Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

17 Şubat 2012 Cuma

SAYI 1300, YIL 26..


Ve Eğitimdeki Feci Duruma Devam..

(Gündem, CBT 1300, 17 Şubat 2012)

Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergimizin 1300.sayısını elinizde tutuyorsunuz. 26.cı yıla girdik. Az buz değil, ben bu dergiyle büyüdüm neredeyse. Lise ve üniversitede öğrenciyken dergimizle tanışanlar bugün önemli yerdeler, işadamı, önemli yönetici.. Kıbrıs Cumhurbaşkanı da oldular (Mehmet Ali Talat gibi; ODTÜ’deyken dergimizin okuruydu!). Cumhurbaşkanı Gül de dergimizi izliyor mu bilmiyorum, ama umuyorum.. Neyse biz kendi kendimize hem yaş günümüzü hem de 1300.sayımızı kutlayalım.
İlginç bir şekilde, 1300. Sayımız yaklaşık yaş günümüze denk geldi. Bugün 17 şubat, ilk sayımızı da 1986 22 Şubatında yayımlamıştık. Bugün 21 Şubat olsaydı bilim için “ilahi işaret” diyecektim! Herhalde 21 şubat ile bugünkü gibi tam sayılı bir CBT denk düşmeyebilir, veya 10 bin yıl sonraya denk düşebilir (matematikçiler bunu hesap eder..)
Dergimiz, bilim, teknoloji, bilim ve teknoloji politikaları, düşünce, eğitim, üniversite ve bütün bu alanları kapsayan bir “ileri düşünce” ve tartışma dergisi olarak, biliyorum ki geniş kesimlerce kabul gördü. Bu pencereden Türkiye ve dünyaya bakış, herkes için yenilik içeriyor, ksinlikle!
Bu nedenle, okurlarımızın hepsini, a) e-posta adreslerindeki ve twitterlarındaki vb dergimizi okumama- tanımama- bilmeme gibi bir durumda olduklarını sandıkları ilişkili adreslerine tanıtım ve duyuru yapmak görevine davet ediyorum J. CBT‘yi her hafta izlememek, önemli bir eksikliktir!
1000.sayımızda Kongre düzenlemiştik. Daha dündü! Hayret ki hayret, bininci sayının üzerine, yüzde 33.3’lük bir zaman daha binmiş!
Bu kongreleri her yıl tematik olarak yapsak diyorum.. Ancak büyük bir dinleyici izleyici kitlesiyle birlikte olursa..
Önerilere açığız..
***

EĞİTİMDE GERİLİĞİN BELGESİ

OECD eğitim konusunda yeni bir çalışma yayımladı. Bu kez fırsat eşitsizliği açısından eğitime baktı, ülkeleri araştırdı, yeterli eğitim alamayan kitlelerin oranlarına baktı, bu eşitsizliğin maliyetini hesapladı, önerilerde bulundu! Bizim Milli Eğitim Bakanlığı ve Başbakan “eğitime çağ atlatmak” için okullara tableti elektroniği sokuyor ya! Aslında eğitime kafanın, beynin, akıllı çözümlerin vb sokulması gerektiğini, aşağıda tablo net olarak gösteriyor.
OECD raporuna göre, ülkelerde ve ülkeler arasında büyük bir fırsat eşitsizliği var. Nüfusun toplam eğitim düzeyini yukarılara çekemeyenler arasında sonuncuyuz. Nüfusun içinde çok büyük bir kitlemiz, yaş guruplarına göre, artık temel eğitim sayılan ortaokul ve dengi gibi ikinci basamak eğitimi almamış oldukları görülüyor.
25- 34 yaş arası yaş gurubunda, birinci, OECD ortalamasında sonuncu (Türkiye)  olmak üzere, ikinci basamak okulu bitirmeyenlerin oranlarına bakın:
Kore     %2
OECD   %19
Türkiye %58
Her öğrenciye tablet dağıtmak önemli değil. Yukarıdaki tabloyu nasıl tersine çevireceksiniz, buna kafa yorun ve çözümler geliştirin. Türkiye’nin kültür ve ekonomi olarak gelişmesi, tamamen buna bağlı!
OECD diyor ki, okullar arasında büyük nitelik farkı var. Dezavantajlı okullara daha fazla yatırımlar yapmalı, herkese eşit şans vermenin yolları aranmalı ve uygulanmalı.  Günümüz ekonomi dünyasının istediği niteliklere uygun eğitimi almak zorunda ve öğrenciler temel becerilere sahip olamıyor..
OECD ortalamasına göre her beş öğrenciden biri eğitim sisteminin dışında kalıyor. Orta eğitimi tamamlamadan sistem dışı kalanların oranı da değişik, Kore’de yüzde 2 iken, Türkiye’de yüzde 58.. 24-64 yaş arası bu oran daha da artıyor (Bknz Tabloya).. Bu kadar erken eğitimi terketmek bugünün iş piyasasında gerekli becerilerden de yoksun kalmak demek.
Okulları terkedenlerin genellikle yoksul veya göçmen ailelerin veya ana babaları en az eğitim alan çocukları olduğu görülüyor.. Bazı ülkelerde okullar ücretli oluyor ve aileler bunu karşılayamıyor.
Eşitliği geliştirmek için öneriler var.. Bunlar arasında, ilköğretimde özellikle sınıfta kalmayı kaldırmak var. Sınıf tekranının hem maliyeti yüksek hem verimli değil.. Sınıf tekrarının ilk ve ikinci basamak için maliyeti, eğitim için yıllık harcamanın yüzde 10’u.  Ayrıca sınıf tekrarı çocuğu incitiyor ve başarıyı arttırmıyor. Ülkeler giderek daha çok sayıda ailelere eğitim için mali yardımı arttırıyor. Özellikle okul öncesi ve ilköğretimde.. Öğrencileri öğrenimlerini tamamlamak için cesaretlendirin diyor rapor. .. Ortaeğitimde eğitsel kurslar, yaz kursları vb ile eğitimin kalitesini artırmak gerekiyor. Ayrıca iş odaklı eğitim vermeyi de öneriyor.
Şu öğrencilere tablet meselesini daha geniş boyutuyla ele alacağız…
Gelecek Cumartesi yeniden birlikte olacağız..

