Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

11 Şubat 2018 Pazar

Rusya’nın PYD politikasına farklı bakalım, Ankara yanlışta

11 Şubat Pazar, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


Rusya’nın Soçi kentinde biliyorsunuz Suriye’deki neredeyse tüm tarafların katıldığı toplantı yapıldı. Rusya, taraflardan biri olan, Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerinin altında imzası olan PKK/PYD tarafını da davet etti. Türkiye bunu şiddetle reddetti.
Ankara öteden beri bunu reddediyor. Peki haklı mı? Rusya ne yapmak istiyor?
“Teröristlerle aynı masaya oturmayız” gibi yaklaşımlar, iyi incelenmeden, bir “ülke politikası” olarak dokunulmaz kabul edilirse gerçeklikten uzaklaşabiliriz.
Bu nedenle bu konuyu irdelemeliyiz.. Çünkü Ankara’nın daha başından yanlış politikasını kabul etmek zorunda değiliz, bugün de Suriye politikası, tıpkı 6 yıl önceki gibi, yanlış seyrediyor ve Ankara Türkiye’yi giderek daha büyük açmazlara sürüklüyor.
Tarafların durumlarına bakalım.

ABD’nin en güvenilir üssü
Bu konuda bir tartışma yok: IŞİD’e karşı politika bahanesi altında, bir PKK/PYD bölgesi yarattı. Esas amacı da budur. IŞİD en yoğun iki bölgede sıkışıp kaldı. Ama bir sıkımlık canı olan IŞİD’in oralarda varlığını sürdürmesine göz yumuyor. Dahası, mesela Esad ordusunun IŞİD’e karşı girişimlerine bile karşı çıkabilir. IŞİD varlığı, ABD’nin PKK/PYD ittifakına meşruluk kazandırması için gereklidir. Tüm ABD liderlerinin ağzında, Türkiye’nin bastırmalarına karşı, “güçlerimizi IŞİD’e yoğunlaştıralım” sakızı çiğneniyor.
ABD PKK/ PYD’yi koruması altına aldı. Generallerinin, Münbiç’e Türkiye’den bir saldırı gelirse karşılık veririz açıklaması bu kararlılığın ifadesidir. Yani Türkiye -ABD savaşına gönderme yapıyor: “Karşında kim var, bir bak..”  
ABD’nin orada sıkı durmasının iki nedeni var.
1) Tamamen kontrol altında tuttuğu ve istediği gibi kullanacağı bir siyasi- askeri güç.
2) Bir kullanımı, Suriye’nin kesin bölünmesi için. Suriye’nin bölünmesi ABD politikasının esasıdır. Araç da PKK’dır. Neden bölünme? Sunni’leri 2011’de Esad’a karşı kışkırtmasıyla başlayan iç savaş çıkartma Amerikan politikasının bir devamı. Rusya’nın (ve İran’ın) Esat ile askeri ittifakına karşı bir pozisyon.

İsrail de savaşın ana tarafı
Bu bağlamda, Suriye’nin parçalanması, İsrail’in de güvenliği açısından gerekli. ABD’nin tüm Orta Doğu politikasının köşe taşlarından biri hep İsrail’dir. Bunu unutmayın. Nitekim İsrail’de, Şam’ın ülkesine egemen olmaya başlamasıyla, Suriye güçlerini bombalamaya kalkışıyor. Yani İsrail aslında Suriye’deki savaşın ana unsurlarından biri. Gerektiğinde daha büyük saldırılara girişebileceğinin işaretlerini verdi.
3) PKK / PYD’nin varlığını öylesine kendine bağladı ki, artık emperyalizmin ana gücü haline getirdi. PKK / PYD istese bile ABD’nin kontrolü dışında davranamaz. Bu gücü, gerektiğinde İran’a karşı da güçlendiriyor.
4) ABD Orta Doğu’yu sürekli bir savaş bataklığı içinde tutacaktır. Mesela Barzani’nin güçlerini öyle istediği gibi kullanabileceğini sanmıyorum.
Özerlersek, ABD’nin ana politikası Suriye’yi parçalamak. PKK / PYD’yi büyük bir askeri güce büyüterek, bu bölünmeyi sürekli hale getirecek.

