Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

12 Aralık 2011 Pazartesi

3 Koltuk Boşalıyor -2, Tehditler ve Yeni Saflaşmalar Dönemi


Dünkü yazıda, en geç 2014’de 3 koltuğun boşalacağını (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve AKP Başkanlığı) yazdık ve özetle dedik ki:  Gül de artık Erdoğan gibi 1.Adam oldu. Erdoğan, Köşke çıkar ve yerini Gül’e bırakırsa, sadece Köşk’ü yönetir. Gül, Erdoğan’ın hükümet ve parti üzerinde vesayetini zerre kadar istemez. Erdoğan bu nedenle Gül’ü saf dışı bırakmak isteyecektir. Şike üzerinden erken kopan kıyametin nedeni, boşalan üç koltuğun nasıl doldurulacağı üzerinedir..
***
“Şike” yasası parti içinde/Meclis’te Cemaatçilerin etkisini gösterdi. Erdoğan’ın bazı yakın çalışma arkadaşları, Gül’ün yasayı geri göndermesini alkışladı. Ancak Erdoğan’ın kesin talimatı üzerine yasa aynen çıktı.
Bu kargaşa neden böyle anidan patlak verdi, sorusu önemli.
Bu sorunun yanıtı Erdoğan’ın güç kaybında:
Köşk’e çıkacak olması, kendisini şimdiden “topal ördek” konumuna indiriyor. Yani Başbakanlıktan ve Parti Başkanlığından gidecek bir lider! Köşk’e çıkan hiç bir liderin, “malını mülkünü” (yani Başbakanlığı ve Parti Başkanlığını) ne kadar bir veya iki “güvenilir arkadaş”ına emanet etse de, politika sahnesinde işler farklıdır.
Geçmişte bu sistem hiç yürümedi! Çünkü güvenilir kişilerin üstleneceği görevler kamusaldır, siyasaldır; “gizli kasa”ya veya şirket hisselerinin “emanetçiliğine” benzemez!
Gül ile Erdoğan arasında, Putin-Medvedev ilişkisinin kurulması zordur. Durum ve ilişkiler farklıdır. Türkiye siyaseti dinamiktir ve çeşitli güçlerin etkisi altındadır. Ayrıca ABD ve AB vardır! İkisi birden, ülke yönetiminde “en iyi pozisyonları” elde edemez ve koruyamaz.
Erdoğan’ın “topal ördek” durumunu, hastalığı da pekiştirdi! Spiegel’in “ABD Başkan yardımcısı Biden, hastalığının önem derecesini bizzat anlamak için Erdoğan’ı evinde ziyaret etti” yorumunu ciddiye alabiliriz.
Orta Doğu’da kıyametin koparılmaya çalışıldığı şu aylarda, Türkiye’de liderlik durumu, ABD için birinci derecede önemlidir; durumu ciddiyse, Erdoğan’ın yerine başka bir lider aranacaktır.
***
Erdoğan’ın, eğer hastalığı ciddi değilse, Gül’e yolu açması beklenemez! Gül’e “şerefli” başka görevler aranacaktır. Medyada “Gül’ün başbakanlığa getirilmeyeceği, ona Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği” önerileceği söylentilerini, ciddi bulmalıyız (Reha Muhtar’ın yazısı).
Gül’ün Türkiye’den uzaklaştırılması, Erdoğan için en iyi çözümdür şüphesiz! Ama, belki de imkansıza yakındır! Erdoğan’ın iki yılı, bu problemi çözmeye çalışmakla geçebilir.
1)   Hastalığı süreğense, sorun çözülür, Gül’e yol açılır.
2)   Değilse, uzun süreli bir mücadeleye sahne olacaktır zirveler!
3)   Arınç ve başkaları, Başbakanlık ve Parti başkanlığı için düşünülebilir. Tabii, Erdoğan’la birlikte ve onun yardımıyla.. Çünkü çekirdek kadronun gücü, ancak Erdoğan’la birlikte varolabilir.
Çünkü halk, Erdoğan’ı tanıyor. Erdoğan şu veya bu şekilde ülke yönetiminden çekilirse, AKP’nin gücü yarı yarıya azalır! Hayranları, Erdoğan Köşk’e çıkarsa, parti ve hükümetteki ikincil ve üçüncül adamlarıyla birlikte “hükümet işlerine karışmasını” hoş karşılayabilir. Bu emanetçilik, kötü ve zayıf da olsa, bir dönem daha sürebilir.
***
Ama siyasi çatışmanın dozu yüksektir ve  çözüm hiç de öyle yağdan kıl çeker gibi olmayacak. Çünkü arada üçüncü bir güç var: Cemaat!
Cemaat siyasetin göbeğinin de göbeğinde (*). Bu siyasi –dini kurum, bir süredir Erdoğan’ın bazı bakanlarını hedef aldı. Erdoğan’ın Mısır’a ve İslam dünyasına “laiklik” önermesine tepki gösterdi! Cemaat, güç topladığı emniyet ve adalet gibi kurumlarda, AKP ile bazen çatışıyor.
Cemaatin milletvekilleri de var, bakanları da. Cemaat desteğini öyle anlaşılıyor ki, Gül’den yana kaydırıyor.
Gül, siyaset sahnesine, yani AKP içine, büyük bir olasılıkla Cemaat desteğiyle ayak atmaktadır.. İşte Erdoğan’ın, boş koltukler meselesini yağdan kıl çeker gibi çözmesine engel, bu durumdur. Tehditler ve yeni saflaşmalar dönemindeyiz..
Yarın, Cemaat’in durumu...
---
 (*) Cemaati yükselten, doğrudan siyaset yapması ve iktidar odağı haline gelmesidir! İktidarın nimetlerinden menfaat dağıtması, iktidar olanaklarıyla örgütlenmesidir. Cemaati yükselten siyaset, batmasına da neden olacaktır!
Not: Dünkü yazıda, ikinci kez kabul edilen Şike yasasını Gül’ün referanduma götürebileceğini yanlışlıkla yazdım. Böyle bir yetkisi buunmuyor.
--12 Aralık 2011 / Bilim ve Siyaset – Orhan Bursalı

