Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

7 Kasım 2018 Çarşamba

Ahret işleri yerine, yeryüzü işlerini düzenlemeye doğru


6 Kasım Salı, 2018, Bilim ve Siyaset,Cumhuriyet
Osmanlılarda Şeyhülislamlık vardı biliyorsunuz. Arada sırada Şeyhülislamların da kafalarının uçurulduğu olduysa da, zaman geldi padişahların bile söz dinletemedikleri Şeyhülislamlar, Eyvah çöküyoruz önlem alalım yenilikçi olalım diyen reformcu padişahların bile altını oydular ve Osmanlının çökmesinde büyük rol oynadılar. İnsanların kırılıp ölmesinde de..
Reformcu Padişah II. Mahmut zamanı, İstanbul koleradan kırılıyor. Şehri fareler basmış ve kuyu suları cesetlerle kaynıyor. II. Mahmut, Avrupalıların tavsiyelerine uyar ve İstanbul’u karantina altına almak ister. Şeyhülislam karşı çıkar ve fetvayı çıkartır: “İçine fare düşen kuyunun suyunu besmele çekerek yedi kere değiştirin, tertemiz olur, karantina dinimize aykırıdır..”
Ve fetvaya göre davranılır, İstanbul halkı besmele çeke çeke 7 yıl boyunca kırılır.
Evinde 4 bin ciltlik kütüphanesi olan Sadrazam Ali Paşa, şehit olmadan önce kitaplarını bir vakfa bağışlamak ister.  Şeyhülislam Mevlana Ebu İshak Efendi “kişinin felsefe,  astroloji ve tarihe ait kitapları vakfa dahil olamaz. Bu tür kitapların vakfı bilinir şey değil” diye fetva verir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren felsefe, matematik mantık derslerini de aynı zihniyet kaldırtmıştır. (Bu bilgiler için: Orhan Çekiç, 1919 Başlangıç, Samsun’dan Erzurum’a, Kaynak Yayınları”

Diyanet’ten borsaya siyasete ne?
Bugün bu tür fetva verecek bir Diyanet Reisi olur mu, olmaz, iki dakikada gider. Ama Diyanet Başkanı, tüm ordusuyla siyaset işine girecek ve hayatı tüm alanlarıyla düzenleyecek, Şeyhülislam mertebesine tırmanıyor.
Diyanet’in yeni başkanının üniversiteler ile medreselerin birlikte çalışması ve üstelik Diyanet elemanlarının ilahiyat fakülteleri kuruculuğu yaptığını açıklamasından sonra, iki enteresan olay daha bize Diyanet’in şeyhülislamlık mertebesine doğru adım adım yükseldiğini gösteriyor; ayrıca Diyanet elemanlarının, turistlerin en fazla gittikleri camilerde, onları İslama çağıran kitapçıklar hazırlayacaklarını ve turist rehberlerinin de “tebliğci” olarak eğitime alınacaklarını okuduk.
Hayatın her alanına el atıyor Diyanet: Borsa çalıştayı, Helal Gıda Çalıştayı, Namaz Vakitleri Kongresi gerçekleştirilecek. Tekafül Sigortası, Katılım Portföyü Fonu ve trafik kazalarından doğan tazminatlar vb. gibi konularda uzmanlar kurula davet edilerek seminerler verdirilecek. Neden? Kadrolarının bilgi seviyesini arttırmak için mi?
Bir nokta daha, ülkenin bitmez tükenmez konusu olan “Ay ve Ufuk Gözlem Ünitesi” (AYGÖZ) ihalesi yapılıyor. TÜBİTAK işin içinde. “Ramazan aylarında imsakiye tartışmalarına son vermek için.” Bu alanda yıllardır yapılan tezlerin gidilen yolculuk masraflarının projelerin şöyle bir gider dökümünü görsek?!

