Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

17 Şubat 2018 Cumartesi

Gazetecilik, dedikodu ve diktatörlük

15 Şubat Perşembe, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


“Dedikodu”, veya günlük kişisel hayatlar üzerine magazinel konular, medyanın en çok yer verdiği, toplumun çoğu kesimince de en çok okunan köşeleri- haberleridir.
Çok dedikoducudur”, “ağzında bakla ıslanmaz” gibi sözler her halde tüm toplumlarda bir şekilde vardır. Bazıları bu gibilerin yanında fazla laf etmemeye özen gösterir, onları dışlar. Veya lafın yayılmasını isteyenler de özellikle bu insanları devreye sokar.
İyi mi kötü mü “dedikodu”culuk, veya insanların türlü çeşitli halleriyle ilgili “bilgi”leri yaymak? Bu salt “sosyete”, veya toplumca tanınmış siyasal dahil çeşitli şahsiyetlerle ilgili bir olay değil. Aile çevrelerinden başlayın, iş çevrelerine kadar halka halka genişleyerek sarar her yanı. Apartmandan sokağa mahalleye kadar “veri iletim ağı” mükemmel çalışır. Hepimiz bir şekilde de “taşıyıcı” oluruz. Bir arkadaş topluluğunda birisi hakkında bir laf edildiğinde, yanlışsa, “aaa öyle değil”, diyerek bildiğimizi söyleriz.

Gazeteler dedikodu yayıcı mıdır?

Bilim dergilerimizde, dedikodunun ne kadar yararlı bir toplumsal işlev olduğu konusunda epey yazı yayımlamıştık geçmişte. Bu “sosyal faaliyet”in önemi nereden geliyor?
Ben de, Harari’nin Sapiens’inin ayrıntılarına bakarken dikkat kesildim. Bu kez bu sosyal faaliyetin gazetecilik yönüne gönderme yapılıyordu.
Gazetecilik, sosyal hayatlarla ve insanların konumlarıyla ilgili bir  dedikoduculuk faaliyeti mi? Şüphesiz ki ana gövdesi habercilik. Dost çevreler bir araya geldiğinde siyasal ve sosyal konular üzerine tartışmaya, görüş serdetmeye mi (erkekler tabii ki daha çok!) fazla zaman ayırır, yoksa çekiştirme, birileri hakkında bilgi verme, tanıdık ortak kişiler hakkında iyi, kötü, rezil, güvenilir veya güvenilmez olduğuna ilişkin, veya kadın- erkek ilişkileri gibi konulara mı?
Belki erkekler daha az da kadınlar mı daha çok? Yoksa hepsi öyle mi?

Homo sapiens ve iletişim

İnsan soyunun aşağılık bir yönü olduğu tartışılmaz. Ortalığa bakın pislik götürüyor, ilkellik Homo sapiens’in içgüdüsel yapısında her zaman gizli- açık, saklı olarak vardır ve sık ortaya çıkar.
Peki bu işin gazetecilikle ve diktatörlüklerle ilgisi ne? Çok hem de çok..
Dedikodu –söylenti, Homo sapiens’in en temel becerilerinde biri. Belki de bu sayede dünyaya egemen oldu. Sosyal iletişim sayesinde, iyiyi-kötüyü de ayırabilir, kötüler tecrit edilir, davranışlardan – tutumlardan öğrenilir, fırsatçılık – aç gözlülük de yapılır vb. Bir deneyim aktarımı iletişiminin içinde yaşan insan soyu.
Harari: “Bugün bile  insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta, ister telefon konuşması veya gazete sütunu, dedikoduna oluşur.. sanki dil bu amaçla evrimleşmiştir.”

Medya: kötüyü deşifre faaliyeti

Araştırmalara dayanarak diyor ki: Söylenti- veri iletişimi “günümüz basınının ilk örneği” sayılabilir. “Dedikodu genellikle yanlış davranışlar üzerine odaklanır”.. “Toplumu bilgilendirerek insanları hilebazlardan, asalaklardan koruyan gazetecilik faaliyeti gibiydi.”
İşte gazetecilik faaliyetine girdik mi, girdik. Birden önümüzde bir pencere açıldı: Gazetecilik tamam haberdar etme işlevidir, ama aynı zamanda toplumdaki her türlü kötülük hakkında da bilgi iletir. Ki insanlar önlemlerini alsınlar.
Gazetecilik bir tür kötüyü- iyiyi deşifre faaliyetiyse aynı zamanda, iktidarların, büyük güç sahiplerinin, her türlü yolsuzluğa kapıları açmalarını da açıklayan faaliyettir. Toplum olarak tüm kamusal faaliyetin, hakkın, hukukun, adaletin savunucusudur. Bunu haberciliğiyle yapar.
Mafyalar, soyguncular, topluma zararı dokunanlar bu faaliyetten hiç hazzetmez. Siyasal kötüler, hele hele zerre hoşlanmaz.