11 Aralık 2011 Pazar

3 Koltuk Boşalıyor: Gül-Erdoğan-Cemaat Kavgası


Cumhurbaşkanı, Başbakan (AKP) ve Cemaat arasında, Şike yasası üzerinden patlayan mücadele, sözde “çok da önemli değil”miş.. Bazıları, özellikle eskiden marksist geçinen sonra iktidara, Erdoğan’a ve cemaate katılan renkli dönekler “bu tartışmaya alet olmazlar”mış.. Gül ile Başbakan “kardeşler”miş, çünkü Başbakan “Cumhurbaşkanı adayımız, kardeşim Gül” demiş.. AKP ile Cemaat arasında kopmaz bir kader bağları varmış..
Yani bir sürü laga luga ile yukarıda saydığımız “üç iktidar odağı” arasında patlayan savaş görülmemeye, en azından hafife alınmaya çalışılıyor.
Gül, ilk kez, AKP’nin bir yasasını bütünüyle geri çeviriyor. Bugüne kadar önüne gelen yasaladan sadece üçünde bir kaç maddeyi geri çevirmişti. Ama hükümetle hep bütünleşik hareket etti.
Şimdi Şike yasasını geri çevrimesi, bir güç denemesidir Burada, Şike yasası değişikliğine şiddetle karşı çıkan Cemaatçilerle birlikte hareket etti.
Erdoğan da, Gül ve Cemaatin restini gördü. Yasa değişime uğramadan Gül’ün masasına kondu. Gül, ya yasayı kabul edecek ya Anayasa Mahkemesine götürecek ya da Referanduma!
Ama sonuç şudur: İktidar odakları arasında mücadele ateşlenmiştir. Bu, sorun çözülünceye kadar sürecek. Güçlü bir olasılıkla, bu mücadele sonunda saflar ve destekler değişecektir..
Olayın ayrıntısına bakalım
***
Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi en geç 2014’de yapılacaksa, Türkiye’nin zirvesinde Üç Koltuk boşalıyor. Kişiler ve şapkalar değişecek.
Gül, Cumhurbaşkanlığından ayrılıyor.
Erdoğan, Başbakanlıktan.
Ve Erdoğan Parti Başkanlığı’ndan..
***
Önce Erdoğan’dan başlayalım: 2014’te boşalan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak mı? Büyük bir olasılıkla (Yüzde 99,9).
Ancak biliyoruz ki, Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı yetkileri az geliyor. Oradan, ülkeyi de yönetmek istiyor. Gönlü, Başkanlık Sistemi’nin, Başkanlık’tan veya en azından güçlendirilmiş bir Cumhur-Başkanlığından yana. Anayasa değişikliğiyle özellikle bu açıdan ilgileniyor. 2014’e kadar zamanı var, Meclis’te Anayasa pazarlıklarının alacağı yönü bekleyeceğiz.
Anayasa değişmezse, Erdoğan sağlık sorunları yaşamazsa yine yüzde 99,9 olasılıkla köşke çıkacak.. Çünkü hem o makamda oturmak istiyor, hem yoruldu ve biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Çankaya’dan, Parti’nin de bütünlüğünü koruyabileceğine inanıyor.
O halde, Başbakan’ın Çankaya’ya çıkarken, Başbakanlığı ve Parti Başkanlığını, kendisiyle uyumlu çalışacak emin ellere bırakmak isteyecektir. Ya bu iki görevi yani Parti Başkanılığını ve Başbakanlığı bir kişiye emanet edecek... Olmazsa, iki görevi iki kişiye de bölüştürebilir.
Peki Gül, Erdoğan için doğru adam mı?
***
Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra Gül hangi koltuğa oturacak? Öyle çok sanıldığı gibi, hemen ve kolaylıkla Başbakanlığa (ve Parti Başkanlığına) mı ?
Hayır, Gül’ün Başbakanlığa oturması hiç kolay değil.
Gül, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, kendisine güçlü bir siyasi kişilik inşa etti. 2007’den öncesi kabul edilmiş Erdoğan- Gül kardeşliği, yani “Ben Birinci -Sen İkinci” siyasi kişilikler yok bugün.
Bu süreç içinde, iki tane Birinci Siyasi Kişilik ortaya çıktı! Yani Gül, kendisini Erdoğan’la eşitledi!
Bu nedenle, eğer Erdoğan Köşke çıkarsa, ve Gül’e yol açarsa, partiyi ve Başbakanlığı tamamen Gül’e bırakmak zorundadır. Gül, Erdoğan’ın rolünü tam anlamıyla üstlenecektir. Erdoğan’ın himayesi ve kişiliği altında çalışmayacaktır.
İşte dananın kuyruğunun koptuğu nokta.
***
Erdoğan Gül’ün Parti Başkanlığı ve Başbakanlık rolünü üstlenmesini kabul ederse, Köşk’te oturacak ve siyasi yönetime karışamayacaktır..
Oysa Erdoğan, Köşkten, hükümeti de oldukça güçlü bir şekilde yönetmek istemektedir! Güçlü siyasi ve otoriter kişiliği, başka bir rolü kabul etmeyecektir.
Sonuç: Erdoğan için Gül, Başbakanlık ve Parti Başkanlığı makamı için doğru siyasi kişi değildir.
***
Şike yasası üzerinden başlayan erken kapışma, boşalan üç koltuğıun nasıl, hangi yetkilelerle ve kimler tarafından doldurulacağı yüzündendir.
Bu mücadele erken ateşlenmiştir. İki nedenle:
Birincisi Erdoğan’ın hastalığı..
İkincisi, siyaset sahnesindeki Cemaatin, Şike Yasasındaki değişikliğe karşı çıkması ve Erdoğan’a karşı çıkması.
Şike yasası olmasaydı, Erdoğan- Gül koltuk sorunu, daha sonra ateşlenecekti.
Cemaat, bu sorunun patlamasını erkene aldı!
Burada, Gül ile Cemaat arasında bir siyasi ititfakın temellerinin atıldığını da görüyoruz..
Probleme ve Cemaat’ün rolü açısından da soruna yarın bakacağız..
--11 Aralık 2011 / Bilim ve Siyast – Cumhuriyet

