Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

5 Kasım 2018 Pazartesi

“Üniversitelerimizin derdi: Yağcı ve dalkavuksanız..” Ve: Kaçak yapılaşmaya yeni teşvik


Orhan Bursalı, 4 Kasım Pazar, 2018, Bilim ve Siyaset
“Üniversitelerimizin derdi: Yağcı ve dalkavuksanız..”
Ve: Kaçak yapılaşmaya yeni teşvik tarihi

Dindar, imam hatip mezunu, ama bilimsel araştırmaları kaliteli.. Bu üçü nasıl bir arada olur demeyin. Olur. Varlar. İnanç sahibi ve bilimde özgür. Bilim, araştırmalarda tanrı var mı yok muyu araştırmıyor, öyle bir derdi de yok. Bu konu kişisel alan; bilim dünyasında önemli bir çoğunluğun inançlarla bir ilişkisi yok. Ama bir kısım inanç sahibi ama o kadar. Mesela Xavier Le Pichon, ünlü Fransız yerbilimci, Ortodoks. Fakat din tartışmasına da girdiği görülmez.
Bu konuya neden girdim? Çünkü üniversiteler tartışmasının önemli bir parçası. Üniversitelerin başına, dekanlıklara, önemli görevlere atama yapılırken hatta dahası bilim insanı seçilirken bazı üniversitelerde, “inançlı mı” diye bir kıstas var, “bizden mi?”
Şunu sormuyor iktidar: Layık mı? İşin en iyilerinden, en ehillerinden mi? Bilimsel kariyeri ne?
Bu dün de vardı. Bugün ise inanılmaz ölçüde uygulanması, ülke bilimine kan ağlatır bir ölçüye ulaştı. Bu iktidardan önce bu köşedeki ve o zamanki CBT yazılarımda hep şunu savundum ve o zamanki YÖK’ü yönetenlere hep çağrı yaptım ve bastırdım: “Bizden” veya “aman karşı taraftan olmasın” kriterlerini bir kenara bırakın kardeşim! Bu konuda o zamanki Türkiye Bilimler Akademisi’nin üye seçme kriterlerini de eleştirdim ve açın kapıları tanımadıklarınıza da dedim.
Bilim tek kriter tanır: Liyakat! Eğer sistemi liyakat üzerine kurmaz ve liyakata dayalı bir (hiyerarşik) yapı oluşturmazsanız, bir şey beklemeyin, ülkeye yazık edersiniz.

“Yağcı ve dalkavuksanız..”
Bir mektup geldi. İsim vermeyeceğim, baktım iyi araştırmaları var, Türkiye ortalamasının üzerinde. Bizim Herkese Bilim Teknoloji dergisinin de izleyicilerinden. Diyor ki:
“İktidarda ha sağcılar olmuş, ha masonlar olmuş, ha sosyal demokratlar, değişen bir şey yok. Solcular ve masonların olçüsü "Dindar Olmamak", sağcılarında ölçüsü yağcı ve dalkavuk olmak. Her ikisi de bende olmadığından ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildim. 25 kadar SCI indeksinde kaliteli bilimsel yayınım olduğu halde zar zor profesör olabildim. Rektör de sağcı idi ve o zamanki YÖK’ün adamı olarak atanmıştı.
“Bu ülkede, benden olsun b.k’tan  olsun, benden değilse oh olsun veya ölsün mantığı değişmedikçe, üniversitede liyakat değil de sadakat geçerli olduğu müddetçe ilk 500’e biraz zor gireriz. Üniversitelerimizde ve devlet kademelerinde ne zaman liyakat sadakatın önüne geçerse, yani Kuranı Kerimin "işi ehline verin" sözü uygulanırsa, o zaman bizim üniversitelerimiz ilk 100’lerde, 200’lerde olabilir. Gerisi hikaye... Türkiye’nin asıl problemi siyasidir. Yani muhalefetteyken doğruyu konuşmak, fakat iktidara gelince güç ve menfaate esir olup dün dündür bugün bugündür sözünü sakız yapmaktır.” Bu konuyu daha sürdüreceğim..