Rusya: Kaybetti ama pes etmedi
Moskova’nın ana politikası Suriye’nin bütünlüğü. Soçi politikası bunun bir göstergesiydi aynı zamanda.
PKK/ PYD üzerinde, ABD ile bir rekabet var şüphesiz. Amerikan emperyalisti, bu rekabeti kazandı: PKK / PYD’yi ağır silahlarla donatarak, himayesi altına alarak, gerekirse senin için savaşırım işaretlerini vererek...
PKK /PYD’nin, böyle bir himaye olmadan orada tutunması çok zor.
ABD, bu rekabeti kazandı, ama Rusya pes etmedi. Rusya tüm savaşan tarafları, bu arada PKK/PYD’yi de Soçi’ye davet ederek, bu gücü Suriye’nin bütünlüğünün bir parçası içinde tutmak, görmek istiyor. Esas olan Suriye’nin birliği bütünlüğüdür. PKK / PYD bu birliğin bir parçası olursa bu gerçekleşir ve ABD’nin bölme politikası boşa çıkabilir.
İktidar yanlıları Rusya’da saldırıyor: İkili oynuyor, Moskova’da bürolarını açık tutuyor, koruyor. TV’lerde yorumda bulunan “uzman stratejistler” da böyle konuşuyor.
Rusya’ya göre, PKK / PYD Suriye’nin birliği içinde varlıklarını sürdürürlerse, Amerikan politikası boşa çıkar. Suriye’nin birliği federasyon biçiminde mi olur, kantonlar biçiminde mi, ama mutlaka Şam’ın kontrolü altında olmalıdır.
Böyle bir çözümde, Türkiye’nin de sınır saldırılarında muhatabının kim olduğunu bilir: Şam!

Yarın: Ankara bunu görmüyor mu..

10 Şubat 2018 Cumartesi

8 Şubat Perşembe, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


En çok silah alanlar İslam ülkeleri.. Neden acaba?! Silah satışı silahçı ülkeler sürekli gerekli ortamı yaratıyorlar. Orta Doğu ve İslam ülkelerine bakın..

Bilginizi teste veya sizi zora sokmaya niyetim yok: 2016’da dünyada toplam askeri harcamaların parasal değeri. Muazzam bir servet! Ve bunun 375 milyar doları ile de doğrudan silah satın alındı.
2016’da askeri harcamalar ilk kez 1990 yılı harcamalarını geçti.
2012- 2016 arasında, önceki beş yıllık döneme göre, yüzde 8,4 arttı. Herkese Bilim Teknoloji dergisi, “insanlık acı çekiyor” başlığıyla raporlaştırdığı gelişmede, bu artış özellikle Orta Doğu’da iki kat gerçekleşti. Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn Birleşik A. Emirlikleri, Bahreyn ABD silah satışının baş müşterileri. Bunlarla şüphesiz ki diğer İslam ülkelerini vuracaklar. Geçen yıl Trump ortalama 400 milyar dolarlık silah daha sattı!
Silah satan 5 ülke toplam satışın yüzde 74’ünü sağlıyor. ABD %33; Rusya %23; Çin 6,3, Fransa 6; Almanya 5,6 paya sahip.
Orta Doğu’da tüm ülkelerin silahları cirit atıyor, insan öldürüyor katliam yapıyor.

Türkiye dünyada 6. ülke

Türkiye 11 milyar dolar silah alımı ile Orta Doğu’da en çok silah alan 5.ülke. Dünyada 6. Ülke.
En çok silah alıcıların liste başları: Hindistan, Suudi Arabistan, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Avustralya, Türkiye. 15 ülke arasında İslam ülkeleri özellikle göze çarpıyor. Yukarıdakilerin dışında sırasıyla Pakistan, Cezayir, Mısır, Irak, Endonezya var.
ABD 100 ülkeye silah satarken, satışın yarısını Orta Doğu’da İslam ülkelerine yaptı.
Bu rakamlar, Stockholm merkezli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) ait. En güvenilir kaynak. 2017 harcamaları henüz yayınlanmadı.

