarak, bugünü Osmanlıya yapıştırma gözü dönmüşlüğü ile sürdü.
Sonra da, yaşananları resmi tarih olarak reddederek “derin tarih” adı altında uydurmacılık, reddiye, karalama, kötüleme, sahtekarlık, gibi alçakça bir “sahte tarih yazımı” buna eşlik etti.
Bunların hepsi palavra, “hakikati”, “hakikatın ötesi”nde (post-truth) inşa etme çabası şüphesiz ki güneşi balçıkla sıvama girişimiydi. Millet, Atatürk’ü sahiplenince, ve Atatürk’ü yok edemeyeceklerini anlayınca bu kez İsmet İnönü hedef tahtasına kondu. Peki neden?

İnönü demokrat, bunlar sıfır demokrat

Alev Çoşkun diyor ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi Lozan’da ikinci imza ona ait. Bu nedenle yıllardır Lozan anlaşmasına da saldırıyorlar hâlâ. Keşke Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı diyen bir ucube kafalarla donatılı bir iktidar yapısı var. İsmet İnönü, Halifeliğin kaldırılmasında, devrimlerin hayata geçmesinde 14 yıl başbakanlık yapmış isim. Ve tabii ki zaferin cephe komutanlarından.. Üstüne üstlük “demokrasiye geçiş”in de başı!
Düşünün bugünkü iktidarın borçlu olduğu bir dönüşüme imza atamış büyük bir lidere bile saygıları sıfır!
Çünkü aslında kendileri sıfır demokrat.
Bugünkü iktidarın ağababaları Demokrat Parti iktidarının da baş hedefe İnönü’ydü.
Alev Çoşkun, bu kitaptan sonra da, İnönü’yü dönem dönem inceleyen yeni kitapların geleceğini yazıyor.
İnönü, tarih, tartışılmaz değildir.
İnönü, Ata’nın ölümünün hemen ardından, Millet ve Ülke bütünlüğünü sürdürmek, milletin büyük bir boşluğa düşmesini önlemek için Cumhurbaşkanlığa seçilmiştir.
Şüphesiz, daha sonra, özellikle İkinci Dünya Savaşı ertesinde politika ve kararlarıyla tartışmaya açık bir İnönü vardır.
***
Alev Coşkun, nesnel bir İnönü ve tarih anlatmaktadır.
Dili sade, duru ve anlattıkları çok net.
Asker İnönü okunması gereken bir kitap.


2 Şubat 2019 Cumartesi

Kadir Has bilimcileri araştırdı: İktidardan hoşnutsuzlar artıyor. Ülkesinden mutsuz insanlar.. Suriye’de ileri gitme


31 Ocak 2019 Perşembe / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet   

Kadir Has Üniversitesi Türk Araştırmalar Merkezi’nin her yıl yaptığı Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması’nın sonuçlarını dinledik. Mustafa Aydın ve arkadaşlarının sürdürdüğü araştırma, sosyal, siyasal etnik, dış politika, ekonomi, terör.. gibi pek çok konuyu kapsaması ve yoğun eğilim bilgisi sunması açısından üzerinde durulmayı fazlasıyla hakkediyor. Üstelik geçen 5 yıl içinde kıyaslamaları da görmeniz açısından bir üst bakış sunuyor. Güvenilirlik payı yüzde 95 olarak açıklanan bu çalışmaları için tebrik edelim önce.
İlk göze çarpan, ekonomik krizin ve son iktidar pratiklerini önemli siyasal sonuçlarıdır. Eskiye kıyasla, bu kez en önemli sorun olarak işsizlik ve pahalılığın birinci ve ikinci sıraları paylaştığı ülkede AKP geçen yıla göre önemli ölçüde negatif puan aldığı görülüyor.
Örneğin AKP’yi başarılı bulanlar 2017’de yüzde 51.7 iken, 2018’de 35.9’a düşmüş.
AKP’li seçmene gelince partisine başarı desteğini 6 puan düşürmüş. çok başarılı bulanların oranı 31,2’den 17.9’a düşmüş.
RTE önemli itibar kaybediyor. Ankete katılanlar bir önceki yıl onu 56.4 başarılı bulurken, 2018’de bu oran 38.9’a gerilemiş. Kesinlikle başarılı diyenler yüzde 42,2’den yüzde 18.4’e gerilemiş. İşin ilginci, AKP’ye oy verenler arasında da başarı desteği 92.4’den 84.5’e gerilemiş. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin başarı oranı da yüzde 41.4. Yani yüzde 50’yi geçmemiş.
Cumhurbaşkanlığına güven yüzde 56,5’ten yüzde 44,1’e inmiş.