İmamlara siyaset
 Cumhuriyet’te ikinci haber daha var, yine Sinan Tartanoğlu’nun çok önemli haberi, Diyanet ve ordusuna tamamen siyaset yapma yolunu açmak için girişimler başlıyor. Anayasa Mahkemesi’nin laikliğe aykırı düşer diyerek kaldırılmasını reddettiği imamlara siyaset yapma yasağını delmek veya geçersiz kılmak için yeni bir çalışma başlatıyor: Siyaset yapma yasağı yeniden tanımlanacak ve bu kanunun Anayasa Mahkemesi denetiminden çıkarılmasına çalışılacak,
Laikliği iktidar delik deşik etmedi mi diyebilirsiniz, böyle bir ortamda Diyanet’in de siyasete soyunmasından daha doğal ne olabilir?!
Evet gelinen durum budur. Görülen o ki, tüm konular Diyanet’in “fetva” alanına sokuluyor. Üstelik siyaset de yaparak (yani RTE ve iktidarına tam destek vererek, Diyanet hem fiili olarak sahada hem de fetvalarla tüm yönetim, ekonomik, ve aile hayati bütünüyle düzenleyecek.
Diyanet’in bütçesi 7,5 milyar iken, bu yılın ilk 10 ayı içinde bu paraları bitirmiş ve 550 milyon lira ek bütçe istemiş. Önceki yıllar da benzer durumlardı.
Pek çok bakanlığın bütçesini aşan, geride bırakan, katlayan Diyanet’e, tırmandığı yeni görevlerinde, hiç bir bütçe yetmez.
Diyanet 144 bin 250 görevli personeli var: 100 bin imam-müezzin; 20 bin kadrolu Kur'an Kursu öğretmeni, 20 bin geçici Kur'an Kursu öğreticisi, 3 bin vaiz ve 1250 müftü.
Diyanet’in bu tırmanışında, iktidarın desteği rolü olmadığını söylemek abesle iştigal etmek olur.

Yoksa sorunlarımız Şeytan ile yeteri kadar mücadele etmemek mi?



 5 Kasım Pazartesi, 2018, Bilim ve Siyaset
“Yakında Şeytan Anabilim Dalı kurarlar..”  “Şeytanla sık sık karşılaşıyordum ama ne yapacağımı bilemiyordum.” “Böyle muhteşem çalışmalara karşın, ilk 500'de bir üniversitemizin olmaması manidar!” “Üniversite mi Kuran kursu mu..” “Şeytan bile dini raydan çıkarmak konusunda günümüzün dinci güruhunun eline su dökemez. Tezin adını ‘Dincilerle mücadele edecek insan eğitimi’ olarak değiştirsek hem din hem ülke hem de şeytan kurtulur. Zavallı şeytan asli görevini icra edemez hale geldi.”
Bunlar da ne demeyin, ‘Şeytanla Mücadele’ üzerine bir doktora tezi üzerine sosyal medyada yapılan kinayeli yorumlardan bazıları. Doktora tezinin tam adı şöyle: “Kuran ve Sünnet Rehberliğinde Şeytanla Mücadele Edecek İnsanın Eğitimi”
 Yapıldığı yer: Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı - Din Eğitimi Bilim Dalı. Prof. Abdullah Özbek danışmanlığında Mustafa Çoban tarafından yazılmış.