Kaçak yapılara devam, kararı
İlgili bakanın “İmar Affı”, yani kaçak yapı affına başvuru tarihinin uzatılacağını açıklayan demecini okuyunca hah, kaçak yapılara devam edin, hemen af için başvurun zamanı uzatıyoruz, mesajı dedim... 2018’de seçimlere yönelik çıkartılan “İmar Affı” 2017 Aralık sonuna kadarki kaçak yapıları kapsıyordu. Bu bile uzun bir süreydi. Çünkü kaçak yapılaşmayı körüklüyordu.  
Affın bitiş süresi binlerce kaçak yapının yapılmasına olanak veriyordu. Nitekim özellikle turistik yerler, sit alanları, hemen her yerde konut- işyeri genişletme faaliyetleri ile doldu taştı. Karar şunu diyordu aslında: “yap, ben görmeyeceğim, sonra af için başvur..”
Böyle bir af mı çıkarmak istiyorsunuz, ve yeni kaçak yapı üretilmesine izin vermek istemiyor musunuz, o zaman affın yürürlüğe girdiği tarihle sona ereceği tarih aralığını kısa tutacaksınız, ki yeni kaçak yapılaşma zor olsun. Kaçak yapısı olan zaten anında başvurur, beklemez!
Eski bakan, tarih uzatılmayacak diyordu. Yeni Çevre ve Şehircilik Bakanı Aralık sonuna kadar uzattı. 5 milyar toplamışlar. Para gelsin de, ortalık batsın.. Şimdi bu uzatmanın anlamı şu: Kaçak yap affa başvur parayı da öde..
Bakan, Denizli sit alanında üreyen yeni kaçak yapılara baksın, tabii görür mü bilinmez.

3 Kasım 2018 Cumartesi

Cumhurbaşkanı atadığı rektörlerden performans soruyor mu?


Orhan Bursalı, 30 Ekim Salı, 2018, Bilim ve Siyaset
Derkeeeen, neden 500 üniversite arasında yokuz diye yazdığımız sırada, üniversitelerimizden birinin Cumhurbaşkanlığınca atarmış rektörü ses verdi: “İslami olarak Cumhurbaşkanımıza destek vermek farzdır”. Yoo hayır, bir rektör siyasi olarak iktidardan yana olabilir. Cumhurbaşkanının da çok sevebilir. Ama gelip de “İslami olarak desteklemek farzdır” diye biçiminde, ülkenin başimamı veya şeyhülislamı gibi fetva vermesi karşısında diyecek laf bulmak zor. Üniversite rektörü mü yoksa, İslami fetvacı mı.
Biliyorsunuz  üniversitelerde seçim kaldırıldı. Seçilen atananlar da genelde yukarıdaki sözleri söyleyen Harran Üniversitesi Rektörü gibi değil tabii, kendilerini bilenlerin çok olduğunu varsayıyorum, ama atananların çok çok büyük çoğunluğunu iktidar yanlısı, yani siyasi – ideolojik tercihlerle atanmış insanlar. Bu üniversite Dünya Üniversiteler Sıralamasında, 2500 arasında 2073.sırada (ODTÜ UYAP raporu)
Üniversitelerimizin dünya sıralamasında ilk 500 arasında niye olmadığının hesabını soran Cumhurbaşkanının, şimdi bu rektöre dönüp de, “üniversiteni bir adım kımıldatmamışsın, seni oraya fetva ver diye mi oturttuk yoksa ilk 500’e girmek için çalış, diye mi” sorması şart olmalı.
Böyle düşünür mü bilmem. Ama düşünmeli ve koltuğuna siyasi tercihli atanmanın rahatlığıyla, “sırtımı Cumhurbaşkanına dayadım, istediğimi yaparım, yağımı çekerim, göze de girerim” hareketi içinde olan onlarca rektöre bir çeki düzen vermeli.. Tabii dile getirdiği “Neden 500 içinde bir üniversitemiz yok” sözlerinde ciddiyse..