 Risk sürekli olmalı ki, silah satılsın

Silah üretimi, muazzam bir sektör. Askeri harcamaların bel kemiği. Ordular bu sanayinin üretimine göre şekilleniyor!
Ve dünyada savaş tehlikesi, ülkelerin birbirine saldırı riski oldukça, bu sektör gelişecek, büyüyecek, insanlığa acı çektirmeyi sürdürecektir. Ne yazık ki “ulusal devletler çağı”, savaş riskini durmadan arttırmıştır; silah sanayini büyütmüş, büyük savaşları kışkırtmış, milyonlarca insanın öldürülmesini gündeme getirmiştir.
Dünyanın durumuna bir de bu gözle bakın: Silah sanayinin ayakta durması, kendini finanse etmesi, işyerlerini koruması, yeni silahlar geliştirmesi için, dünyada devletler arası çeşitli rekabet konularına, egemenlik alanları yarışına, emperyalist paylaşımlara, savaş riskine, iç karışıklıklara ve kışkırtmalara ihtiyacı vardır.

Orta Doğu silah için en verimli toprak

Orta Doğu silah sanayi için verimli topraklardır.
Savaş halinde bir Orta Doğu, muazzam silah satışı için büyük bir kaynaktır.
Bunun için ülkeler parçalanmalı, mezhepler ve etnisiteler birbirine kışkırtılmalı ve düşürülmeli, asla birlikte yaşayamayacakları, düzenli olarak birbirleriyle savaşacakları bir coğrafya, bölge yaratılmalıdır.
Savaş olasılığı yoksa, kışkırtma ve bölme ile savaş ortamı yaratacak, islah satacak ve boyunduruğunu sürdürecektir.
İslam ülkelerinin birbirlerine kırdırılması gereklidir:
* Hem silah satışı,
* hem bölgede emperyalist pazar egemenliğinin sürekli sağlanması,
* hem bu ülkelerin hiç bir zaman insani düzeyde bir uygarlaşma yaşamaması ve sürekli dünyanın en geri ülkeleri arasında kalması için. İslam dünyası aşağılanmalı..
İslam ülkelerinin büyük çoğunluğunda batılı kapitalist- emperyalistlerin biçtiği bu rolü yerine getirecek, en geri kafalı, çağdağlığı ve uygarlığı değil, dine dayalı – dini bir ticaret ve iktidar aracı olarak kullanmayı amaçlaşan yönetimler işbaşındadır, bunlar bu döngüyü ayakta tutacak bir toplum yaratmayı başlıca görev bilirler.
Türkiye de, Kurtuluş Savaşı ile içinden çıktığı bataklığa ve bu cenderenin içine sokulmuştur.
Farkında mısınız?

===

7 Şubat 2018 Çarşamba

Savaş halk sağlığına iyidir, tüm hastalıkların panzehridir

5 Şubat Pazartesi, 2018 / Bilim ve Siyaset, Cumhuriyet


CHP, üzerine gelen büyük dağın altında ezilebilir..