İki vahim durum
Bakın, hiç umurumda olmasa bile, böyle bir tez hazırlanamaz demiyorum. Bir felsefe- din felsefesi bölümünde, felsefe ile ilgisiz bu tür konuların doktora tezlerine konu edilmesini şüphesiz ki çok yazık bulurum. Bu “bilim” yerlerinde sıradanlığın da ötesinde konularla uğraşılması, ülkemizde din felsefesinde bile neden sıfır çekildiğini ve evrensel bir “yorumcu” yetişmediğini izah ediyor bana.
Daha vahimi ise şu: Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün şeytanlarla uğraştığını ve aslında “sosyal bilimler” olmaktan uzaklaştığını ve din eğitimi meselelerini, aslında nesnel, toplumların gelişmelerine, toplumları anlamaya, dünyaya ilişkin sorunları “bilim dalı” gibi “bilimsellik”in ana unsurlarından birine dönüştürdüğünü görüyoruz.
Şüphesiz ki Cumhurbaşkanı’nın “500 üniversite içinde bir tane üniversitemiz yok” diyerek aslında üniversitelere yönelttiği suçlamaların perde arkasını soruşturuyoruz. İndekse konu olan araştırma, bu dünyanın, ekonominin, bilimin, teknolojinin, toplumun nesnel sorunlarını inceleyen üniversiteleri sıralıyor. Bir gelişmiş ülkede sosyal bilimler enstitüsünde “şeytan” gibi dinle ilgili tartışmaları “sosyal bilim” olarak ele alan veya topluma - üniversiteye “yutturan” bir çalışma bulamazsınız.

Medreseleşme olgusu
Fakat mesele bu iktidar döneminde üniversite konseptinin değişiyor olmasıdır öncelikle. Geçen eylül ayında iki yazı yazmıştım (16 ve 17 Eylül), “Medrese Osmanlıyı batırdı, şimdi de..” ve “İlahiyat fakülteleri, medreseler ve bilim nereye?” başlıkları altında. (https://orhanbursali.blogspot.com/2018/09/medrese-osmanly-batrd-simdi-de.html)
Güncel konu, Diyanet İşleri Başkanı’nın “Üniversiteler ile medreseler birlikte çalışmalı” demeciydi. Çalışmanın ötesinde, çalışıyorlar da! Sosyal bilimler bile medreseleşme yolunda. Üniversiteler modern medreselere dönüştürülüyor yer yer. 2006 yılında üniversitelerde 23 İlahiyat Fakültesi varken, 2014’de 75, 2018’de 105’e çıkartıldı. Buradaki öğrenci sayısı da 17 bine doğru yol aldı. Diyanetin başı, son 10 yıldaki tüm ilahiyat fakültelerinin Diyanetin personeli kurdu, derken de, bu medreseleşmeyi anlatıyordu.
Bunlar öncelikle devlete tercihli alınıyorlar, şeytan üzerine tezlerin sahipleri de yakınlarda ekranlarda boy gösterir merak etmeyin.

Eleştiri ciddi mi?
Cumhurbaşkanı’nın ilk 500’de yokuz diye yakınmasını veya suçlamasını, bu olgular karşısında nereye koyacağız? Veya “ciddi bir eleştiri” olarak kabul etmemiz mümkün mü?
Cem Say hoca, Cumartesi günü, Herkese Bilim Teknoloji’nin düzenlediği ve Tanol Türkoğlu ile birlikte derinliğini tartıştıkları “Yapay Zeka” kitabı üzerine konferansta gelen bir soruyu yanıtlarken şöyle demişti: “206 üniversite olduğu söyleniyor, fakat son 160 tanesinden zerre haberim yok”.
Bu üniversitelerin çoğu üniversitelerin medreseleştirmenin örnekleri mi yoksa? Araştırma konusu. Harran’ın rektörü “Cumhurbaşkanına uymak dini olarak farzdır” biçimindeki sözlerinden sonra pılısını pırtısını toplayıp gitti.
İlk 500’e girmek mi istiyorsunuz. Önce rektörleri bilimselleştirin. Liyakata göre üniversiteleri yapılandırın.
 Sonra, “acaba 15 yıldır ARGE’nin payın yüzde 3’e çıkartacağımızı szöylediğimiz halde neden yüzde 1’de kalıyoruz” sorusunun yanıtını, tarafsızca araştırtın (adamlarınıza değil).
“Milli ve Yerli”den anladığımızın, üniversiteler söz konusu olduğunda,  “medreseleşme” olgusu önümüze çıkıyor...
ABD’de “Yapay Zeka Üniversitesi” kurulurken...