Grafik: Ülke nüfusunda orta eğitimini
tamamlamayanların 25-34 ve 
25-64 yaş grupları içindeki yüzdeleri (2009)
ÜLKELER
YAŞ GURUPLARI İÇİNDE %

25-64
25-34
Kore
20
2
Slovak Cum.
9
5
Çek Cum.i
9
6
Polonya
12
7
Slovenya
17
7
Kanada
12
8
İsveç
14
9
Finlandiya
18
10
İsviçre
13
10
Avusturdya
18
12
ABD
11
12
Israel
18
13
Estonya
11
14
Almanya
15
14
Macaristan
19
14
Irlanda
28
14
Danimarka
24
14
Şili
31
14
Fransa
30
16
Lüksembrg
23
16
Norveç
19
16
Belçika
29
17
Avustralya
29
17
Hollanda
27
18
İngiltere
26
18
OECD
Ortalama
27
19
Yeni Zelanda
28
21
Yunanistan
39
25
İtalya
46
30
Izlanda
34
30
İspanya
48
36
Portekiz
70
52
Meksika
65
58
TÜRKİYE
69
58

Kaynak: OECD (2011), Education at a Glance 2011: OECD Indicators, OECD, Paris.

16 Şubat 2012 Perşembe

MİT: Arkada ABD mi? Cemaat, Ergenekonluk! Otoriterlik Yakınması!


Öncelikle, yazıya oturunca hemen akla üşüşen çok temel bir siyasi saptamayı paylaşayım; çünkü bu saptama, siyasi analizlerimin temel çıktısıdır:
Cemaat’in MİT ve Hakan Fidan üzerinden Başbakanı vurmak istemesi, aslında Erdoğan’a karşı “saray içinde” bir “hükümet darbesi” ile iktidarı ele geçirme faaliyetleri, esas “ergenekonluk” ve “hükümeti yıkma” teşebbüsüsür! Ve “özel yetkili savcılık ve mahkemelik” olayıdır! Bir ciddi savcı olsa, esaslı bir “darbe iddianamesi” ortaya çıkartır!
Ama, Erdoğan için “şimdi zamanı değil”! Evet, konuya dönelim:
***
Cematin bu “saldırısının” arkasında kimse var mı? ABD ne kadar MİT komplosunun ardında? Yaşadıklarımızı anlayabilmek için, yanıt aramamız gereken temel bir soru. (*)
Bu soruya temel yanıt oluşturacak bir ana yazım, 18 Aralık 2011’de yayımlanan “3 Koltuk Boş-5; Güç’ün Altında Büyüme”dir. Cemaatin, ABD ve ülkemizdeki bütün iktidarlarla iyi geçinme stratejisini açıklayan yazıya bakılabilir (Bloğumda).
Cemaat, ABD derin devletinin kanatları altındadır. Oradan güç alarak da, Türkiye’de (ve dünyada) büyüyor. Erdoğan da bunun bilincinde. Özellikle Ordu’ya karşı operasyonların, bu üçlünün ortak iradesi ile gerçekleştiğini kabul edebiliriz. Bu saptamayı reddedecek bir olgu görünmüyor ortalıkta.
ABD ile temel ilişkisi, Cemaatin, ABD’nin küresel politikalarına doğal olarak “tam destek” vermesini gerektiriyor.
Cemaat, Erdoğan iktidarının, ABD ile çelişen bütün politikalarına karşıdır! Bunlardan biri Filistin Politikasıdır. İktidarın her iki kanadına yakın N.B. Karaca “Mavi Marmara’nın yola çıkması ve sonrasındaki gelişmeler, İsrail ile ilişkilerin bozulması ise cemaatin hükümetten.. ayrı düşmesine neden oldu. Cemaat için, Türkiye’nin İsrail’i karşısına alması, Ortadoğu ülkesi olmayı tercih etmesi anlamına geliyor, hükümet içinse bu “bölge gücü” olmanın anahtarı. Hakeza, İran için alınan riskler de cemaate fazla ve gereksiz görünüyor. Bu kesimde, hükümetin “bölge gücü” olmak için attığı adımların, kurduğu ittifakların ve dahi kurmaktan kaçındığı ittifakların maceradan ibaret olduğu kanısı hâkim..”
Yani Cemaat, AKP’ye, “ABD’nin Ortadoğu politikasının bir parçası ol” diyor. Erdoğan’ın “bölgesel güç” politikası, ABD’ye ait değil! Tersine ABD basını Osmanlıyı canlandırıyor diye hükümete saldırtıldı!
İktidar, zoru görünce, ABD’ye Suriye konusunda boyun eğdi ve Cemaat ile aynı şeyleri savunur hale geldi. Cemaat basını ve yazarları, Suriye’nin halledilmesi konusunda ABD politikalarının uygulayıcısı durumunda.