9 Aralık 2011 Cuma

AKP Neden Dünyayı “Takmıyor” ?


Aydınlık’ın sahibi Mehmet Sabuncu’nun gözaltına  alınması ile muhalif medyaya yönelik polisiye ve yargısal sindirme-susturma operasyonları sürüyor.
Aydınlık ve Ulusal Kanal gibi muhalefetini siyasal planda oldukça sert ve içerikli olarak sürdüren medya, polisiye yöntemlerle ezilmeye çalışılırken... büyük patron medyasının ise aba altından sopa ile iktidar yanlısı yayına zorlandığını dünya alem biliyor.
Patronlara Doğan Medya örneği yaratıldı, vergiler salındı, onların pek çoğu haksız çıktı mahkemelerde.. Ama önemli olan yıllar sürecek bir mahkeme baskısı ile Doğan medya üzerinde ipotek kondu... Diğer büyük patron medyaları da Doğan medya örneğini içselleştirdiler ve kendilerine “çeki düzen” verdiler. Böylece bir zamanların ünlü kanalları tatlı su yayıncılığına başlayarak seyircilerini büyük ölçüde kaybettiler..
AKP iktidarının tek ölçüsü var “demokrasi oyunlarında”. Meşru ve hukuki zeminde iktidara ve düzene muhalefet eden partilere ve medya organlarına karşı tavrın... Muhalefeti, düzenin normal bir olgusu olarak kabul ediyor musun, yoksa etmiyor musun..
Ediyorsan oyunu kurallarına göre oynuyorsun... Etmiyorsan, demokrasi dışı bir iktidarsın ve hızla tek parti diktatörüğüne ve daha ötesi faşizme yelken açıyorsun, demektir.
Bugün medya üzerinde iktidarın açık ve kapalı terörü esmektedir...
ABD dahil, AB ve uluslararası kuruluşlar, özellikle son iki yıldır, ülkemizde basın özgürlüğünü ayaklar altına alan iktidar ve uygulamalarına dikkat çekiyor ve medya özgürlüğü ile demokrasi arasındaki birebir ilişkiyi vurguluyorken...
AKP iktidarının bütün bunları “iplememesini” nasıl yorumlayacağız?
***
Ergenekon “açık örgüt kazanı”na, 4-5 yıldan beri, eski veya yeni ortaya çıkan veya çıkacak olan rejim-iktidar muhaliflerini durmadan atmaları, iktidarın dünyada yeni keşfettiği bir “muhalif temizleme” yöntemi olsa gerek. Düşünün 3 yıl önce başlamış bir davaya, sürekli olarak “vay sen de ergenekondansın..” dierek eklemeler yapması, olacak şey değil..
Zaten bir süredir iktidar yanlısı besleme medya ve yazarlar ve Ergenekon tezgahını kuranlar, “Ergenekonu uyutuyorlar... hepsini salıverecekler bu gidişle..” biçiminde ortalığı velveleye veriyorlardı. Belli ki istekleri, Ergenekon kazanının altına “yeni insanlar ”sürmek ve kazanın yeniden kaynamasını sağlamaktı..
Şimdiki tutuklamaların bir amacı bu...
İkinci amacı, “Ergenekon canavarı”nın hala canlı olduğunu aptallara göstermek..
Üçüncü amacı da, kurmak istedikleri tek parti diktatörlüğü yolunda ilerlemek..
Ergenekon davası uzun zamandır artık bir “Van Gölü Canavarı”dır!
Bugünkü tutuklamaların diğer bir yönü de şudur: İktidar, Suriye üzerinde savaşçı baskısını arttırdıkça, içeride polisiye önlemlerini ve baskıları da arttırma yolundadır.
Amerikalılara ve Avrupalılara, “Suriye’yi halletmede benden daha iyisini bulamazsınız” mesajını ne kadar güçlü verirse, bu ülkelerin, AKP iktidarının totaliter uygulamalarına göz yumacağını düşünüyorlar!
Türkiye giderek daha zor dönemeçlere giriyor...

