Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Gençleri “Siyaset mi, bir daha asla” noktasına getirmeyin


3 Temmuz 2018 Salı / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Seçim analizi - 4

Bu seçimin özellikle büyük kentlerdeki mitinglerde gözlemlediğim çok önemli bir özellik, yoğun genç katılımı idi. AKP ideolojisi gereği, özgürlüğe,  adalete ve haklılığa düşman tutumu nedeniyle, verebileceği hiç gelecek hayali olmadığı için gençlerden uzaklaşmıştı. Bunu, Referandum sonuçlarında görmüştük.
Bu seçimde gençler kendilerini ortaya koydu ve “kazanacakları inancıyla” İnce’ye destek verdi. Sonrası toplumu büyük bir hayal kırıklığı sardı. Özellikle gençlerin mesajlarını okurken, bir genç kızın ağlayarak dile getirdiği hayal kırıklığının geniş etkisi olduğunu fark ettim.

“Kazanacağız” beklentisi ve hayal kırıklığı

Hayal kırıklığı CHP yöneticilerine yönelikti. “Kazanacağız” beklentisi ve “hiç bir oyunuzu çaldırmayacağız” sözüne güvenen insanlar ve gençler, neredeyse “siyaset mi, CHP mi, bir daha asla” noktasına geldiler. “Hiç bir açıklama yapmadan böyle ortadan kaybolmaları mümkün değil” inancı, komplo teorilerinin hızla gündeme sokulmasına neden oldu.
Bunda tabii ki, “mutlaka kazanacaktık” inancı, İstanbul’da 6,5 milyon gibi çok abartılı mitinge katılım olduğu görüşlerinin piyasaya sürülerek inanç mertebesine çıkartılması, insanları- gençleri ortaya çıkan seçim sonuçları konusunda asla ikna etmedi.
Diyelim ki, seçime yoğun ilgi gösteren gençlerin gelecek endişesi ile iktidarı asla veremeyiz propagandası çarpıştı. Kırılan gençler oldu.
Yüzüstü bırakılmak deyiminin bu kadar kitlesel ölçekte karşılık bulacağını düşünmezdim. Ama bunun CHP yönetiminde sorumluluk açısından bir karşılığı olmadı.. Olmalıydı..  Kitlelerle ilişki bunu gerektirir. Ağır hata ve üstlenilen görevi hiç mi hiç yerine getirememenin hiç mi bir karşılığı olmayacak: Evet insanlar böyle düşünüyor ve umudunu kesiyor.

Hiç mi karşılığı olmayacak

Sistemi kurduk anbean izleyeceksiniz, asla profesyonel olmayan bir acemiliğini üstlenen yok. En az üç ay önceden kurulması gereken ve sanki seçim bilgileri- jpegleri giriliyormuş / yükleniyormuş gibi bir yoğunluk testinden geçirilmemiş sistem, olsa olsa ancak çöp olur.
Diyorum ki, CHP, gençlerle yepyeni bir dil oluştursun. Hayır “gençlik örgütümüz var ya” değil mesele. Örgüte paralel bir de “Genç / Gençlik CHP Yönetimi” gibi, var olan genel merkez değerinde ona paralel bir gölge yönetim.. Görüş açıklayan ve daha bir dizi göreve sahip çıkan.
Bu nasıl olur bilemem.. Genel uygulama kimsenin yetkilerini bölüşmeye yanaşmamasıdır.
Bırakın gönül verenler ve umut bağlayanlar partiye sahip çıksınlar. Parti, öncelikle oy verenlerindir...
Muharrem İnce, tamam ülkeyi dolaşsın...
Ama öncelikle tüm ülkede gençlerle, uyduruk değil. Hedefi ve amacı olan toplantılar yapmalı..
Bu gençlik bir sırt çevirdi mi, belinizi doğrultamazsınız.. Onları mitinglerinizde bu böyle göremezsiniz..