Erdoğan medyası, MİT olayından sonra, ilk kez Cemaati “The Cemaat” olarak nitelemeye ve cemaatin ABD’ciliğini vurgulamaya yöneldi! İsrail’in de (arkasında ABD) Hakan Fidan’ı hedef aldığını yazdı...
***
Cemaat ile ABD’nin ortak bir kaygısı var: Erdoğan otoriter, ülkeyi otoriter bir rejime kaydırabilir. Örneğin cemaatin medyada başlıca tartışmacısı Faruk Mercan, ortak bir tv programında “Erdoğan’ın otoriterliğini tartışalım” dedi. Bu tavır alış, Cemaat ile Erdoğan arasındaki temel çatışmanın göstergesiydi.
Cemaatin, eğer olaylar sertleşirse, Erdoğan’ı faşistlikle suçlaması da beklenebilir! (The Taraf’ı izleyin, Liberaller+The Cemaat+ABD ortaklığının adı)
Bu şikayet, Erdoğan’ın Cemaate, istediği bütün koltukları, olanakları, iktidar ve yönetimden daha büyük bir pay vermemesinden kaynaklanıyor. Zaten Pensilvanya’ya giden “bir bakan”ın Gülen ile tartışmasının temel konusu da buydu.
Aslında Erdoğan’ın otoriter kişiliğinden ABD de yakınıyor. Bazı sözcüleri, bunu dile getirdiler. ABD’nin Erdoğan’ın kişiliğinden şikayetinin nedeni olarak şunu kabul edebiliriz: Ortadoğu’da kendine özgü bir politika alanı yaratmaya kalkışmak..
Geçen Pazar gecesi Ulusal Kanal’da yaptığımız tartışmada, Prof. Süheyl Batum şöyle diyordu:
ABD Ermeni meselesini hallet diyor, Erdoğan peki diyor ama halletmiyor! İsrail’le kavga etme diyor, Erdoğan ediyor (barış yapmak zorunda ama, eninde sonunda).. Rusya’ya fazla bağlanma diyor, bağlanıyor.. Kıbrıs meselesini çöz diyor, çözmüyor..
Hükümet, acil konu Suriye’den gelecek mültecilere yer hazırlamakla meşgul! Bir de, cephe gerisi destek veriyor muhaliflere. TSK Suriye’ye girer mi? Eğer, Erdoğan için bu “iktidarda kalıp kalmama meselesi” olursa, evet!
Ama, Cemaatin yönlendirdiği bir hükümet olursa, TSK Suriye’dedir!
Aslında Süheyl Batum, Erdoğan’ın ABD’nin isteklerini yerine getirmede iyi bir beceri gösteremediğini anlatıyordu! Cüneyt Zapsu ABD’ye “Erdoğan’ı kullanın, delikli taştan içeri akıtmaya kalkışmayın” demişti.. Bu bağlamda sonuçlandıralım:
***
Kısa sonuç: Cemaat ve ABD, Erdoğan’ın otoriter iktidarını ve gücünü sınırlamak konusunda, ortak düşünce içinde! Erdoğan daha “demokratik” olmalı, yani Cemaate iktidarda daha büyük söz sahibi olmasına fırsat vermeli..
MİT- Hakan Fidan üzerinden sürdürülen iktidar –darbe- operasyonunun ardında, Erdoğan’ın iktidarını ve otoriterliğini sınırlandırma ve ABD’nin daha çok boyunduruğu niyeti var..
--
(*) Yöntemle ilgili: Burada komplo teorisi ile ilgilenmiyoruz, önceki yazılarda olduğu gibi, sadece, olgulara, olaylara dayalı olarak kurduğumuz hipotezleri doğrulamaya çalışıyoruz, öncelikle bunu belirtelim. Gelişmeleri gözlemleyerek bir bütünsellik, bir hipotez kurup, önemli siyasi olayları bu çerçevede değerlendirmezseniz, sadece bir takım izler ve gözlemler arasında emekler veya kaybolursunuz, bütünü görmezsiniz. “Dur bakalım, bu da olacak mı,” diyerek, sürekli olayların arkasından koşturursunuz. 2 Şubat yazımda “Cemaat, hukuk mızrağını Erdoğan’a gösterecek mi” saptaması, ve yaşadıklarımız, kurulan hipotezi doğrulayan gelişmelerdir.. O halde buradan devam...
,,16 Şubat 2012 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