OSMAN ŞAHİN’E KUTLAMA
Sevgili dostumuz, Türkiye’nin öykü yazarlığında köşe taşları arasında yer alan Osman Şahin için “Ustalara Saygı” gecesi düzenlendi. O kadar çok istedim gitmek, ama evden çıkamadım. Oysa Toroslardan esen bu heyecanı orada bizzat yaşamak isterdim.
Ama olsun, şimdi Osman Şahin’in zengin çağrışımlarla ve görselliklerle dolu öykülerini –yeniden- okumanın zamanıdır! Bütün okurları da buna davet ediyorum.
Dostumuza kucak dolusu sağlıklı uzun bir ömür...
Ve buna karşılık da yeni öyküler diliyoruz..
---8 Aralık 2011 / Bilim ve Siyaset – Cumhuriyet

6 Aralık 2011 Salı

Cemaat + İktidar Terörü!.. Güle Güle Tanilli


Mustafa Balbay 1000.ci gününü devirdi. Sadece Mustafa’nın durumu bile, bir hukuk sisteminin nasıl siyaseten ve yargısal olarak zalimce işletilebileceğinin somut kanıtıdır!
Ergekon-Balyoz ve sonraki gazeteciler davaları bir zincirdir, hepsi zincirin birer halkasıdır. Bütün bu davaları birbir ardına dizen aynı kimsedir, kimselerdir, örgütlerdir, partilerdir, iradedir.. Aynı iktidardır!
Yargı ve Hukuk, bizde adeta “İdam Mangaları”na dönüştürüldü!
Bu sistemde şimdilik etkili olan, iktidarın “temizlikçi” ortağı, emniyette ve hukukta gayet iyi örgütlenen cemaat kurumudur! Bunu görmemek için de kör olmak gerekir! Bütün bağlantıların kesişim noktasında onlar ortaya çıkıyor.
Bakın, örneğin Başbakan Yardımcısı, ilelebet tutukluluğa bir kaç kez sesini yükseltince, en büyük çığlığı, cemaatin polis-yazar takımı yükseltiyor. Nasırlarına basılmış gibi!
Hemen hepsi “Adalete müdahale etmeyin, siyaset hukuka mahkemelere karışmasın, tarafsız kalsın, bu bir suçtur...” diye basbar bağırıyorlar!
Onların bu tutumu, olayı aydınlatan bir turnusol kağıdıdır!
***
Kitap fuarında, bir okurla sohbet ediyoruz.. Yargıç olduğunu belirtiyor... Hazır bulmuşken soruyorum adalet sistemi içinde cemaat örgütlenmesini.. yüzde 20-30 diyor, “ama etkin yerlerde”. Büyük çoğunluk ise boyun eğdirilmiş-eğmiş durumda.
Burada merak ediyorum, adı Ali Dibo’ya çıkmış Adalet Bakanı, cemaatçi mi yokta AKP’li mi?
Emirleri Başbakanından mı alıyor, yoksa Okyanus ötesinden mi?
Adını anmayalım, o yüksek kurulun yüzde kaçı cemaatçı?
Şüphesiz, adaletin kılıcı, çift kocalı olduğu için, hem AKP operasyonları (İzmir ve diğer CHP’li belediyeler gbi) hem de Cemaat operasyonları için çalışıyor!
***
Mustafa ve diğerleri, intikamın da ötesinde, dini ağırlıklı tek parti diktatörlüğünün, tek parti devletinin yeni düzenini kurma amacının esirleridir..
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk üyesi Işıl Karakaş, adalet sistemizinin içinde bulunduğu karanlık durumu “ifade ve basın özgürlüğü açısından en kötü durumda olan ülke Türkiye” diyerek açıkladı!
“Geçen yıl 6500 başvuru vardı, 2011’de 9 bine ulaştı.. Gazeteci tutuklamada en kötü devlet Türkiye, örneğin ikinci sıradaki Fransa’da 10 olay varsa, Türkiye’de 200, bu kadar arada fark var!” (NTV’deki söyleşiden)
Türkiye en çok mahküm olan ve en çok tazminat parası ödeyen ülkedir! 2010 yılı taznimatlarının yüzde 40’ını bu iktidar ödedi!
Bu durum, cemaat-AKP iktidarının gerçek yüzüdür!
Geride ne varsa, hepsi palavradır, sahtedir..
Bu iktidar gittiğinde, adalet sisteminin tepeden tırnağa demokratikleştirilmesi ve hukuksallaştırılması, ülkenin birinci derecede sorunudur..
Biliyorum ki, Balbay ve diğer tutuklular, bu bilinçle ayakta duruyorlar!