Eski siyasiler yok. Hani Demireller, Ecevitler, hatta ve hatta Özallar ve Erbakanlar zamanında, siyasetin “kadayıf tepsisinin altı kızardı” mı tadında sürdürüldüğü, siyasilerin tatlı sert polemiklerle birbirlerini seçmen gözünde hırpalamaya çalıştığı dönemleri Türkiye çoktan geride bıraktı.
Günümüzdeki racon, dur durak bilmeden ve engel tanımadan propagandanın tüm yalan ve çirkinliğiyle saldırmak. Söylenen lafın doğru veya doğru tarafı olması gerekmiyor. Şiddeti önemli.
Durum şu: Yalanı en üst perdeden ve sanki tepeden tırnağa doğruymuş gibi söyleyeceksin. Sürekli. 10 kez, 20 kez, 41 kez söyleyeceksin aynı şiddette ve artık toplum tarafından doğruymuş gibi kabul edilecek, algılanacak. Dahası, bunu rakibin bile kabul edecek, ses çıkartamayacak.
İktidarın adamı, vay savaşa karşı çıkanlar, savaş kötüdür, insan ölüyor diyenler biçiminde yazılar döktürecek. En alt perdeden barış istiyoruz bile demeden, savaş halk sağlığına zararlıdır diyenleri paldır küldür içeri atacaksın ve şiddetli bir yalan propagandayla bunların pkk’cı olduklarını durmadan tekrar ettireceksin çeşitli ortamlardaki borazanlarına.

Kim demiş savaş kötüdür diye

Şimdi söylenenin tersini dile getirin ve Türkiye’nin içine sokulduğu absürdlüğü görün: Savaş halk sağlığı için birebirdir, öyle ki tüm kanserleri öldürür, iltihapları giderir... barış insan ve toplum katilidir... barışmayın, sevişmeyin savaşın!
Beğendiniz mi bayım! Hayır, sizde utanacak yüz olduğunu hiç sanmıyorum.
Ağzını açtığında, daha söz bile dışarı çıkmadan, ne demek istediğini anlayacak ve yakanıza yapışacak iktidar borazanı adalet gömücülerle dolu etraf.
Yahu diyorsunuz, tiyatronun sahne arasında ve soruyorsunuz, Afrin’e askeri müdahalenin haklılığını Avrupa’ya dünyaya anlatmaya çalışıyorsunuz, diplomatik ataktasınız.. Şu sırada iktidar için en önemli mesele... Ama savaş sağlığa zararlıdır diyen, bir Anayasal kuruluşun, Türk Tabipler Birliği’nin tüm yöneticilerini hedef gösteriyor, içeri alıyorsunuz, üstüne üstlük toplu saldırılara girişiyorsunuz.. Bu doğru mu?

Bu kadarı ayıp değil mi

Ortada kamera olmadığı için serbest konuşuyor, bu kadarı fazla Orhan bey, tabi ki yanlış..
Yahu insanlar çok yumuşak itiraz ediyorlar, en alt seviyede bile ifade etme özgürlüğüne bu saldırı ayıp değil mi?
Kamerasız ortamdayız, yeni tabii, kem küm..
 Ama iktidardan üstlendiği görev yüreğinde hiç bir itiraz, kendi olma duygusunu bile bırakmamış. Kamera gelince sus –pus.. Sonra kırmızı plakalı kocca mercedesine binip, bu gece de görevini başarıyla yerine getirmenin siyasi huzuruyla evine yollanıyor. Vicdan?

Saldırı çok yönlü ve büyük

Şimdi propagandanın tamamen yalan üzerine kurulu, rakibi bu silahla yerle bir etmeye yeminli bir siyasi saldırı içinde ülke.
Muhalefetin odağında, örgütlü güç olarak CHP var.
Kurultayını yaptı. Yeni yönetimini seçti..
Türkiye Afrin’de uzun sürecek görünen bir savaşa girdi. Teröre karşı operasyonlar şiddetlendikçe, kayıplar da artarsa eğer, iktidarın daha büyük bir şiddetle muhalefetin ve halkın üzerine yönelmesi beklenmeli.
Olağanüstü ortamlarda, olağan muhalefet yapmak, yıkılmakla eş anlamlıdır. Muhalefet bu büyük saldırıyı nasıl karşılayacak?
Nasıl bir yeni bir söylem- eylem birliği ile, hem yalanları hem de halkın içine düştüğü durumu, 41 kez tekrarlayarak halka anlatacak?
Demokrasi yok. Anayasa yok. OHAL ve savaş var.
Ve ülkenin üzerine düşmekte olan, Himalayalardan kopup gelen bir dağ var.
CHP bir varlık savaşı içinde olduğunun farkında mı?

--