14 Şubat 2012 Salı

“Evet Bu Bir Sivil darbe Girişimi”


(SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN, BUGÜN AYRICA DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ: ÖYKÜ KİTABI+ÇİÇEK+BİR KIYIDA KAHVEHANE)

Acaba bu iktidar savaşı neden çıktı konusunda uyduruk noktaların öne sürülüp kafaların karıştırıldığı sırada, Erdoğan’a yakın gazete Yeni Şafak’ta Abdülkadir Selvi hükümetin bakışını ve olayın ismini net olarak ortaya koydu:
“Gül ve Erdoğan’ın Hakan Fidan’ın yanında yer almaları, savcı tarafından hükümetin ve devletin bir mesajı olarak algılanması gerekiyordu. Bu mesajın algılandığı konusunda kuşku yok Ankara’da. Ancak buna rağmen, rövanşist duygularla hareket edilip yakalama kararının çıkması, bir meydan okuma olarak algılandı. ‘Savaş ilanı’ olarak yorumlandı.. Bu operasyonda hesaplaşılmak istenen Başbakan Erdoğan diye düşünülüyor.”
Aynı gazetede Salih Tuna, Cemaatçileri “dikkat arkadaşlar Çölaşan’a yuvarlanıyorsunuz” diye uyarırken, yine hükümet yanlısı Star gazetesinde Ahmet Kekeç “Darbe mi olacaktı?” başlıklı yazısında şöyle yazacaktı: “Hakkında yakalama kararı çıkartılan MİT mensuplarından Cevat Öneş ‘Evet bu bir sivil darbe girişimiydi ve hükümet tarafından önlendi’ diyor. Argümanlar sağlam.”
Mustafa Akyol “the cemaat” tabirini kullanıyor ve “yaşadığımız bu MİT krizi..’polis-yargı cihazı’nı ve onun tekabül ettiği komplocu zihniyeti sorgulamak için vesile olur,” diyor.
Ve daha bir sürü benzer yazı, yorum.. Bunlar, MİT olayına uyduruk senaryolar yazan ve iki güç arasındaki büyük kapışmayı görmeyenlerin kulaklarına küpe olur mu, bilmiyorum.
***
MİT üzerinden büyük kapışmadan bir gün önce, 7 Şubat 2012’de, “Hocaefendi”nin son sohbeti de ilginç bir raslantı olarak, olayların tam üzerine denk düştü:
Özetle: Menfaat üzerine dünyalarını kurduklarından dolayı, başkalarını karalamak süretiyle, onlara alan tanımamak suretiyle, bütün alanları kendi hesaplarına işgal etmek gibi bir mülahazadan kaynaklanır.. Her yeri biz tutalım diye düşünürler..
“Bazı siyasilerde olduğu gibi, ‘bunlar madem bir güç haline geliyor en iyisi bunları batırmak ve bunlara alan bırakmamak lazım. Alan bütünüyle bizim elimizde olursa, kimse bize soru soramaz. Ama alanını içinde başkaları olursa sorgulamak meselesi de beraberinde gelir’ gibi düşünürler. Bu insanların esenlik vaadetmeleri mümkün değildir..”
F. Gülen, bu siyasilerin şöyle düşündüklerini söylüyor: “İyisi mi bütün muhalifler yok olmalı, Allahım bütün muhaliflerimizi yok eyle, bizi muhalifsiz bırak da, ayıplarımızı mayıplarımızı yakın takibe alan insanlar bulunmasın..” (*)
***
Gülen’in bu vaazında açıkça, Erdoğan iktidarıyla çatışmasının nedenlerini anlatıyor, gibi.
Anahtar sözcükler ve açılımları: İktidar, cemaate (fazla) alan (yetki-faaliyet, devlet ve hükümette) tanımıyor. Heryeri Erdoğan ve arkadaşları tutmak istiyor.. Bu siyasiler, Cemaat güç haline geliyor, onları batırmak, onlara alan bırakmamak lazım; eğer bütün alanları biz kontrol edersek, kimse de bizden hesap soramaz, bizi sorgulayamaz, diye düşünüyorlar. Bunun için de bütün muhaliflerin yokolmasını istiyorlar...
Gülen, kendilerinin iktidarda, dürüstlük, fazilet denetçisi; yanlış yola sapmayı, hortumlamaları engelleyici güç olarak tarif ediyor. Biz olmazsak, bunların hepsi yoldan çıkar ve sapar, düşüncesinde..
İki güç arasında bir iktidar/menfaat/güç çatışması açık ve seçik. MİT üzerinden Erdoğan’ı vurmak istediler..
***
A. Selvi, yukarıdaki yazısında Hükümetin düşüncesini şöyle naklediyor: “Ülkenin kaderi bir savcının iki dudağı arasına bırakılamaz.. taşlar yerine oturacak, bu konuda kararlıyız..” Hazırlanan yasa ile özel savcılara ayar verilecek!
Ama hükümet, muhaliflerin kaderini, özel yetkili yargılamalarını iki dudağı arasına bırakıyor! Silivri yargılamalarının büyük çoğunluğu, hukuksuz, uyduruk kanıtlara dayalı olarak yıllarca sürdürülebiliyor! Erdoğan kendini korumak için yasa hazırlıyor, peki neredeyse bütün milleti terörist ve olağan şüpheli olarak gören, cemaatçi polis ve yargı cihazından bu milleti kim koruyacak?
***
Erdoğan’ın karşı cemaatin “hükümet darbesi” durduruldu! İstanbul polisi ve özel yetkili savcılar arasındaki cemaat yapılanması biraz dağıtıldı. Geri kalanlara “nasıl davranmaları” gerektiği konusunda hıza verildi! Cemaat biraz güç kaybetmiş gibi.. Nitekim, şimdilik kısmen yelkenleri suya indirmiş gibiler. F. Gülen’in, Erdoğan’a ikinci operasyonu için geçmiş olsun mesajı göndermesi de bunun işareti: “Zararı şimdilik durduralım.”
Biliyorsunuz, esas büyük ameliyatta, Gülen sesini çıkarmamıştı!
Ancak, savaş baltalarının gömüldüğünü sanmayın.
2014’te boşalacak 3 Koltuk’a kadar, bakın neler yaşayacağız.
Zaten The Taraf yazarı, The Cemaat’e yakın bavulcu yazar bunun işaretlerini veriyor:
“MİT-KCK yapılanmasıyla ilgili.. ortalıktan toz bulutu kalktığı anda, ıslak imzalı bir belge ortaya çıkarsa, bugün konuşanlar o gün neler diyecekler...”. MİT ve AKP içinde “acemiler kadrosu yapılanması değilse, Truva atı olması sadece partiyi, başbakanı değil ülkeyi de felakete götürür.. Zarara rızasıyla girene merhabet edilmez..”
Perşembe günü: Cemaat, Erdoğan’ın otoriterliğinden yakınıyor. Bu “sivil darbe” girişiminin ardında ABD de var mı?
--
--14 Şubat 2012 Salı / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

13 Şubat 2012 Pazartesi

Hedef: MİT’e Cemaat Borusu!