GÜLE GÜLE TANİLLİ!
Server Tanilli, benim gözümde direncin timsali! Her koşul altında direncin! Bu açıdan, insanın en zor koşullara uyum yeteneğinin ender örneklerinden biri!
Uyum derken: Alışıldık- normal koşullarda herkes hayatını sürdürür! Olağanüstü koşullar ortaya çıktığında ise, çok azınlık hayatta kalır ve yaşamını sürdürebilir! Zor koşulların üstesinden gelmek ve hayatta kalmak, şüphesiz birinci derecede bedenin fiziki koşullarıyla ilgili olsa da, birinci derecede, beyin ile ilgilidir!
Çünkü beyin insanın, bedenin kumanda panelidir!
Üretme, mücadele etme, yazma ve doğru bildiklerini durmadan açıklama yüksek iradesi 33 yıldır Server Tanilli’yi ayakta tuttu!
Çabası, kişiliği, dünyaya sosyal bakışı, geride bıraktığı eserleri, daha onlarca yıl eğitici ve öğretici bir zenginlik ve insan örneği olarak, Türkiye’ye hizmet edecektir!
Güle güle sevgili Tanilli..
--1 Aralık 2011 / Bilim ve Siyaset – Cumhuryet

AKP, CHP’yi Dilimliyor.. İki TUtuklu.. Bedeli Ne Olursa Olsun

İzmir mitingine evet, ama yetmez! İktidarın muhalefeti boğmak ve tek parti diktatörlüğünü ülkeye yerleştirmek için yaptığı keyfi operasyonlar, baskılar, tutuklamalar karşısında, İzmir mitingi küçük kalır.
CHP farkında mı Türkiye’nin üzerine çöken kıyametin büyüklüğünün!
Ve bu kıyametin bir süredir CHP kapılarından içeri girdiğinin...
AKP, CHP’yi dilimlemeye başladı! CHP’nin yerel iktidarlarını çökertme operasyonu İzmir’de yoğunlaştı!
Mustafa Sönmez’in yazdığı gibi, büyük rant kapısı olan sahillerde iktidarı ele geçirmek istiyorlar; ayrıca RTE’nın başka hiç bir “iktidar” olasılığına olanak tanımayan otoriter yüzü; dış ülkelerdeki tanımlara göre ise iktidarın demokrasi tanımaz “tiran” karakteri.. CHP’yi tamamen safdışı bırakmayı amaçlıyor..
Sadece CHP’yi değil..
Bütün muhalefet partilerinin etkisiz ve göstermelik minik guruplar halinde Meclis’te “temsil” edildikleri sistem, AKP için “En iyi demokratik sistem”dir!
İktidarın damarlarında oluk oluk CHP düşmanlığı, demokrasi düşmanlığı, Mustafa Kemal dönemine ve onun büyük devrimlerine düşmanlığı akıyor!
***
CHP “Tehlikenin Farkında mı?” Bırakın ülkeyi! Kendisinin ateşin içine atıldığının farkında mı?
Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de demokrasi mi var!” diyordu önceki gün Cumhuriyet yönetici ve yazarlarıyla buluşmasında...
Evet yok! 
Ülkemizde Hukuk ve Yargı Tutuklu!
Hukuk ve yargı tutukluysa, ülkede hiç bir şey normal değildir.
Olağanüstü bir durum vardır! CHP ise “normal düzenin normal partisi” konumunda... Yanıltıcı olan bu durumdur!
AKP sürekli ataklar halinde, dalga dalga ilerliyor.
CHP’de ise “başarı öyküsü” diyebileceğimiz, millete umut verdirecek bir örnek bile yok.
İzmir mitingi tamam.. Ama İzmir milletvekili Balbay ve Zonguldak milletvekili Haberal içeride!
Kasıtlı ve keyfi olarak içeride tutuluyorlar... AKP göstere göstere bunu yapıyor! Alay ede ede diyorlar ki “biz yargıya karışamayız!”    
BDP’nin de MHP’nin de milletvekilleri tutuklu!
Hey, Meclis’te bulunuyorsunuz da ne oluyor yani! Bunu hiç kendinize soruyor musunuz?
Madem onları yüzüstü, iktidarın inayetine, “Silivri esirleri” olarak bırakacaktınız, niye milletvekili gösterdiniz ve seçtirdiniz?
Türkiye bu haksızlığa isyan halindedir.. Ahmet Hakan: “Zulüm açıktır. O kadar açıktır ki hiçbir yetkili, hiçbir bakan, hiçbir hukukçu, hatta hiçbir yandaş, “Yapılan doğrudur” diyememektedir.” (*)
Bu haksızlığın üzerine üzerine nasıl gideceksiniz ve milletvekillerinizi esaretten nasıl kurtaracaksınız?!
Hepinizin esas görevidir bu!
Şüphesiz yasa değişikliği tasarıları hazırlamanız iyidir.. Ama bunun yetmeyeceğini görüceksiniz..