“Rektör olarak başarın nedir?”
Mesela Cumhurbaşkanı atadığı rektörler için, “ilk 500 üniversite arasında girmek için aranan kriterlere uygun bir performans gelişmesi”, bilgisi istemeli. Merak etmiyor mu?
Mesela şunları sormalı rektörlerine:
“Rektörlüğün döneminde hangi ARGE’lere destek verdin ve ne sonuç aldın, kaç tane kaliteli makale yayınlanmasını sağladın, hangi uluslararası büyük araştırma grupları içinde yer aldın, üniversiten çıkışlı araştırma makalesi sayısında artış mı var yoksa düşüş mü, çöp - değersiz makale mi üretiliyor orada yoksa kaliteli makale mi, kaç patentin var...” vb.
Cumhurbaşkanı niye 500 içinde yokuz diye sorarken, yukarıdaki soruları atadığı rektörlere sormalı.. Çünkü 500 içine girmek, bu ve benzeri sorulara verilecek “yüksek yanıtlar” ile mümkün. Peki rektörlerin böyle bir derdi var mı?
Önceki günkü yazım üzerine gelen çok sayıda yanıt var, üniversite içlerinden, akademisyenlerden ve okurlardan tabii ki.. Mesela:
“Bilime ağırlıkk verilmeli yatırım yapılmalı. Üniversite bağımsız olmalı ve özgaür düşünmeli..”
“.. Şu anda üniversitelerdeki durum sizin yumuşak üslupla yazdığınızdan çok daha vahim, hem üniversitelerin yöneticileri ve hem de onların “bilime” ve “bilim insanlarına” uyguladığı ölümcül darbeler açısından..  Bu söz konusu yöneticiler, ömrü boyunca bilim yapmadıkları için ne bilimden anlıyorlar ne de bilimi destekliyorlar. Atadıkları sözüm ona “öğretim üyeleri” de felaket...”
İbni Sina der ki, “İlim ve sanat taktir edilmediği yerden kaçar”. Cumhurbaşkanı bunu hiç duydu mu? Üniversitelerde bilim liyakata dayalıdır, layık olanlar yönetimde olmalı, bilimi desteklemeli..
Üniversitelerimizin temel sorunlarından biridir bu. Cumhurbaşkanı bu sorunu nasıl çözecek?
***
Berkay Ustabaş’tan mektup var

Şüphesiz başka bir üniversite sorunu hapishanelere tıkılan yüzlerce öğrenci. Onlardan Berkay Ustabaş’ın  bugün mahkemesi var, diyor ki: “Bu mektubu size evimden ve üniversitemden yaklaşık 600 kilometre uzaktan, Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden yazıyorum.
“10 ay önceye dek İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans öğrencisiydim. .. Türkiye tarihinin en kitlesel cenazesi olarak kayıtlara geçen bir cenazeye katıldığım gerekçesiyle tutuklandım. 20 Aralık 2017’de neredeyse 20 yıldır ikamet ettiğim evim özel harekat polisleri tarafından basıldı. Annem ve 80 yaşını aşmış anneannemin üzerine silahların doğrultuldu, evim arandı..
“Baskından birkaç gün sonra kendi ayağımla gittiğim savcılıkta ifademi alan savcı Necip Sarı, “kaçma” ve “delil karartma” şüphelerinin var olduğu iddiasıyla tutuklanmamı istedi.. yaklaşık yarım dakika içerisinde tutuklanarak Metris’e, ardından Silivri 9 No’lu Kapalı Hapishanesi’ne; 23 Ocak’ta ise ikametimden 600 kilometre ötedeki Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’ne sürgün edildim.”
Bugün duruşması var.