Ekonomi kaybettiriyor

İktidarın yukarıdaki seçmen desteğindeki kaybını, ekonomi alanındaki soruşturma sonuçları açıklıyor:
2017’de hükümetin ekonomi politikalarını başarılı bulanlar yüzde 47, iken, geçen yıl ki oran: 33,5. Yüzde 15 destek kaybı. Başarılı – başarısız oranı 33,5’a 41,7!
Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” diyenler, bir önceki yıla göre yaklaşık 6 puan artarak 57,1’e yükselmiş. “Kendimi – ailemi geçindiremedim” diyenlerde de küçük bir artış olurken, işsiz kaldığını beyan edenler yüzde 5,1, Bu arada, ekonomik krizden hiç etkilenmedim diyenler geçen yıl 25,6’dan yüzde 21,9’a gerilemiş.
Türk Ekonomisinin en büyük sorunu olarak da, yüzde 28,1’lik kesim TL’nin değer kaybını; 23,4’lük kesim de enflasyonun yüksekliğini (iki kat artış) görüyor.

“Suriye’ye fazla bulaşma”

Hükümetin dış politikasını başarılı bulanlar oranında da büyük gerileme var: Yüzde 45,9’dan yüzde 32,2’ye..  (Mesela kesinlikli başarılı diyenler yüzde 16’dan 3.8’e gerilemiş!) Başarısız diyenler yüzde 24,5 iken yüzde 36,9’e yükselmiş doğal olarak.
Bu destek düşüşü AKP’li seçmende de net görülüyor: 2017’de 75,2 desteği, 66,3’e gerilemiş.
Şüphesiz öncelikle Suriye politikasına bakalım: Suriye politikasını ne derece başarılı buluyorsunuz sorusuna verilen “başarılı buluyorum” yanıtlardaki düşüş var: Yüzde 38,5’ten 34,7’ya. Dolayısıyla başarısız bulanlar da 28,3’ten 34,6’ya yükseliyor. AKP’li seçmen arasında da bu düşüş etkisini sürdürüyor, 2,5 puan.
Milletin Suriye savaşına artık fazla bulaşma düşüncesini “yabancı ülkede asker bulundurma”ya verilen desteğin yüzde 48,1’den yüzde 40.7’ye düşmesinde görüyoruz. Anı şekilde sınır ötesine operasyonlarına destek de  56,4’ten 45,1’e inmiş.
Suriyeli göçmenlerden memnuniyetsizlik de artıyor: Yüzde 54,5’ten 66,6’ye yükselmiş. Göçmen alımına son verilmeli düşüncesini savunanlar da yüzde 46,6’dan 59,4’e yükselmiş.
AKP iktidarı mutsuzlar ülkesi yaratıyor: Türkiye’de yaşamaktan mutluyum diyenlerin oranı yüzde 52,5’tan 38,8’e gerilemiş. AKP’ye oy verenler arasında bile, Türkiye’de yaşamaktan mutluyum diyenlerin oranı 78,9’dan 64,1’e gerilemiş.

İnançlı mı dürüst mü olsun

Yerel seçimlere yönelik sonuçlar da da ilginç. Millet, oranda biraz düşüş olmakla birlikte yüzde 52,2 çalışkan başkan istiyor. İnançlı-müslüman başkan talebi ise 11 puanlık artışla 36,5’ye yükselmiş! “Dürüst ve namuslu” başkan arayışı ise 51,4’ten 32,1’e inmiş.. Millet dürüst ve namuslu talebini mümkün görmüyor olabilir mi?!
En önemlisi, İstanbulluların ana tercihi “İnançlı – Müslüman” başkan: 49,1!
Ankara ve İzmir’in ise böyle bir talebi yok! Ankaralılar yüzde 73 çalışkan, yüzde 60 dürüst ve namuslu başkan istiyor! Özlemişler demek ki!
İzmirliler de çalışkan (65,5), dürüst ve namuslu (60,9) başkan istiyor!
Özetlersek, daha değerlendirilecek çok ilginç başka noktalar var. Fakat AKP’yi iktidarda tutan ana etkenin ekonomi olduğu net görülüyor.
Milletin gündemdeki en önemli  sorun olarak gördükleri arasında hak ve özgürlüklerin sınırlanması en alt sırada: en alt sırada, yüzde 3!