Ta ki AKP, “artık bırakılım şunları” deyinceye kadar. Eğer serbest bırakırlarsa, bunun bile “rantını” yiyeceklerdir!
“O isterse!”.. “O Büyük Muktedir”in “kalbi ve gönlü, milletvekillerinin artık demirparmakalıklar arkasında olmasına razı olmadı!” olacaktır!
Utanç verici bir şey..
***
AKP size kapıyı açtı, göstermelik bir protokol imzası ile içeri buyur edildiniz ve yemin ettiniz.. Hiç de öyle değildiniz ilk günlerde! Aranızda pek çok milletvekili “girelim yemin edelim” demiştir... Sizler de bu baskıya dayanamadınız diyelim...
Eeee ne oldu? Vicdanlarınız sızlıyordur şüphesiz. Girelim diyen milletvekillerinin de sızlıyor mudur! Yoksa, sallarım başımı, alırım maaşımı havasındalar mı?
Millet sizden milletvekillerinizi çıkartmanızı istiyor..
Onları oradan kurtarmanızı!
Bir başarı öyküsü yazmanızı!
Bedeli ne olursa olsun!
Tekrarlıyorum: Bedeli ne olursa olsun!
Partinizi, adamlarınızı, milletinizi ancak böyle canlandırırsınız.. Ancak böyle liderlik edebilirsiniz! Çoğalabilirsiniz. Güven verebilirsiniz..
Parti içinde durmadan laga luga eden, başka iş yokmuş gibi CHP’nin ilkelerini gözden geçirelim fasa fisolarını durmadan gündeme taşıyan..  AKP’nin saldırılarına karşı tek bir fikir bile üretmeyenler, bırakınız düşsünler!
Olağanüstü dönemlere, ancak olağanüstü çaba ve politikalarla karşı konursa, parti olabilirsiniz..
--
 (*) CİA-Cemaat varakasından yükselen aşşşağılık bir ses ise, “Ergenekonu çökertmek için Balbay’ı serbest bıraktırmaya çalışıyorlar” diyor.. Aynı kafada ve nitelikte 180 derecelik bir dönek ise, köşesinden, başka yazarları Ergenekoncu olarak yaftalamak peşinde koşuyor
--6 Aralık 2011 /  Bilim ve Siyaset -Cumhuriyet

İktidarın İki Silahı, Boyun Eğme Özgürlüğü, ve ABD: Aba Altındaki


Yargı, iktidarın bir nolu siyasi silahıdır. Muhalefeti ve medyayı bu silahla vuruyor!..
İkinci önemli silahı, devletin / maliyenin denetimidir.. İktidarla, devletle, maliye ile türlü çeşitli işleri olan patronları da bu ekonomik silahla dize getiriyor.
Türkiye’de en çok iktidara boyun eğme özgürlüğü vardır!
Medya patronlarını kul köle haline getirdiler.. Şirket patronlarının pek çoğu da, iktidara arkasından lanet okurken, seslerini çıkaramaz duruma düşürüldüler.
Medya büyük bir mezarlık halindedir! Daha iyi bir tanım isterseniz, sessiz büyük okyanusa dönüştürülmüştür. Fırtınasız, dalgaları olmayan, en sert havalarda bile sahilleri sadece şıp şıp diye yalayan romantik su seslerini dinliyoruz!
***
Kılıçdaroğlu, iktidarın İzmir’e saldırılarına, mitingle yanıt verdi. “Saldırıyı karşılama” olarak iyi bir gösteri.. Ama yetmez...
Çünkü, iktidar savcısını halkın öncülerinin ve direnişlerin üzerine ve CHP belediyelerine saldıkça, olan şudur: Sinme! Geri çekilme! Suskunluk! Korku! Çünkü halkın kitlesel örgütlenmesi zayıf. Direnen güçler zayıf kalıyor.
CHP, bu saldırıları meydanlarda göğüsleyerek, cesareti körükleyebilir ve muhalefet güçlerinin korunmasız olmadığını gösterebilir.
Bu işin bir yönü..
***
CHP’nin, iktidarın yargı- savcı ve ekonomik baskılarına karşı da, teşhir edici, irili ufaklı bütün olayları ve gelişmeleri açıklayıcı bir çalışmanın içine girmesi gerekir.
Yargı’da olan bitenler hakkında, belki de sürekli yayınlanacak bültenlerle ve yapılacak basın toplantılarıyla kamuoyu bilgilendirilmeli.
Salt bu konuyu ele alan, miting bile yapılmalı.. Boyun eğmeye zorlanan yargı dünyasının dayanacak bir yeri olmalı! Aynı düşünce, ekonomi dünyası için de geçerli..
CHP’nin şöyle iki-üç yıllık bir “Karşı Duruş” plan ve programı var mı? Örgütünü bu kapsamda harekete geçirecek?
Ben görmüyorum, bu nedenle de parti içinde iktidar kavgalarının önünü almak mümkün değil.. Bu kavga, CHP’yi yiyip bitirir..
***
“İKTİDAR TİRAN!” ABD’NİN ABA ALTINDAN SOPASI MI?