TV ve köşeyazılarında geniş bir “cemaat suskunluğu” vardır. Cemaatin iktidarın bir parçası olduğu görmezlikten gelinir. Cemaat sanki “iktidarın dışında” bir yerlerdedir. Bunun çeşitli nedenleri var, ama şimdi sırası değil..
Her taşın altında cemaat arıyorsunuz (ne kadar aptalca söz!) demeleri, cemaatin devlet (vali, kaymakam vb) ile hükümetin icrasında (şüphesiz ki çeşitli bakan-lıklar, eğitim, polis, YÖK, TÜBİTAK, ÖSYM vb) ve yargı gibi sözde tarafsız organlardaki belirleyici ve etkileyici konumlarını görmeyi engellemek amacını taşıyor.
Cemaatin iktidar hamlelerini, iktidarın ikili yapısı arasındaki keskin mücadeleyi ve aralarındaki politika farklılıklarını görmek için, medyalarına bakmak yeter! Bu medyaları her zaman izleyecek zamanım yok, çoğu kez aynı telden çalarlar, ama belirleyici politik zamanlarda derin farklılıkları görürsünüz.
Orada herşey net ve açık.
Bu iktidar mücadelesi üzerine bazı merkez medyadaki ulema yazılarına bakıyorum da şaşıyorum.. Bugünkü çatışmaya, Kürt sorununa federatif çözüm mü yoksa üniter çözüm mü gibi iki farklı yaklaşımın neden olduğu masalından tutun.. MİT elemanlarının PKK faaliyetlerine katılarak suç işlediğinin ortaya çıkmasının neden olduğuna kadar...
Herşey var da, ana konu, yani Cemaatin, (Gülen’in), Erdoğan’ın başını yemek istemesi yok!
Erdoğan iktidarını çökerterek, (benzer kişi ve bakanları da kullanarak!) bir Cemaat Hükümeti kurmak istediği yok!
Cemaat ile Erdoğan ve ekibinin, örneğin ABD ve Ortadoğu politikaları da farklı. Ülkede kurmak istedikleri düzen de!
***
Star ve Yeni Şafak, Erdoğan’a AKP’ye yakın. Bugün ise Cemaate.. Konu: “MİT savaşları..”.
Cemaat insanları bir süredir MİT’i hedeflerine aldı: MİT, Ergenekoncuların, hatta en son versiyon olarak Aydınlıkçıların cirit attığı (tvlerde şık kılıklı düdüklerin üfledikleri konu) bir yapı.. Bugün gazetesinden N. Gönültaş, Ergenekon’daki bir numaranın bulunmamış olmasının (vay vay vay... sahi o bulunmamış mıydı?!) suçlusu olarak MİT’i görüyor:
“Askerin içinde, emniyetin içinde, Yargı'nın içinde, üniversitede, medyada her yerde varlar, herkese dokunuldu, ama MİT'e hiç dokunulmadı. Niye? MİT'te yoklar mı? MİT'in başına istenilen kişi atanınca tertemiz mi oldu MİT?”
Yine Cemaate yakın Faruk Mercan ve hukukçu-istihbaratçı kılığında veya Ankara enstitüsü filancı olarak tv programlarına katılanlar koro halinde MİT’i KCK üzerinden vuruyor ve bu kirli MİT’in değiştirilmesi, “tarafsız yargı”ya müdahale edilmemesi gerektiği üzerine birlikte şarkılar söylüyor.
Cemaat, bizle de MİT’in “kirli geçmişi” üzerinden ittifak arıyor.. “Gelin, Kahramanmaraş ve diğer katliamlarda MİT’in rolünü sorgulayalım, yargılayalım, didik didik edelim..”
Onlardan birine dedim ki: Oooo bay cemaat, biz onyıllardır MİT’in katliamlarda rolünü soruyoruz, sizler trene tam da şimdi binmeye kalkışıyorsunuz.. Orada borunuzu öttürmek ve Erdoğan’ı vurmak zamanı sizin için...
Cemaatin The Taraf’ı da, MİT öykülerine merak sardı! Zamanlama mükemmel! Düüüüüüüttt.. Tren kalktı! Aman aman telefonları dinleniyormuş.. Vay canına sayın seyirciler, ne hukuka aykırı bir durum değil mi! Bak sen!!
Ama bu “toplu kalkışma”dan anlıyoruz ki, MİT Cemaati yakın izlemeye almış.. Karşı kampanya, bunun bir nedeni olabilir! (ABD ve CİA ile ilişkilerini de sorgulamalarını rica ediyorum! Bir dosya göndermeniz dileğim!.. Heryerde varlar, acaba, bizim Cumhuriyet’te The Taraf’çı var mı, bilmiyorum.)
Yine Bugün’den çok bilmiş rolü kesen temsilci de, “nerede basın özgürlüğü, telefonları dinliyor MİT” diye bağırıyor.. MİT’e “dokunan yanar mı” diye, bizim cemaate karşı sloganımızı bile kaparak! Ne günler yaşıyoruz!
İkincisi, cemaaatçiler, yukarıda sayıp döktüklerinin hepsine nüfuz ettiler: Ordu! Medya! Sağa sola götürerek ayarttıkları gazeteciler! Yargı! Üniversite! YÖK! TÜBİTAK!.. Say babam say..  Cemaat haklı, yukarıda saydıklarımızın içinde etkileyici, yönetici, denetleyici bir dizi konumda varlar da..
Bir MİT’te boruları ötmüyor demek ki!
***
MİT’i hedef seçmelerinin nedenlerinden daha güçlü başka biri de şu: MİT güçlü bir gizli denetim yapısı. Ve Erdoğan 10 yıldır bu yapıyı kontrolünde tutuyor, Fidan’la beraber kesin denetimi altına aldı.
Erdoğan, siyasi davaları sürdüren cemaatçi etkisindeki polis ve özel yargıyı ise kontrol edemiyor! Bu yapı, cemaatin denetiminde! Fidan hakkında soruşturmada içine düştükleri şaşkınlık bunun kesin kanıtı! Ama MİT ile bütün yapıları kontrol edebilir! (MİT’in Fidan soruşturmasını izleyememesi de çok komik.. Demek ki şimdi bu yapıya yöneleceklerdir!)
Cemaat, MİT’i denetleyemediği sürece, eksi konumda olmaya mahkumdur.
MİT üzerinden iktidar çatışmasını analiz ederken, ana fikri kaybetmeyelim: Erdoğan’ı yalnızlaştırmak, kuklalaştırmak ve düşürmek!
--13 Şubat 2012 / Bilim ve Politika- Cumhuriyet

12 Şubat 2012 Pazar

MİT Müsteşarı Hakan Fidan Tutuklanacaktı!