“Kaybedenler klübü”

Hep şu söylenir ya: CHP muhalefet yapamıyor, aslında bir yapsa, AKP iktidarı bir dakika yerinde duramaz.. Bunu en çok AKP yandaşları dile getirdi, bir de onlara inananlar.  Amaçları “on para etmeyen, iktidar asla olmaması gereken bir parti” görümünü yaratarak yıpratmak ve gözden düşürmek oldu hep.
CHP seçim ilanından sonra seçime hazırlanan bir parti görünümünde hep.
Muharrem İnce’yi çıkardı meydana, çok iyi bir muhalefet yaptı.. Peki niye kazanamadı?
500 gün zamanı olsaydı İnce’nin kazanır mıydı? Geç aday gösterildiği bir gerçek olsa bile..
Önce şunu görmeliyiz: Kamplaştırma ve muhalefeti ötekileştirme büyük bir seçmen bloğunu bir arada tutuyor. Bu seçmen bloğu geçmişin şimdi ortadan kalkan üç önemli merkez sağ partisinin insanları...
Bu nedenle bu bloğu CHP ile karşı karşıya getirerek “dövüş sonucu”na bakmak, orantısız güçlerin savaşı anlamına gelir ki sonuç bu koşullarda genellikle değişmez.. CHP kaybedenlerin klubu olarak nitelenhdirilyir.
Ama bu seçimler başka bir kapı açtı.. Gelecek analizde..


Büyük İslam bilim tarihçisi Fuat Hocayı uğurlarken


2 Temmuz 2018 Pazartesi / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet




Bugün, kaybettiğimiz bir büyük bilim tarihçisini anacağız.
İslam Dünyasının şüphesiz ki İslam’ın Altın Çağı olarak tarihsel olarak kabul edilen ve 9.-15.yy’kapsayan dönemi ortaya çıkartan Prof. Dr. Fuat Sezgin hocayı 94 yaşında kaybettik. Yakından tanıdığım nitelikli bir araştırmacı- bilim insanı olan Sezgin yıllar önce bir Pazar günü Cumhuriyet’e gelmişti. Nadir Nadi ve İlhan Selçuk’ın odasını da görmek istemişti. Hocayı yukarı çıkarmış ve Nadir Nadi’nin koltuğuna oturtarak sohbet etmiştik. Kitap ve resim dolu odayı, tarih sayfalarını karıştırır gibi inceden inceye izlemişti.
O sırada Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde, Sezgin hocanın yaptığı büyük çalışmalara yer veriyorduk. Hocanın İslam Bilim Tarihi üzerine 400-500 yılı inceleyen yapıtları yayınlanıyordu. 12 Cilt halinde İslam Bilim ve Teknik Tarihi üzerine eseri Türkçe de yayınlanmıştı. Sezgin hoca, İslamın geçmişte özellikle Abbasiler döneminde bilimde büyük başarılara, buluşlara imza attığını bilince çıkartıyordu.

Üniversiteden kovuluyor

Fuat hoca 27 Mayıs 1960’da askerlerin yönetimi devralmasından sonra üniversitelerden uzaklaştırılan 147 bilim insanından biriydi.
Türkiye’de siyasi yönetimlerin hedeflerinden biri hep üniversite ve bilim oldu, özellikle radikal siyasi dönüşümlerde. 1940’ların ortasında Cumhuriyet Halk Partisi döneminde kendisine ülkede yaşaması dar edilen, dünya sosyal psikoloji biliminin baş kurucularından Muzaffer Şerif gibi..
Siyasi iktidar kültürünün her zaman bilim kültürünü baskıladığı bir ülke olan Türkiye’de bu gelenek, Demokrat Parti zamanında, 1972 ve 1980 askeri darbe zamanlarında sürmüş ve tabii ki şimdi de AKP iktidarı döneminde de devam ediyor.
Özgürlüğün olmadığı yerde bilimin yeşeremeyeceği ve güçlü bilim kültürünün yerleşemeyeceği gerçeğine uygun ve bu geleneğin sonucu olarak, Türkiye kültür yoksunluğunun ve cehaletin kol gezdiği bir ülke niteliğinden kurtulamamaktadır.
Ben, siyasilerin özellikle de bunu istediklerini artık kabul ediyorum.