Beni seven en iyi gazetecidir

Tüm dünyada siyasal kötüler düzgün- dürüst gazetecilik faaliyetini sevmez. Mümkün olduğu kadar, yönetimleri altında kırılıp dökülenleri, çalınıp çırpılanları, yasalara aykırılıkları, keyfi anlayış ve eylemleri toplumun geniş kesimlerin bilmesini istemez. Gazeteciliği kısıtlar, onlar için en iyi gazetecilik sürekli iktidarı savunan ve tüm diğer kesimleri kötüleyen “gazetecilik”tir..
Ki bu gazetecilik değil, gazeteciliğin ve gazetecilerin alet- edevat gibi kullanışlı araçlara dönüştürülmesidir.

 Post filmine gelecekten yer bitti.. Artık sonraya..

14 Şubat 2018 Çarşamba

Suriye için çok karamsar bir öngörü

13 Şubat Salı, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


Ne yazık ki, eğer Suriye’de durum bugünkü siyasi- askeri pozisyonları dikkate alacak olursak, önümüzde artık parçalanması kaçınılmaz bir ülke gözüküyor. İşin ilginci, bu parçalanmanın geriye döndürülmesinin, eğer büyük gelişmeler olmadığı taktirde, çok zor olacağıdır. İmkansız dememek için, zor diyorum.
Bu durum bölge ve ülkeler için yakın gelecekte ve orta vadede daha büyük felaketler, çatışmalar demektir.
Çünkü, toprakları işgal edilmiş, parçalanmış bir ülke ve millet hiç bir zaman bunu kabul edemez; düşmanlıklar alabildiğine ve köklenerek sürer gider. Düşünün: Türkiye’nin bir kısım toprağı işgal edilmiş olsa..
Ve mezhep - etnisite çatışmaların önü alınamaz. Silah satışları, savaş, parçalanma... Tam emperyalizmin istediği, yarattığı durum.
İlelebet yaşanmaz bir Ortadoğu.. Sürekli en güçlülerin, en silahlıların hakim olduğu, birilerini baskıladığı, ve ezip yok ettiği..
Bunu kabul mu edeceğiz? Türkiye böyle Orta Doğu ile mi yaşayacak?

Toprak gaspı eşkiyalığı

Amerikalılar, Suriye’nin Güney sınırımızdaki bölgesini kesip aldılar, işbirlikçileri PKK – PYD’ye teslim ettiler. Önemli petrol bölgelerini de çekip aldılar Şam’ın elinden.  Tam bir gasp olayı.. Eşkiyalık alabildiğine..  Büyük güç gösterisi, yamyamlık, emperyalizmin en büyük özelliğidir.
Derken, savaşın içine bir aydır İsrail’i soktular. Ne zaman? Şam’ın güçlendiği ve topraklarının önemli bir bölümünü kurtardığı zaman. Fakat Rusya- Şam, İsrail uçaklarını vurdu ve ikaz verdi.
Şam kuvvetleri İdlip’i de geri alacaklar oradaki silahlı köktendinci, savaş ağalarından. VE Kuzeye, Türkiye sınırına doğru yaklaşacaklar. En az üçte birini kurtardılar. Peki Ankara onlara dost gözüyle mi bakıyor, yoksa düşman gözüyle mi..
Yine Suriye güçleri kuzey doğuda ise Deyrizor yakınındaki büyük petrol bölgesine saldırdılar, Amerikalılar geri saldırdı ve bombaladı.

Koalisyon denen ABD oyuncağı
Tüm gelişmeler, ABD’nin Fırat’ın Doğu’sunda demir attığını ve orada PKK- PYD’ye petrolle ekonomik bir güç de yaratarak, şimdilik en azından özerk bir bölge yarattığını gösteriyor. Bu şimdilik kesin bilgi.
Bu, Şam’a entegre olmazsa, bağımsız bir devlet demek. Suriye’nin Kuzey’den parçalanması, ve ilk elde ikiye bölünmesi demek.
ABD bu yapıyı koruyacak, büyük bir askeri güce sahip. Uçak gemileri bombardıman uçakları..
Ve artı, Suriye’ye parçalama amacına evrilen sözde IŞİD’e karşı koalisyon güçleri! Türkiye ortaklıkta değil, resmen ayrıldı mi, bilmiyorum, bir iki ülke daha uzak duruyor çünkü IŞİD bitmiş, koalisyon, Amerika’nın Suriye’yi parçalama oyuncağına dönüşmüştür.

Ve Türkiye ne yapıyor?