Hayır, bir bildiğim yok, kulağıma özel mahkemelerden ve cemaatçilerden bir şey fısıldanmadı! Sadece Erdoğan- Cemaat arasındaki iktidar mücadelesini ve saflaşmayı görmek, cemaatin etki alanındaki özel yargının bugüne kadarki “sert” ve “kararlı” tutumunu izlemek, Fidan’ın başına gelecekleri görmek için yeterlidir..
Mahkemelerin önüne kim çıkartıldıysa, savcılıktaki görevlilerin istekleri doğrultusunda, içeriyi boyladı!
Fidan’ın, kendisi için planlanan “yazgı”dan hükümetçe “kurtarılmasını” önlemek için de, ifadeyi çağrılma haberi aynı gün, “komplonun merkezi” İstanbul’dan Hürriyet’e sızdırıldı. Yine aynı akşam, gazeteye, MİT’le ilgili dosya da iletildi; bu dosyanın içeriği konusunda o gece TV’ye ve twitter mesajlarına “feci şeyler okuyorum” biçiminde yansıdı.
Yani istenilen, ahhh ahh şu MİT ne haltlar yemiş ne haltlar dedirtmek ve tıpkı Ergenekon, Balyoz ve Odatv soruşturmalarında olduğu gibi, bazı iddialarla ortalığı sarsmak ve MİT’çilerin tutuklanması için kamuoyu yaratmaktı.
Biliyorsunuz, Balyoz tutuklanmalarında Çetin Doğan ve arkadaşları “Fatih Camiini bombalayacaklar”dı! O zaman bu masalı paylaşanların bir kısmı, aldatıldıklarını söylüyor!
MİT de şimdi tam Türkiye’yi bölüp parçalayacakken.. çok şükür “bağımsız yargı” imdada yetişecek ve Türkiye’yi kurtaracaktı!
Masal bu, yerseniz... Bu masalı yedirmek isteyenlere ve yiyenlere bakıyorum da, olayı “kardeşim MİT suç işlediyse tabii ki ifade verecek, üstü mü kapansın yani, bağımsız yargıyı ellemeyin...bu kadar sıradan bir olayı neden büyütüyorsunuz!.” gibi, Erdoğan’a tezgahlanan “Altın Vuruş” denemesini, küçültüp küçültüp iğne deliğine sokacaklar neredeyse!!!
***
MİT’e ve Hakan Fidan üzerinden Başbakana saldırı, şiddeti ve kullanılan araçlar bakımından, şüphesiz en “ses getirici” olandı!
Ama, bunun öncüsü, hükümeti parçalamak, bakanları ve milletvekillerini ele geçirmek ve Erdoğan’ı yalnız bırakmak açısından, belki de en önemlisi ise, Şike Yasasıın reddedilmesi için kopartılan cemaat kıyametiydi! Erdoğan son anda yasayı geçireceksiniz talimatını vermeseydi, belki de bugün Cemaat- Erdoğan savaşında başka bir yerdeydik, Erdoğan’ın bu son MİT darbesiyle çöküşünü seyrediyor olabilirdik! (İyi ve kötülüğünü hiç tartışmıyorum)
Eğer, bu iki saldırının siyasi şiddet derecesini iyi kavrarsanız, Hakan Fidan’ın savcılık-mahkeme ve oradan de deliğe tıkılma olasılığının oldukça yüksek olduğunu anlarsınız...
***
MİT, Cemaat, Yargı, Polis, Erdoğan, ABD, Suriye... Olaylar iç içe girmiş durumda, karmaşıklık az buz değil. Net görüş için, iktidar kavgasını gözden kaçırmayacaksınız.. ve 2014’te boşalacak üç koltuğun nasıl ve kimler tarafından doldurulacağı sorusunu ve bu konudaki saflaşmayı nirengi noktaları olarak ele alacaksınız.
Cemaat yandaşlarının, “tarafsız hukukçu”,  Ankara bilmemne enstütüsü başkanı veya elemanı, gazetecisi/yorumcusu, istihbarat uzmanı veya analizci olarak özellikle tvlerdeki tartışmalarda boy göstererek kafaları karıştırdığı bir gerçek.
***
Bunların en genel yalanı: “Kardeşim her taşın altında da cemaat arıyorsun!” Bunu kesin söyleyenlerin gözlerine bakın, yalanı görürsünüz! Onlara göre, tabii bir cemaat var ama iktidar mücadelesi yaptığı, polisi ve bir kısım yargıyı güttüğü ise büyük yalan, bunu söylediniz mi bir “komlo teorisi” üretiyorsunuz!...
Bu gerekçe, kendini akıllı herkesi kör ve alemi sersem sanan, karşısındakini en aptal “matetme” yöntemidir. En sıradan zekaya bile hakaret! Tabii ki herşeyin altında değil, ama aranması gereken yerde arayacaksınız. Sözde “görünmez” pelerin içinde hareket ediyorlar! Bir de yuvalandıkları AKP adlı bir kabuk var ya, bulundukları yerlerde “Cemaat” diye bir levha da asmıyorlar ya!
***
Gelelim “Yargı Bağımsız” masallarına:
“Kardeşim hepimiz bağımsız yargı istemiyor muyuz! İşte! Herkesi sorguluyor, Başbuğ’u da içeri atıyor, bütün bir Orduyu da gerektiğinde tutukluyor, suç işleyen herkesin yakasına yapışıyor; tabii ki ortada deliller varsa MİT’i de Hakan Fidan’ı da sorgulayacak! Siyasi iktidarın bunu engellemesi yargıya müdahaledir! Yargı bağımsızlığı yok edilmektedir..”
Beğendiniz mi? Bu “bağımsız yargı”(ları)nın ne kadar bağımsız ve tarafsız ve adaletli ve hukuka bağlı olduğunu Silivri davalarında görüyoruz. Sağcı polis şefi Hanefi Avcı’yı bile “aşırı solcu terör örgütü üyeliği”nden içeri atacak kadar.. Polis içindeki örgütlenmenin, savcı ve yargı işbirliği ile ortak yarattıkları hukuk ucubelerini bütün dünya seyretmeye başladı! Mustafa’dan terörist, Nedim ve Ahmet’ten Ergenekon Terör Örgütü üyesi çıkartacak kadar “tarafsız ve adil”!
Gazeteci milleti “Dokunan yanar, dokunacağız yanacağız” diye alanları doldururken, acaba cemaat ve yargı işbirliğini sergilemiyor mu? Avcı ve Şık’ın kitapları devlet içinde ve poliste cemaat örgütlenmesi üzerine değil miydi? Doğu Perinçek ve arkadaşları “dokundukları’ için içerideler!
***
Bu yapıyı, Erdoğan ve iktidar ortağı birlikte kurdular ve kullanıyorlar. Erdoğan bu alan “yönetimini” onlara bıraktı, çünkü doğrusu ortağı “işini iyi yapıyor”! Silivri ve Hasdal’a bakın, anlayın!
Ama “ortak”, eline geçirdiği bu aracı, Erdoğan’ı bertaraf edip iktidarı ele geçirmek için kullanmaya yöneldi!
MİT ve Hakan Fidan bunun aracıydı!
İki ayrı odak savaşıyor, ayrıca Erdoğan’ın “Gülen Cemaatinden” olmadığını belirtelim! Cemaat destekçi olarak kaldığı sürece Erdoğan’ın ortağıdır. Ama..
Yarın: Medyadaki kamplaşmayı görmüyor musun, a be kör!
-12 Şubat 2012 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

11 Şubat 2012 Cumartesi

Oy Avcılığı için Göz boyama: Okullara Tablet ve Akıllı Tahta

Dinci- Tinerci İkilemi Arasında Türkiye
Temel Mesele: Dindarlık Eksikliği!!!