Gidenlere kızmayın

Hayal ettiklerini, bilimsel başarımlarını bu ülkede gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını düşünen beyinlerden en cesurları soluğu yabancı ülkelerde alıyor. Gidenlere hiç kızmamalı, bir tane hayatları ve yapmak istedikleri var, önemli olan kendilerini gerçekleştirecekleri bir ortamda yaşamlarını sürdürmek ve insanlığa katkıda bulunmak.
Fuat Sezgin’e Almanya kucak açtı. Frankfurt Üniversitesi’nde daha sonra İslam Araştırmaları Merkezi kuruldu (Frankfurt Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü).
Fuat hoca, Batı biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasında, hep göz ardı edilen İslam’ın katkılarını gün ışığına çıkardı ve bu çalışmaları geniş kabul gördü.
Hoca, aynı zamanda, İslam bilimcilerin teknolojik katkılarının bire bir örneklerinin yapılmasını da sağladı, bu şekilde 800 kadar 3 boyutlu bilim ve teknoloji katkılarını anlatan asıllarına uygun objeler yarattı. Bunlardan bir kısmı Gülhane Parkı’ndaki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nde sergileniyor.
2008’de açılan müzede 570 kadar obje sergileniyordu.

Yükseliş ve çöküş

İslam Bilimi, Avrupa’da henüz modern bilimler doğmadan, mesela Rönesansdan önce, eski Yunan bilimini ve Hint bilimini kaynaklarından devralmış, o dillerdeki eserleri Arapça’ya çevirmiş, üzerine önemli katkılar yapmış, Avrupa bu kaynaklardan hareketle, modern bilime geçmişti. Avrupa’nın Orta Çağ’dan çıkışı ve rönesansı başlarken, İslam Dünyası bilimi terkediyor ve kendi Ortaçağına gömülüyordu. Ve bu Orta Çağ hala sürüyor!
Dünya bilim tarihi ilginçtir.
Eski Yunanın bilime katkıları sona ererken (İ.S 6.yy), İslam Dünyası bilimi üstlenmeye başlayacaktı (8.yy). Özellikle Bağdat merkezli Abbasi imparatorluğunun etkileri Kuzey Hindistan’dan İspanya’nın Endülüsüne kadar geniş bölgeye kadar yayılmıştı. Akıllı Halifeler, bilimin önemini biliyorlardı ve egemen oldukları bölgede bilime, sanata, kent planlamasına, düşünceye, tıbba vb yapılan katkıları özellikle benimsediler. Yarattıkları ortamda İslam alimleri bu katkılara çoğalttı.
15.yy’dan itibaren de Avrupa ve özellikle coğrafi keşiflere yönelerek dünyaya açıldı ve İslam egemenliği yıkıldı.
Yeniden ayağa kalkması için de ufukte bir işaret yok..

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Yoksulluğu ve yeni orta sınıfı başarıyla yönetmek Seçim analizi - 3


1 Temmuz 2018 Pazar / Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

Sigorta bayiliği yapan komşum, Ümraniye varoşlarında AKP anonsları yapan seçim arabasına bakınca, bir paket içinde ne dağıtıldığını merak ederek seyirtmiş, bir tane de kendisine istemiş, yüzüne bakmışlar kısa bir tereddütten sonra vermişler, ve eklemekten geri durmamışlar: Oyunu bize vereceksin ha..
Kadınlar, yanlarında çocuklar kapışıyor tepsileri.. Yoksul insanlar, ne verirsen alıyorlar.. Bedava olsun da. Açmış paketi, bir sıradan tepsi, üzerinde AKP damgası ve ıvır zıvır...  İlk çöp bidonuna atmış hepsini.
Yoksullara 50 lira tutuşturup oy vereceksin yemini ettirenler tutun çeşitli yol ve yöntemlerle sandıkta oyu garantileme çalışmalarını sürdürdüler. Şüphesiz mahalle örgütlenmeleri en başarılı.. Sultanbeylinin bir mahallesinde sandık müşahitliği yapan Özlem Yüzak anlatıyor:
Okul içinde yakalarında pembe ve mavi kurdeleler takılı türbanlı kızlar  erkekler sürekli bir koşuşturma içinde. Sandıkların kapanmasına 1-2 saat kala seçmen listesinde kimlerin oy kullanmadıklarını bir bir saptadılar, sonra mahalleye dağıldılar ve ambulansla, tekerlekli sandalye ile, seçim kütüğünde kayıtlı ve kendi başına hareket edemeyecek zihin vb özürlü herkesi getirdiler ve oy kullandırdılar. Böyle toplam 25 kişi saydım.
Seçim öncesi şüphesiz çeşitli yardımlar, destekler ile ilişkilerini getirdikleri yer seçim günü sandık başı oluyor. Borç ödeme! Şüphesiz yoksulluğun dinsel inançları ile AKP’nin dinci politika ve söylemlerinin örtüştüğü ve eyleme dönüştüğü yer sandıklar.

Yoksulluğun yönetimi

Şüphesiz bu kadar basit değil. Hiç bir sosyal güvencesi olmayan köylerdeki vb sigortasızlara bağlanan 600 TL’lik ihtiyarlık maaşından tutun, bir maaş ikramiyeye, evlere yapılan yardımlara, kadınlara ödenen çocuk başı paralara kadar onlarca kalemi bulan “yardımları” ister sadaka dağıtımı kabul edin ister “sosyal ödentiler”..
Hiç biri ise yoksulluğu bertaraf etmeye yönelik değil. Tam tersine, yoksulluğu sürdürmek, yoksulluğa mahkum etmek, bu tür ödemelerle evlere minik kolaylıklar yaratmak: Allahım çok şükür! AKP iktidarı yaşasın.
Türkiye’de TÜİK verilerine göre yoksulluk oranı ülkemizde yüzde 21-22 arasında. Bu da yaklaşık 17 milyonluk bir nüfusa denk geliyor.  17 milyon çocuk da aşırı yoksulluk içinde, eğitimde fırsat eşitliği yok. Türkiye en ekonomik bakımdan eşitsiz ülkeler arasında. Bunu ölçen Gini katsayısı 0.40’ın üzerinde ve iktidarın bunu indirmeye niyeti sıfır. Şunu belirteyim: İskandinav ülkelerinde bu oran en az: 0.25.

Cehalet ve yoksulluk birlikteliği

Yaşamını günlük nafakasını çıkarma ve ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilme çabası içindeki büyük bir çoğunluktan sağlıklı bir siyasi hikaye çıkartamazsınız. AKP bu yoksulluğu, eğer son oy oranına bakarak bir değerlendirme yapacak olursak, başarıyla yönetiyor!
Bu ciddi bir sorun, yoksulluk şüphesiz ki cehalet üretiyor, var olan cehaleti daim kılıyor. Cehalet ile yoksulluk birleşince ortaya AKP iktidarı çıkıyor. İktidarın politikası daha çok çocuk, daha yoksul kitleler, daha büyük cehalet ve iktidarın sürmesi.
Şüphesiz AKP’nin başarıyla yönettiği kendi yeni orta sınıfıdır. Bu sınıf özellikle eğer kaybedersek sahip olduğumuz imtiyazları, yüksel gelirlerimizi ve hayat standardımızı da kaybederiz, korkusuyla sandığa gönderildi. Fakat herşeye rağmen AKP’nin oyu şimdilik yüzde 42,5, düşüyor.

Adalet ve Özgürlük vaadi nerede?

RTE, seçim bildirgesinde  adalet ve özgürlük vaadini gündemine taşımıştı. Adaletsizlik ve özgürsüzlüğü 16 yıl boyunca kendileri yaratmamış gibi. Böyle bir beklentinin yalanı kısa sürede seçimin hemen ertesinde yeniden ortaya çıktı ve eski CHP milletvekili Eren Erdem hakkında bir soruşturma nedeniyle hemen tutuklandı. Eren’in Eylül’de mahkemesi olmasına rağmen hiç beklenmedi.
İktidara iltihak etmeden önce RTE ve AKP hakkında söylemediğini bırakmayan İç İşleri Bakanı S. Soylu’nun, şimdi ise hiç bir AKP’li yöneticinin cesaret etmediği tehditlere ve kargaşa yaratacak uygulamalara başvurması, iktidarın fıtratında var olan ayrımcı, şiddet, kamplaştırıcı, adalete ve özgürlüğe karşı niyetlerinin biri parçası ve AKP yönetiminden de takdir görüyor.
RTE, bu vaatlerinde millete yalan mı söyledi?