Abramoviç, ABD’nin Ankara eski büyükelçisi, bizim medya için bakın ne diyor:  Erdoğan’ın hastalığı hakkında basın çok sessiz. ABD’de olsa bu konunun çok üstüne giderlerdi” ve alaycı bir ifadeyle ekliyor: “Türk basını oldukça saygılı”!
Saygılı, ne kelime! İki kez cümbür cemaat iktidarın çağrısı üzerine Ankara’da soluğu aldılar (patronlar, genel yayın yönetmenleri..) ve çeşitli konularda nasıl yayın yapacakları konusunda gerekli direktifleri ceplerine koyup döndüler!
Başbakanın hastalığı ve ameliyatı gerçekten Türkiye’nin bir numaralı konularından biridir! Herkes “canım sıradan basit bir ameliyat” havasında olayı geçiştiriyor.
Abramoviç sürdürüyor: Türkiye’nin iç siyasetine ABD’den bakınca görülenler, Başbakan Erdoğan’ın iç siyaset sahnesinde gitgide artan tiranizmi, baskısı ve Türk medyasında tek seslilik.” (Hürriyet online, 4 Aralık 2011, Sebla Kutsal’ın haberi, Heinrich Böll Vakfı’nda konuşma)..
Aynı haberi, dünkü Cumhuriyet’te Mustafa K. Erdemol’dan daha net okuyoruz: “İki ülke arasında işler iyi gitmiyor.. Türkiye’de rejimin otoriterleşmesi, ciddi bir endişe kaynağı.. uzun süreli gazeteci tutuklukları, telefon dinlemeleri endişe konusu…”
Abromoviç’in endişeleri sadece bunlar değil: İktidarın Kürt meselesinde olumsuz tutumu da.. Ermenistan sınırının açılmamış olması da.. “Türkiye’nin Suriye’ye silahlı müdahalesini de hükümet konuşmuştur,” diyor; bizim hükümet yalanlasa da..
Amerikan Başkan Yardımcısı Biden ile Abramoviç’in aynı zamanda Türkiye’de olması raslantı olmasa gerek.. Biden, resmi ilişkileri sürdürür ve övgülere öncelik verirken, Abramoviç rahatsızlıkları dil gtiriyor.
Dikkat edin: Abramoviç’in esas rahatsızlığı, aslında PKK, Ermeni politikası.. Ortadoğu’da Kürt meselesinin ABD için çok önemli olduğunu vurguluyorlar. Burada problem istemiyor ABD! Ve buna karşılık da Erdoğan’ın ülke içinde otoriter rejimini, demokrasi düşmanlıklarını dile getiriyor. Neden? Demokrasi aşığı olduklarından mı?
Bu şu demek: “Dış konularda benim politikalarımı izlemezsen, içeride tiranlığını gündemde tutarız ve başını ağrıtırız..”
***
CUMOK’lar dün kuruluşlarının yıldönümünü kutladı. Hepsine kucak dolusu evgi ve saygı..
5 Aralık 2011 /  Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet

4 Aralık 2011 Pazar

Haşim Kılıç Yasayı Delemedi.. Van ve Lüksün Kaynağı ve Akademi..