Başbakanın Türkiye’ye tartıştırdığı sorun, sizde derin hayal kırıklığı ve gelecek için umutsuzluk yaratmıyor mu?
Dindar gençlik yetiştireceğiz ile açtı perdeyi Başbakan ve gençlerimiz tinerci mi olsun ile kapadı!
Böylece gençlerimizin, çocuklarımızın önündeki iki seçenek belli oldu: Ya dindar olacak ya tinerci! Hangisini tercih edeceksiniz? Evet, sanırım başbakan böyle sözleri promter kullanmadan, irticalen söyledi. Tevil olarak, acaba kendisine birileri “Başbakanım, çocuklarımız dindar olmayacaksa, tinerci mi olsunlar” pusulasını mı tutuşturdu eline?
Böyledir, tepeden inmecilik, toplum mühendisliği, herkesi kendin gibi yapma; kendini, bütün ülkenin çocukları olarak yeniden ve yeniden üretmeye kalkışma arkaik düşüncesi.
Eğer bir ülkeyi yöneten siyasal sistemin, ülkenin insan, uğraş, meslek, düşünce çeşitliliği ve zenginliği üzerine bir temel bilgisi veya yaklaşımı yoksa, tek bir noktaya saplanır kalır: Dindar gençlik!
Dinci siyaset ve yandaşlarının kafalarının çalıştığı en iyi alan, tek konudur, kendilerine benzer dindarlar yetiştirmek! Bir de ticareti çok iyi biliyorlar. Zengin olmayı, köşe dönmeyi..
Bir ülke için, bilimiyle, edebiyatı ve görsel sanatlarıyla, müziğiyle operasıyla, felsefesiyle birlikte, bütünsel bir zenginliği hedefleyen bir siyasal anlayış ve icra yoksa işbaşında… yerlerde sürünen bir ülke yaratırsınız.. tıpkı diğer İslam ülkeleri gibi. Zaten giderek yoğunlaşan uygulamalar, Türkiye’yi indirgiyor..
***
Başbakan dindar gençlik diyeceğine, Türkiye’nin temel eğitim meseleleri konusuna eğilmesini istemek fazla mı olur?
Yoksa Başbakan, Türkiye’nin eğitiminde/öğreniminde temel sorunu “dindarlık eksikliği” olarak mı saptadı? Eğer böyleyse, Türkiye’de eğitimin tamamen imam-hatipleştirilmesi ile bu sorun çözülür!!!
***
Oysa Türkiye okul başarısızlığında OECD’nin 34 ülkesi arasında birinciler arasında. Birileri, burada tabii ki öncelikle Milli Eğitim Bakanı, Başbakanın önüne eğitimin sorunlarını koyması gerekmez mi?
Mesela, Türkiye’de iyi bir gençlik yetiştirmenin önünde en önemli sorunun, fırsat eşitsizliği olduğunu, Bakanın Başbakanına söylemesi gerekmez mi?
Hayır, bunu ben söylemiyorum, OECD çalışmaları söylüyor. Fırsat eşitsizliği nedeniyle, büyük bir gençlik kaynağına sahip olan ülkemizin en büyük zenginliği böylece altlarda aşağılarda kalıyor, yukarılara tırmanamıyor, olması gereken yerlerde bulunamıyor, daha iyi donanımlılar, zenginler, iyi okullarda okuyanlar öne çıkıyor!
Milyonlarca gencimizin, eğitim/öğrenimde ortalamaların altında kalması, Türkiye’nin en büyük sorunudur!
OECD araştırmasından çıkan sonuca göre, okul başarısızlığı, sistemik bakış açısından, eğitim sisteminin bir hatasıdır….eğitim kalitesizdir ve herkese eğitim sağlayamamaktadır. Bu sorunu halletmenin yolu, herkese minimum kaliteli standart eğitim verebilmektir… Konuya bireysel açıdan yaklaşarak, öğrenci bireysel olarak başarısızdır, sistemin rolü burada azdır, dese bile, her ikisinin de vardığı sonuç tektir ve korkutucudur: başarısızlığın getirdiği yüksek sosyal ve ekonomik maliyetler!
Binlerce düşünen insan ve uzman, okulda başarı nasıl yakalanır üzerinde çalışıyor.
***
Okul başarısızlığının toplumsal ve ekonomik maliyetleri üzerine bakın neler yazılıyor:
Başarısızlık, bir insanı yaşamı boyunca cezalandırır; herhangi bir diploması olmayan çocuk iş bulamaz, geliri düşüktür, emekli maaşı yetersizdir, sivil ve sosyal alanda katılımcı olamaz.. Aynı zamanda topluma da büyük yük olur.. Ekonomilerin üretimini azaltır, büyümesini yavaşlatır, yenilikçi girişimlere set çeker, sosyal birlikteliği  zedeler ve aynı zamanda kamu bütçesine yük bindirir.
Bu kadar değil: Suç oranları artar, sağlık harcamaları artar ve sosyal danışmanlık hizmetlerine daha fazla gereksinim duyulur.
Yeteneksiz iş gücü, bir ülkenin sırtındakı en büyük yüktür! Bu yükün büyüklüğü, ülkenin yönünü belirliyor günümüzde artık: Aşağı veya yukarı!
OECD okul başarızlığını engllemek için yeni politikalar geliştiriyor.
Başbakanın, Bakanın, hükümetin bu konuda politikaları nedir?
Tablet ve akıllı tahta mı? Öyle anlaşılıyor..
Fırsat ve gelir eşitsizliklerini çözemeyen, tersine bu eşitsizlikleri arttıran; eğitimin-öğrenimin temel niteliksel sorunlarına bakarkör davranan iktidar, göz boyamacılığı yapıyor!
Tablet ve akıllı tahta uygulamalarının, Türkiye’de eğitimin sorunlarını çözemeyeceğini bir kaç yıl içinde göreceğiz, karşılaştırmalı, uluslararası araştırmalar yayınlanacak ve herkes aaa diyecek!
 Bakanlık ve hükümet, çok da işe yaramayacak müthiş pahalı sistemlerle, sadece oy avcılığı yapacak…
--CUMHURİYET BİLİM VE TEKNOLOJİ, GÜNDEM, SAYI 1299, 10.02.12

10 Şubat 2012 Cuma

Büyük Kapışma, Devamını Bekleyin!