Kilit noktada Türkiye. Ya Şam’a, kara gözüne siyah saçına bakmadan destek verecek İran ve Rusya ile birlikte.. Dahası ittifaka gerecek. Suriye’nin bütünlüğünden hiç taviz vermeyerek..
Ya da “madem parçalanıyor, o halde ben de bir parça kapayım..” diyecek, ki en büyük yanlış ve tehlikeli adım bu olur.
Sen Rusya ve Şam’ın izniyle Afrin’e operasyon yap, sonra da...
Öyle bir şey mi var, demeyin, Ankara’nın ağızlarına, politik söylemlerinin arka planlarına bakın, bir sürü şeyi sezinlersiniz.
Böyle bir olasılık, ülkemizi bitmez tükenmez bir Orta Doğu savaşının içine yuvarlanır.
Türkiye’nin geleceği kararır...
Yakın geleceğin daha büyük Orta Doğu savaşlarının doğrudan parçaqsı olur..
Nereye gideceğiz, barışa mı savaşa mı..

--

12 Şubat 2018 Pazartesi

PKK teörünü bitirmek: Büyük anlaşmaya zorlamak

12 Şubat Pazartesi, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


Dün, Amerika ve Rusya’nın Suriye savaşında pozisyonlarını yazmıştım. Okumadınızsa lütfen bakın.
Türkiye’nin çıkarı Suriye’nin bütünlüğünün sağlanmasında ve Şam’da kim oturursa otursun, ülkesine egemen olmasındadır. Güneyimizdeki PYD bölgesi, Şam’ın merkezi kontrolü altında olmalıdır.
Afrin operasyonu üzerine söylemlere bakıyorum. Bazıları ya Allah diyerek ABD’nin denetlediği PYD- PKK bölgesini de “fethe çıkıyor”. Ortalık “Bu bir beka sorunu, gerekirse 1 milyon şehit veririz” biçimindeki büyük kıyam senaryolarından geçilmiyor. TV ekranlarında, köşe yazılarında, politikacı söylemlerinde, oy – iktidar hesaplarında atıp tutmak kolay..
Türkiye’nin ana meselesi, Suriye tarafından PKK saldırılarının sona erdirilmesi ve ülke içinde de PKK terörünün bitirilmesidir.
Afrin operasyonuna bu gözle bakmalıyız: Bu operasyon ile, ihtiyacımız olan bu sonucu elde edebilir miyiz?

 Bana mümkün gözüküyor

ABD’nin Suriye’deki pozisyonunu “Türkiye’yi bölmek amaçlı” gibi uç noktada yorumlamazsak, ve artık PKK – PYD üzerinde tam kontrol kurduğunu, ağa babalığını üstlendiğini görürsek, yeni bir durumun ortaya çıktığı varsaymalıyız..
ABD, Suriye’de varlığını, İran ve Rusya’ya karşı inşa ediyor. Biz şüphesiz ki asla bu stratejinin bir parçası olamayız. ABD için Türkiye hâlâ “NATO kampı içinde” tutulması gereken bir ülke ise, Türkiye’nin terörü sona erdirmek isteğine yeni yaklaşımda bulunabilir. Çünkü ABD, Suriye’de PKK / PYD’nin himayesini bizzat üstlenerek, onların bize karşı terör faaliyetlerinden de artık sorumlu hale gelmektedir.
Ankara, Afrin operasyonunu, ABD’yi bu açıdan baskılamak için kullanmalıdır. ABD’yi, tüm terörün bitirilmesini sağlamaya zorlamalıyız.

Savaş barış hedefi için bir araç

Fırat Kalkanı harekatı 6 ay sürdü, dümdüz arazide TSK aşağı kadar indi, IŞİD kolaydı. 72 şehit verildi. Naim Babüroğlu’nun dediği gibi, Afrin bölgesi ise dağlık, ormanlık; üstelik PYD/ PKK 5 yıldır bölgede savunma hatları kuruyor. Yani Fırat kalkan operasyonundan çok daha büyük zaman  gereklidir.
PKK / PYD’yi Afrin’den sürüp atmak için sadece askeri aracı düşünmek şüphesiz ki eksik olur. Operasyon, siyasi hedeflere ulaşmanın aracıdır. Uzun operasyon sürenin yaratacağı sorunlar belirsizdir ve yeni zorluklar doğurur.

“Barış”ı zorlamak

Öte yandan da, Suriye’nin ülke birliğini sağlamaya yönelik tüm politikalara destek vermeliyiz. Burada da baş rol oyuncusu Rusya’dır. Rusya’nın, PKK / PYD’yi Suriye’nin bütünlüğünün bir parçası olmaya zorlayan politikaları, Türkiye’nin lehinedir. Rusya bu politikasıyla ABD üzerinde baskı yaratıyor.
Türkiye, Rusya ve Suriye ile birlikte daha ciddi ve ilkesel temelde görüşerek hareket ederse, ABD üzerinde baskıyı yoğunlaştırabilir.
Ankara zorlamalıdır: ABD, PKK / PYD üzerindeki büyük kontrolü sayesinde, Türkiye’ye karşı tüm terör eylemlerini bitirtmelidir.
Afrin’e yapılan operasyona, böyle bir politik bakışımız ve hedefimiz var mı?

Yarın: Suriye’nin bütünlüğünden umut var mı? İktidarın hesapları ne?