LÜKSÜN GELİR KAYNAĞI: Genellikle de “çok satan” gazetemizde ikide bir yer alır şu haber: “Türkiye büyümede göz kamaştırıyor, pahalı saatler çok satıyor..” Kim bunu söyleyen kişi? İthal saatler satan şirketin “CEO”su Cindy!..  Canısı!.. Türkiye “hıyarlar” ülkesi ya, önce bir öv. Şöyle okkalı.. “Yıldızsınızzz.. Üstelik parlayan yıldızzz.. Avrupa’da, dünyada bir tanesiniz... Öperim ben sizi...” de!
Biz buna bayılırız ve manşete çekeriz hemen.
Cindy’nin bizi nasıl öptüğü açık: Lüks saatlere ilgi çok fazla.. Satışlar şaşırtıcı düzeyde! “Türkiye eşsiz bir ülke.”
 Avrupa ve Yunanistan’da fiyatları düşürmüşler, kriz var. Türkiye’ye gazlıyorlar: “Türkiye en çok büyüme yaşadığımız ilk beşte ülke içinde. Bu yıl yüzde 18 büyüme bekliyoruz. Göz kamaştırıcı..”
***
Peki bu paraların kaynakları? Bunun için Işık Kansu kardeşimin yazısına bakacağız:
İktidara yaslananlar afetten yağ çıkarmakta pek hünerli. İhalesiz rant dağıtma çarkları şakır şakır dönüyor. Enkaz mı kaldırılacak, hazır yemek mi dağıtılacak, onarım mı yapılacak, ihalesiz ver yandaşlara. Afet bereketi denen şey, böyle bir şey..”
Sadece Van mı? Türkiye’nin her yanı Van!.. Her yanı peşkeş.. İktidar ve belediyelerin her yanından “bereket” fışkırıyor! Bu “bereket”i de meselâ Cindy’miz topluyor.. pahalı saatleri dağıtarak. İktidarın adamları, Van’da, İstanbul’da.. malı götürüyor ve karısı kızı saatlere, dört çekere, lüks konutlara koşuyor...
50 milyar doları aşkın özelleştirme geliri, 150 milyar dolar dış finansman..
Bu paraların 10 yılda muazzam bir “çarpan etkisi” yaratarak ekonominin her alanında büyük bir katmadeğer yaratması, Türkiye’nin ihracat kalitesini arttırması ve dışarıyla alışverişte ekonominin 70-80 milyar dolar açık (cari açık) vermemesi gerekmez mi?!
Gerekir! Ama bu yağmaya finansman yeter mi!
İktidarın harcama politikaları esas yağma ekonomisini desteklediği için bu açık hiç kapanmaz! Bunu da piyasa “ekonomist”leri dert edinmez..
Gelsin saatler! Pırlantalar! Altınlar! Dört çekerler! Lüks konuklar.. Üstelik üçer beşer.. İktidar ve eteğindeki muazzam kitlenin miktarı nedir, mahdumları kaç yüzbin-milyon tutar? Hepsinin doyurulması gerekir!
Cindy’mizin satışlar muaazzzammmm derken, gözlerini faltaşı gibi açmasının arka planı.. Türkiye’ye gelmekte geç bile kaldılar! Burası “büyüyen” ve “yıldızı parlayan” bir yer!  Koşunnnn...
***
BİLİM AKADEMİSİ DERNEĞİ. Zor bir işe koyuldular. Ama hepsi mutlu ve memnun görünüyordu. Soruları yanıtladılar. Dünya bilim akademileri şüphesiz onları hemen kabul edecektir. Türkiye de onlara mali kaynaklar yaratacaktır. Şüphesiz pamuk ellerini öncelikle bizzat ceplerine sokacaklar...
Bütün kurumların üzerine karabasan gibi çöken, Borsa’yı bile kendine bağlayan, her ilişkili kurumu atadığı adamlarıyla “uydusu” haline getiren iktidar, Akademi’ye dokunmamazlık etmezdi!
Bilim Akademisi Derneği, benim gözümde, bu yokedici fırtınaya karşı koymanın umut ışığıdır...
***
HAŞİM KILIÇ VE YASALARI DELMEK: Konu, Başbakan’ın ameliyatı ile gündeme geldi. Önce geçmiş olsun.. Amerikan hastahanesinin değerli doktoru Prof. Buğra’nın, Marmara Üniversitesi hastahanesinde Başbakanı ameliyat etmesiyle yasaların iki kez çiğnendiği yazıldı.. Tabii, iktidar, bizzat bu “suç ortamı”nı yarattı.
Prof. Buğra, hükümetin tıp fakültelerine ve doktorlara karşı amansız savaşımı sonucu, istifa edip özel hastahaneye geçenlerden.
İktidarın üniversiteden dolaylı attırdığı Buğra’yı beğenmesine bir şey diyemem. Başbakan Amerikan Hastahanesi’ne gitseydi, en doğrusunu yapardı! Yasal olmayan bir durum da yaratmazdı.
Ama iktidarı ve adamları “yasaları ben delersem önemi yoktur” kafasındalar. Anayasa Mahkemesi Başkanı, Haşim Kılıç da onlardan biri: Hacettepe Üniversite’sinde anjiyo olması gündeme gelir. Hastalara dokunması ve ameliyat yapması yasak olan, çok iyi bir uzman profesörümüze rica eder, anjiyoyu Hacettepe’de yapması için. Uzmanımız “bu yasa dışı olur, yasalar buna izin vermiyor, gelin bunu yasal olarak çalıştığım falan özel hastahanede yapalım..” diyor.
Haşim Kılıç, “Hocam burada yapmakla bir şey olmaz, kimse de bir şey demez, boşverin siz, anjiyoyu burada yapalım” benzeri sözler eder.
Ama, Hacettepe Profesörüne suç iletmeyi başaramaz!
Anlıyorsunuz değil mi!
--4 Aralık 2011- Bilim ve Siyaset - Cumhuriyet