F.G.Cemaati ile (özel yetkili yargı ekibi, polisleriyle birlikte) Erdoğan arasında epey bir süredir tırmanmakta olan gerilim, çatışma doruk yaptı ve Cemaatin yargısı Erdoğan’ın kapısına dayandı!
Ben bunu fantastik bir soru olarak ortaya atmıştım, 2 Ocak 2012 tarihli “2012 Beklentiler: Erdoğan- Cemaat” başlıklı yazımda:
“Cemaat- Erdoğan siyasi çatışmasında, akla gelen fantastik sorulardan biri de, acaba cemaat Erdoğan’a da hukuk mızrağının ucunu gösterir mi? Bu fantezi sorunun ardındaki olgu, cemaatin kendisine karşı olan ve rakip olarak gördüklerine her türlü hukuki tuzağı kurabilecek bir güce ulaştığını sanmasıdır.”(*)
KCK operasyonlarında MİT görevlilerinin de yakalanmış olmasını fırsat bilen özel savcılığın, Erdoğan’ın bir nolu bürokratı olan MİT’in başındaki adamı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırmasının iki hedefi var, Erdoğan ve MİT.
Ankara’da konuşulanlara bakın: “Cemaat, MİT başkanını ifadeye çağırarak, Erdoğan’ı da kuşatıyor ve ‘seni de sorguya çekerim’ havasını yaratıyor..” Bu doğrudur. Cemaat, devlette kendisine açılan sahalarla, kadrolarla, yargıyla, polisle falan yetinmiyor. Kendi adamlarına daha yüksek yerler, tepeden aşağı doğru yayılmasında, genişlemesinde daha çok etkili olacağı mevkiler istiyor...
Bu aynı zamanda AKP’yi içeriden oyma ve Erdoğan’ı tepede kuklalaştırma projesidir..
***
Olayın güncel yönüne gelince. Cemaat, uzun bir süredir MİT’i hedef almaktadır. MİT, önemli bir iktidar alanıdır. MİT’te cemaat yapılanmasını istiyorlar. MİT içinde yeterince etkin olamadıkarı anlaşılıyor.
Cemaatin liberal kanattaki gazetesinde (The Taraf) çalışan, uyduruk Balyoz belgelerini savcılığa taşıyarak üstelik Gazetecilik Cemiyeti Ödülü kazanan adamlarından, o meşhur kişi, Aralık sonunda Başbakana saldırmış ve “MİT’i senden iyi biliyorum, ey Kasımpaşalı” demişti.
Cemaat, tıpkı Ordu gibi, MİT’in yıkılıp kendi etkinliği ile yeniden kurulmasından yana!
Önceki akşam Ahmet Hakan’ın programına katılan Zaman yazarı Faruk Mercan da, benzer şeyler söyledi, özetle şöyle: Ordu’da, devlette operasyonlar yapıldı, Ergenekon ayakları ayıklandı, oralardaki bu değişim dönüşüm MİT’te de olmalı, MİT bunların dışında kaldı...
Bu arada, cemaat adamı Mehmet Baransu’nun, kendisini izleyen iki MİT memurunu, polislere ihbar ederek yakalattığı haberi yayıldı!
Şu sonucu da çıkartabiliriz:
MİT, ayrıca, cemaat hakkında dosya mı tutuyor? Faaliyetlerini araştırıyor, bilgileri topluyor ve arşivliyor... Gerektiğinde kullanılmak üzere! Cemaat- ABD (CİA) ilişkileri de, bu dosyanın / araştırmanın bir parçası mı?
Bu çatışmada insanın neredeyse Erdoğancı olası geliyor!!!
***
Biliyorsunuz, Cemaat ile Erdoğan arasında Şike davası ve Aziz Başkan-Fenerbahçe’nin defterinin dürülmesi konusunda da derin çatışma çıkmıştı. Öyle ki, bu çatışmanın doruk noktası Edoğan’ın üstelik hastalığı dönemine gelmiş, cemaat, yumuşatılmış şike yasasının reddedilmesi için büyük kampanya yürütmüştü.
Erdoğan’ın yakın çevresinde pek çok bakan- yönetici, Arınç dahil, Cemaatin dümen suyuna girmişlerdi. Ancak Erdoğan “yasa çıkacak” talimatını verince, hepsi tıpış tıpış evet oyu kullanmıştı..
Bu olay gösteriyor ki, Erdoğan ipleri bıraktığı anda, parti ve hükümette cemaat ipleri ele geçiriyor! Çünkü cemaat “örgütlü güç”. Biad kültürlü insanlar, mutlaka bir güce yaslanmak durumunda!
Erdoğan – Cemaat çatışmasında temel sorun çözülmek zorundadır. Bu sorun, patron kim meselesidir! AKP kendi başına bir parti olarak varolacak mı, yoksa, cemaatin partisi mi olacak.
Cemaat, binlerce kene gibi AKP’ye, devlete, iktidara yapışmıştır. Kan emerek büyümektedir!
Erdoğan ise iktidarın adıdır. Adı mıdır, adı olarak kalacak mıdır? Tartışılan budur.
Cemaat, yargı mızrağını Erdoğan’a gösterdiğine göre, bu sorun çözülme aşamasına geliyor demektir.. İstanbul’da, Silivri ile de ilişkili, iki önemli polis şefinin alınması ilk karşı operasyondu. Bekleyin..
Bu mesele, cemaatin güttüğü davaların mekanı Silivri ve Başbuğ’u da yakından ilgilendiriyor..
--
(*) Cemaat-Erdoğan gerilimini incelediğim, 10-24 Aralık 2011 tarihleri arasındaki analiz yazılarıma, “Üç koltuk Boşalıyor” başlıklarıyla, bloğumdan ulaşabilirsiniz. Ayrıca, 2 Ocak tarihli yazımdan başka, 12 Ocak tarihli “Erdoğan’ı Kuklalaştırma” yazım da bugünkü çatışmanın perde arkasını anlatıyor.
--- 
10 Şubat 2012 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet